"ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
"ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

3 Şubat 2015 Salı

Tiyatroya "ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" bakarsanız LİNÇÇİ olmanız kolay!

"ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" kitabını satın aldığım günden bu yana en az on kez tamamıyla ve ara sıra birkaç bölüm hâlinde okuyan biri olarak, "Tiyatro Eleştirmenleri Birliği"nin Üstün Akmen'den ibaret olduğunu ve onun, HAKARET ve İFTİRA sözcükleriyle birlikte anılan biri olarak vitrinde durduğunu bilmemin yanı sıra, her ne kadar "eleştirmenlik" kavramını hazmetmiş olmasam bile, bu kavramı fazlasıyla hak ettiği gibi, eleştirmenliğin aşınmasına değil, aşılmasına yaptığı hoş katkı nedeniyle, çıkarsız tiyatro yazarı Melih Anık'a açık teşekkür etmeyi borç biliyorum!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

21 Eylül 2013 Cumartesi

LİNÇÇİ tiyatrodergisi.com.tr, LİNÇÇİ TEB'in Elmas'ını "Elmaz" sanıyor...

Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin daha önce yayınlanan ilk iki seçkisinin devamı niteliğindeki bu seçkisi; 1990 yılı sonrasında çeşitli kültür sanat yayınlarında yer almış eleştiri metinlerini kapsıyor. Tiyatro gibi yaşarken var olan, sonrası ancak belleklerde hoş bir anı ya da bir fotoğraf karesi olarak kalabilen bir sanat dalının, seyirciler gibi bir diğer tanığı da eleştirmenler. Üstelik eleştirmenler tanıklıklarını yazıya döküp bir yerde yayınladıklarında tanıklıklarını kalıcılaştırıyorlar ve tiyatro sanatını ileriki yıllara taşıyan bir unsur olarak üretimin içinde yer alıyorlar. 

Eleştirmenler Birliği adına Filiz Elmaz ile Gülşen Karakadıoğlu’nun derlediği bu seçki de aynı amaca hizmet edecek. Seçki aracılığıyla Türkiye’nin değerli kalemlerinden, hocalarından, eleştirmenlerinden; tiyatrolarımızın, oyunlarımızın olduğu kadar tiyatro sanatımızın 14 yıllık sürecini de izlemek ve değerlendirmek şansına sahip olunabilecek. 

Eleştirmen gözüyle; Üstün Akmen, Hasan Anamur, Hayati Asılyazıcı, Esen Çamurdan, Filiz Elmas, Türel Ezici, Dikmen Gürün, Zehra İpşiroğlu, Gülşen Karakadıoğlu, Nursen Karas, Emre Koyuncuoğlu, Zeynep Oral, Tahir Özçelik, Fakiye Özsoysal, Sevgi Sanlı, Atilla Sav, Seçkin Selvi, Sevda Şener, Sibel Arslan Yeşilay, Ayşegül Yüksel gibi her biri ayrı bir değer olan eleştirmenlerin üçer eleştirisinden oluşuyor.   


Haber Giriş Tarihi: 19 Aralik 2008


(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro... Dergisi)

Baştan aşağı defolu "ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" kitabı(!) da dökülüyor!

"TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" yazıp, İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi'ne sunarak, benim mahkûm olmam için LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin bütün olanaklarını kullanan LİNÇÇİ Üstün Akmen, elini attığı her yerden tiyatro mezarlığı çıkarıyor... Bir diliyle iki sözünü doğrultamayan LİNÇÇİ Üstün Akmen, başkanlığı döneminde, LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin burnunu sürekli bir biçimde boka sokuyor... Yalnızca bu nedenle bile istifa etmesi gereken LİNÇÇİ Üstün Akmen, bana karşı da "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" yazınca, doğal olarak bütün şimşekleri üzerine çekti! "ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" kitabı(!) ile de ilgi çeken LİNÇÇİ Üstün Akmen, Evrensel Gazetesi'nde yazdığı yazılarda bile mütemadiyen fikir hırsızlığı yapıyor!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

18 Eylül 2013 Çarşamba

Radikal Gazetesi TEB'in defolu kitabını(!) okumadan okurunu kandırıyor!

Tâ baştan aşağı, en sağdan sola, tepeden tırnağa acemilik, beceriksizlik, cahillik, çaresizlik ve de densizlik içeren "ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" kitabının(?!) kapağını bile açmadan, belki de hiç görmeden övgü yazısı yazan Radikal muhabiri kendisini kandırdığı gibi okurları da kandırmış.

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği adına Gülşen Karakadıoğlu ve Filiz Elmas'ın derleyerek okura sunduğu Eleştirmen Gözüyle, 1923-1960 ve 1960-1990 dönemlerine ilişkin olarak çıkarılan ilk iki seçkinin devamı niteliğinde. Eserde, 1990 sonrası Türk tiyatrosu eleştirmenlerin kalemiyle sunuluyor.

Eleştirmen Gözüyle; Üstün Akmen, Hasan Anamur, Hayati Asılyazıcı, Esen Çamurdan, Filiz Elmas, Türel Ezici, Dikmen Gürün, Zehra İpşiroğlu, Gülşen Karakadıoğlu, Nursen Karas, Emre Koyuncuoğlu, Zeynep Oral, Tahir Özçelik, Fakiye Özsoysal, Sevgi Sanlı, Atilla Sav, Seçkin Selvi, Sevda Şener, Sibel Arslan Yeşilay ve Ayşegül Yüksel gibi değerli eleştirmenlerin seçkin yazılarından oluşuyor.

Gülşen Karakadıoğlu ve Filiz Elmas’ın titiz bir çalışma sonucu derlediği söz konusu döneme ilişkin seçkiyle tiyatroya farklı bir açıdan bakmak ve tiyatronun değişik yönlerini keşfetmek mümkün.

(Kaynak: Radikal)

***

Not: LİNÇÇİleri "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!

***

Ayrıca bakınız:


"Eleştirmen Gözüyle" pisliğini basmayan Kültür Bakanlığı'na teşekkürler

LİNÇÇİ Hasan Anamur hileli kitabında başkasının başarısızlığını gördü

"İftira mütalâası yazan TEB"ci Gülşen Karakadıoğlu'ndan çok net itiraf!


İftira mütalâası yazan TEB'e kitap(?!) basan Kültür Bakanlığı suç işliyor


Bulunmaz'a karşı iftira mütalâası yazan TEB'in eski başkanı tartılacak!


İftira mütalâası yazan Üstün Akmen'i onurlandıran Yaşar Ersoy üfürdü!

Bulunmaz'a karşı iftira mütalâası yazan TEB'in eski başkanı tartılacak!

Bana karşı "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" yazabilen Tiyatro Eleştirmenleri Birliği adına "ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" kitabını(?!) hazırlayıp, "SUNU" yazısını yazmakla birlikte, bu kitabı(?!) okunamaz tasarımla okura kakalayan Gülşen Karakadıoğlu'nun eleştirmenliğinin kaç kilo geldiğini tartacak zaman bulur bulmaz kendisini de tartacağım! 

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

17 Eylül 2013 Salı

"İftira mütalâası yazan TEB"ci Gülşen Karakadıoğlu'ndan çok net itiraf!

"ELEŞTİRMEN NE YAZARSA YAZSIN SEYİRCİ BİLDİĞİNİ OKUYOR."

(Kaynak: Gülşen Karakadıoğlu, ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE, Arkadaş Yayınevi, sf. ix)

***

Türkiye tiyatrosu, baştan aşağı, sağdan sola, tepeden tırnağa çürümüş durumda. İşbu çürümüşlükte, tiyatro eleştirmenlerinin bağışlanamaz düzeyde payları var. Türkiye tiyatrosunun hızla, hem de şimşek hızıyla çürümesini sağlayan en önemli etmenlerden biri Tiyatro Eleştirmenleri Birliği... TEB, Kültür Bakanlığı'nı kafaya alarak, bu bakanlık üzerinden, benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyi sürdürüyor!... 

Kültür Bakanlığı, bana, halkıma ve tüyü bitmemiş yetime sorma gereği duymadan, "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" yazabilen Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'ne, hiç de hak etmedikleri kıyaklar yaptı. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz kitabın(?!) birinci ve ikinci ciltlerini yayınlayan Kültür Bakanlığı, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'ne yaptığı ballı kıyakla, bana, halkıma ve tüyü bitmemiş yetime karşı toplumsal ve kültürel suç işledi. Bu suç nedeniyle Kültür Bakanlığı'nı eleştirmeyi sürdüreceğiz!... 

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsoru Tiyatro Eleştirmenleri Birliği tarafından hazırlanıp, Arkadaş Yayınevi'ne kakalanan "ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" kitabının(?!) daha ilk sayfasında, LİNÇÇİ derneğin eski başkanı Gülşen Karakadıoğlu net bir itirafta bulunuyor. Bu itirafın üstü kazındığında, şu anlaşılıyor: Eleştirmenler, halkın, seyircinin yararına herhangi bir estetik gelişim gösteremediği için, halkım, tüyü bitmemiş yetim, ben ve tiyatro izleyicisi, LİNÇÇİ TEB'i ipimize bile takmıyoruz!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

16 Eylül 2013 Pazartesi

LİNÇÇİ Hasan Anamur hileli kitabında başkasının başarısızlığını gördü

Türkiye tiyatrosunu devrimcileştirmek adına ömrünü estetik kavgaya yatırabilen Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın mahkûm olabilmesini sağlamak için "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" yazmaya asla utanmayan LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) kurumuna(?!) 2004-2006 Dönem Başkanlığı yapan Prof. Dr. Hasan Anamur diyor ki:

"Okuru, bu gibi BAŞARISIZ KAYNAK çevirileri yayınevlerine geri göndermeye ve ödedikleri ücreti istemeye çağırıyorum." ("Eleştirmen Gözüyle", sayfa 42)

***

Oysa, Prof. Dr. Hasan Anamur'un yöneticilik yaptığı LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), Arkadaş Yayınevi'ni inandırarak bastırdığı 
"ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE", kitabını(?!) yalnızca "BAŞARISIZ KAYNAK" yayın olarak bırakmayıp, üstüne üstlük, bir de 16 sayfalık bir mükerrer şişkinlik oluşturarak, okuyucunun gözünü de kandırıyor!

Kültür Bakanı ve Bakanlık İlgilileri'nin (yerden göğe kadar haklı olarak) basmadığı kirli pespaye "ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" kitabı(?!), her nedense Gülşen Karakadıoğlu'nun yaşamöyküsünü, Karakadıoğlu'nun "YÖNETMENİN ÖNEMİNİ GÖSTEREN İKİ YORUM", "İYİ Kİ VARSINIZ MACİDE TANIR", Zehra İpşiroğlu'nun "HARİTADAN NAKLEN YAYIN" yazılarını, "BAŞARISIZ KAYNAK" biçiminde bırakılmayıp, hileli bir biçimde okuyucuyu iyice aldatma düşüncesiyle oluşturulmuş. "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" yazacak kadar gözü dönmüş bu hileli ürünü piyasaya sürebilen Tiyatro Eleştirmenleri Birliği ile Arkadaş Yayınevi'nin peşini asla ve kesinlikle bırakmayacağız!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Not: Bâzı sözcükleri, "maymungötürengi" ile biz belirginleştirdik!

***

Ayrıca bakınız:


TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI yazan Akmen, Bulunmaz'ı es geçiyor!

Bulunmaz, entelektüel faşizmle iftira mütalâasına karşı müthiş hazırlıklı!


Bulunmaz'ın mahkûmiyeti için iftira mütalâası yazan TEB kitap basmış!


"Eleştirmen Gözüyle" pisliğini basmayan Kültür Bakanlığı'na teşekkürler

"Eleştirmen Gözüyle" pisliğini basmayan Kültür Bakanlığı'na teşekkürler



Türkiye tiyatrosunu devrimcileştirmek adına ömrünü estetik kavgaya yatırabilen Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın mahkûm olabilmesini sağlamak için "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" yazmaya asla utanmayan LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) kurumuna(?!) 2002-2004 Dönem Başkanlığı yapan Gülşen Karakadıoğlu diyor ki:

"Seçki III için yazıların derlenmesi, fotoğraflarıyla bir araya gelmesi hayli zaman aldı. Basılabilir hale geldiğinde çözümü daha zor bir süreç başladı. Çünkü öncelikle ilk iki cildi bastığı için başvurduğumuz KÜLTÜR BAKANI ve BAKANLIK İLGİLİLERİ, artık PRESTİJ KİTAPLARI dışında yayın yapmadıklarını, bu nedenle bu (PRESTİJSİZ) kitabı basamayacaklarını belirttiler." ("Eleştirmen Gözüyle", sayfa x)

***

Not: Bâzı sözcükleri büyük hâle biz getirip, "maymungötürengi" ile biz belirginleştirdik. Ayrıca, (PRESTİJSİZ) sözcüğünü de biz ekledik!

***

Ayrıca bakınız:


TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI yazan Akmen, Bulunmaz'ı es geçiyor!

Bulunmaz, entelektüel faşizmle iftira mütalâasına karşı müthiş hazırlıklı!


Bulunmaz'ın mahkûmiyeti için iftira mütalâası yazan TEB kitap basmış!

Bulunmaz'ın mahkûmiyeti için iftira mütalâası yazan TEB kitap basmış!

Daha önceleri defalarca okuyarak, üzerinde uzun uzun düşündüğüm "ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE / Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi" kitabını, Tayland ve Çin gezisine giderken de yanımda götürdüm. Yanıma aldığım diğer kitabın adı da "GUSTAVE FLAUBERT / HAYATI VE ESERİ" idi. Uçağa biner binmez, tabiî ki, elime aldığım ilk kitap ikincisi oldu. Şimdiye dek dört kez okuduğum "Flaubert"i anlatan bu nadide kitabı, beşinci kez okumaya hazırlanıyorken şu son günlerde aklımdan bir türlü çıkmayan "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" damarlarımdaki kıpızıl kanı bile meşgûl etmeye başladığı için, LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nce hazırlanan kitaba(?!) yöneldim. René Dumesnil'in kılı kırka yararak, büyük bir kuyumcu titizliğiyle hazırlayıp sunduğu şaşırtıcı derecedeki ciddî kitabın yanına, neredeyse iğrenç bir pislik gibi sığınan "ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE" kitabı(?!), ne yazık ki, hem İstanbul-Bangkok yolculuğumu ve hem Tayland'daki püfür püfür esen güzel günlerimi şimşek hızıyla kirletmeye yetti de arttı bile!... Tabiî ki, hem göz sağlığımı ve hem de ruh sağlığımı tehdit eden bu kitabı, son derecede hak ettiği bir dille inceleyip irdeleyeceğim. Şunu belirtmeliyim ki, bu kitabı(?!) basarak satan Arkadaş Yayınevi, yayıncılığın "y"sinden anlamadığı için, LİNÇÇİ TEB'in dolduruşuna gelerek, Türkiye tiyatro sanatını kirletmiş. Hesabını Arkadaş Yayınevi'nden fitil fitil soracağım...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

8 Eylül 2013 Pazar

TEB'in defolu seçkisi Eleştirmen Gözüyle ama Övmen/Sövmen Gözüyle

YAKINDA! ÇOK YAKINDA!! PEK YAKINDA!!!

Kitapta basım yılı 2008 yazmasına karşın idefix neden 2009 yazıyor?...

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği adına Gülşen Karakadıoğlu ve Filiz Elmas'ın derleyerek okura sunduğu Eleştirmen Gözüyle, 1923-1960 ve 1960-1990 dönemlerine ilişkin olarak çıkarılan ilk iki seçkinin devamı niteliğinde. Eserde, 1990 sonrası Türk tiyatrosu eleştirmenlerin kalemiyle sunuluyor.

Eleştirmen Gözüyle; Üstün Akmen, Hasan Anamur, Hayati Asılyazıcı, Esen Çamurdan, Filiz Elmas, Türel Ezici, Dikmen Gürün, Zehra İpşiroğlu, Gülşen Karakadıoğlu, Nursen Karas, Emre Koyuncuoğlu, Zeynep Oral, Tahir Özçelik, Fakiye Özsoysal, Sevgi Sanlı, Atilla Sav, Seçkin Selvi, Sevda Şener, Sibel Arslan Yeşilay ve Ayşegül Yüksel gibi değerli eleştirmenlerin seçkin yazılarından oluşuyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Türkçe
320 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
Ankara, 2009, 1. Basım
ISBN : 9789755095448

(Kaynak: idefix)

***

YOKSA, "TEB"İN SEÇKİSİ KİMSENİN İPİNDE DEĞİL Mİ?...

YAKINDA! ÇOK YAKINDA! PEK YAKINDA!!!

Kitapta 299 yazmasına karşın, idefix neden 320 sayfa diye sunabiliyor?

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği adına Gülşen Karakadıoğlu ve Filiz Elmas'ın derleyerek okura sunduğu Eleştirmen Gözüyle, 1923-1960 ve 1960-1990 dönemlerine ilişkin olarak çıkarılan ilk iki seçkinin devamı niteliğinde. Eserde, 1990 sonrası Türk tiyatrosu eleştirmenlerin kalemiyle sunuluyor.

Eleştirmen Gözüyle; Üstün Akmen, Hasan Anamur, Hayati Asılyazıcı, Esen Çamurdan, Filiz Elmas, Türel Ezici, Dikmen Gürün, Zehra İpşiroğlu, Gülşen Karakadıoğlu, Nursen Karas, Emre Koyuncuoğlu, Zeynep Oral, Tahir Özçelik, Fakiye Özsoysal, Sevgi Sanlı, Atilla Sav, Seçkin Selvi, Sevda Şener, Sibel Arslan Yeşilay ve Ayşegül Yüksel gibi değerli eleştirmenlerin seçkin yazılarından oluşuyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Türkçe
320 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
Ankara, 2009, 1. Basım
ISBN : 9789755095448

(Kaynak: idefix)

***

YOKSA, "TEB"İN SEÇKİSİ KİMSENİN İPİNDE DEĞİL Mİ?...

YAKINDA! ÇOK YAKINDA! PEK YAKINDA!!!

"Eleştirmen Gözüyle"yi bir kez de Tayland'da okuyan Bulunmaz çıldırdı!

Böylesine iğrenç bir kitabı, ancak LİNÇÇİ bir dernek hazırlayabilirdi. Böylesine özensiz bir seçkiyi, sadece ve yalnızca "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" yazacak kadar uçuruma yuvarlanan başkanın derneği satabilirdi. Böylesine gereksiz bir kirliliği, yayıncılığın "y"sinden anlamayan Arkadaş Yayınevi basabilirdi!...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


YAKINDA! ÇOK YAKINDA!! PEK YAKINDA!!!

2 Kasım 2012 Cuma

Emekçilerin hakkını savunduğunu iddia eden Evrensel Gazetesi, LİNÇÇİ Tiyatro Dünyası sitesi ve LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, LİNÇÇİ Üstün Akmen'i tiyatro eleştirmeni sanıyor hâlâ!

Nora'nın Öyküsü İzmir Devlet Tiyatrosu'nda: Bir Bebek Evi

Üstün Akmen
30 Ekim 2012

Norveçli yazar Henrik Ibsen (1828-1906)'in 1879 yılında yazdığı (bana göre) aristokrasi tragedyası niteliğindeki tiyatro eseri "Nora-Bir Bebek Evi", bu sezon İzmir Devlet Tiyatrosu yapımı olarak Cem Emüler'in rejisinden izlenmekte. Erkek egemen burjuva dünyasında özgürlüğünün peşinden giden, çevresindeki yıkımın içinden bir anlamda zaferle çıkan Nora'yı Özlem Başkaya'nın özümlemesini pek sevdim. Cem Emüler'in özgün metindeki "bağlardan kurtuluş" temasını hem kadın hem de erkek gözüyle okunmasına olanak sağlayan rejisini de beğendim, ama eline olanak geçmişken Nora üzerinden grotesk öğelerden de yararlanarak Nora’nın erkek egemen toplumun boyunduruğuna karşı duruşundan nasıl oldu da bir manifesto çıkarmadı, doğrusu merak ettim. Gene de, kadın-erkek karşıtlığı içinde toplumsal mekanizmayı gözlerimizin önüne sermesini ilgiyle izledim.

elbise kutusu öyle mi olur ayol
Dolayısıyla Cem Emüler’in rejisine kötü diyemem, ama Nora eve yılbaşı çamını taşıyan bir kadınla geldiğinde, o soğuk havada cümle kapısını neden açık bırakıyor; Kristina’nın geldiği tabloda, Nora neden Helene’i çağırmıyor da Kristina’nın valizini ve paltosunu götürüp kendisi salon kapısının dışına bırakıyor, anlayamadım. Posta kutusu da daha dolu olmalı öyle değil mi ama? Elbise kutusunun pasta kutusu kadar küçük tutulmasının sorumlusu kim, işin orasını da bilemedim. Bütün bunların dışında, olayların mantığa uygunluğunu, M. Kemal Gürgün’ün ışığının etkilerini, oyuncuların doğallığını, grup simetrisini Emüler hiç mi hiç savsaklamamış. M. Kemal Gürgün’ün, birinci perdede kullandığı dış ışığın bu denli çiğ olmasını ise daha oyun başlar başlamaz eleştirdim.

yılmaz öğüt’ün çevirisi
Tiyatro oyun metninin, diyaloglara dayanan bir yazın türü olduğu dikkate alınır ve de çeviri, dilin günlük konuşma diline, yani yaşanan dile uygunluğuyla değerlendirilirse T. Yılmaz Öğüt’ün (Ibsen-Toplu Oyunları 2/Mitos Boyut Yayınları, 2011) çevirisini alkışlamamız gerekiyor. Savaş Çevirel’in dekor tasarımı ise seyirciyi diri tutuyor, sürekli uyarıyor, oyuncunun oyunu ile doğrudan bağ kurmasına yarıyor, ama cümle kapısı açılınca neden dar aralıkta duvarı görüyoruz, Çevirel neden başka bir çare bulamamış, işte işin burası anlaşılamıyor. Bir de, gayet titiz çalışmış belli de, şöminenin bacasını bile düşünmüş, tamam da, sağdaki kapağını açık bırakarak şöminenin içinde yanmayan (ve hiç yanmayacak) odunları neden izleyiciye gösteriyor, bu küçük dikkatsizliğin de içinden çıkılamıyor. Diğer taraftan, M. Kemal Gürgün, şöminenin içindeki ışığın inandırıcılığıyla eleştirmen puanı topluyor.

cüneyt şekercioğlu’nun tarantella koreografisi
Funda Çebi Bozdoğan, oyun için gayet zevkli giysiler tasarlamış, Nora’nın üç kostümü, hele hele Tarantella giysisi pek güzel. Torvald’ın ve Doktor Rank’ın gömlekleri ne derece dönemsel emin değilim, ama Funda Çebi mutlaka araştırmıştır deyip susmayı yeğliyorum. Müziklerin seçkisini kim yaptıysa, uygun olduğunu söylüyorum. Cüneyt Şekercioğlu’nun Tarantella Dansı’ndaki koreografisiniyse, Nora’nın dönüşümünün bedensel “eğretilemesini” simgelemesi açısından fevkalade başarılı bulduğumu itiraf ediyorum. Şekercioğlu’nun Tarantella koreografisi, bilinçdışını akıldışı büyüsellikle buluşturan mistik bir simge. Şekercioğlu’nu yürekten kutluyorum.

ve de oyuncular
Oyunculardan Damla Ardal, Helene olarak görevini “bihakkın” yapıyor. Emektar Dadı’da Birsel Aygün hayli zayıf kalmakta. Mehmet Avdan, kemik veremli bir hastayı hiç gözlemlememiş, yani bana sorarsa (ki neden sorsun) role yeterince hazırlanmamış. Doktor Rank’ın omurgası, kalçası, dizleri, ayakları, kaburgaları, dirsekleri, elleri (maşallah) hastalıktan hiç etkilenmemiş. Melike Aslı Sinke, Kristina Linde’ye can verirken rolü ikinci perdede iyiden iyiye ezbere dayıyor. Doğrusu kendisini “Kadın ile Memur”da da izlemek isterdim. Yeteneği belli bir oyuncu Melike Aslı Sinke, umarım ilerideki oyunlarda bu tutumunu düzeltecektir. Krogstad’da Gürol Tonbul karakterin içsel, ruhsal imgelerini hakkıyla veriyor. Yusuf Köksal, Torvald Helmer’in tutkularını değil, onun bileşimini oluşturan duygularını öne çıkarıyor, çok da iyi ediyor, ama kusuru Torvald’ın duygularına doğrudan, hiçbir hazırlık ya da destek olmadan ulaşmaya çalışmasında. Özdeşleşeceği karakterin dokusunun nahif maddesini kavraması ya da o dokuyu çabuk yakalamanın zorluğunun bilincinde olmasını diliyorum.

nora’da Özlem Başkaya’ya gelinceeee.
Nora rolünde izlediğim Özlem Başkaya’nın, yönetmene kendisini fiziksel olarak en yüksek derecede teslim etmiş olduğu anlaşılmakta. Özlem Başkaya, Nora’nın duygularını “psikolojik coşkularla” değil, somut ve olabildiğince net fiziksel aksiyonlarla aktarıyor. Nora’nın fiziksel yaşamına ilişkin somut bir çizgi sağladığı için boşlukta salınmıyor, sallanmıyor, iyice belirginleştirdiği patika yol boyunca kendinden hayli emin, ilerliyor.

Temellendirdiği aksiyonlar, rolünü kurmasına yardımcı oluyor.

Rolünü fiziksel varlığında içtenlikle yaşarken, duygularını hiç mi hiç hareketsiz bırakmıyor.

Özlem Başkaya Nora’da, (dilin doğasındaki vurgulara; bazı sözcük vurgularında ses kontrolüne; yapım ekleriyle sözcüğü genişlettikçe vurguyu son heceye kaydırmaya daha bir dikkat etmesi koşuluyla) eleştirmen amcasından beşibirlik gibi bir “aferin” hak ediyor.

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)

***

Ayrıca bakınız:

LİNÇÇİ TEB Başkanı Üstün Akmen, hiçbir kimseye (kendine bile) asla ve kesinlikle hiçbir yararı olmayan bir eleştiri yazısı(!) yazmış!

15 Aralık 2011 Perşembe

Alfabenin birinci harfiyle ikinci harfi arasına tıkıştırdığı "Kadir" adıyla yazı yazma meraklısı bir "âmâkör", tiyatro yazarı Melih Anık'a sataşıyor!


a.kadir b. - ( 12/30/2008 )
Melih Bey,
Oyun Atölyesi’ne birkaç laf sokabilmek için kendinizi bu kadar kasmanızın nedenini gerçekten merak ettim...

Çok komik olmuşsunuz. Kim olduğunuzu, hangi işlerle uğraştığınızı, tiyatroyla ilginizin nereye kadar olduğunu bilmiyorum. Umarım tiyatronun otorite olarak kabullendiği birilerinden değilsinizdir. Eğer öyleyseniz; zaten yerlerde sürünen Türk Tiyatrosu’nun vay haline...

Biraz da Melih Bey empatisi yapmalıyım; yazınızı okurken, kendimi sizin yerinize koyarak oyun sırasında aklınızdan neleri geçirdiğinizi algılamaya çalıştım...

* Belli ki, oyunu gülerek izleyenlerden kıl kapmışsınız; bu gülenlerin erkeklerden çok kadınlar oluşu sizi daha da kıllandırmış...

* Size komik gelenlere gülmemek için Polonya tiyatrosunun devrimci hareketlerin içindeki sanatsal duruşunu sorguladığınıza kuşku yok...

* Oyun Atölyesi’nin tiyatroya bakışını saptamaya çalışırken Haluk Bilginer’den alıntıyları yazınıza eklediğiniz halde oyunları yöneten kişinin, yani Kemal Aydoğan’ın adını yazmaktan çekinmişsiniz; çarpılmaktan mı korktunuz; korkmayın, çarpılmazsınız; hiçbir şey olmaz...

* Bir eleştirmen gözüyle oyun yazarının Polonya tiyatrosunun köşe taşlarından birisi olmadığını kanıtlamak için elinizden geleni yapmışsınız; o yazar 18 yaşında olsa, o oyun da ilk yazdığı oyun olsa ne fark eder. Bu çokbilmişlerin marka merakı beni kahrediyor; marka değeri olan bir yazarı sahnede gördüklerinde ise fütursuz bir cüretle "takla attırmakla" suçluyorlar; ne yapsan yaranılmaz; tü kaka, dokunma çarpılırsın edebiyatı; ne kendileri dokunur, ne de başkalarının dokunmasına izin verirler...

* Tanzimat tiyatrosundan kalan uygulamaların bugün için de geçerli olduğu düşünüyor olmalısınız ki; yaratıcı zekanın oyun afişine ya da sahne üstündeki yansımalarından tedirginlik duymuşsunuz...

* Kapalı gişe oyunların istatistik verilerini değerlendirme uzmanı olmak kolay mıdır? Yeteknek gerekir mi? Eğitim şart mıdır? Bu gelişiminizi hangi tiyatrolarda elde ettiğinizi düşünmeden edemiyorum...

* Dost başa düşman ayağa bakar misali, ayakkabılara takılmış, hangi mahcubiyetinizden dolayı başınızı biraz daha yukarı kaldırıp oyunu gerektiği gibi izleyemediğinizi bilmek isterdim...

* Bir de çocuklara tiyatro eğitimi verme...

* Bir de "alkışlarımız emeğinize" gibilerinden sözler...

* Bir de eleştri yazısı "Biz" ifadesiyle tamamlanarak, yazının yalnızca Melih Bey tarafından değil de, bir grup tarafından kaleme alındığını gösteren son satırlar...

SON NOT: Her izlediğim tiyatro oyununda olduğu gibi, Kemal Aydoğan’ın yönettiği "Testosteron" adlı oyunda, benim de beğendiğim, beğenmediğim, çok güldüğüm ya da dudak büktüğüm yerler oldu. Bunları sizlerle paylaşmak yerine, Melih Beyin eğitimiyle uğraştığım için kusura bakmayın...

A.Kadir B.

9 Kasım 2010 Salı

Arif Akkaya'dan Melih Anık'ın Arzunun Onda Dokuzu Oyun Eleştirisi'ne Cevap

Nedenini Anlayamadığım Uslubunuz


Arif Akkaya
8 Kasım 2010


19 Ekim günü sayfanızda oyunumuz Arzunun Onda Dokuzu ( 9 Kadın ) oyunumuzla ilgili yaptığınız saldırgan eleştirinizi üzülerek okudum ve yanıt verme hakkını projeyi öneren ve oyunun yönetmeni olarak yanıtlama hakkını kendimde gördüm.

"Kendisi ile yapılan bir söyleşide (http://video.google.com/videoplay?docid=-947501034711167216#) oyunu tek kişilik olarak tasarlamasının esas nedenini eğer farklı kişiler tarafından oynanmış olsa seyircinin oyunu bir belgesel gibi algılayacağını ve taraf tutmaya başlayacağını düşündüğünü söylemiş. Amacı bir rolde toplamış olduğu karakterlerin bütünü üzerinden ana mesajı vermekmiş.Ama yazının içinde de anlatacağım gibi “arzunun dokuz parçası”ndan dokuz kadın, dokuz arzu fikri ikna edici bir algı vermemektedir."

Evet yazarın bu yazısını oyunu okuduğum günden beri biliyorum. Araştırmadığımı söylediğiniz bölümlerden sanırım birisi bu idi. Hangi yönetmen oyunu yazarını ,oyunu çevirisini bilmeden araştırmadan provaya girer.Bunu mesleğimize yapılmış bir hakaret sayarım.Ayrıca yazar gibi düşünmeyen yönetmenlerden olmadığımı bilmenizi isterim.Yazar yazmıştır ve iş yönetmendedir. Yazarın oynadığı oyunun videosunu da seyrettim ve tam tersi üç kadın a oynatma fikrimin ne kadar doğru olduğu ( kendime göre tabii ) bir kere daha ortaya çıktı.Yazarın tam tersine bende bu oyunu bir belge olarak görüyorum çünkü. Ortada bir savaş ve katledilen insanlar var. Yönetmenin okuması diyebiliriz buna dilerseniz.

"Oyun 2009 da 3 kadın tarafından Amerika’da oynanmış. (Mo’olelo Performing Art Company )Bir anlama Arif Akkaya’nın düşüncesi daha önce denenmiş , farklı bir kombinasyonda"

Ama esin kaynağım o olmadı. Üç ayrı kadın ama tek kadındır fikrim başından beri vardı. O bilgiyi de dramaturgum Hatice Yurtduru dan aldım sonrasında.Ayrıca üç oyuncu kullanmak bir zenginliktir çok malzeme çıkabilir diye düşündüm bu metinden.Yoksa ben bu tek kişilik oyunu yapmazdım.

"Oyun daha önce Esra Akkaya tarafından 2006’da Türkiye’de sahneye çıkmış. “Oyun dokuz farklı açıdan savaşı ve savaşın açtığı yaraları tek bir kalbin savaş karşıtı atışı ile dile getiriyor. Sahnede altı ayrı Iraklı kadın var. Ressam Layal'in atölyesi, Amal'ın vücudu, Hooda'nın geçmişi, Doktor'un çıkmazı, Iraklı Kız'ın çaresizliği, Ummu Gheda'nın kini ve ABD'linin uzaklığı olarak."

Esra nın oynadığını da internetten öğrendim. Şehir Tiyatrosu'na öneren de benim bu savaş ve emperyalizm karşıtı oyunu.

"Benim oyunu seyretme kararım yönetmen Arif Akkaya ile kadronun Hikmet Körmükçü, Hasibe Eren, Bensu Orhunöz’den oluşması nedeniyledir. Akkaya’yı yönetmenlik titizliğini ve de oyuncuları da oyunculuklarını beğenerek izlerim. Ama asıl olan onların sanatçı/tiyatrocu duruşlarına duyduğum saygıdan ileri gelir. Oyun sonunda hissettiğim hayal kırıklığının büyüklüğü belki de oyuna giderken beklentimin yüksek olmasındandır."

Sizin beklentinizi karşılayamamış olabilirim ama ben oyuncularımla, tekniğimle , düşlediğime yakın bir biçimi almak için çok çabaladım ve aldım.Görece bir işten bahsediyoruz sonuçta.Ve beğeniden.Ama bir de doğru var. Bu benim- bizim doğrumuz.Oyun başka bir yönetmen tarafından mesela sizin tarafınızdan konmuş olsa idi bizde sizi eleştirecektik.

"Raffo, ilk savaş patlayana kadar kökeni üzerinde çok da düşünmemiştir belki de. Bir video oyunu gibi algılanan savaş üzerine düşünmeye başlar, 1993 de Irak’a gider ve köklerinin bilincine vararak anlamaya çalışır. Kadınlarla konuşur hikayelerini dinler ve Arzunun Dokuz Parçası’nı yazar. Batı, Irak’lı kadınları bilmediği hatta onlar için Irak’lı kadın mevcut olmadığı için bir merak konusudur. Batıda bu kadının bir örneği de yoktur Raffo’ya göre."

İşte benim en sevdiğim bölüm bu : Savaştan bihaber Amerikalı bir ırak asıllı yazar kendi insanına o kadar uzak ki bu ancak belge toplamaktır.Başından beri yazar ve sizinle ayırdığımı ancak bu sözlerle anlatıp aktarabilirim.

"Raffo’nun sahnelediği oyunun afişinde çarşaflı bir kadın gölgesi içine yerleştirilmiş 9 kadın başı vardır ki bu bile oyununu üstüne kurduğu imgeler dünyasının ne olduğu hakkında ipucu verir. Ailesinin trajedisini vurgulayarak insanlık dramını anlatmayı seçer. Madem ki gerçek ıraklı ekrandaki uzak bir ülkededir, o halde onları Amerika’ya getirmek(!) iyi olacaktır. Iraklı kadınlar kendilerini Amerikalılara anlatsın ister. Laf arasında diyebileceği en zor söz “Saddam’dan bile kötü oldu”dur. “Özgürlük”, Amerika’da “satan” bir kelimedir onu kullanır. Iraklı kadınların kuvveti, binlerce yılık tarih yatıyor söylemleri ile konuyu insanlığa mal etmek ister. Ama Raffo Amerika’yı suçlayamayacağını da bilir."

İşte burada da ayrılıyoruz yazar ve sizin ipucu veren afiş beğeninizle.Yazarın fazla liberal bulduğum bakış açısını metinde zaman zaman kısmaya ve askeri geçirmeye çabaladım ki anlaşılsın o topraklara değen çizmeler diye.O afişi de ben beğenmiyorum ne yapacağız şimdi. İyisi mi siz gelip Şehir Tiyatrolarında oyunu tekrar yönetin bende erken emekli olayım.

"Raffo oyunun adını Avustralyalı gazeteci Geraldine Brooks’un ayni adı taşıyan kitabından almıştır. Bana kalırsa bu da bilinçli bir seçim değildir.
Brooks , Hazreti Ali’ye mal edilen bir sözden yola çıkmıştır:
“Allah (cinsel)arzuyu on parça yaptı (yarattı) ve dokuzunu kadına verdi birini erkeğe.Ve Allah kadına eşit parçada çekingenlik vermemişse…” (Bazı kaynaklar çekingenliğin eşit verildiğini ve bu çekingenlik yüzünden erkeğin kadının arzularını hesaba katmadığını yazıyor.)

İslam kadını üzerine bu sözün Batı anlayışında nasıl algılanacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Zira Batı inandığını bulmaya, ortaya çıkarmaya çalışır bu konuda. (Raffo bunu Irak’lı kadının dünyevi olana bağlılık arzusunun bir iması olarak kullanır.)

Brooks kitabında İslam kadınlarını çeşitli ülkelerde (İran, Suudi Arabistan, Eritre, Ürdün) araştırmış. Değişik konulardaki kadın görüşlerini derlemiş, yaşantılarını ,evlerini, giysilerini, “mahremi” anlatmış. Bu arada seks hayatları üzerinde imalar yapmış.

Kadının islamdaki rolü batılı için merak konusu olmuş ve kafalarında yerleştirdikleri portreyi bulmaya çalışmışlar. Bu nedenle Batı’nın gerçekten doğulu kadını araştırdığına değil kafalarındaki kadını bulmaya çalıştıklarını düşünürüm. Batılı, giysileri, otantik bir dünyanın ipuçlarını bulmayı, haremvari bir yaşantının oryantalistlerce çizilmiş resimleri ile hayatlarını renklendirmeyi sever.Arzunun Dokuz Parçası , bu saplanmışlığın bir ifadesidir. Kendi kanılarını destekleyecek kaynaklar da vardır.”

Bizler araştırmacı tiyatrocu olarak araştırdık. Oyun adını oyun ile hiç ilgisi olmayan bir kitaptan alıyor.Ben dramaturgum ve oyunun çevirmeni ile konuşup oyunda böyle bir İslamiyet göstergesi olmadığını oyunun içeriğiyle de örtüşmediğini söyledim. Ve oyunun adının 9 Kadın olsun diye önerdim ve Füsun hanım “tamam oyunun yönetmeni sensin dedi ve kabul etti “ zaten o da biliyordu ama çeviri olarak tam adı ile ilgili onk ajans ile bir problemden kaynaklı oyun ( hiç istemediğim halde çift kafalı çocuk gibi iki isimli oldu ) adı arzunun onda dokuzu ( dokuz kadın oldu ) 9 kadın ismi çıktıktan sonra daha önce 8 kadın yapıldı şimdi o çağrışır dendi. Anlayacağınız çocuk iki isimli benden kaynaklı ve de değil.

Hz alinin böyle bir sözü olmadığı için oyunu ( hem de bu dönemde ) İslami bir oyuna kaymaması için elimden geleni yapmaya çalıştım ki oyun ismi dışında buna değinmiyor bile.Sanat muhaliftir iktidarın oyuncağı değildir.Benim bu oyunu savaş ve emperyalizm karşıtı okumam gerekirdi böyle bir dönemde ayrıca sonuna kadar da buna inanıyorum.Yönetmenlik yaptığım sürede inanmaya çabalayacağım.

"Arzunun Dokuz Parçası” değil “Arzunun Onda Dokuzu” dediğinizde bu ifadenin nerelere doğru gittiğini de bildiğiniz varsayılır. Çevirmen(Füsun Günersel), İstanbul BB Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni(Ayşenil Şamlıoğlu) , oyunun yönetmeni(Arif Akkaya) , repertuar komitesi farkında mıdır acaba ? Yoksa her kostüm eskizine onay vermek ya da tv dizisinde oynamak çok zamanını aldığı için Genel Sanat Yönetmeni çok mu meşguldür? (GSY’nin ismi Ayşe Nil mi, Ayşenil mi? Hiç değilse resmi evrakları üzerinde düzeltseler.) Diyelim ki hep beraber bunları atladınız , önemli bulmadınız ve metinden anladığınız kadın konusu sizi “çarptı”, Raffo’nun metninin yeterliliği ne ?

Ben size kendime düşen parçasında yanıtımı verdim.Ama bu iş biraz zorlanıp sizin hesap sorma eleştirmenliğiniz devreye girdiğinde bende size başka şeyler söyleyebilirim fütursuzca. Ama bu mudur doğru – yapıcı eleştiri varın bunu siz düşünün.

Raffo bize göre yeterli geldi ki seçilmiş.Ya da siz keşke Raffo dan daha iyi bir metin yazsa idiniz.Bu işte profesyonel olarak yıllarını veren insanların karar ve düşüncelerini bir cümle içinde kullanırken dikkat etmek gerekmez mi acaba. Yada bir parça saygı ilave etsek cümleye nasıl olur sizce. Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu Çevirmen Füsun Günersel ve bana. Sizin kafanızda nasıl bir oyun var anlamak çok zor değil.Provakatör hesabı size ne ifade ediyor acaba.

"Bana kalırsa (İslam’da) kadın hakları açısından ele alma yönünden Raffo’nun metni yetersiz kalır, az gelir . Klişe olmuş hikâyelerine bakarak bu metni anlamaya ayrılan zaman kayıptır. Bizim coğrafyamızda aklı çalışan ve düşünen insanlar(kadını ve erkeği ile) olarak Batıdan İslam kadını dersi alacak değiliz ya."

Bu oyun zaten bunun için yazılmamıştır ve benim tarafımdan öyle okunmamıştır.Nereden çıkarıyorsunuz metnin hangi cümlesinden.Metni okusaydınız benden ya da Füsun hanımdan isteseydiniz belki daha iyi anlardınız.Seyrettiğiniz oyunda sizde dair kayıp olabilir ama kayıplar karşılıklı demek ki.Size göre klişelerle Tiyatro Eleştirmenliği size yakışıyor zaten.Saldırganlığınıza başka çarem kalmıyor .

"Oyundaki esas karakter ressam Layal , Mefisto’daki Höfgen’in erkeğidir. Saddam Sanat Merkezi’nin küratörü olmuştur. Sanat merkezi Saddam’ın resimleri ile tıka basa doldurulmuştur ve bir odada çıplak çorak bir ağaca sımsıkı sarılmış çıplak bir kadın resmi vardır. Resimde parlayan güneş, üstüne vurmuş ama başı yana düşmüş sallanmaktadır. Raffo bu resimden çok etkilenir. 10 yıl odasına astığı fotoğraftaki resmi hazmetmeye çalışır ve sonunda Irak’lı kadını o resimde bulduğunu fark eder.

Aslında tüm kadınlar Layal’in resimlerindedir. Raffo, dokuz farklı arzudan yola çıkarak bir kadın bedeninde bütünleşmeyi anlatmaya çalışmaktadır. Ama isim olarak seçtiği bir ifadenin anlattığı coğrafyadaki açılımlarından, dokunuşlarından da habersizdir.

Oyunun en başına alınmış matemci , ağlayıcı Muyala’nın sonda olması oyunun Layal ile açılması daha doğrudur. Gerçi bu bir yandan da kadınların ressamın gözüyle verildiği izlenimini bırakır ama bütünselliği açısından oyunu daha doğru bir yoruma götürür. Oyunun sonundaki kadınların “Seni seviyorum..seni seviyorum..." tekrarları tv dizilerini hatırlatır ucuzlukta ve çok Amerikan’dır!"

Bakınız işte bilgi her zaman iyidir. Bunları araştırmış olmanız bile bir şey sizin ve bizim için.Ama oyunun metnini zaten delik deşik etmiş biri olarak siz eleştirmenin değil yazarın ve sezgimin sesini dinlerim sizin sesinizi değil.Çünkü oyunun başından itibaren olan yazarın yaptığı sıralamaya saygı duyarak bazı değişikliler yaptım.Size provalar süresinde kullandığım sözü söylemek isterim (S.K.R.Y ) sen kendi rejinde yaparsın.

Okumadığınız bir metinde doğruyu nasıl önerirsiniz sayın eleştirmen ?Seni seviyorum ile biten final size tv gelebilir .Bana siz söylediğinizde daha Amerikan geldi. Tabii bu da bir Amerikan bize göre.

"Mezopotamya uygarlıklarının kökü olan Muyala’nın Raffo tarafından oyunun açılışına alınması onun için ilginç bir deneme ama bizim gibi uygarlıklar hazmetmiş topraklarda yaşayanlar için klişedir."

Bizim gibi uygarlıkların nasıl yok edildiğini göstermek için hazırlanılmış ve düşünülmüştür tarafımdan o başlangıç videosu.Siz kendi klişeleriniz içinde o kadar varolmuşsunuz ki bizim gördüğümüz rüyalar size kabus geliyor.Ayrıca hangi okumuş yada cahil nereden geldiğini biliyor.Bu bir anlatımdır sizin klişe değdiniz. Siz oyunun dekoru açılsın beyaz parlak ışıkları göreyim ve ne izleyeceksem tek mekan da göreyim derdi ise ben bunu seyirciye yaşatmak istemedim zaten.Yine uzlaşamadığımız bir nokta daha gelip geçti.

"Görsele ve müziğe yaslanan yorumda ortaya çıkanları bir mana vermek de mümkün değil. Ortada dönen platform ne? Platformun üstü ile sahne üzeri arasındaki fark ne? Oyuncu hareket ederken perdeleri indirip kaldırmak yerine oyuncunun boyuna ayırlansa ve sabit tutulsa ne kaybolacak? Platformu kimin döndürdüğü ve yönünün anlamı var mı? Ümmü Gheda’nın mağara dolaştırması sahnesindeki mizansen sizi rahatsız etmiyor mu? Suya bırakılan mumların iplerle çekilerek suda yüzüyormuş etkisi verme görüntüsü çocukça gelmiyor mu size? Perdeye projektörden yansıtılan resimlerin olaya katkısı ne? Projektörün ışığının davetsiz bir misafir gibi gözlerimizi rahatsız etmesine ne demeli? Doktor sahnesinde bir türlü yanamayan flöresan ışık yorum gereği ise oyuncunun rolünü çalacak kadar sık kırpışması neden? Açılıştaki filmin oyuna ne katkısı var? Üzerine düşürülen antik görüntüler çok mu gerekli ,oyuna olan bağı ne? Uçan asker, geçen asker, çeken asker, nişan alan asker, siperdeki asker , ne çok ve gereksiz asker! İşgali ve baskıyı anlatmak için bulabildiğiniz bu mu? (Oysa silahlarla çevrilmiş bir düzeni daha işlevsel olurdu) Amerikalı’yı neden üçe böldünüz?"

Anlayan anladı sizde onlara sorarak öğrenin isterseniz sayın provakatör yönetmen ve eleştirmen.

"Arif Akkaya tek kişilik oyunu 3 kişiye bölerek ne yapmak istemiş bilmiyorum.(Oyuncuya iş vermek mi desem?) Oyunu ve kadını parçaladığı ve de arzu kavramı altında birleştiremediği kesin ! Sahneyi çeşitli atraksiyonlarla ve müzik karmaşası ile doldurarak görsel ve işitsel zenginlik(?) peşine düşmüş olduğunu anlıyorum ama oyuncularını bu kadar ağlak bir ifadeyle oynatarak duygu sömürüsü yapmasını da anlamakta güçlük çekiyorum. Çok acı çekmiş insanlardaki vakur , acının sınırlarını aşmış ifadesinin yerine bu ağlaşmalar ancak Amerikali’ları kandırır diyeceğim ama Raffo’nun kendi yorumundan parçalar gördüğüm için ona haksızlık yapmış olmaktan korkarım."

Ama siz yazınızda hakarete başladığınız için bu bölümü geçiyorum.Sizin gözünüz ve benim beğenim aynı olmayabilir. Bu oyunun sahneleri üzerinden bize saldırma hakkını size vermez.Siz Raffo nun oyunundaki videonun etkisinde kalın ve sakın ha bir daha benim şahsım yada oyunlarım hakkında yazı yazmayın.Keza bende sizin.

"Taziye geleneğine uyacak bir acı duruşu ve de oyun geleneğini kullanamamış Arif Akkaya, beni hayal kırıklığına uğrattı. Kendi kültürümüzdeki taziyeyi , ağıtı , türküleri, uzun havaların yüreği parça parça eden sesini ağırbaşlılık içinde kullanmamak nedendir? Bir tiyatro eseri sahnelendiği ülkenin imgelerine bu kadar mı “küs” olur, ayrıntıları atlar ve kaba saba bir göz boyamaya bel bağlar?

Siz bir eleştirmen misiniz bir dramaturg mu bir yönetmen mi ? Nesiniz ve neyi öneriyorsunuz farkında mısınız ? Göz boyama nedir ? Sizin önerinizdir bunları yazan benim önerim ise sahnede capcanlı.

Başarıya birazcık yaklaşılan sahne biraz gecikmiş olmakla beraber oyunun finalinde dönen platform üzerinde oryantal bir ritmle kıvırarak sanki hayatlarını satan kadınlar sahnesidir. Herşeyin satılık olduğu bir dünyada ayakları yere basan tek yorum da bu."

Evet hepimizin hayatını ne kadar net anlatıyor değil mi ?

"Oyunculukları ile beni hep etkilemiş olan oyuncular da bu reji ile harcanmış. Tavsiyem bir dahaki sefere yorumla ikna olmadan rolü kabul etmeyin. (Yapabiliyorsanız) Zira yönetmen ismi artık yeterince garanti vermiyor."

İşte başarınız bu cümlede ..zira sizi çok iyi aydınlatıyor tıpkı ekibimin ışığı gibi…

"Bir yönetmen elindeki metnin satır aralarını, önünü, arkasını , evvelini, sonrasını , içini, çevresini gözünün içine, çocuğunun geleceğine bakar bir titizlikle bakmıyorsa, saygısı üzerinde düşünmek gerekir. Kendine olan saygısına bir şey demem ama seyirciyi “çağırıyor” ve gözünü boyamaya çalışıyorsa karşısındakini aptal yerine koymuş diye çok alınırım."

Artık çocuğum konusunda konuşmamam gereken tek yer .......yoksa su taşacak

Benim ufak bir araştırmayla ulaştığım kaynaklarla yolu hiç kesişmemiş gibi görünen bir oyunun sahnelemesi üzerinde daha ne diyeyim! Esasdan habersiz, temel parçaları birleştiremeyen, arzunun dokuz parçasını mı birleştirecek ve bir kadını ortaya çıkaracak?

Melih Anık

Yararlandığım Kaynaklar:
http://www.theater2k.com/9Parts_Linchon_121304.html http://imponderabilia.com/2007/06/nine-parts-of-desire-book-review.html
http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&sl=en&tl=tr&u=http://www.answering-islam.org/authors/arafat/position.html&anno=2
http://bianet.org/bianet/bianet/79774-arzunun-onda-dokuzu-kadinlar-savasa-bakiyor--2
http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6rfez_Sava%C5%9F%C4%B1
http://smma59.wordpress.com/2006/09/08/adult-education-in-islam-part-one/

Melih Bey teşekkür ederim
Biz eleştirmenlere değil halka tiyatro yapıyoruz
ve siz ve sizin gibi zihniyetlere inat oyun yönetmeye devam edeceğim bilginize.

Saygılarımla

Arif Akkaya

----------------------------

İlgili Yazılar
- İBB Şehir Tiyatroları - Arzunun (Onda Dokuzu) Dokuz Parçası / Dokuz Kadın( Melih Anık )
- Arif Akkaya'dan Melih Anık'ın Arzunun Onda Dokuzu Oyun Eleştirisi'ne Cevap( Arif Akkaya )
- Arif Akkaya'nın Cevabına Cevap - Arzunun Onda Dokuzu( Melih Anık )

(Kaynak: tiyatrodunyasi.com)

7 Haziran 2010 Pazartesi

Üstün Akmen, Hasan Anamur, Metin Boran, Beki Haleva adlı LİNÇÇİLERİN yönettiği Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin "Eleştirmen Gözüyle"sini okumuyoruz!

Ayrıca bakınız:

Körler körleri izliyor!
Bir garip eleştiri seçkisi
!Yumurtasız omlet yapabilen sihirbazlar
BÜKTEL de Hasan Anamur'u "GÖR"dü
Alkan, eleştirisiz "eleştiri"yi eleştiriyor
Eleştirisiz 'eleştiri'nin eleştirilmesine katkı
Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'ne esnek eleştiri


***


LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'ne esnek eleştiri

"Halkın Kurtuluşu"na önem veren Emeğin Partisi destekli Evrensel gazetesi ve LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın yönettiği Tiyatro... Tiyatro... dergisi yazarı LİNÇÇİ Üstün Akmen'in başkanı olduğu LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'ne (TEB) güven duymuyorum. Bunun birçok nedeni bulunmakla birlikte, asal nedeni, tiyatroyu kirleten skandal boyutundaki konulara bile duyarsız kalmaları.

"Özdemir Nutku skandalı", "Talât Halman skandalı" konularında "tarafsız" kalan LİNÇÇİ TEB, bu tutumuyla, ister istemez egemenlerden yana tavır geliştirmiş oluyor. Bilinen tanımıyla: "Tarafsız kalanlar, güçlüden yana tavır almış sayılırlar." Özdemir Nutku, Talât Sait Halman gibi "güçlü" kişiler, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, tüm benlikleriyle düzeni tahkim ederler, ediyorlar. LİNÇÇİ TEB üyeleri de, bu "güçlü" kişilerin başrol oynadığı toplumsal oyunlarda, yineliyoruz, tarafsız kalarak, egemenlerin ekmeğine yağ sürmüş oluyorlar.

Türkiye tiyatrosuna yarar yerine zarar veren LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, doğası gereği, yayına hazırladığı projelerden de sınıfta kalıyor. Son derecede özensiz bir biçimde piyasaya sürülen ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi ucubesi, bizce, Feridun Çetinkaya tarafından esnek bir söylem ve yumuşak bir dille eleştirilmiş. Her şeye karşın, Feridun Çetinkaya'nın aşağıda sunduğumuz ELEŞTİRMEN GÖZÜYLE Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi'ni eleştiren yazısı, LİNÇÇİ TEB'e üye tüm eleştirmenlerden daha yakıcı bir yaşamsallıkla kaleme alındığı için, bu yazıyı mutlaka, ama mutlaka okuyunuz. (HB)


***


Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nden

Uyduruk Bir Eleştiri Seçkisi


Feridun Çetinkaya
15 Aralık 2008


Birinci ve ikinci ciltleri 1994 yılında Kültür Bakanlığı Yayınları arasında çıkan “Eleştirmen Gözüyle Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi”nin “1990 sonrası”* başlıklı üçüncü cildi de yayımlandı.(1)

Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin (TEB) bir yayın projesi olarak gündeme gelen seçkinin 1923-1960 ile 1960-1990 dönemlerine ayrılmış ilk iki cildi, tiyatro eleştirmeni Esen Çamurdan’ın yayın yönetmenliğinde, (kitapların yayınlandığı dönemdeki akademik unvanlarıyla) Yard. Doç. Dr. Efdal Sevinçli, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Esen Çamurdan, Doç. Dr. Zehra İpşiroğlu, Çağlar Tanyeri Ergand ile Sibel Arslan’ın ortak çalışmasıyla hazırlanmıştı.(2)

Seçkinin Arkadaş Yayınevi tarafından yayımlanan üçüncü cildi de yine TEB imzasını taşıyor. Ama bu kez hazırlayan isimler farklı: Tiyatro eleştirmenleri Gülşen Karakadıoğlu ile Filiz Elmas.

Tabii künyelerinde “Hazırlayanlar” olarak seçkiye emek verenlerin isimleri yazıyor olsa da, kitapların kapağındaki “Tiyatro Eleştirmenleri Birliği” ibaresiyle açıkça vurgulandığı üzere, biliyoruz ki bu seçki esas olarak TEB tüzel kişiliği adına hazırlanıp okurlara sunuluyor. Bu aynı zamanda, seçkinin TEB tarafından (yani en azından TEB üyelerinin çoğunluğu tarafından) tümüyle benimsendiği, bir bakıma “tescil edildiği” anlamına geliyor.

Seçkinin ilk iki cildi, resmen kuruluşunun henüz dördüncü yılını bile doldurmamış TEB adına başarılı bir çalışmaydı. Türkiye tiyatrosunun 67 yıllık eleştiri birikimini enikonu özetleyip yansıtan önemli ve yararlı bir kaynak olarak tiyatroseverlerin kütüphanelerinde yerini almıştı. Gelgelelim, üçüncü cilt için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Gülşen Karakadıoğlu ile Filiz Elmas’ın hazırladığı seçki, 14 yıl önce yayımlanan ilk iki cildin hem içerik, hem de genel nitelik ve gösterilen özen bakımından çok çok gerisinde kalmış. Bırakın ilk iki ciltteki açıklayıcı, tamamlayıcı sunuş yazıları ya da kitapların sonuna konulan dizinlere benzer bir “incelik” bulmayı, üçüncü cildin asgari özenden dahi yoksun olduğu görülüyor: Üçü seçkiyi hazırlayan Filiz Elmas ile biri Gülşen Karakadıoğlu’nun kendilerine ait eleştiri yazıları olmak üzere, seçkideki toplam 9 yazının yayın tarihinin bile belirtilmemiş olması; eleştirmen Türel Ezici’nin, bir bölümü daha önce herhangi bir yerde yayımlanmadığı belirtilen bir yazısıyla, nerede yayımlandığı tam ve açık olarak belirtilmemiş bir başka yazısına, yapılan işin ciddiyetiyle bağdaşmayacak bir tasarrufta bulunularak seçkide yer verilmiş olması, bu çalışmanın ilk iki cilde göre ne denli baştan savma hazırlandığını hemen, ilk bakışta gözler önüne sermeye yetiyor. Ama bütün bunlardan daha önemlisi, nesnellikten tümüyle uzak bir yaklaşımla hazırlandığı anlaşılan bu üçüncü cildin, 1990 sonrası Türkiye tiyatrosu ve eleştirisini tarihsel gerçeklere uygun bir biçimde yansıtmaktan aciz olduğu görülüyor.

“Eleştirmen Gözüyle Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi"nin (vurgu F.Ç.) ilk iki cildi, adına uygun biçimde, ilgili dönemde yayımlanmış dikkate değer “eleştiri yazıları” esas alınarak, gerçekten de bir “eleştiri seçkisi” olarak hazırlanmıştı. Seçkinin başrolünde, olması gerektiği gibi, “eleştiri yazıları” vardı. Yazarı bilinmeyen, imzasız iki eleştiri yazısına yer verilmesi de, kimi eleştirmenlerin beş altı eleştirisiyle, Türkiye tiyatrosunun önemli isimlerinden Cevat Çapan gibi kimi önemli tiyatro adamlarının yalnızca birer yazısıyla bu seçkide yer alması da, bu ilke ve yöntem birliğinin bir göstergesiydi.

Üçüncü cildi hazırlayan Karakadıoğlu ve Elmas hiçbir açıklama yapmadan, ilk iki ciltte benimsenen bu “eleştiri yazısı” seçme ilkesini terk edip, “eleştirmen seçmeyi” esas almışlar. TEB’in eleştiri seçkisi projesini anlaşılmaz bir biçimde, bir “Eleştirmen Seçkisi”ne dönüştürüvermişler. 1990 sonrası Türkiye tiyatrosunu, seçtikleri “eleştiri yazılarına” göre değil, seçtikleri “20 eleştirmenin” tanıklığıyla yansıtmayı yeğlemişler. Anlaşıldığı kadarıyla, önce eleştirmenleri seçmiş, sonra bu eleştirmenlerin her birinin üçer yazısını bir araya getirerek bu “eleştiri seçkisi”ni öyle oluşturmuşlar. Böylece, TEB seçkisinin ilk iki cildinde benimsenmiş nispeten nesnel bir kriteri de tümüyle bir yana bırakıp, nesnellikten tümüyle uzaklaşmışlar.

Karakadıoğlu, seçkiyi sunuş yazısında, Türkiye tiyatrosunun tarihsel serüvenine tanıklık eden tiyatro eleştirisi etkinliğini belli başlı örnekleriyle yansıtma iddiasındaki bu çalışmayı hazırlarken izledikleri yöntem ve seçim kriterleri hakkında somut ve yeterli bir açıklamada bulunmuyor. On sayfalık sunuş yazısında, bu can alıcı noktaya yalnızca şu sözlerle değinip geçiyor:

"(...) Böylece bir anlamda ülkemiz tiyatro serüvenine tanıklık ederken; çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan yazılarımızdan bazılarını sizlere ve tiyatroyla ilgilenenlere iletmiş oluyoruz. Oyunların yerli-yabancı, kurumların ödenekli-özel, kentlerin büyük-küçük, yayınların da dergi-gazete gibi dengeli dağılımına özen gösterdik. Umarız iyi bir seçki olmuştur."(3)

Karakadıoğlu bir şeyler söylüyormuş gibi yapıyor, ama asıl en önemli konuda ser verip sır vermiyor. Ayrıntı sayılabilecek kimi unsurların dağılımıyla ilgili göz önünde bulundurdukları kriterleri bile sıralıyor; seçilen eleştirilerdeki tiyatroların bulunduğu kentlerin küçüklüğünün-büyüklüğünün dağılımına özen gösterildiğini belirtmeye dahi üşenmiyor, ama sadece bir tek konuda, hem de en önemli konuda, seçkinin oluşturulmasında esas alınan 20 eleştirmenin neye göre, hangi dağılım kriterine göre belirlendiğine ilişkin hiçbir şey söylemiyor. Bir seçkinin sunuş yazısında asıl olması gereken, asıl belirtilmesi gereken noktayı es geçiyor. Bir sayfalık bir önsöz yazan Filiz Elmas da, aynı şekilde, bu konuya bir tek kelimeyle dahi değinme gereği duymuyor.

Diyelim ki, Karakadıoğlu ve Elmas, eleştirmenleri belirlerken, TEB üyesi olmaları gibi akıllara zarar bir kriteri esas almış olsunlar. Öyle bile olsa, şeffaflık gereği bunu sunuş ya da önsözlerinde açıkça belirtmeleri gerekmez miydi? Böylece, satın almaya niyetlenen ya da okuyan kişiye bu seçkinin ne vadettiği, nasıl bir yaklaşımla hazırlandığı açıksözlülükle, dürüstçe söylenmiş olurdu.Satın alan da, okuyan da, bu seçkinin anlam ve önemini, iddiasını açık bir şekilde görmüş, bilmiş olurdu.

Seçim kriterleri açık bir şekilde ortaya konmayan, sanki yapılan seçimlerin sorgulanabileceği bir mihenk taşı olabileceği çekincesiyle bundan özellikle sakınıldığı, kaçınıldığı izlenimi yaratan böyle bir seçkinin, herhangi bir belge ya da kaynak niteliği, herhangi bir düşünsel ya da yazınsal değer taşıması söz konusu olamaz. Bir kere, her şeyden önce, en başta bu eksiği, bu kusuru, TEB seçkisini “kerameti kendinden menkul” bir seçki olarak anılmaya mahkûm ediyor.

TEB eleştiri seçkisinin üçüncü cildi sadece bu affedilmez kusuruyla da kalsa iyi. Daha önce de belirttiğimiz gibi, tarihsel gerçekleri, nesnel ve bilimsel bir dayanaktan yoksun, keyfi bir anlayışla, eksik ve yanlış yansıtıyor. Böylece, gerçekleri gizleyip çarpıtmış oluyor. TEB adına itibar edip bu seçkiyi alma iyi niyetini gösteren okurları yanıltarak, okurların iyi niyetini suistimal ederek, aynı zamanda, büyük bir suç işliyor.

1990 sonrası Türkiye tiyatrosunun en önemli muhalif ismi ve en dikkate değer tiyatro eleştirmeni Coşkun Büktel’in Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları(4) ve “Yönetmen Tiyatrosu”na Karşı: Bir Shakespeare ve Nâzım Hikmet Savunması(5) adlı kitaplarındaki ve dergilerde yayımlanmış eleştiri yazıları tümüyle görmezlikten gelinerek sanki bütün o yazılar hiç yokmuş gibi, hiç yayımlanmamış gibi davranılmış olması, Büktel’in önemi, değeri ve kalitesi tartışılmaz eleştiri yazılarından bir tekine bile yer verilmemesi, TEB seçkisinin 90’ sonrası tiyatrosunu da, tiyatro eleştirisini de doğru bir biçimde yansıtmadığının, gerçekleri gizlediğinin, çarpıttığının en bariz kanıtıdır.

Theope(6) ve Shakespeare’siz Herifler(7) adlı oyunları, çeşitli dergilerde yayımlanan tiyatro eleştiri-inceleme yazıları ve kitaplarıyla 1990-2008 döneminde Türkiye tiyatrosunun en önemli oyun yazarlarından ve eleştirmenlerden bir olan Coşkun Büktel’i görmezden gelme, yok sayma, aforoz etme eğiliminin ne kadar vahim boyutlara ulaştığını, bundan yaklaşık yedi yıl önce yayımlanan “Coşkun Büktel ‘Tiyatro Oligarşisi’ne Karşı”(8) başlıklı yazımda, Prof. Dr. Ayşegül Yüksel, Prof. Dr. Dikmen Gürün Uçarer ve Fakiye Özsoysal Çavuş gibi akademisyenlerin bilimsel çalışmalarından somut örnekler vererek, “bilimsel olmamak pahasına” Coşkun Büktel’i nasıl görmezden geldiklerini, nasıl yok saydıklarını açıkça göstererek, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi’nde tarihe not düşmüştüm. İşte TEB seçkisini hazırlayanlar ve tescil edenler de aynı yaklaşımla, “nesnel ve bilimsel olmamak pahasına”, “tarihsel gerçekleri çarpıtmak pahasına”, “okurları aldatmak pahasına” Coşkun Büktel’in eleştiri yazılarını görmezden gelmeyi, yok saymayı tercih etmişler.

Seçkide yer verilen bazı yazılara bakınca (“Brecht’e Yabancılaşabilmek...”, Esen Çamurdan; “Belgesel Tiyatro Üzerine” ve “Pandora’nın Kutusu”, Dikmen Gürün; “Yaşasın Tiyatro”-Dünya Tiyatrolar Günü Bildirisi, Zeynep Oral; “Sanat Devletin İşidir”, “Tiyatro Yasaklamaları”, Atilla Sav; “Rafları Düzeltmenin Zamanıdır”, Seçkin Selvi), ilgili dönemde düzenli olarak tiyatro yazıları yayımlamış Ahmet Cemal ve Memet Baydur gibi önemli isimlerin benzer türdeki çok daha nitelikli ve anlamlı eleştiri yazılarından bir tekinin bile bu seçkiye alınmamış olmasını da anlamak çok zor. Seçilen her eleştirmenden mutlaka üç yazı koymak gibi (yine kerameti kendinden menkul, yine "neden?"i açıklama gereği duyulmamış) saçma sapan bir kural uydurup seçkiyi bu kurala esir etmek yerine, bu önemli isimlerin döneme tanıklığının da seçkide yansıtılması daha anlamlı, daha doğru ve yararlı olmaz mıydı acaba?

Bütün bu yönleriyle değerlendirildiğinde, onlarca akademisyen üyesi bulunan TEB’in böylesine baştan savma bir çalışmayı “1990 sonrası Türkiye tiyatrosu eleştiri seçkisi” diye tiyatroseverlere sunmuş olması hem Türkiye tiyatrosu hem de TEB üyeleri adına çok hazin bir duruma işaret ediyor.

TEB üyesi bir tiyatro eleştirmeni olan Prof. Dr. Hasan Anamur, TEB seçkisine de alınan bir çeviri eleştirisini çok yerinde bir çağrıyla bitiriyor:

"(...) Biz yayınevi sorumlularını, yayıncılığı ciddiye alan kişiler olarak düşündüğümüz için, bunların çeviriyi, en azından bu başlangıç tümcelerini, okumuş ve değerlendirmiş olduklarını düşünüyoruz. Sonra da kendi kendimize şöyle diyoruz: bu kişiler bu çeviriyi okumuşlarsa, sonra da yayını durdurmamışlar, hatta yayımlamışlarsa yüksek bir fiyat koyarak bu kitaba, bu yayın da bir temel kaynak niteliğindeyse, bu durum çevrinin yayınevince onaylandığı anlamına gelir. Bu tutumsa düşünülebilecek bir durum değildir, en azından okuru önüne konan her ürünü kabul edecek düzeyde, hakkını aramayacak edilgen bir yaratık sanan bir yaklaşımın sonucudur. Okuru, bu gibi başarısız kaynak çevirileri yayınevlerine geri göndermeye ve ödedikleri ücreti istemeye çağırıyorum."(9)

İnsan sormaktan kendini alamıyor, bu çağrıyı yapan Sayın Anamur, yalnızca başarısız değil aynı zamanda tarihsel gerçekleri de çarpıtan bu uydurma TEB seçkisi için de aynı duyarlılıkla benzer bir tepki gösterecek midir acaba? Akademisyen bir TEB üyesi olarak, nesnellikten bütünüyle uzak bu baştan savma seçkinin, üstelik hiç de azımsanmayacak 15 YTL gibi bir fiyatla TEB adına okurların önüne konulmasından vicdani bir sorumluluk duyacak mıdır? Ben TEB üyesi tüm eleştirmenlerin, daha kaliteli, daha nitelikli bir Türkiye tiyatrosu için böyle bir sorumluluk duymaları gerektiğini düşünüyorum. “Duymalarını” umuyor, diliyorum.

*Kitabın ilk sayfasında ve künyesinde “1990 sonrası” yazılmış ya, kitabı hazırlayan iki eleştirmenden biri olan Gülşen Karakadıoğlu’nun sunuş yazısında belirttiğine göre seçkinin hazırlanmasında 1990-2004 gibi belirli bir dönem sınırlaması gözetilmiş. Durum böyleyken, seçkinin 2008 yılında yayımlanmasına rağmen neden 2004 yılıyla sınırlandırıldığı da, kitabın künyesinde neden “1990 sonrası” gibi ucu açık bir ifade kullanıldığı da, hiçbir açıklama yapılmadığı için, anlaşılamıyor.

Kaynakça
1) Karakadıoğlu, Gülşen; Elmas, Filiz, Eleştirmen Gözüyle Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi III 1990 Sonrası, Türkiye Tiyatro Eleştirmenleri Birliği yayını, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2008.

2) Çamurdan, Esen; Sevinçli, Yard. Doç. Dr. Efdal; Nutku, Prof. Dr. Özdemir; İpşiroğlu, Doç. Dr. Zehra; Ergand, Çağlar Tanyeri; Arslan Sibel, Eleştirmen Gözüyle Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi I. Cilt (1923-1960), II. Cilt (1960-1990), Tiyatro Eleştirmenleri Birliği yayını, Kültür Bakanlığı Yayınevi, Ankara, 1994.

3) Karakadıoğlu, Gülşen, “Sunu”, Eleştirmen Gözüyle Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi III 1990 Sonrası, Türkiye Tiyatro Eleştirmenleri Birliği yayını, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2008, s. ix.

4) Büktel, Coşkun, Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları, Dramatik Yayınlar, İstanbul, 1998.

5) Büktel, Coşkun, “Yönetmen Tiyatrosu”na Karşı: Bir Shakespeare ve Nâzım Hikmet Savunması, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2001.

6) Büktel, Coşkun, Theope, 1. Baskı, Taş Kitaplar, İstanbul, 1993; 2. Baskı, Çitlembik Yayınları, İstanbul, Mayıs, 2007.

7) Büktel, Coşkun, Shakespeare’siz Herifler, Dramatik Yayınlar, İstanbul, 1998.

8) Çetinkaya, Feridun, “Coşkun Büktel ‘Tiyatro Oligarşisi’ne Karşı”, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, Sayı 119-120, Mart-Nisan 2002, s. 52-55.

9) Anamur, Hasan, “Martin Esslin’in The Theatre of the Absurd’ünün ‘Absürd Tiyatro’ Başlığıyla Çevirisi Üzerine”, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, Sayı 119-120, Mart-Nisan 2002; Eleştirmen Gözüyle Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu Eleştiri Seçkisi III 1990 Sonrası, Türkiye Tiyatro Eleştirmenleri Birliği yayını, Arkadaş Yayınevi, Ankara, 2008, s. 33.

Yazarın Tüm Yazıları

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)