"TEMİZ TİYATRO" sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
"TEMİZ TİYATRO" sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

3 Mart 2010 Çarşamba

Mükerrer imza sahtekârlığı yaparken suçüstü yakalanan sözde "Temiz Tiyatro"cular "1.100 imza" yalanlarında hâlâ arsızca ısrar ediyorlar

Mağdurların tanıklığı ve ifadeleriyle belgelendiği üzere, tezgâhlayanların işi "imza sahtekârlığı"na kadar vardırdıkları "Temiz Tiyatro / Temiz Tiyatro Yayıncılığı" kisvesi altında düzenlenen iftira ve linç kampanyasının tertipleyicileri/çağırıcıları şunlardı: Mimesis Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cüneyt Yalaz, Sahne Dergisi Yayın Yönetmeni T. Murat Demirbaş, TEB Oyun Dergisi Yayın Yönetmeni Hasan Anamur, Tiyatro… Tiyatro… Dergisi Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı, www.iatp-web.org - İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu-Girişim), www.tiyatrodergisi.com.tr Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı, www.tiyatrodunyasi.com Yayın Yönetmeni Can Törtop, www.tiyatronline.com Yayın Yönetmeni Yaşam Kaya, www.tiyatrom.com Yayın Yönetmeni A. Ertuğrul Timur


Mükerrer imza sahtekârlığı yaptıkları belgelenen sözde "Temiz Tiyatro"cular, suçüstü yakalanmanın paniğiyle ne yapacaklarını şaşırdılar.

"'Temiz Tiyatro' kisvesiyle bir iftira ve linç kampanyası tezgâhlayan 'tiyatrocu'lar hakkında yeni bir 'imza sahtekârlığı' iddiası daha" başlıklı haberde sözü edilen mükerrer imza sahtekârlıklarının delillerini akıları sıra karartmaya çalışan sözde "Temiz Tiyatro"cular, bu sefer de hesap sahtekârlığı yapıp 1.085 kişilik iftira ve linç imzacıları listelerini 1.100 kişi diye kakalamaya çalışırken suçüstü yakalandılar.

Sözde "Temiz Tiyatro"cular, www.temiztiyatro.net adresindeki kampanya internet sitesinde, belgelenen mükerrer imza sahtekârlıklarını, yaklaşık bir yıl sonra ve "Türkçe karakter sorunu nedeniyle bazı mükerrer isimler silinmiştir" gibi kargaları bile güldürecek bir açıklamayla izah etmeye çalışıyorlar.

Sözde "Temiz Tiyatro"cu iftira ve linç imzacıları hakikatin, doğruluğun ve dürüstlüğün karşısında ne kadar aciz durumlara düştüklerini hâlâ idrak edememiş görünüyorlar.

Sözde "Temiz Tiyatro"cu iftira ve linç kampanyası tertipçileri her fırsatta 1.100 imza toplamakla övündükleri iftira ve linç imzacıları listesindeki 15 mükerrer imzacının ismini, bir yıl sonunda tükürdüklerini yalayarak "paşa paşa" silmek zorunda kaldıkları halde, yani söz konusu iftira ve linç imzacları listesindeki iftira ve linç destekçilerinin sayısı 1.085'e düştüğü halde, utanmadan hâlâ "DESTEKLEYENLER (1100 KATILIMCI)" diye yazmaya, bu sefer de hesapta sahtekârlık yapmaya devam ediyorlar.

Bu bizlere, "Temiz Tiyatro / Temiz Tiyatro Yayıncılığı" kisvesi altında bir iftira ve linç kampanyası düzenleyen bu sözde "Temiz Tiyatro"cuların gerçekte, tiyatroyla, tiyatroculukla, hatta insanlıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan, iflah olmaz birer imza kampanyası sahtekârı olduklarını gösteriyor.

Sözde "Temiz Tiyatro"cuların, 2 Mart 2010 gecesi, saat 23.48 itibariyle bu kez de "DESTEKLEYENLER (1100 KATILIMCI)" sahtekârlığıyla sundukları, gerçekte sözde "Temiz Tiyatro"cu iftiracı ve linççilerin iddia ettikleri gibi 1.100 değil, 1.085 iftira ve linç imzacısı bulunan yenilenmiş listesini incelemek için bkz. www.temiztiyatro.net


Tiyatro Fanzini / Haber
Feridun Çetinkaya
3 Mart 2010

(Kaynak: Tiyatro Fanzini)

8 Aralık 2012 Cumartesi

Erbil, kovuşturmaya yer olmadığına dâir karara itiraz hakkını kullanmadı!


Ben, her zaman için sürekli olarak şu tespiti yaptım: 

Eğer "Tiyatro Simurg" yönetmeni Mehmet Esatoğlu, kendisine karşı âdeta bir İFTİRA atılıp, sanki bir LİNÇ KAMPANYASI başlatıldığı o günlerde çok sert bir direnç gösterebilseydi, tiyatro dünyasında her şey değişmese bile, Mehmet Esatoğlu'nun kişisel dünyasında, kendi tarihinde birçok şey kendiliğinden değişebilirdi.

Ben, her zaman için sürekli olarak şu tespiti yaptım: 

Eğer Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Erbil Göktaş, LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan'ı savcılığa şikâyet ettikten sonra (ki ben, haksızlıkların yasalarla korunduğu ülkemizde böyle bir şikâyeti hiç de doğru bulmamış ve Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş'ı, LİNÇ KAMPANYASI imzacısı Ömer Faruk Kurhan'ı kesinlikle şikâyet etmemesi yönünde onlarca kez uyarmıştım), "KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR"a itiraz etseydi, tiyatro dünyasında her şey değişmese bile, Erbil Göktaş'ın kişisel tarihinde birçok şey kendiliğinden değişebilirdi.

Örnekleri çoğaltıp, Türk tiyatrosundaki LİNÇ KAMPANYASI eğilimini daha net vurgulamak olası. Ancak örnekleri çoğaltıp, eğilimi vurgulayarak, durumu karmaşıklaştırmaya hiç gerek yok...

Oysa ben, burjuva adaletine hiç inanmasam da, haksızlıkların yasalarla korunduğu bir ülkede yaşadığımı çok iyi bilsem de, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için "hukukun üstünlüğü" söyleminin çok rahatça kullanıldığının ayrımında bulunsam da ve bu nedenlerle, bana karşı başlatılan BİRİNCİ LİNÇ KAMPANYASI, İKİNCİ LİNÇ KAMPANYASI ve hemen ardından gündeme gelen ÜÇÜNCÜ (HUKUKSAL) LİNÇ KAMPANYASI süreciyle birlikte burjuva adaletine itiraz etmeye başlamış, haksızlıkların korunduğu ülkenin hukuksal makyajını sökmeye gayret etmiş, kapitalizmin ayakta durabilmesi için kullanılan "hukukun üstünlüğü" sözünün ne anlama geldiğini emekçi halk nezdinde sürekli olarak tartışmaya açmış bir insanım. 

Ben, Mehmet Esatoğlu, Erbil Göktaş ve diğerlerinin yapmadığını yaparak, asla tembellik etmeyerek, sadece ve yalnızca kendi kişisel tarihimin toplumsal yazgısını değiştirmekle birlikte aynı zamanda, "SOSYALİST" sözcüğünü, "LİNÇ KAMPANYASI" kavramını, bütün dava dosyalarına defalarca, defalarca, defalarca nakşettim. 

Eğer...

Mehmet Esatoğlu, Erbil Göktaş ve diğerleri, benden önce, benden çok sağlam bir biçimde hukuksal mücadele verebilme donanımına sahip olabilselerdi, ben, bu kadar yorulmaz, böyle yıpranmazdım. 

Bunca tespitten sonra tiyatro tarihine bir not düşeyim:

Mehmet Esatoğlu, Erbil Göktaş ve onlar gibileri, tembellikleri, vurdumduymazlıkları sonucu, benim yorulmama ve devrimci tiyatro hukuku oluşumunun yavaşlamasına neden olmuşlardır! 

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

TEMİZ TİYATRO Kampanyası ve Bir Tekzibin Tekzibi

Ömer Faruk Kurhan
28 Şubat 2010

Bir yandan Afyonkarahisar Belediye Şehir Tiyatrosu’nda tiyatro adına yaşanan ve bölgede tiyatronun gelişmesini tehlikeye atan gelişmeler, diğer yandan Bartın Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun kurulmasından sonra tiyatro sanatının halk tabanında yayılma eğiliminin güçlenmesi ve 150'ye yakın insanın tiyatro çalışmalarına dahil olması, buna karşılık sorumluluk alabilecek deneyimli tiyatroculara duyulan ihtiyaç… Son zamanlarda biri olumsuz biri olumlu ve doğrudan gözlemleme olanağı bulduğum en az iki konuda yazabilecekken, geçen sezona damgasına vuran olaylardan TEMİZ TİYATRO kampanyasının çeşitli tiyatro yayıncıları tarafından manipüle edildiğini öğrendim. Bu konu üzerine yazmak durumundayım; çünkü bu kampanyaya imza verenler arasındayım.

Benim bu olaydan haberim, Bartın Bölge Tiyatrosu’nun sahneleyeceği “Hatırla, Avrupa” (Yazan: Kerem Kurdoğlu) oyununa dramaturji desteği vermek üzere yola çıkmaya hazırlanırken oldu. Efendim olay şuymuş: Yüksek lisans öğrencisi bir tiyatrocu, kampanyadaki imzacılar listesinde kendi ad ve soyadının da yer aldığını haber almış ve akabinde bu durumu lanetleyen bir açıklama yapmış. Bu açıklama da her ne tesadüfse kampanya döneminde küfür içeren yayınları savunmayı misyon edinen, öyle ki kampanya aktivistleri beni tehdit ediyor diye savcılığa suç duyurularında dahi bulunan Erbil Göktaş’ın Yeni Tiyatro sitesinde yayınlanmış.

Bu genç tiyatrocu arkadaşımızın aklına “Acaba isim benzerliği mi var?” gibi bir kayıt koymak ya da isminin başkalarınca kullanılabileceği ihtimali gelmemiş. Hiç kuşkusuz geçen yıl bu imzayı verdiği, ama akademik hayat gailesi içinde bu tavrını değiştirme gereği duyduğu iddia edilebilir. Fakat bu tip yorumlar ne kadar inandırıcı görünürse görünsün, kendi başına spekülatiftir. Elbette şu sonuca ulaşmak zor değil: Tam da kendisinden talep edildiği gibi bir açıklama yaparak TEMİZ TİYATRO kampanyasını şaibe altına sokma operasyonunda kullanılmış. Olaysal bağlam bunu gösteriyor; söz konusu olan basit bir düzelti talebi değil.

Kitleye açık imza kampanyalarında asıl sorumluluğu çağırıcıların, kurumların, toplulukların, kampanya aktivistlerinin ve aydınların taşıdığını herkes bilir. Bir tiyatro severin verdiği imzanın ölçütü, genelde güven duyduğu imzacı bir tiyatro kurumu, topluluğu ya da insanının tavrıdır. Asıl sorumluluğu bin küsur imzanın sahipleri değil, bu imzaları talep edenler ya da imza atılmasını teşvik edenler taşır. Dolayısıyla, meğersem şu imzanın sahibinin kim olduğu belli değilmiş ya da yanlışlıkla eklenmiş gibi tartışmaları ciddiye almak saçmadır.

Bu vaka, Erbil Göktaş’ın zaten uzun zamandır içine sürüklendiği ve bir türlü dışına çıkamadığı akademik sefaletin bir yan ürünüdür. Kampanya döneminde içinde benim de bulunduğum üç kişi hakkında savcılığa suç duyurusu yaptığında amaç TEMİZ TİYATRO kampanyasını şaibe altında bırakmaktı. Savcılık yaptığı suç duyurusunu ciddiye almayıp reddettiğinde, yani her ihtimale karşı konuyu daha ayrıntılı ele alacak bir mahkeme sürecini zaman kaybı olarak değerlendirdiğinde, dönüp muhataplarından özür dilememiş ve yaptığı ihbarın resmen geçersiz kılındığını açıklama gereği bile duymamıştır. Bildiğim kadarıyla ihbarda bulunan ya da bu ihbar nedeniyle zevkten dört köşe olanlar hâlâ savcılığın tavrını hasır altı etmeyi sürdürmektedirler. Erbil Göktaş "inadım inat diyerek" bugün başka araçlarla kampanyayı şaibe altında bırakmaya çalışmakta, kendisiyle beraber öğrencisi konumunda olan genç bir tiyatrocuyu da akademik sefaletin bir parçası haline getirmektedir.

TEMİZ TİYATRO kampanyasını lekelemek için gerçekleştirilen ve genç bir tiyatrocunun kullanılması dışında ciddiye alınmaya değmez operasyonu değerlendirirken, söz konusu genç tiyatrocunun adını özellikle vermiyorum. Büyük olasılıkla neyin içine çekildiğinin farkında bile değil; bu anlamda, özellikle tanıyanların kendisine yardımcı olmasının etik bir sorumluluk olduğu söylenebilir. Nasıl ki zamanında yine küfür ve hakaretin meşrulaştırılması adına gençler ve kadınlar en erkek egemen itkilerle sanal bir it dalaşının içine çekilmişlerdir, yine aynı oyun sahnelenmek istenmektedir. (Şu ünlü “Burak Caney” vakasından söz ediyorum; bu konuda yazdığım bir yazı olduğu için, olay nedir ne değildir tekrara gerek görmüyorum.)

Bu vakada Erbil Göktaş akademisyen ve yayıncı kimliği adına yine bir sorumsuzluk örneği sergilemektedir. Fakat bu sorumsuzluk karşısında güya TEMİZ TİYATRO cephesi adına kavgaya girdiğini iddia eden iki yayıncı tarafından da bir sorumsuzluk örneği sergilendiği aşikârdır. Sanal it dalaşına girmeye pek hevesli iki yayıncı (Ertuğrul Timur ve Mustafa Demirkanlı), adını bu yazıda kullanmayı etik bulmadığım genç tiyatrocu arkadaşımızın açıklamasını tekzip eden bir açıklamayı Erbil Göktaş’ın Yeni Tiyatro sitesine yollamışlar. Olabilir. Bana oldukça saçma görünen bu jestleri kendilerini bağlar. Fakat şöyle ciddi bir mesele var: Bu yayıncılar, tekzip yazılarını kendi adlarına değil, TEMİZ TİYATRO sitesinin mail adresini kullanarak yollamışlar. İşte bu olmaz; olursa bu jestin anlamı bellidir: İrade gaspı. Sizler bu tekzibi yollarken o kampanyanın sorumluluğunu taşıyan kurum ve insanlardan onay aldınız mı? Almadınız. İrade gaspından kastım budur.

Kurumların ve insanların o kampanyaya imza verme, vermeme, vermişse geri çekme, bir yanlışlık olmuşsa düzelti yapılmasını talep etme hakları vardır. Belli bir tarihte sona erdirilen kampanyaya öncülük eden kurum ve insanlar, imzaların geri çekilmesini meşru gördüler ve bir yanlışlık olmuşsa düzelti yapmayı taahhüt etiler. Bir iki tane de olsa bu türden vakalar yaşandı. Bugün de birisi çıkmış, o imza bana ait değil diyor ve şu ya da bu nedenle imza listesinden çıkarılmasını istiyor. Eğer bir isim benzerliği tespit edilemiyorsa, bu talep yerine getirilmeli ve listeden çıkarılmalıdır. Elbette bu kişinin kendisine doğrudan ulaşılması ve teyidinin alınması da önemlidir. (Sanal alemin pek tekin bir alan olmadığını biliyoruz.) Buna karşılık kampanya sonlandırıldıktan sonra imzalarını eklemek isteyenlerin taleplerini de haklı bulmak mümkün. Ne de olsa, muhatapların küfür ve hakarete dayalı yayıncılık tavrı değişmediği sürece kampanya metninin internet ortamında muhafaza edilmesine karar verilmiştir.

Bu gibi ayrıntı diyebileceğimiz teknik uygulamaların kampanyanın kaderini etkiliyormuş gibi sunumunu yapmak ve bu tip sunumların ciddiye alınması saçmadır. Ne zaman ki, kampanyanın asıl sorumluluğunu taşıyan kurum ve insanlar bir araya gelir ve “Biz bir yanlış yapmışız, bu kampanya ile kamuoyunu yanlış yönlendirmişiz, muhataplarımıza haksızlık etmişiz” der, işte o zaman bu kampanya anlamını yitirir. Mutabakat içinde yürütülmüş bir kampanya, yine mutabakatla ortadan kaldırılabilir; doğru ya da yanlış, tiyatro tarihindeki yerini almıştır.

Anlaşılması gereken nokta, bu kampanyanın ne Mustafa Demirkanlı’nın ne de Ertuğrul Timur’un mülkiyetinde olduğudur. TEMİZ TİYATRO kampanyası bir iki kişinin geçici psikolojik tatmini ya da dizginlenemeyen şahsi husumetlerin genele mal edilmesi için düzenlenmemiştir. Bu tip kampanyalar asgari müşterekler temelinde bir kamuoyu oluşturmak üzere düzenlenir. Kampanyanın asgari müştereği bellidir: Tartışma ya da polemikler ne kadar sertleşirse sertleşsin, tiyatro yayınları aracılığıyla küfür ve hakareti meşrulaştıran söylemlerin karşısında durmak. Ayrıca kampanya sonuç bildirisinde tiyatro yayınlarının kamuoyuna dönük bağlayıcı bazı taahhütleri vardır ki, bu taahhütleri kimin ne kadar yerine getirmeye çalıştığı, ayrı bir tartışmanın konusudur. Bunun için Tiyatro Yayıncıları Birliği’ni inşa etme projesinin evrimine odaklanmak gerekir.

Sonuç olarak, Ertuğrul Timur ve Mustafa Demirkanlı’nın TEMİZ TİYATRO sitesinin mail adresini kullanarak oraya buraya tekzip yollamaları, bir irade gaspı girişimi olduğu gibi, kampanyayı şaibeli hale getirmek isteyenlerle bütünleştiklerini gösteren bir eylemdir. Güya karşı uçlar oluşturarak, örgütlü kamuoyu oluşumunu manipüle etme ve altını oyma konusunda ortaklaşmakta ve tiyatro yayıncılığının ilkesiz ve keyfi bir çerçeve edinmesini teşvik etmektedirler. Örneğin benimle birlikte Erbil Göktaş tarafından komik bir şekilde savcılığa ihbar edilmiş olmaları ya da genç bir tiyatrocunun manipüle edilerek kampanyaya karşı kullanılmak istenmesi, hiçbir şekilde kamuoyu iradesini hiçe sayan tutumlarını haklı çıkarmaz. Bu nedenle TEMİZ TİYATRO sitesini birilerinin mülkü gibi yorumlama ve irade gaspı girişiminde bulunma eylemlerini buradan kınıyor ve tekziplerini tekzip ediyorum.

NOT: TEMİZ TİYATRO sitesinin muhafaza edilmesi ve yeri geldiğinde düzeltilerin yapılması konusunda sorumluluk alanlar, Tiyatro Yayıncıları Birliği’ni de kurmayı hedefleyen ve bu konuda çalışma başlatan yayınlardı. Belli ki bu site şahsi tasarrufun ve irade gaspının konusu olmaya başlamış, dışarıdan bir bakışla kamuoyu adına Tiyatro Yayıncıları Birliği’nin üstlenmiş göründüğü sorumluluk yerine getirilemez hale gelmiş. Başka türlü iki kişinin çıkıp TEMİZ TİYATRO sitesinin mail adresini keyfi ve şahsi güdülerle kullanması açıklanamaz. Tiyatro Yayıncıları Birliği TEMİZ TİYATRO sitesinin manipüle edilmesi ve iradelerin hiçe sayılmasını engelleme noktasında zorlanıyorsa, kampanya sitesinin sorumluluğunu alacak başka kurum ya da insanların devreye girmesi zor olmayacaktır düşüncesindeyim.

EK: Aşağıda (Yukarıda / HB) Erbil Göktaş'ın savcılığa yaptığı suç duyurusunun kale alınmadığını gösteren belgeyi aktarıyorum. Erbil Göktaş, savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına itiraz hakkını kullanmamıştır.

2 Mart 2010 Salı

"Temiz Tiyatro" kisvesiyle bir iftira ve linç kampanyası tezgâhlayan "tiyatrocu"lar hakkında yeni bir "imza sahtekârlığı" iddiası daha

Mağdurların tanıklığı ve ifadeleriyle belgelendiği üzere, tezgâhlayanların işi "imza sahtekârlığı"na kadar vardırdıkları "Temiz Tiyatro / Temiz Tiyatro Yayıncılığı" kisvesi altında düzenlenen iftira ve linç kampanyasının tertipleyicileri/çağırıcıları listesinin en başında Mimesis Dergisi ve bu derginin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cüneyt Yalaz'ın ismi yer alıyor (Bkz. www.temiztiyatro.net)


Feridun Çetinkaya
2 Mart 2010


2009 yılı Nisan ayında, "Temiz Tiyatro" kisvesi altında, tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel ile tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı "iftiracı" ve "küfürbaz" ilan ederek hedef göstermek üzere tezgâhlanmış, manipülatif bir iftira ve linç kampanyası düzenlenmişti.

Aralarında, Mimesis Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Cüneyt Yalaz, Sahne Dergisi Yayın Yönetmeni T. Murat Demirbaş, TEB Oyun Dergisi Yayın Yönetmeni Hasan Anamur, Tiyatro… Tiyatro… Dergisi Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı, www.iatp-web.org - İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu-Girişim), www.tiyatrodergisi.com.tr Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı, www.tiyatrodunyasi.com Yayın Yönetmeni Can Törtop, www.tiyatronline.com Yayın Yönetmeni Yaşam Kaya, www.tiyatrom.com Yayın Yönetmeni A. Ertuğrul Timur'un bulunduğu çağırıcılar, tiyatro kamuoyunu, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın "iftiracı" ve "küfürbaz" olduğunu ilan eden iftira ve linç bildirisinin altına imza atmaya davet etmişlerdi.

Bu iftira ve linç kampanyası sonuçlandırıldığında, www.temiztiyatro.net adresindeki kampanya internet sitesinde, bu kampanyaya 1.100 katılımcının imzalarıyla destek verdiği ilan edilmişti.

(Coşkun Büktel'in kişisel internet sitesindeki "Tarih hepinizin suratına tükürecek!" başlıklı sayfada, Mimesis Dergisi, Sahne Dergisi, TEB Oyun Dergisi, Tiyatro… Tiyatro… Dergisi, www.tiyatrodunyasi.com, www.tiyatronline.com ve tiyatrom.com'un elebaşılığını üstlendikleri bu iftira ve linç kampanyası ile bu kirli kampanyayı tertipleyenlerin faili oldukları diğer kirli faaliyetler hakkında ayrıntılı bilgileri bulmak mümkün. Ayrıca yine bu konuyla ilgili olarak Büktel'in sitesindeki şu linkler de incelenebilir: 1) Türkiye Tiyatroları Birliği=Burak Caney 2) Burak Caney budur 3) Temiz Tiyatro=Kirlilik 4) Temiz Tiyatro(!) budur 5) Küfürbaz(!)=Erdemli 6) Küfür aslında budur)

Aradan geçen yaklaşık bir yıllık süre zarfında, bu kirli iftira ve linç kampanyasını tezgâhlayanların bazı "imza sahtekârlıkları" yaptıkları ortaya çıkmıştı.

Söz konusu 1.100 kişilik imza listesinde adlarına yer verilerek, "Temiz Tiyatro" kisvesi altında tertiplenen bu hileli kirli iftira ve linç kampanyasına destek verdikleri ilan edilen Nedim Saban, Pelin Akil ve İhsan Ustaoğlu, isimlerinin ve imzalarının bilgileri ve inisiyatifleri dışında kullanılarak bu iftira ve linç imzacıları listesine dahil edildiklerini açıklamışlardı. İsimlerinin bu iftira ve linç imzacıları listesinden çıkarılması talebinde bulunmuşlardı. (Söz konusu açıklamaları okumak için lütfen isimlerin üzerine tıklayınız: Nedim Saban, İhsan Ustaoğlu)

Bunun yanı sıra, 1.100 kişilik imza listesinde, bazı kişilerin adları ve soyadlarının da küçük birkaç değişikle iki kere yazıldığı, böylece (Hilmi Bulunmaz'ın şu ana kadar tespit edip açıkladığı kadarıyla) en azından tam 10 kez de "mükerrer imza sahtekârlığı" yapıldığı ortaya çıktı. (Söz konusu mükerrer imza sahtekârlığıyla ilgili ayrıntıları okumak için: LİNÇÇİLER, 1100 kişilik liste oluşturabilmek için, olmayan adlar uydurmanın yanı sıra, mükerrer imzalar kullandırma alçaklığını bile göze alabildiler!)

Bundan 10 gün önce, adı söz konusu iftira ve linç imzacıları listesinde bilgisi dışında kullandıldığını ifade eden bir kişi daha, sözde "Temiz Tiyatro"cular tarafından mağdur edildiğini açıkladı.

Adı ve soyadı söz konusu iftira ve linç imzacıları listesinde yer alan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sahne Sanatları Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Ege Işık, 19 Şubat 2010 günü, Yeni Tiyatro Dergisi internet sitesinde kamuoyuna bir açıklama yaptı.

Ege Işık bu açıklamasında, Yeni Tiyatro Dergisi internet sitesinde yayımlanan açıklamasında adının, soyadının ve imzasının söz konusu iftira ve linç imzacıları listesinde kendi bilgisi ve isteği dışında "kullanıldığını" beyan etti.

Ege Işık'ın söz konusu açıklaması şöyle:

..........Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Sahne Sanatları Bölümü'nde yüksek lisans yapmakta ve şu günlerde "12 Mart Sürecinde İstanbul Şehir Tiyatrosu" başlıklı tezimi hazırlamaktayım. Kişisel yolculuğumu, değerli hocalarımın da yol göstericiliğiyle, tiyatro bilimine yapacağım katkı belirleyecek. Türk Tiyatrosu'na, kendimce -kendi katkımı koyabilme- çabası ve telaşı içindeyim. Çok çalışıp sınırlarımı zorlayarak tiyatro adına, başarılı kuramsal çalışmalar ortaya koymak amacımdır. Kuramsal çalışmalarımı 'çeşitli' tiyatro dergilerinde ve içeriğini mükemmel bulduğum Yeni Tiyatro dergisinde yayımlamaktayım. Benim sevinçlerim böyledir. Bunun dışındaki kişisel hırslardan, heyecanlardan kendimi arındırdım.

..........2009 yılı Nisan ayında bir "kampanya" başlatılmış, Hilmi Bulunmaz ile Coşkun Büktel'i isimleri verilerek hedef alan ve hedef gösteren bu kampanyanın imzacıları arasına benim de "adım" konulmuş. Oysa ben, bu kampanya için imza vermediğim gibi, ne bir form doldurdum, ne belge imzaladım, ne de telefonla da olsa bir kimseye adımı kullanmaları için izin verdim. O yüzden imzamın da iradem dışında kullanıldığı bu haksız ve "sahte" kampanyanın düzenleyicilerini esefle kınarken, "imzamın" geçersiz olduğunu bildiriyor ve "Kampanya Listesi"nin yayınlandığı tüm sitelerden, tüm yayın organlarından "adımın ve soyadımın" kaldırılmasını rica ediyorum.

(Kaynak: Ege Işık, "Ege Işık'tan Kamuoyuna Açıklama", 19 Şubat 2010, www.yenitiyatrodergisi.com)

Tiyatro Fanzini / Haber
Feridun Çetinkaya
2 Mart 2010

(Kaynak: Tiyatro Fanzini)

10 Haziran 2009 Çarşamba

BİRGün kültür - sanat editörü Şimşek'in sansürlediği Bulunmaz'ı okuyun!


BİRGün Gazetesi Kültür - Sanat sayfası editörü(!) Ali Şimşek!

Önemli not: Oyun yazarı(!) Coşkun Büktel de daha sonra LİNÇÇİ oldu!


Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifâde olanaklarını imhâ etmek için "KINIYORUZ!" başlıklı aldatıcı bir linç kampanyası başlatan Mustafa Demirkanlı, Ertuğrul Timur, Ömer Kurhan, Yaşam Kaya, Can Törtop gibi tiyatro sanatını kirletenlerin kuyruğuna takılan Adnan Tönel'in de köşe yazarı olduğu BİRGÜN gazetesi Kültür-Sanat editörü ve aynı gazetede, "ELEŞTİRİYİ ÇALMAK!" başlığıyla köşe yazarlığı yapan Ali Şimşek'in gönderdiği "tekzip"i gelir gelmez, olduğu gibi yayınlıyoruz. (HB)


"tekzip 


merhaba abi; 


gazete yönetimi olarak tönel'in yazısı isim vermeden sadece temiz tiyatro vurgusu yapıyor..bu anlamda sizin yazı yine bağlamsız kalıyor... 


malesef yayınlayamıyoruz. Çok sektör içinde kalmış bir tartışma şu an okur için bağlam vermiyor..

saygılarımla

ali"


***


Yukarıdaki "tekzip"e konu olan yazıyı, gerekli gördüğümüz için, yeniden yayınlıyoruz:



Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!


SANSÜR HER YERE Mİ SIZMIŞ?


Yalan makinesi, küfürbaz Mustafa Demirkanlı ile sansür makinesi Ahmet Ertuğrul Timur'un (nâm-ı diğer 3. Abdülhamid) linç girişimciliği sürecindeki kankası, yaşam câhili Adnan Tönel imzâsıyla 11 Mayıs 2009 tarihli BİRGÜN gazetesinde yayınlanan "Şimdi temiz tiyatro zamanı" başlıklı yazıya verdiğimiz yanıtın yayını, yaklaşık olarak bir aydır, BİRGÜN gazetesi yöneticileri Ali Şimşek ve Selami İnce tarafından savsaklanıp geciktiriliyor!


Birkaç gün daha bekledikten sonra BİRGÜN gazetesi yöneticilerinden umudu kesecek ve "Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!" başlıklı yanıt yazımızı kendi sitemizde yayınlayacağız. (HB)

***

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı ile sansür makinesi Ahmet Ertuğrul Timur'un (nâm-ı diğer 3. Abdülhamid) linç girişimciliği sürecindeki kankası, yaşam câhili Adnan Tönel imzâsıyla yayınlanan BİRGün gazetesindeki yazıyı aktarıyoruz. (HB)


Şimdi temiz tiyatro zamanı

Adnan Tönel
11 Mayıs 2009

Tiyatro sanatının ülkemizdeki bireysel ve toplumsal algı sürecini oluşturan verileri, günden geceye deforme ediliyor. Tiyatro emek istiyor elbette ayrıca alınterinin karşılığı olan alkışa giden yolda çeşitli zorluklar var. Ancak sadece sahneye koymak ya da sahnede rol almak ya da oyunu yazmakla tiyatronun topluma ulaştırılma misyonu sona ermiyor. Örneğin; şartlarında meşakkatli bir tercih olan tiyatro işletmeciliğinin sorunları bir yana, bu sanat dalının nitelikli ürünlerini okuyuculara kazandıran yayınevleri ve eleştirel ya da tanıtım boyunu sırtlayan dergi-internet ayağı da son günlerde çeşitli sıkıntılar yaşıyor.

TİYATRO YAYINCILARI BİRLİK OLUŞTURDU


Basılı tiyatro yayıncılığı yapanlarla internet üzerinden tiyatro yayıncılığı hizmeti veren kişi ve kurumlar, insan niteliğini artıracak, daha kültürlü daha aydın, bilinçli insanların oluşmasında katkı sağlayacak çabalar içerisindeler. Ancak onların da bu tür yayıncılık tercihlerinde tehditler aldıklarını, küfürlere sövgülere maruz kaldıklarını biliyoruz duyuyoruz. Sanat gibi bir alanda hiç olmaması gereken bu aktöresiz saldırılara göğüs germe çabasındaki yayıncılar bu saldırılara karşı bir arada hareket etme kararı aldılar ve www.temiztiyatro.net adındaki siteden seslerini yükseltmeye başladılar.


Dokuz Tiyatro yayını Dört Tiyatro Derneğinin de desteği ile yayıncılık saldırılarına karşı hem bir protesto kampanyası, hem de hukuki süreç başlattılar. Bu kampanyada sanat yayınlarına karşı tehdit, küfür ve sövgülere karşı açılmış bir protesto grubuna bir imza ile destek verebiliyorsunuz.


Bu oluşumun güçlenerek çoğalması ve bu topraklarda yaşayan ve tiyatro yapan amatör ya da profesyonel her insanı da bütünleyecek bir şekilde genişlemesini gönül arzu ediyor. Şöyle ki; tiyatro oyuncularını bir araya getirecek bir dernek hala kurulabilmiş değil. Sinema-dizi film ve sahne sanatları ile ayakta durmaya çalışan emekçilerin haklarını gözetecek bir yasa hala çıkarılabilmiş değil. Yanısıra bir Tiyatro Yasası hala çıkarılabilmiş değil. Ve ne yazık ki, hala bir çok festival değerlendirilmelerinde yani oyun seçimlerinde, katılım için profesyonel olmayı ön koşul sayıyor jüri. Şu anda www.temiztiyatro.net adıyla ortaya çıkan birliğin, bir arada durmasının temel sebeplerinden biri kamuoyunda yaşanan olaylara da duyarlılık göstermek ve baskılara estetiğin diliyle cevap vermek olmalıdır. Belki bu tiyatro yayıncıları birliği, kendisini ay da bir yayımlayacağı bir dergi ile de ifade etmelidir. Hem kalıcı olmak hem de güçlü bir ses olabilmek için.


TEMİZ TİYATROYA DESTEK OLALIM


Sonuç olarak; bir Tiyatro Dünyası Birliği için adım atılmış olması adına, bu girişimi destekliyoruz. Konunun öncülüğünü sürdüren; Ertuğrul Timur başta olmak üzere, Tiyatro yayını yapan Tiyatro-Tiyatro Dergisi, Tiyatrodergisi.com.tr, Tiyatronline.com, Tiyatro Dünyası.com, Tiyatrom.com, Mimesis, Sahne, Teb Oyun, iatb-web.org'u kutluyoruz. Diğer taraftan, Tiyatro Vakıfları, dernekleri, meslek birlikleri ve sivil destekleyicileri de bu birliğin paylaşımcısı olarak oluşuma katkı sağlamalarını istiyoruz.


Adnan Tönel


***


Türkiye dramatik yazarlığının Everest'i Theope'nin yazarı Coşkun Büktel ve Bulunmaz Tiyatro yöneticisi sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için, "KINIYORUZ!" başlıklı aldatıcı bir linç kampanyası başlatan Mustafa Demirkanlı, Ertuğrul Timur, Ömer Kurhan, Yaşam Kaya, Can Törtop gibi tiyatro sanatını kirleten karanlık kişilerin kuyruğuna takılan Adnan Tönel, adlarını saydığımız kötücül şahışların etkisinde kalmış ve bu aldatıcı linç kampanyasını "ulusal basın"a taşıyıp, BİRGün gazetesini de, kötü emellerine alet ederek, linç kültürünün sadece SAĞda değil, SOLda da yeşermesi için çaba gösterdiğinde, en temel insan haklarından biri olan YANIT HAKKI isteğinde bulunduğumuz BİRGün gazetesi Kültür-Sanat editörü Ali Şimşek ve Yazıişleri Müdürü Selami İnce, bizi, yaklaşık olarak bir ay "salladıktan" sonra, bizâtihi Şimşek tarafından kaleme alınmış; "okur için bağlam vermiyor" gerekçesinin bulanık bağlamına dayanarak(!), YANIT HAKKImızı gasp etmişlerdir. BİRGün gazetesinin Ali Şimşek tarafından yönetilen Kültür-Sanat sayfasında, Adnan Tönel imzasıyla 11 Mayıs 2009 tarihinde yayınlanan "Şimdi temiz tiyatro zamanı" başlıklı dezenformatif yazının hemen ardından, bu yazıya karşı yazdığmız ve doğal olarak, bize kalleşçe saldıran Tönel'in yazısının yayınlandığı BİRGün'de yayınlatmayı düşündüğümüz YANITımızı, yazımızın ilk yazıldığı tarih olan 14 Mayıs 2009'u koruyarak okurlarımızın dikkatine sunuyoruz. (HB)


Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!



Hilmi Bulunmaz

14 Mayıs 2009

Adnan Tönel, 11 Mayıs 2009 tarihli BİRGün’de, "Şimdi temiz tiyatro zamanı" başlıklı bir yazı yayımladı. Tönel bu yazısında, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ı, adlarını vermeden, sinsice "eleştirdi".


Tönel, neye dayanarak Büktel ve Bulunmaz’ı “eleştirdi”? Düzeysiz yayıncılığıyla, Türkiye tiyatrosunu kirleten Tiyatro… Tiyatro… dergisi sahibi Mustafa Demirkanlı'nın başını çektiği, Büktel ve Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek isteyen, sözde “küfre karşıt” ilginç bir linç kampanyasına dayanarak “eleştirdi”.


Peki, Demirkanlı’nın başını çektiği kampanyayla linç edilmek istenen Büktel ve Bulunmaz'ın "suçları" neydi?


Büktel’in “suçu”, Türkiye’nin en tanınmış tiyatro profesörü Özdemir Nutku’nun CD’yle saptanmış iftirasını kamuoyuna mal etmekti. (Bakınız: http://www.coskunbuktel.com/buktelnihayet.htm) Büktel’in yazdığı Theope oyununun oynanmasını engellemek için iftiraya başvuran ve "Fransızca'da 16. Yüzyıl'da yazılmış 'Theope' adlı bir oyun var. Fransızca bilenler bu oyunu bi şey etmeliler, yani bi bakmalılar aradaki benzerliği görmek için" diyerek varolmayan "ikinci bir Theope" uyduran ve tümüyle uydurma bu iftirasını, yaklaşık otuz kişilik Devlet Tiyatroları Koordinasyon Kurulu toplantısında dile getiren Nutku; Büktel’in Özdemir Nutku iftirasını deşifre etmek için harcadığı çaba sonucu, tiyatro kamuoyu önünde “zor” durumda kalınca; Nutku’dan çok Nutkucu rolüne soyunan Demirkanlı, zâten okunmayan dergisi Tiyatro… Tiyatro…’nun olmayan gücünü artırmak için, yani sadece ve sadece kendisini kurtarmak için, kendisine payanda olarak bulduğu imzacılarla birlikte, âdeta “altın vuruş” yaparak linç kampanyasından medet ummaya başladı.


Bulunmaz’ın “suçu” ise, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf’ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği “Emek Ödülü”ne karşı çıkmaktı. (Bakınız: "Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman’a verdiği “Emek Ödülü” haber linkleri") Kendilerini “sol” değerlerle piyasaya süren TAKSAVlılar, 11 kişiden oluşan Danışma Kurulu’nun onayıyla, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Halman’a, 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nde “Emek Ödülü” verince, bu tavra ilk karşı çıkan ve bu karşı çıkışını sürekli hâle getiren Bulunmaz da, yayıncılığıyla Türkiye tiyatrosunu kirleten Demirkanlı’nın hışmına uğradı. Bir kampanyayla iki linç kuran Demirkanlı’nın başlattığı sürecin beslenmesi için figüranlara da ihtiyaç vardı. BİRGün'ün köşe yazarı Tönel de bu figüranlardan biridir.


Bulunmaz’ın TAKSAV’a karşı işlediği “suçun” yanında, bağışlanamaz bir “suçu” daha vardı. Linç kampanyasının başlamasının hemen arifesinde, Bulunmaz, tiyatroyun.blogspot.com sitesi aracılığıyla, tiyatro yayıncılarından, gayet anlaşılır, gayet alçakgönüllü bir istekte bulunmuştu:


"Halka ve tiyatro kamuoyuna gerçeği, sadece gerçeği söylemek zorunda olan tiyatro dergilerinin yöneticilerini ve matbaa sahiplerini göreve çağırıyoruz! Bütün tiyatro dergilerinin gerçek, sadece gerçek tirajlarını açıklamalarını bekliyoruz. Bunun için, matbaadan alınan gerçek, sadece gerçek faturaları beyan etmelerini istiyoruz."


Bulunmaz’ın işlediği bu "suç" için, hemen kollar sıvandı ve gerçeği, sadece gerçeği dile getirmek yerine, Demirkanlı’nın başını çektiği linç kampanyasının düğmesine basıldı.


Düğmeye basıldıktan sonra da, www.tiyatroyun.blogspot.com sitesinde şunları yazmak zorunda kaldım:


"Biz, aşağıda linkini verdiğimiz açıklama isteğimizi dile getirdikten haftalar sonra, MİMESİS dergisi sorumlu yazı işleri müdürü Cüneyt Yalaz , SAHNE dergisi yayın yönetmeni T. Murat Demirbaş, Tiyatro... Tiyatro... dergisi sahibi yalan makinesi, küfürbaz, linç çağrıcısı Mustafa Demirkanlı, TEB OYUN dergisi yayın yönetmeni Hasan Anamur, KAVUKLU dergisi yöneticisi, yanıt olarak Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel için linç kampanyası başlattılar! Böylece, tirajları şaibeli duruma gelen dergilere, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Müdürlüğü ilan ve reklam verirken, son derecede dikkatli davranmak zorundalar. Benim ve halkımın verdiği vergileri, hiç kimsenin çarçur etme hakkı yoktur. Hem, sade vatandaş olarak ve hem de profesyonel tiyatro sahibi olarak, reklam verenleri, bu konuda özenli davranmaya davet ediyorum."


(Bakınız: Bulunmaz, "Halka ve tiyatro kamuoyuna gerçeği, sadece gerçeği söylemek zorunda olan tiyatro dergilerinin yöneticilerini ve matbaa sahiplerini göreve çağırıyoruz!")


Büktel'in iftiraya karşı sürdürdüğü inatçı tavırla, Bulunmaz’ın 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı’na “Emek Ödülü” veren TAKSAV’a ve gerçekleri gizleyen tiyatro yayıncılarına karşı yürüttüğü savaşımdan rahatsızlık duyan kirli tiyatro yayıncısı Demirkanlı, başlattığı linç kampanyasıyla, Ahmet Ertuğrul Timur, Ömer F. Kurhan, Yaşam Kaya gibi (Bulunmaz ve Büktel'in sert ama haklı eleştirilerine maruz kalmış) “yayıncılar”dan da destek alarak, kapitalist tiyatro sürecinin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için son çırpınışlarını yaşıyor!


Tönel de, bu sürecin dışında kalmamak için, yalancılığı belgelerle, küfürbazlığı mahkemelerle tescillenmiş Mustafa Demirkanlı; sansürcülüğü tescillenmiş Ahmet Ertuğrul Timur, tehditçiliği "Bıçak sırtı yazılar için bıçakların bilenmekte olduğunu belirtmekte yarar var" sözüyle tescillenmiş tehditkâr bileyci Ömer F. Kurhan ve Yaşam Kaya’nın peşine takılarak, linç yangınına körükle gidiyor. Büktel ve Bulunmaz’ın linç edilmesi için BİRGün gazetesindeki köşesini kötüye kullanmakta hiçbir sakınca görmeyen Tönel, yalancı, iftiracı, sansürcü ve tehditçi tiyatro yayıncılarının yanında saf tutarak, linç kampanyasına imza verirken, aslında yalana, iftiraya, sansüre ve tehdide imza vermiş oluyor.


***


BELGESEL BÖLÜM:



Tönel, diyor ki:


“…internet üzerinden tiyatro yayıncılığı hizmeti veren kişi ve kurumlar, insan niteliğini artıracak, daha kültürlü daha aydın, bilinçli insanların oluşmasında katkı sağlayacak çabalar içerisindeler.”


Kim bu Tönel’in eşkalini verdiği “tiyatro yayıncılığı hizmeti veren kişi”ler?


Tönel’in eşkalini verdiği bu kişiler, linç çağrıcıları!


Tönel, linç çağrıcılarını savunurken diyor ki;


"Ancak onların da bu tür yayıncılık tercihlerinde tehditler aldıklarını, küfürlere sövgülere maruz kaldıklarını biliyoruz duyuyoruz. Sanat gibi bir alanda hiç olmaması gereken bu aktöresiz saldırılara göğüs germe çabasındaki yayıncılar bu saldırılara karşı bir arada hareket etme kararı aldılar ve www.temiztiyatro.net adındaki siteden seslerini yükseltmeye başladılar."


Tönel, Büktel ve Bulunmaz’ı, adlarını vermeden, sinsice “eleştirmek”le birlikte, www.temiztiyatro.net sitesinin, yani kendisinin de içinde bulunmaktan “mutluluk” duyduğu linç çağrıcılarının adresini hiç ikirciklenmeden BİRGün okurlarına sunarak, linç kampanyasındaki figüranlık görevini “layıkıyla” yerine getirmekle birlikte, yeni figüranlara da “görev bilinci” aşılıyor.


Tönel’in adresini verdiği ve linç çağrıcılarının bulunduğu bu sözde “temiz”, özde kirli sitede bakınız Büktel ve Bulunmaz için neler söyleniyor?


"Tiyatro kamuoyunun tanıklık ettiği üzere, oyun ve dizi film yazarı Coşkun Büktel ve internet ortamını hesapsızca kullanan Hüseyin Hilmi Bulunmaz, kişisel site ve bloglarını sistemli aşağılama, hakaret ve küfür aracı olarak kullanarak Türkiye tiyatrosunun kurum ve kişilerine saldırmakta ve rencide etmektedirler."


Peki, bu “saptamalar” yapılırken, “aşağılama, hakaret ve küfür”ler orijinal kaynağı gösterilerek ve orijinal kaynağındaki bağlamdan koparılmadan herhangi somut bir kanıt yada belge sunulabiliyor mu?


Asla sunulmuyor, asla sunulamıyor! Linç kampanyası başlatanlar yada linç kampanyasında figüranlık yapanların klasik “numaraları”, orijinal kaynaktan asla somut kanıt yada belge göstermemektir. Gösterir gibi yapsalar bile, mutlaka orijinal kaynaktaki bağlamından kopararak göstermektir! Çünkü gerçekleri gizleyip yalanların hizmetinde kulluk yapanların niyetleri, bozuk giden bir şeyleri düzeltmek değil; doğru giden bir şeyleri bozmaktır. Doğruları yanlış olarak gösteremedikleri zaman da, okurların ikirciklenmelerini “sağlamaktır”!


www.temiztiyatro.net sitesinin ne kadar temiz olduğunu bir tek somut örnekle görmek mümkündür. 6 Mayıs'ta Taraf gazetesinde çıkan iftira yazısını kampanya bildirisiyle aynı sayfada ve "kampanyamız basında da yer buldu" ibaresiyle yayınladılar. Ama 11 Mayıs'ta, Taraf, Büktel'in cevabını yayınlayınca, "temiz tiyatrocular" okurları zehirleyen o yazının cevabı olan panzehiri yayınlamayı asla düşünmediler. Olay unutulsun diye, zehir yazıyı ana sayfadan çıkarıp bir başka sayfaya taşımakla yetindiler. Zehir hala sitede ama panzehirden tek cümle haber yok. Karşımızdakiler işte ancak bu kadar "temiz yayıncı"...


Tescilli yalancı Mustafa Demirkanlı’yla birlikte, tescilli sansürcü Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), tescilli tehditkâr bileyci Ömer F. Kurhan’ın başını çektiği ve linç çağrıcılarının tıka basa doldurduğu bu sözde “temiz”, özde kirli sitede imzaları bulunanlar, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’ın, her zaman için orijinal kaynaktan tanık, kanıt, belge göstererek yazı yazmalarına karşın, kendileri, orijinal kaynağını göstererek, bizim küfür ettiğimizi belgeleyemiyorlar. Çünkü biz küfür etmedik. Yalnızca, takma isimli sapıkları ve sapıkça tutumları, vahametlerine uygun ve "TDK Türkçe Sözlük"te "argo" bile sayılmayan sıfatlarla haklı olarak niteledik. Üstelik o sıfatların sayıca çok daha fazlasına haksız olarak muhatap olmuş, linççilerin sayısız yalan ve iftirasına maruz kalmıştık.


Peki iftiralarını gerçekmiş gibi gösterebilmek için ne yapıyorlar? Orijinal kaynaktaki bağlamından cımbızla kopardıkları sözleri kullanarak bizleri küfürbaz ilan edebiliyorlar. Herhangi bir bilgi, belgenin orijinal kaynağı niçin belirtilmez, orijinal kaynağa niçin link verilmez? Bunun tek bir açıklaması var; iftira atmak, saptırmak için... Orijinal kaynaktaki gerçekleri okurlardan saklamak için... Linç çağrıcıları da bunu yapıyorlar. Böylelikle, Adnan Tönel’i bile kandırabiliyorlar. Ya da Tönel "suçlu güçlülerle" aynı safta olmayı daha rantabl bulduğu için, gönüllü olarak kanıyor. Tönel de bu kervana katılıp, bu kampanyadaki figüranlığına sığınarak, sadece kendisini değil, “sol” değerlere sahip olduğunu iddia eden BİRGün okurlarını da bu gayya kuyusunun dibine boca etmek “şerefine nail oluyor”!


Linç kampanyası sürecini ve bu sürece neden olan Büktel/Bulunmaz belgeli, kanıtlı yayıncılık hattını incelemek için, www.coskunbuktel.com ile www.tiyatroyun.blogspot.com sitelerini izlemenizde yarar var.


Hilmi Bulunmaz

23 Ekim 2011 Pazar

MÜTTEFİKLERİ AHMET ERTUĞRUL TİMUR (NAM-I DİĞER 3. ABDÜLHAMİD) VE YALAN MAKİNESİ MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI İLE KÖPRÜLERİ ATAN Ö. F. KURHAN'IN ÇÖP KUTUSU

Yine Şu Afyon Meselesi, Ertuğrul Faciasının Devamı ve Demirkanlı’nın TTB Takıntısı(9 Mart 2009)


Türkiye Tiyatrolar Birliği Afyon ziyareti ve sonrasında çıkardığı sonuçları “Afyon’da Ortak Bir Akla İhtiyaç Var” açıklamasıyla duyurduğunda, TİYATROM’un maliki ve editörü Ertuğrul Timur sitesinde bir magazin köşesi açarak, son olarak hızını alamayıp "manşetlere" de taşıyarak, haberci değil de bi-haberci (“dezenformatör” diye de okunabilir) kimliğiyle yayınlar yapmaya başladı. Görenler derdin şu Afyon meselesi nedeniyle TTB bildirileri ile polemik yarıştırma sevdası olduğu izlenimi edinebilir; fakat bu bir yanılsama olacaktır.

TİYATROM’daki Ertuğrul hırçınlığının ve bu hırçınlığı Tiyatro Dergisi’ne taşıyarak örgütsel söylem dersleri vermeye kalkan Mustafa Demirkanlı’nın TTB takıntısı geliştirmesinin sebebi Afyon’la filan ilgili değildir. Sebep mülkleri sandıkları Temiz Tiyatro / Temiz Yayıncılık kampanyası sitesi üzerinden, bu kampanyaya damgasını vuran örgütlü iradeleri hiçe saymaları, ama TTB’nin örgütlü iradesine çarpmalarıdır. Bu da kendilerini Afyon çılgınlığına sevk etmiştir.

Afyon çılgınlığının bir başka aktörü Ali Çakalgöz’ün derdi farklıdır: Amatör bir topluluk olarak yapılanan Afyon Belediye Şehir Tiyatrosu’nda (AKBŞT) önüne geçemediği ayrışma ve kamplaşmanın kendisini tasfiye etmek isteyen kanadından intikam almak istiyor. Aralarındaki sorunun örgütsel tiyatro platformlarında ele alınması gibi bir talebi yok; mahkeme yoluna gideceğim diyor. Bir de Genel Sanat Yönetmenliği yetkisinin elinden alınmasına büyük bir öfke duyuyor.

TTB’ye tepkisi kişisel stratejisiyle tam kesişmediği için meydana geliyor. TTB’den destek değil, psikolojizminin uzantısı olmasını talep ediyor. Yoksa Ali Çakalgöz ve yönettiği topluluğa belediyenin altyapı olanaklarının açılması ve Afyon’da tiyatronun yapılandırılmasında dışlanmamaları gerektiği, TTB tarafından belediye yetkililerine açıkça ifade edilmiştir. Ali Çakalgöz’e de altyapı kullanımı konusunda belediyeye başvurmasını önermiş, verilen söz tutulmadığı takdirde yanında yer alacağımızı söylemiştik. Yani kendisine daha serinkanlı ve dışlama / dışlanma tuzaklarına düşmeden bir strateji izlemesinin sonuç alabileceğini anlatmaya çalışmıştık. Fakat o daha farklı ve tam da karşı karşıya kaldığı ağır suçlamaları (örneğin AKBŞT’de kralcılık oyunu oynadığı suçlamasını) doğrularcasına kişiselciliğin damgasını vurduğu bir yol izlemek istiyor. Olan da Afyon’daki tiyatro ortamına oluyor. Olabilir. AKBŞT deneyiminden gerekli dersleri çıkarıp çıkarmamak kendi bileceği bir iştir. Ayrıca önerdiğimiz stratejinin vahiy kuvvetinde bir doğruluk içerdiğini iddia edecek halimiz yoktur.

Ertuğrul Timur ve Mustafa Demirkanlı’nın Afyon’daki tiyatro kargaşasını ele alma biçimleri Temiz Tiyatro / Temiz Yayıncılık döneminde ve sonrasında sık sık eleştirme gereği duyduğum, bir yerden sonra eleştirmekten sıkıldığım kişiselci stratejilerinin uzantısı olmanın ötesinde bir anlam ve öneme sahip değildir. Yönettikleri sitelerin kelimenin gerçek anlamında haber sitesi olma özelliği yoktur. Kendi tanıklığıma da dayanarak gazeteci yetenekleri olduğunu kesinlikle söyleyebilirim, ama bu yeteneği açığa vuracak insan gücünden de, kararlılıktan da, alt yapıdan da yoksundurlar. Habercilik kaygısıyla Afyon ziyaretine giden TTB heyeti içinden bir kişiyle dahi görüştüklerini, sorular sorduklarını, notlar aldıklarını sanmıyorum. Haber ayaklarına gelirse haberci, gelmezse bi-habercidirler. Afyon konusunu dillerine dolayıp sanal âlemde atıp tutmaları, tamamen göstermeliktir ve kişisel hesaplarla ilgilidir. TTB’ye tepkili Ali Çakalgöz’le danslarını da bu nedenle sürdürmeye gayret edeceklerdir.

Geçmişte koskoca tiyatro camiasıyla dalgasını geçen ve hâlâ gerçek kimliği anlaşılamayan, küfür ve hakaretin neredeyse meşru bir söyleme dönüştürülmesini sağlayan Burak Caney’in peşine takılmış olmaları da, manipüle edilmek istenen ve bu nedenle Trabzon’dan İstanbul’a getirtilen genç tiyatrocularla kurdukları ilişki de, Tiyatro Oyun dergisi kapatıldığında mağdur hale gelen genç editörlerin güya haklarını savunma biçimleri de, son olarak yine manipüle edildiği açık genç bir tiyatro öğrencisini tekzip etme girişimleri de, Ali Çakalagöz ve yardımcısı Sultan Örenkaya’nın tepkiselliğini kullanma ihtirasları da dönüp dolaşıp kişisel hesapların konusu haline geliyor. Örgütlü iradeler devreye girdiğinde bazen bir şeyler değişiyor, akılcılık galip geliyor gibi oluyor, ama nihayetinde kişiselci tutumlarında ısrarcı olmayı sürdürüyor ve dayanamayıp “Yaşasın Örgütsüz Tiyatro!” çizgisine yerleşiyorlar. Öyle ki, örgüt bildirileriyle kişisel polemik yürütmeye çalışmak gibi komiklikler bile üretiyorlar. Elbette çeşitli biçimleriyle TTB’ye dönük sansür ve dezenformasyon silahlarını kullanmayı da ihmal etmiyorlar. Çünkü haberciliğe değil, bi-haberciliğe yatırım yapıyorlar.

Tiyatro alanında kamusal / örgütsel stratejiler güçlü bir şekilde devreye girmediği sürece kişiselci stratejilerin yarattığı kirlilik ve kargaşadan kurtulmanın imkânı olmayacak. Bunun bedelini de tiyatro ödeyecek. Zaman zaman sanal yazışma, sohbet ortamlarında genç tiyatrocular beni buluyor ve nedir bu olan bitenler diye soruyorlar; yanıtım her zaman şu oluyor: Bu işlerin uzağında durun ve bulunduğunuz bölgede tiyatroyu yerleşik hale getirme, geliştirme kavgasına odaklanın. Hiç kimse aynı zamanda tiyatro yaparak bu absürtüklerin düzenli takipçisi olamaz. Hele işin başlarındaysanız, takip etmek bir yana, sınırlı bir ilgi örgütlemek bile lüks hale gelecektir. Bu tip absürtlüklerle, tiyatro sanatının kişilikli bir şekilde icrasını kolaylaştırmayı hedefleyen örgütler uğraşmalıdır – o da kargaşa ve bulantının salgın haline gelir gibi göründüğü zamanlarda. Bunun ötesinde sonuç hem akıl hem emek ziyanı olacaktır.

Temiz Tiyatro / Temiz Yayıncılık sitesine bakıldığında, sonuç bildirisinde tiyatro yayıncılarının kamuoyuna verdiği bir söz olduğu görülecektir: “Tiyatro yayıncıları olarak bizlere düşen görev küfür yayıncılığını kınayan imza kampanyasını kalıcı bir sözleşme haline getirmektir. Bu da tiyatro alanında haber, yorum ve eleştiri kültürünü yol açıcı ilkelere kavuşturmaktan ve örgütlü bir duruş sergilemekten geçiyor. Bu anlamda, kampanya vesilesiyle gündeme gelen Tiyatro Yayıncıları Birliği projesini hayata geçirmenin kamuoyuna karşı sorumluluğumuz olduğunun bilincindeyiz.”

Ertuğrul faciasının ya da bu faciayı silah olarak kullanma alışkanlığını bir türlü terk edemeyen Mustafa Demirkanlı’nın geliştirdiği TTB takıntısının nedeni, Tiyatro Yayıncıları Birliği (TİYAB) projesinin evrimine ve bu evrim sırasında geliştirdikleri tavırlara bakılarak kolayca anlaşılabilir. Örgüt dersi vermeye kalkanlar “Yaşasın Örgütsüz Tiyatro!” demekteler. Öyle ki ortada bir TİYAB iradesinin kalıp kalmadığı tamamen şüpheli hale gelmiştir. Bir yıl önce sonlanmış ve süre giden güncel sonuçlarıyla tarihe mal olmuş bir kampanyayı manipüle etme ve asgari müştereklerin ötesine geçerek iradeleri gasp etme çabaları sonuç vermemiştir. Bu anlamda TTB bir engeldir; çünkü yeri geldiğinde örgütsel iradesini belli etmek gibi aslında çok sıradan bir işi yapmaktadır.

TTB'nin "Temiz Tiyatro Temiz Yayıncılık Kampanyasına İlişkin Bir Açıklama"sının yakıcı bir gündem yarattığını düşünmek yanlış olacaktır. Özel olarak Ertuğrul Timur olsun, Mustafa Demirkanlı olsun ne kınanmayı ne de protesto edilmeyi hak ediyorlar – sadece hızlarını alamayıp örgütleri manipüle etmeye kalktıklarında hak ettikleri cevabı alıyorlar. Yani çıldırmak serbest.

Bu arada: 12 Mart’ta Beyoğlu adliyesinde Laz Marks’ın yargılanması başlayacakmış. TTB de orada olacak. Orada buluşmak dileğiyle diyelim. Haber de dayanışma da bu tip ortamlarda üretilir. Benim tuzum kuru: Orada olsam da, olmasam da, örgütlü olmanın avantajını kullanacağım. İnsanım diyen ve aklına mukayyet olmak isteyen herkese tavsiye olunur.

(Kaynak: Ömer F. Kurhan TİYATRO YAZILARI)


***


Ayrıca bakınız:

LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan, LİNÇÇİ olmayan Nedim Saban'a dramaturgluk yapıyor!

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından, sansürcü, iftiracı yayıncı Ahmet Ertuğrul Timur'la (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) en son haberleşmemizin anatomisi!

LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi