28 Kasım 2009 Cumartesi

TAKSAV'ın sözde düzenlediği 14. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'ne ("Taşra Turne Organizasyonu) katılmayanlara açık teşekkür!

Ülkemizin emperyalizme sürekli olarak bağımlı kalması için, "işbirlikçi kapitalistlerin ideolojik kalkanı faşizm"e açık destek sunulması gerekir. "Sol gösterip sağ vuran" Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) da, ülkemizin emperyalizme sürekli olarak bağımlı kalması için, faşizme açık destek sunan kuruluşlardan biri. Peki TAKSAV, "işbirlikçi kapitalistlerin ideolojik kalkanı faşizm"in güçlenmesi için nasıl bir açık destek sunuyor? TAKSAV, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü" vererek, faşizmin halk huzurunda olağanlaşıp sevimli hâle gelmesine ve bu ideolojinin kalıcılığının bir yazgı gibi algılanmasına neden olarak faşizme açık destek sunuyor!

Geçen yıl, hemen her yıl olduğu gibi, ancak sponsorların desteğiyle Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) sözde düzenlediği 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali ("Taşra Turne Organizasyonu") nedeniyle, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü" veren 11 kişilik Danışma Kurulu, faşizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için açık destek sunmuştur. Faşizme açık destek sunan Danışma Kurulu'nun bu tavrından sonra bir mücadele başlattık ve bu mücadeleden yengiyle çıktık. Özellikle bu yıl, ancak sponsorların desteğiyle sözde düzenlenen 14. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali ("Taşra Turne Organizasyonu") yengimizin somut bir kanıtı olarak orta yerde duruyor.

(Örnekse bakınız: Tülin Sağlam, Haluk Yüce, Ümran İnceoğlu, Elif Temuçin, Bülent Sezgin, tiyatroda faşizme ödün vermedi: "Talât Halman skandalı"nda tarafını belirledi!)

Faşizme açık destek sunan Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ı (TAKSAV) yayınlarımızla abandone ettiğimiz bu dönemde, TAKSAV'ın ancak sponsorların desteğiyle sözde düzenlediği 14. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'ne ("Taşra Turne Organizasyonu") katılmayan, faşizme ödül (ödün) vermeyen , yani faşizme açık destek sunmayan herkese teşekkür eder, bu anti-faşist tavırları nedeniyle kendilerini kutlarım.

Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Ayrıca bakınız: Tülin Sağlam, Haluk Yüce, Ümran İnceoğlu, Elif Temuçin, Bülent Sezgin, tiyatroda faşizme ödün vermedi: "Talât Halman skandalı"nda tarafını belirledi!

TAKSAV'ın Halman'a verdiği "Emek Ödülü"ne karşı çıkıp Tiyatro Yalancıları Birliği'nden ayrılan tiyatrom.com, LİNÇ KAMPANYASIndaki imzasını çekecek mi?

"Özdemir Nutku skandalı", "Talât Halman skandalı" tartışmalarının üstünü küllemek için laboratuar ortamında imal edilen TİYAB, linç kültürünü besliyor

TAKSAV'ın, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Halman'a "Emek Ödülü" vermesine karşı çıktığımızda bize teşekkür etme inceliğini gösteren E. Timur'un haberi!

"Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

Tülin Sağlam, Haluk Yüce, Ümran İnceoğlu, Elif Temuçin, Bülent Sezgin, tiyatroda faşizme ödün vermedi: "Talât Halman skandalı"nda tarafını belirledi!

19 Kasım 2009 günü, LİNÇ KAMPANYASI sponsorlarından www.tiyatronline.com sitesinde "Çocuk ve Gençlik Tiyatrotroları Buluşması Ankara'da Taksav toplantı salonunda yapılacaktır." (Siz onların "Tiyatrotroları" yazdığına bakmayın, "Tiyatroları" demek istediklerini lütfen anlayın!) başlıklı haberde, bu etkinliğe katılacakların ve/ya destekleyeceklerin adları şöyle sıralanmıştı:

Ceren Okur
Rasim Aşın

(LİNÇÇİ) Nurkut İlhan
(LİNÇÇİ) Bülent Sezgin
(LİNÇÇİ) Ertuğrul Timur
Tülin Sağlam
Elif Temuçin
(LİNÇÇİ) Nihal Kuyumcu
Haluk Yüce
(LİNÇÇİ) Hanife Benzer
İnci Gürbüzatik
(LİNÇÇİ) Ümran İnceoğlu
Bilge Serdar
Canset Koç
Hakan Güneri
Mustafa Açan

Biz de, içerisinde bol miktarda LİNÇÇİ bulunması nedeniyle, bu haberin bir haber değeri taşıdığını saptayıp, bu haberi sitemize hemen aktarmakla birlikte, artık klişe olma tehlikesi içermeye başladığı için temkinli kullanmaya özen gösterdiğimiz "Tiyatroda faşizme ödül (ödün) vermeyin: 'Talât Sait Halman skandalı'nda tarafınızı belirleyin!" başlığımızla, bu haberde adları geçen kişilerin birer vicdan taşıyabileceklerini de hesaba katarak, bu konuya anında müdahalede bulunmuştuk:


DİKKAT! DİKKAT!

ERKEN UYARIDA BULUNUYORUZ!

GÜLHAN AVŞAR'IN SAHİBİ OLDUĞU VE
MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI ADLI BİR TİYATRO DÜŞMANI TARAFINDAN YÖNETİLİP, TÜRKİYE TİYATROSUNU ŞİMŞEK HIZIYLA KİRLETEN TİYATRO... TİYATRO... DERGİSİNİN İZBE VE İĞRENÇ, İNSANLIK DIŞI LABORATUARINDA ÜRETİLEREK, TÜM TİYATRO DÜNYASINA İHRAÇ EDİLEN LİNÇÇİLERİN TAŞIDIĞI VİRÜS, ŞİMDİ DE ÇOCUK VE GENÇLİK TİYATROLARINI İMHA ETMEK İÇİN, 12 MART FAŞİZMİ KÜLTÜR BAKANI TALÂT SAİT HALMAN'A "EMEK ÖDÜLÜ" VEREN TOPLUMSAL ARAŞTIRMALAR KÜLTÜR VE SANAT İÇİN VAKIF'IN (TAKSAV) DÜZENLEDİĞİ 14. ULUSLARARASI ANKARA TİYATRO FESTİVALİ'NE TAŞINIYOR!

LİNÇÇİLERİN TAŞIDIĞI VİRÜSE KARŞI ÇOCUK VE GENÇLİK TİYATROLARINI KORUYUNUZ!

DOMUZ GRİBİ VİRÜSÜNDEN BİLE DAHA TEHLİKELİ VE GİZEMLİ BİR VİRÜS TAŞIYAN
LİNÇÇİLER, ÇOCUK VE GENÇLİK TİYATROLARINI ZAYIF DÜŞÜRÜP ÖLÜMCÜL SÜRECE SOKMAK İSTİYORLAR!!!

(Kaynak: "Tiyatroda faşizme ödül (ödün) vermeyin: 'Talât Sait Halman skandalı'nda tarafınızı belirleyin!")


***


Bizim yukarıya aktardığımız müdahaleci tavrımızdan sonra, sözde etkinlik sözde yapıldı. Sözde etkinliğe katılması gereken sözde kişiler, sözde mazeret belirterek sözde etkinliğe katılmadılar. Aslında bu sözde etkinlik olmuş gibi yapılmasına karşın, gerçek anlamda yapılmadı. Yani laf salatasından öteye gitmedi. Türkiye çocuk ve gençlik tiyatrolarına hiçbir katkı sunmadı, sunamadı, sunamazdı! Tamamıyla sözden ibaret kaldı!

Özde değil, sözde yapılan, bizim görüşümüze göre, gerçek anlamda yapılamayan, tamamıyla geçiştirme mantığıyla yapılmış izlenimi verilen etkinlikle ilgili olarak, yine www.tiyatronline.com adlı LİNÇÇİ sitede bir haber daha yayınlandı:


***


Ankara Kurultayı Öncesi Çocuk Tiyatroları Buluşması Toplantı Tutanağı-Sonuç Raporu...

Toplantı saat 10.00 da Ankara Taksav toplantı salonunda başladı. Katılımın beklenenden az olduğu toplantıda mazeret bildirerek katılamayanlar (Tülin Sağlam, Haluk Yüce, Ümran İnceoğlu, Elif Temuçin, Bülent Sezgin) belirtildi. Toplantıya başlandı.

Toplantının tanışma ve çocuk tiyatrolarında örgütlenme olan gündeminin belirtilmesi, kurultay öncesi çocuk tiyatrolarının yaklaşımını değerlendirmek üzere konuşmacılar söz aldılar.

Coşkun Çetinalp, (Açıklanan listede adı yoktu!) 1998 Alaçatı 1. Çocuk Kurultayı hakkında bilgiler verdi. Kurultayda tartışılan sorunlardan bahsederek Ümit Denizer’in bilgisayar ve televizyonun çocuk tiyatrosu üzerine etkisini konu alan bildirisine dikkat çekti. Sonuç bildirisinde yer alan Kültür bakanlığı ve M.E.B.’lığının çocuk tiyatrosunun korsan elinden kurtarılması, oyunlarda pedagog yardımı alınması, yönetme kurulu seçilmesi kararlarını hatırlattı. Sürecin işlemediğini, kurultay sonucunun basılı olarak yayınlanamadığını belirtti.

Mehmet Esatoğlu (Açıklanan listede adı yoktu!) tiyatro kurultayı Ankara buluşmasının nasıl yapılma kararı alındığını ve sürecin Urla’dan sonra nasıl işlediğini ve bu toplantıya kadar olan çalışmaları özetledi. Çocuk tiyatrolarında örgütlenme gereksinimine dikkat çekti.

Hakan Güneri Antalya Bölge Tiyatrosundaki 12 yıllık deneyimini aktardı. Balon çocuk tiyatrosu (patenti kendisine ait yeni bir mekan yaklaşımı, 250 kişilik profesyonel sahne, 25 dakika içinde kurulabiliyor) hakkında bilgiler verdi. Bir yıl denedikleri projenin güvenilir olduğunu 24 bin çocuk seyirciye mekan sorunu yaşamaksızın ulaştıklarını, okul bahçelerinde ve alanlarda oynayabildiklerini belirtti. Çocuk tiyatrolarının ayrı olarak örgütlenmesi gerektiğini belirterek, sorunlara örgütlenmeyle çözüm aranmasını belirtti. Kendisinin Akdeniz bölgesindeki örgütlenme çabalarını anlattı. 14 kadar grubun bu örgütlenmeye destek verdiğini açıkladı. Şimdiye kadar Antalya, Mersin, Muğla, illerinde yoğun çalışıldığını söyledi. Akdeniz çocuk tiyatroları örgütlenme sürecinin bu buluşmadan sonra daha da hızlanacağını belirtti. Bölgedeki sürecin hem tiyatro örgütlenmesi hem de çocuk tiyatrosu örgütlenmesi olarak iki ayrı örgütlenme çalışması halinde yürüteceğini belirtti. Hakan Bey çocuk tiyatrosunda nitelik sorununun önemli olduğunu belirterek Romanya ve Kore’de yaptığı çalışmalardan kısaca bahsetti. Niteliğin artmasının ancak denetimle olabileceğinden bahsederek kendilerinin Antalya uygulamalarından söz etti. Kültür Bakanlığından, Milli Eğitimden, Devlet tiyatrolarından ve bölge tiyatrosundan temsilcilerin birleşip bir kontrol mekanizması yürüttüklerinden söz etti. Bu yapının her yerde kurulması gerektiğini belirtti. Kendilerinin hiçbir sponsor ve devlet yardımı olmaksızın 12 yıldır tiyatro yaptıklarının altını çizerek oyunların okullarda oynanmaları kriterlerinin belirlenmesini yılda bir kez başvuru yapılması gerektiğini belirtti. Çocuk tiyatrolarının Antalya’da bölgesel olarak buluşacağını ve bu örgütlenme çabalarını Antalya’da yürütmek için iş birliği içinde olma isteğini belirtti.

Çoşkun Tekinalp, (Açıklanan listede adı yoktu!) Karadeniz’e Kıyısı Olan Kentler Tiyatro Birliği’ni kurma girişimini anlattı. Çocuk Tiyatrosu örgütlenmesin ayrı bir madde olarak almadıkları halde tüzük çalışmalarında buna önem verdiklerini ve çocuk tiyatrolarının ayrı bir örgütlenme gerektirdiğinin altını çizdi. Kent konseylerinin yapısı hakkında bilgiler verdi. Her türlü örgütlenmenin yerelden çıkması gerektiğini ancak bu şekilde çatıya ulaşılabileceğini belirtti.

Mehmet Esatoğlu (Açıklanan listede adı yoktu!) “İlk Tiyatro Dersi” adlı çocuk oyunundan bahsederek çocuk tiyatrolarının ülkemizdeki tarihsel sürecini aktardı. İlk oyunların çeviri olduğundan bahsetti. AÇOK ile başlayan süreci özetleyerek çocuk tiyatrosundaki belli başlı tartışmaları aktardı. AÇT ile Grips’in etkisini örneklerle aktararak tarihsel olarak çocuk tiyatrolarının evirilmesi sürecine değindi. 1981-82 sürecinde özel tiyatroların okullara girmeye başladığını belirtti. Bu konudaki yasal düzenlemelerden örnekler verdi. Çeşitli olumlu ve olumsuz örneklerden bu tarihsel süreçte bahsederek katılanları bilgilendirdi.

Bilge Serdar, çocuk tiyatrosunda nitelik sorununa dikkat çekti. Niteliğin artırılması için çalışmalar yapılması gerektiğini belirtti. Bu sorunu aşmaya yardımcı olmak için Assitej bünyesindeki oyun raporlama ve oyun çevirme komisyonu çalışmalarından söz etti.

Dilşah Kamali (Açıklanan listede adı yoktu!) çocuk oyunu yazarı sorununa dikkat çekerek çocuk oyunu yazarlarının önünün açılması gerektiğini, onlarında belki bir ayrı bir örgütlene sürecine girmesi gerektiğini belirtti.

Bu buluşma sonrasında şu öneriler dile getirildi;

Coşkun Çetinalp (Açıklanan listede adı yoktu!) TOBAV kanalıyla Ordu Çocuk Tiyatrosu Festivalinin önemli bir alan olduğunu, katılmanın çocuk tiyatrosunun niteliğine büyük fayda sağlayacağını söyledi ve konuyla ilgilileri festivale davet etti.

Hakan Güneri’den Antalya bölgesinde çocuk tiyatrosu örgütlenmesi sürecini somut olarak başlatması istendi ve kendiside buna gönüllü olarak Antalya’da bir çocuk tiyatrosu kurultayı yapılması önerisini belirtti.

Mehmet Esatoğlu’ndan (Açıklanan listede adı yoktu!) çocuk tiyatrosu tarihsel süreci yazılı olarak aktarması, bu önemli bilgilerin daha detaylı bilinmesi gerektiği belirtildi. Esatoğlu bu süreci yazacağını belirtti.

Sonuç

1.Çocuk tiyatrosunda örgütlenmenin gerekliliği ancak bunun nasıl olacağı konusunda tartışmaların yürütülmesi (yerelden genele yada tam tersi) gerektiği konusunda toplantılar yapılması gerektiği belirtildi.

2.Çocuk oyunu yazarlarının yetişmesi için gereken çabanın gösterilmesi gerektiği belirtildi.

3.Toplantı tutanağının mailler yoluyla katılımcıların onayına sunulması ve kamuya açıklanması karara bağlandı.

(Kaynak: TİYATRONLINE)


***


Bizce, mazeret belirtiği iddia edilen kişiler (Tülin Sağlam, Haluk Yüce, Ümran İnceoğlu, Elif Temuçin, Bülent Sezgin), aslında TAKSAV'ın 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü" vermesine karşı çıkarak, anti-faşist bir tavır geliştirdiler. Faşizme karşı olduklarını kanıtlamak için de, TAKSAV'ın bayrağı altında, yani "TAKSAV toplantı salonu"nda yapılan bu sözde etkinlikte fotoğraf çektirip faşistleşmek istemediler. Ortada mazeretin herhangi bir belgesi olmadığı için, biz böyle düşünüyoruz. Böyle olmasını arzu ediyoruz. Faşizme karşı çıkan sanatçıların artmasını diliyoruz. Ancak, bu toplantıya katılmamalarına karşın, yine de "Hayır, biz faşizmden yana olduğumuz gibi, TAKSAV'ın 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a 'Emek Ödülü' vermesine de asla karşı değiliz!" diyecek olurlarsa, yani açıkça faşizmi savunurlarsa, onların görüşlerini de, "yanıt hakkı" anlamında değerlendirir, sitemizde hemen yayınlarız. Bizim, faşizmin her türlüsüne karşı olmamız, tiyatral faşistlerin görüşlerine yer vermeyeceğimiz anlamına gelmez!!!

Ayrıca, açıklanan listede adları bulunmasına ve sözde mazeret bildirmemelerine karşın, Ceren Okur, Rasim Aşın, Nurkut İlhan, Ertuğrul Timur, Nihal Kuyumcu, Hanife Benzer, İnci Gürbüzatik, Canset Koç, Mustafa Açan neden konuşmadılar? Dillerini mi yuttular? Yoksa pandomim yapıp sessiz sinema mı oynadılar? Aslında onlar yoktular da, tıpkı LİNÇ KAMPANYASI listesi için imal edilen sözde isimlere sahip sanal kişiler miydiler? Sanal kişiler değillerdi de, adları zorla mı bu listeye eklenmişti? Mübarek TAKSAV, el atıp yüz sürdüğü her etkinliği, eline-yüzüne bulaştırıyor! Tek başına bir Hilmi Bulunmaz'ın başlattığı anti-faşist tiyatral direniş bile, "sol gösterip sağ vuran" TAKSAV'ı hemen abandone edebiliyor. Demek ki, Türkiye tiyatrosunda on (rakamla 10) tane Hilmi Bulunmaz çıksa, hiçbir tiyatral faşizan eylem asla yapılamaz. Tiyatral faşistler kaçacak delik ararlar!!! (HB)


***


Ayrıca bakınız: TAKSAV'ın Halman'a verdiği "Emek Ödülü"ne karşı çıkıp Tiyatro Yalancıları Birliği'nden ayrılan tiyatrom.com, LİNÇ KAMPANYASIndaki imzasını çekecek mi?

"Özdemir Nutku skandalı", "Talât Halman skandalı" tartışmalarının üstünü küllemek için laboratuar ortamında imal edilen TİYAB, linç kültürünü besliyor

TAKSAV'ın, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Halman'a "Emek Ödülü" vermesine karşı çıktığımızda bize teşekkür etme inceliğini gösteren E. Timur'un haberi!

"Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

Okunması gereken bir kitap!

Salman Rushdie

Geceyarısı Çocukları


Özgün adı: Midnight's Children

Çeviri: Aslı Biçen
Kapak Tasarımı: Emine Bora

Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Haziran 2000

1981'de Booker, 1982'de James Tait Black, daha sonra da 25 yılın Booker ödüllü kitapları arasında birincilik anlamına gelen Booker of Bookers ödülünü alan Geceyarısı Çocukları, 20. yüzyılın en iyi 100 romanı arasında sayılıyor.

Kahramanımız Salim Sina 15 Ağustos 1947'de, tam geceyarısı dünyaya gelir: Aynı anda Hindistan bağımsızlığına kavuşmuştur. O gece büyülü güçlere sahip yüzlerce çocuk doğar. Cadı Parvati, Tokmak Dizli Şiva ve niceleri... Yeni doğan bir ulusun emekleme çağı, ergenlik sancıları, yetişkinleşme çabaları ile tam geceyarısı doğan bu çocukların maceraları gerçek anlamda içiçe geçmiştir.

"Uzaklığından ötürü geçmiş somut ve anlamlı görünür, oysa bugüne yaklaştıkça her şey gitgide daha inanılmaz görünmeye başlar," diyor Salman Rushdie, "kendinizi büyük bir sinemada farzedin, önce en arka sırada oturuyorsunuz, sonra sıra sıra öne doğru ilerleyip neredeyse burnunuzu dayıyorsunuz perdeye. Oyuncuların yüzleri ağır ağır oynaşan zerrelere dönüşüyor; küçük ayrıntılar devasa boyutlara ulaşıyor, yanılsama çözülüyor - daha doğrusu yanılsamanın kendisinin gerçeklik olduğu ortaya çıkıyor." Geceyarısı Çocukları'nı anlatacak en iyi ifade de bu: Düşle hakikat, gizemle büyü, fantaziyle tarihsel olgu arasında ustalıkla örülmüş bir anlatı...


OKUMA PARÇASI

Açılış bölümü, "Delik Çarşaf", s. 11-18

Ben Bombay'da doğdum... evvel zaman içinde. Yok, bu yetmez, tarihi söylemeden olmaz; 15 Ağustos 1947'de Doktor Narlikar'ın Doğumevinde dünyaya geldim. Ya saati? Saat de önemli. İyi öyleyse: geceleyin. Yok yok, biraz daha ayrıntılı... Aslına bakılırsa saat tam geceyarısını vurduğunda. Ben dünyaya gelirken akreple yelkovan saygıyla tokalaştılar. Söyleyiver gitsin, söyle hadi; tam Hindistan'ın bağımsızlığına kavuştuğu anda yuvarlandım dünyaya. Herkes nefesini tutmuştu. Pencerenin dışında havai fişekler ve kalabalıklar vardı. Bir iki saniye sonra babam ayak başparmağını kırdı ama onun başına gelen kaza, karanlığa boğulmuş o anda benim payıma düşenin yanında hiç kalırdı; çünkü o vurdumduymaz kutlama saatlerinin esrarlı zorbalıkları yüzünden ben garip bir biçimde tarihe kelepçelenmiştim, kaderim kopmazcasına ülkemin kaderine zincirlenmişti. Bunu takip eden otuz yıl boyunca da o kaderden hiç kurtulamadım. Kâhinler hakkımda kehanetler savurmuş, gazeteler dünyaya gelişimi kutlamış, politikacılar sahiciliğimi onaylamışlardı.... Devamını okumak için bkz.


ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER


Celâl Üster, “Bellekten Gelen Gerçek”, Yeni Binyıl, 2 Haziran 2000

Geceyarısı Çocukları, tarihle bağlantılı bir roman. Ama Salman Rushdie, tarihsel bir roman olmadığı kanısında. O, daha çok, gerçeklik ile yanılsama arasındaki ilişkiler, gerçekliğin değişkeleri, yanılsamanın gerçekliğin yerini almasıyla ilgileniyor. Gerçeklik nereden baktığınıza bağlı...

Rushdie'nin kitaba bakışı, yazma süreci içerisinde değişmiş aslında. İlk başta, gerçekten de, tarihle ilgili bir şey yazacağını düşünmüş. Proust'un yaptığına benzer bir şey yapacağını, geçmişi sanki hiç geçip gitmemiş gibi, geri getireceğini sanıyormuş. Belleğin süzgecinden arınacağına, belleğin süzgecinin çarpıtmalarından ... Devamını okumak için bkz.


Saliha Paker, “Bir Tercümenin Çevirisi: Sabkuçtiktok Hai”, Virgül, Sayı 41, Mayıs 2001

Geceyarısı Çocukları "ulusal alegori" olarak da okunan bir modern Hindistan destanı. Öyküden öykü üreten uzun Mahabharata ve Ramayana destanlarından olduğu kadar Bombay (Bollywood) Sinemasının özelliklerini de taşıdığı söylenen bu roman, 15 Ağustos 1947 tarihinde Hindistan'da bağımsızlığın ilan edildiği geceyarısını izleyen saat içinde doğan Salim Sina'nın kendisi tarafından kaleme alınan 31 yıllık yaşamının öykü yumağı. Ana çizgileriyle özetlenirse: Varlıklı Müslüman bir ailenin çocuğu olarak Bombay'da yetişmesi, Hindistan toplumunun etnik çoğulluğunu mikro-düzeyde yansıtan yaşadığı site ve oradaki arkadaşları, gittiği İngiliz okulu, ... Devamını okumak için bkz.


Mehmed Uzun, “Söz Irmağı Hep Akacak”, Celâl Üster söyleşisi, Yeni Binyıl, 30 Haziran 2000

Bombay'ın orta halli bir Müslüman ailesinden gelen Rushdie, yarattığı roman diliyle İngilizce'ye yeni olanaklar sağladı. Bunu da belki en iyi biçimde Geceyarısı Çocukları ile yaptı. Gerçekten de, Rushdie'nin en iyi romanı Geceyarısı Çocukları. 1983'te okumuştum; elimde kırmızı kalem, satırların altını durmadan çizerek. İngilizce yazılmış, ama dili, üslubu, havası ve tekniğiyle İngilizlerin yarattığı romanlardan çok farklı olan bu roman, beni çok mutlu etmişti. Geceyarısı Çocukları, Grass'ın Teneke Trampet ve Marquez'in Yüz Yıllık Yalnızlık adlı yapıtlarındaki büyülü gerçekçilik geleneğine çok yakın bir atmosferde, hem çok ilginç kişisel kaderleri anlatıyor, hem de bütün bir ulusun sancılı doğuşunu. Romanın her sayfası okuru şaşırtan görüşler, düşünceler, olaylar, gelişmelerle dolu. Binbir kader, olay, görüş, düşünce ve ilişki. Ama hepsi de uzun soluklu, yeteneği ve sabrı her cümlede görülen, üslup ve tekniğin ne olduğunu çok iyi bilen bir yazar tarafından oya gibi işlenmiş. Çok sesli, çok renkli, çok nefesli, büyüleyici bir roman....


Ayda Su, “Sihirli Gerçekçilik”, Cumhuriyet Kitap, 13 Eylül 2001

Salman Rushdie'nin Geceyarısı Çocukları romanı, fantastik roman kalıplarını zorlasa da, 15 Ağustos 1947'de Hindistan'ın bağımsızlığına kavuştuğu ve Müslümanlarla Hinduların çatıştıkları yılları anlatır. Romandaki tarihsel verilerin hepsi doğrudur. Modern Hindistan'ın tarihi kaydı şeklinde, Hindistan'ın bağımsızlığını kazandığı günün geceyarısında Bombay'da doğan iki çocuğun öyküsünü anlatır. Hastanedeki hemşire Müslüman ve Hindu iki bebeğin yerlerini değiştirerek, diğerinin hayatını yaşamasına neden olur. Saleem Sinai, varlıklı Müslüman aile tarafından büyütülür ama aslında aşağı kasttan Hindu bir kadının, ülkeyi terk eden Britanyalı bir adamdan doğma ... Devamını okumak için bkz.


Sema Kaygusuz, “Böcek Olabilir miyim?”, Araf.net, Sayı 28

Düşünün ki bir ülke, yıllarca sömürge olarak yönettiği başka bir ülkenin topraklarına, artık edebiyatın o kalkık burnuyla bakabiliyor. İngiltere ile Hindistan arasındaki bu yazınsal temas, sanki geçmişin izafi bir ödeşmesi gibi... Yüzlerce değişik dini, farklı kültürleri içinde barındıran Hindistan, ona dayatılan o akıcı İngilizce'siyle kendinden bir şeyler anlatmanın fırsatını nihayet buldu. Bazen burası gerçekten Gandhi'nin ülkesi miydi diye düşünüyorum. İngiliz kumaşlarını reddeden, kendi giysisini kendi dokuyan Gandhi'nin ülkesi... Hintli yazarlar, edebiyat yöntemiyle çıkardıkları süslü seslerle, bir Hint modası yaratmakla, turistik olmanın ötesine geçemeyeceklerine dair bir kuruntum var.... Devamını okumak için bkz.


A. Ömer Türkeş, “Geceyarısı Çocukları”, Pandora

Dünya çapındaki şöhretini, Şeytan Ayetleri romanında Müslümanlara hakaret ettiği gerekçesiyle, İran rejiminin hakkında çıkardığı ölüm fetvası ile edinen Salman Rushdie, Urduca ve İngilizce konuşan bir ailenin çocuğu olarak 1947 yılında Hindistan’ın Bombay kentinde doğdu. 1961 yılında lise eğitimini tamamlaması için İngiltere’ye gönderildi. Ailesi ise Hindistan’daki siyasi karışıklıklar nedeniyle 1964’de, büyük bir Müslüman topluluk ile birlikte Pakistan’a; Karaçi kentine göç etmek zorunda kaldı. Salman Rushdie, Cambridge üniversitesi tarih bölümünden 1968 yılında mezun oldu. Bu tarihten başlayarak edebiyat ve tiyatro ile ilgilenen yazar, geçimini sağlamak için 1981 yılına kadar reklam sektöründe çalıştı.... Devamını okumak için bkz.


Celâl Üster, “Geceyarısı Çocukları’ndan Floransa Büyücüsü’ne”, Cumhuriyet Kitap Eki, 24 Eylül 2009

Salman Rushdie'nin başyapıtı, Şeytan Âyetleri öncesi bir roman, Geceyarısı Çocukları Hindistan'ın Britanya sömürgeciliğinden bağımsızlığa geçişini konu alıyor.

1988'de Şeytan Âyetleri olayı patlak verdiğinde, Cumhuriyet'te konuya geniş yer ayırmıştık. Ayetullah Humeyni'nin, Salman Rushdie için 'Katli vaciptir' diye fetva çıkarması karşısında, farklı kesimlerden insanların görüşlerini almıştık. Çağımızda edebiyata ve yazara yöneltilen en açık, en dolaysız, en yabanıl saldırılardan biri sayılması gereken bu 'fetva'dan sonra, Rushdie, on yıldan ... Devamını okumak için bkz.


Okur Mektubu: Ezgi Ünsal, "Geceyarısı Çocukları", 10 Ağustos 2004

Beni Geceyarısı Çocukları'na bağlayan şey? Hiç kopmamacasına? İsmi olmuştur. Evet sanki Geceyarısı Çocukları bir roman değil de, Geceyarısı Çocukları? Sadece Geceyarısı Çocukları olarak. Belki romanın değil de romanın başlığı üzerinde durmak saçma gelebilir ama bu ismin bende uyandırdıkları ne kadar saçma da olsa üzerinde durmayacağım gibi değil. Sanki bir anahtar o, hafızamın derinliklerindeki uyku öncesi dinlenen masallardan esinli hayallare giden kapıya ait. Ne zaman bu ismi duysam ya da bu isimle ilintili herhengi birşey; kendimi gizli bir tünelin sonunda varılan eski eşyalarla dolu bir tavan arasında, paslı kilidi çürümüş tozlu bir sandığı açarken ve inanılmaz şeylerle karşılaşırken bulurum. Her zaman böyle olmasa da buna benzer görüntüler, çocukluktan ... Devamını okumak için bkz.

(Kaynak: metiskitap.com)












Bir bayram günümüz from BTV on Vimeo.

Bulunmaz'ın çektiği fotoğraflar netfotograf'da

Sultanahmet parkındaki havuzdan su içen köpek


Günde iki kez yanından geçtiğim Sultanahmet parkındaki havuzun suyunun zaman zaman anlamsız bir biçimde azaldığına tanık oluyordum. Dikkatli bir gözle bakınca, etraftaki tüm hayvanatın bu havuzdan su içtiğini gördüm. Yukarıdaki köpek de bu hayvanattan bir hayvan. O da bu havuzdan su içerek rahatlıyor.

Hilmi Bulunmaz
28 Kasım 2009
www.tiyatroyun.blogspot.com

(Kaynak: netfotograf)

***

Hilmi Bulunmaz'ın netfotograf'taki fotoğraflarına bakınız:
Sultanahmet parkında uyuyan genci bekleyen taş kız
haiku
Ağacın da gözleri var!
Denizin içindeki ışık demeti
Işığını yitiren sokak lambası
Duvara sığınan yaralı heykel
Saklambaç oynayan Sultanahmet Camii
Martıların gölgesinde çalışan işçiler
Işığın gölgesindeki köpek
Gölgelerin sohbeti
Gitarını arayan adam
Çorbanın buğusunu duyumsayanlara sunulur
Yangın yerinde eğlence!
Ağladıkça terleyen taş kız!
Sokak lambasının gündüz nöbetini tutan karga
Sultanahmet’te turistik bir sokak
Sokağı ısıtan insan
Geceleri de gülen çiçekler
Yaşlı bir iskemlenin iskelet hâli
Halıya işlenmiş çiçeğin yürek burkan türküsü
Gedikpaşa Camii Sokak’taki bir seyyar satıcı
Sudaki suret
Sahibini yitirmiş ayakkabılar
Eski bir caminin yorgun sureti
Alp Dağları’nın eteklerindeki kar renkli atlar
Camdan yansımalar
Denize küskün çiçek
Kent ışıklarını kıskandıran atmosfer
Doğalla yapay el ele
Karanlığın içindeki aydınlık
Zermatt’ın tepesine konmak üzere olan bulutlar
Güneşini yitiren kentin aydınlık gökyüzü
Sultanahmet parkındaki havuzdan su içen köpek

Yeni Tiyatro dergisinde Yılmaz Onay da yazıyor!

Salt Tiyatrocu Gözüyle Baksak Bile...


Yılmaz Onay


YENİ TİYATRO, Eylül sayısında 12 Eylül'ün tiyatromuz üzerine etkisi sorunsalına bir kez daha yer ayırmayı düşünerek o konuda yazı talep ediyor (ve bu kez başka bazı sorunlara yoğunlaşmayı yeğliyor). Bir defa, bu 12 Eylül belâsı üstünde gerçekten ne kadar durulsa azdır. Hele şu sırada mevcut iktidar ve onun -açıkça veya muhalifmiş gibi görünmeyi becererek- borazanlığını yapan "ultra demokrat!" maskeli kimi kalemler, bir yandan kapalı ya da açık biçimde 12 Eylül'ü olumlarken, öbür yandan bir "darbe vaaar! (AKP) demokrasi(!si)nin düşmanları darbe tezgahlıyooor!" yaygarasıyla, görüntüde birkaç başka çete mensubunun yanına nerdeyse tüm muhalefetin eklendiği bir yerli "Reichstag Yangını" davasını gütmekteler ki, durum tam bir Arturo Ui oyununu andırmakta. Bu bakımdan dergi çok isabetli bir seçim yapmış kanımca. Dolayısıyla ben, arkadaşların sorularındaki, -elbet aynı derecede önemli olan -'tiyatromuz-12 Eylül' bağlantılarını irdelemeyi, o konuda daha yakın inceleme yapabilmiş yazarlarımıza bırakarak, izninizle olayın "Arturo Ui" oyununa benzerliklerini ve "12 Eylül'ün yargılanması" sorunsalını irdelemeyi yeğleyeceğim. Derginin sorularına da bu bağlamda yanıtlar getirmeye çalışacağım.

(Kaynak: Eylül-Ekim 2009, yıl 2, sayı 12, sayfa 17)

***

Tadımlık olarak yukarıda sunduğumuz Yılmaz Onay'ın yazısının tamamını okumak için, mutlaka Yeni Tiyatro dergisini satın alınız! (HB)

Yazarı Tanrı, yazarın ürününü Kutsal Kitap olarak algılayan ve bu algının, tüm toplum tarafından kabul görmesini arzu edenlere inat, kursumuz sürüyor!

Hilmi Bulunmaz, "Yaratıcı Yazarlık" palavrasını paramparça eden yazarlık kursunu, hem de ücretsiz olarak sürdürüyor! from Cemal Bulunmaz on Vimeo.

Bulunmaz Tiyatro, televizyon kanallarıyla halkı uyuşturan egemen ideolojiye karşı, etkin ve nitelikli videolarıyla, izleyicileri uyanık hale getiriyor!

Sen de insansın!
Sen de yazabilirsin!!
Hem de para ödemeden!!!

75 dakikayı geçmesine karşın, bir ihtiyaca yanıt verdiği için, yukarıdaki video konuşmamızı tam 1060 kişi izleyerek, "Yaratıcı Yazarlık" palavrasının ne denli kıytırık bir uydurma olduğunu belli edip bizi destekledi! İzleyenlere, izlenmesine katkıda bulunanlara, sadece insan olmanın erdemini yaşayanlara sonsuz teşekkürler!!!

Tiyatroda faşizme ödül (ödün) vermeyin: "Talât Sait Halman skandalı"nda tarafınızı belirleyin!

Oğuzhan Müftüoğlu, Can Yücel, Rıfat Ilgaz, Emil Galip Sandalcı, Baskın Oran, Fikret Başkaya, Korkut Boratav, Halit Çelenk, Ali Asker, Halil Ergün, Aytaç Arman, Erbil Tuşalp, Gençay Gürsoy, Haluk Gerger, Ufuk Uras, Hayri Kozanoğlu tarafından kurulan Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 2008 yılında düzenlediği 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'nde, hem de "Emek Ödülü"yle onurlandırılan 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman (Talât Sait Halman, the Minister of Culture of Turkey during fascist March 12th stroke, who has been awarded)


12 MART FAŞİZMİ'NE KARŞI ÇIKAMAYAN, 12 EYLÜL FAŞİZMİ'NE KARŞI ÇIKAMADIĞI GİBİ,
"TİYATRODA IRKÇILIĞA SON!"
DA DİYEMEZ!!! (HB)


Türkiye dramatik yazarlığının Everest'i ve "Türk dilinde yazılmış en iyi oyun" olan Theope'nin yazarı Coşkun Büktel ile Bulunmaz Tiyatro yöneticisi sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için,

"KINIYORUZ!"

başlıklı bir

LİNÇ KAMPANYASI

başlatan yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyası ana sponsorlarından Mustafa Şükrü Demirkanlı, Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), "Bileyci Kurhan" (nam-ı diğer Ömer F. Kurhan), Yaşam Kaya, İsmail Can Törtop gibi tiyatro sanatını kirletenlerin üzerini örtmek istedikleri anti-faşist görüşümüzü bir kez daha haykırıyoruz:


Talât
Sait
Halman'a
verilen
"Emek
Ödülü"ne
karşı
çıkmayan
faşizmi
savunur.


***

Not: Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV), 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'nde, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a, hem de "Emek Ödülü" vermesini içine sindiren kişi, grup, topluluk, aşiret, inisiyatif, birlik, dergi, Internet sitesi, kurultay, kurum, kuruluş...'lar, 14. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'ne destek sunarlarsa, artık "12 Mart Faşizmi'ni destekleyenler listesi"nden çıkartılıp, "faşizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için çaba harcayanlar listesi"ne dahil edilecekler! (Güncelleme 28 Kasım 2009: 15. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali = "Taşra Turne Organizasyonu" için destek sunanlar da aynı listeye dahil edilecekler!) Tüm tiyatro kamuoyuna duyurulur!! Tüm halkımıza duyurulur!!!

TAKSAV'ın 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı'na ödül vermesi, tiyatroya sürülmüş kapkara bir lekedir!

Mücadelemiz, tarih, TAKSAV'ın Talât Halman'a verdiği ödülü geri alıncaya dek sürecek!

***

Ayrıca bakınız:

"Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

TAKSAV'ın, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Halman'a "Emek Ödülü" vermesine karşı çıktığımızda bize teşekkür etme inceliğini gösteren E. Timur'un haberi!

Büktel ile Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için M. Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna asla imza vermeyen TİYATROEVİ sunar!

PSİKODRAMA GÜNLERİ / 2


Merhaba,

Tiyatroevi ve İzdüşün Derneği'nin birlikte düzenlediği ve Pusula Psikodrama Atölyesi'nin katkılarıyla hazırlanan "Psikodrama Tanıtım Günleri"nin ikincisi 8 Aralık 2009 salı günü yapılacaktır. Dr. A. Meral Genç'in liderliğinde gerçekleştirilecek atölyeye katılım ücretsizdir; ancak grup sayısı sınırlı olduğu için, katılmak isteyenlerin aşağıdaki telefon numaralarından iletişim kurmaları ve rezervasyon yaptırmaları gerekmektedir.

Atölye günü: 8 Aralık 2009
Saat: 18.30 - 20.30 arası
Yer: Tiyatroevi Mehmet Akan Kültür Merkezi
Kıbrıs Şehitleri Caddesi, Gazi Kadınlar Sokağı, No:26 teras kat.
İletişim: 0232 463 89 46 (Hamit Demir)


***

Ayrıca bakınız:

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

TAKSAV'ın Halman'a verdiği "Emek Ödülü"ne karşı çıkıp Tiyatro Yalancıları Birliği'nden ayrılan tiyatrom.com, LİNÇ KAMPANYASIndaki imzasını çekecek mi?

TİYATROM YAYIN KURULUNDA YER ALMAYA HAZIR MISINIZ?


Tiyatrom 1,5 yılı ayrı da geçse 10 yıl önce yayın yaşamına başlamış Tiyatro dünyasında geniş kabul görmüş, sadece yayıncılıkla sınırlı kalmayıp gerektiğinde lokomotif bir rol de üstlenmiş bir yayındır.

Tiyatrom bugüne dek Tiyatro dünyasından gençler de dahil olmak üzere onlarca saygın ismin katkıları ile güçlü bir yayıncılık sergilemiş ve yine sergilemektedir.

Bir buçuk yıl aradan sonra yeniden yayına geçmesi de de kamuoyu beklentileri ve bu alanda duyulan açıktan dolayıdır. İşte tam da bu nedenlerle, bu güç, bu lokomotif rol artık onlarca da olsa "dışarıdan" katkılarla, ama özünde bir tek kişinin inisiyatifi ile yürümeyecek, yürümemesi gereken bir noktaya gelmiş dayanmıştır.

Tiyatrom sayfalarından daha önce de ve özellikle kapanırken yaptığımız çağrıyı bu kez kesin bir kararlılıkla yineliyoruz

ARTIK TİYATROM'UN BİR YAYIN KURULU OLMAK ZORUNDADIR.

Tiyatromdan beklenen rol rutin gündelik haberleri girmesinden, oyun tanıtımları yapmasından öte bir noktadadır ve bu anlamda da bu rolün olması gerektiği gibi işlerlik kazanması da ancak bir yayın kurulu ile mümkündür.

Yayın kurulu Tiyatrom'un Yayın ilkelerini belirleyecek, Bu yayın ilkeleri doğrultusunda yayıncılığın süregitmesini denetleyecek, Tiyatro dünyasında yaşanan olumlu/olumsuz olağandışı gelişmelerde Tiyatrom'un yaklaşımına karar verecektir. Yayıncılık alanında herhangi bir derneğe tabi olup olmayacağına burada temsil yetkisine ve benzer konulara karar verecektir. Yayın kurulundan tasfiye yada yeni yayın kuruluna alımı da bu aşamadan sonra yayın kurulu belirleyecektir.

Tiyatrom'un değişemez anayasası da ancak uluslararası , kabul edilmiş basın meslek ilkeleri olabilir. Yayın kurulunun görevlerine, yetkilerine de yine yayın kurulu karar vereceği için burada detaylara yada ön şart gibi ilkelere, beklentilere değinmiyoruz. Bu aşamada tiyatrom'un ortaya koyabileceği şartlar ancak yayın kurulunun nasıl oluşacağına dair kararlar olabilir.

Bu anlamda ilk anda akla gelenleri şöyle sıralayabiliriz.

1- Bu yayın kurulunda ön yetkilendirme olmayacaktır. Belirli alanlarda yetkilendirme yada belirli bir hiyerarşi olacaksa da buna yayın kurulu oluştuğunda üyeler karar verecektir. Biz yayın kurulunun tecrübe, akademik , mesleki, örgütlülük yada yayıncılık birikimleri gibi unsurları göz ardı etmeden ama demokratik biçimde kendi iç yapılanmasını kuracağına inanıyoruz. Bu nedenle Tiyatrom yayın kurulu için şartlı talep söz konusu olmayacağı gibi herkes eşit koşulda adaydır

2- Kesin karar olmamakla birlikte minimum 10, maksimum 30 üyeden oluşması uygun olabilir. Sayının az olması bu yayını bir adamın inisiyatifinden çıkarıp bir kaç adamın inisiyatifine vermesi gibi benzerlik gösterecektir, sayının çok olması ise yayıncılık işleyişinin aksamasına neden olabilecektir. Ama gerekirse başvuruların bir kısmı alt komisyonlarda toplanarak alt komisyonlara kendileriyle ilgili alanlarda söz hakkı ve görevler verilebilir. Tartışmaya açıktır, görüşlerle şekillendirilebilir

3- Bu kitlesel yayının bir gurubun kontrolüne geçtiği hissi verecek bir yayın kurulu oluşmamasına dikkat edilecektir. Bir topluluk yada örgüt vb gibi kümelenmelerden birden fazla başvuru olduğu takdirde bu kendilerine bildirilecek ve kendi içlerinde karar vererek kimilerinin adaylıktan çekilmesi istenebilecektir. Bu kümenin temsil ettiği kişi sayısı bir hayli fazla ise (diyelim ki onlarca üyesi olan bir dernek) bu durumda oradan kabul edilecek kişi sayısı bununla orantılı değişebilecektir. Bu madde adayların ille de bir örgütün, topluluğun adına oradan başvurması şartı değildir, tamamen bağımsız bireylerin de adaylığı dikkate alınacaktır

4- Adaylar çalıştıkları yeni, eski toplulukları , üyesi olduğu kuruluşları , dernekleri kendilerini tanıtan bir yazıyla eksiksiz ve doğru bildirmelidir.

5- Tiyatro dünyasında kötü bir sicil, bildirildiği ve ispatlandırıldığı takdirde adayın elenmesini, adaylığının kabul edilmemesine neden sayılabilir.

6- Başvurular maksimum sayıyı aşmadığı takdirde sorun olmayacaktır ama aştığı takdirde bir ön eleme yada her birinin tanıtımı ile tiyatrom okurlarının elektronik ortamda (kontrollü ve güvenli) oylaması ile seçim yoluna gidilebilir.

Bu maddelerin tümü geri bildirim ve görüşlere açıktır. Geri bildirimler dahilinde maddeler değiştirilebilir, eklemeler eksiltmeler yapılabilir

Başvurular için adres: aetimur@gmail.com

(Kaynak: tiyatrom.com)


***


Ayrıca bakınız:

"Özdemir Nutku skandalı", "Talât Halman skandalı" tartışmalarının üstünü küllemek için laboratuar ortamında imal edilen TİYAB, linç kültürünü besliyor

TAKSAV'ın, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Halman'a "Emek Ödülü" vermesine karşı çıktığımızda bize teşekkür etme inceliğini gösteren E. Timur'un haberi!

"Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi