Efes Pilsen tezgâhtarlığı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
Efes Pilsen tezgâhtarlığı sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

17 Mart 2009 Salı

Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapan Genco Erkal iftiracı Kazmacıbaşı ve iftiracı Nutku'dan Aydın Doğan Ödülü'nü alacak mı?

Bilimsel sosyalizmin kuruluşu için ömrünü feda etmiş Karl Marx'ın "İsalaştırılmış" fotoğrafıyla süslenen Dostlar Tiyatrosu afişine "T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Maddi Katkılarıyla" sözünü bir maşallah gibi iliştirip, Marx'ın sakalının sol alt kısmına "EFES Pilsen'in kültür ve sanata katkıları artarak sürecek" sloganını yerleştiren Genco Erkal, MARX'ı "dönüştürme" karşılığında, Kültür Bakanlığı çanağının tam 63.000 TL'lik bölümünü yaladı.

Bitmedi...

Marx'ı "dönüştüren" Genco Erkal'a, içinde iki iftiracının da bulunduğu bir seçici kurul, Aydın Doğan Ödülü verme sevdasına tutuldu. İçinde iftiracıları da barındıran seçici kurulu tanıtalım:

Doğan Hızlan, Orhan Alkaya, Lemi Bilgin, Prof. Dr. Cevat Çapan, Prof. Dr. Dikmen Gürün, Gencay Gürün, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Turgut Özakman, Seçkin Selvi, Prof. Dr. Sevda Şener, Prof. Dr. Ayşegül Yüksel.

Genco Erkal, yukarıdaki seçici kurul içerisinde adları bulunan iftiracı Kazmacıbaşı ve iftiracı Özdemir Nutku'dan Aydın Doğan Ödülü'nü alacak mı?

Sorup hemen "esas konumuz"a geçiyoruz...



***


Hilmi Bulunmaz
17 Mart 2009


Aşağıda sunduğum yazıdaki yatık ve koyu harfler, Zaman gazetesinde yayınlanan "Ben sizin bildiğiniz Marx değilim!" başlıklı yazıdan alınmıştır.

Genco Erkal'ın sahnelediği "Marx’ın Dönüşü" adlı tek kişilik oyunun tanıtımı için, Yusuf Gündüz tarafından kaleme alınan bu yazıyı okur okumaz yayınladım.

(Bkz: bulunmaztiyatro.blogspot.com, "MARX'ı 'dönüştüren' Erkal, iftiracı Kazmacıbaşı ve iftiracı Özdemir Nutku'nun ellerinden Aydın Doğan Ödülü'nü almadan önce, 'dönüşüm'ü Zaman'a anlattı")

Yazıyı yayınladıktan sonra, içim rahat etmediğinden, bu yazı üzerine kafa yordum.

"Ben sizin bildiğiniz kızlardan değilim!" sözünü anıştıran bu başlık, popülizm ve magazin kokuyor. İnsana değgin her şeyin içerisinin boşaltılıp meta estetiğine kurban edilmek istendiği emperyalist hallerin egemen olduğu günümüzde, bilimsel sosyalizm için ömrünü araştırma ve incelemeye yatıran Karl Marx’ın, ayak üstü söylenen; "Ben sizin bildiğiniz kızlardan değilim!" söylemine yakın bir dille yazı başlığına çıkarılmasını yadırgamıyoruz. Bunu, Zamancı Yusuf’un, Zamane Genco Erkal’dan aldığı cesaretle yazdığını tahmin etmek, bizim için çok kolay. Sosyalizm karşıtlığıyla beslenen bir gazetede Marx gündeme gelince, sakız çiğnerken araya sıkıştırılan laflar gibi bir ağız şapırdatması olduğu iyice sırıtıyor.

..........Dünya ekonomik darboğazda, dev şirketler iflaslarını açıklıyor, kapitalist sistem çatırdıyor!

Bu söze bir yorum yapmak yerine, Toprak Karaoğlu’nun kaleme aldığı "Şimdi Rüyalar… Az Sonra…" oyununun giriş tümcesini aktaralım:

.........."Doğruları yanlış insanlara söyletiniz, o zaman doğruların bir değeri kalmaz."

..........Dünya ekonomik darboğazda, dev şirketler iflaslarını açıklıyor, kapitalist sistem çatırdıyor!

Bu sözleri, Marx’ı geliştirmek ve sosyalizmi anlaşılır kılmak için gayret gösteren biri söylese, belki bir değer kazanabilir bu sözler; ancak, Zaman gazetesindeki bağlamda söylendiğinde, Zamancı Yusuf'la Zamane Genco'nun ağzından çıktığında, bu sözler, benim için, hiç de inandırıcı olamıyor. Doğruları, yanlış yerde duran, yanlış insanlar söyleyince, doğrunun bir değeri kalmıyor.

..........Ekonomistler, yazarlar hatta çizgileriyle karikatüristler bile ibresini sosyalizmin fikir babası, Das Kapital'in yazarı düşünür Karl Marx'a çevirmiş durumda.

Ekonomistler, yazarlar, hatta çizerler, Marx’ın dünyaya müdahale etmesinden sonra, ne zaman bu "düşünür"le ilgilenmediler ki? Zamancı Yusuf, ekonomistlerin, yazarların, hatta karikatüristlerin bile, Marx'la ilgilenmesiyle pek ilgilenmiyor. Zamancı Yusuf, Zamane Genco’ya çanak tutuyor. Zamancı Yusuf, hem kendi taraftarlarının bulunduğu tribüne şirin görünüyor ve hem de Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp, Efes Pilsen tezgahtarlığı yaparak, Aydın Doğan Ödülü alan Genco Erkal’a gusül aptesti aldırıyor.

..........Böyle bir zamanda yanlış anlaşılmaları düzeltmek için o da geri dönmüş meğerse dünyamıza.

"Böyle bir zamanda…" Nasıl bir zamanda? Önemli olan "Böyle bir zaman" mı, yoksa "böyle bir sınıfsal ilişkiler" mi? Kendi emelleriniz doğrultusunda, işinize gelen bir biçimde "dönüştürmek" için, illa ki Marx’ı, bu emellerinize alet etmenize gerek yok. Marx’ın ününden yararlanarak, Marx’ı yaralama çabası göstermenize gerek yok. Bunu kendi adınızla, kendi çabanızla yaparsanız, daha dürüst davranmış olursunuz. Tabii böyle bir niyetiniz, böyle bir gücünüz varsa! Böyle bir niyetiniz, böyle bir gücünüz yoksa, bildiğiniz, her zaman gittiğiniz yolda yürümeyi sürdürürsünüz.

..........Herkesin ekonomik krizi konuştuğu bugünlerde Genco Erkal, Amerikalı akademisyen Howard Zinn'in tek kişilik oyunu, 'Marx'ın Dönüşü'nü, sahneye taşıyor.

Gerçekten herkes, ama "herkes" krizi konuşuyor mu? Herkes, ama "herkes" krizden aynı derecede etkileniyor mu? Bu kriz, İsa yada "İsalaştırılmış" Marx gibi yukarıdan görünmez iplerle dünyamıza indirilen yada indirileceği varsayılan bir bağlamda mı geliyor dünyamıza? Kriz sözcüğüyle emperyalizm kavramı arasında hiçbir ilişki yok mu? Var da, bunu Zamancı Yusuf’la, Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp Efes Pilsen tezgâhtarlığı yaparak Aydın Doğan Ödülü alan Genco Erkal mı gözlerden ırak tutuyor?

..........14 yıl önce yazılan metin, oyunu hem yönetip hem de oynayan Erkal'ın eline 4 yıl önce geçmiş.

Bu metnin yazarı Howard Zinn, Genco Erkal’ı ne denli tanıyor? Ben, ne bu oyunu izledim ne de Howard Zinn hakkında bir bilgiye sahibim. Benim derdim, Marx’ın her niyete yenilen bir muz olmasına karşı çıkmak! Benim derdim, Marx'ın adı kullanılarak Kültür Bakanlığı çanağı yalanmasına, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapılmasına, Aydın Doğan Ödülü alınmasına, izleyiciyi müşteri olarak görüp çok büyük paralarla bilet satılmasına karşı çıkmak!!!

..........'Bunun nasıl bir zamanda oynanacağını bilmiyordum ve çok dar çerçevede insana hitap edeceğini düşünüyordum.' diyen Erkal, ekonomik krizin başlamasıyla oyunu sahnelemenin tam zamanı diye düşünmüş.

Nâzım Hikmet, Aziz Nesin, Bertolt Brecht gibi yazarların oynanmak için yazılmış oyunlarından çok, "tek kişilik oyuna alet olabilecek metinlerini" sürekli olarak pazarlayan Erkal, yine "zamanlama" ustalığını konuşturmuş. Kültür Bakanlığı çanağının 63.000 TL’lik bölümünü yalayan Erkal, bu parayı, bir kadroya dağıtmak yerine, tek başına yemeği yeğlemiş.

Genco Erkal'ın, Kültür Bakanlığı çanağından aldığı bu parayı 12 aya bölersek, 5.250 TL sonucu çıkar. Bu parayı 52 haftaya bölersek, 1.211 TL sonucu çıkar. Bu parayı 365 güne bölersek, 172 TL sonucu çıkar. Belleğimde kaldığı kadarıyla, Kültür Bakanlığı çanağı yalamak için, en az 25 oyun oynama zorunluluğu var. Bu parayı 25’e bölersek, 2.520 TL sonucu çıkar. Oh ne güzel; ekmek Kültür Bakanlığı’ndan, su Efes Pilsen’den. Üstüne keşkül de Aydın Doğan’dan. Yeme de yanında yat!

..........Oyunda güncellemeler de yapan Erkal, kriz haberlerini, doların yükselişini, Irak savaşını ve Gazze dramını da eklemiş metne. Gazeteleri dikkatle takip eden yönetmen her sahnelenişte oyunun ruhuna uygun haberleri eklemeyi de ihmal etmiyor. Genco Erkal, bu güncellemelerin oyun boyunca ilgiyi diri tuttuğunu söylüyor.

Güncelleme = gişe garantisi! Genco Erkal bunu hep yapıyor! Oh ne âlâ! Gözyaşı ve acıyı paraya dönüştürebilme yeteneğini bayağı geliştirmiş bir Simyacı olan Erkal, bence, dramatik örgüye sahip olmayan, görsel gereçlerden yararlanarak, sadece insanların ilkel güdülerini harekete geçiren Sivas’93 oyununda da, bu yüzeyselliği, bu Simyacılığı başardı! Erkal, hem Kültür Bakanlığı çanağı yalıyor, hem Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapıyor, hem çok pahalı bilet satıyor, hem de Türkiye’nin en büyük holdinglerinden birinin sahibi adına düzenlenmiş Aydın Doğan Ödülü'nü alıyor. Bunları ne adına yaptığını iddia ediyor? Ne yazık ki, "sol" adına yaptığını iddia ediyor! Sol değerleri, emek değerlerini, gişe üzerinden, Efes Pilsen üzerinden, Kültür Bakanlığı üzerinden, paraya dönüştüren Erkal, hızını alamayıp, bu arada bir de Marx’ı "dönüştürüyor"!

..........Marx, dünyaya gelir gelmez "Ben Marxist değilim!" diye uyarıyor seyircileri. Görüşlerinin eksik okunduğundan şikâyet ederken, Stalinist uygulamaları, Sovyet Rusya'sını da eleştiriyor bir yandan. Genco Erkal'a göre oyun, Marx'ın fikirlerini günümüz şartlarında tekrar değerlendirme ihtiyacını karşılıyor.

Revizyonizm, reformizm... gibi kavramlar, sadece 12 Eylül Faşizmi öncesi kullanılan "mevsimlik" sözcükler olarak tarihe gömülmüş değiller. Günümüzdeki tartışmaların kavramsal boyutunu, magazin ötesine taşıyabilmek için de ihtiyaç var bu sözcüklere. "Marx, Marxist olmayacak; Lenin, Leninist olmayacak; hatta Stalin, Stalinist olmayacak."(!) Genco Erkal, "sol" değerleri temsil ettiğini iddia eden bir siyasal ve tiyatral tüccar olarak Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yaparken, bir yandan da Aydın Doğan Ödülü’nü almak için ağzının sularını akıtabiliyor.

Böylece, "Devrim olmadı, sivil toplumculuk verelim" lafının siperlerine sığınabilmek için buna benzer durumlardan cesaret alabilen Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) gibi kuruluşlar da, yanılsama fabrikalarında ürettikleri düşleri, topluma biraz daha rahat itelemiş oluyorlar. Örnekse TAKSAV, nasıl olsa hiç kimse muhalefet etmez düşüncesiyle, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a, hem de "Emek Ödülü" verebiliyor.

Yineliyorum; oyunu izlemedim. İzleyip izlememe ikilemi yaşıyorum. İzlediğimde, oyuna yönelik de eleştirim olacaktır mutlaka. Sadece bir gazete yazısından bile, burnuma küflenmiş kokular geliyor. Oyunu izledikten sonra, nasıl bir koku saldırısına uğrayacağımı bilemiyorum.

..........Erkal'ın oyununda geleneksel tiyatronun etkisiyle olsa gerek, bir meddah tavrı seziliyor. Sanki Marx bir meddah kılığına girmiş de seyirciye derdini anlatıyormuş gibi çıkıyor sahneye.

Bir bu eksikti! Önce proletaryaya ve ardından Lenin’e "elveda" çekenler, şimdi de meddahlık kostümü giydirdikleri Marx’a "elveda" dedirtme hazırlığı içerisindeler. Lafı eveleyip geveleyeceklerine, "elveda" deseler de, Marx da kurtulsa ellerinden, biz de!

..........Din, ruhsuz kitlelerin ruhu kalpsiz bir dünyanın kalbi

Marx, gerçekten gelebilse de, onun görüşlerini revize ve reformize edenlerle çatır çatır hesaplaşabilse!

..........Marx'ın Dönüşü'nün en akılda kalan repliği ise 'ben dememiş miydim!..' Marx, yıllar evvel haber vermiş meğerse bugün yaşadığımız sıkıntıları. Kapitalizmin varlığını sürdürebilmek için bu kadar ustaca manevra yapabilmesine de şaşırmış ayrıca. Dünyaya geri dönen Marx'ın din üzerine söyledikleri de ezberleri bozan cinsten. Yıllarca 'dinin bir afyon olduğu' sözlerinin yanlış anlaşıldığından yakınan Marx, Genco Erkal'a göre dine inanmıyordu; ama dinin gerekli olduğunu düşünüyordu. "Din bir afyondur diyor. Afyon belki çare değildir, ama acıyı dindirmiş olabilir. Acıları azaltmaya yardımcı olur din diyor. Ruhsuz kitlelerin ruhu, kalpsiz bir dünyanın kalbi diyor din için."

Nasreddin Hoca'nın, uzun bir yolculuk sırasında çişi gelmiş ve bir kiraz ağacının altına işemiş. Rahatlayan Hoca, ağacın altında dinlenmek isteyince, uyuya kalmış. Uyanır uyanmaz acıkan Hoca, yerdeki kirazları "çişim şuna değmemiştir, buna değmemiştir" diyerek yemeğe başlamış ve tüm kirazları bitirivermiş.

"Marx’ın dine yaklaşımı öyle değil de böyleydi; ideolojiye yaklaşımı aslında şöyle de yorumlanabilir…" gibi sözler edilmeye başlanırsa, iş, Hoca’nın düştüğü duruma dek gelip dayanır. Marx’ı tanımlarken, bir de bakarız ki, elimizde Marx’tan başka her şeye benzeyen, ama Marx’a asla benzemeyen biriyle karşı karşıya kalmışız!

..........Marx'ın Dönüşü, ideoloji ile bezenmiş bir oyun değil. Sahnede kendisi, çevresi, ailesi ve arkadaşları ile alay eden, esprili bir insanla karşılaşıyor izleyici. Yaşadığı yıllara, ailesine ait görüntülerin sinevizyonla yansıtılması da seyircinin işini kolaylaştırıyor. Marx'ın fikirlerine önceden aşina olduğunu söyleyen Genco Erkal, bu oyunla onun aile hayatına dair çok şey öğrendiğini de itiraf ediyor.

Genco Erkal, ideolojiyle bezenen bir oyun sahneye koysa, ne Kültür Bakanlığı çanağı yalayabilir, ne Efes Pilsen tezgahtarlığı yapabilir, ne çok pahalıya bilet satabilir, ne de Aydın Doğan Ödülü alabilir. Tüm bunları rüyasında bile göremez. Daha izlemedim ama, Marx, kuyruğuna teneke bağlanan kediye dönmüş olabilir. Yine sinevizyon, yine "belgesel"! Genco bu numarayı bayağı iyi tutturdu. Tam bir imge canbazı. Erkal, Marx’ın fikirlerine aşina(!) olduğu gibi, biz de Genco’nun zikirlerine aşinayız!

..........Marx, oyunda, yanlış anlaşılmaları düzeltmek için bir saatlik izin alarak dünyaya dönüyor. Yanlış anlaşıldığı konulara açıklık getirirken, kendi yanlışlarını da itiraf ediyor. Kostüm ve makyajıyla Marx'a çok benzeyen Genco Erkal'a has tavırla devam eden oyun, Marx'ın geldiği yere dönmesiyle sona eriyor. Marx'ın Dönüşü 21, 22 ve 28 Mart'ta Muammer Karaca Tiyatrosu'nda sahnelenmeye devam edecek.

Aldığı "bir saatlik izin" bayağı işe yarıyor. Bu sayede Erkal, Kültür Bakanlığı çanağının 63.000 TL’lik bölümünü yalayıp, Efes Pilsen tezgahtarlığı yaptığı gibi, üstüne üstlük bir de Aydın Doğan Ödülü almayı beceriyor. Adam, tam bir canbaz, tam bir jonglör! Adam, bir koltuğa üç karpuz birden sığdırabiliyor. Marx’ın görüşlerini bir kostüm gibi giyinen, suratına bir maske olarak takınan Erkal, Marxistlerden toparladığı paralar sayesinde, sosyalist imgeleri kapitalistlere pazarlamayı sürdürüyor.

..........GENCO ERKAL:Bir meddah gibi sahneye çıkıyorum

İstersen bir kasap yada berber gibi çık. Ne fark eder ki? Senin için Marx yada meddahın hiçbir önemi yok. Toplumu politize, estetize, tiyatralize etmek istiyorsan, ilk önce Kültür Bakanlığı çanağı yalamayı bırakman gerekiyor.

..........Marx, bize ideolojisi, felsefesi ile sunuluyor hep. Evet bu kitapları yazmış, düşünceleri ileri sürmüş, ama onun altında olan insan nasıl bir insan? Açlıklar var, evin kirasıyla çocuklarını tatile yolluyor ya da piyano alıyor müziği sevsinler diye. Bu insancıl noktalar Marx'a daha sıcaklık katıyor.

Demek ki "ideolojisi, felsefesi" daha az sıcak yada daha soğuk. Tabii ki Marxizm, öncelikle işçi sınıfının ideolojisi, işçi sınıfının felsefesidir. Nâzım Hikmet'in "Sevdalınız komünisttir" sözünün ikincilleştirilmesi çabası gibi bir çaba hissediyorum Zamancı Yusuf’la, Zamane Genco’nun bu muhabbetinde!...

..........İlk söylediği şeylerden biri 'ben Marxist değilim'. Gelişime açık görüşlerinin bağnazca savunulduğundan ve adı kullanılarak çok bağnazca şeyler yapıldığından şikâyet ediyor. Kendi yanılgılarını da ortaya koyarak özeleştiri yapıyor.

Bir bu kalmıştı. Ölülerden de özeleştiri bekleme sürecine giriyoruz; ne mutlu(!) bizlere.

..........Tuluatın son temsilcilerine yetiştim. Bunun da etkisiyle her oyunda kendimi sahnede bir meddah olarak görmüşümdür.

Bence, önümüzdeki sezon, Fethullah Gülen’i sahneye taşımalı Genco Erkal. Yakışır. Hem de çok yakışır!

(Kaynak: Zaman)

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Sanat nedir, ne işe yarar? Sanattan anlamak için, düşünürler gerekir mi?

Hilmi Bulunmaz
22 Temmuz 2008

Ben, hemen hemen tüm yazılarımı doğaçlama yazarım. Benim yazılarım, bilimsel olmaktan çok, sanatsaldır. Bilimi bir beslenme gereci olarak görmeme karşın, bilimsel yazılar yazabilme yeteneğine sahip olan biri değilim…

İyi bir konuşmacı olmama karşın, Sanat Cephesi dışında pek bir kurum, kuruluş beni çağırmıyor. Sanat Cephesi iki kez konuşma yapmam için dâvet etti. Birincisi Hadi Çaman Tiyatrosu'nda ve diğeri Mezopotamya Kültür Merkezi'ndeydi. (Bakınız: Kültür-Sanat Konferansı) Her ikisinde de uzmanlığım gereği, tiyatro odak noktasında olmak üzere, sanatsal düzlemde konuştum. Bugün yine çağrılsam, yine sanatsal konuşma yaparım. Bilimsel gereçlerden yararlanmama karşın, sanatsal düzlemde konuşmayı yeğliyor, sanatsal bağlamda irdeleme yapıyor, sanatsal savaşımı seviyorum. Bu benim ayrıcalığım değil; yeteneğim…

Gelelim başlıktaki sözcüklerin birleşerek oluşturduğu düşünsel açımlamaya… Başlığa yazdığım "Sanat nedir? Ne işe yarar?..." sözlerinin içerdiği düşünceyi sizlere rahatça açıklayabileceğimi sanmıyorum. Çok zor açıklayabileceğim yada hiç açıklayamayacağım!... Böyle olmasına karşın, neden o başlığı attım?... Tek bir nedeni var; açıklama isteği duymak. Peki, açıklayamama korkum nereden kaynaklanıyor?... Şimdiye dek, çok basit görünmesine karşın, fakat sert kaya olan "sanat" sözcüğünü rahatça açıklayabilen düşünüre pek rastlamadım. "Sanat" sözcüğüne ve bu sözcüğün girdiği bağlamlardaki tümcelere rahatça yaklaşabilen ender insanlardan biri; Tolstoy…

Rus sanat adamı (aslında düşünürü de) Tolstoy, sâdece Lenin'e değil; yaşama değgin sorunsalı olan herkese yol gösteren bir fâni…

Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından yayımlanan; Tolstoy'un "Sanat Nedir?" kitabını, dilimize Mazlum Beyhan çevirdi. Son derecede hoş bir çeviri. Bu kitabı, defâlarca okudum. Yine okuyacağım. Sadece Rus toplumunun sanatsal sorunlarıyla ilgiliymiş gibi algılanmaya elverişli bir kitap olmasına karşın, biraz gayret edildiğinde, hiç de belli bir coğrafyayla sınırlı olmayan bir düşünce ürünü olduğu ortaya çıkıyor kitabın. "Yüz yıl önce Rusya'da sanatın toplumsal durumu" gibi okunabildiği gibi, örnekse "Yirmi birinci Yüzyıl'da Türkiye" olarak da okunabilen bir kitap. Her ne denli finans kapitalin yayımladığı bir kitap olsa da, bu kitabı mutlaka okumanızı öneririm…

Kitabın arka kapağına düşülen notu aktaralım:

"Lev Nikolayeviç Tolstoy (1829 - 1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş gibi romanların büyük yazarı, ömrünün son otuz yılında kendini tümüyle kuramsal çalışmalara vermiş, insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, sanat, estetik gibi konular üzerinde yazmaya yönelmiştir."

Şu ânda bile, dünyanın önde gelen yazarlarından bir olan Tolstoy, dünyanın en güzel romanlarını yazabilecek donanıma sahip olmasına karşın, birden bire roman yazmayı bırakıp, roman da içinde olmak üzere, tüm sanatsal dünyayı ameliyat masasına yatıran bir çabaya giriyor. Kendi yapıtlarının birçoğu da içinde olmakla birlikte, sanat yapıtlarının, salt egemen ve kanıksanmış düşünceye payanda olduğunu algılayarak, sanatsal çalışmaların bir avuç kıçı kırık egemene değil; tüm insanlığa hizmet etmesi gerektiğini dile getiren kuramsal çalışmalara "tutsak" oluyor. Bu çabasının en önemli yapıtı da "Sanat Nedir?"

Doğal ki, benim burada amacım; Türkiye İş Bankası reklâmı yapmak değil: "Sanat Nedir?" sorusunu sorabilen ve bu soruyu yanıtlayabilmek için onlarca yılını "tutsak" etmiş bir düşünürü anlayabilme çabası…

Yine kitabın arka kapağından bir paragraf aktaralım:

"Sanat Üzerine, Tolstoy'un kuramsal yapıtları arasında dikkati çekici bir yere sahiptir. İlk kez 1897'de yayımlandı. Rusya'da hep sansüre uğradı. Sansürsüz ilk baskısı 1898 yılında Londra'da, İngilizce olarak yapıldı; Tolstoy da bu baskıya bir önsöz yazdı. On beş yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü olan Sanat Üzerine yazarın üzerinde en fazla uğraştığı yapıtıdır."

Yukarıdaki paragrafta bulunan "Sanat Üzerine" sözcüklerini; "Sanat Nedir?" diye okuyabilirsiniz…

Kendi toplumunu gerçekçi bir dille anlatan yazarların başında gelen Tolstoy da sansür edilir. Benim de onlarca yıl tiyatrom yasaklandığı; sansür edildiği, engellendiği için, Tolstoy'u çok iyi anlayabiliyorum…

"Mükemmeliyetçilik" konusuna fazla takan egemen sanatçıları acımasız bir dille yargılayan Tolstoy, ayrıcalıklı kişilerin değil; tüm toplumun sanat yapmasını arzu ediyor. Buna çaba harcıyor. Bunun için ömrümü vakfediyor…

Bakınız, mükemmel sanattan yana olan ayrıcalıklı insanları eleştirdiği yazısının bir bölümünde Tolstoy diyor ki:

"Bizim şu imtiyazlı sanatımızın savunucularının öne sürdükleri şeyler kısaca bunlar; ama bana kalırsa bu söylediklerine kendileri de inanmıyorlar, çünkü bizim o ince sanatımızın varlığını halk yığınlarının içinde bulunduğu kölelik koşullarına borçlu olduğunu ve bu kölelik sürdükçe var olabileceğini bilmiyor olamazlar; keza yazar-müzisyen, dansçı-oyuncu gibi sanat erbabının da sanatlarında o kusursuz incelik düzeyine ulaşmaları ve birbirlerinden incelikli sanat yapıtları ortaya koyabilmeleri ancak işçilerin soluk almamacasına çalışmaları sayesindedir; yine bu incelikli sanat yapıtlarını değerlendirebilecek ince zevkli topluluğun da ancak işçilerin dur durak bilmeyen çalışmaları sayesinde var olabileceğini unutmamak gerek. Sermayenin boyunduruk altında tuttuğu köleler özgürleşmeyegörsünler, ne böylesi ince sanatlar kalır ortada, ne ince sanatlardan anlayan ince topluluklar." (Sayfa: 74)

"Sanat Nedir?" kitabını yüzeysel bir bakış açısıyla okuduğumuzda, Tolstoy'un “dinci” bir bağlamda düşündüğü ve davrandığı sanılabilir. Dinsel temayı önemsese de, son çözümlemede emekçilerden yana tavır alıyor Tolstoy…

Geleceğin sanatıyla, günümüz sanatının arasındaki düşünce farklılıklarını dile getiren Tolstoy, bizce çok önemli sözler söylüyor:

"Geleceğin sanatının, günümüzün sanatından bir farkı bu olacaktır. Bir başka farksa, geleceğin sanatının ürettikleri işlere karşılık para alan ve sanattan başka bir şeyle uğraşmayan profesyonel sanatçılar tarafından üretilmeyecek olmasıdır. Geleceğin sanatının üretiminde bütün halk yer alacaktır; ve bu insanlar ne zaman gereksinim duyarlarsa, o zaman katılacaklardır sanat etkinliklerine." (Sayfa: 214)

Bizce, sosyalist (yada komünist) sanatla, kapitalist sanat anlayışlarını tanımlayan Tolstoy, dinsel temalardan soyutlandığında, son derecede benimsenmesi gereken bir düşünür olarak "keşfedilmeyi" bekliyor…

Tiyatrocuların "taptığı", "peygâmber" olarak algıladığı Shakespeare'i de eleştirebilme cesâreti ve donanımına sahip olan Tolstoy, bakınız kitabında önemli bir yer tutan bu "peygâmber" için ne diyor:

"Shakespeare'in oyun kişileri yalnızca zamana ve mekana uymayan, hemen hep imkânsız trajik durumları yaşayan insanlar olmakla kalmazlar, aynı zamanda kendi kişiliklerine, karakterlerine özgü olmayan, tümüyle keyfî davranışlar sergilerler. Shakespeare'in oyunlarında karakterlerin çok güzel çizildiği söylenegelmiştir; Shakespeare karakterleri, denilmiştir, hem son derece açık, nettirler, hem de yaşayan insanlar gibi çok yönlüdürler; bunun da ötesinde, bir yandan belli bir insanın özelliklerini yansıtırken, bir yandan da 'genel olarak' bütün özellikleriyle insanı yansıtırlar. Çok duyulan sözlerden biri de Shakespeare karakterlerinin mükemmelliğin doruğu olduğudur. Herkesin hep büyük bir özgüvenle, söz götürmez, îtiraz kabûl etmez bir gerçeklikmiş gibi yineleyip durduğu bir sözdür bu. Bu sözü kendi adıma da doğrulamak için nice çaba harcadımsa da Shakespeare oyunları bana hep bunun tersini kanıtladı." (Sayfa: 332)

Her şeyi olduğu gibi, sanatı da Batı'dan ithal eden burjuvazimiz, doğal ki Shakespeare'i bir "peygâmber" olarak görecekti. Öyle de yaptı…

Özetle, Tolstoy'un evreninde somut olan bir durum var: Emekçilerden yana olmak. Emekçilerin de sanat yapma haklarını savunmak. Emekçilerin, iktidarı hak ettiğini duyumsatmak:

"(...) Eğitime, bütün halkı eğitimden geçirebilmek için gerekli kaynağın ancak yüzde birini ayırabilen Rusya'da hükümet sanatı desteklemek adına akademilere, konservatuvarlara, tiyatrolara milyonlar akıtmaktadır. Fransa sanata sekiz milyon ayırırken, Almanya ve İngiltere'nin de bu miktarda bir katkı sağladıkları görülüyor. Her büyük kentte müze, akademi, konservatuvar, tiyatro okulu, konser salonu, gösteri merkezi adı altında son derece büyük, göz alıcı binâlar yapılıyor. Yüz binlerce işçi, zanaatçı: doğramacı, duvarcı, boyacı, marangoz, kaplamacı, kuyumcu, dökümcü, dizgici, terzi, berber... sanatın isterlerini yerine getirmek için ağır çalışma koşulları altında ömürlerini tüketiyor. İnsanoğlunun, bunca güç, kaynak tüketen -sanat dışında- tek bir etkinlik alanı vardır ve o da savaştır. (...)" (Sayfa: 4)

Emekçilerin sanatsal haz duygusundan yoksun kalması için savaşım veren burjuvazi, ayrıcalıklı kişilere tanıdığı sanat yapma hakkına verdiği destekle, aynı zamanda emekçilere savaş açmış oluyor…

Bugün Türkiye'de tiyatrolar; Kültür Bakanlığı Çanağı yalamadan, Efes Pilsen Tezgâhtarlığı yapmadan oyun sahneleyemiyor. Çünkü, tümü kapitalizmin tutsağı, kölesi, piyâdesi… Oysa emekçilerin iktidarında herkes sanat yapabilecek donanıma sahip olacak…

***

Yukarıdaki yazıyı 21 Temmuz 2008 tarihinde yazdım. Bugün (30 Temmuz 2008), bir ek yazı yazma gereksinimi duydum...

Burjuvazinin egemenliğini sürdürmesi için gereksinme duyduğu sadaka kurumuna da değinmem gerekiyor. Sanata gereksinen burjuvazi, bu alanı da, tıpkı dini kullandığı gibi, bir afyon olarak kullanıyor. Kitleleri uyutan din etmenine ulansa da, ulanmasa da sanatın gevşetici, uyuşturucu, insanı insanlıktan çıkarıcı boyutuna önem veren egemenler, devrimci sanatçılara sopa gösterirken, karşı devrimci sanatçılara da havuç sunmayı sürdürüyorlar...

Örnekse T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı Çanağını yalamadan tiyatro yapabilen, hemen hemen hiçbir profesyonel tiyatro yok!... Kültür Bakanlığı Çanağı'nda sunulan sadaka için tiyatro grupları bile kurulabiliyor...

Efes Pilsen biralarının gönüllü tezgâhtarlığını yapmayan tiyatroların yaşama şansı yok. Aşağı yukarı tüm profesyonel tiyatrolar, Efes Pilsen Kıyağıyla kendilerini var edebiliyorlar. Özellikle bir zamanlar devrimci duyguları kullanan Dostlar Tiyatrosu ve Ankara Sanat Tiyatrosu, bir yandan Kültür Bakanlığı çanağı yalarken, diğer yandan da Efes Pilsen Tezgâhtarlığı yapıyorlar. Hem de hiç kimse kendilerine silâh çekmemişken!...

Yirmi yıldır ayakta duran ve sürekli olarak örselenen Bulunmaz Tiyatro ise, Marksist dünya görüşünden ödün vermediği için, devletin saldırılarıyla karşı karşıya kalıyor. Oysa, Bulunmaz Tiyatro da, Kültür Bakanlığı Çanağı yalayıp Efes Pilsen Tezgâhtarlığı yapmayı göze alsa, egemenlerin hışmını üzerine çekmeyecek...

Bir de ödül kurumu var... O da tıpkı çanak yalamak ve tezgâhtarlık yapmak gibi, düzene eklemlenmeyi getiriyor. Özellikle tiyatro alanındaki ödüllerin tümü, kapitalizmi yeniden inşa etmek için kullanılıyor. Sanatçıların, halktan kopması ve sırça köşklerinde yaşamaları için oluşturulan ödül kurumu, biri yada birilerinin, öteki yada diğerlerinden üstün(!) olduğunu kanıtlama aracı olarak varlığını sürdürüyor...

Genco Erkal'dan tutun, yeni yetme kapitalizm tezgâhtarı tiyatro oyuncusuna dek, herkesin ödül kurumunun kucağına oturmak için savaşım verdiği tiyatro piyasasında, açıkça ve net biçimde, tüm ödüllere karşı çıkabilen bir tek profesyonel tiyatro var: Bulunmaz Tiyatro...

Siz, bir tiyatro oyuncusu yada yöneticisi olarak; Kültür Bakanlığı Çanağı yalayıp Efes Pilsen Tezgâhtarlığı yapar ve ödül alma peşinde koşarsanız, kendinizi televizyonlara daha iyi pazarlayabilirsiniz. İnsanları uyanıkken bile düş görmesini sağlayan, onları yaşam boyu sıkılacak limon olarak görüp posasını çıkaran televizyonların imge cambazı olan dizi oyuncuları, insanların ilelebet sömürülmesi için tüm benliklerini ortaya koyuyorlar. Okuyucular kusura bakmasın ama ben yine kendi tiyatromuzu gündeme getirmek zorundayım: Sâdece, Bulunmaz Tiyatro, oyuncularını televizyona pazarlamıyor. Bulunmaz Tiyatro dışında, tüm profesyonel tiyatrolar, oyuncularını televizyona pazarlamak için âdeta yarış hâlindeler!...

Başta Özdemir Nutku olmak üzere, burjuvazinin tiyatro egemenlerine karşı çıkmadan, Marksist tiyatroya kan taşımak olası değil. Başta Kültür Bakanlığı Çanağı'nı kırmak üzere, tüm sunulan havuçlara hayır demeden, halktan yana tiyatro yapmak olası değil. Tüm ödülleri kırıp tarihin çöplüğüne atmadan devrimci tiyatronun kilometre taşlarını inşa etmek olası değil...

18 Mayıs 2010 Salı

Ergiç; "Benim açımdan, hilesiz bir şekilde mücadele etmek, başarıdan önemli. Bu, hiçbir zaman terk etmemek istediğim kişisel devrimci düşüncem” diyor!

Marksistler, yani işçi sınıfının iktidara gelmesi için ömürlerini bilimsel sosyalizm mücadelesine yatıranlar, mücadeleci ruhlarının inşa ettiği sarsılmaz karakterleri nedeniyle, yaşamın her alanında olduğu gibi, futbol alanında da dürüst ve erdemli hareket etmeyi ilke edinirler.

Yukarıda fotoğrafı bulunan İvan Ergiç; "Benim açımdan, hilesiz bir şekilde mücadele etmek, başarıdan önemli. Bu, hiçbir zaman terk etmemek istediğim kişisel devrimci düşüncem" diyor!

Dürüst ve erdemli hareket etmeyi ilke edinen Marksistler, örnekse tiyatro alanına nüfuz ettiklerinde, bilimsel sosyalizmden beslenen sarsılmaz bir karaktere sahip oldukları için, bu alanda da, tiyatro gericilerine karşı mücadeleyi ısrarla ve inatla sonuna dek sürdürebilirler. Ama ne yazık ki, Türkiye'de, Marksist dünya görüşünü, sahte anlamda değil, gerçek anlamda içselleştirmiş ve sadece Kültür Bakanlığı çanağı, Avrupa Birliği çanağı yada Lions Ödülleri çanağı yalamak düşüncesiyle sahte bir örgütçülük yapmak için değil, gerçekten işçi sınıfının iktidara yürüyebilmesi için, emekten yana tiyatro sanatıyla uğraşanlar, yok denecek kadar az. Sahte değil, gerçek Marksist tiyatro sanatçıları, "yok denecek kadar az" değil de, "var denecek kadar çok" olsaydı, LİNÇ KAMPANYASI sürecinde sanatsal ifade olanakları imha edilmek istenen gerçekçi yazar Coşkun Büktel'le sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın yanında saf tutmayı tarihsel bir gereklilik olarak görürlerdi. Yani "hilesiz bir şekilde mücadele etmek" isterlerdi.

Yukarıda fotoğrafı bulunan İvan Ergiç; "Benim açımdan, hilesiz bir şekilde mücadele etmek, başarıdan önemli. Bu, hiçbir zaman terk etmemek istediğim kişisel devrimci düşüncem" diyor!

Ne yazık ki, Marksizm'in temeli olan emekçi düşünüşle değil, Kültür Bakanlığı çanağı yalama düşünüşüyle hareket eden (başta, Marksizm'i toptan "satın alıp" üzerine çok büyük kârlar koyarak, perakende bir biçimde Kültür Bakanlığı'na pazarlayan Genco Erkal olmak üzere) tiyatro esnafı, Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'ın susturulmak istenmesi eyleminde süt dökmüş kedi rolüyle sahneye çıktılar. Kalemlerine birer susturucu takan tiyatro yazarları, susturulmak istenen Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'ın karşısında boyun kırıp sustular. Bu suskunluklarını birleştirmek, bu suskunluklarının gerçek nedeni olan tiyatral faşizme hizmet sunmak için, "Özdemir Nutku İftirası" ("Özdemir Nutku Skandalı ve OYÇED") ve bu iftiranın ardılı ve/ya benzeşi (Örnekse: "Talât Sait Halman Skandalı") olan durumları, kendilerince bertaraf etmek istediler. Bu nedenle, "Kuzuların Sessizliği Korosu" (KSK) kurdukları gibi, bir de 1100(?) kişilik bir "LİNÇÇİLİK SENFONİ ORKESTRASI" (LSO) kurdular.

Yukarıda fotoğrafı bulunan İvan Ergiç; "Benim açımdan, hilesiz bir şekilde mücadele etmek, başarıdan önemli. Bu, hiçbir zaman terk etmemek istediğim kişisel devrimci düşüncem" diyor!

Marksist bir sanatçı olmam nedeniyle, korkunç derecede zor bir mücadeleye katıldığım, sadece resmî ve sivil faşistlere karşı değil, (gerçekçi yazar Coşkun Büktel'le sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek isteyen bir LİNÇ KAMPANYASI düzenleyebilecek kadar ruh, sinir ve akıl sağlığını yitirmiş) tiyatral faşistlere karşı çıkmanın zorluğunu bildiğimden, Marksist tiyatral mücadeleme ışık tutup bana moral verdiği ve bu yorgun günlerimde, kırıntı hâlinde bile olsa, düşünce geliştirmeme neden olduğu için, Bursasporlu Marksist İvan Ergiç'e teşekkür eder, bu futbolcuyla ilgili olarak sizin de bilgi edinmenizi önerir, bu konuda bana "yol gösteren" www.haberveriyorum.net sitesini ve bu sitenin sunduğu İvan Ergiç'le ilgili bilgileri okumanızı salık veririm.

Yukarıda fotoğrafı bulunan İvan Ergiç; "Benim açımdan, hilesiz bir şekilde mücadele etmek, başarıdan önemli. Bu, hiçbir zaman terk etmemek istediğim kişisel devrimci düşüncem" diyor! (HB)


***


Marksist bir futbolcusu olan Bursaspor şampiyon


16 Mayıs 2010, ekleyen Erkin Özalp


Ligin son haftasında Beşiktaş'ı 2-1 yenerek ve Trabzonspor'un İstanbul'daki maçta Fenerbahçe'ye 3 puan vermemesinin de yardımıyla şampiyon olan Bursaspor, haberveriyorum.net okurlarının gündemine, geçtiğimiz yılın Temmuz ayında, yeni transfer ettiği Marksist futbolcu nedeniyle girmişti. Yeşil sahalarda top koşturanlar arasında "Marksist" olduğunu açıkça söyleyen az sayıdaki isimden biri olan İvan Ergiç, böylece, Türkiye'deki ilk sezonunda şampiyonluk mutluluğunu yaşamış oldu.

Bu vesileyle, İvan Ergiç hakkındaki yazılarımızı yeniden hatırlatalım:

Bursaspor Marksist bir futbolcuyu transfer etti (22 Temmuz 2009)

Bursasporlu Ergiç: 'Futbol yanılsamalarla yaşar' (İvan Ergiç'le yapılmış bir röportajın çevirisi)

ERKAN GOLOĞLU: Korkunç değil 'Devrimci' İvan (Erkan Goloğlu'nun haberveriyorum.net'teki yazılardan hareketle kaleme aldığı köşe yazısı)

Bursasporlu İvan Ergiç: 'Komünist bir tarafım var' (Fanatik gazetesinin Ergiç'le yaptığı röportaj)

İLGİLİ HABER: Solcu futbolcuların listesi çıkarılmış

(Kaynak: haberveriyorum.net)


***


Ayrıca bakınız:

THEOPE POLEMİĞİ

BÜKTEL/DEMİRKANLI/BULUNMAZ POLEMİĞİ

YÖNETMEN TİYATROSU POLEMİĞİ

BÜKTEL/KOCATÜRK POLEMİĞİ

YÖNETMEN TİYATROSU POLEMİĞİ

ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI ve OYÇED

BÜKTEL/ONAY POLEMİĞİ

"ÖLÜLERİ GÖMÜN" SKANDALI

"YAŞASIN SANSÜR" SKANDALI

SANSÜR POLEMİĞİ

FORUM TARTIŞMASI

"YAZDIKLARI YÜZÜNDEN MEHMET BAKIR HAPİSTE"


***


TAKSAV ödülüne ve Erbaş'ın cezasına karşıyız

"Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

TAKSAV'ın, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Halman'a "Emek Ödülü" vermesine karşı çıktığımızda bize teşekkür etme inceliğini gösteren E. Timur'un haberi!

Doğal tiyatral gündemleri yapay gündemler oluşturarak hiçimsemeye çalışan LİNÇÇİ Kurhan, nerede antifaşist bir durum oluşursa, orayı karalamak istiyor


***


Kültür Bakanlığı çanağı yalamak zorunda kaldığına göre tiyatroculukta ve tatlıcılıkta başarısız olduğu kanıtlanan Nedim Saban yazarlıkta da başarısız!

Kültür Bakanlığı çanağı yalamak için ağzını şapırdatan LİNÇÇİ OYÇED üyesi, Kültür Bakanlığı çanağı yalayıcısı ve LİNÇÇİ Tiyatro Z patronu Cem Kenar!

Yazı yazmaktan yoksun insanların bir araya gelerek kurdukları LİNÇÇİ OYÇED, gerçek niyetini apaçık ortaya koydu: T.C. Kültür Bakanlığı çanağı yalamak!

Zülfü Livaneli'nin gazetesi VATAN, Leyla'nın Evi'ni haber yaparken yönetmen Nedim Saban'ın ve bu oyunda görev alanların adlarına âdeta sansür koyuyor!

Dramaturgu LİNÇÇİ Ömer F. Kurhan olan Nedim Saban, Kültür Bakanlığı çanağından 48.000 TL alırken bir yandan da televizyon programı sunuculuğu yapıyor!

12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV'ın düzenlediği Ankara Tiyatro Festivali'ne LİNÇÇİ MİMESİS'ten haber desteği!

Türkiye'dekilerin aksine, Kültür Bakanlığı çanağı yaladığını sanmadığımız Hintli bir topluluktan yepyeni bir oyun daha: "Haath Na Karya Haiyye Vagya"!

Kültür Bakanlığı çanağının 8.000 TL'lik bölümünü yalayan Özgür Sahne'den gece gelen "Asiye Nasıl Kurtulur?" oyununun afişi ve davetiyesini sunuyoruz!

LİNÇÇİ siteler, sadece gerçekçi yazar Coşkun Büktel'le sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı sansür etmiyorlar; Muhsin Ertuğrul'u da sansür ediyorlar!...

Nedim Saban'ın sahibi olduğu Tiyatro Kare, Kültür Bakanlığı çanağının 48.000 TL'lik bölümünü yalarken, dramaturg olarak Ömer Faruk Kurhan'ı besliyor!

Ali Erdoğan'ın yazıp yönettiği, LİNÇÇİ İsmail Can Törtop'un da oynadığı KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ BİR ROL için Kültür Bakanlığı çanağından 21.000 TL yalanmış!

Zafer Diper, LİNÇÇİ oyun yazarı(?) Prof. Dr. Özdemir Nutku'nun adını afişe ederken, LİNÇÇİ olmayan oyun yazarı Cuma Boynukara'nın adını sansürlüyor!

Tiyatro esnafı ayakta durabilmek için ödüllerle beslenmekle birlikte Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapmak zorunda kalıyor!

"Sırlar Dünyası figüranı" Zafer Diper, Cuma Boynukara'nın yazdığı "Ölüm Uykudaydı" oyununu tanıttığı resmî sitesinde yazarın adını yazmayı unutmuş(!)

LİNÇ KAMPANYASI SANAYİ VE TİCARET ŞİRKETİ ORTAKLARINDAN ÖMER F. KURHAN, ŞİRKET ESKİ ORTAĞI A. ERTUĞRUL TİMUR'A (NAM-I DİĞER 3. ABDÜLHAMİD) YÜKLENİYOR!

LİNÇÇİ Mitos-Boyut'un yayınlayıp, Ertuğrul Günay'ın 63.000 TL sadaka verdiği LİNÇÇİ Oyun Atölyesi oyunu Testosteron'dan sadece tadımlık birkaç örnek!

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı çanağının 63.000 TL'lik bölümünü yalayan Haluk Bilginer / Oyun Atölyesi yapımı TESTOSTERON

Koltuk değneği olmadan yürüyemeyen, kulağına fısıldanmadan konuşamayan, kılavuzu karga olmadan göremeyenler, Kültür Bakanlığı çanağı yalamak zorunda!

Bulunmaz, Kültür Bakanlığı çanağı yalamıyor!

Sitemiz, tiyatro esnafına coğrafya dersi veriyor!

Dörtyol, Türkçe yayınlarda Hatay'ın bir ilçesiyken, Mimesisçe yayınlarda Mersin'in yada Afyon'un bir ilçesi olarak gösterilip dezenformasyon yapılıyor

LİNÇÇİ Ömer Kurhan, yazı yazmasını bilmiyor!

LİNÇÇİ TEB'den LİNÇÇİ Genco Erkal'a destek!

Livaneli tarafından yazılıp Tiyatro Kare'nin Kültür Bakanlığı çanağı yalayarak sahneleyeceği Leyla'nın Evi'nde dramaturg olan Ö. Kurhan yazı yazmış(!)

Ortaoyuncular, Kültür Bakanlığı çanağı yalıyor!

Bizim Tiyatro, Kültür Bakanlığı çanağı yalıyor!

Kenterler, Kültür Bakanlığı çanağı yalıyor!

LİNÇÇİ Yaşam Kaya, LİNÇÇİ Cem Kenar'ın yazıp yönettiği, LİNÇÇİ Bengi Heval Öz'ün oynadığı Kültür Bakanlığı çanağındaki oyunu arş-ı âlâya çıkarıyor!.

Eleni ve Gül'ü oynadıkları kumbaracı50'nin kirasını bile Hollandalıların verdiği RAST, olgun bir oyunculuğa sahip olsa da, devrimci bir tiyatro değil!

Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp Efes Pilsen tezgâhtarlığı yaparak sadaka kültürüne teslim olacağımıza, eşek gibi çalışıp tiyatromuzu ayakta tutuyoruz!

LİNÇ KÜLTÜRÜ BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY'IN EMRİNDE ÇALIŞAN DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NE SORU SORMA CESARETİNE SAHİP, ASLA KORMAYAN SİTELER DE VAR!

KARANLIK LİNÇÇİ MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI DESTEKÇİSİ, LİNÇ KÜLTÜRÜ BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY, ÇALINAN TABLOLARLA İLGİLİ "ATEŞ TOPU"NU TACA ATMAYI YEĞLİYOR!

Kültür Bakanlığı çanağı yalayan hiç kimsenin soramayacağı soruyu biz soruyoruz; çanak yalatacağınıza, resimlerinize "adam gibi" sahip çıkamaz mısınız?

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları İstanbul Devlet Tiyatrosu Sultanahmet reklam panosunda bugünkü program! (03.03.2010)

Dün akşam, Tiyatro Fora'nın oyununu izlemek için davet edilen Erbil Göktaş'la birlikte gittiğim izbe tiyatro binasındaki karanlık bir afişin izdüşümü!

Kültür Bakanlığı çanağı yalamayan, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapmayan Bulunmaz Tiyatro, ücretsiz oyunculuk çalışmalarını hiç ara vermeden sürdürüyor!

Küçük bir çanağa konulacak büyük kemiklerle yaşayabilen bir köpek tiyatro sahnesinde; T.C. Kültür Bakanlığı çanağını yalamak en çok bu köpeğin hakkı!

LİNÇÇİ Can Törtop'un bize gönderdiği Kültür Bakanlığı çanağı yalayan KABARE DEV AYNASI yapımı KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ BİR ROL'ün afişi ve "gala davetiyesi"!

Dramaturgu Ömer F. Kurhan olan "Leyla'nın Evi"nin yazarı Livaneli, "Kemalist imalat"a başladı yada "Her türlü Kemalizm özen ve itinayla tamir edilir!"

Kültür Bakanlığı çanağı yalamayan, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapmayan Bulunmaz ile yazar Büktel'i LİNÇ etmek isteyenlerden OYÇED faaliyetlere başladı!

Kültür Bakanlığı çanağının gücüyle oynuyorlar!

Bulunmaz Tiyatro'yu "mahkum ettiren" bir zamanların İstanbul Belediyesi avukatı, şimdinin Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, işçileri de mahkum ettirebilir!

Körlerin sağırları ağırladığı Türkiye tiyatrosunda birbirlerinin üzerine gül dökenler, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesini istiyorlar

Enver Başar'ın sahibi olduğu LİNÇÇİ tiyatronline.com sitesinin yaşam cahili editörü LİNÇÇİ Yaşam Kaya, LİNÇÇİ DestAR Tiyatro'nun oyununu "tanıtıyor"!

Bu işler böyledir; 1917'de kurulmuş Sovyetler'i benimseyen Bulunmaz'ı LİNÇ etmek istersin, 1917'de Amerika'da kurulmuş Lions Kulübü'nden ödül alırsın!

Kültür Bakanlığı çanağı yalayanlara ithaf edilir!

Deniz hayvanlarını hunharca öldüren katilleri onaylayan Avrupa Birliği; kültür, bilim ve sanata sözde destek sunarak, katliamı gözlerden uzak tutuyor!

Büktel'le Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna imza veren Haluk Işık da AB'nin çanağına ekmek banıyor!

Fransız kaşığıyla Alman çorbası içme niyetindekiler, Avrupa Birliği poşetindeki şekerlemelerle avunmanın rehavetini yaşamak ve yaşatmak isteyebilirler


***


LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

22 Ocak 2011 Cumartesi

Hilmi Bulunmaz Piccolo Teatro di Milano "direttore"si Michael'la birlikte...

Bağımsızlığını ekmek gibi önemseyip, özgürlüğünü su gibi seven sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, dünya işçi sınıfının bayram günü 1 Mayıs 1989 tarihinde kendi tiyatrosu Bulunmaz Tiyatro'yu (Bulunmaz Tiyatro-İstanbul) kurarken, adından esinlendiği Piccolo Teatro'nun (Piccolo Teatro di Milano) "direttore"si (yöneticisi) Michael'la bir oyun provası sırasında...
(Fotoğraf: Cemal Bulunmaz / 21 Ocak 2011)


***


Bağımsızlığına ve özgürlüğüne çok düşkün biri olan sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, Kültür Bakanlığı çanağı yalamak, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapmak, Lions Ödülleri almak gibi, insanı sanatçılıktan uzaklaştırıp, onu ilelebet kapitalizme bağımlı kılan ve onun özgürlüğünü kiralayan yada satan bir mantıkla hareket etmediği için, tiyatro sanatçılığının yanı sıra, kuyumculuk da yapıyor.

Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, dünyadaki en büyük, en prestijli ve en önemli kuyumcu fuarlarına katılarak, bağımsızlık ve özgürlüğünü korurken, bir yandan da "iş gezisi" için gittiği ülkelerde tiyatro sanatına önem veren kişi, kuruluş ve kurumlarla ilişkiler geliştiriyor.


Dünyanın en büyük (Hong Kong), en önemli (Basel) ve en prestijli (Vicenza) kuyumculuk fuarlarında stand açan Bulunmaz, Türkiye'den sadece bir firmanın katılabilme becerisi gösterebildiği VICENZAOROTGOLD'da bulunmanın "huzurunu yaşarken", bir yandan da tiyatral ilişkiler geliştirme derdine düşüyor.

Bir haftayı aşkın zamandır İtalya'da bulunan ve başta Vicenza, Verona, Padova, Bassano olmak üzeren birçok kenti gezen Bulunmaz, Milano'da da Piccolo Teatro ile ilişki geliştirdi...

Piccolo Teatro'nun restorasyon çalışması içerisinde olmasına karşın, aynı zamanda provalarını sürdürmesini heyecanla karşılayan sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, restorasyon işçilerinden mimarlara, dekorculardan "cafe" emekçilerine dek birçok insanla görüştü. Özellikle "informazioni"ci Giancarlo ve "direttore" Michael'la samimî bir görüşme sağlayan Bulunmaz, bu sohbetlerden müthiş derecede keyif aldı.


***

Ayrıca bakınız:

Kültür Bakanlığı çanağı yalamayan, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapmayan, Lions Ödülleri almayan Hilmi Bulunmaz, Piccolo Teatro di Milano'yu ziyaret etti

1 Haziran 2010 Salı

Bulunmaz, Kültür Bakanlığı çanağı yalamıyor!

Bulunmaz Tiyatro, Kültür Bakanlığı çanağı yalamadığı, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapmadığı, televizyon dizilerine yaltaklanmadığı ve/ya Lions ödülleri almaya niyetli olmadığı için, kendisini tanıtmakta oldukça zorlanıyor. Bulunmaz Tiyatro, zaman zaman Milliyet Sanat Dergisi'ne reklâm verdiği gibi, sürekli olarak Yeni Tiyatro Dergisi ve Cumhuriyet Gazetesi başta olmak üzere, bazı yayın organlarında kendisini tanıtmak için yoğun bir çaba harcıyor. Hiçbir tiyatro yayını ve/ya tiyatro sitesi tarafından tanıtılmayan, bırakınız tanıtılmaya LİNÇ edilmek istenen Bulunmaz Tiyatro, bu genel tavrın siyasal nedenlerden kaynaklandığını çok iyi biliyor. Tamamıyla burjuvazinin çanağını yalamak için kurgulanmış tiyatro yayınları, ister istemez, istenç dışı, niyetten bağımsız, âdeta hayvanî bir refleksle Bulunmaz Tiyatro'ya ambargo koyup, bu tiyatroyu LİNÇ etmek istiyor. Bulunmaz Tiyatro, bilimsel sosyalizmden ödün vermediği için, "sağlı - sollu" darbelerle LİNÇ edilmek isteniyor. Bu LİNÇ kültürünü bertaraf etmek için, insan gücünün ötesinde bir güç harcamak zorunda kalan Bulunmaz Tiyatro, sürekli olarak reklâm verdiği Cumhuriyet Gazetesi'ndeki reklâm belgesini okurların dikkatine sunuyor!


***


Hilmi Bulunmaz
1 Haziran 2010


Bulunmaz Tiyatro, tüm yanlışlarına (Örnekse bakınız: Ben yediğim boktan iğreniyorum; iğrenmeyenlere afiyet olsun!) karşın, Kültür Bakanlığı çanağı yalamak, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapmak, televizyon dizilerine yaltaklanmak ve/ya Lions ödülleri almak için değil; tamamıyla halkın çıkarlarının sahnedeki sözcüsü olmak için kurulup mücadele etti. Sadece, evet sadece bu amacı nedeniyle, yüzlerce kez engellenmeyle, baskıyla, baskınla, eziyetle, mühürle, gözaltıyla, dolaylı ve dolaysız işkenceyle karşı karşıya kaldı.

Yukarıda linkini verdiğimiz gibi, birkaç kez Kültür Bakanlığı çanağı yalamak (bok yemek) dışında, burjuvazinin hiçbir iktidar gücünün karşısında boyun eğmeyen, bel kırmayan, diz çökmeyen Bulunmaz Tiyatro, bu direngen ruhunu, kendi dünya görüşü olan sosyalizmden, halkın çektiği acılardan ve tüyü bitmemiş yetimin hüzünlü bakışlarından aldı.

Kurulduğu 1 Mayıs 1989 tarihinden bu yana, paranın iktidarını değil; emeğin iktidarını savunan Bulunmaz Tiyatro, herhangi bir kişi, kuruluş ve/ya kurumdan maddi / manevi destek beklemedi. Herhangi bir kişi, kuruluş ve/ya kurumdan maddi / manevi destek bekleyenler, özetle çanak yalama politikası üzerine tiyatro inşa etmeye çalışanlar, olsa olsa pespaye bir ruha sahip orta malı figüran gibi davranıp, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için sahneleri işgal ederler. Bunun ötesine asla geçemezler. Bunun ötesine geçmek için ne niyetleri, ne de güçleri vardır. Onlar, âdeta, akşamları işinden evine gelen sahiplerinin gezdirme ve yedirme insafını bekleyen köpeklere benzerler

Peki, Bulunmaz Tiyatro, bu politikasını, yani bir köpeğe benzememe ve bir köpek gibi çanak yalamama davranışını, tüm engellemelere, tüm LİNÇ girişimlerine karşın, nasıl başarabildi? Bunun bir tek yanıtı var; toplumsal, kültürel, ekonomik, sanatsal, etik, estetik olarak bağımsız olabilmek. Tiyatroyu, bir çanak yalama seansı olarak görmeyip, bir sanat olarak algılayan Bulunmaz Tiyatro, ekmeğini tiyatrodan değil; ancak "başka" işlerden kazanarak bağımsızlığını koruyabiliyor. Tiyatroyu bir ekmek teknesi, bir un çuvalı, bir ün aynası, bir partner bulma pazarı olarak görenler, Bulunmaz Tiyatro gibi bağımsız bir ruha asla sahip olamazlar. Sıraladığımız nedenlerle tiyatro yapanlar, mutlaka, ama mutlaka çanak yalamak zorundadırlar.

Kendi bağımsızlığını sağlayamayan tiyatrocular, bırakınız dünyanın, ülkenin, içinde bulundukları kentin, ilçenin, mahallenin; oturdukları evin bile bağımsızlığını asla sağlayamazlar. Bu tür Kırım Kongo Kenesi kostümüyle sahne alan figüran ruhlu tiyatrocular, herhangi bir balığın, bir kertenkelenin, bir kuşun bağımsızlığını nasıl elde ettiklerini dahi bilemezler. Bu tür tiyatrocuların "bir balıktan, bir kertenkeleden ve bir kuştan hiç farkları yoktur" diyebilmek bile çok zordur. Çünkü bu tür tiyatrocular, balıktan, kertenkeleden, kuştan bile daha aşağılık bir hayat sürerler. İçine konulduğu akvaryumun hacmine göre hareket edebilen balık, dağda bayırda sere serpe yaşayan kertenkele, kanadının sağladığı özgürlük ölçüsünde uçabilen kuş, kesinlikle ve kesinlikle, burjuva tiyatrocuların düşük ölçekli ruhlarından çok daha büyük bir ruha sahiptirler. Balıklar, kertenkeleler, kuşlar, doğaları gereği düşünemeyen varlıklardır. Ancak, çanak yalama üzerine politika geliştiren tiyatrocular, bu düşünemeyen ve sadece doğanın kodladığı reflekslerle yaşayan varlıklardan bile daha aşağılık bir yaşam sürerler. Bunun kanıtı da LİNÇ KAMPANYASI belgesinin altına atılan figüran kılıklı tiyatrocu imzalarıdır!


***


LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi