"Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
"Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

25 Aralık 2011 Pazar

Hürriyet'ten Şermin Terzi, "1970’li yılların ortalarında Londra’da tiyatro okulundan arkadaşı olan Haluk Bilginer ile, Bilginer’e ait Oyun Atölyesi’nde Shakespeare’in ‘Antony and Cleopatra’sını oynamak üzere provalar yapan" Kevork Malikyan'la, içinde "Yılmaz Kenter" adı geçen ilginç bir söyleşi yapmış... (Not: Sanırız "Yıldız", İngilizce "Yılmaz" olarak telaffuz ediliyor yada "Yılmaz Kenter" diye ayrı bir tiyatrocu var!)

Papaz olarak gitti aktör olarak döndü


Şermin Terzi
25 Aralık 2011


Kevork Malikyan’ın 68 yıl önce Diyarbakır’dan başlayan hikâyesi, 10 yaşında Diyarbakır’dan İstanbul’a, 20 yaşında İstanbul’dan Londra’ya ve nihayet 68 yaşında Londra’dan yine İstanbul’a uzanmasıyla devam etti. Bu hayatın içinde papazlıktan aktörlüğe her şey var.

Karşımda kırık Türkçesi’yle, Diyarbakır’dan İstanbul’a, oradan Londra’ya ve sonra tekrar İstanbul’a uzanan hikâyesini anlatıyor Kevork Malikyan (68). İki ay Londra’ya gidip döndüğünde de “Eee, siz Türkler nasıl diyorsunuz” diye lafa başlayan züppelere inat, son 50 yıldır Londra’da yaşayan biri olarak ağzından İngilizce bir laf çıktığında “Hii!” deyip, kelimenin Türkçesini söylüyor. Ağzından kaçırdığı İngilizce kelimelerinse, Shakespeare İngilizcesi diye tabir edilen bir aksanla ağzından çıkması, bir tesadüf değil. Zira neredeyse 50 yıldır, İngiltere’nin en ünlü tiyatrolarında Shakespeare oynuyor.

Wikipedia, her ne kadar onun için 1942 doğumlu dese de, “Nereden çıkarmışlar yahu, bak 1943 doğumluyum” diyerek pasaportunu uzatıyor. Diyarbakır’da yaşayan bir ailenin çocuğuyken papazlığa, oradan da aktörlüğe uzanan hikâyesini anlatıyor: “Benimki Diyarbakırlı fakir bir Ermeni ailesiydi. Bir gün okuldan eve geldiğimde annem, ‘Çabuk banyoya gir temizlen. İstanbul’dan bir papaz geldi. Akıllı çocukları alıp İstanbul’da papaz okuluna götüreceklermiş’ dedi. Bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Ermeni ailelerden 15 çocuk seçtiler. Ben de onlardan biriydim.”

Henüz 10 yaşında İstanbul’a bir papaz adayı olarak gelirken, hayatına Londra’da tiyatro okuyarak devam edeceğinden henüz habersizdi elbette. Hayatı, ruhban okulundaki papazlara İngilizce öğretmek için İngiltere’den gelen bir papaz sayesinde bambaşka bir hal aldı. Papaz, anlamını bilmeden sadece ezberden oynadığı İngilizce Hamlet’teki genç Kevork’u görünce, baş patriğe, “Bu çocuk çok yetenekli. Papazlık yerine, İngiltere’de burs ayarlayalım aktör olsun” teklifinde bulundu ve Kevork Malikyan’ın macerası bu kez, İstanbul’dan Londra’ya uzandı.

Malikyan’ın her 10 yılda bir yaşadığı bu değişimleri yorumlamasıysa ilginç: “1943’te Diyarbakır’da doğdum. 1953’te İstanbul’a geldim ve 1963’te Londra’ya gittim. Hepsinin baş harflerini birleştirdiğinde ‘DİL’ meydana geliyor. Bir papazın ya da bir aktörün işi nedir? İletişimdir. İletişim de dille olur. Bence bu, kesinlikle hayatımla ilgili bir mesaj.”

TÜRKÇEN KÖTÜ DEDİLER

Ondaki yeteneği gören sadece İngiliz papaz değildi. Papaz okulundaki edebiyat öğretmeni de farkındaydı ve ona, “İstanbul’da da konservatuvar var, seni sınavlarına sokalım” teklifinde bulundu. Malikyan, öğretmenin ısrarıyla, aralarında Haldun Dormen, Müşfik ve Yılmaz Kenter’in de olduğu bir jürinin önünde, III. Richard’dan bölümler okudu. Onun salondan ayrılmasından sonra, odadan çıkan bir çaycı, “Az önceki çocuk kimdi, onu çok beğendiler” diyerek Kevork’tan bahsediyordu. Malikyan, o akşama kadar sonuçları bekledi. Sonuçta, “Sen çok iyisin ama Türkçen kötü” diyerek konservatuvara alınamayacağı söylendi. ‘Türkiye’de doğdum büyüdüm, 20 yaşındayım. Türkçem ne kadar kötü olabilir ki? Hem bu okullarda, şive düzeltmek için dersler verilmiyor mu?” diye sorsa da bir şey değişmeyecekti.

Yetenek öğüten bir sistemden, yetenek parlatan bir sisteme geçişin hikâyesiyse şöyle gerçekleşti. Kendi ülkesinde “Türkçen kötü” denilerek konservatuvara kabul edilmeyen Malikyan, hiç bilmediği İngilizcesi’yle Londra’da tiyatro okuluna kabul gördü. Üstelik, okul ona özel öğretmen tutarak İngilizce dersleri aldırdı. Derslere devam ederken, küçük roller alarak moralini de yüksek tuttu.

Sonra ne mi oldu? Kevork Malikyan, kimbilir kaç İngiliz’i cebinden çıkaracak mükemmel İngilizcesiyle, İngiltere’nin en önemli tiyatroları Globe Theatre, National Theatre ve The Royal Shakespeare Company’de yıllarca Shakespeare oynadı. Steven Spielberg’in yönettiği ‘Indiana Jones’ta Harrison Ford’la birlikte kamera karşısına geçti. Michael Caine, Sigourney Weaver, Dustin Hoffman, Warren Beatty gibi isimlerle filmler çevirdi. Televizyon dizilerinde rol aldı.

VATANIM TOPRAĞIM BENİ ÇEKTİ

21 yıl boyunca Türkiye’ye hiç gelmedi. 1983’ten sonra yavaş yavaş Türkiye’ye gelip gitmeye başladığında artık ülkesinde ne annesi ne babası ne de kardeşleri vardı. Kimsesinin kalmadığı Türkiye’ye 50 yıldan sonra üç ay önce niye kesin dönüş yaptığını şöyle anlatıyor: “Ne kadar başarılı bir kariyerin olursa olsun, vatanın, toprağın seni çekiyor. Hepimiz bu topraklarda öleceğiz diye büyük bir aile mezarlığı almıştım. Annem babam İstanbul’da öldü. Ama iki kardeşim Almanya’da vefat etti. Kız kardeşim de Fransa’da yaşıyor. Ben Londra’da değil, annemin babamın yanında yatmak istedim. Üstelik beni konservatuvara almamalarının hırsı da içimde kalmıştı. 50 yıl önce ‘Türkçen kötü’ dediler, okula almadılar. 50 yıl sonra geliyorum yine Türkçem kötü. Yani hiçbir şey değişmemiş. Sanatçılar rahat koltuklarda oturmamalı. İngiltere’de bir kariyerim vardı ve oturduğum sandalyede artık bir rahatlık hissediyordum. Bu rahatlık beni çok rahatsız etti. İçimde daha çok rüyalar var. En büyüğü de öğrenme... Memleketimde bu işler nasıl yapılıyor bilmek istiyorum. Ben memleketime ne verebilirim ona bakıyorum. Bir heyecanım var ve bu beni uyanık tutuyor.”

HALUK BİLGİNER’LE LONDRA’DA SHAKESPEARE OYNAYACAKLAR

Kevork Malikyan, şu anda ‘Bir Ömür Yetmez’ dizisinde Mert Fırat, Ezgi Mola, Fuat Özkan ve Lale Mansur’la birlikte, uzun yıllar İngiltere’de yaşamış bir katili canlandırıyor. Son günlerde, sık sık Türkiye’ye gelen Liam Neeson ile ‘Taken 2’ filminde rol alıyor. 1970’li yılların ortalarında Londra’da tiyatro okulundan arkadaşı olan Haluk Bilginer ile, Bilginer’e ait Oyun Atölyesi’nde Shakespeare’in ‘Antony and Cleopatra’sını oynamak üzere provalar yapıyorlar. Ayrıca bu oyunu, Zerrin Tekindor, Mert Fırat ve Bilginer’le birlikte önümüzdeki mayısta Shakespeare’in oyunlarının 37 ülkeden 37 farklı dilde oynanacak bir festivalde, Globe Theatre’da da oynayacaklar.

GECEYARISI EKSPRESİ’NDE ROL ALDI

Kevork Malikyan’ı Alan Parker’in ‘Midnight Express - Geceyarısı Ekspresi’ filminde oynadığı Türk savcı rolüyle hatırlayanlar olacaktır. Malikyan’a, Ermeni asıllı bir Türk olarak, Türkiye’nin bu kadar aleyhinde bir filmde oynamasının eleştirilip eleştirilmediğimi sordum. “İngiltere’de henüz öğrencilik yıllarımdı. Alan Parker’in Malta’da çekeceği bir filmde Türk savcı rolünü oynamamı istediler. Tüm senaryoyu değil, sadece rolümün metinlerini verdiler. Üç gün Malta’ya gittim ve rolümü oynadım. Türkiye aleyhine bir film olduğu aklımın ucundan bile geçmedi. Ama her milletin lehine ve aleyhine filmler yapılıyor. O filmi izleyenler, sinemada izleyip çıkacak ve belki de bu filmi unutacaktı ama verdiğimiz tepkilerle bunun iyice hafızada yer etmesine katkıda bulunduk. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen, hâlâ bu filmi konuşuyor olmak da bence yine bizim yaptığımız bir yanlış.

(Kaynak: Hürriyet)

***


Ayrıca bakınız:

Gün yirmi dört saat haksızlıkların yasalarla korunduğu bir ülkede yaşadığının ayrımında olmakla birlikte, bugün, televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı ve "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." 
sloganının mucidi Nihat Haluk Bilginer'in karşısına, her zaman olduğu gibi, erdemli, onurlu, soylu, yiğitçe ve yürekli bir biçimde çıkan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, hızla başlayıp, şimşek hızıyla sonuçlanan davada, beklendiği ve kanıksandığı gibi, son derecede doğal olarak mahkûm oldu!

"Orospu Çocuğu Burak Caney"in BİRİNCİ LİNÇ KAMPANYASI, G&M Demirkanlı'nın İKİNCİ LİNÇ KAMPANYASI ve hukuksal süreçte uygulanan ÜÇÜNCÜ LİNÇ KAMPANYASI ile yayınlanma özgürlüğü imhâ edilmek istenen sitemizi, yüzlerce insan sahiplenerek, izleyip ayakta tutmaya devam ediyor hâlâ!

Televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı ve "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sloganının mucidi Nihat Haluk Bilginer'in karşısına, her zaman olduğu gibi, erdemli, onurlu, soylu, yiğitçe ve yürekli bir biçimde çıkan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, hızla başlayıp, şimşek hızıyla sonuçlanan davada, beklendiği ve kanıksandığı gibi, son derecede doğal olarak mahkûm olunca, HABERTÜRK, Haluk Bilginer (HB) ile Hlimi Bulunmaz (HB) arasındaki ideolojik çelişkinin mahkûmiyet kararını, görebildiği kadarıyla "TÜRK"çeleştirdi!

Kendi bağımsızlığından, kendi özgürlüğünden kaynaklanan gücüyle değil, "VELİNİMET"inin (VELİ=LEMİ+NİMET=AYŞENİL) gücüyle zar zor ayakta durup, "VELİNİMETİ"inin sesi olmanın ötesine gitmeye hiç niyetli olmayan LİNÇÇİ G&M Demirkanlı yönetimindeki LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin sanal kuyruğu www.tiyatrodergisi.com.tr, okurlarını eşek yerine koyup, dezenformatif yayınlarına devam ederken, yalancılığı bir meslek hâline getirdiğini kanıtlamak istercesine, dağarcığındaki tüm saptırmacılıkları kullanmaktan bir an bile geri durmuyor!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sloganının mucidi "Haluk Bilginer farkıyla" kaybettiği ve "Sanığın sabıkasız geçmişi ve ilerde suç işlemekten çekineceği yolunda mahkememize kanaat hasıl olmakla CMK 231. Maddesi gereğince 5 YIL SÜRE İLE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA" karar verilen dava, Milliyet Gazetesi'nde de haber yapıldı!

Zâten bir bataklık olan facebook'a kürek kürek çamur taşıyan LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı, Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın yargılanmasını, kendi "mütevazı zekâsı" ile nalıncı keseri gibi kendine yontmaya çalışırken, Coşkun Büktel, facebook bataklığında da olsa, LİNÇÇİ Demirkanlı'nın ağzının payını gerektiği kadarıyla veriyor! (Coşkun Büktel, bu bataklıktaki yazıyı kendine ait olan www.coskunbuktel.com sitesinde yayınladığı için, biz de, oradan alıp, derhal yayınlıyoruz!)

"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyen Haluk Bilginer'e "yavşak" dediği için mahkûm olan Hilmi Bulunmaz'la ilgili olarak "21 Aralık 2011 Çarşamba - 16:22"de "kara lekeli" bir haber yayınlayan ve bu haberi, Hilmi Bulunmaz tarafından sert bir dille eleştirilen Beyaz Gazete, "22 Aralık 2011 Perşembe - 09:45" itibariyle, "kara lekesi" ayıklanmış olsa da, yine doğru dürüst bir haber yayınlayamadı!


"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyen televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı Haluk Bilginer'e "yavşak" dediği için mahkum olan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı konu edinen SABAH Gazetesi, ya bile bile olayı saptırıp "yalan haber" yapıyor yada habercilikten bihaber muhabirlere haber kostümü giydirilmiş haber yazdırıyor!


"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyen televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı Haluk Bilginer'e "yavşak" dediği için mahkum olan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı yüzlerce kişi telefonla arayıp, onlarca kişi ziyaretine gelirken, "elmas işçisi" Adnan Eren, çok değişik bir tepki gösterdi!

LİNÇÇİ G&M Demirkanlı, bir provokatör gibi çalışmayı sürdürüyor!

LİNÇÇİ G&M Demirkanlı, önce bir yorum yaptı ve yaptığı bu yorumda çift tırnaklı (") bir başlıkla (H. Hilmi Bulunmaz'ın "Küfürbazlığı" Tescil Edildi...) "Küfürbazlığı" sözcüğünü kullandı, daha sonra, başlığı sünnet ederek (H. Hilmi Bulunmaz'ın) başlığını uygun gördü. Biz, bu başlığın sünnet edildiğini okurlarımıza duyurunca, bu kez de, sünnet etmiş olduğu başlığı, şark kurnazlığıyla yerine tam olarak yerleştirdi. Ne var ki, yerleştirmeyi yaparken çift tırnak (") yerine tek tırnak (') kullanarak (H. Hilmi Bulunmaz'ın 'Küfürbazlığı' Tescil Edildi...) suçunu ele verdi. Tabii ki, bu oynak zemindeki yayıncılık oyuncakçılığı için okurlarından özür dilemeyi asla ve kesinlikle aklına bile getirmeyip, onları, her zaman olduğu gibi, yine eşek yerine koyup, bizi de "yalancı" çıkardı!

"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözünü hiçbir zaman oyuncuları aşağılamak için asla ve kesinlikle kullanmadığı gibi, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözüne karşı çıkarken "yavşak" sözcüğünü kullandığı için T.C. İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından hızla, hem de şimşek hızıyla mahkûm edilen Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, yönettiği ECEL adlı video filminde, Kültür Bakanlığı çanağı yalamadan oyunculuk da yapmıştı!

Feridun Çetinkaya sayesinde, Nihat Haluk Bilginer'in tırnaksız değil, "tırnaklı" oyuncu olduğunu bilince çıkarmış oluyoruz!

Yazar Melih Anık, sırtında "tiyatro ticareti küfesi" olmadığı için, anlamlı sözler edebilme ve "yavşak olmama" cesaretine sahip ender kişilerden biri olmaya devam ediyor hâlâ!


"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyen televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı Haluk Bilginer'e "yavşak" dediği için mahkum olan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, "5 YIL SÜRE İLE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI" olanağından yararlanmak için, yanıtını çok iyi bilmesine karşın, Feridun Çetinkaya'nın aşağıdaki sorusuna yanıt veremiyor!

Gün yirmi dört saat haksızlıkların yasalarla korunduğu bir ülkede yaşadığının ayrımında olmakla birlikte, televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı ve "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sloganının mucidi Nihat Haluk Bilginer'in karşısına, her zaman olduğu gibi, erdemli, onurlu, soylu, yiğitçe ve yürekli bir biçimde çıkan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, hızla başlayıp, şimşek hızıyla sonuçlanan davada, beklendiği ve kanıksandığı gibi, son derecede doğal olarak mahkûm olmasına karşın, yine de "itiraz hakkı" için çok ciddi ve çok net bir savunma metni hazırlayıp, T.C. İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıçlığı'na sunarak, hukuksal, tarihsel ve toplumsal görevini yerine getirdi!

"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyen televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı Haluk Bilginer'e "yavşak" dediği için mahkum olan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı bugün (22 Aralık 2011 Perşembe saat 13.15'de) telefonla arayıp, tam yarım saat görüşen İzzet Tozkoparan, Hilmi Bulunmaz'la yaptığı 31 Ekim 2010 tarihli video konuşmasında demişti ki:

"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyen televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı Haluk Bilginer'e "yavşak" dediği için mahkum olan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı bugün (22 Aralık 2011 Perşembe saat 17.45'de) telefonla arayıp, yaklaşık olarak yarım saat görüşen Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş, yargılama hakkında geniş bilgi almakla birlikte, tiyatronun güncel sorunları hakkında sohbet etti!


"Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyen televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı Haluk Bilginer'e "yavşak" dediği için mahkum olan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, soyut bir ADALET VE plansız bir KALKINMA, yani burjuva PARTİSİ anlayışından yana gönül düşürmeyip, İSTANBUL'UN ALTINLARI için düş kurmadığı için, Bulunmaz'ın yönettiği sitemizi izleyenlerin ağzındaki sıcak türkülerden birinin içeriğinde doğal olarak "HALKIN ADALETİ GÜÇ VERİYOR BİZLERE" sözleri de var!

Bulunmaz Tiyatro sanatçılarından (TUTKAL romanı yazarı) Oğuzcan Önver, "yavşak cezası" için ilginç bir tepki gösterdi!

Kendisine "yavşak" dediği için Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı mahkûm ettirmekle birlikte, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyen televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı, başarısız tiyatro yönetmeni Kemal Aydoğan'ın uzatmalı patronu Nihat Haluk Bilginer'in oyunculuk ve karakter oluşturma başarısızlığı bir kez daha çok net ve tartışmasız bir biçimde, âdeta "iki kere iki dört" yada "beş kere beş yirmi beş"gibi kanıtlandı!

Gün yirmi dört saat haksızlıkların yasalarla korunduğu bir ülkede yaşadığının ayrımında olmakla birlikte, televizyon dizisi oyuncusu, tiyatro patronu, Shakespeare çocuğu, pop müziğin kraliçesi Madonna'nın rol arkadaşı ve "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sloganının mucidi Nihat Haluk Bilginer'in karşısına, her zaman olduğu gibi, erdemli, onurlu, soylu, yiğitçe ve yürekli bir biçimde çıkan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, (Nihat Haluk Bilginer ile Bilginer'i daha önceki iki duruşmada savunup, 20 Temmuz 2011 tarihli ikinci duruşma çıkışında Hilmi Bulunmaz'a "Seni şubeye çektiririm!" dediği için Bulunmaz'ın hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğu avukat Süleyman Anıl'ın gelmediği) T.C. İSTANBUL 7. SULH CEZA MAHKEMESİ DURUŞMA SALONU'nda yine doğruları, yine gerçekleri haykırdı!

Oyuncular Sendikası Kurucu Üyesi Nihat Haluk Bilginer'in, bütün oyuncuları aşağılayıp töhmet altında bıraktığı "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözünü duyar duymaz "Nihat Haluk Bilginer yavşaktır!" dediği için mahkûm olan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, aşağıdaki "görüş"ü okuyunca şöyle düşündü: "'Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle...' 
sözü karşısında susup oturan, kuyruğunu arka bacaklarının arasına saklayan süt dökmüş kedi gibi durağanlaşarak, âdeta 'kuzuların sessizliği korosu' kuran oyuncuların, sanatı bir piyasa değeri olarak algılamanın ötesine geçemediği bir toplumda, sadece ve yalnızca 'hevesin yıkılması' yada 'emeğin yıkılması'na değil, insanlığın oluşturduğu bütün zenginliklerin tarumar edilmesine zerre kadar bile olsun asla ve kesinlikle şaşmamak gerekir; çünkü, 'canlı ceset' olmanın ötesine geçemeyen 'bizler', sadece ve yalnızca bunları değil, bunlardan çok daha fazlasını bile anamızın ak sütü gibi 'hak' ediyoruz!'"

Bütün oyuncuları aşağılayıp töhmet altında bıraktığı "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözünü duyar duymaz "Nihat Haluk Bilginer yavşaktır!" dediği için Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı mahkûm ettiren Oyuncular Sendikası Kurucu Üyesi Nihat Haluk Bilginer, çok ilginç bir haberle Hürriyet'e konu olmayı başardı!

11 Ocak 2011 Salı

"ECEL" dizisinde oynamaya başlar başlamaz, Hilmi Bulunmaz da "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." demeye başladı(?!)

Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, "ECEL" dizisinde Mesut Alptekin'le... (Fotoğraf: Ahmet Özkara)


Nihat Haluk Bilginer, "EZEL" dizisinde oynamaya başlar başlamaz "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." demiş ve bir iki cılız sesle dile getirilen fısıltı hâlindeki karşı çıkışın dışında hiçbir ciddi eleştiriye uğramamıştı!

Nihat Haluk Bilginer, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." derken, hem oyuncuların çoğunun yavşak olduğunu söylemiş ve hem de hiçbir oyuncunun adını vermeme kurnazlığı içerisine girerek, her türlü yaptırımdan kendisini korumayı bilmiştir!!

Nihat Haluk Bilginer, kurnazca davranıp yaptırımdan sıyrılarak sözde muhalefet yapmak isteyince, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, Nihat Haluk Bilginer'in adını vererek, Nihat Haluk Bilginer'in yavşak olduğunu dile getirerek, Nihat Haluk Bilginer'e yaptırım uygulamıştı!!!

Nihat Haluk Bilginer, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi ve LİNÇÇİ Kemal Aydoğan'ın da desteğini alarak, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'a önce noter onaylı ihtarname yollamış, ardından sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı mahkemeye vermiş ve daha sonra da sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunan bir şikâyetname yazmıştı!!!...

Nihat Haluk Bilginer tarafından bize gönderilen noter onaylı ihtarnameye bir kağıt mendil kadar bile değer vermeyen sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'a karşı dava açan Nihat Haluk Bilginer, açtığı bu davayı hızla kazanmıştı. Nihat Haluk Bilginer'in kazandığı bu davayı da hiç ciddiye almayan sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, bir üst mahkemeye giderek, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi ve LİNÇÇİ Kemal Aydoğan'la birlikte hareket eden Nihat Haluk Bilginer'in hiç samimîyet barındırmayan "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözüne karşı mücadelesini sürdürmüştü. Ancak, bir üst mahkeme de şimşek hızıyla sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın aleyhine sonuçlanınca, hiç de yeğlememesine karşın, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeyi düşünmektedir!!

Nihat Haluk Bilginer tarafından sarf edilen "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözünün, birkaç cılız sesle dile getirilmiş fısıltı hâlindeki karşı çıkışın dışında hiçbir yaptırıma uğramadığını gözlemleyen sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, bugünden başlayarak, üstelik "ECEL" dizisinde oynamanın verdiği özgüven, şımarıklık ve ukalalıkla, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." demeye başlamıştır!!!

Haydi hayırlısı!!!...

1 Aralık 2011 Perşembe

Haluk Bilginer'in suçladığı Bulunmaz, yargıca "yardımcı dilekçe" sundu...

.....................................................T.C.
...............................................İSTANBUL
................1. SULH CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI’NA
.....................................DOSYA NO : 2010/8583


KONU : YARDIMCI DİLEKÇE

YANITLAR
En sonda söyleyeceğim sözü, en başta söylemek istiyorum: Oyun Atölyesi, Kemal Aydoğan ve Nihat Haluk Bilginer'in vekili avukat Süleyman Anıl tarafından T.C. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu'na verilmiş olan dilekçeyle birlikte "şüpheli" bir kişi olarak anılıp, hakkımda "Kamu Davası" açılması, bana göre, son derecede yanlış bir tutumdur.

Nihat Haluk Bilginer, her gösteri mevsiminin açılışından önce, televizyon dizilerinden büyük para kazanabilecek bir iş kapabilmek, sahibi olduğu ve her yıl Kültür Bakanlığı'ndan hibe alarak ancak ayakta tutmaya çalıştığı Oyun Atölyesi adlı tiyatrosuna müşteri çekebilmek, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan hem de karşılıksız olarak yardım alabilmek için, sansasyonel büyüklükte bir çıkış yapıp, geniş yığınların izlediği magazin basınını harekete geçirerek, sadece sanatsal değerlerle hareket eden sanatçılara saldırma, onları küçümseme, hattâ hiçimseme gereksinimi duymaktadır.

Nihat Haluk Bilginer, 2010 / 2011 gösteri mevsimi açılışı öncesi, yine aynı taktiği kullanıp, yine aynı stratejiyle hareket etmeyi alışkanlıklarına uygun bulmuş ve Eylül / Ekim 2010 tarihli 46 Dergisi'nin dördüncü sayısında, oyunculara hakaret edip, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyerek, içinde benim de bulunduğum oyuncular topluluğunu son derecede üzmüştür. Ben, düşüncelerini sadece kendine saklayıp, tepkilerini içine akıtan yada düzeysiz dedikodularla ömrünü çürüten bir insan olmadığım için, dayanağını Anayasa'nın 26. Maddesi'nde bulan "düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti"nden yararlanarak, Nihat Haluk Bilginer hakkındaki tamamen kişisel düşüncelerimi, yine tamamen kişisel blog’umda yazdım. Söz konusu mecra, Nihat Haluk Bilginer’in, içinde bulunduğum meslek grubuna hakaret ettiği gibi, süreli bir basılı ulusal yayın değil, tamamen kişisel bir blog’dur ve bu alelen ortadadır.

Nihat Haluk Bilginer, kendisine karşı sert bir eleştiri yaptığımı ve bu sert eleştirimin her zaman için arkasında duracağımı bildiğinden, "eleştiri" sözcüğüyle "hakaret" sözcüğünün yer değiştirmesini arzu ettiğinden, savcılığı etkileyerek, beni yargılatmayı başardı. Ancak ben, sadece eleştiri hakkımı kullanmak için gündeme getirmiş olduğum bu sert görüşümü ifade ederken, hakarette bulunma kastî içerisinde değildim ve hâlâ da değilim.

Nihat Haluk Bilginer, kendisinin kişisel dünyası beni zerre kadar bile ilgilendirmediğinin bilincinde. Beni, sadece ve sadece, Nihat Haluk Bilginer'in düzenli ve zincirleme hâline getirdiği ve bütün oyunculara yönelik olarak kullanmayı uygun bulduğu; "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözleri ilgilendiriyor. Eğer ben, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözlerini, anayasal hakkım olan "düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" bağlamında değerlendirmeyip sussaydım, Ekim 2011 tarihli Milliyet Sanat Dergisi içeriğinde görülebileceği gibi, Nihat Haluk Bilginer "oyuncunun bir haline yavşak dediğim için" gibi pasif sözler etmek yerine, yine "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sertliğindeki hakaretlerini sürdürecekti. Ben, yukarıda iki kez belirtmiş olduğum gibi, yalnızca "düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" hakkımı kullanıp, eleştiri sınırları içerisinde kaldım ve bu hakkımı kullanırken de, Nihat Haluk Bilginer'i hakaret sınırlarından eleştiri sınırlarına çekmeyi başarmış oldum. Ben, Nihat Haluk Bilginer'i eleştirirken, sadece öznel bir iş yapmadım, aynı zamanda, hakaret ederek konuşmayı alışkanlık hâline getirmiş diğer "potansiyel suçlu tiyatrocular"ın da, eleştiri sınırlarının ötesine gitmelerinin yanlışlığını vurgulamış oldum. Bence, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sayın İsmail Onaran, "hakaret suçu" ile bana karşı iddianame hazırlamak yerine, bu suç duyusunu hiç ciddiye almamalı yada Nihat Haluk Bilginer'in sürekli bir biçimde Türkiye tiyatrosuna yönelik olarak kullandığı hakaret içeren sözlerini kovuşturmaya tabi tutmalıydı.

Benim, Oyun Atölyesi'ne, Kemal Aydoğan'a ve Nihat Haluk Bilginer'e yönelik olarak kaleme aldığım yazıların tümü nesnel ve bilimsel tutarlılık içerisinde kalan, sadece ve sadece dayanağını 1982 Anayasa'nın 26. Maddesi'nde bulan "düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti"nden kaynaklanan ve kaynağın sınırlarını asla ve kesinlikle aşmayan eleştirel yazılardır. Benim, sanatsal terminolojiyle kaleme alınmış yazılarımı, basit, düzeysiz, yüzeysel, bire bir anlamlarıyla değerlendirdiğinizde, hakaret sözcüğünün içerdiği kavrama yakın görebilmenizle birlikte, sanatsal terminolojik bir bağlamda değerlendirme yaptığınızda, aslında, benim görüşlerimin, ne kadar da büyük bir tutarlılık ve ne kadar da toplumsal yarar içerdiğini derhal anlayabilirsiniz.

Ayrıca, Türkiye'deki tiyatro etkinlikleri konusunda öngörüsü olan, tiyatro sanatının öznelliğine vakıf hukukçu bir bilirkişi tarafından nesnel bir değerlendirme yapıldığında, yani hem hukuk bilimi ve hem de tiyatro sanatı yetkinliği olan bir bilirkişi tarafından incelemeye alındığında, benim sözlerimin değil, Nihat Haluk Bilginer'in sözlerinin hakaret dozunda olduğu gayet net bir biçimde anlaşılır. Deliller, kanıtlar, bilimsel ve nesnel bir tutumla incelendiğinde, benim herhangi bir hakaret etme niyetinde bulunmadığım, hiçbir hakaret kastım olmadığı derhal ortaya çıkar.

Nihat Haluk Bilginer'in sahibi olduğu Oyun Atölyesi ve Nihat Haluk Bilginer'in yanında çalışan Kemal Aydoğan'ın da içinde bulunduğu, tarafıma karşı girişilen LİNÇ KAMPANYASI süreciyle, benim sanatsal ifade olanaklarımın imhâ edilmesi için 1100 kişinin bir araya geldiğini görmek, zâten başlı başına, benim haklılığımı, benim hakaret etme niyeti taşımadığımı, oysa, Kemal Aydoğan ile Nihat Haluk Bilginer'in artniyetli ve haksız olduklarını, sadece bana değil, oyuncuların çoğunluğuna hakaret etme eğiliminde bulundukları, çok net bir biçimde kanıtlanabilecektir.

Geçen gösteri mevsimi başlangıcında 46 Dergisi'ne verdiği röportajda oyunculara hakaret edip, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyen Nihat Haluk Bilginer, bu gösteri mevsiminde de, Milliyet Sanat Dergisi'nin Ekim / 2011 tarihli sayısında, oyunculara hakaretlerini (benim eleştirilerimden ders çıkararak pasifleştirmiş olsa da) sürdürebilme cesareti bulmuştur. 46 Dergisi ve Milliyet Sanat Dergisi'nin anılan sayıları incelendiğince görülecektir ki, bana, avukatları Süleyman Anıl ve İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sayın İsmail Onaran kanalıyla "Kamu Davası" açtırmayı başaran Kemal Aydoğan ile Nihat Haluk Bilginer, sözcüğün en yalın hâliyle, oyunculara hakaret etmeyi alışkanlık hâline getirmiş gerçek birer hakaretçilerdir.

Oyun Atölyesi'nin sahibi, Kemal Aydoğan'ın patronu Nihat Haluk Bilginer'in yukarıda adlarını verdiğim dergilerdeki sözlerinden sadece birkaçını vermekle yetinelim:


"OYUNCULARIN ÇOĞU YAVŞAKTIR GENELLİKLE

ROLÜMDEN ETKİLENDİM DİYEN İKİ ŞEYDİR YA YALANCIDIR YA RUH HASTASI.

SENİN ADIN ERIC DEĞİL Mİ YAVŞAK, ROBERT KİM?

BİZ OTA BOKA ALKIŞ TUTUYORUZ.

KIÇINIZDAN UYDURMAK

OYUNCU TUHAF BİR YARATIKTIR, YÖNETMEN OYUNCUNUN BAŞINDA DURMAZSA, OYUNCUYU KENDİ HALİNE BIRAKIRSANIZ YA DAVULCUYA YA ZURNACIYA GİDER

SONUÇTA BEN SİZE YALAN DA SÖYLEYEBİLİRİM

BAŞKASININ KIÇINI ISIRMIYORSANIZ, KİMSE GELİP SİZİN KIÇINIZI ISIRMAZ

SAHNENİN DIŞINDA HIYAR OLAN BİRİ ASLA İYİ OYUNCU OLAMAZ

BEN SAHNEDE İNSAN GÖRMEK İSTİYORUM, SAHNEDE AKTÖR GÖRMEKTEN NE KADAR SIKILDIM ANLATAMAM

SIÇTIK DİYE BİR DÜŞÜNÜR

GAVURİSTANDA BUNU YAPMAK ÇOK KOLAY

TÜRKİYE'DE DAMGALI EŞEK OLDUĞUNUZ İÇİN

'BABAM ÖLDÜ AMA HALA SAHNEYE ÇIKARIM' YAVŞAKLIĞINA ASLA İNANMAM

KIÇIMI YESİN HERKES

SALAKSIN, BEŞ PARASIZ TİYATRO YAPIYORUM DİYE BANA KAHRAMANLIK MI TASLIYORSUN?

ORADA YAVŞAKLIĞININ BEDELİNİ ÖDÜYORSUN”

(Kaynak: 46 Dergisi, EYLÜL-EKİM 2010)


"YAŞLI SEVİCİLİK

BU KADAR KEPAZELİK OLUR MU?

OYUNCUNUN BİR HALİNE YAVŞAK DEDİĞİM İÇİN

BÜTÜN YAVŞAKLAR DIŞARI ÇIKAR

BU PORNOGRAFİDİR

BÖYLE BİR PORNOGRAFİYİ SEYRETMEYE GELMEDİM BEN

ÇOCUĞUN ANISINA BİLMEMNE YAPIYORLAR

ALLAH BELANIZI VERSİN

BEN HOMOSEKSÜEL BİR İLİŞKİ YAŞADIM

BEN TÜRKİYE'Yİ ZEKİ MÜREN'E ÇOK BENZETİYORUM

ÖLÜSEVİCİLİKTEN KURTULAMAMIŞIZ”

(Kaynak: Milliyet Sanat Dergisi, Ekim 2011)


"Kamu Davası" olarak duruşmasına girmiş olduğum bu mahkeme sürecinde, sadece hukuk ve/ya sadece tiyatro kavramı üstün gelmemeli. Bu yargılama sonucunda, hukuk ile tiyatro arasındaki ilişkilere yeni bir boyut kazandırabilecek evrensel değerde bir içtihat oluşabilmeli. Bu yargılama sonucunda, tiyatro sanatının da bir hukuk boyutu olduğu saptanabilmeli. Bu dava, her ne kadar, hukukun genel anlayışını değiştirmiş olmayacaksa da, tiyatrodaki alışılmış anlayışı, tiyatrodaki geleneksel görüşü, tiyatrodaki kanıksanmış kavrayışı, hattâ tiyatrodaki özenti hâline gelmiş özel görüşü temelinden sarsıp, olasıdır ki olduğu gibi değiştirecektir. Bu tarihsel ve toplumsal değişimi, bu mahkemenin yapmasını, bu mahkemenin yargılaması sonucu tiyatro sanatının hukukla nesnel bir biçimde ilişkilendirilmesi, yepyeni bir içtihat oluşmasına neden olacaktır. Bunun sağlanmasını arzu ve umut etmekle birlikte, bunu hücrelerimin en derinindeki heyecanla bekliyorum. Bunu siz, sizin başında bulunduğunuz mahkeme başarmalı. Siz, verdiğiniz nesnel ve sanatsal boyutu olan bir hukuksal kararla, düzeysizlikten yana değil düzeylilikten yana, yüzeysellikten yana değil derinlikten yana kanaat geliştirirseniz, bu beni değil, sizin kişiliğinizde hukuku korur. Yukarıdan beri dile getirdiğim görüşleri, sadece "cezadan yırtmak" için değil, sanatın hukukla barışması için sizlere sunuyorum. Ben, tarihe "not bırakmak" düşüncesinin dışında herhangi bir düşünce taşımıyorum.

Yargılama sonucunda, "Kim kime neler söylemiş?"in ötesine geçilip, tiyatro sanatını hızla, hem de şimşek hızıyla kirleten magazinleştirme ameliyesinin de hukuksal açıdan değerlendirilip, hukuk tarihinin gelecek kuşaklara kalabilecek nitelikteki kazınmaz sayfalarına olumlu bir karar eklenmesi gerekir. Yani, bir kişi, gayet sorumsuzca; "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." dedikten, özne belirtmediği için yargılanmayacağı garantisini elde ettikten, özne belirtmediği için tüm oyuncuları aşağılayabilme kurnazlığında bulunduktan sonra, biri yada birileri bu oyuncuya "yavşak" demeliydi ve ben, her türlü hukuksal cezalandırılmayı göze alarak, toplumsal sorumluluğum, oyunculuk ahlâkını koruma refleksim sonucu, Nihat Haluk Bilginer'e "yavşak" dedim ve "yavşak" demeye devam ediyorum hâlâ.

Eğer ben, iki yüzlü davranmayıp, yani özne kullanmadan konuşmayıp, açıkça kendimi ifade edemeyeceksem, hukuk benim aleyhime karar verse ne olur, lehime karar verse ne olur? Bir sanatçı için, ağzından çıkan sözler, o sanatçıya toplumsal özgürlük alanı açabilme bağımsızlığıdır. Ben, her ne kadar, Nihat Haluk Bilginer, Kemal Aydoğan, hattâ Oyun Atölyesi ile "kişisel ve kastî" bir sorunum olmasa da, sanatsal anlayış olarak, onlardan taban tabana zıt ve farklı dünya görüşlerine sahibim. Dolayısıyla, yargılanmanın, dedikodu boyutunda, magazinel düzlemde değil, yepyeni ve evrensel bir içtihat oluşturabilecek "hukuk ve toplum" boyutunda gelişmesini arzu ve umut ediyorum.

Ben, henüz ilk duruşması görülen bir süreçteki ilk "yardımcı dilekçem" olan bu metni, sizin kanaatinizi değiştirme yönünde yazmaktan çok, tiyatro ve hukuk tarihine bir belge bırakmak, tiyatro ve hukuk tarihini kendimce değiştirip dönüştürmek için yazdım. Başkaca hiçbir amacım yoktur. Nesnel olarak bakıldığında, hiçbir suç işlemediğim için, tabii ki, BERAAT etmek istiyorum.

Not: 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde başlayan ve başlayacak olan diğer "LİNÇÇİ" müştekilerin başlattığı diğer "Kamu Davaları" da, bu davayla birlikte incelenirse, nasıl bir saldırı altında olduğum, nasıl bir LİNÇ ÖRGÜTÜ kıskacında bulunduğum hemen anlaşılabilecektir. 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde başlayan ve başlayacak olan "Kamu Davaları"ndan bazıları şunlardır: Mustafa Şükrü Demirkanlı, Gülhan Avşar Demirkanlı. Bunun yanı sıra, İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi, 3. Sulh Ceza Mahkemesi, 7. Sulh Ceza Mahkemesi, 4. Asliye Hukuk Mahkemesi gibi mahkemelerde süren ve biri BERAAT ile sonuçlanmış davalar da gözönünde bulundurulmalı. Sizin inisiyatifinizdeki 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde ve diğer mahkemelerdeki davalar incelendiğinde, bütün bu davaların gelip dayandığı kilit isim "Burak Caney"dir. Sanal bir kişi olan bu Internet canavarı ortaya çıkarılabilirse, zâten LİNÇ KAMPANYASI sürecinin tüm ilinekleri kendiliğinden çorap söküğü gibi ele avuca gelir. 1 Aralık 2011

HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ


***


DELİLLER:

1) Burak Caney, Mustafa Şükrü Demirkanlı, Ahmet Ertuğrul Timur, Özdemir Nutku, Tuncer Cücenoğlu, Yıldırım Fikret Urağ, Zafer Algöz ve diğerleri tarafından düzenlenen BİRİNCİ LİNÇ KAMPANYASI linki: http://tiyatroyun.blogspot.com/2008/03/bir-iftirann-bataklk-anatomisi.html

2) Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, Ahmet Ertuğrul Timur, Fırat Güllü, Gülhan Avşar Demirkanlı, Prof. Dr. Hasan Anamur, Prof. Dr. Hasan Erkek, İsmail Can Törtop, Kemal Aydoğan, Levent Çağlayan, Mehmet Bozkır, Mustafa Şükrü Demirkanlı, Prof. Dr. Nurhan Tekerek, Oyun Atölyesi, Ömer Faruk Kurhan, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Yaşam Kaya, Prof. Dr. Yusuf Eradam ve diğerleri tarafından düzenlenen İKİNCİ LİNÇ KAMPANYASI linki: www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm

3) "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." linki: www.oyuncularincoguyavsaktirgenellikle.blogspot.com


EKLER:

1) Bilirkişi raporu (Linki: www.vimeo.com/24793706)

2) T.C. İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen gerekçeli BERAAT kararı (Linki: www.tiyatroyun.blogspot.com/2011/10/oyunun-notu-lincci-omer-faruk-kurhanla.html)

19 Kasım 2010 Cuma

Timur, "Oyuncuların çoğu yavşaktır" sözüne karşı çıktığı için Haluk Bilginer tarafından mahkemeye verilen Hilmi Bulunmaz'sız bir "yavşak" yazısı yazdı

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından LİNÇÇİ yayıncı(?!) Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), sansürcülüğe devam ediyor hâlâ!...


***


Malûmunuz, Nihat Haluk Bilginer, 46 adlı dergiye bir röportaj vermiş ve bu röportajda devirdiği çamlarla, züccaciyeciye giren koskocaman semiz bir fil gibi davranıp; "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." demişti.

Malûmunuz, Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), tiyatronun "t"sinden, oyunculuğun "o"sundan hiç anlamadığı için, tiyatroyla ilgili, oyunculukla ilgili okuduklarını da, beyniyle değil, başka organlarıyla anlıyor.

"Ben diyorum Çanakkale Boğazı, sen diyorsun yandı götümün ağzı" hesabı, tiyatronun "t"sinden, oyunculuğun "o"sundan hiç anlamayan Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Nihat Haluk Bilginer'in; "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." sözünü, beyniyle anlamayıp başka organıyla anladığı için, âdeta bir simyacı gibi davranarak, "Tiyatrocuların çoğunluğu yavşaktır" sözüne dönüştürüyor.

Haaa, şöyle söylenebilir:

"Zâten, tiyatrocular oyuncu değil mi?"

Değil!...

En azından, tümü değil. Bir tiyatro yapıtını izleyiciye sunabilmek için, sadece oyuncu yeterli olmuyor. Tabii ki, temelde, bir tek izleyici ve bir tek oyuncu olduğunda, başka hiçbir şey olmadığında, tiyatro etkinliği gerçekleştirilmiş olabilir. Ancak, yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz ve bunca tiyatral zenginlik varken, bu indirgemeci mantığa asla teslim olamayız.

Ne diyorduk?

Evet, "Bir tiyatro yapıtını izleyiciye sunabilmek için, sadece oyuncu yeterli olmuyor" diyorduk. Bir tiyatro yapıtını izleyiciye sunabilmek için, oyuncunun yanı sıra, (alfabetik sırayla) basın sorumlusu, butafor, dekorcu, dramaturg, efektör, genel sanat yönetmeni, gişeci, ışıkçı, koreograf, kuaför, kondüvit, makyajcı, marangoz, müdür, müzikçi, oyun yazarı, sahne amiri, süflör, terzi, yer gösterici, yönetmen, yönetmen yardımcısı... gerekir!

Ancak, "oyuncular" denildiğinde, ilk akla gelen tiyatro, sinema, televizyon oyuncularıdır. Bundan başka bir düşünce geliştirmek için, tiyatronun "t"sinden, oyunculuğun "o"sundan anlamayan biri olmak gerekir yada sadece ve sadece LİNÇ KAMPANYASI düzenleyip, zâten dibe vurmuş tiyatroyu iyice kötürüm hâle getirerek, onun toplumla kurduğu iletişimi tam olarak koparmaya çalışan kötücül biri olmak gerekir.

(HB / 19 Kasım 2010)


***


Ahmet Ertuğrul Timur
19 Kasım 2010


Bayram tatilinde bir hayli yol alırım sanıyordum ama gerek eve iş getirmek zorunda kalmam ve bu film montajlarının bir hayli zaman alması, gerek doğuma hazırlanan ve yatması gereken eşimle ilgilenmem ve bu nedenle bizim gidemediğimiz bize gelen bayram ziyaretçileri nedeniyle istediğim hızda ilerleyemedim.

Ama yine de bir şeyler aklamaya başladım. Ve bugün en azından bir süre geri plana geçmişe yönelik anı, eski çalışma, mizahi çalışmalar, makale türü yazılar eklerken bu ana sayfada bu alanı bir blog mantığıyla sürdürmem gerektiğine karar verdim. Böylece her gün bu alana hem güncel konularda kısa yada uzun bir şeyler ekleyebilirim hem de geri planda kalacak çalışmalardan hazır olanları duyurabilirim. Bir hayi birikim başladıktan sonra da artık her şey yerini almaya başlar.

Her geçen gün tiyatrodan bir hayli soğuduğumu daha fazla hissediyorum. Düşünsenize kendilerine yavşak dedirten ve üç beş itiraz dışında pek de tepki gelmeyen bir camiada soğumamak mümkün mü?

Herhalde her biri kendini Haluk Bilginer'in "Tiyatrocuların çoğu yavşaktır" cümlesindeki çoğu kişinin dışında kalan kesimde görüyor olmalı. Tıpkı herkesin Aziz Nesin'in yüzde altmışının dışında kalanlarına dahil gördüğü gibi. Bu nedenle de halka ulaşmayı başaramayan her başarısız açıyor ağzını yumuyor gözünü ve Aziz Nesin zaten söylemişti, bu halkın yüzde altmışı aptal demişti diyor. Be hey şaşkın madem sen zekisin, madem sen uyanıksın neden bu aptalları yönlendirmeyi beceremiyorsun? Bazen bir tek uyanık kişi dahi milyonları çekip çevirip arkasına katabilirken nasıl oluyor da güya zeki yüzde kırk gibi büyük bir kesim yüzde altmışı çekip çeviremiyor, yönlendiremiyor? Nasıl oluyor da bu zekiler toplamda bir Recep'in başabildiğini başaramıyor? Yoksa zekiler aptallardan daha mı aptal? Boşver kafa yorma zaten bu halk aptaldır de geç.

Ne diyorduk? Adam çıktı "Tiyatrocuların çoğunluğu yavşaktır" dedi ve tek tük itiraz dışında itiraz bile gelmedi. Eğer birisi çıkıp şoförlerin çoğu yavşaktır deseydi, Eğer birisi çıkıp da kapıcıların çoğu yavşaktır deseydi neler olurdu bu ülkede varın siz düşünün. Bunun çok daha hafifi için kapıcılar derneğinin açtığı davaları, yapılan protestoları hatırlayın. Tiyatroculara yavşak demek iş mi, eğer cesareti varsa Haluk Bilginer şoförlerin çoğu yavşaktır desin bakın yarın salonunun önünde yüzlerce taksi protestoya geliyor mu gelmiyor mu? Beni kastetti yada kastetmedi diye düşünmeksizin mesleki haysiyetleriyle davranıyorlar mı davranmıyorlar mı?

Her neyse benim ruh ahlak sağlığımı koruyabilmek için hızla mesleki haysiyetini kaybetmiş bu camiadan hızla uzaklaşmam gerekiyordu bu sayfalar iyi oldu :)

(Kaynak: "aetimur.com / Ahmet Ertuğrul Timur")

Oyun'un notu: Ahmet Ertuğrul Timur'un adına biz link verdik!


***


Ayrıca bakınız:

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi, LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Haluk Bilginer ve LİNÇÇİ Kemal Aydoğan, noter onaylı bir ihtarname yollamışlar; yayınlayacağız!

12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'ın "Emek Ödülü" aldığı TAKSAV'dan "Onur Ödülü" almaya utanmayan Haluk Bilginer, "kıçını yediriyor"!...

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Haluk Bilginer'in genellemeci ve yavşak tavrı, genellemeci ve yavşak tavırlarla sürüp oyunculuk kavramını kirletiyor!

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Haluk Bilginer, LİNÇ KAMPANYASI içerisindeki iftira metnine imza atma sorumluluğunu taşırken, şimdi de yavşaklaşıyor!

Boyundan çok büyük demeçler vermeye yeltenen LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Haluk Bilginer, oyun diye halka yavşakça hazırlanmış gösteriler sunuyor!

Ertuğrul Timur, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarının en azılılarından biri olmasına karşın, proleter olduğu için, Haluk Bilginer'in yavşaklığını gördü!

"Kırk yıllık" testosteron, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarının en azılılarından, yazı yazma özürlü Ahmet Ertuğrul Timur sayesinde, "testesteron" oldu!

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Haluk Bilginer, yavşaklığa devam ediyor hâlâ!

Estetik bilinçten yoksun LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Haluk Bilginer, sentetik tartışmaların vücuda gelmesi için, kendini heba etmeye razı oluyor!

Halk ağzında "bit yavrusu, sirke"; argoda "geveze, yılışık kimse" anlamına gelen YAVŞAK sözcüğünü yanlış yorumlayan TODER, Bilginer'e cevap verememiş!

Kültür Bakanlığı çanağı yalamaktan dili aşınan LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin LİNÇÇİ yönetmeni Kemal Aydoğan, Devlet Tiyatroları'nın kasasına da göz dikti!

SANSÜRCÜ BİRGün gazetesinin LİNÇÇİ yazarı Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, YAVŞAK sözcüğünün yozlaştırılmasına kendi çapında katkıda bulunmak için çabalıyor

YAVŞAK Haluk Bilginer'in patronu olduğu LİNÇÇİ Oyun Atölyesi, "William Shakespeare'in Macbeth"ini daha oynamaya başlamadan yüzüne gözüne bulaştırıyor!


Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Kültür Bakanlığı Devlet Tiyatroları'nın reklâm panolarına sahip çıkalım! (Bulunmaz)

Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için bu kadar büyük bir para alan "aristokrat" ve "akrobat" bir oyuncu, oyunculara YAVŞAK diyebilir

Frank Rijkaard, babası ölünce; "Ben, babam ölürse maça filan çıkmam, kıçımı yesin herkes" demediği için, Karabük'e dek gidip maça çıkmayı uygun gördü!

Türkiye halkı "uyusun da sömürülsün ninni"...

"Oyuncuların çoğu yavşaktır" diyen Haluk Bilginer (yaptırıma uğramazken), kendisine YAVŞAK deme cesareti gösteren Hilmi Bulunmaz'a İHTARNAME gönderdi!


Taraf Gazetesi yazarı Ferhat Uludere, hiçbir zaman görkemli bir oyuna imza atma yeteneğine sahip olamamış LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'ni "biraz geç anlamış"!

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından İsmail Can Törtop, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın LİNÇÇİ haberleriyle besleniyor

Demirkanlı'nın ana sponsorluğunda Bulunmaz'a karşı LİNÇ KAMPANYASI düzenleyenler, onu susturmayı başaramayınca, şimdi de hukuku kullanmak istiyorlar!

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsoru Mustafa Demirkanlı tarafından yönetilen(!) Tiyatro... Tiyatro...'nun kuyruğu tiyatrodergisi.com.tr, Bulunmaz'a saldırıyor

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Ertuğrul Timur, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'la gerçekçi yazar Coşkun Büktel'e, hukuk kartı göstermek istiyor!

"Oyuncuların çoğunluğu yavşaktır genellikle" deme özgürlüğüne sahip olduğunu sanan Haluk Bilginer'in de oynadığı film, şişirilmiş bir balona benziyor!

Bulunmaz Tiyatro'yu kurup yöneten sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, yayını yavaşlayan TÜRKİYE'NİN TEK SOSYALİST TİYATRO SİTESİ için açıklama yaptı...


Oyun Atölyesi, Haluk Bilginer, Kemal Aydoğan, vekilleri Av. Süleyman Anıl ve Av. İbrahim Demirci'nin şikâyetlerine karşı, H. Hilmi Bulunmaz'ın yanıtı!


***


LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), "topu taca atan" sitesi "TİYATROSUZ HAVA SAHASI" izlenilmeli!