Frankfurt Kitap Fuarı sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Frankfurt Kitap Fuarı sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

16 Kasım 2011 Çarşamba

Zafer Yalçınpınar'ın (bizim tiyatro çürümesine karşı çıktığımız gibi) edebiyat alanında mücadele verip bu alana müdahale etmesi bizi çok sevindiriyor!

Yeni Sinsiyet’e Karşı: "Sorular, sorular, sorular, sorular…"


Zafer Yalçınpınar
11 Kasım 2011


1 - 2005’ten bugüne, Enver Ercan ve kurduğu oligarşik düzen, hangi edebiyat yarışmalarına hangi jüri üyelerini seçiyor? Yarışmaları düzenlenleyen kurumlar ya da “aileler” ile Enver Ercan’ın arasındaki bağlayıcı ilişkiler (hukuk) nasıldır? Edebiyat yarışmalarında “Jüri Üyeliği” hizmeti karşılığında alınan bir bedel var mıdır? İşin içindeki/amacındaki paranın meblağı ne kadar? Bir yazar/şair, jüri üyeliği müessesesinde jürilik yaparak ya da yarışma organizasyonlarında yer alarak bir senede ne kadar bir yekün kazanır, nerelere turistik geziler gerçekleştirebilir? Anadolu’daki bir ilimizde (lafın gelişi olarak, örneğin Kastamonu’da) gerçekleştirilen bir edebiyat etkinliğinin bütçesi nasıl belirleniyor? Mevcut yekünü ve “gezi hakkını” kazanmak için -diğer mesleklerle karşılaştırıldığında- “yoğun ve yorucu çalışmak” gerekiyor mu? Jüri üyeleri, yarışmalara katılan eserleri -gerçekten- okuyorlar mı, -gerçekten- değerlendiriyorlar mı? Türk Edebiyat Tarihi, sözkonusu jüri oligarşisinin -kolaylıkla- kazandığı bazı menfaatler neticesinde özünü nasıl kaybediyor, Türk Edebiyat Tarihi’nin özü nasıl, kimler tarafından değiştirilmek isteniyor?

2 - Enver Ercan’dan önce Varlık Dergisi’nin editörü kimdi? Enver Ercan, Varlık Dergisi’ne nasıl editör oldu? Varlık Dergisi’ne şiir gönderen genç yazar ve şairlere hangi “keramet”leri öğütledi, öğütlüyor? Bir yayın koordinatörü olarak Enver Ercan’ın, Varlık’a eser gönderenlere karşı tavrı nasıldır? Yaşar Nabi Nayır’ın kızı Filiz Nayır Deniztekin’in Varlık Dergisi’ndeki yönetsel konumu, tavrı ve söylemleri nasıldır?

3 - Doğan Hızlan ile Enver Ercan arasındaki bağın geçmişi nasıldır? Enver Ercan, Hürriyet Pazarlama’da “pazarlama elemanı” olarak çalışırken Doğan Hızlan’ın Hürriyet’teki pozisyonu/görevi neydi? Enver Ercan’ın elinden kim, nasıl tuttu? Enver Ercan’ı bir “kurtarıcı” olarak Varlık Dergisi’ne “kim”, “nasıl” yöneltti? Sözde kurtarılmış bir Varlık Dergisi’nin bugünkü yazar-şair tipolojisi ve edebiyat yayıncılığı tavrı nasıldır?

4 - İzmir’den endam göstermeye çalışan bazı şiir heveslilerinin Varlık Dergisi ile ilişkileri nasıldır?

5 - Hangi siyasal parti, 10-15 yıl boyunca, Varlık Dergisi’nin baş/lokomotif abonesiydi? Varlık Dergisi hangi siyasal partiden “abonelik”le destekleniyordu? Söz konusu siyasal partiyle taban tabana ters olan başka bir ideolojinin mutat yayın organı neden Varlık’a reklâm verir? Bu karşıtlıkta ve çelişkide neler gizlidir? Bu çelişkinin beslediği bir “Yayıncılık İstismarı” atmosferi, “karakter aşınması” var mıdır?

6 - Son 2-3 senedir Varlık Dergisi ile Zaman Kitap Eki arasındaki metinsel ve içeriksel ilişki nasıldır? Varlık Dergisi, içinde bulunduğumuz dönemin yozlaşı retoriğine nasıl kanalize oldu? Zaman Gazetesi, Varlık Dergisi’ne neden reklâm verir?

7 - 2000-2010 yılları arasında Varlık Dergisi oligarşisinde editör, düzeltmen, çevirmen ve koordinatör (junior seviyesinde birer edebiyat kâhyası) olarak çalışan şiir heveslileri kimlerdir? Zamanında kimlerden, hangi ödülleri almışlar? Edebiyat çevresinde hangi retoriği yaygınlaştırmakla görevlilerdi?

8 - Varlık Dergisi -sözde- “tarihsel önem”ine nasıl sahip oldu? 1940-1965 arası düşünüldüğünde “Dost”, “Yeditepe”, “Yeni Ufuklar”, “Yenilik”, “Seçilmiş Hikâyeler” ve “Türk Dili” gibi dergiler ile Varlık Dergisi arasındaki temel farklılık nedir? Tarihteki hangi statükocu oligarşi, Varlık Dergisi’ni nasıl desteklemiştir ve yönetmiştir? Varlık, mevcut statükocu tavrını hangi enstrümanlar aracılığıyla devam ettirmeye çalışmaktadır?

9 - Yaşar Nabi Nayır, bir editör ve yayıncı olarak hakikaten “çok önemli” miydi? Yeditepe Dergisi’nin editörü Hüsamettin Bozok ve çevresi hangi enstrümanlarla nasıl etkisizleştirilmiştir, unutturulmuştur?

10 - Komşu Yayınları’ndan çıkan ve sonrasında kapanan “Eşik Cini” dergisinin oligarşik çizgisi neydi? Nalan Barbarosoğlu kimdir? Kimlerden “danışmanlık” desteği aldı? Barbarosoğlu, hangi edebiyat yarışmalarında jüri olmuş, oluyor?

11 - YasakMeyve Dergisi’nde yayımlanan şiirleri kim, nasıl seçiyor?

12 - Geçmişte, 2000’li yılların ortasında İstanbul Uluslararası Tüyap Kitap Fuarı’na onur yazarı olarak seçilen ve “Tüyap Kitap Fuarı Onur Yazarlığı” kurumunu anlamsızlaştıran, içsizleştiren “köşe yazarı” kimdir? İtibarsızlaştırma yönündeki seçim bilerek mi yapılmıştır, bu seçimin içinde siyasal bir yönlendirme ya da erk uzantısı olmuş mudur?

13 - Enver Ercan ve Faruk Şüyun, 90’lı yılların başında Kadıköy Gençlik Kitabevi’nde hangi etkinlikleri düzenlediler?

14 - Feridun Andaç’ın bugünlerdeki duruşu, verdiği pozlar nasıldır?

15 - Edebiyat Turizmi’nin mucitleri kimler? İstanbul Şiir Festivali’ni kimler projelendirdi? Diğer festivalleri kimler, hangi kurumsal yapı aracılığıyla destekliyor, yönetiyor? Söz konusu etkinliklere katılacak konukları kimler, nasıl belirliyor? Yabancı konuklar hangi söylemlerle ve vaatlerle davet ediliyor? Bu organizasyonlara ilk kez kim onur konuğu oldu, kimler katılımcıydı? Bu festivallerin “şiire” hakiki bir katkısı oluyor mu? Bu festivallerin organizasyonundan nemalanan yan-müesseseler var mı?

16 - Türkiye’nin odak/konuk ülke olduğu 2008 Frankfurt Uluslararası Kitap Fuarı’na ülkemizden katılacak yazar, şair ve yayınevlerini kim belirledi? Yazarlar ve şairler hangi yayınevi sahipleri tarafından nasıl puanlandı ve listelendi? 2008 Frankfurt Kitap Fuarı’na katılan Türk Yayınevleri’nin çeviri/telif başarısızlığının maddi boyutları nedir? Fuara harcanan bütçe heba edildi mi? Enver Ercan, Zaman Kitap’a Frankfurt Fuarı öncesinde hangi açıklamaları yaptı?
17 - Kuru/derinliksiz/içsiz edebiyatın lideri Selim İleri, edebiyat dünyasına kimleri soktu, hangi yöntemlerle, kimleri, nerelerde piyasalandırdı? Selim İleri’nin piyasalandırdığı isimler hangi eserlerden, hangi intihalleri yaptı, yapıyor?

18 - Zafer Doruk’un oğlu Taner (Cin)Doruk kimdir? Hangi motivasyonla kimlere tehditvari konuşmalar savuruyor, kimleri korkutmaya çalışıyor? Hangi dizide oynuyor? Hangi retoriği kullanıyor? Yakın zamanda kimden, hangi ödülü aldı? Taner (Cin)Doruk’un babası Zafer Doruk, hangi edebiyat ödülünde jürilik yapıyor? Taner (Cin)Doruk kimle yüzleşmekten, nasıl kaçtı?
Yayıncılık istismarlarının temel bileşenleri nelerdir? Hangi edebiyat heveslileri, hangi sözde editörler tarafından nasıl yemleniyor? Okuyucu bu durumun farkında mı? Okuyucu neler düşünüyor, neyi okumak zorunda kalıyor?

20 - Küçük İskender’in Varlık Dergisi’ndeki rolü/görevi nedir? Varlık Dergisi ve Enver Ercan, Küçük İskender’i nasıl görüyor? Küçük İskender’in Varlık Dergisi çevresine eklemlenmesine hangi olay neden oldu? Hangi olaylar Küçük İskender’i hâlâ Varlık’ta tutuyor?

21 - Enver Ercan’ın 70’li yıllardaki özgeçmişinde yer alan önemli ifadeler nelerdir?

22 - TYS üyeliğimin askıya alınmasıyla sonuçlanan süreci (daha doğrusu “askılama işkencesi”ni) başlatan Salih Bolat kimdir? Salih Bolat hangi gerekçeyle benden şikayetçi oldu? TYS tarafından cezalandırılma sürecimi Enver Ercan nasıl yönetti? Bu dilekçeyi vermesini Salih Bolat’tan kim istedi? TYS’den bana hangi evraklar, hangi imzalarla gönderildi? Evrakların içeriği neydi? Ben suçlamalara nasıl karşılık verdim? TYS nasıl bir örgüttür, ne işe yarar? Edebiyat ödüllerinde ve jüri seçiminde TYS’nın rolü nedir? TYS üyeliğimin “askılanması” işkencesi daha ne kadar sürecek?

23 - TYS’nın yeni başkanı Mustafa Köz olayların neresinde durur, ne düşünür, nasıl durur? Kendisinin başkanlığından önceki dönemde -Enver Ercan’ın başkan seçilişinde- Mustafa Köz’ün rolü neydi? Enver Ercan’ın yönetimi döneminde Mustafa Köz’ün TYS’ndaki görevi neydi?

24 - Enver Ercan’ın genel başkan seçildiği 19-20 Mayıs 2007 tarihli TYS Genel Kurulu’ndaki şaibeler nelerdi? Genel kurulun usulsüz olduğu iddisıyla kim TYS’na dava açtı? Davanın sonucu ne oldu? TYS’nın 2007 genel kuruluna ilişkin mahkeme kararı nasıldır? Kendisini eleştirenlere Enver Ercan, işbu konu hakkında hangi söylemlerle cevap verdi?

25 - Mevcut TYS üyeleri, TYS’nı nasıl görüyor? TYS bir “yazarlık-şairlik tescil merkezi” midir? TYS nasıl çalışıyor?

26 - "Düşle" İnternet Platformu’nun düzenlediği bir etkinlikte Enver Ercan, TYS için hangi acz ifadeleriyle birlikte hangi piyasalandırma çözümlerini önerdi?

27 - Kadavralaşmış yazar örgütleri var mıdır? Var ise bunların yönetim anlayışı, savunu söylemleri nasıldır? Üyelerine ve genç yazar-şairlere karşı davranış biçimleri nasıldır? Kadavralaşmış yazar örgütlerinin söylemleri ile eylemleri arasındaki büyük çelişkilerin nedenleri nelerdir? Hangi genç yazarlar hangi kadavra örgütlere hangi çözümsel önerilerde bulundu? Bu öneriler nasıl “sümen altı” edildi? Öneriler nasıl dışlandı?

28 - Başlangıçta, Şeref Bilsel edebiyat dünyasına kendini kabul ettirmek için hangi gazetenin kitap ekinde, ne tip yazılar yazdı? Şeref Bilsel, edebiyat kâhyalığı ve “üleştiri” denemelerine -bugünkü retorik arsızlığının temelini atmaya, şiir-şair değerlendirme yazıları yazmaya- ilk kez hangi edebiyat dergisinde başladı? Bu yazılardaki tavrı, yaklaşımı, söylemleri nelerdi? Şeref Bilsel’i kimler destekledi?

29 - Şeref Bilsel 2003 yılında yazdığı bir “değerlendirme” yazısında Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi ve yayıncıları için ne dedi, hangi övgüleri savurdu? Aradan iki sene geçtikten sonra, 2005 yılında, Şeref Bilsel, Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi için ne dedi, hangi sövgüleri savurdu?

30 - Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi, özel bir Özge Dirik sayısı hazırladığında Şeref Bilsel, neden “Ölü edebiyatı yapıyorsunuz!” dedi? Hangi sövgüleri savurdu?

31 - 2-3 yıl boyunca Özge Dirik’i ve şiirlerini çeşitli sövgülerle dışlayan Şeref Bilsel, “Yasakmeyve” adlı derginin “Müntehir Şairler” sayısında neden Özge Dirik hakkında yazı yazmaya gerek duydu? Yeni Sinsiyet’in “fırsatçılık” ve “karakter aşınması” yaklaşımı nasıldır? Enver Ercan, Şeref Bilsel’in yazısını neden yayımladı?

32 - Artshop Yayınevi tarafından, hatalarla dolu, özensiz, herhangi bir editöryal çalışma olmaksızın ve en önemlisi de Özge Dirik’in vasiyetini zerre kadar umursamadan basılan “Özge Dirik Şiirleri” adlı kitabın fikir babası kimdir? Artshop Yayınevi’ne Özge Dirik Şiirleri’ni yayımlaması yolunda kimler öneride bulundu?

33 - Artshop Yayınevi, “Özge Dirik Şiirleri” adlı kitabı yayımladıktan sonra hangi söylemlerle ve etkinliklerle işbu kitabı pazarlamaya çalıştı?

34 - Yeni Sinsiyet’in “Biz Söylemi”ndeki retorik arsızlığı ve karakter aşınması sistematiği nasıl çalışıyor, nasıl yaygınlaşıyor?

35 - Şeref Bilsel’in çelişkili ve tuhaf söylemlerinin nedenleri nelerdir?

36 - Cenk Gündoğdu ya da Özcan Erdoğan benzeri tiplerin Yeni Sinsiyet Tipolojisi’ndeki önemi ve görevi nelerdir? Cenk Gündoğdu hangi gazetede “düzeltmen” olarak çalışıyor, bu gazetede hangi şairleri kimlere övüyor, Gündoğdu’nun öğrenim geçmişi, dergicilik geçmişi nasıldır, siyasi görüşü nedir? Özcan Erdoğan’ın dergicilik geçmişi nasıldır, siyasi görüşü nedir?

37 - Beni savcıya kim, hangi gerekçeyle ve delillerle şikayet etti?

38 - Şeref Bilsel, Cenk Gündoğdu ve Özcan Erdoğan üçlüsünün taşradaki yazar ve şairlerle ilişkileri nasıldır? Taşradaki şiir heveslileri hangi vaatlerle, nasıl yemleniyor?

39 - Şeref Bilsel ile Baki Ayhan T. arasındaki benzerlikler nelerdir? Yeni Sinsiyet’in paydaş/yandaş yelpazasinde (geniş meşrebinde) hangi yayınevleri, hangi kitaplar ve antolojiler yer alıyor? Yeni Sinsiyet’e nasıl biat edilir? Yeni Sinsiyet, hangi şiir kitaplarını piyasalandırmaya çalışıyor? Yeni Sinsiyet’in internetteki uzantıları kimler? Yeni Sinsiyet’in internet aktiviteleri ve kullandığı platformlar hangileri? Özcan Erdoğan’ın internet yayıncılığı bilgisi ve geçmişi nasıldır?
İnternet’te hangi yazar ve şairler hangi mahlasları kullanıyorlar? Kim, kimi hangi araçlarla tehdit ediyor? Bu tehditlere ilişkin örnekler nelerdir?

40 - "Baki Ayhan T.” kimdir? Gerçek soyadı nedir? Baki Ayhan T., 80’li yıllarda neler yaptı, 90’lı yıllarda neler yazdı, 2000’li yıllarda neler yapıyor? Baki Ayhan T.’nin akademik hayatı ve çalışmaları nasıldır? Edebiyat öğrencileriyle akademik paylaşımları nasıldır?

41 - Şeref Bilsel ve Baki Ayhan T. hazırladıkları şiir yıllıklarında hangi dergilere ve isimlere yer veriyorlar? Yıllıkların kapsamında yer alan isimlerin, dergilerin, şiirlerin ve konu başlıklarının istatistiksel dağılımı nasıldır? Sözkonusu dağılım, hangi oligarşik ideolojinin kavramsal ve imgesel arkaplanına hizmet ediyor?

42 - Uzun yıllar boyunca Adam Yayınları için, ardından da Yapı Kredi Yayınları için şiir yıllığı hazırlayan M.H. Doğan’ın poetik ve politik görüşü nasıldı? M.H. Doğan’ın vefatının ardından YKY için şiir yıllığı hazırlamaya devam eden Baki Ayhan T.’nin poetik görüşü, bilgisi, sezgisi nasıl?
Baki Ayhan T. hangi şairleri ve poetikayı tasfiye etmeye çalışıyor? Baki Ayhan T. ve planladığı tasviyeye karşı hangi eylemler gerçekleştirildi? Hangi gazetelerde hangi yazarlar ve şairler Baki Ayhan T.’ye karşı durarak ortak metinler imzaladı? Baki Ayhan T. kendisine karşı olan yazılara nasıl cevap vermeye çalıştı?

43 - "Üç Nokta” dergisinin yayımlanış amacı nedir? “Üç Nokta” dergisi hangi özel dosyalarla Türk Edebiyat Tarihi’nin yakın geçmişini biçimlendirmeye (daha doğrusu değiştirmeye) çalışıyor? Üç Nokta dergisinin “2000’li yıllar” konulu dosyasında kimler, neler yazdı? Dergide kullanılan retoriğin özellikleri nelerdir?

44 - Seyhan Erözçelik, 2009 yılında beni telefonla arayarak kimin “destur”unu/sözlü uyarısını iletti? Ne dedi?

45 - Enis Batur’un uzaklaştırılması sonrasında, Yapı Kredi Yayınları’nın görüntüsü nasıldır? Şiir ve edebiyat alanında hangi cemaatvari oligarşi, hangi masaları işgal ediyor? Yapı Kredi Yayınları, şiir ve edebiyat alanında itibar kaybetti mi?

46 - "Esrariler” kimdir? Günümüzdeki uzantıları kimler, oluşturdukları “ağ” nasıl çalışır?

47 - "Sıcak Nal” adlı dergiyi -gerçekte- kim yönetiyor? “Siyahi” adlı dergiyi -gerçekte- kim yönetiyordu? Bu iki dergi hangi görüşe hizmet ediyor?

48 - Haydar Ergülen ile Elif Şafak arasındaki tipolojik benzerlikler nelerdir? Radikal Gazetesi’ndeki köşe yazılarıyla yıldızı parlayan Haydar Ergülen, Radikal’in ardından BirGün’de oradan da Cumhuriyet Gazetesi’nde yazmaya nasıl başladı? Haydar Ergülen’in Cumhuriyet Gazetesi’nden sonraki durağı neresi olacak? Haydar Ergülen neye, nasıl hazırlanıyor?

***

Yeni Sinsiyet Tipolojisi’ne karşı dile getirdiğim bu sorular “devede kulak” misalidir. 2012 yılı içerisinde yayımlamak üzere yukarıdaki soruların cevaplarını ve diğer her şeyi ihtiva eden bir yazı dizisi (kitapçık) kaleme almaktayım. 2000’den 2011’e kadar edebiyat ortalığında gördüğüm, duyduğum, şahit olduğum her şeyi, tüm yaşadıklarımı, tüm duyumsadıklarımı, tüm içtenliğimle, sahiciliğimle, teker teker isimler vererek, olaylarla, şiirlerle ve belgelerle -acele etmeden- anlatacağım.

“İnsanlık Tarihi” devam ettiği sürece birileri çıkacak ve böylesi sorular sormaya, direnen yazılar yazmaya devam edecektir. Üstelik söz konusu karşı duruşu, direnişi ve haysiyeti hiçbir menfaat gözetmeden, aksine, karşı olduğu Yeni Sinsiyet’in melanet zevatları tarafından yaşamına ve ailesine zarar geleceğini “bile bile” sergileyecektir. Gelecekte kalemim, gözüm, kalbim benden alınsa da -ki bu acz içine düşmem muhtemeldir- başka birileri her zaman olacak; sahici edebiyat adına, hakikate uzanan kalb ile vicdan yolu adına çıkacak ve “şiir”i savunacak: Kaleminin ucundaki gözünü, kalbini ve vicdanını savunacak, dile getirecek. Çünkü “haklılığın inadı” diye bir şey vardır ve bu direniş bitirildiğinde -biterse eğer- “İnsanlık Tarihi” de (tarih de) bitmiş demektir. Ve o günlerde -hâlâ nefes alıp verebiliyorsanız, becerebilirseniz- kendinize “Ben bir eşya mıydım, yoksa, insan mıydım?” diye yüksek sesle sorun. Cevap veremeyeceksiniz, kendinize… Hatırlamayacaksınız. Cevap uydurmaya gerek de kalmamıştır:- zaten, biraz önce dedim ya, insanlık tarihi bitmiştir ve soru sormanın -düşünüyor olmanın- bir anlamı yoktur. Sorular dile gelmeyecektir. Tarih de şiir de…

Dile gelmeyecektir.

zaferyal@gmail.com
www.evvel.org
www.zaferyalcinpinar.com

Ayrıca bkz: http://evvel.org/ilgi/davali

(Kaynak: EVVEL)

28 Temmuz 2011 Perşembe

LİNÇÇİ Üstün Akmen, alnındaki LİNÇ lekesine aldırmadan, LİNÇÇİ Genco Erkal'ı iplemeyen Turizm ve Kültür Bakanı AKP'li Ertuğrul Günay'la taşak geçiyor!

Oyun'un notu: LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis sitesinden alıp olduğu gibi yayınladığımız aşağıdaki yazıda adı geçen LİNÇÇİ kişilerin bu sıfatını biz ekleyerek, bu LİNÇÇİ kişilerin adlarının üzerini "maymungötürengi" ile biz belirgin hâle getirdik!

Önemli not: Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Şubesi Başkanı LİNÇÇİ Üstün Akmen'in aşağıdaki yazısında Almanca "Willkommen Türkei" olarak yazılan söz, Türkçe olarak "Merhaba Türkiye" biçiminde çevrilmiş. Oysa, "Willkommen" sözcüğünün Türkçe karşılığı "hoş karşılama, hüsnükabul, hoş karşılanan, sevindirici, hoşa giden, makbule geçen"dir! (Kaynak: langtolang.com)


***


Bakanım Civanım, Fazıl Say'ın Canını Daha Fazla Sıkmayalım


LİNÇÇİ Üstün Akmen


Duydunuz mu bilemiyorum, Schleswig Holstein Festivali bu yıl 50-60 konserlik bir “Türkiye Yılı” yapmakta. Bu festival dünyanın en büyük müzik festivallerinden biri sayılıyor. Ne büyük bir gurur! Elbette büyük bir gurur, gurur olmasına büyük gurur da, festival yönetimi Türkiye’den bekledikleri yardımın yüzde 10’unu bile alamamış durumda. Kültür Bakanlığı’ndan 50 konserin üçünü bile karşılayamayacak bir bütçe çıkmış, biraz da İKSV yardım etmiş, hepsi o kadar! Ama en komiği Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın festival yönetimine gönderdiği mazeret açıklaması: “Orada bizim istediğimiz sanatçılar çalmıyor!”

Bakanım Karakaşlımın: “Orada bizim istediğimiz sanatçılar çalmıyor” lafının muhatabı Fazıl Say elbette! Dahi Besteci ve İcracımız Fazıl Say, yeni eseri “Hayyam Klarnet Konçertosu”nun dünya prömiyerini Schleswig-Holstein Müzik Festivali’nde yaptı. Anlaşılıyor ki, Bakanım Civanım bu prömiyerden haberdar edilmedi. O da o hırsla: “Orada bizim istediğimiz sanatçılar çalmıyor” deyiverdi, ama istediği sanatçılar kimlerdir söylemedi.

Schleswig Holstein Uluslararası Müzik Festivali’nin bu yılki konuk ülkesi Türkiye ve festival 9 Temmuz-28 Ağustos 2011 tarihleri arasında “Willkommen Türkei / Merhaba Türkiye” sloganıyla düzenlenmekte. Benim Bakanım Kaplanımın bu davranış biçimi, 2009 yılındaki “La Saison de la Turquie en France / Fransa’da Türkiye Mevsimi”ndeki tutumuyla pek benzeşti. Anımsayınız! Öyle değil mi?

Diğer taraftan unutulamayan bir gerçek daha var ki, Fazıl Say’ın bestelediği “Nâzım Hikmet Oratoryosu”nun Frankfurt Kitap Fuarı’nın 2008 yılı konuk ülkesi Türkiye projesi programında yer alacağı çok önceden açıklanmıştı. Açıklanmıştı da, yapılan bir değişiklikle, eserin yerine “Yunus Emre Oratoryosu”nun Frankfurt’ta çalınması kararı alınmıştı. Mümtaz medyamızın mangalda kül bırakmayan köşe cengâverleri: “Eee, karardır bu, alınır da satılır da” dedi, pek aldırış etmedi. Gel gelelim, Bakanım Canavarım; Piyanist Fazıl Say’a, şiirleri seslendiren LİNÇÇİ Genco Erkal'a, Vokalist Zuhal Olcay’a, Bariton Güvenç Dağüstün’e haber bile vermek gereğini hissetmedi, en azından özür bile dilemedi. Kültürümüzden sorumlu Bakanım Kahramanım: “Yahu bu sanatçılar, ekim ayı programlarını Frankfurt Kitap Fuarı’na göre oluşturmuşlardır, böyle bir halt edersek bunlar maddi manevi kayba uğrarlar” diye düşünmedi. Bakanım Fırtınam sanatçıya o zaman da saygısızlık etmişti.

Bakanım Yadigarım bu kere de: “Orada bizim istediğimiz sanatçılar çalmıyor” dedi.

Kendisinin ve hükmedenlerin Fazıl Say’a söz söyletmeme/hükmetme isteklerinin son örneğini verdi.

Bana sorarsanız, Bakanım Aziz Gardaşım Ertuğrul Günay gene hata etti.

Evrensel

(Kaynak: Mimesis)

20 Aralık 2010 Pazartesi

LİNÇÇİ Savaş Aykılıç'ı piyasaya sürenler, LİNÇÇİ Savaş Aykılıç'ın "TRAGEDYA"ya "TRAGETYA" dediğini bildikleri için, bu sürüme hiç özen göstermemişler!

Oyun'un notu: Yazıdaki bariz yazım yanlışlarını kırmızı renkle belirginleştirip doğrularını yeşil harflerle biz yazdık. Kahverengi sözler, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'a aittir!


***


Savaş AYKILIÇ


1966 yılının 28 şubat günü sabahı saat 10.30'da İstanbul'da Süleymaniye Doğumevi'nde dünyaya geldi. Annesi Güler (Özlem) Aykılıç, Yunanistan'ın Kumaneva bölgesinden 1922"de göç eden (muhacir) bir aileden ve babası Nusret ise yine 1922 yılında Yugoslavya-Köprülüden göç eden bir aileden geliyor.

İlk altı yıl Mecidiyeköy-Gülbağ’da, Fatih-Atikali'de geçti. Bu tarihten itibaren aile annenin memleketi olan Kırklareli'ye göçer. Baba burada kent dışındaki bir dere kıyısındaki Çağlayan Restaurant'ı işletmeye başlar. Beş kardeşin en büyüğü olan Savaş da balık tutmaktan,meyva toplamaktan ve avare dolaşmaktan arta kalan zamanlarında aşçı babasına garson olarak yardım etti.

Kırklareli’de Vali Faik Üstün İlkokulu’nu, Atatürk Lisesi’nde de orta okulu okudu. Aynı okulun lise ikinci sınıfında matematik ve İngilizce derslerinden sınıfta kaldı

Ve bir yıl beklemeli olarak okuldan uzakta kaldı. Bu sırada dede mesleği olan inşaatçılığı dedesi gibi mimar olarak değil de amele olarak denediği için olacak kariyer yapamayacağını görerek okumaya ve adam olmaya karar verdi.

O yıl Kırklareli’ye turne yapan Devlet Tiyatroları’ndan Saray Sineması’nda izlediği Oktay Arayıcı'nın (Oktay Rifat'ın) "Çil Horoz" oyunu ile ilk kez tiyatro ile tanıştı ve kalbi tiyatro için atmaya başladı.

Her yıl sadece yaz tatillerinde babaannesinin Mecidiyeköy’deki evine gelen Savaş, artık rüyalarına giren İstanbul’a dönmek için ailesini de ikna etti ve 12 yıl sonra ailecek tekrar İstanbul’a geri döndüler.

Sonunda lise, Eyüp-Otakçılar Lisesi’nde bitirilebildi. Bu okulda aldığı felsefe dersleri ve felsefe öğretmenin de etkisiyle 1984 yılında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü kazandı. Bu bölümden de sıkılıp iki yıl okuduktan sonra ailesinden habersiz okulu bıraktı ve tiyatrocu olmaya karar verdi. Bu kararı almasında o yıl Beyoğlu’nda Küçük Tiyatro Sahnesi'nde (Küçük Sahne) izlediği Ferhan Şensoy’un "Şahları da Vururlar" oyunu çok etkili oldu. İçinden bir ses ona "-Bırak felsefe öğretmeni olmayı! Senin mutlu olacağın tek yer tiyatrodur!" demişti bu oyunda.

1985 yılında Bilsak Tiyatro Kursu'n (Kursu'na) başladı. Burada Cevat Çapan, Güngör Dilmen, Ahmet Leventoğlu (Ahmet Levendoğlu), Beklan Algan, Ayla Algan, Erol Keskin, Haluk Şevket, Taner Barlas, Macit Koper, Müge Gürman, Nihat İleri, Levent Öktem, Ahmet Güngören, Metin Deniz, Osman Senemoğlu gibi ustalardan oyunculuk, tiyatro tarihi, dekor, mitoloji ve semiyoloji (göstergebilim) dersleri aldı.

Bu kursun mezuniyet oyununda Müge Gürman'ın "Cadıların Macbeth'i" uyarlamasında oyuncu ve reji asistanı olarak çalıştı.

Kurs bir yıl daha uzatılınca ikinci yıl burslu okudu ve Beklan Algan'ın asistanlığını yaptı. Mezuniyet oyunu olak Beklan Algan’ın hazırladığı "Galilei ve Jandark-Evet mi Hayır mı" (Labirent I - Karar Anı) oyununda reji asistanlığı yaptı ve Galilei rolünü üstlendi.

Bu projede ben de vardım ve zâten tam olarak gerçekleşmemiş, doğaçlamaya dayalı bir çalışma olduğundan, bir "rol dağılımı" söz konusu değildi. Projenin doğaçlamaya dayalı bir çalışma olması nedeniyle, her oyuncunun "Galileo Galilei" olabilmesi söz konusu olabileceği gibi, hiçbir oyuncunun "Galileo Galilei" olmama olasılığı da vardı. Çünkü, bu çalışma klasik bir metin gibi değil, bir durumun kişiselleştirilmesi ve/ya bir kişinin durumsallaştırılması gibi bir mantıkla örgütleniyordu!

Ne ki o yıl Uluslar arası Tiyatro Festivali programına girmesine ve Aya İrini de (Aya İrini'de) oynayacağı ilan edilmesine karşın Beklan Algan’ın ciddi bir rahatsızlık geçirmesi üzerine oyun çıkmadı ve oynanamadı.

Nedim Saban çocuk Tiyatrosu'da (Beş Kafadarlar Tiyatrosu) Mehmet Ergen'in yönettiği "İki Portakal" adlı çocuk oyununda oyuncu olarak rol aldı.

Aynı yıl "Cadılar Macbeth"i ("Cadıların Macbeth'i") Müge Gürman’ın yönetiminde İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda provaya başladı. Savaş Aykılıç’ın v (ve) arkadaşlarının oynadıkları rolleri bu kez Devlet Tiyatrosu sanatçıları oynuyordu. Savaş Aykılıç da Bilsak’tan Önder Güvenç ve Kadir Çıtakla birlikte bu projede "Genç Cadılar" adı ile yer aldılar. Kader Cadıları adı verilen üçlü kompozisyondan birini oynayan oyuncu askere gidince bu rolü üstlendi. Böylece figüran kadrosundan tiyatro kariyerine başladığı ve bu oyunla prfesyonel olduğu rivayet edilir.

Bilsak Tiyatro Kursunun (Kursu'nun) Şehir Tiyatrosu kökenli öğretim üyeleri o yıl 1402'den beraat ederek görevlerine dönme hakkı kazanınca Beklan Algan’ın başkanlığında Şehir Tiyatrolarına (Tiyatroları'na) bağlı Tiyatro Araştırmaları Laboratuarı (T.A.L.) kurdular. Savaş Aykılıç da burada Hilmi Zafer Şahin, Sibel Aslan Yeşilay ve Şerif Erol ile birlikte asistan kadrosundan işe başladı. Laboratuvarın ürün çıkartmaması üzerine kendi kanatlarıyla uçmak ve tiyatro ürünleri vermek amacıyla buradan ayrıldı.

Savaş Aykılıç TAL’den sonra Tiyatro AB’yi kurdu ve Hamdi Alkan, Tuğrul Kaynak ve Deniz Arcak, Kaan Basmacıoğlu ile birlikte Ümit Denizer’in Oscar Wilde'nin (Oscar Wilde'ın) bir romanından uyarladığı "Mutluluklar Ülkesi" adlı çocuk oyununu oynadılar. Aykılıç burada "Demirci" rolünü üstlendi, oyunu yönetti ve oyuncuları bir araya getirdi. Bu oyun ile Bilsak'a, Ortaköy sahilindeki parka, Rumelihisarındaki (Rumelihisarı'ndaki) Ali Baba Çay Bahçesine (Bahçesi'ne), Kartal’a, Yalova’ya, İzmit Seka’ya ve Bodrum Kalesi’ne turne yaptılar, çeşitli tiyatro şenliklere konuk oldular.

1999 yılına gelindiğinde amatör tiyatro tarihinde belki de bir ilki gerçekleştirerek üç amatör tiyatroyu bir araya getiren Aykılıç Fransız Devriminin (Devrimi'nin) 200 (200. / 200'üncü) yıldönümü kutlamaları kapsamında Fransız Kültür Merkezi'nde Georg Büchner'in "Danton’un Ölümü'nü" sahneye koydu ve Robespierre rolünü üstlendi.

İsimsiz Oyuncular, Yıldız Üniversitesi Oyuncuları ve Jakoben Tiyatroları bu proje için bir araya geldi. İsimsiz Oyuncularının (İsimsiz Oyuncular'ın) kurucusu Nadi Ülger, "r"leri söyleyememenin ödülü olarak gittiği her yerde Fransız sanılmanın dayanılmaz cazibesiyle oyuna bir sürü sponsor buldu. Kostümler Fransız Kültür Merkezi’nden, dekor için gerekli kumaşlar Vakkorama’dan ve giyotin ise Şehir Tiyatroları’ndan tedariklendi.

Çocuk oyunu ekibinden (aynı zamanda Yıldız Ü.O. başkanı) Hamdi Aklan "Danton" rolünü üstlendi. Oyun o sezon haftasonları (hafta sonları) Fransız Kültür Merkezi’nin bahçesinde, açık havada oynandı ve Yıldız Üniversitesine (Yıldız Üniversitesi'ne) turne yaptı.

Bu sırada iki defa tiyatro konservatuvarına giren Aykılıç, sınavları kazanamadı. LİNÇÇİ Savaş Aykılıç, konservatuvara, hem de iki defa girmiş olduğuna göre, hangi sınavları kazanamadı? Vazgeçmek yerine daha da hırslandı. Bilsaktan (BİLSAK'tan) bir arakadaşları Dilek Güven’in önerisi üzerine A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’ne başvurdu.

Tiyatro Bölümünde (Bölümü'nde) oyunculuk, oyun yazarlığı ve tiyatro tarihi ve kuramları olmak üzere üç ayrı dal vardı. Ve Savaş Aykılıçda (Savaş Aykılıç'da) da doymak bilmeyen bir bilgi açlığı ve hırs. Sonunda üç dalın sınavına da girdi ve üç dalın yazılı sınavını da kazandı. Oyunculuk sınavının mülakat bölümünde elenince yazarlıkta okumaya karar verdi. Bir daha da küserek ileri yıllarda oyunculuk sınavına girmedi. Zaten bunları düşünemeyecek kadar büyük bir sorumluluk altına girmişti.

Bir yandan okurken diğer yandan da para kazanmalıydı. Ve dört yıl boyunca Aykılıç Devlet Tiyatroları’nda yardımcı oyunculuk kariyerine başladı: “Bunu Yapan İki Kişi”, “Barbaros”, “Ayla Öğretmen”, “Sahibinin Sesi”, “Bir Şehnaz Oyun”. Ayrıca Ziraat Bankası Çocuk Tiyatrosu’nda “Musluk” oyununda eşi ile rol aldılar ve bu oyunla İzmir-Alaçatı Çocuk Tiyatrosu Festivali’ne katıldılar.

DT’de figürasyonlk (figüranlık) yaparken tanıştığı bir okoldaş (okuldaş) kondüvitin yüreklendirmesiyle radyo oyunları yazmaya başladı Aykılıç. İlk radyo oyunu “Kavuşmak” Ankara Radyosundan (Radyosu'ndan) reddedildi. Aynı oyun İstanbul Radyosu’nda kabul edildi ve yayınlandı. Bunu diğer radyo oyunları “Nef’i”, “Çanakkale Geçilmez”, ve altı bölümlük çocuk bahçesi “Korkusuzlar” takip etti.

1992 yılında ilk evliliğinden ilk kızı Selin Ceylan Ankara Üniversitesi Medikososyal Hastahanesi’nde (Ankara Üniversitesi Mediko-Sosyal Hastanesi’nde) dünyaya gelir.

Üniversiteler arası (Üniversitelerarası) Tiyatro Yarışması'da Ziraat Fakültesi'nde sahneye koyduğu Ferhan Şensoy’un “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı” oyunu ile "En İyi Reji", En İyi Prodüksiyon” En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Bayan Oyuncu ödüllerini aldı.

Aynı yıl Türk Hava Kurumu Oyun Yazım Yarışmasında "Şehit Karınca" oyunu ile mansiyon ödülünü jüri üyesi Ergin Orbey’in ve sonraki yıl da "Ve Cevheri, Ve Hazerfan ve Legari" oyunuyla da birincilik ödülünü jüri üyesi Bozkurt Kuruç’un elinden alır.

Sevda Şener, Nurhan Karadağ, Ayşegül Yüksel, Metin And, Selda Öndül, Tahsin Konur, Turgut Özakman, Ülker Köksal’dan ders gören Aykılıç, tezini de vererek 23 yaşında girdiği Dil Tarihi Tiyatro Bölümü’nden dört yıl sonra 2003 yılında yirmi yedi yaşında mezun oldu. Tez danışmanı Sevda Şener’di ve tez konusu "Alternatif Tiyatro ve Ülkemizden bir örnek: Şehir Tiyatrosu -Tiyatro Araştırma Laboratuarı!"dır.

Aykılıç aynı yıl İstanbul Devlet Tiyatrosu’na sahne amiri kadrosuyla işe başlar ve halen bu görevini sürdürmektedir. Başta "Aşağıdakiler" ve "Kapıların Dışında" olmak üzere "Caligula" ve "Kral Lear" oyunlarında resmi sahne amirliği görvinin (görevinin) yanı sıra gönüllü olarak reji asistanlığı ve bazen de oyunculuk yapar. Kral Lear’de "Haberci"yi oynar. "Dans Eden Eşek" çocuk oyununda oyuncu aniden rolü bırakınca çıkar ve oyunu kurtarır. 23 Nisan haftası (Haftası) olduğu için o gün iki defa yapar bunu.

İstanbul’a geldiği yıl aynı zamanda senaristliğe de başladı. ATV’nin ilk günlük dizisi “Son Söz Sevginin”in senarist kadrosunda yer aldı. ATV’de yayımlanan “Şeytanın Göz Yaşları” adlı günlük dizinin yazım ekibinde yer aldı. Kanal D’de yayımlanan “Dokundur” adlı komedi programına skeçler yazdı.

1995 yılında Kültür Bakanlığının (Kültür Bakanlığı'nın) açmış olduğu “Hoşgörü konulu film öyküsü yarışması”nda “Dört Kitabın Manası” adlı eseri ile 2. ödüle layık görüldü. (Not: 1. ödüle layık eser bulunamamıştı.)

Cumhuriyet gazetesi'nde (Cumhuriyet Gazetesi'nde), Tiyatro-Tiyatro Dergisi'de (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nde) , Milliyet Sanat ve Hürriyet Gösteri, Agon dergilerinde tiyatro tanıtım, eleştiri ve röportaj yazıları yayımlanmaya başladı.

1988 yılında Şehir, Devlet ve Özel (özel) tiyatrolardan bir grup arkadaşıyla (Hüsnü Demiralay, Tuğrul Kaynak, Türkan Kılıç, Hicran Yavuz, Kamil Korunan, Selma Bayraktargil, Eftal Gülbudak, Burhan Yılmaz) birlikte Tiyatro Kübele’yi kurdu. Aristophanes’in “Lysistrata” oyununu provaya başlayan ekip, zaman içinde Aykılıç’ın yönetiminde oyunu doğaçlamaların da yardımıyla Lysistrata’yı bir başlangıç noktası alarak yeniden yorumladı. Ortaya çıkan ürün bir saatlik bir gösteri ile Tiyatro Kübele’nin “Kübele” adlı oyunu olarak bir ilköğretim okulunda prömiyer yaptı. Okulda oynanan oyunun iki gösteriminden birini oyuncular arasında paylaşırken ikinci gösterinin parası okulun yaptırılacak deney odası için bağışlandı.

Oyun daha sonra Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yararına derneğin Kocamustafapaşadaki (Kocamustafapaşa'daki) Halk Eğitim Merkezi salonunda gösterilerini sürdürdü. Ayvalığa (Ayvalık'a) maceralı bir turne yaptı. Uluslararası Denizli Amatör Tiyatrolar Festivali’ne katıldı ve o yıl festivalin en ilgi çekici oyunlarından biri oldu.

Denizli’de meydanda oyunu izleyenler arasında Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu (ABT)oyuncuları da vardı. ABT’nin kurucularından ve duayenlerinden Müfit Kayacan Aykılıç'a aynı oyunu Antalya’da koyması için davet etti.

Mükemmel bir yazar-yönetmen-oyuncu işbirliği ile ve doğaçlamalar ve hergün tekti (teksti) yeniden yazarak "Aşk Grevi" oyunu Kübele’nin temelleri üzerine Antalya’da yazıldı. Bu oyun Antalya’da tiyatronun ve tiyatro rekorlarının öncüsü oldu. Üst üste tam altı sezon sahnede kaldı. ABT bu oyun ile antik tiyatrolar turnesine çıkarak ilk defa Patara, Perge, Side, Demre-Myra, Kaş, Nemrut, Bergama, Pamukkale-Hiyerapolis’te sahne aldı. Antalyadaki (Antalya'daki) çevre köylere yapılan ücretsiz turnelerle oyun sadece ilk yıl yüz elli binden fazla izleyiciye oynandı. Yurtdışında Almanyada (Almanya'da) Nurunberg (Nürnberg) ve Oberdamstad’a, Bosna’ya ve Mısır Uluslar arası (Uluslararası) Deneysel Tiyatrolar Festivali’ne turne yaptı.

2000 yılından itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi-Kültür A.Ş’ye bağlı Gösteri Sanatları Merkezi’nde “Rol ve Mimik” ile “Reji Bilgisi” dersleri vermeye başladı.

2001 yılında Almnya’da Frankfurt’ta yapılan BEKUTS 11. Gençlik ve Kültür Festivali’nin Tiyatro Bölümü’ne jüri üyesi olarak katıldı.

Aynı yıl Tiyatro Yazarları Derneği’ne önce üye, sonra yönetim kuruluna seçilerek genel sekreterlik görevine getirildi. Genel Sekreterlik döneminde “Özel ve Ödenekli Tiyatrolarda Repertuvar Politikası” ile “Nazım Hikmet’in 100. Doğum Yılı Kutlamaları”programlarını birincisini AKM Sinema salonunda ve ikincisini de İstanbul Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi’nde gerçekleştirdi. Birinci programı kitaplaştırdı.

2002 yılında Tiyatro Kübele’de kendi yazdığı “Troya Geçilmez” oyununu Muammer Karaca tiyatrosunda (Tiyatrosu'nda) sahneye koydu.

2003 yılında Tiyatro Kübele’de kendi yazdığı “Bir Kılıç Bir Kalem Bir de kalp-Nef’i” oyununu Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde sahneye koydu.

Ankara’dan İstanbul’a döndüğü yıldan itibaren televizyonlarda dizi oyunculuğuna başladı. “Hastahane”de “Dr. Mikser”, ”Kaygısızlar”da “Alicengiz”, “Baba Evi”nde “Hakan”(6 bölüm), Çiçek Taksi’de “Kabadayı Behlül” (6 bölüm),” Sihirli Annem”de “Çapkınlık Perisi” (2 bölüm), ”Aliye”de “Komiser” (3 bölüm), “ rollerini üstlendi. “Ihlamurlar Altında”da, “Yasemince”de, “Ölümüne Sevda”, “Tehlikeli İlişkiler” vb. pek çok dizide misafir oyuncu olarak rol aldı.

2004 yılında okuldaşı ve meslektaşı , ikinci eşi Şengül Koparer ile hayatını birleştirdi.

Tiyatro Yazarları Derneği adına Recep Bilginer, Turan Oflazoğlu ile birlikte Bolu-İzzet Baysal Üniversitesi’nde yapılan Tiyatro Söyleşisi’ne konuşmacı olarak katıldı.

2005 yılında Tiyatro Yazarları Derneği Genel Başkanı Recep Bilginer’in vefatı üzerine yönetim kurulu tarafından Genel Başkanlık görevine getirildi. Halen bu görevini sürdürmektedir.

Aynı yıl Unesco - Uluslar arası (Uluslararası) Tiyatro Enstitüsü (ITI) Türkiye Merkezi Yönetim Kurulu’na seçildi. Halen genel sekreter yardımcılığı görevi sürmektedir.

Aynı yıl Türkiye çapında dörtbin (dört bin) beşyüz (beş yüz) ve İstanbul’da dörtyüz (dört yüz) elli üyesi bulunan Kesk'e (KESK'E) bağlı Kültür ve Sanat Sendikası İstanbul Şube Başkanı görevine seçildi. Halen bu grevi sürdürmektedir.

Aynı yıl on üç yıl aradan sonra ikinci kızı Başak dünyaya geldi.

Aykılıç, Sesam (SESAM) (Sinema Eserleri Sahipleri Birliği), Tobav (TOBAV), Kültür ve Sanat Sendikası ve Yazarlar Sendikası (Türkiye Yazarlar Sendikası) üyesidir.

Tiyatronline (www.tiyatronline.com) adlı internet sitesinin gönüllü editörüdür.

TİYATRO EĞİTİMİ :

Bilsak (BİLSAK) Tiyatro Kursları.
Şehir Tiyatrosu (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları)Tiyatro Araştırma laboratuarı (Tiyatro Araştırma Laboratuarı).
Ankara Üniversitesi-Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunu. (1993).

ESERLERİ :

Savaş Aykılıç-Toplu Oyunları 1.-Mitos Boyut. (Ah şu Büyükler -Ah Şu Büyükler-, Aşk Grevi)
Savaş Aykılıç-Toplu Oyunları 2.-Mitos Boyut (Bir Kılıç Bir Kalem Bir de Kalp-Nef'i, Troya Geçilmez, Kral Karun, Ksantos Trajedisi)

YÖNETTİĞİ OYUNLAR :

Beyaz Cehennem-Kartal Gençler Tiyatrosu.
Mutluluklar Ülkesi (Çocuk Oyunu). Yazan: Ümit Denizer.
Danton'un Ölümü. Yazan: Georg Büchner.
Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı. Yazan: Ferhan Şensoy.
Kübele. Yazan: Savaş Aykılıç.
Aşk Grevi. Yazan: Savaş Aykılıç.
Töre. Yazan: Turgut Özakman
Troya Geçilmez. Yazan: Savaş Aykılıç.
Bir Kılıç Bir Kalem Bir De Kalp (Nef'i). Yazan: Savaş Aykılıç.
Bir Gül Koşusu. Yazan: Üstün İnanç.

HAZIRLADIĞI TİYATRO ETKİNLİKLERİ :

"Özel Sektör ve Tiyatro İlişkisi" Paneli. İstanbul Tobav (TOBAV).
Katılanlar: Tamer Levent, Remzi Sözen, Ülkü Ayvaz, Enka temsilcisi.
"Tiyatroda yazar-yönetmen ve dramaturji" Paneli. -İstanbul Tobav (TOBAV).
Katılanlar: Güngör Dilmen, Ali Taygun, Murat Karasu, Hasan Anamur, Ülkü Ayvaz, Savaş Aykılıç.
"Tiyatro Söyleşisi" İstanbul Kitap Fuarı.
Katılanlar: Cevat Çapan, Zehra İpşiroğlu, Savaş Aykılıç.
"Ödenekli ve Özel Tiyatrolarda Repertuvar Politikası" Paneli. Tiyatro Yazarları Derneği.
Katılanlar: Firuzan Tercan, Şükrü Türen, Hilmi Zafer Şahin, Recep Bilginer, Müşfik Kenter, Gencay Gürün, Hadi Çaman, Orhan Kurtuldu, Hüseyin Sorgun.
"Doğumunun 100. Yılında Nazım (Nâzım) Hikmet Etkinlikleri Kapsamında Nazım (Nâzım) Anıları, Nazım'ın (Nâzım'ın) Oyun Yazarlığı, Nazım'ın (Nâzım'ın) Şiiri, Nazım'ın Kuvayi Milliye Destanı oyunundan bir bölüm (Metin Beyen), Nazım oyunundan bir bölüm (Tamer Levent). Tiyatro Yazarları Derneği.
Katılanlar: Müjdat Gezen, Refik Erduran, Recep Bilginer, Gülsüm Cengiz, Tuncer Cücenoğlu, Savaş Aykılıç, Ataol Behramoğlu. Cem Yalın'ı Anma Gecesi'nde Cem Yalın'ın Oyun Yazarlığı ve Dramaturji. İstanbul Sahnesi."Tiyatro Yazarlığı" Söyleşi. Bolu-İzzet Baysal Üniversitesi.
Konuşmacılar:Turan Oflazoğlu, Recep Bilginer, Savaş Aykılıç.
"Almanya Amötör (Amatör) Tiyatro Ödülleri". Bekuts, Frankfurt. Jüri Üyeleri: Haşmet Zeybek, Ali Aslan, Savaş Aykılıç.

(Kaynak: tiyatrobizbize.com)


***


Ayrıca bakınız: LİNÇÇİ Savaş Aykılıç, 16. yüzyılın ikinci yarısından beri ORATORYO (İtalyanca: Oratorio) olarak yazılan sözcüğü "OROTORYO" olarak yazmayı uygun gördü!

İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda sahne amirliği yapan, yazı yazma özürlü ve LİNÇÇİ Savaş Aykılıç, 2500 yıllık "TRAGEDYA"ya, "TRAGETYA" kostümü giydirdi!!

1 Eylül 2010 Çarşamba

Cem Mansur'dan Fazıl Say'a: Biraz yetişkin ol


TRT Haber'de dün gece Kozmik Oda programının konuğu olan Akbank Oda Orkestrası Şefi Cem Mansur, Rıdvan Memi'nin sorularını yanıtladı. Kendisini "yeteneksiz" olmakla suçlayan piyanist Fazıl Say'a ağır yanıtlar veren Mansur, tartışmaya ilişkin de çarpıcı açıklamalar yaptı.

'YOZLAŞMA ARABESK İLE TANIMLANAMAZ'

Kültürel yozlaşmayı arabeskle tanımlamanın yanlış olduğunu söyleyen Mansur, "Bu ülkede eğitim ve kültür politikaları örtüşmüyor, buradan yozlaşmaya gitmek çok kolay" dedi. Milyonlarca insanın dinlediği müziği aşağılamanın fena halde yanlış olduğuna dikkat çeken Şef Cem Mansur, Rıdvan Memi'nin "Bu tavrın ardından ne var sorusuna" ise "Aşırı sığ kamplaşma var... Bunu yapan insanlar benim gibi düşünmüyorsan, benim gibi giyinmiyorsan ya aptalsın, ya cahilsin, ya vatan hainisin diyor, bu çocukça..." yanıtını verdi.

'ARABESK DİNLEYENLER DAHA SAHİCİ'

Cem Mansur şöyle devam etti : "Özellikle İstanbul'da gelir düzeyi yüksek, Avrupa görmüş, sergi gezen, kitap okuyan bir tür insan varki, dinlediği müzik bu özelliklerin karşılığı değil, arabesk dinleyenler büyük ölçüde daha sahici..Türkiye'de müzik snobizmi var, batı klasik müziğini yapanların snobizmi bu. Ayrıca Bir şeyi empoze etmek yasaklamak kadar yanlış."

FAZIL SAY'A AĞIR YANITLAR, 'BİRAZ YETİŞKİN OLMAK LAZIM'

Piyanist Fazıl Say'ın saldırılarından nasibini "Yeteneksiz" suçlaması ile alan Cem Mansur, bu konuda ise şunları söyledi

"Dışında olduğum bir tartışmada muhalifmişim gibi gösterdi. Sanırım bu konudaki bazı düşüncelerimi biliyor, mesela, arabesk dinleyenlerin de başörtülülerin de insan olduğunu düşünüyorum ben, bu bir problem olabilir. Yurtdışında bazı menajerler bizi biraraya getirmeye çalıştı.. Ama herkes herkes ile çalmak zorunda değil. Fazıl benim takdir ettiğim ama üç-beş yılda bir rastlayıp merhaba dediğim bir kişidir, o kadar... Bu kendisine değer vermediğim anlamına da gelmez. Bu açıklama amaçsız ve çirkindi, gereksizdi, biraz daha yetişkin olmak gerekir..."

'ORHAN GENCEBAY İLE AYRI DÜNYALARIN İNSANLARIYIZ'

Rıdvan Memi'nin, "Senfoni formunda eserleri olan Orhan Gencebay ile ortak bir çalışmaya kategorik olarak hayır mı dersiniz yoksa olası bulur musunuz" sorusuna ise Mansur'un yanıtı ilginçti:

"Ne olacağına bağlı ama Orhan Gencebay'ın benim ona katabileceğim bir şeye ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum, ben Türk müziğinin senfonik orkestraya ihtiyacı olmadığını düşünüyorum, iki ayrı müzik platformunu karıştırmaya gerek yok, ayrı dünyaların insanlarıyız diyeyim, sanatsal olarak çok gerekli ve geçerli bir şey olduğu kanısında değilim...."

01 Eylül 2010, Çarşamba

(Kaynak: Zaman)


***


İçinde Fazıl Say adı geçen sayfalarımıza bakınız! (OYUN)

Sansürcü Fazıl Say/Genco Erkal

Muhallebi yazarı: 3. Abdülhamid

FAZIL SAY İMDAT!

Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 1

Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 2

"UNUTMAMAK İÇİN"

Büktel tekrarlıyor!...

Dostlar, Yapı Kredi'nin verdiğini az buldu!

Frankfurt Kitap Fuarı bir mihenk taşıdır!...

Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapan Genco Erkal'ın patronu olduğuDostlar Tiyatrosu, şimdi de İzmir'den parayı götürecek!

Sol sansürcü Fazıl Say, sağ sansürcü AKP'li Ertuğrul Günay'dan hesap sorarken, sanatçı onuruyla değil, pazar payını yitirme korkusuyla hareket ediyor!

Elini, dilini, belini burjuvazinin emrine veren tiyatro esnafı, gençlerin samimi sorularını savuşturmak için, adeta birer "sanatsavar" gibi davranıyor

Bu iddia doğruysa, Kazmacıbaşı istifa etmeli!

LİNÇÇİ Genco Erkal'ın patronu olduğu LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu, Kültür Bakanlığı çanağı yalamanın koşulunu yerine getirmek için oyun oynamak zorunda!

Genco Erkal, Tansu Çiller, Talât Sait Halman, Özdemir Nutku, Kerem Kurdoğlu, Ömer F. Kurhan, Boğaziçi Üniversitesi'nde SANSÜRCÜLÜK eğitimi mi aldılar?

LİNÇÇİ olmayan Dündar İncesu, LİNÇÇİ TİYATRONLINE'daki yazısında, LİNÇÇİ "DOSTLAR TİYATROSU'na ve de" LİNÇÇİ "GENCO ERKAL'a teşekkür ederim." diyor!

"Nâzımcılar" Nâzım'a sansüre göz yumacak mı?

Fazıl Say'ı, Charles Bukowski tadıyla eleştirmek!

Fazıl Say, komprador kapitalist "Doğuş Otomotiv"adına parmaklarını tuşlarda gezdirerek kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesini sağlıyor!

Doğuş Otomotiv'in tezgâhtarı, sansürcü ukala Fazıl Say'ın twitter hesabı topluma uymadı!

Doğuş Otomotiv tezgâhtarı, sansürcü, beyaz Türk Fazıl Say'ın arabesk yavşaklığından utanıyorum! (Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz)

Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için işbirliği içerisinde olan sözde karşıt güçler, yapay gündem oluşturarak ayakta durabiliyorlar!

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Ağzına bir "faşizm düdüğü" alıp öttüren Fazıl Say, komünist şair Nâzım Hikmet'in şiirine sansür uyguladığını unutturabilmek için yedi takla atıyor!...

Başbakan'ın referandum baskısı 'faşizme' döndü


Fazıl Say, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın referandumda ‘evet’ oyu verilmesi konusundaki yaptığı baskının artık ‘faşizme’ döndüğünü belirterek, “Ettiği her tehdit kriminaldir. Bu bir tehdit referandumuna dönüştü” dedi.

Son günlerde sanat dünyasındaki eleştirileriyle polemiğe neden olan ünlü müzisyen Fazıl Say facebook’ta bu kez Başbakan Erdoğan’ı eleştirdi. Başbakan’ın ‘hayır’ diyenleri darbeci olarak nitelediğine dikkat çeken Say, “2003’de ‘yapılmamış’ darbenin ‘hayali darbecilerini' tutuklattığına göre herhalde, hakikaten yapılmış darbenin destekçisi olarak gördüklerini kimbilir nasıl tutuklatacak?” diye sordu.

Say facebook’taki sayfasında görüşlerini şöyle dile getirdi: "Başbakan, Referandum'a 'HAYIR' diyenlerin, 12 Eylül Anayasasına 'evet' demiş olacağı demogojisinde. 'Hayır diyen darbecidir' demek istiyor. Ooww, 2003'de 'yapılmamış' darbenin 'hayali darbecilerini' tutuklattığına göre herhalde, hakikaten yapılmış darbenin destekçisi olarak gördüklerini kimbilir nasıl tutuklatacak? İşimiz zor. Bu işte faşizm...

"Keşke, referanduma 'en az yüzde 70 katılım oranı' zorunluluğu olsaydı, katılmayarak sözümüzü anlatırdık. Halbuki 1982'de bir referandum yapılmıştı. %92 evet çıkan. Tayyip Erdoğan, hem darbeye karşı hem de AKP'ye karşı olunabileceğini anlamalı. Ve ettiği her tehdit kriminaldir.. Bu bir tehdit referandumuna dönüştü ister istemez…” Sezen Aksu ve babasının referandumda "evet" oyu kullanacağı yönündeki açıklamaları üzerine Say, "Ben sanatçıların 'resmi' olarak 'evet' ya da 'hayır' destekçisi olarak birşeye katkı sağladıklarını sanmıyorum. Evet diyen Sezen içinde geçerli. Hayır diyen Tarık Akan için de... Sınıflar ve kesimler kesin olarak bellidir. Evet'in sayısı bellidir" dedi. (VATAN)

(Kaynak: Milliyet)


***


İçinde Fazıl Say adı geçen sayfalarımıza bakınız! (OYUN)

Sansürcü Fazıl Say/Genco Erkal

Muhallebi yazarı: 3. Abdülhamid

FAZIL SAY İMDAT!

Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 1

Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 2

"UNUTMAMAK İÇİN"

Büktel tekrarlıyor!...

Dostlar, Yapı Kredi'nin verdiğini az buldu!

Frankfurt Kitap Fuarı bir mihenk taşıdır!...

Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapan Genco Erkal'ın patronu olduğu Dostlar Tiyatrosu, şimdi de İzmir'den parayı götürecek!

Sol sansürcü Fazıl Say, sağ sansürcü AKP'li Ertuğrul Günay'dan hesap sorarken, sanatçı onuruyla değil, pazar payını yitirme korkusuyla hareket ediyor!

Elini, dilini, belini burjuvazinin emrine veren tiyatro esnafı, gençlerin samimi sorularını savuşturmak için, adeta birer "sanatsavar" gibi davranıyor

Bu iddia doğruysa, Kazmacıbaşı istifa etmeli!

LİNÇÇİ Genco Erkal'ın patronu olduğu LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu, Kültür Bakanlığı çanağı yalamanın koşulunu yerine getirmek için oyun oynamak zorunda!

Genco Erkal, Tansu Çiller, Talât Sait Halman, Özdemir Nutku, Kerem Kurdoğlu, Ömer F. Kurhan, Boğaziçi Üniversitesi'nde SANSÜRCÜLÜK eğitimi mi aldılar?

LİNÇÇİ olmayan Dündar İncesu, LİNÇÇİ TİYATRONLINE'daki yazısında, LİNÇÇİ "DOSTLAR TİYATROSU'na ve de" LİNÇÇİ "GENCO ERKAL'a teşekkür ederim." diyor!

"Nâzımcılar" Nâzım'a sansüre göz yumacak mı?

Fazıl Say'ı, Charles Bukowski tadıyla eleştirmek!

Fazıl Say, komprador kapitalist "Doğuş Otomotiv"adına parmaklarını tuşlarda gezdirerek kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesini sağlıyor!

Doğuş Otomotiv'in tezgâhtarı, sansürcü ukala Fazıl Say'ın twitter hesabı topluma uymadı!

Doğuş Otomotiv tezgâhtarı, sansürcü, beyaz Türk Fazıl Say'ın arabesk yavşaklığından utanıyorum! (Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz)

Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için işbirliği içerisinde olan sözde karşıt güçler, yapay gündem oluşturarak ayakta durabiliyorlar!

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için işbirliği içerisinde olan sözde karşıt güçler, yapay gündem oluşturarak ayakta durabiliyorlar!

Oyun'un notu: "Yala Ama Yutma" adlı oyunu oynamak isteyen ekibin ve bu oyunun oynanması için mekânını açan kumbaracı50'nin yöneticisi LİNÇÇİ Nilgün Kurt (Telefon: 0532 / 255 55 80) ve onun LİNÇÇİ Altıdan Sonra Tiyatro'lu arkadaşlarının korkaklığından yararlanarak, adı geçen oyunun oynanmasını engelleyenlere "yardım ve yataklık eden" habervaktim.com sitesinden olduğu gibi alıp yayınladığımız aşağıdaki yazıda bulunan Fazıl Say adını, kırmızı renkle biz belirginleştirdik. Ayrıca, Fazıl Say'ın âdeta derisi gibi vücuduna yapışmış olan SANSÜRCÜ sıfatını link vererek biz ekledik!


***


Biz, daha önceleri defalarca dile getirdiğimiz gibi, ne Ergenekon'dan yanayız, ne AKP'den yanayız... Biz, her şeyden önce, gerçeklerden yanayız!...

Erol Manisalı'nın kaleme aldığı ve habervaktim.com sitesine aktarılmış ve bizim de oradan alıp aşağıda sunduğumuz yazıda SANSÜRCÜ Fazıl Say tam bir "halk kahramanı" gibi gösterilmek isteniyor.

Oysa...

Fazıl Say, su katılmamış bir SANSÜRCÜ'dür!

Fazıl Say, Nâzım Hikmet'in şiirine SANSÜR koymuş bir SANSÜRCÜ'dür!!

Fazıl Say, halkın mutluluğu için değil, Doğuş Otomotiv'in daha çok otomobil pazarlaması için parmaklarını piyona tuşlarında gezdiren bir SANSÜRCÜ'dür!!!

Erol Manisalı, hiç kusura bakmasın ama, öncelikle Fazıl Say biraderimizin SANSÜRCÜ olduğunu bilmeyerek, dersine hiç çalışmayan tembel öğrenci gibi davranıyor.

Yok...

Erol Manisalı, Fazıl Say'ın SANSÜRCÜ olduğunu biliyor da, bu bilgisini SANSÜR ederek, yani OTOSANSÜR uygulayarak, bu SANSÜR gerçeğini yok sayıyorsa, kendisine olan küçücük güvenimizi de sorgulamaya başlarız!

Pek muhterem Erol Manisalı ağabeyciğim, sana sesleniyorum:

Fazıl Say SANSÜRCÜ mü, SANSÜRCÜ değil mi?

Pek muhterem Erol Manisalı ağabeyciğim, bundan böyle "İçinden Fazıl Say geçen" bir yazı yazacağın zaman, Fazıl Say kardeşimizin Nâzım Hikmet'e SANSÜR uyguladığını ve bu nedenle kendisinin tescilli bir SANSÜRCÜ olduğunu belirtmek zorundasın. Bundan sonra, Fazıl Say'ın SANSÜRCÜ olduğunu belirtmeden bir yazı kaleme alırsan, seni de SANSÜRCÜ olarak tescil edeceğim!... (HB)


***


ETÖ'cüleri mest eden 4 sanatçı!


Ergenekon sanığı Erol Manisalı, statükocuların hoşuna giden çıkışlarıyla dikkat çeken ve referandumda 'hayır' oyu kullanacaklarını açıklayan Müjdat Gezen, Tarık Akan, Levent Kırca ve SANSÜRCÜ Fazıl Say'ı öve öve bitiremedi...

Erol Manisalı'nın Cumhuriyet'teki yazısı şöyle:

Sanatçının Duruşu...

Müjdat Gezen, Tarık Akan, Levent Kırca ve SANSÜRCÜ Fazıl Say; birçok sanat insanımız gibi onlar da “belirli bir duruşu” olan sanatkarlar.

Sanatlarını icra etmenin yanında bir felsefeyi, bir yaşam tarzını savunageldiler. Sanatları aracılığı ile toplumla temas kurarken insanlığı, demokrasiyi, özgürlükleri de beraberinde gözler önüne serdiler.

İnsanlarla iletişimin salt bir güldürmece, ağlatmaca ya da sanatı kanıtlama olmadığını ortaya koydular.

Kabare müzikali Hitler faşizminin günlük yaşama yansımalarını çarpıcı bir biçimde sergiler. Lüküs Hayat, Türkiye'nin belirli bir dönemindeki sosyal dönüşümünü bütün çarpıklığı ile ortaya koyar. Gençlik yıllarımızın Hair müzikali ise Let the Sun Shine In ile yeni dönemde aydınlığın önünü açmaya çalışır, küresel ufkun ve yeni gelen gençliğin felsefesini zorlar.

Bunlar toplumsal sürecin iz bırakan yapıtlarıdır. Sanat insanlarının da toplumsal süreçteki yerlerini alabilmeleri için “duruşlarını sergileyerek halkla paylaşmaları gerekir.” Ya da şöyle demek daha doğru olur; kimi sanat insanları toplumsal süreçteki yerlerini alırlar, kimileri de rüzgara kapılıp yaprak gibi savrulurlar ve ileride onları anımsayan bile olmaz.

Müjdat Gezen, Tarık Akan, Levent Kırca ve SANSÜRCÜ Fazıl Say ilk aklıma gelenler, onlar gibi onlarcası var kuşkusuz. Sanat insanları toplumda belirli bir hümanist, demokratik ve özgürlükçü duruşu sergileyerek toplumu uygarlık yolunda besleyip sürükler, öncü olurlar. Picasso, “Guarnica” ile bu bağlamda bütünleştirilerek değerlendirilir. Sanatçılar belirli bir duruş sergilerken hiçbir çıkar kaygıları yoktur. Hatta aksine, bunun için yüklü bir bedel de öderler.

Toplumların tarihsel süreci içinde yalnız fikir ve bilim insanları değil sanatçılar da çok önemli roller oynadılar ve oynamaktalar.

Hitler Paris'i işgal ettiğinde kentteki sanatçılardan kimileri işgalcilerin yanında yer aldı. Daha uzağa gitmeyelim, çok öncesinde, İstanbul'un işgalinde işgalci askerlerle bütünleşen yazarlarımız, çizerlerimiz, sanatçılarımız olmadı mı? İşgalci askerlerle futbol turnuvası düzenleyenler bile vardı.

En trajik olanı Hitler rejiminde, Almanya'da yaşandı. Hitler'e uyum sağlayan sanatçılar oldu: faşizme karşı çıktıkları için cezalandırılan ya da yurtdışına kaçan sanat ve bilim insanları ise çoğunluktaydılar.

Kaçanlardan biri de 1976-1987 döneminde üç defa kendisiyle beraber olma fırsatını bulduğum Prof. Fritz Neumark'tı. Bilindiği gibi kendisi 1933 yılında Türkiye'ye iltica etmiş ve 1979 yılında da Boğaziçi'ne Sığınanlar kitabını yazmıştı. İktisat fakültesi tarafından 2006'da yayımlanan son baskısının önsözünü yazma bahtiyarlığına ulaşmıştım.

Türkiye'deki sanat insanlarının bir bölümü, “gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım” anlayışı içinde kalmışlardır. Bu tutum “bir duruşu, bir anlayışı kuşkusuz içermez”, dışı yaldızlı içi boş bir sandık gibidir.

Azgelişmiş ve demokrasinin yeterince çalışmadığı toplumlarda bu durum yaygın bir biçimde görülür. Her şeyde olduğu gibi bu alanda da ahlaki ve felsefi bir ayrışma ve farklılaşma ortaya çıkar.

Neden yazıma Müjdat Gezen, Tarık Akan, Levent Kırca ve SANSÜRCÜ Fazıl Say dürtüsüyle başladım? Onlar toplumda hem çok iyi tanınan hem de duruşlarını ve dünyaya bakışlarını açık bir biçimde ortaya koyan sanat insanlarımızın başında geliyorlar.

Böyle bir övgüyü fazlasıyla hak etmiyorlar mı?

(Kaynak: habervaktim.com)


***


İçinde Fazıl Say adı geçen sayfalarımıza bakınız! (OYUN)

Sansürcü Fazıl Say/Genco Erkal

Muhallebi yazarı: 3. Abdülhamid

FAZIL SAY İMDAT!

Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 1

Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 2

"UNUTMAMAK İÇİN"

Büktel tekrarlıyor!...

Dostlar, Yapı Kredi'nin verdiğini az buldu!

Frankfurt Kitap Fuarı bir mihenk taşıdır!...

Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapan Genco Erkal'ın patronu olduğu Dostlar Tiyatrosu, şimdi de İzmir'den parayı götürecek!

Sol sansürcü Fazıl Say, sağ sansürcü AKP'li Ertuğrul Günay'dan hesap sorarken, sanatçı onuruyla değil, pazar payını yitirme korkusuyla hareket ediyor!

Elini, dilini, belini burjuvazinin emrine veren tiyatro esnafı, gençlerin samimi sorularını savuşturmak için, adeta birer "sanatsavar" gibi davranıyor

Bu iddia doğruysa, Kazmacıbaşı istifa etmeli!

LİNÇÇİ Genco Erkal'ın patronu olduğu LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu, Kültür Bakanlığı çanağı yalamanın koşulunu yerine getirmek için oyun oynamak zorunda!

Genco Erkal, Tansu Çiller, Talât Sait Halman, Özdemir Nutku, Kerem Kurdoğlu, Ömer F. Kurhan, Boğaziçi Üniversitesi'nde SANSÜRCÜLÜK eğitimi mi aldılar?

LİNÇÇİ olmayan Dündar İncesu, LİNÇÇİ TİYATRONLINE'daki yazısında, LİNÇÇİ "DOSTLAR TİYATROSU'na ve de" LİNÇÇİ "GENCO ERKAL'a teşekkür ederim." diyor!

"Nâzımcılar" Nâzım'a sansüre göz yumacak mı?

Fazıl Say'ı, Charles Bukowski tadıyla eleştirmek!

Fazıl Say, komprador kapitalist "Doğuş Otomotiv"adına parmaklarını tuşlarda gezdirerek kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesini sağlıyor!

Doğuş Otomotiv'in tezgâhtarı, sansürcü ukala Fazıl Say'ın twitter hesabı topluma uymadı!

Doğuş Otomotiv tezgâhtarı, sansürcü, beyaz Türk Fazıl Say'ın arabesk yavşaklığından utanıyorum! (Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz)