SANSÜRCÜ BİRGÜN GAZETESİ sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
SANSÜRCÜ BİRGÜN GAZETESİ sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

6 Kasım 2011 Pazar

Özgürlük ve Dayanışma Partisi'ne yakınlığıyla bilinen SANSÜRCÜ gazete BİRGün'ün tiyatrodan anlamayan yazarı Ahmet Meriç Şenyüz yine çalakalem yazıyor!

Tiyatro oyununu Zerdüşt ayini sandılar


Ahmet Meriç Şenyüz
5 Kasım 2011


Saadet Partisi’ne yakınlığıyla bilinen Milli Gazete dünkü manşetinde skandal bir habere imza attı. Milli Gazete, Kandil’de yapılan bir tiyatro gösterisini ‘Zerdüşt ayini’ sanarak manşetine taşıdı. Haberi, aralarında Sabah gazetesi ve Samanyolu Haber’in de yer aldığı bütün yandaş siteler de ciddiye alarak yayımladı. Oysa, fotoğraflar PKK’lilerin Kandil’de sıklıkla düzenlediği tiyatro gösterilerinden birine ait.

HİÇ Mİ TİYATRO OYUNU İZLEMEDİNİZ?

Mustafa Kılıç imzalı haber; “Milli Gazete’nin ulaştığı ayin fotoğraflarında terör örgütü militanları Öcalan fotoğrafı altında ateşe secde edip, sembolik krala tapıyor” üst başlığıyla sunuldu. Oysa, sembolik krala tapıldığının delili olarak konan fotoğrafta, bunun bir tiyatro oyunu ve arkadakinin de bir dekor olduğu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde anlaşılıyor. PKK’lilerin eğitim kamplarında sıklıkla tiyatro gösterileri düzenledikleri bir sır değil. Dileyen okurlarımız YouTube ve benzeri video paylaşım sitelerinde, “gerilla tiyatrosu” şeklinde arama yaptırarak Kandil’deki tiyatro gösterilerinin videolarına ulaşabilir. Ancak haberi hazırlayanlar ya da bu haberi hiç kuşku duymadan internet sitelerine taşıyanlar, hayatlarında tiyatro oyunu görmemiş olacaklar ki bir tiyatro mizanseninden olduğu apaçık bu fotoğrafları ‘ayin’ zannedebiliyorlar(!).

BİLMEZLİKTEN GELEREK HABER YAZMAK

Aslında meselenin, tiyatro oyunun yanlış anlamakla ilgisinin bulunmadığı, haberi hazırlayanların ‘gerilla tiyatrosu’ndan bal gibi haberdar oldukları, okumaya devam ettikçe ortaya çıkıyor: “Örgüte katılan gençleri, yetiştiği sosyo-kültürel yapıdan ve dini inançlarından arındırmaya çalışan örgüt, ilk önce, tiyatro ve kısa piyeslerle gençlerin zihinlerini yıkamaya başlıyor. Hazırlanan piyesler daha çok mağaralar da oynanıyor. Mağaraya kurulan bir sahnede sözde tanrı kral bulunuyor. Mabed olarak kabul edilen saray figürünün önünde bulunan kişiye tanrı kral sıfatını yükleyen militanlar, bu figür üzerinden, suratlarına yaptıkları makyajlarla, canlandırma yapıyorlar. Canlandırma yapılan piyeslerde kullanılan giysiler ve figürler, piyeslerde M.Ö. çağlara yani pagan dönemine ait konuların işlendiğini gösteriyor.” Tabii bu satırları haber diye yazanlar, klasik tiyatronun en önemli eserlerinin M.Ö’deki çağları konu olduğunu bilmezlikten geliyor. Üstelik “gerilla tiyatrosu” yazıp google’de aratarak ‘pagan dönemlerle’ falan hiçbir alakası olmayan bir sürü tiyatro oyununun görüntüsüne ulaşılacağını bildikleri halde…

ZERDÜŞT AYİNİNDE ATEŞE SECDE YOK

Haberden çok korku filmi metnini andıran dehşet verici ‘yazı’ şu ifadelerle sürüyor: “Örgüt üyeleri belirlenen dönemlerde Abdullah Öcalan'ın resimlerinin bulunduğu alanlarda bir araya gelerek ibadet yapıyor. Düz bir alana yakılan ateşin etrafında kırmızı, sarı ve yeşil renkli kıyafetlerle yapılan sapkın ayine ateşin etrafını saran diğer militanlar da katılıyor. Zerdüşt felsefesine birebir uyan ayinlerde bir önder etraftaki insanları ateşe davet ediyor.” Oysa, Zerdüşt ayinlerinde ateşin önünde secde etmek gibi bir ritüel bulunmuyor. Bakın tüm dinlerle ilgili verdiği güvenilir bilgilerle bu konuda kaynak kabul edilen BBC’nin online dinler katalogunda Zerdüştlükle ilgili hangi bilgiler veriliyor: “Zerdüştiler Batılı kültürlerde sanıldığı gibi ateşe tapmazlar. Zerdüştiler dünyada bulunan elementlerin saf olduğuna ve ateşin tanrının ışığı veya irfanı olduğuna inanırlar. Dini törenlere ya da ayinlere çok fazla önem vermeden, "iyi sözler, iyi düşünceler ve iyi hareketler" ilkelerine odaklanırlar. Zerdüştiler günde birkaç sefer dua ederler.” Özcesi, Zerdüştlerde bırakalım böyle sarılı, kırmızılı garip kostümler giyip ateş önünde secde etmeyi, klasik anlamda bir ‘ayin’ bile söz konusu değil. Biçimci bir din olmayan Zerdüştilikte, sık sık Tanrı’ya dua etmek esas, dua ederken özel bir kostüm giyilmesi söz konusu bile değil. Amaç, ‘sivil Cuma’ eylemleriyle siyasal İslamcıların elinden din kozunu almaya başlayan Kürt hareketini Zerdüşt ilan ederek itibarsızlaştırmak.

(Kaynak: BİRGün)


***


Ayrıca bakınız:

ALİ ŞİMŞEK'İN KÜLTÜR-SANAT EDİTÖRÜ OLDUĞU BİRGün GAZETESİ TARAFINDAN SANSÜRLENEN HİLMİ BULUNMAZ'IN YAZISINI MUTLAKA, AMA MUTLAKA OKUYUNUZ, OKUTUNUZ!!!

Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!

Feridun Çetinkaya, SANSÜRCÜ BİRGün'ü değerlendiriyor!

Onur Caymaz, LİNÇÇİ M. Ş. Demirkanlı'yı destekleyen Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın da üyesi olduğu, AKP'nin "ANAYASA ÇORBASI"ndaki sineği gösteriyor!

Çorumlu yazar LİNÇÇİ Tuncer Cücenoğlu, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'a yanıt hakkı bile tanımayan Ali Şimşek'in gazetesi SANSÜRCÜ BİRGün'de yazdı!

LİNÇÇİ Adnan Tönel gibi zavallıları besleyen BİRGün gazetesi, sadece sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'a değil; işine gelmeyen herkese sansür uyguluyor

"Meta estetiği hizmetçisi" Sayın LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, SANSÜRCÜ BİRGün gazetesindeki köşesini tamamıyla kişisel çıkarları için kullanıyor!

Kendini tanıtıp satışını artırmak için Deniz Gezmiş'in adını bile kullanan BİRGün, tiyatro konusunda LİNÇÇİ Adnan Tönel'le LİNÇÇİ Yaşam Kaya'ya teslim

Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için LİNÇ KAMPANYASI düzenleyenlerden Adnan Tönel'in peşini hiç bırakmıyoruz

Pek muhterem LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, tamamıyla kişisel çıkarları için yazı yazdığı SANSÜRCÜ gazete BİRGün'ü "facebook bataklığı"na düşürmüş!

Tiyatroda saflar netleşiyor; bir yanda Kültür Bakanlığı çanağı yalayan, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapan, Lions Ödülleri alanlar; diğer yanda BULUNMAZ!

SANSÜRCÜ BİRGün gazetesinde yazı yazmak için düşünce sahibi olmak gerekmez; geyik muhabbeti yapmak gerekir; LİNÇÇİ Adnan Tönel de zâten öyle yapıyor!

Felsefeden hiç anlamadığı için felsefesiz yazılar yazmayı sürdüren LİNÇÇİ ve "Shakespeare cahili" Yaşam Kaya, aşçı olsaydı "yumurtasız omlet" yapardı!

İçinde SANSÜRCÜ ve LİNÇÇİ kişilerin cirit attığı BİRGün, basit bir haberi bile yazmaktan yoksun, yazınsal kısırlık yaşayanların çiftliği görünümünde!

LİNÇÇİ Adnan Tönel, LİNÇÇİ Yaşam Kaya, SANSÜRCÜ Ali Şimşek gibi yazarlar(!)ın da yazı yazdığı BİRGün Gazetesi köşe yazarı Onur Caymaz'dan hoş bir şiir

Hiçbir zaman sosyalist olmadığı için, "sosyalistlikten istifa işlemi" başlatamayacak BİRGün, Taraf yazarı Ümit Kıvanç'ın kaleminin ucuna kadar düştü!

SANSÜRCÜ BİRGün gazetesinin LİNÇÇİ yazarı Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, YAVŞAK sözcüğünün yozlaştırılmasına kendi çapında katkıda bulunmak için çabalıyor

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından LİNÇÇİ Mimesis, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü" veren TAKSAV'a "kutsallık" katıyor!

1100 tiyatro haininin imzasıyla hayatiyet bulan LİNÇ KAMPANYASI alçaklığı şımşek hızıyla silinirken, biz, LİNÇÇİ Tönel'in metnini koruma altına aldık!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın yanıt hakkını gasp edip SANSÜRCÜLÜK yapan BİRGün Gazetesi, şimdi de dolandırıcılık ve sahtekârlığa mı başladı?!...

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu ve Shakespeare çocuğu Nihat Haluk Bilginer, eleştiriye bile katlanamayıp, avukatı Süleyman Anıl'ı harekete geçiriyor!

SANSÜRCÜ gazete BİRGün'de ilginç bir köşe yazısı!

SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nde LİNÇÇİ bir yazar: Yaşam Kaya!

SANSÜRCÜ gazete BİRGün, mikrofonun büyük kısmını LİNÇ KAMPANYASI imzacılarına tuttu!

LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, SANSÜRCÜ gazetede üfürüyor!

LİNÇÇİ Yaşam Kaya, SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nde üfürüyor!

LİNÇÇİ Mustafa Demirkanlı'nın SANSÜRCÜ BİRGün'deki yazıları!

SANSÜRCÜ gazete BİRGün'de yazılar yazan(?!) LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, genç beyinleri durdurmak için, Yeni Yüzyıl Üniversitesi'ni kullanıyor!!!

SANSÜRCÜ gazete BİRGün'de yazı yazan(?!) LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Yaşam Kaya, hiç utanıp sıkılmadan sansürden yakınma ayaklarına yatıyor!!!

LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel'in Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'a iftira attığı gazetesi SANSÜRCÜ BİRGün yanıt yollayan Asu Maro olunca yayınladı!

Elifi mertek sanan Millî Gazete yazarından çok garip bir yazı!

Yaşam Kaya, "kırk yıllık roman yazarı" Selim İleri'yi müzisyen sanıyor...

"Şark Dişçisi" tabuları yıkıyor!

Yaşam Kaya
6 Kasım 2011

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, yeni dönem tiyatro sezonunu Ermeni yazar Hagop Baronyan’ın yazdığı ‘Şark Dişçisi’ adlı oyunla sürdürüyor. Osmanlı’nın son dönemlerine doğru yaşayan, İstanbul’daki çok kültürlü yapıyı kusursuz aktaran, dönemi itibariyle korkusuzca toplumsal sorunlara değinen yazarın oyununu Şehir Tiyatroları’nın önemli yönetmenlerinden Engin Alkan sahneye koyuyor. Müzikal öğelerle süslenen yapıtın, bol hicivli komik konusunda Selim İleri'nin müziklerini dinliyoruz.

‘Şark Dişçisi’ müzikalinde, 19. yüzyıl Osmanlı’sında gezici bir tiyatro kumpanyası, Hagop Baronyan’ın bol iğneli komedisini; müzikli, danslı, gösterişli bir şölenle günümüz seyircisine sunuyor. İstanbul’daki Ermeniler arasında yaşanan; aldatma, aşk çıkmazları, sadakatsizlik, yalanlar, aslında Osmanlı toplumunun aile yaşantısının nasıl çöktüğünü tüm çıplaklığıyla bizlere göstermiş. Günümüz yaşamına da inceden göndermeler yapılan oyunda, para tutsağı insanların köhnemiş ilişkilerine tanıklık ediyoruz.

Engin Alkan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın önemli rejisörlerinden. Yenilikçi düşünce yapısıyla, şimdiye dek yaptığı rejilerle beraber, cesaret edilemeyenleri bu oyunda sahnede gerçekleştiriyor. Seyirciyi oturduğu koltukta rahatsız eden Alkan, Hagop Baronyan gibi tarihin tozlu raflarında unutulmuş önemli bir yazarı güncel bir çalışmayla bizlerin önüne koyuyor. Oyununu titiz bir çalışmayla hazırlayan yönetmen, sahnedeki mizansenlerden hareket düzenine varana dek tüm detayları ince ince işlemiş. Kumpanyanın başarılı görüntüsü, oyunun gittikçe tırmanan yüksek temposu, oyuncuların canla başla konuya eğilmeleri ekibin başarısını bizlere kanıtlıyor.

KÜÇÜK MÜDAHALELER GEREK

Türkiye’de teatral alanda günden güne önemli değişimler yaşıyoruz. Çok değil, sadece on sene kadar önce Türkiye’de Ermeni bir yazarın oyununu sahneye koymaya kalksaydınız, tiyatronun içine kümelenmiş ‘beyaz Türk’ güruhunun saldırılarına uğrardınız. Fakat artık zaman hızla değişiyor. İçimizdeki kültürün değerleri ait oldukları yerlere getiriliyor. Modern, çağdaş Batı tiyatrosunu Ermeni cemaatinden öğrenen bir toplum olarak yıllarca onları hor gören düşünce yapılarıyla yetiştirildik. Fakat şimdi Engin Alkan gibi cesur yönetmenler sayesinde anlayışlar, fikirler değişiyor.

Türkiye’de müzikaller öyle kolay kolay sahnelerde izlenmiyor. Senede bir ya da iki defa müzikal oyunların yapıldığını düşünürsek, sahnede yapılan işin önemini anlarız. Selim Atakan’ın daha önce birçok müziği hakkında kritik yazan bir eleştirmen olarak ‘Şark Dişçisi’nde ciddi sorunlar olduğunu görüyorum. İnişli çıkışlı müzikler, duyguların yanlış aksettirilmesi, müziğin ritimsel sorunları ve tekrarlar beni fazlasıyla rahatsız etti. Aslına bakarsanız müziklerin biraz daha üzerinden gidilse ortaya çok iyi bir iş çıkacak. Oyunun belli noktalarında sadeleştirilmeye gidilse, ayrıca oyuncu mikrofonlarının sesi biraz daha açılsa gösteri daha iyi bir hale gelecek. Genel olarak konunun yapısı çok iyi dizayn edilmiş. Küçük bazı müdahalelerle ‘Şark Dişçisi’ mükemmel bütünlüğe dönüşür.

Selçuk Borak, Çağlar Çorumlu, Sevil Akı, Selin Türkmen, Ümit Daşdöğen, Sevinç Erbulak, Hüseyin Tuncel, Salih Bademci, Emrah Özertem, Tuğrul Arsever, Çiğdem Gürel, Senem Oluz, Özge O’Neill, Yasemin Güvenç, Reyhan Karasu, Murat Üzen, Serkan Bacak, Okan Patırer ve Y. Arda Alpkıray ‘Şark Dişçisi’nde sahneye çıkan isimler. Engin Alkan’ın yapmak istediğini muhteşem biçimde kavrayan bir ekiple karşı karşıyayız. Bedensel hareketler, ses tonları oyuncuların tamamında şahane. Komediyi net biçimde anlatacak bir ekip oluşturulmuş.

İstanbul Şehir Tiyatroları, böylesi iyi oyunlarla geçtiğimiz sezon yarattığı hayal kırıklıklarını unutturacağa benziyor. Kaliteli oyuncu kadroları doğru işlerde, doğru yerlerde kullanıldığı zaman ‘Şark Dişçisi’ gibi nice güzel oyunlar sahnelerdeki yerini alacaktır. Sezon içinde bu müzikali mutlaka izleyin.

Yaşam Kaya / yasam.kaya@gmail.com

(Kaynak: BİRGün)


***


Ayrıca bakınız:

Tiyatro sanatına hiçbir maddi çıkar beklemeden önemli katkılarda bulunan Melih Anık, hiçbir kurumun çanağını yalamadan hâlâ kuramsal tahkimat yapıyor!

ALİ ŞİMŞEK'İN KÜLTÜR-SANAT EDİTÖRÜ OLDUĞU BİRGün GAZETESİ TARAFINDAN SANSÜRLENEN HİLMİ BULUNMAZ'IN YAZISINI MUTLAKA, AMA MUTLAKA OKUYUNUZ, OKUTUNUZ!!!
Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!
Feridun Çetinkaya, SANSÜRCÜ BİRGün'ü değerlendiriyor!
Onur Caymaz, LİNÇÇİ M. Ş. Demirkanlı'yı destekleyen Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın da üyesi olduğu, AKP'nin"ANAYASA ÇORBASI"ndaki sineği gösteriyor!
Çorumlu yazar LİNÇÇİ Tuncer Cücenoğlu, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'a yanıt hakkı bile tanımayan Ali Şimşek'in gazetesi SANSÜRCÜ BİRGün'de yazdı!
LİNÇÇİ Adnan Tönel gibi zavallıları besleyen BİRGün gazetesi, sadece sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'a değil; işine gelmeyen herkese sansür uyguluyor
"Meta estetiği hizmetçisi" Sayın LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, SANSÜRCÜ BİRGün gazetesindeki köşesini tamamıyla kişisel çıkarları için kullanıyor!
Kendini tanıtıp satışını artırmak için Deniz Gezmiş'in adını bile kullanan BİRGün, tiyatro konusunda LİNÇÇİ Adnan Tönel'le LİNÇÇİ Yaşam Kaya'ya teslim
Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için LİNÇ KAMPANYASI düzenleyenlerden Adnan Tönel'in peşini hiç bırakmıyoruz
Pek muhterem LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, tamamıyla kişisel çıkarları için yazı yazdığı SANSÜRCÜ gazete BİRGün'ü "facebook bataklığı"na düşürmüş!
Tiyatroda saflar netleşiyor; bir yanda Kültür Bakanlığı çanağı yalayan, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapan, Lions Ödülleri alanlar; diğer yanda BULUNMAZ!
SANSÜRCÜ BİRGün gazetesinde yazı yazmak için düşünce sahibi olmak gerekmez; geyik muhabbeti yapmak gerekir; LİNÇÇİ Adnan Tönel de zâten öyle yapıyor!
Felsefeden hiç anlamadığı için felsefesiz yazılar yazmayı sürdüren LİNÇÇİ ve "Shakespeare cahili" Yaşam Kaya, aşçı olsaydı "yumurtasız omlet" yapardı!
İçinde SANSÜRCÜ ve LİNÇÇİ kişilerin cirit attığı BİRGün, basit bir haberi bile yazmaktan yoksun, yazınsal kısırlık yaşayanların çiftliği görünümünde!
LİNÇÇİ Adnan Tönel, LİNÇÇİ Yaşam Kaya, SANSÜRCÜAli Şimşek gibi yazarlar(!)ın da yazı yazdığı BİRGün Gazetesi köşe yazarı Onur Caymaz'dan hoş bir şiir
Hiçbir zaman sosyalist olmadığı için, "sosyalistlikten istifa işlemi" başlatamayacak BİRGün, Taraf yazarı Ümit Kıvanç'ın kaleminin ucuna kadar düştü!
SANSÜRCÜ BİRGün gazetesinin LİNÇÇİ yazarı Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, YAVŞAK sözcüğünün yozlaştırılmasına kendi çapında katkıda bulunmak için çabalıyor
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından LİNÇÇİ Mimesis, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü" veren TAKSAV'a "kutsallık" katıyor!
1100 tiyatro haininin imzasıyla hayatiyet bulan LİNÇ KAMPANYASI alçaklığı şımşek hızıyla silinirken, biz, LİNÇÇİ Tönel'in metnini koruma altına aldık!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın yanıt hakkını gasp edip SANSÜRCÜLÜK yapan BİRGün Gazetesi, şimdi de dolandırıcılık ve sahtekârlığa mı başladı?!...
LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu ve Shakespeare çocuğu Nihat Haluk Bilginer, eleştiriye bile katlanamayıp, avukatı Süleyman Anıl'ı harekete geçiriyor!
SANSÜRCÜ gazete BİRGün'de ilginç bir köşe yazısı!
SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nde LİNÇÇİ bir yazar: Yaşam Kaya!
SANSÜRCÜ gazete BİRGün, mikrofonun büyük kısmını LİNÇ KAMPANYASI imzacılarına tuttu!
LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, SANSÜRCÜ gazetede üfürüyor!
LİNÇÇİ Yaşam Kaya, SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nde üfürüyor!
LİNÇÇİ Mustafa Demirkanlı'nın SANSÜRCÜ BİRGün'deki yazıları!
SANSÜRCÜ gazete BİRGün'de yazılar yazan(?!) LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, genç beyinleri durdurmak için, Yeni Yüzyıl Üniversitesi'ni kullanıyor!!!
SANSÜRCÜ gazete BİRGün'de yazı yazan(?!) LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Yaşam Kaya, hiç utanıp sıkılmadan sansürden yakınma ayaklarına yatıyor!!!
LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel'in Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'a iftira attığı gazetesi SANSÜRCÜ BİRGün yanıt yollayan Asu Maro olunca yayınladı!


Özgürlük ve Dayanışma Partisi'ne yakınlığıyla bilinen SANSÜRCÜ gazete BİRGün'ün tiyatrodan anlamayan yazarı Ahmet Meriç Şenyüz yine çalakalem yazıyor!

6 Şubat 2012 Pazartesi

Bulunmaz Tiyatro kurucusu ve yöneticisi Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın "yanıt hakkı" yazısını bile asla yayınlamayarak, azılı bir SANSÜRCÜ olduğunu "iki kere iki dört eder" kesinliğiyle dosta düşmana kanıtlayan BİRGün Gazetesi, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından "Tiyatro... Tiyatro... Dergisi 41 İnisiyatifi Editörler Kurulu" 9 numaralı üyesi Nedim Saban'a göre "güdümsüz bir gazete" imiş(?!)

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından "Tiyatro... Tiyatro... Dergisi 41 İnisiyatifi Editörler Kurulu" 9 numaralı üyesi Nedim Saban diyor ki:


"BirGün yazarı olduğum halde, Star gazetesini savunuyorum. Bunu özgürce yapabildiğim, güdümsüz bir gazetede yazdığım için de onur duyuyorum."


(Kaynak: BİRGün, "Sanat mı uzun? Hayat mı kısa?")

***


Ayrıca bakınız: 

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın yanıt hakkını gasp edip sansürcülük yapan BİRGün Gazetesi, şimdi de dolandırıcılık ve sahtekârlığa mı başladı?!...

LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, sansürcü gazetede üfürüyor!

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu ve Shakespeare çocuğu Nihat Haluk Bilginer, eleştiriye bile katlanamayıp, avukatı Süleyman Anıl'ı harekete geçiriyor!


SANSÜRCÜ gazete BİRGün'de yazılar yazan(?!) LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, genç beyinleri durdurmak için, Yeni Yüzyıl Üniversitesi'ni kullanıyor!!!

Özgürlük ve Dayanışma Partisi'ne yakınlığıyla bilinen SANSÜRCÜ gazete BİRGün'ün tiyatrodan anlamayan yazarı Ahmet Meriç Şenyüz yine çalakalem yazıyor!

SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nin dangalak yazarı, "Shakespeare cahili" ve LİNÇÇİ Yaşam Kaya, "kırk yıllık roman yazarı" Selim İleri'yi müzisyen sanıyor!!!

Bulunmaz Kültür Merkezi sanatçılarından ve TUTKAL romanı yazarı Oğuzcan Önver, (akranları facebook bataklığında yüzerken) ciddi bir konuya değiniyor!

SANSÜRCÜ BİRGün'de yazan LİNÇÇİ Yaşam Kaya okunamıyor!

"TEK YOL DEVRİM"den "TEK YOL BARIŞ"a dikey geçiş yapanların SANSÜRCÜ gazetesi BİRGün, tiyatro yazılarını LİNÇÇİ Yaşam Kaya / Adnan Tönel'e yazdırıyor!

Çok yiyenler mide fesadı yüzünden, SANSÜRCÜ gazete BİRGün'ün dangalak yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya da, "çok görmekten" göz fesadı yüzünden çatlamak üzere!

"Theope" yazarı Coşkun Büktel'le Bulunmaz Tiyatro-İstanbul sahibi Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imhâ etmek için BİRİNCİ LİNÇ KAMPANYASI düzenleyen "orospu çocuğu Burak Caney"e "orospu çocuğu" dediğimiz için, bizi (Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'ı) "küfürbâz" ilân ederek İKİNCİ LİNÇ KAMPANYASI başlatan LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin kurucusu ve LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi sahibesi LİNÇÇİ Gülhan Avşar Demirkanlı'nın eşi LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı, işçi sınıfının alın teriyle ıslanan SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nde, hiç de gereği yokken, hiçbir bağlamı bulunmazken, ağız dolusu "orospu" sözcüğünü kullanarak, aslında hiç de küfüre karşı olmadığını, hattâ küfürbâz olduğunu tescillemiş oluyor!


Hiçbir konuda yetkin olmamasına, hiçbir konudan zerre kadar bile hiçbir şey anlamamasına karşın, SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi ve LİNÇÇİ www.tiyatronline.com sayesinde "Abdurrahman Çelebi" pozları takınan dangalak yazar LİNÇÇİ Yaşam Kaya, "özellik bilirkişisi, özellik eksperi, özellik uzmanı" gibi davranma alışkanlığıyla, davranış bozukluğu içerisine balıklama dalmaya başlamanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilmeye başladı bile!

16 Ocak 2013 Çarşamba

Hilmi Bulunmaz, LİNÇÇİ Yaşam Kaya'ya eleştiri ehliyeti vermiyor!

Öncelikle ağır ağır, ince ince, yavaş yavaş şunu sormak istiyorum: 

Türk tiyatrosunda niçin bu kadar çok LİNÇÇİ kişi ve kuruluş var?

Bu sorunun onlarca, yüzlerce ve hattâ belki de binlerce yanıtı var! 

Ancak, benim için bu sorunun birinci, birincil, biricik yanıtı şu:

Türkiye'deki tiyatro etkinliği içerisinde bulunan kişi, kuruluş ve kurumlar, o denli düzeysiz bir ruh fakirliği içerisinde ki, ruhları zengin kişiler karşısında LİNÇ KAMPANYASI düzenlemekten başka herhangi bir yaptırımları kesinlikle söz konusu olamıyor!...

Peki, Türkiye tiyatro esnafı, neden ruh fakirliği içerisinde yaşıyor?

Tabii ki, bu sorunun da binlerce yanıtı olabilir. Kirli ve lekeli yüzünü pudrayla beyaz hâle getiren Türk tiyatro esnafı o kadar büyük bir cehalet bataklığında debeleniyor ki, cehaletini ancak bir LİNÇ KAMPANYASI düzenleyerek perdelemeye yelteniyor!...

Çünkü şu o kadar net bir durum ki, hiçbir kimse bizim gibi dilini sevmiyor, hiçbir kimse bizim gibi yazım kurallarına dikkat etmiyor ve hiçbir kimse bizim gibi estetik ve etik değerleri önemsemiyor!...

Peki, biz, bu bilincimizi nereden alıyoruz? Dünya görüşümüzden alıyoruz. Bizim dünya görüşümüz ne? Bizim dünya görüşümüz bilimsel sosyalizm! Bilimsel sosyalizmden esinlenmeyen ve/ya gerçeklik algısından yoksun kişi, kuruluş ve kurumlar, bırakınız herhangi bir tiyatro etkinliğinde bulunmayı bir yana, tuvalet kağıdı üzerine bile olsa iki kelâm çiziktirebilir mi? Hayır, asla, kesinlikle çiziktiremez! Örnekse, LİNÇ KAMPANYASI imzacısı Yaşam Kaya, SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'ndeki köşesinde öyle bir saçmalamış ki, bu kişiye eleştiri ehliyeti vermeye hiç niyetim yok!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Ayrıca bakınız:

SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi, LİNÇÇİ Yaşam Kaya'nın, sahte duygular mimarı Shakespeare'in duygusuz oyunu Hamlet'i çözümlediğini sandığı anlamsız yazısını yayınlayarak, tiyatro sanatından kilometrelerce uzak olduğunu bir kez daha kanıtlamış!

LİNÇÇİ Yaşam Kaya, SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nde yazdığı sözüm ona tiyatro yazılarında, ilköğretim öğrencilerinin gösterdiği yazım duyarlılığını bile göstermediği için, "de"yi asla ayıramıyor!...

SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nin çakma tiyatro yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya, bir kent tiyatrosu olan "Ankara Devlet Tiyatrosu"nu "Ankara Devlet Tiyatroları" sanacak kadar tam bir tiyatro cahili!...

LİNÇÇİ Yaşam Kaya, eseri "ese" sandığı için tabii ki öyle yazıyor!

SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi tiyatro yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya, "ı" ile "s"nin nereye konulacağını bilemeyecek kadar cahil olduğu için "yansıtmış" sözcüğünü iyice yamultarak "yanıstmış" yazmış!...

SANSÜRCÜ BİRGün'ün yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya, Atletico Madrid oyuncusu Arda Turan'ın Hamlet'te oynadığını sanıyor!

SANSÜRCÜ BİRGün yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya, 1969 yılından bu yana "Can Atilla" (çift 'l'li) olarak yaşayan müzisyenin soyadını sünnet ederek, tek 'l'li yazmayı anasının ak sütü gibi helal sanmış!

7 Aralık 2012 Cuma

Kılavuzu garip Şahika Tekand olan SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi ve SANSÜRCÜ Yeni Tiyatro Dergisi yazarı Yağmur Yağmur kardeşimiz, bırakınız tiyatro sanatının ince kuramsal derinliğini anlamayı bir yana, kendini Türkçe olarak ifade etmekte bile oldukça büyük sorun yaşıyor...

Şahika Tekand

***

"tekabül etmek: karşılık olmak, karşılamak, bir şeyin yerini tutmak" (Kaynak: TDK)

***

Yeni Tiyatro Dergisi 1. Emek ve Başarı Ödülleri Seçici Kurulu Üyesi ve SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi yazarlarından Yağmur Yağmur, SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'ndeki "Sanat yaşamsal bir ihtiyaçtır" başlıklı tırışkadan yazısına şu tümceyle başlamış:

"Onunla ilk kez karşı karşıya gelmem 2005 yılının Eylül ayına tekabül eder."

(Kaynak: BİRGün)

*** 

SANSÜRCÜ Yeni Tiyatro Dergisi yazarı Yağmur Yağmur bacımızın yukarıdaki tümcesini değiştirmeden, sadece "tekabül eder" sözünü değiştirerek yeniden yazalım:


"Onunla ilk kez karşı karşıya gelmem 2005 yılının Eylül ayına karşılık olur / 2005 yılının Eylül ayını karşılar / 2005 yılının Eylül ayının yerini tutar."

Yağmur Yağmur bacımıza ait yukarıdaki akortsuz, armoniden uzak, kakofonik ve sorunlu tümce, SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi ve SANSÜRCÜ Yeni Tiyatro Dergisi yöneticileri için yeterli düzeyde bir tümce olarak kendi varlığını gayet rahat mışıl mışıl sürdürüyor. Ancak benim yönettiğim Bulunmaz Tiyatro - İstanbul'daki yazarlık çalışmalarına katılan herhangi bir kişi, bu düzeysizlikte bir yazı yazdığında, o kişiyi çok net bir dille derhal uyarıyorum. Yağmur Yağmur, benim "öğrencim" değil de, SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi ile SANSÜRCÜ Yeni Tiyatro Dergisi yöneticilerinin "öğrenci"si olduğuna göre, Yağmur Yağmur'un yazınsal gelişiminin tamamlanması adına benim elimden pek bir şey gelemeyeceğinden, ben de, ancak buradan eleştirilerimi sürekli olarak gündeme getirmeyi sürdüreceğim.

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Ayrıca bakınız:


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, Yeni Tiyatro Dergisi'nin Aralık 2012 tarihli 44. sayısını 7 Aralık 2012 Cuma günü ele geçirdi!...

Erbil Göktaş yönetimindeki Yeni Tiyatro Dergisi nitelikli yazı yazacak insan sıkıntısı çekerken, "Yağmur Durduğunda" üç "eleştiri" ile değerlendirilip, Yağmur Yağmur üç yazıyla yağıyor!

26 Kasım 2012 Pazartesi

Sinsi Sansürcü (SS) BİRGün Gazetesi, yiğitliğini yatsıda yadsıdı!

BİRGün Özür Diledi

BİRGün Gazetesi'nin siyah bantlı reklama gelen tepki yağmuru sonrası gazete yönetimi hem okurlardan hem de transfer edileceği söylenen isimlerden özür diledi. Bu arada Ece Temelkuran, Nuray Mert, Banu Güven gibi isimlerin bu özüre rağmen ne yapacakları halen belirsiz.

İşte Birgün'ün açıklaması:

"Gazetemizin yeni yazarlarını duyurmak amacıyla hazırladığımız dünkü gazetemizin kapağı geniş yankı uyandırdı ve olumlu olumsuz tepkiler aldı. Tanıtımda isimleri anılan ve gazetemizde yazacak olan değerli yazarların eleştirilerini anlıyoruz. Sorumluluğu tamamen bize ait olan bir iletişim hatası yüzünden, yayınlanan tanıtım afişini arkadaşlarımız görmedi. Bunun yanlışlığını kabul ediyor, arkadaşlarımızdan ve okurlarımızdan özür diliyoruz. O tanıtımın tek amacı, çok sayıda gazeteciyi işsiz bırakan sansürün kaynağına ve gazetecilerin her koşulda seslerini duyurabilecekleri bir mecranın varlığına vurgu yapmaktı. BirGün'de, hep birlikte, cesur ve özgür bir gazetecilik yapacağımızdan kuşku duymuyoruz. BirGün Gazetesi toplumsal muhalefetin sesi olmaya ve muhalif olan bütün basın emekçileriyle yan yana yürüme kararlılığına devam edecektir. Kamuoyuna saygıyla duyururuz."

(Kaynak: HMEDYA)

***

Ayrıca bakınız:


Yeni Akit Gazetesi'nin İnternet yayını www.habervaktim.com sitesi, BİRGün Gazetesi'ni SOSYALİST sanıyor! Oysa BİRGün Gazetesi, Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın en temel hakkı olan "YANIT HAKKI" metnini bile ipine takmayacak kadar ilkel bir SANSÜRCÜ!


Avazı çıktığı kadar sosyalizm adını kirleten BİRGün Gazetesi, Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'a karşı yiğitçe(!) SANSÜR uygularken, bakalım altına imza attığı SKANDAL tanıtımla Başbakan'ın gözlerine çektiği "siyah utanç bantı" için özür mü dileyecek yoksa avazı çıktığı kadar sosyalizm adını kirletmekten vazgeçip delikanlıca, mertçe, yiğitçe, insan gibi direnecek mi?


LİNÇ KAMPANYASI imzacısı Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel eliyle Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını ilelebet ilga ve imhâ ettirtmek için özel bir İFTİRA yazısı kaleme aldırtıp, Büktel'le Bulunmaz'ın adlarını gizleyerek, tam anlamıyla SİNSİ SANSÜRCÜ (SS) olduğunu kanıtlayan BİRGün Gazetesi, bakalım Başbakan karşısında dimdik mi duracak yoksa yerlere kadar eğilip SKANDAL tükürüğünü şimşek hızıyla yalayacak mı?


Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'a SİNSİ SANSÜR (SS) uygulayacak kadar nesnellikten uzaklaştığı için büyük bir hızla çürümeyi sürdüren SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi, şimdi de anlamsız bir SKANDAL eylemine imza atarak şimşek hızıyla uçuruma yuvarlanıp sona doğru yaklaşıyor!

27 Mayıs 2011 Cuma

LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel ve LİNÇÇİ Yaşam Kaya gibi dangalakların yazı(?!) yazdığı sansürcü BİRGün gazetesi, sansürcülüğüne devam ediyor hâlâ!

Oyun'un notu: Aşağıda sunduğumuz sansür haberi, her ne kadar tiyatroyla ilgili olmasa da, bize de sansür uygulayan BİRGün Gazetesi'nin, sansürü ciddi bir yayın politikası hâline getirdiğini kanıtladığı için, bu haberi yayınlamayı, biz de uygun gördük.


***


BİRGün'ün, Yürüyüş İlânına Ambargosu ve BİRGün'ün Demokratlığı!


...................."Bizi eleştirirsiniz ha!"


BİRGün Gazetesi, geçen hafta, Yürüyüş Dergisi'nin ilânını almadı. Bundan böyle de almayacaklarını belirttiler. Gerekçeyse, dergimizde Oğuzhan Müftüoğlu’na yönelik eleştirilerin çıkmasıydı.

Çok severler demokratlık dersi vermeyi. Çok kanatlılık, çok seslilik, çoğulculuk, çok sevdikleri kavramlardır. Ama despotturlar. Olaylar, bu yanlarını çok kolay açığa çıkarıverir. Nitekim, "solun birliği" olma iddiasıyla kurdukları Özgürlük ve Dayanışma Partisi'ndeki (ÖDP) çoğulculuk da uzun ömürlü olmamış, tüm kanatlar birer birer budanmış ve sonra geriye kala kala, yine eski "Devrimci Yol"cular kalmıştı. Bu durum, bizim için sürpriz olmamıştır elbette. "Devrimci Yol" tasfiyeciliğini iyi bildiğimiz ve tanıdığımız için, kendilerinin dışındaki herkese kendilerini dayatacaklarını ve ona tâbi olmayanları tasfiye etmekten geri durmayacaklarını tahmin etmek zor değildi.

"Örgüt içi demokrasi", "sol içi demokrasi", ahkâm kesmeyi sevdikleri konuların başında gelir. Solu, bu noktada geri, ilkel, kaba, "Stalinci" bulurlar; ama işte bu demokratlar, Yürüyüş Dergisi, kendilerini eleştirdi diye, Yürüyüş Dergisi ilânını almayarak, "Bizi eleştiremezsiniz!" diye dayatmaktadırlar.

BİRGün Gazetesi'nde "farklı görüş ve eğilimde" yazarların bulunmasından övgüyle bahsederler, ki bizce sözünü ettikleri çeşitlilik, devrimciler, sosyalistler açısından pek de övülecek bir “zenginlik” değildir; ama sonuçta bu, kendi tercihleridir. Fakat, burada önemli olan, her türlü abuk sabukluğa sayfalarında yer veren bir "çeşitliliğe" sahip olan bu anlayış, devrimcilere dair birkaç satırlık eleştiriye bile tahammül edememektedir.

Pespaye görüşleri, hattâ sapkınlıkları yazıp çizen köşe yazarlarının, devrimcilikle ilgisiz burjuva köşe yazarlarına özenip, kendi ev yaşamlarını, çocuklarını, kızlarını anlatıp duran yazarlara; halkla ezilenlerle ilgisi tartışılır "sanatçı"lara sayfalarında yer bulan BİRGün, Yürüyüş ilânını almıyor.

Niye?

Çünkü, Yürüyüş, bu anlayışın politik önderini, teorisyenini eleştiriyor! İşte orada, BİRGün'ün tüm demokratlığı, çok çeşitliliği yerle bir oluyor, "Biz birbirimizi her konuda eleştirebiliriz." diye övünegeldikleri sahte demokratlık açığa çıkıyor. Bu "çeşitlilik" içinde, Yürüyüş’ün ilânında yer alacak iki üç satırlık eleştiriler, nasıl da ürkütüyor BİRGün yöneticilerini.

Yıllardır başkalarını "önderlik" kültürüne sahip olmakla eleştirip, hattâ bu kültürle alay eden, devrimci örgütleri "tarikat mürit" ilişkileri içinde tasvir eden, devrimci önderleri diktatörlükle suçlayan, kendilerinin ise her türlü "otorite"den, her türlü "önderlik" anlayışından uzak olduklarını savunagelenlerin bu tavrı nedir öyleyse?

"Oğuz abi"lerinin eleştirilmesi karşısında nasıl da aslan, kaplan kesiliyorlar. Nasıl da "önderlikçi" oluveriyorlar!

***

Sansürledikleri, ambargo uygulamaya başladıkları Yürüyüş ilânındaki ilgili yazının başlığında ne diyorduk:

.........."Oğuzhan Müftüoğlu'na cevap: Sizin için yol bitmiştir artık. Devrim sizin dışınızda yürümektedir."

Bizim bu iddiamıza karşılık pekala BİRGün Gazetesi'nin sayfalarında "Bizim için yol bitmemiştir. Biz de devrim yürüyüşünün şurasındayız." diye bir yazı yazabilirlerdi. Böyle bir yazı yazsalar, içini doldurmaları, ikna edici olmaları bizce zor gerçekten.

Ama teorik olarak böyle yapabilirlerdi. Mesela bu konuya ilişkin yapılan tartışmada, BİRGün yöneticileri, "Devrimci Yol"un elinde devrimci kanı olduğu iddiasına da karşı çıkmışlardır. Yapacağımız basittir; o unutulan, bilmezden gelinen tarihi yeniden hatırlatacağız.

(Ki, bu konudaki bir yazıyı, Yürüyüş’ün bu sayısında okuyacaksınız.)

BİRGün Gazetesi'nde CHP’yi savunan yazarlar olacak, ama devrimci düşünceleri dile getiren yazıların başlıkları, duyuruları bile olmayacak! Bu nasıl demokratlık?!

Bugün, BİRGün Gazetesi'ni çıkaran Müftüoğlu’nun önderlik ettiği grup, daha önce "Demokrat" diye bir dergi çıkarmıştı. "Demokrat" başlığının hemen yanında bir ünlem (!) vardı ve arkadaşlar o zaman "Ünlemli Demokrat" diye anılıyorlardı. O ünlemin ne kadar yerinde olduğu, şimdi daha iyi anlaşılıyor. Devrimcilikten, sosyalistlikten vazgeçtik, "Ünlemli Demokrat" olarak kendi içlerinde bile tutarlı davranamamaktadırlar.

***

"Sen bizi eleştirirsen, biz de senin ilânını basmayız." demek, günlük bir gazete için ne demektir? Günlük gazeteysen, herkesin gazetesi olma iddiasındaysan, ona uygun davranırsın. Yok, "Devrimci Yol'un gazetesiyiz" diyorsanız, onu dersiniz, o zaman başka türlü tartışırız...

BİRGün Gazetesi, kendileriyle "Halk Cephesi" arasındaki ilişkiyi, "Doğan Medya ile Düzen Partileri" arasındaki ilişkiyle karıştırıyor anlaşılan! BİRGün de, ilânları, duyuruları yayınlamak için “kullanılmaması gereken kavramlar”, "yapılmaması gereken eleştiriler" gibi listeler çıkarsın bari...

BİRGün'ün unuttuğu bir başka gerçek şudur: BİRGün, o ilanları "dayanışma" amacıyla yayınlamıyor, parasını alıyordu. Peki o zaman, BİRGün'e ilân verenler, bir de "Devrimci Yol'un Abileri"ni eleştirmeme garantisi mi verecekler?

***

BİRGün Gazetesi, bu yanlışından dönmelidir. Yürüyüş ilânına karşı takınılan tavır; yanlış, temelsiz ve tipik bir tahammülsüzlük tavrıdır.

YÜRÜYÜŞ

(Kaynak: sosyalistforum.net)

16 Ocak 2013 Çarşamba

SANSÜRCÜ BİRGün'ün yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya'ya duyurulur!

Tıklayınız: "Galatasaray kaptanı Arda Turan, sevgilisi Sinem Kobal’la tiyatro oyunu izledi."

***

Ayrıca bakınız:


SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi, LİNÇÇİ Yaşam Kaya'nın, sahte duygular mimarı Shakespeare'in duygusuz oyunu Hamlet'i çözümlediğini sandığı anlamsız yazısını yayınlayarak, tiyatro sanatından kilometrelerce uzak olduğunu bir kez daha kanıtlamış!


LİNÇÇİ Yaşam Kaya, SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nde yazdığı sözüm ona tiyatro yazılarında, ilköğretim öğrencilerinin gösterdiği yazım duyarlılığını bile göstermediği için, "de"yi asla ayıramıyor!...


SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'nin çakma tiyatro yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya, bir kent tiyatrosu olan "Ankara Devlet Tiyatrosu"nu "Ankara Devlet Tiyatroları" sanacak kadar tam bir tiyatro cahili!...


LİNÇÇİ Yaşam Kaya, eseri "ese" sandığı için tabii ki öyle yazıyor!


SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi tiyatro yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya, "ı" ile "s"nin nereye konulacağını bilemeyecek kadar cahil olduğu için "yansıtmış" sözcüğünü iyice yamultarak "yanıstmış" yazmış!...


SANSÜRCÜ BİRGün'ün yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya, Atletico Madrid oyuncusu Arda Turan'ın Hamlet'te oynadığını sanıyor!


SANSÜRCÜ BİRGün yazarı LİNÇÇİ Yaşam Kaya, 1969 yılından bu yana "Can Atilla" (çift 'l'li) olarak yaşayan müzisyenin soyadını sünnet ederek, tek 'l'li yazmayı anasının ak sütü gibi helal sanmış!


Hilmi Bulunmaz, LİNÇÇİ Yaşam Kaya'ya eleştiri ehliyeti vermiyor!

1100 KİŞİLİK KİŞİLİKSİZ ALÇAK KİŞİ tarafından düzenlenmiş LİNÇ KAMPANYASI için imza atabilen Yaşam Kaya'ya eleştiri ehliyeti vermeyen Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, Arda Aydın'ın alçak gönüllü bir dille ele aldığı son derecede öğretici bir yazısını gördü!


18 Mayıs 2010 Salı

Feridun Çetinkaya, BİRGün'ü değerlendiriyor!

BİRGün


Feridun Çetinkaya
(nam-ı diğer Mütebaki)


115. Uzun bir süredir yayımladığı reklam niteliğindeki, sade suya tirit, tam sayfa popüler şarkıcı ve dizi oyuncusu röportajlarına bugün de (1 nisan 2007) aynı nitelikteki Lale Mansur, Seferad ve Ferhat Göçer röportajlarını ekleyerek işin tadını iyice kaçırmış, "halkın gazetesi" olma iddiasındaki günlük gazete.

Bu gazetenin yaklaşık üç tam sayfa ayırdığı ve daha çok bir pr (halkla ilişkiler yani bir anlamda bedava reklam) çalışmasının parçasıymış gibi duran bu röportajlar, bu röportajlardaki kişiler bize dikkate değer, tekrar olmanın ötesine geçebilecek, basmakalıp olmayan, feyz alabileceğimiz, yeni, farklı, önemli ne söylüyor? Hiçbir şey.

Magazinleşen holding medyasının bu tür geçer akçe motiflerine tenezzül etmesi, rağbet göstermesi, özellikle kültür ve sanat konularında magazine bu derece prim tanıması, çok umut verici bir bağımsız gazete girişimi olarak sunulan birgün'ün inandırıcılığını ve samimiyet iddiasını çok ciddi şekilde zayıflatıyor. En azından benim gözümde.

Biraz ağır mı oldu? Evet, biraz öyle oldu.

Birgün gazetesinin, okurlarına bu röportajları layık görmesi çok ağrıma gitti.

(mutebaki, 01.04.2007 12:25 ~ 07.06.2007 16:32)

136. Yazarlarından Cemil Ertem'in bir yazısını sansürledikleri iddia edilen editörlerinin, ortaya takır takır, bu iddianın bir yalan, bir iftira olduğunu gösteren kanıtlar koymak yerine;

"sorumluluk taşıyan insanların, hele de siperler solu mahkum etmek için her fırsatı değerlendirmeye hazır çevrelerle doluyken, her olayı bütün çıplaklığı ile ortaya dökme lüksü bulunmuyor..."

diyerek, bugün artık çocukların bile yutmadığı, tam da birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyulan günlerde ajitasyonundan, hamasetinden medet ummaları,

"Cemil Ertem arkadaşımıza bugüne kadar Birgün'e yaptığı katkılar için teşekkür borçluyuz. ona, sol ve türban konusunda düşüncelerini aktardığı yazıyı yayınlamayacağımızı değil, editörü olduğu 'finans-politik' sayfasında yayınlayamayacağımızı, oranın bir köşe değil tematik bir sayfa olduğunu söyledik..."

Türünden yuvarlak ifadelere, demagojiye sığınmaları nedeniyle,

orada bir durmak lazım dedirten gazete.

Kol kırılır yen içinde kalır; "sol kırılır, sol içinde kalır".

(mutebaki, 21.03.2008 00:27 ~ 04.06.2008 11:35)

137. Halkın (haddini bilip sadece okur, Türkçesi, müşteri kalması koşuluyla) gazetesi.

"Kültür sanat sayfasında sadece kadrolu ve anlaşmalı yazarların yazıları yayımlanır" şeklinde saçma sapan, akla zarar bir ilkesi, prensibi olduğunu öğrendiğimiz halkın gazetesi.

Yani, Birgün gazetesinin kültür sanat servisine, kültür ve sanatla ilgili dünyanın en haklı ve en önemli yazısı bile gönderilse, öncelikle ve ilk şart olarak "bu kural" göz önünde tutulurmuş. ve eğer yazarı, Birgün'ün anlaşmalı, kadrolu yazarı değilse, öncelikle ve esas olarak sırf bu gerekçeyle, ne kadar gerekli, haklı ve önemli olursa olsun, o yazı Birgün'ün kültür sanat sayfasında kesinlikle yayımlanmazmış.

Ben demiyorum bunu, Birgün yazı işleri müdürü Ahmet Tulgar diyor.

Bu gazetenin temsil ettiği çevreye, bu çevrenin ileri gelenlerine ve adaletten, hak ve özgürlüklerden yana olduğuna inandığım sevgili Ufuk Uras'a sormak gerekiyor;

yayımlanması için, halkın gazetesi Birgün'ün kültür sanat servisine gönderilmiş; hakikati savunan, nitelikli, önemli, haklı, yaratıcı, sarsıcı, bilgilendirici, uyarıcı ve adaletten yana bir yazının, sadece yazarı birgün'ün anlaşmalı yazarı değil diye, reddedilmesine ne demeli, ne diyorsunuz?

(mutebaki, 21.03.2008 12:05 ~ 04.06.2008 11:36)

205. Şu gazetecilik ve sansür suçunun da kayıtlara geçmesini istediğim gazete:

Türkiye tiyatrosunun en önemli muhalif ismi, tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel ile kendisini sosyalist sanatçı olarak tanımlayan, Bulunmaz Tiyatro yöneticisi Hilmi Bulunmaz'ın eleştirilerinden nasiplerini alan ve iyice bunaldıkları bu eleştiriler karşısında verecek inandırıcı ve haklı cevapları olmayan birtakım "kirli tiyatro" yayıncıları, Büktel ve Bulunmaz'ı karalayarak "ötekileştirmek", sindirmek, afaroz etmek umuduyla, iftira üzerine kurgulanmış, manipülasyon amaçlı, kirli bir karalama ve linç kampanyası tertipler. (bkz. www.temiztiyatro.net)

Birgün gazetesi köşe yazarı ve aynı zamanda Büktel ve Bulunmaz aleyhinde düzenlenen linç kampanyasının destekçilerinden ve imzacılarından biri olan Adnan Tönel, Birgün gazetesi kültür sanat sayfasındaki köşesinde, 11 mayıs 2009 günü, yargısız infaz niteliğindeki bu linç kampanyasının alenen propagandasını yapan, bu kirli linç kampanyasına çanak tutan, tümüyle tek taraflı ve gerçekleri çarpıtan, "şimdi temiz tiyatro zamanı" başlıklı manipülatif bir yazı yayımlar.
(bkz. ADNAN TÖNEL KÖŞE YAZILARI ya da http://tiyatroyun.blogspot.com/...furbaz-mustafa.html)

(Teknik ve hukuksal açıdan bir tekzip ve yanıt hakkı doğurmasın diye aklısıra tedbirli davranıp her ne kadar Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz adlarını açıkça anmamaya, geçirmemeye, yazmamaya dikkat etmiş olursa olsun) Adnan Tönel, kaleme aldığı bu sinsice ve kalleşçe yazısında alenen, imzaya açılan bildirisinde Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ı açık adlarıyla hedef gösteren ve aleyhlerinde imza toplayan bu linç kampanyasını övmekte, bu linç kampanyasının düzenlendiği internet sitesinin açık adını ve adresini vermek süretiyle açıkça propagandasını, reklamını yapmaktadır. Birgün gazetesi okurları ve kamuoyunu da, bu linç ve iftira kampanyasına katılmaya, imzalarıyla destek vermeye çağırmaktadır. Yani Adnan Tönel, Birgün gazetesini de, doğrudan doğruya kirli bir iftira ve linç kampanyasına alet etmektedir.

Hilmi Bulunmaz, Birgün gazetesi sayfaları da alet edilerek kendisini, Büktel'i ve en önemlisi hakikati hedef alan bu sinsice ve kalleşçe yazıya, saldırıya karşı yanıt ve kendisini savunma hakkını kullanmak üzere bir yazı kaleme alarak 14 mayıs 2009 günü bu yazısını, bir çeşit tekzip niyetiyle, yayımlanmak üzere Birgün gazetesine gönderir.

Hilmi Bulunmaz'ı yaklaşık bir ay oyalayan, sonra da Bulunmaz'dan bu yanıt yazısını kısaltarak yeniden kendisine göndermesini isteyen Birgün gazetesi kültür sanat sayfası editörü Ali Şimşek, bu sürüncemeli durumu haklı olarak internet sitesinde eleştiren (bkz. Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!) Hilmi Bulunmaz'a hitaben, ev sahibini bastıran yavuz hırsız misali, 10 haziran günü (buraya dikkat) bir "tekzip" gönderir ve aynı zamanda Birgün gazetesi yönetiminin kararı olarak Bulunmaz'a kendisini savunma ve yanıt hakkı tanımayacaklarını bildirir.

Birgün gazetesi kültür sanat sayfası editörü Ali Şimşek'in (ve onun söylediğine göre birgün yönetiminin), Adnan Tönel'in yazısında Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz adlarının geçmediğini ancak bir ay sonra, Hilmi Bulunmaz'ın cevap hakkını yaklaşık bir ay "salladıktan" ve Bulunmaz'a yanıt yazısını kısaltarak kendilerine bir kez daha göndermesini istedikten sonra idrak ettiklerini gösteren, evlere şenlik ali şimşek "tekzip"i kelimesi kelimesine, noktası virgülüne şöyledir (tabii koskoca Birgün gazetesi kültür sanat sayfası editörü Ali Şimşek'in kurmayı başaramadığı cümlesini ve "okur için bağlam vermiyor" ifadesini yine de anlayabilecekler, anlayabilme başarısını gösterebilecekler için söylüyoruz bunu):

<< alıntı ---

Tekzip

Merhaba abi; gazete yönetimi olarak Tönel'in yazısı isim vermeden sadece temiz tiyatro vurgusu yapıyor.. Bu anlamda sizin yazı yine bağlamsız kalıyor...

Malesef yayınlayamıyoruz. çok sektör içinde kalmış bir tartışma şu an okur için bağlam vermiyor..

Saygılarımla

ali--- alıntı >>

(kaynak: http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/06/tekzip.html)

İyi de, Birgün yöneticisi beyler, yöneticisi olduğunuz birgün gazetesi sayfaları vasıtasıyla iftiraya uğramasına, linç edilmesine göz yumduğunuz, çanak tuttuğunuz Hilmi Bulunmaz'ın yanıt hakkını gasp etmek için madem böylesine sıradan, klasik bir sansür bahanesi arkasına sığınacaktınız, adamı neden bir ay oyaladınız? Bulunmaz'ın size gönderdiği yanıt yazısını kısaltarak size 2. kez yeniden göndermesini neden istediniz? Adnan Tönel'in yazısında isim verilmediğini ancak bir ay sonra mı fark ettiniz? Bu gerekçeyi Bulunmaz size cevap yazısı göndereceğini söylediğinde ya da yazısını size gönderdiği ilk gün neden ileri sürmediniz? "Çok sektör içinde kalmış bir tartışma şu an okur için bağlam vermiyor.." bahanesi, Adnan Tönel Birgün sayfalarından açık açık, alenen Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a karşı linç çağrısı yaparken neredeydi?

Ali Şimşek'in editörlüğünü yaptığı sayfalarda, "temiz tiyatro" kisvesi altında, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz gibi iki dürüst ve namuslu insanı hedef alan, aforoz etmeyi amaçlayan bir linç kampanyasının propagandasının yapılması, bu iki dürüst insanın hedef gösterilmesi, bu iki dürüst insana çamur atılması, bu iki dürüst insan aleyhinde kamuoyuna ve Birgün okurlarına imza verme çağrısı yapılması, Birgün gazetesinin böylesine kirli bir linç kampanyasına alet edilmesi ve üstüne üstlük mağdurları sansürlemesi acaba nasıl bir "bağlam veriyor"?

Birgün gazetesi, tümüyle taraflı, daha da fecisi, tümüyle tek taraflı ve yargısız infaz niteliğinde bir yazıyla Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ı açıkça hedef gösteren, suçlayan iftiracı linç kampanyasının propagandasına alenen çanak tutuyor.

Sonra da, iftira edilen Büktel ve Bulunmaz'ın yanıt hakkını gasp ediyor, sansürlüyor.

Üstelik Birgün gazetesi bir de, zeytinyağı gibi üste çıkarak, yanıt hakkı, savunma hakkı Birgün gazetesince kullandırılmadığı için haklı olarak birgün gazetesine eleştiride bulunan Hilmi Bulunmaz'a tekzip gönderiyor.

Ama sizin suçunuz yok Birgün'cüler, sizleri o görevlere uygun gören lafta sol zihniyete, sansürcü zihniyete şaşayım ben.

Bu kafayla ve yeni yazarınız Nedim Saban'la yakında "devrim" de yaparsınız siz...

"Devrim" canım, anladınız siz onu...

Birgün gazetesi internet sitesinin tepesinde yer alan "Neden Birgün?" başlıklı manifesto laf olsun diye mi kaleme alındı, süs olsun diye mi orada duruyor...

"Neden Birgün?

"İnsanları hedef gösterip sonra da yanıt haklarını kullandırmamak, gasp etmek için mi?

Bakın da ibret alın, "Neden Birgün?", "Neden bir günlük gazete? Nasıl bir günlük gazete?" demiş bu gazeteyi destekleyenler yola çıkarken.

www.birgun.net/...4802789&news_code=1184802801

(mutebaki, 12.11.2009 01:18 ~ 22.12.2009 11:42)

226. Bugünkü nüshasında yayımladığı, köşe yazarlarından Enver Aysever'in Cihangir’in Liberal Çocukları(!) başlıklı yazısıyla okuyanda Vakit gazetesi okuduğu hissini uyandırmıştır.

Yayımladığı bu Enver Aysever yazısıyla, savrulduğu bölgenin koordinatları ve tuttuğu yolun yol olmadığı iyiden iyiye su yüzüne çıkmıştır.

Bu gazetenin bırakın solculuğu, devrimciliği, demokratlıktan zerre kadar nasibini almamış sansürcü yöneticileriyle, editörleriyle birkaç kez bizzat yüz yüze gelmiş, tanışmış biri olarak bu kadarını ben bile beklemiyordum. (bkz: birgün/@mutebaki)

İnsan bir bu gazetenin Neden Bir Günlük Gazete? Nasıl Bir Günlük Gazete? başlıklı çıkış manifestosunu, bir de bugünkü Birgün gazetesi yazarlarından Enver Aysever'in Cihangir'in Liberal Çocukları(!) başlık yazısındaki şu satırları okuyunca artık bu kadarı da olmaz, pes diyor.

Bakın Halkın Gazetesi Birgün'de yayımlanan ve isim vermeden, belge, kanıt göstermeden, Cihangir'de yaşayan herkesi toptancı bir yaklaşımla yaftalayarak adeta hedef gösteren yazısında Enver Aysever adlı sky turk'çü bey neler diyor:

<<< alıntı ---

Kaç zaman olmuş Cihangir’e gece vakti adım atmayalı. Bilenler bilir, cihangir son dönem entelektüel cemaatin buluşma yeri(!) bir takım liberal abilerin, ablaların buluşup sokak çocukları için, kürtler adına, eşcinsel hakları uğruna yanıp tutuştukları, ahkam kestikleri ez cümle demokratik faaliyetleri yürüttükleri semtin adı Cihangir!

Kime dokunsanız hemen faşist uygulamalardan, hukuksuzluktan, insan onurunu aşağılayan bu düzenden falan söz eder. her birinin ağzında parlak tümceler sallanır durur. dayak yiyen kadınlar için en çok onlar gözyaşı döker, tekel işçileri adına en çok onlar dertlenir, sokakta leşi bulunan çocuğun ağıtını da onlar yakar... Tek dertleri demokratik, özgür bir ülkede yaşamaktır(!)

Bunun için vesayet düzeni yıkılmalıdır(!)

Önce Mustafa Kemal’in adı tarihten kazınmalı, kendini Kemalist sayanlar çarmıha gerilmelidir. Yetmez; işgalci(!) T.C. ordusu bir an önce tasfiye edilmelidir. O da yetmez dünyada tüm soykırımlar üstlenilmelidir. Hatta bir an önce kendini Türk hissedenler de mahkemelerde yargılanmalıdır....

Bunu başaracak tek siyasi iktidar AKP'dir.

Büyük devletlü başbakanın açılımlarına destek vermek gerekir. Toplantılarda garnitür olmak kabul edilmelidir. AB çizgisi adına giderek faşistleşen koca kıtaya boyun eğmek gerekir... ABD ziyareti alkışlanmalı, Hüseyin Obama ile başbakanın ilişkileri hızla geliştirilmelidir.

Bu Cihangir çocuklarının kısaca ideolojik eksenini tarif etmeye yeter...

Biri çıkıp yahu dini cemaatlerin topluma bu tür yön vermesi demokrasilerde var mıdır, diye sormaz, soramaz...

Asker devlet kötüdür de, polis devlete dönüşme süreci başladı, eski tip militarizm bitiyor, yeni tip militarizm geldi diyemezler...

Ermeniler’i kovan başbakana biri kafa tutamaz.

Meydanlarda dayak yiyen tekel işçisinin yanında yer tutmaya yürekleri yetmez. Tutuklu bütün askerleri salıveren hakimi hedef tahtasına oturturlar da, dilleri onları tutuklayan hakime bir çift söz etmeye varmaz...

Balbay bir yıldan fazla içerde yatar, bir yiğit çıkıp, bu nasıl hukuk tutukluluk tedbir uygulamasıdır, bu cezaya döndü, böyle adalet olmaz, AB de buna karşıdır diyemez... Jitem’in peşine düşen Cihaner içeri alındığında çıtları çıkmaz, yandaş medyanın vurun abalalıya korosuna gönülden katılırlar.

Daha iddianamesini görmeden ölen ergenekon sanıklarının haklarını savunmak akıllarından geçmez, daha dün van 100. Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın'a yapılanlar asla gündemlerinde yer bulmaz...

Alevi köylerine yardım etmek, ziyaret etmek suç sayılır bir asker için, sırf asker olduğu için bu kişiye yargısız infaz yapılmasına ses çıkarmazlar...

Köşelerinden tüm alevilere cuntacı derler, köylü, görgüsüz derler, utanmazlar... Askeri darbelere karşıdırlar, siviline eyvallah derler...

Daha say sayabilirsen...

Bunların adı bazen özgürlükçü solcu olur, kimi zaman liberal, kimi zaman demokrat!

Her yerde bulunurlar, koca koca köşeleri vardır, gazeteleri, televizyonları olur... En büyük zaafları para şıkırtısınadır. işitince o sesi tahrik olur kendilerinden geçerler... Sipariş anayasa da yaparlar, üniversite de kurarlar, tez de yazarlar kitap da!

En büyük özgürükleri utanmazlıktır!

Hep bir arada görünürler. birbirlerinin yüzlerine baktıklarında kendilerini görürler. O ayna hep güzel gösterir; bakan da ahlaksızdır, gören de!

Geçen akşam Cihangir’de yürürken garip isimli, lümpen, marjinal, hedonist barlardan dışarı bir dışkı gibi bunlardan taşıyordu...

Elindeki içkiyle, ağzındaki sigarayla yanındaki hatuna sırnaşan ünlü bir oyuncuyu gördüm.

Ardından bir taksi durdu önümde abartılı boyanmış, kıçına kadar eteğini sıyırmış altmışlık hatunlar indi arabadan. dudaklarını yalayarak ‘merhaba’ dediler birbirlerine...

İçerdeki özgürlük seslerini işittim... Eşşek kadar olmuş bir Cihangir demokratının yaşgünüymüş meğer... İğrenç bir happy birtday şarkısı kustu hoparlörden, sonra kafalarına balon yağdı... Bunlar da kahkaha kıyamet zıpladılar, balonları patlattılar kutladılar liberal demokrasimizin bugününü ve yarınını...

Kim mi bunlar?

Bazen köşe yazarı olarak okursunuz onları, bazen ekranda yorumcu olarak görürsünüz... Sahnelerimizden taşarlar oyuncu, çalgıcı, baleci olarak... Bazen bir partiye yamanır kürsüden sızarlar aramıza... Velhasıl her yerde onlar....

Ama siz gidin onları evlerinde Cihangir’de görün, benden söylemesi!

--- alıntı >>>

(Enver Aysever, Cihangir’in Liberal Çocukları(!), Birgün gazetesi, 6 nisan 2010)

Bir kalemde suçladığı, mahkûm ve infaz ettiği insanların isimlerini cisimlerini verme, yazma cesaretini bile göstermekten yoksun Birgün yazarı Enver Aysever'in kullandığı ve zihniyetini ifşa eden şu ifadelere ne demeli?

- "Sokakta leşi bulunan çocuğun ağıtını da onlar yakar..."

- "Geçen akşam Cihangir’de yürürken garip isimli, `lümpen, marjinal, hedonist barlardan dışarı bir dışkı gibi bunlardan taşıyordu`..."

- "Ardından bir taksi durdu önümde abartılı boyanmış, kıçına kadar eteğini sıyırmış altmışlık hatunlar indi arabadan. Dudaklarını yalayarak ‘merhaba’ dediler birbirlerine..."

Liberalleri eleştireceğim derken, kendisi liberallere rahmet okutan zihniyetini kusmuş Birgün yazarı Enver Aysever'e ne demeli?

Bu zihniyete kucak açan, bu zihniyeti destekleyen Birgün'e ne demeli?

Kepazelik.

(mutebaki, 06.04.2010 23:08 ~ 07.04.2010 13:07)

227. (bkz: #18695263) (bkz: #18701098)

(mutebaki, 07.04.2010 10:35)

229. Bugünkü nüshasında diğer yazarlarının Enver Aysever'le aynı fikirde olmadığına dair bir tek satır bulamayacağınız gazete.

Bugünkü nüshasında yazan, "değerli"liği kendinden menkul köşe yazarlarının hepsi, Enver Aysever'in "dünkü Birgün"de yayımlanan, Vakit gazetesi tarzı etek boyu ölçer, Cihangir’in Liberal Çocukları(!) başlıklı yazısını görmezlikten, duymazlıktan gelmeyi tercih etmiş görünüyorlar.

Oysa, Enver Aysever, birgün'de yayımlanan bugünkü (7 nisan tarihli) Ahmet Tonak İçin; Öteki Cihangir! başlıklı yazısında dünkü yazısından söz edecek zamanı ve bugünkü baskıya yetişme imkânını bulabilmiş.

Ama mesela Birgün köşe yazarlarından Ümit Alan, "dünkü birgün'ü okuyanlar" diye söze girdiği ve eğer bu ifadesi doğruysa dünkü birgün'ü okuduktan sonra kaleme aldığını kendi ifadesiyle beyan ettiği, likit yumurta tipi gazetecilik başlıklı, ele verir talkını kendi yutar salkımı yazısında, haklı olarak bir zaman gazetesi omurgasızlığı eleştirisi yaparken, enver aysever'in "dünkü Birgün"de karaladığı, 'sokakta leşi bulunan çocuğun ağıtını da onlar yakar...' Ve kıçına kadar eteğini sıyırmış altmışlık hatunlar ifadeleriyle ilgili ya da Enver Aysever'le aynı fikirde olmadığına dair bir tek satır yazmamış... Ya da yazısının altına iki kelimelik, iki satırlık olsun bir son dakika notu olsun eklememiş aysever'in vahim yazısıyla ilgili.

Mesela Birgün köşe yazarlarından İlyas Başsoy, twitter'da Enver Aysever'in bugünkü yazısında "kesin bir dille özür dilediğini" iddia ederek, "dün ona çok kızmıştım, bugün de affettim" deyip çıkmış işin içinden. (bkz. http://twitter.com/sonsayi/status/11753599983)

Mesela Birgün köşe yazarlarından Ahmet Tonak, telefonla Enver Aysever'i aramış. Hani aysever'in şu "leş"li, kıçına kadar eteğini sıyırmış altmışlık hatunlar'lı yazısı var ya, onun hakkında konuşmak için. Ama Birgün köşe yazarlarından Ahmet Tonak, söz konusu yazısı nedeniyle aysever'e sitem bile etmemiş. Ben demiyorum, 7 nisan tarihli yazısında Enver Aysever söylüyor, yazıyor bunu. (bkz. Ahmet Tonak İçin; Öteki Cihangir) Enver Ayseverin, "hem yazılarını, hem kişiliğini çok sevdiğim bir dostum" dediği Birgün köşe yazarlarından Ahmet Tonak, "biraz ironiyle karışık; “ben de Cihangir’de oturuyorum.” demiş. Sitem etmemiş ama, toptancı yargıların yanlış sonuçlar doğurabileceğine işaret etmiş sadece.
edit: muhtelif "mesela" güncellemeleri.

(mutebaki, 07.04.2010 15:16 ~ 08.04.2010 17:07)

241. Bugünkü nüshasında da Enver Aysever'in kirli yazısı konusundaki sessizliğini bozmamış; diğer yazarlarının Enver Aysever'le aynı fikirde olmadığına dair bir tek satır bulamayacağınız gazete.

ayrıca
(bkz: #18701880)
(bkz: #18703452)

(mutebaki, 08.04.2010 17:08 ~ 17:12)

242. Bugünkü nüshasında Enver Aysever'in Cihangir'in Liberal Çocukları(!) başlıklı kirli yazısı konusunda diğer Birgün yazarlarının Enver Aysever'le aynı fikirde olmadığına dair somut örnek olarak gösterilebilecek bir köşe yazısına yer vermiştir.

Birgün gazetesinin kıdemli diyebileceğimiz yazarlarından Adnan Bostancıoğlu, bugün köşesinde yayımladığı "Cihangir Meselesi" başlıklı yazısında Enver Aysever'in vahim yazısıyla ilgili tepkisini, itirazlarını ve eleştirilerini Birgün okurlarıyla paylaşmış.

Not: Birgün internet sitesi güncellenip, Adnan Bostancıoğlu'nun yazısı Birgün'ün internet sitesine konulduğunda "Cihangir Meselesi" başlıklı yazıya aktif link vereceğim... Dediğimi yaptım bile.

(mutebaki, 09.04.2010 10:11 ~ 15:02)

255. Doğru düzgün bir özür dilemeyi bile becerememiş ve ne yazık ki hâlâ yedikleri haltın hesabını vermek yerine, mesnetsiz bir "Birgün'ü linç etmeye çalışan kötü niyetli bir güruh", "her fırsatta birgün'ü linç etmeye yeltenen bir kesim", hayali bir "düşman" ve "dış tehdit" kategorisi icat ederek, birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz şu günler hamasetiyle rüzgârı arkasına alıp zeytinyağı gibi su üstüne çıkabilmek için bahane yaratmaya çalışan, küçük olsun benim olsun kafalı, hem suçlu hem "güçlü" bir zihniyetin ve yöneticilerin hüküm sürdüğünü gördüğümüz gazete.

Haklarındaki sansürcülük ithamları nedeniyle titiz davrandıkları için Enver Aysever'in "leş yazısı"nın gözden kaçtığını, bir anlamda bu kirli yazının bu "haksız" sansür ithamları yüzünden birgün'de yayımlanmasını uygun gördüklerini demeye getirmişler... Akıl alır gibi değil. bu bir mazeret ya da özür değil olsa olsa bir sorumsuzluk ve görevi kötüye kullanma itirafı sayılabilir ancak... (bkz: #18729321)

Sonra öyle şartlı şurtlu, "ancak"lı, "ama"lı kerhen özür mü olur?

"Birgün'ü linç etmeye çalışan kötü niyetli bir güruh", "Birgün'ü tekmelemek", "Birgün'ü linç etmek" isteyen "fırsatçılar" edebiyatına, demagojisine ne gerek var? ("güruh" he mi?)

İnsan özür dileyecekse ve samimi bir refleks gösterecekse, öyle üç dört gün sonra ve bir anlamda metazori değil, hemen, ilk fırsatta, hiç zaman kaybetmeden çıkar, göğsünü gere gere adam gibi, lafı dolaştırmadan, laf kalabalığı yapıp gürültüye getirmeye çalışmadan, açıkça mertçe Türkçe özürünü diler. Yediği haltın hesabını verir.

Kimse çıkıp şimdi Radikal, Hürriyet, Milliyet olsa özür diler miydi? Daha ne istiyorsun demesin.

Ben doğru dürüst, ilkeli gazete ve gazetecilik anlayışımı, hakikat anlayışımı, zekâ ve ahlak çıtamı, Radikal, Hürriyet, Milliyet, Medyatava, Zaman, Taraf, Cumhuriyet ya da herhangi bir başka gazetenin, yani güdümlü Türk medyasının artık ayyuka çıkmış omurgasızlığını ölçü alarak belirlemek, saatimi holding medyasına falan bakarak ayarlamak zorunda değilim. Ben ona buna bakmam, onu bunu bilmem. Beni, Radikal'miş, Taraf'mış, onlar olsa ne yaparmış ilgilendirmiyor. onların ne olduğu belli zaten. (bkz: radikal/@mutebaki) (bkz: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=medyatava%2f%40mutebaki) (bkz: taraf/@mutebaki)

Ben Birgün gazetesi internet sitesinin tepesinde yer alan ve hâlâ geçerli ve makbul sayılıyor olsa gerek ki Birgün gazetesi internet sitesinin başköşesinden ilan edilen Neden Birgün? başlıklı linke tıklandığında okuduğum, "Neden Bir Günlük Gazete? Nasıl Bir günlük Gazete?" başlıklı birgün gazetesi çıkış manifestosuna ve orada verilen vaatlere, belirlenen, savunulan, hedeflenen ilkelere bakıyorum. Ölçü ve kriter olarak o metni, o kriterleri, o ilkeleri esas alıyorum.

Birgün'ün çıkış manifestosunda vaat edilen ilkeleri ölçü almak, Birgün'ü bu manifestodaki ilkelerden uzaklaştıranlardan hesap sormak, evet "hesap sormak" ne zamandan beri "Birgün'ü tekmelemek", "Birgün'ü linç etmek" için fırsat kollamak sayılıyor acaba?

Hayır, Birgün gazetesi internet sitesinin tepesinde, başköşesinde yer alan Neden Birgün? başlıklı linke tıklandığında okuduğum, "Neden Bir Günlük Gazete? Nasıl Bir Günlük Gazete?" başlıklı birgün gazetesi çıkış manifestosu orada artık süs olsun diye bulunduruluyorsa onu söyleyin de bilelim. Şayet öyleyse zaten "sen sağ ben selamet" demektir...

Kimsenin karşısında çocuk yok... Kimse kendini şaşı alemi kör sanmasın...

Sadece Enver Aysever'in söz konusu yazısı değil Birgün'e yakışmayan: bundan çok daha önemlisi, daha en baştan bile bile lades diyerek skyturk'teki geçmişi, çizgisi ve zihniyeti apaçık belli, ortada olan Enver Aysever'i Birgün'e yakıştıran, sansürcülüğü ayyuka çıkmış Ahmet Tulgar gibi, Ali Şimşek gibi isimlere ısrarla ve inatla Birgün künyesinde yer vermeye devam eden bugünkü yöneticilerinin de, yönetim anlayışının da artık Birgün'e yakışmadığı çok açık. (bkz: birgün/@mutebaki)

(mutebaki, 10.04.2010 20:03 ~ 11.04.2010 19:33)

256. (bkz: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=%c3%bcmit+alan%2f%40mutebaki)

(mutebaki, 10.04.2010 21:14)

(Kaynak: Ekşi Sözlük)


***


Ayrıca bakınız:

Devlet Tiyatroları panolarındaki ticari reklamlar (Ekşi Sözlük'ten)

Feridun Çetinkaya Ekşi Sözlük'te "mütebaki" nick'iyle yazdı: "Muhsin Ertuğrul Sahnesi" ve Taraf gazetesi yazarı Alper Görmüş'ün "Yerine cami yapılacak diye yıkıma karşı çıkmışlardı" çarpıtmasına, dezenformasyonuna yanıt


***


LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi