8 Ağustos 2017 Salı

Linççilerle Bulunmaz kapışması ABD ile Vietnam kapışmasına benziyor!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın DURUŞMA GÜNLERİ:

21.09.2017 saat 10:00   İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/261

02.10.2017 saat 14:40  İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/280
12.10.2017 saat 10:00   Trabzon 5. Asliye Cezâ Mahkemesi 2016/26

14.11.2017 saat 10:10  İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/322

22.03.2018 saat 09:30  İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/423

Not: Kırmızılar Sosyalist Sanatçı H. Hilmi Bulunmaz'ın açtığı dâvâlar...

4 Ağustos 2017 Cuma

MUHBİR Mustafa Şükrü Demirkanlı yine ısrarla kuyruklu yalan söylüyor!

ile ilgili 21 tweetimi sildim. Çünkü tamamı anlamsız kalmış. Bu sosyalist(!) bütün tweetlerini silmiş. Korkuyorsan yazma.
https://twitter.com/MDemirkanli/status/893196431649067009

30 Temmuz 2017 Pazar

MUHBİR Tiyatro... Tiyatro... Dergisi beni anlatırken, adımı asla veremez!

Durum vahim, tiyatro dünyasına sızmaya çalışan meczup iyice dağıttı, acaba ailesi hastaneye mi götürse? Çırılçıplak sokağa çıkabilir durumda

https://twitter.com/MDemirkanli/status/891057314211528706

23 Temmuz 2017 Pazar

MUHBİR Tiyatro... Tiyatro... Dergisi beni anlatırken, adımı asla veremez!

Farkında mısın? Herkes dalga geçiyor seninle...

MUHBİR Tiyatro... Tiyatro... Dergisi beni anlatırken, adımı asla veremez!

Artık şüphem kalmadı, şizofren bir kişilik yani kişilik yarılması Üzüldüm.Yakında iyice delirecek gibi gözüküyor. Yakınlarına kolay gelsin.

https://twitter.com/MDemirkanli/status/888854903539601408

19 Temmuz 2017 Çarşamba

LİNÇÇİ Boğaziçi Üniversitesi, Bulunmaz'a karşı Görünmez Tiyatro bastı!

Oyun notu: Yanlışlara dikkat çekmek için kırmızı ile belirginleştirdik!

***

Görünmez Tiyatro / Unsichtbares Theater

GÖRÜNMEZ TIYATRO, Henry Thorau, çev. Hülya Karcı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2017 İstanbul

Çevirmenin önsözü

Bir tiyatro oyunu düşünün ki, seyirci açısından çok yakıcı bir konu ele alınmış, klasik tiyatro oyunu gibi yazılmış, karakterlere ve figürlere derinlik kazandırılmış, kostüm ve aksesuarlar özenle hazırlanmış ve roller titizlikle prova edilmiş olsun, ancak bu oyunun bir tiyatro binasında değil, mümkün olduğunca çok insanın bulunduğu kamusal bir alanda oynanması ve ayrıca da seyircinin bu oyunun, oyun olduğunu farketmemesi gereksin! Kulağa biraz tuhaf gelen bu tiyatro yöntemi işte, hasır altı edilmiş, görünmez kılınmış bir sorunu, bir konuyu görünür kılmayı hedefleyen "Görünmez Tiyatro"! Çağımızın en önemli tiyatro pedagoglarından Brezilyalı Augusto Boal'in Ezilenlerin Tiyatrosu yöntemlerinden biri. Boal'in tüm diğer yöntemleri; Gazete Tiyatrosu, İmge Tiyatrosu, Forum Tiyatrosu, Yasa Yapıcı Tiyatro gibi Görünmez Tiyatro da, demokratikleşme ve toplumsal müdahale için 'seyirciyi' 'seyirci kalandan' 'eyleyene, eyleme geçene' dönüştürmeyi hedefliyor. Boal, sokak tiyatrosu deneyimlerinden de yola çıkarak Görünmez Tiyatro'da seyircinin hiç bir biçimde seyirci olduğunu bilmemesi gerektiğini, böylece 'olaya' yani tiyatro aksiyonuna gerçekten çekinmeden katılabileceğini, soruna müdahale edebileceğini saptamış. Demek ki Görünmez Tiyatro, yönteminden dolayı bu adı alıyor yoksa hedefi baskı durumlarını görünür kılmak.

Henry Thorau, Görünmez Tiyatro'nun Boal'in diğer yöntemleri gibi popüler olmamasının nedeninin belki de "görünmez kalmak istemesinde yatabileceğini" iddia ediyor elinizdeki kitapta. Kendisi de Boal'in yol arkadaşı, yıllarca çevirmeni, yayıncısı ve nihayetinde samimi arkadaşı olmuş, Boal ile birlikte bir çok atölye çalışması yönetmiş ve tutanaklarını tutmuş. Boal'in, ne yazık ki Görünmez Tiyatro üzerine bir kaç makalesi dışında yöntem üzerine fazla bir şey yazmamış olması, Thorau'yu bu kitabı yazmaya iten nedenlerden. Hem Boal'in çalışmalarının yakın takipçisi hem de Berlin ve Viyana'da Görünmez Tiyatro grupları olan Thraou için bu kitabı kaleme almak bir zorunluluk olmuş.

Geçtiğimiz yıl Berlin'de tam bir görünmez tiyatro aksiyonuna hazırlanırken, Henry Thorau ile kitabının okuma akşamında tanıştım. "Boal'den sonra Görünmez Tiyatro" olarak adlandırdığı, kendi çalışmalarını da içeren, nihayet tarihsel, teorik ve pratik uygulama örneklerini de içinde barındıran bu kitap vardı önümde. Bire bir tanıklıklarından yola çıkarak Görünmez Tiyatro'nun teorik temellerini bize sunan Thorau'nun mütevazı bir biçimde kılavuz olarak adlandırdığı bu kitap bir parça da bu nedenle kıymetli.

Thorau'nun Ezilenlerin Tiyatrosu'na bir giriş olarak da ele aldığı Almanya ve Brezilya tiyatro pratiğini karşılaştırdığı bölüm özellikle heyecanla okunacak bölümlerden bir diğeri. Türkiye ile şaşırtıcı benzerlikler ve paralellikler bulmak mümkün. Ülkeler tarihini tiyatro üzerinden yeniden okumak, yaratıcı süreçlerden süzülen bir başka tarih okuması sunuyor. Tiyatronun vazgeçilmezi olan eğlenceyi de ihmal etmeyen, estetik kaygılar gözetilerek yapılan tiyatronun değiştirici gücüne dayanarak yola çıkanların yazdığı bir tarih. Türkiye'de de böyle bir tarih çalışmasının ilginç olacağını düşünüyorum. Özellikle 60'lı yıllardan itibaren tarihi tiyatro üzerinden okumak isteyen birilerinin çıkacağından umutluyum.

Son yıllarda Forum Tiyatrosu'nun yanısıra Berlin'de ve İzmir'de Görünmez Tiyatro atölye çalışmaları yapıyorum. Berlin ve İzmir'deki toplumsal dinamiklerin, kamusal alanın düzenlenmesinin ve devlet organlarının işleyişleri arasındaki farklar çok ilginç, çok dikkati çekici, değerli deneyimler ortaya çıkartıyor. Boal'in hep söylemiş olduğu gibi, Ezilenlerin Tiyatrosu yöntemlerinin açık metinler gibi okunabilmesi ve geliştirilebilme olanaklarının süreklilik taşıması bu farklılıklarla başa çıkmayı da kolaylaştırıyor.

Ezilenlerin Tiyatrosu yöntemlerinin uygulayıcısı olarak ilgiyle okuduğum bu kitabı Türkçe'ye çevirmek, Türkçe okuyan Boalcilere ulaştırmak için hemen kolları sıvadım. Ancak Türkiye'de bir "tiyatro teorisi" kitabını yayınlatmanın hiç de öyle kolay olmadığını anladım. Durumu iyi olan yayınevlerinin böyle bir kitaba ilgisi yoktu, ilgisi olan yayınevlerinin de ne yazık ki gücü yoktu. Uzun aramalardan sonra nihayet Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi ile bağlantı kurabildim ve doğru bir yerde olduğumu gördüm. Zaten Boal'in yayınlanmış tüm eserleri Boğaziçi Üniversitesi Yayınları'ndan Türkçeye çevrilmiş ve basılmıştı.

Çeviri de kullandığım yönteme gelince: Kitabın orjinalinde kullanılan Portekizce, İspanyolca ve İngilizce terim ve cümleleri mümkün olduğunca olduğu gibi bırakmaya, ancak anlaşılır olması için de, Türkçelerini aynı sayfada ya parantez içinde ya da dip not olarak vermeye çalıştım. Spontan, softy, lounge gibi Türkçe'de günlük dilde kabul gören bazı sözcükleri olduğu gibi bıraktım. Tiyatro camiasında kullanılan mesleki terimlerin bir kısmı gene kitapta İngilizce olarak veriliyor. Bunların günlük dile kazandırılmış kabul gören karşılıklarını kullandım. Ancak kitaba sadık kalmaya çalışma arzumdan dolayı da kitabın içinde veya sonundaki küçük sözlükte parantez içinde İngilizce karşılıklarını verdim.

Kitabın çevirisindeki büyük katkılarından dolayı Christian Gendreissig ve Şefika Mısırlı'ya buradan tekrar teşekkür ediyorum.

Bu kitabın Türkçe'ye çevirisinin ve basılmasının hem Boal yöntemleriyle çalışan tiyatrocuları çok sevindireceğini hem de demokratikleşmeye sanatsal açıdan katkı koymak isteyenlere yeni bir pencere açmada yardımcı olacağını düşünüyorum. Değil hayata, tiyatroya bile seyirci kalamayan, tiyatronun değiştirici gücüne inanan bizlerin, direnişin böylesi eğlenceli ve yaratıcı yöntemlerine ihtiyacı var.

Hülya Karcı

***

Vorwort der Übersetzerin

Stellen Sie sich ein Theaterstück vor, in dem ein aus der Sicht des Zuschauers sehr brennendes Thema behandelt, den Charakteren und Figuren tiefere Komplexität verliehen, die Kostüme und Requisiten mit Sorgfalt vorbereitet und die Rollen mit penibler Genauigkeit eingeprobt sein sollen. Doch dieses Theaterstück soll nicht in einem Theatergebäude, sondern an einem öffentlichen Platz, wo sich möglichst viele Menschen aufhalten, gespielt werden und zudem soll der Zuschauer nicht merken, dass es sich bei diesem Theaterstück um ein Theaterstück handelt!

Hier ist nun diese Theatermethode, die uns merkwürdig vorkommt: Das „Unsichtbare Theater“, dass darauf abzielt, eine Streitfrage oder ein Thema, das auf die lange Bank geschoben und unsichtbar gemacht wurde, sichtbar zu machen. Es handelt sich hierbei um eine der Methoden des „Theaters der Unterdrückten“ von dem Brasilianer Augusto Boal, einem der wichtigsten Theaterpädagogen unserer Gegenwart. So wie das „Zeitungstheater“, das „Statuentheater“, das „Forumtheater“ und das „Legislative Theater“, alles verschiedene von Boal entwickelte Theatermethoden, so bezweckt auch das „Unsichtbare Theater“, für Demokratisierung und gesellschaftliche Intervention den Zuschauer aus seinem „Zuschauer-Dasein“ in einen „Aktionisten“, in „jemanden, der zur Aktion übergeht“, umzuwandeln. Boal legte fest, wobei er von seinen Straßentheater-Erfahrungen ausging, dass es beim „Unsichtbaren Theater“ unabdingbar sei, dass der Zuschauer in keiner Weise weiß, dass er Zuschauer ist, er (der Zuschauer) auf diese Weise, ohne sich dabei zu genieren, am „Ereignis“ d. h. an der Theater-Aktion real teilnehmen und sich in der Streitfrage einmischen können soll. D. h. das „Unsichtbare Theater“ hat diesen Namen wegen seiner Methode, aber sein Ziel ist es, Zustände der Unterdrückung sichtbar zu machen.

In dem Buch, das Sie jetzt in ihrer Hand halten, vertritt Henry Thorau die Meinung, dass der Grund dafür, dass das „Unsichtbare Theater“ nicht so populär ist wie die anderen Theatermethoden von Boal, vielleicht „in seinem Wunsch, unsichtbar zu bleiben“, liegen können würde. Er selbst war ein Weggefährte Boals, sein jahrelanger Übersetzer, Verleger und schließlich ein enger Freund; zusammen mit Boal leitete er viele Workshops und protokollierte sie auch. Der Umstand, dass Boal leider nicht allzu viel über die Methode des „Unsichtbaren Theaters“ geschrieben hat, abgesehen von einigen Artikeln über das „Unsichtbare Theater“, ist einer der Gründe, die Thorau den Anstoß dazu gaben, dieses Buch zu schreiben. Für Thorau, der sowohl ein nahe stehender Anhänger von Boals Arbeiten ist als auch „Unsichtbares Theater“-Gruppen in Berlin und Wien hat, wurde es scheinbar zu einer Zwangsläufigkeit, dieses Buch zu schreiben.

Als ich vergangenes Jahr (2013) gerade dabei war, mich auf eine „Unsichtbares Theater“-Aktion vorzubereiten, lernte ich Henry Thorau bei einem Vorlesungsabend für sein Buch kennen. Vor mir war dieses Buch, das seine eigenen Arbeiten, die er als „Unsichtbares Theater nach Boal“ bezeichnet, beinhaltet und am Ende historische, theoretische und praktische Anwendungsbeispiele anführt. Dieses Buch, das Thorau, der uns die theoretischen Grundlagen des „Unsichtbaren Theaters“ nahebringt, wobei er auf seine Erfahrungen zurückgreift, in einer unaufdringlichen Art als einen Leitfaden betrachtet, ist auch ein bisschen aus diesem Grunde eine wertvolle Lektüre.

Das Kapitel, in dem Thorau die deutsche und brasilianische Theaterpraxis, die er auch als eine Einführung in das „Theater der Unterdrückten“ behandelt, mit einander vergleicht, ist ein weiteres von den Kapiteln die mit Spannung zu lesen sind. Es ist möglich, verblüffende Ähnlichkeiten mit und Parallelen zu der Türkei zu finden. Die Geschichte der Länder durch die Geschichte des Theaters zu lesen, entbietet eine andere Geschichtslesung, die durch die schöpferischen Prozesse des Theaters herausgefiltert wird. Es ist eine Geschichtslesung, die nicht die Unterhaltung, für die das Theater unverzichtbar ist, vernachlässigt hat und die von denjenigen geschrieben wurde, die sich auf die verändernde Kraft des Theaters, das kreiert wurde, indem ästhetische Bestrebungen bewahrt wurden, gestützt haben. Ich glaube, dass eine derartige Geschichtsarbeit auch in der Türkei von Interesse sein kann. Ich bin zuversichtlich, dass ein paar Leute zum Vorschein kommen werden, die den Wunsch haben, Geschichte, insbesondere von den 60er Jahren an, aus der Perspektive des Theaters zu lesen.

In den letzten Jahren gebe ich neben „Forumtheater“-Worksphops auch „Unsichtbares Theater“-Workshops in Berlin und Izmir. Die Unterschiede zwischen den Arbeitsweisen der gesellschaftlichen Dynamik, der Verwaltung der öffentlichen Plätze und Staatsorgane in Berlin und Izmir lassen viele interessante, Aufmerksamkeit auf sich ziehende und wertvolle Experimente hervorbringen. Wie Boal es immer gesagt hatte: Die Tatsache, dass die Methoden des „Theaters der Unterdrückten“ wie ein offenes Buch erfasst werden können, und die Tatsache, dass die Möglichkeiten, weiter entwickelt werden zu können, kontinuierlich vorangehen, erleichtern es, mit diesen Unterschieden umzugehen. Ich habe mich dann sofort ans Werk gemacht, dieses Buch, das ich als Anwenderin der Methoden des „Theaters der Unterdrückten“ interessiert gelesen hatte, ins Türkische zu übersetzen und es auch den Boalisten unter der türkischen Leserschaft zukommen zu lassen. Aber mir war bewusst, dass es überhaupt nicht so einfach ist, in der Türkei ein Buch über „Theatertheorie“ publiziert zu bekommen. Verlagshäuser, deren finanzielle Situation gut war, hatten kein Interesse an solch einem Buch, und Verlagshäuser, die das entsprechende Interesse daran hatten, verfügten leider nicht über die erforderliche finanzielle Kraft. Nach langem Suchen schaffte ich schließlich eine Verbindung mit dem Boğaziçi Universitätsverlagshaus und wußte, dass ich am richtigen Ort war. Der Boğaziçi Universitätsverlag hatte schon fast alle Werke von Boal herausgegeben.

Nun noch einige Hinweise zu meiner Übersetzungmethode: Ich habe mich bemüht, die portugiesischen, spanischen und englischen Fachausdrücke und Sätze so zu lassen, wie sie in der deutschen Ausgabe stehen, aber, damit sie für jeden verständlich sind, auf der gleichen Seite in Klammern oder als Fußnote türkische Übersetzungen hinzugefügt. Einige Wörter wie “spontan”, “softy” oder “lounge”, die in die türkische Alltagssprache aufgenommen worden sind, habe ich so belassen. Einen Teil der Fachausdrücke, die in der Theater-Community in Theaterfachkreisen benutzt werden, wurden auch in ihren englischen Versionen beibehalten. Von diesen englischen Ausdrücken aber habe ich auch türkische Entsprechungen benutzt, die in die türkische Alltagsprache eingebracht worden sind und dort Zustimmung gefunden haben. Aber auf Grund meines Wunsches, der Originalfassung gegenüber loyal zu bleiben, habe ich die englischen Ausdrücke im Innern des Buches und im Glossar am Ende des Buches in Klammern stehend wiedergegeben.
Wegen ihres großen Beitrages zu der Übersetzung des Buches ins Türkische möchte ich mich an dieser Stelle nochmals recht herzlich bei Şefika Mısırlı und Christian Gendreissig bedanken.

Ich glaube, dass die Übersetzung dieses Buches ins Türkische und seine Veröffentlichung sowohl die Theaterinteressierten, die mit Boals Methoden arbeiten, sehr erfreuen als auch einen Beitrag leisten wird bei der Öffnung neuer Möglichkeiten für diejenigen, die aus der künstlerischen Perspektive bei der Demokratisierung mitwirken wollen. Wir, die wir nicht nur im Leben sondern auch beim Theater nicht nur Zuschauer bleiben können und auch an die verändernde Kraft des Theaters glauben, brauchen anregende und kreative Methoden, solch eine wie die des Widerstands.

Hülya Karcı

http://hulyakarci.com/gorunmez-tiyatro/

11 Temmuz 2017 Salı

Bu düzeysizlikteki söylemle değil iktidara gelmek, parka bile gelemezsin!

Ne kadar yandaş, yalama varsa matematikçi kesilmiş maşallah.

Bi gözlük alın yeter hacı, o kadar kasmayın, devreler yanacak(:


#AdaletMitingi

Bu düzeysizlikteki söylemle değil iktidara gelmek, parka bile gelemezsin!

Ne kadar yandaş,yalama varsa matematikçi kesilmiş maşallah. Bi gözlük alın yeter hacı, o kadar kasmayın, devreler yanacak(:

7 Temmuz 2017 Cuma

“pahalı olduğu için kızını disneylande götüremeyen baba, disneylandi kızına getiriyor. kız babalığını savunacağız https://t.co/vAvdT1FNW9
TWİTTER.COM
BeğenDaha fazla ifade göster
Yorum Yap
Yorumlar
Coşkun Büktel Hayatım boyunca hep bir kızım olmasını istemiştim. Heyhat!... Boşuna değilmiş.
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla18 dk.

6 Temmuz 2017 Perşembe

Benden bahsetmesine karşın adımı veremeyen Coşkun Büktel üfürüyor!

PERİNÇEK NE KADAR İNANDIRICI?
Doğu Perinçek'i dinlerken çoğu zaman eski bir arkadaşımı hatırlamadan edemiyorum. Bir zamanlar benim eserlerimi beğenen ve özellikle bir tanesi içinTürk yazınında bir zirve olduğunu söyleyen yakın bir arkadaşım vardı. Derken, bir gün saçma sapan bir nedenle tartışıp bu arkadaşla yollarımızı ayırdık. Ben eski dostluğumuzun hatırına susmayı tercih ettiğim halde, arkadaşım beni baş düşmanı ilan etti, hakkımda savcılıklara dilekçeler verdi ve zirve dediği eserim hakkında da, 24 saat içinde fikir değiştirip o eserimin çöp olduğunu söyledi. Ne kadar inandırıcı olabileceği hiç umurunda değildi. Kaç kişi inansa kârdı.
Perinçek'inki de o hesap: 24 saat içinde 180 derece fikir değiştirse ve dün ak dediğine bugün kara dese bile, söylediklerine aslında kendi de pek inanmasa bile, insanları inandırabileceğine aşırı (sağlıksız) bir güven duyuyor. Bugün Rusya'ya ve orduya yakın durduğu için, dünyada ve Türkiye'de meydana gelen her olayı Rusya ve ordu optiğinden bakarak heyecanla (ve elbette ki arkadaşımdan çok daha yetkin bir inandırıcılıkla) yorumluyor; ama ben, yine de, yarın herhangi bir nedenle Rusya ile bozuşur ve karşı tarafla el sıkışırsa, bugün söylediklerinin tam tersini aynı heyecanla söylemeye hazırlanmak için, 24 saatin, arkadaşıma yettiği gibi, Perinçek'e de, fazlasıyla yeteceğine inanıyorum.

BeğenDaha fazla ifade göster
Yorum Yap
Yorumlar
Coşkun Büktel BİR İNSAN DEĞİŞMİŞSE VEYA DAHA ÖNCE BİLİNMEYEN DEĞİŞİK YÖNLERİ ORTAYA ÇIKMIŞSA; SİZİN DE ONUN HAKKINDA (GEREKİRSE 180 DERECE) FİKİR DEĞİŞTİRMENİZ, MAKUL SAYILABİLİR. AMA YAYINLANMIŞ VE YILLARDIR HİÇBİR DEĞİŞİKLİĞE UĞRAMAMIŞ BİR ESER HAKKINDA, HELE DE 24 SAAT İÇİNDE, 180 DERECE (HEM DE OLUMSUZ YÖNDE) FİKİR DEĞİŞTİRMEYİ, HİÇBİR HİTABET YA DA KURNAZLIK YETENEĞİ, MAKUL GÖSTEREMEZ. HELE SIRADAN İNSANLAR HİÇ GÖSTEREMEZ.

TIPKI ONA BENZER BİÇİMDE, BEN, AKP HAKKINDA DA, DEĞİL 180 DERECE, 80 DERECE FİKİR DEĞİŞTİRMEK İÇİN BİLE, NE KADAR YETKİNLİKLE SAVUNULURSA SAVUNULSUN, MAKUL BİR NEDEN GÖSTERİLEBİLECEĞİNE İNANMIYORUM.

BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla4 saat
Coşkun Büktel YİNE DE ŞUNU BİR HAKİKAT OLARAK HAFIZAYA KAYDETMEK GEREK: BAZI İNSANLAR GERÇEKLERİ BİLE İNANDIRICI KILAMAZKEN; DİĞER BAZILARI YALANLARI BİLE GAYET İNANDIRICI KILABİLİR.

BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla4 saat