Oğuzcan Önver sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Oğuzcan Önver sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

27 Temmuz 2016 Çarşamba

*** 


TIBOR DERY'nin BUDA'yla PEŞTE'yi birleştiren romanı: NİKİ 



Oğuzcan Önver
 
9 Ağustos 2011 


Tibor Dery (18 Ekim 1894-18 Ağustos 1977): Macar şair ve romancı, 1919 yılında Macar Komünist Partisi'ne katılıyor. 1952 yılında partiyle çatışmaya başlıyor. 1956'daki Macar ayaklanmasında yer aldı diye de 1957-1960 yılları arasında hapise atılıyor. Eserlerinde Budapeşte'yi eşşiz bir dille anlatan yazar, dadaizme ve gerçeküstücülüğe meylediyor. 


Yazarın yükte hafif pahada ağır romanı NİKİ'yi, Yankı Yayınları'nın 1974 basımından okudum. Barış Pirhasan çevirisi ufak tefek eksikliklerine rağmen oldukça yetkindi. 


Roman; Budapeşte'de yaşayan Ansca ailesinin hikâyesini, köpekleri NİKİ'yi merkeze alarak anlatıyor. Bayan Ansca'nın yaşam öyküsüyle köpeği NİKİ'nin hayatı kesiştirerek sade bir anlatım elde edilmiş. Tibor Dery'nin derinlere işleyen üslubu okuyucuyu daha ilk sayfalarda içine çekiyor ve 128 sayfalık kısa kitap bir solukta okunuyor. 


''...bu yüzden entelektüel olduğu halde kendisine güveniliyordu.'' Sayfa 20 


Dery'nin bu cümlesinden bir entelektüelizm eleştirisi çıkarabiliriz. Zira entelektüellerin güvenilmez olduğunu imleniyor. Sovyet yönetmen Andrey Tarkovski de; yazar, profesör ve bir iz sürücü'nün belirsiz bir bölgeye yaptıkları yolculuğu anlatan 1979 yapımı ''Stalker'' adlı filminde bir entelektüelizm eleştirisi yapar. Filmin sonunda iz sürücü, yazar ve profesörü hiçbir şeye inanmadıkları için suçlar. Büyük bir davanın adamı olmadıktan sonra bilgilerin bir anlamı olmadığını düşünür. Haklıdır da... 


Günümüz Türkiye entelijansiyasına baktığımızdaysa entelektüel olarak tanımladığımız insanların durumu esef vericidir. İktidarın elinde bir kuklaya dönüşen yazarlar, ödül mekanizmasına sıkışan şaircikler, devletten para almadan yaşayamaz hale gelen tiyatrocular, önümüze karanlık, karanlık olduğu kadar da öğretici bir tablo koyarlar. Cahil, sıradan bir devlet memurundan hiçbir farkı olmayan akademisyenler, entelektüelizmi sorgulamamıza yol açar. Kültür dediğimiz canlı bir ''şey''i öldürüp bu ölümden rant sağlayan ölü-seviciliği yaparak kültürü tekelleştirebileceğini düşünen aydınlarla karşı karşıyayız. 


Komünizmin, Macaristan deneyiminde gördüğümüz bir şey var: kötü bir sosyalizmin en az kapitalizm kadar acımasız olabileceği. Romanımızın baş-karakteri Bayan Ansca, 21 yıldır ülkesinin komünist partisine üye olmasına rağmen eşi ajan olduğu iddiasıyla içeri alındığında ve ondan 1 yıl sürece hiç haber alamayınca umutsuz bir döneme giriyor. Aç, parasız, yardıma muhtaç kalıyor ve komşuları bile ona selam vermekten kaçınıyor. Toplumun, üzerinde kurduğu bu baskıyı köpeği NİKİ'yle aşmaya çalışan Bayan Ansca'nın partiye olan haklı sitemi kitapta şöyle belirtiliyor: 


''... bir başka günde de parti hücre sekreterine, bir politik tutuklunun suçsuz karısını açlıktan öldürmenin, sosyalizmin çıkarları açısından kesinlikle gerekli olup olmadığını sordu.'' 


Bayan Ansca'yı anlamaya başladıkça günümüz Türkiye'sinde sol partilerin iktidarında neler yaşanabileceğini düşünmeden edemiyoruz. Acaba, söylemleri gün geçtikçe savruklaşan halkla arasındaki organik bağı bir türlü sağlamlaştıramamış dünyadaki temel sorun: emek-sermaye çelişkisini bir kenara bırakıp yerine ikincil sorunları birincilleştiren sol partilerin iktidarı, işçilerin artı-değerlerini sömürmeye devam edecek mi? Emin olamıyoruz. 


Sıkı Marksist kuramcı Georg Lukacs'ın ''Çağımızın en büyük insanı'' diyerek onurlandırdığı Tibor Dery'i okumak ve anlamak zorundayız. 
(Kaynak: Yazan Yöneten Oğuzcan Önver) http://jennisdwellingplace.blogspot.com.tr/

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Roman yazarı Oğuzcan Önver roman olmayan roman yazarını eleştirdi!

TUTKAL romanı yazarı Oğuzcan Önver diyor ki:

Peki, "Theope"ye bu haksızlıklar yapılırken, oyunun oynanmasını protesto eden, bu olayın sorumlularını sertçe eleştiren Coşkun Büktel, bu oyunun oynanması nedeniyle telif hakkı (para) almış mıdır? Para aldıysa, bu sert eleştiriler ne kadar meşrudur? Para aldıysa, bu eleştirilere kim, ne kadar inanır?

TIKLAYINIZ!


***


Ayrıca bakınız:

24 Temmuz 2014 Perşembe

Önver, Theope'nin ilk kez okunduğunda anlaşılamayacağını yazmıştı...

Oğuzcan Önver her zaman için tam ortadayken Hilmi Bulunmaz (gruba göre) solda!

Önver'in yazısı "Theope üzerine mütevazı düşünceler..."den tadımlık:

Theope, mutlaka ikinci, üçüncü... kez okunması gereken önemli bir oyun. Theope'yi, ikinci, üçüncü... kez okuduğunuzda, olayların kurgusunu, karakterler arasındaki dramatik bağlantıları daha iyi anlayabilir ve ilk okuyuşunuzda fark etmekte zorlandığınız ayrıntıları görebilir, repliklerden yepyeni zevkler alabilirsiniz.


(Kaynak: Oğuzcan Önver)

***

Ayrıca bakınız:

Çürük yazılar yazarak Bulunmaz'a İFTİRA atan Büktel'le dalga geçiliyor!

28 Haziran 2014 Cumartesi

Ukalâların 418 yıl önce doğmuş René Descartes'tan öğrenecekleri var!

Çeviri yapılırken, değer yitimine uğramış tadımlık yazıyı, düzeltmeden, olduğu gibi sunmamızın nedeni, bu ülkenin bir Descartes çıkarmasını bir yana bırakın, Descartes'ı anlamaktan uzak olduğunu anmsatmaktır!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

"OKUMUŞLAR, DOĞAL IŞIKLARI SÖNDÜRDÜKLERİ, BİLİNÇSİZ KİMSELERİN BİLDİKLERİ ŞEYLERDE KARARTILAR BULDUKLARI İÇİN, ONLARA, UZAMIN BURADA, AYRI BİR ŞEY GÖSTERMEDİĞİNİ BU TÜR FİLOZOFİK VARLIKLAR TANIMADIĞIMIZI ANIMSATIRIZ."

"Bununla beraber okumuşlar sık sık ince ayırımlar yaparak doğal ışıkları bile söndürdükleri ve bilinçsiz kimselerin bile her zaman bildikleri şeylerde bile karartılar buldukları için, onlara uzamın burada öznenin kendisinden başka ve ayrı bir şey göstermediğini ve genelde imgelem alanına gerçekten girmeyen bu tür filozofik varlıklar tanımadığımızı anımsatırız."

Descartes, Aklın Yönetimi İçin Kurallar, Türkçesi Müntekim Ökmen, Sosyal Yayınlar

***

İçinde "Descartes" adı geçen bâzı önemli yazıları okumak için tıklayınız:


Bulunmaz Tiyatro yeni yazarlar yetiştiriyor yada Oğuzcan Önver de var!


Nâzım Hikmet'in sözünü sansürleyen Fazıl Say'ın ağzının payı verildi...


Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları dökülürken, "ÖTEKİ" berbat ÖTESİ.


Oyun yazarlarımız, 418 yıl önce doğmuş René Descartes'tan ileri değil!


İki eliyle bir dilini doğrultamayan yazarların Descartes okumaması acı...

28 Mart 2014 Cuma

Dışarıda hayat gürül gürül akarken, ben yazı yazıyorum gün boyu! / HB

Öğle sonrası çekip, gece yayınladığım yukarıdaki fotoğrafın altına nasıl bir yazı yazacağımı düşünüyorken, Mesut Alptekin'in gönderdiği bir e-postayla karşılaştım. Mesut'a yanıt verince, bu fotoğraf için ayrı bir yazı yazmamaya karar verdim. Mesut'la aramızda geçen diyaloğu okuyunuz!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Mesut Alptekin - Şu kırmızı mumun üzerine yazdığın yazı (Yandıkça yok olup yok oldukça yanan mum, tam da diyalektik demektir!) mükemmel olmuş abi. Tarzının dışına çıkmışsın sanki; ama gerçekten müthiş bir şey yakalamışsın. İşte senden böyle metinler beklenir. Hayran kaldım yâni...

Hilmi Bulunmaz - "Sen rastlantı gereği bir fotoğraf çektin ve ben rastlantı gereği bir yazı yazdım!" sallapatiliği olmadı. Böyle bir yazı yazmaya karar verdiğim için, sana o fotoğrafı çekmeni söyledim. Her şey planlanmıştı. Benim gerçek yazarlık gücüm bu. İki nedenle yazarlığa önem vermiyorum. Bir: Türkiye'deki yazarlar yazarsa, ben yazar değilim... İki: Yazarlık gücümle insanları hayran bırakıp, onların yazarlık isteklerini öldürmek istemiyorum... Ozan Akgül, Oğuzcan Önver yada senin yazı yazma isteğinizin önünde engel olmak istemediğim ve bu arada toplumsal mücadeleme daha çok önem verdiğim, yâni dâvâları en çok önemsediğim için, yazarlık yada tiyatroculuk eylemini ikincilleştirdim!... Özetle: "YAKALAMADIM!" tam tersine "DÜZEYSİZ YAZILARI YAKALIYORUM!"


Mesut Alptekin - Bence hayranlık, öldürmek yerine, hevesi daha da güçlendiriyor. İmrenme durumu, şahsen beni daha nitelikli çalışmaya yöneltiyor...

Hilmi Bulunmaz - Genellikle hayran olup, heveslerini intihar ettiriyorlar... Oysa şunu çok iyi öğrendim: Aptal hayran olup bağlanır, zeki merak edip araştırır... Demek ki sen, "zeki" biri olarak yaşıyorsun... Sen, zâten toplumcu bir sanatçısın... Toplumcu sanatçılar, kendilerini değil, eylemlerini sergilerler. Böylelikle, eylemlere bakarak kılavuzluk edinen kişiler, yepyeni toplumcu eylemler oluştururlar.

***

Ayrıca bakınız:


Yandıkça yok olup yok oldukça yanan mum, tam da diyalektik demektir!

10 Aralık 2013 Salı

Mesut, kitabının kapağına emek harcadığı Oğuzcan Önver'i merak etti!

Mesut Alptekin ‏- Oğuzcan Önver "Büktel'in Ölümü" demişti! Ancak Coşkun Büktel o başlıktan sonra "İkinci Geliş"ini yaptı. Oğuzcan Önver nerede?

Hilmi Bulunmaz - Şunu mu demek istiyorsun? "Oğuzcan Önver, Bulunmaz Kültür Merkezi'nin asla ödün vermediği Leninci çizgiden uzaklaştı mı?" Kendisine bir e-posta atarak sorabilirsin!... 

"TUTKAL" kapağını tasarlamak için günlerce uyumayan Mesut soruyor...

Mesut Alptekin - Bir zamanlar, "TUTKAL" adlı romanın "bir yazar"ı (Oğuzcan Önver) vardı... Şimdi nerede? Merak ediyor, çok üzülüyorum...

Hilmi Bulunmaz - Hangi anlamda "NEREDE?" diye soruyorsun?... İkâmetgâhı Bayrampaşa'da. Okulu Kadir Has Üniversitesi. Eğer "Neden sanatsal üretimde bulunmuyor?" diye soruyorsan, bunun yanıtı kolay: Bulunmaz Kültür Merkezi'nden uzaklaşanlar sanatını ilerletemedikleri gibi, olağanüstü biçimde geriletir. Böylece üretemez duruma gelir! Sen kendinden bilmiyor musun?... Ne zaman Bulunmaz Kültür Merkezi'ne uzak dursan üretemiyor, ne zaman yakın gelsen çok güzel üretiyorsun!

3 Kasım 2013 Pazar

Reşitlerin LİNÇÇİ olduğu süreçte reşit olmayan O. Önver karşı çıkmıştı.

Coşkun Büktel ‏- Herkesin gözü önünde duran belgeli bir iftira karşısında "ben tarafsızım" demek mümkün mü? Oğuzcan Önver cevaplamış:
www.facebook.com/coskun.buktel/posts/693362254015221

Hilmi Bulunmaz - Bulunmaz Tiyatro mekânına bulaşan herkes gibi, "TUTKAL" romanının yazarı Oğuzcan Önver de, doğrudan, gerçekten, güzelden, iyiden yana tavır alarak, "İFTİRA" saldırısına göğüs geriyor!

***

Ayrıca bakınız:

Tüm her şeyi bir yana bırakarak okuyacağınız hoş bir roman: TUTKAL!

4 Ekim 2013 Cuma

Bulunmaz, Demirkanlı için kalem oynatan Reyhan Kayışlı'ya ders verdi!

Oyun'un notu: Avukatlara asla ve kesinlikle güvenmediği için, bütün dâvâlarına avukatsız giren Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın yazdığı ve acemi avukatlara ders niteliğindeki hukuk metnini sayfa düzenimize uydurmak için yeniden düzenledik. İçerik olarak hiçbir anlam kayması söz konusu değildir. Mahkemeye sunduğumuz hukuk metninin özgün hâlini okumak isteyenler, "Bulunmaz Tiyatro"nun linkine tıklayabilir:


                                                     ***


                                                    T.C.

İSTANBUL 
23. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA

DOSYA NO: 2013/205 E

KONU: "ENTELEKTÜEL / HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" (www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm) temel sponsoru Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı Yazişleri Müdürü Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın hukuk yanlışlarını açıklamaya çalışmak.

1 - "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" ana ve temel sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü "ASILSIZ İHBARCI" Mustafa Şükrü Demirkanlı, tiyatro dünyasında da haksızlıklar oluşturan bir kişi olarak tanındığı için, hukuka gerçek anlamda kesinlikle değer vermeyen acemi avukatlarla çalışmayı yeğliyor. Daha önce vekil olarak tuttuğu avukatlar Burhan Gün ile Volkan Eker'in hukukun üstünlüğü konusunda istekli olmayışlarından yararlanıp, bana karşı çeşitli dâvâlar açabilen Mustafa Şükrü Demirkanlı, avukatlar Burhan Gün ile Volkan Eker'in kendisini terk etmeleri yada onun bu avukatları azletmesi sonucunda, hukuka daha uzak bir avukat olan Reyhan Kayışlı'yı tutmuştur. Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı, müvekkiliyle özdeşleştiği için, benim hakkımda, İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesi, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi ve de İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi makamlarında yapay dayanaklara dayanan gayet garip dâvâlar açmıştır. 

Yukarıda saydığım mahkemelerdeki dâvâ dosyaları istenerek okunursa görülecektir ki, "ASILSIZ İHBARCI" Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı'nın "hukukun üstünlüğü" ilkesiyle hiç ilgisi bulunmamakta, sadece ve yalnızca vekillik yapmak istemektedir... "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" temel sponsoru Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü "ASILSIZ İHBARCI" Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı, elmalarla armutları hızla toplamayı, sapla samanı karıştırmayı, hattâ ayvalarla şeftalileri aynı küfeye yerleşterek, şeftalilerin ezilmesine neden olmayı iyice alışkanlık hâline getirmiştir. 

Ben, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ni değil, Mustafa Şükrü Demirkanlı'yı mahkemeye verip Demirkanlı hakkında tazminat dâvâsı açtım. Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın "Kültür Bakanlığı"ndan ödenek aldığını değil reklâm aldığını dile getirdim. Sonuç olarak sadece benim değil, devletin, halkın, emekçinin, işçinin ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerin çarçur edilmesi nedeniyle, saydıklarımın zarar gördüğünü dile getirdim. Bizim verdiğimiz vergilerle ayakta duran kurumları denetlemek, onlar hakkında görüş dile getirmek, bizim de Anayasal görevimizdir... Hiçbir kimse, hele ki, hukuka zerre kadar hiçbir değer vermeyen "ASILSIZ İHBARCI" Mustafa Şükrü Demirkanlı ve onun vekili avukat Reyhan Kayışlı, Anayasal görevimi yapmamı asla ve kesinlikle engelleyemez... Bunun için mahkemeleri etkilemeye çalışmalarına hiçbir izin vermem. 

"ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI" temel sponsoru Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin söz verdiği zamanda yayınlanmak yerine, günler, hattâ haftalar ve bâzen de aylar sonra yayınlanması, benim vatandaşlık ve tiyatro izleyicisi olma hakkımın çiğnenmesi anlamına bile gelmekle birlikte, ben, aynı zamanda profesyonel tiyatro sahibi olduğum için, bu derginin tiyatro sanatının düzeyini düşürmesi nedeniyle, ben de dolaylı olarak zarar görüyorum. Benim derdim, Mustafa Şükrü Demirkanlı'dan para tahsil edip, o parayı paşalar gibi yeme isteği değildir. Eğer mevzuat elverirse, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm kuleleriyle ilgili oluşan ciddî bir sorunu gidermek için, gerekirse alacağım "tazminat parası"nı Kültür Bakanlığı'na hibe edebilirim. Benim için para kazanmak ikincil konu!... 

Ayrıca, "Bulunmaz Kuyumculuk Yayıncılık Gösteri Sanatları Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi", Bulunmaz Tiyatro - İstanbul, Tiyatro OYUN Dergisi, Bulunmaz Yayıncılık vb. kuruluşların sahibiyim. Ben, asla para peşinde değil, hukuk peşindeyim. Benim savcılıklara suç duyurusu yapmadığını ima edebilen "ASILSIZ İHBARCI" Mustafa Şükrü Demkirkanlı'nın vekili Reyhan Kayışlı, avukatlık mesleğini bile, Adalet Sarayı'ndaki "Baro Odası"ndan alınan cübbenin giyildiği süreyle sınırlı tutabiliyor!... Oysa avukatlık, hukuka saygıyla orantılı ve insanın derisi gibi korunabilmesi gereken ince bir meslek olmalıdır. Yapamıyor!

Benim kişilik haklarıma değil, toplumun, tarihin, kanunu ve hukukun kişilik haklarına saldırı söz konusu olduğunu saptadığım için önemli dâvâlar açıyorum ve alacağım tazminatı da, İstanbul Devlet Tiyatrosu (İDT) reklâm kulelerinin kurtarılması koşuluyla Kültür Bakanlığı'na hibe etmeyi düşünüyorum. Tabiî ki, mevzuat elverirse... Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı, kendisini âdeta hukuksal fetva sahibi görerek, mahkemenin iradesini hiçe sayarak benim açtığım dâvâyı kabul eden mahkemeyi yasadışı ilân edebiliyor. Neymiş?!... Ben, tazminat dâvâları açmanın yasal olanağına sahip değilmişim!... En hafif deyimle avukat Reyhan Kayışlı kibar davranmayıp hukuk üstünlüğüne kömür çalıyor. Dâvâyı kabul eden mahkemeyi âdeta yasadışı ilân etme eylemine yönelen avukat Reyhan Kayışlı, mahkemelerden arınmış bir hukuk sistemi oluşturmak istiyor. İyi ki elinden böyle bir şey gelmiyor!

2 - Burak Caney, bana karşı iğrenç ve ilginç bir kampanya başlatmıştır... Bunu, dâvâlar açtığım dilekçelerin tümünde dile getirdim. Yineliyorum: Burak Caney ile Mustafa Şükrü Demirkanlı arasında, en azından eylem birliği anlamında müthiş benzerlikler var. Bu konuyla ilgili olarak, eğer olanak tanınırsa, yüzlerce, belki binlerce sayfa ciddî belge sunabilirim... 

Burak Caney, bir İnternet teröristi, bir sanal canavar, bir de kampanya düzenleyicisi olarak "ASILSIZ İHBARCI" Mustafa Şükrü Demirkanlı ve onun eylemlerini yapabilen adama benziyor. Benzerlikler, farklılıklar bulunması, ancak mahkemelerin işidir! Benim elimde devlet olanakları olmadığına göre, bu konuda söz sahibi olan doğal ki mahkemelerdir!... 

Bu arada, Demirkanlı hakkında tam tamına sekiz (8) dâvâ sürmektedir. Bunların üçü hukuk dâvâsı ve beşi de ceza dâvâsıdır. Ben mahkemelere güveniyorum. Avukatlara güvenseydim hakkımda açılan neredeyse yüz dâvânın birinde olsun avukat tutabilirdim. Türkiye'deki hukuk sistemi, avukatların iş oluşturabilmesi üzerine açık verdiği için, hukuk sistemini eleştirsem de, bu konudaki en büyük sorumlu yada sorumsuz şahıslar avukatlardır. Avukatlar, "suç ve ceza" denklemindeki karmaşalardan yararlanarak, paşa paşa para kazanma olanaklarına ulaşmaktadırlar!... 

"ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" temel sponsoru Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü "ASILSIZ İHBARCI" Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı, hukukî olarak herhangi bir söz söyleme yeteneğine sahip olamadığı için, Burak Caney ve IP üzerinde duruyor. Amacım, Burak Caney'le Mustafa Şükrü Demirkanlı arasındaki tıpa tıp benzerlikleri mahkemeye sunarak, mahkemenin bu konuda da hüküm vermesine yardımcı olmaktır. Bunun dışında da herhangi bir düşüncem yoktur; olamaz... Burak Caney'le Mustafa Şükrü Demirkanlı arasındaki benzerlikleri sadece buradan değil, onlarca dâvâ dosyasından da sürekli olarak sundum. Adliyelerin yoğunluğu, savcı ve yargıçların yorgunluğu nedeniyle, çoğul, nesnel, tümel hukuk anlayışıyla değil de, tekil, öznel, tikel hukuk anlayışıyla hareket edildiği için, Burak Caney&Mustafa Şükrü Demirkanlı bağıntısı kurulamıyor... Bağıntının kurulabilmesi için, İnternet ortamından, hukuk biliminden ve tiyatrodan anlayabilen bir "BİLİRKİŞİ RAPORU" metnine tartışmasız gereksinim vardır!... 

3 - Ben, avukat Reyhan Kayışlı'nın müvekkili Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın kampanya destekleyicisi değil, bizzat kampanya düzenleyicisi, kampanya önderi, kampanya sponsoru olduğunu kanıtlayan belge, bilgi, bulgu, delil, kanıt ve tanık sundum. Bunları görmezden gelen Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı, mahkeme yargıcına karşı illüzyon yaparak, kendilerinin hukuk dosta ve benim hukuk düşmanı olduğumu anlatmak isteyen bir gayret içerisine girip, nafile bir çaba uçurumuna yuvarlanıyor. Ben, adliyenin yoğunluğu, savcı ve yargıçların yorgunluğu nedeniyle, şimdiye dek, hemen hemen hiçbir kimse hakkında dâvâcı ve/ya şikâyetçi olmamıştım. Ancak, şöyle bir ilkem vardı: Benim hakkımda dâvâcı ve/ya şikâyetçi olanları, ben de, dâvâ ve/ya şikâyet edecektim. Bunu ciddî bir uyarı olarak algılamayan linç kampanyası düzenleyicileri ki, başta dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı ve onun vekili avukat Reyhan Kayışlı, onların açmış/açtırmış bulundukları dâvâların sonuçlanmasının hızını da hesap ettiğimizde, yaklaşık olarak birkaç yıl sonra dâvâcı ve şikâyetçi olmaya başladım. Bu nedenle, "Davalı söz konusu mantık ve hukuk dışı iddialarını birçok şikâyet ve dava dilekçesinde dile getirmiş, ancak müvekkil hakkında davacının kişilik haklarını zedelediği yönünde hiçbir mahkeme kararı çıkmamıştır." diyerek, zamana oynayıp, müvekkilleri hakkında açtığım/açtırdığım sekiz (8) dâvânın göz kaçmasını sağlayarak, edilgen bir dille de olsa "YALAN" söylüyor. Benim şimdiye dek saptadığım kadarıyla ki, onlarca kez, belki yüz kez soruşturmaya, kovuşturmaya uğrayan bir kişi sıfatıyla söylüyorum, avukatların birçoğu "YALAN" söylemeyi meslek anlayışı hâline getirmişler. Ben, neredeyse yüz kez soruşturmaya, kovuşturmaya uğrayan biri olmakla birlikte, sadece ilkokul mezunu bir insan olmama karşın, hiçbir zaman için asla ve kesinlikle avukat tutmamanın mantığını da bu vesileyle açıklamış olayım. Çünkü ben, "YALAN" söylemeyi, "YALAN" söyletmeyi günahım kadar olsun sevmiyorum. "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" olarak anılan olay, sadece benim ağzımdan dile getirilmiyor. Örnekse, Coşkun Büktel, Feridun Çetinkaya, Mehmet Cemalettin Bulunmaz, Mesut Alptekin, Oğuzcan Önver, Turgay Topal tarafından yazılı olarak dile getirilmekle birlikte, sözlü olarak da birçok kişi tarafından dile getiriliyor. "ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI" onlarca tiyatrocu tarafından değil, avukat Reyhan Kayışlı'nın müvekkili dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı tarafından örgütlenen tam tamına 1100 kişi tarafından meydana getirildi. Benim "küfür ve hakaret" eyleminde bulunduğumu dile getirerek, bana "İFTİRA" atan Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı hakkında, Türk Ceza Kanunu'nun 125., 267., 271. ve benzeri maddelerinde "KAMU DÂVÂSI" açtırmanın yanı sıra, 100.000,00 TL'den az olmamak üzere, "MANEVÎ TAZMİNAT" dâvâları da açacağım. Dikkat buyurunuz; dâvâsı değil, dâvâları açacağım. Bir dâvâ değil, birçok dâvâ, belki onu (10'u) aşkın dâvâ açacağım. "ASILSIZ İHBARCI" dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı, daha şimdiden para biriktirmeye başlarsa, kendisi için çok hayırlı olur. Benim ve Coşkun Büktel'in sanatsal ifade olanaklarını ilga ve imha etmek için 1100 kişi tarafından imzalanıp, kamuoyuna sunularak, bir örgütlülük disiplini içerisinde vücuda gelen "ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI" bildirisinin dördüncü paragrafında, benim bir "LİNÇ GİRİŞİMCİSİ" olduğum bildirildi. Ben, ilkelerim gereği, bana "LİNÇ GİRİŞİMCİSİ" diyen hiç kimse hakkında dâvâcı ve/ya şikâyetçi olmadım. Çünkü ben, yazının gücüne güvendiğim için, yazıyı yazıyla yanıt verdim. Ben, bana tokat atana tokat atar, tükürene tükürür, yazı yazana yazı yazarım. Benim eşitlik anlayışım adalet üzerine tesis edilmiştir. Başka türlüsü benim demokrasi anlayışıma, doğal yapıma aykırıdır. Ancak, bana "LİNÇÇİ" diyen kişilere, ben de, "LİNÇÇİ" demeye başlayınca, yazı yazma yetenekleri bulunmayan 1100 kişilik "ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI" örgütü elemanları, benim hakkımda, neredeyse yüz kez soruşturma, kovuşturma başlattılar. Örnekse, dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı, benim hakkımda onlarca kez soruşturma, kovuşturma başlatmakla birlikte, bir kez de, kendisini hiç ilgilendirmeyen bir konuyla ilgili olarak, "T.C. İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI ÖZEL SORUŞTURMA BÜROSU" makamına, hem de, "DEVLETE KARŞI SUÇ İŞLEDİĞİM" yönünde iddia ederek, "ASILSIZ İHBAR" suçunu işledi. Bunun için de, koşullarım elverdiğinde, "ASILSIZ İHBARCI" dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı hakkında suç duyurusunda bulunmakla birlikte, suç duyurusu kabul edildiği ân, 200.000,00 TL'den az olmamak üzere, "MANEVÎ TAZMİNAT DÂVÂSI" açacağım. Beni, neredeyse zihinsel özürlü olarak göstermek isteyen "ASILSIZ İHBARCI" dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı ve onun "YALAN" söyleme alışkanlığı edinmiş vekili avukat Reyhan Kayışlı, hiç utanmadan şunu söyleyebilmektedir: "Hukuk kişilerin zihinsel dünyasındaki algılarla değil, somut olay ve kanıtlarla ilgilenir." Baştan aşağı, tepeden tırnağa, sağdan sola, soldan sağa belge, bilgi, bulgu, delil, kanıt, tanık olgularıyla dolu savunma metinlerimi birer sümüklü kağıt mendil sanan "ASILSIZ İHBARCI" dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı ve onun vekili Reyhan Kayışlı, henüz 6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu metnini bile okumaya üşenmiş olmalılar ki, bu kanunu ezbere bilen yargıca karşı illüzyon oluşturmaya yelteniyorlar. Benim, İnternet ortamında da olsa, sanal biçimde de vücuda getirilmiş bulunsa, "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" ile "LİNÇ" edilmek istendiğimi, en azından tiyatro dünyasında, Mısır'daki Sağır Sultan bile duydu. Örnekse, "ASILSIZ İHBARCI" dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın yakın arkadaşı ve/ya bir yakını olduğunu sandığım İRFAN ASLANBAŞ, bizi fiziksel olarak da "LİNÇ" etmek için, Coşkun Büktel'le beni Galatasaray Lisesi'ni önüne çağırıp, şöyle söyledi:

"BIRAKIN KENDİNİZİ KANDIRMAYI //// KAÇ GÜNDÜR ŞU DUVARA BİR ŞEY YAZMA İRFAN DİYE TUTUYORDUM KENDİMİ AMA DAYANAMADIM ERTUĞRUL ABİ GERÇEKTEN ÇOK HAKLI

ARKADAŞLAR BU CİĞERİ BEŞPARA ETMEZLERLE UĞRAŞILMAZ BIRAKIN UĞRAŞMAYI BUNLAR İÇİN HAYATINIZI BİR DENGESİZLİĞİN İÇİNE SÜRÜKLEMEYE BİLE DEĞMEZ (ERTUĞRUL TİMUR DEDİĞİNİZ ADAM YERİ GELDİ EVİNDE KARISININ İKİ KELAMINI DERDİNİ ÇOCUĞUNUN SORUNLARINI DİNLEMEYİ BIRAKTI NEYMİŞ


TİYATROCULARIN YALTAKLIKLARINA HABER TAŞIYCAK DİYE SİTEYE HARA GÜRELE HABERLER TAŞIDI BİR DÜNYA İŞTE BULUNDU GENÇLERİ TOPLADI TİYATRO AŞKINA NE OLDU YİNE BU CİĞERİ PEŞPARA ETMEZLERDEN HAKARETLER KÜFÜRLER YEDİ 2 PİŞMİŞ KEDİ ADAMIN RUH HALİNİ BOZDU) HADİ TOPLANIN BİRİLERİNİN KAFASINI GÖZÜNÜ PATLATALIM DESEM ?????????? GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA ????? HERKEZMİ TİYATROCU OLDU???"


Bu belge bile, durumun ne kadar vahim olduğunu kanıtlıyor. "ASILSIZ İHBARCI" dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın başlattığı 1100 kişilik "ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI" sürecindeki elebaşı olan Ahmet Ertuğrul Timur'un yayınladığı www.tiyatrom.com sitesinde yayınlanan bu yazı, mahkeme süreci başlamaya başlayınca yayından kaldırılmasına karşın, biz, bu belgeyi, turşu kurmak için değil de, günü geldiğinde kullanılmak üzere, "hukuk arşivi" kısmına not ettik. Evet, şimdi günü geldi ve Sayın Yargıç okusun diye buraya da eklemiş oldu.

Yaptıkları işlerin "SUÇ" olduğunu bilen şahısların ruh yapısıyla parmak titreterek sözüm ona hukuk metni yazan "ASILSIZ İHBARCI" dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı, "SUÇ" ögesini "ES" geçemediği için, zamanaşımı kavramına sığınıyor. Ancak, benim bildiğim kadarıyla, "İFTİRA SUÇU" için zamanaşımı "ALTI YIL" olarak saptanmıştır. Koşullarım elverirse, "ASILSIZ İHBARCI" dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı ve onun vekili Reyhan Kayışlı hakkında "İFTİRA SUÇU" nedeniyle "KAMU DÂVÂSI" açmaya çalışacağım. 1100 kişinin tümü zamanaşımı kavramına sığınmak istedikleri için, ikide bir benim hakkımda "ASILSIZ İHBAR" eylemine yöneliyorlar. Hemen hemen her gün adliye - karakol arasında mekik dokumak zorunda kaldığım için, bırakınız dâvâ açmayı bir yana, doğal hayatımı bile sürdüremiyorum. Bu nedenle, mevzuat elverirse, dâvâlı ve vekili hakkında "KARŞI DÂVÂ" açılmalıdır. Mevzuat elvermezse, zâten ben dâvâ açacağım.

4 - "ASILSIZ İHBARCI" dâvâlı Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın vekili avukat Reyhan Kayışlı, kendi işine gelen dâvâ dosyalarını sıralarken, şu dâvâ dosyalarının hiçbirini sıralamayı asla "akıl etmek" istememiş:

HAKARET DÂVÂLARI
İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/663
İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/523
İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMİSİ 2010/8
İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/843
İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/551
İstanbul 12. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/664
İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi 2012/943

İFTİRA DÂVÂSI

İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi 2013/201

TAZMİNAT DÂVÂLARI

İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/481
İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/205
İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/230
İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/205

Ayrıca, İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi 2011/3131 E, yeniden görülmek üzere, Dosya No: 2013/268 E aynı mahkemede muhakeme edilmektedir. Olay ve olguları kendi çıkarları yönünde değerlendirenler, nesnel davranmamaktadır.

5 - Benim hakkımda yüz civarında soruşturma, kovuşturma başlatan kişiler, benim kendilerine karşı, benim ölçülerime göre son derecede düşük düzeydeki tazminat talebini "FAHİŞ DÜZEYDE" bulmaları şaşırtıcıdır. Bir hukuk metni bile yazmaktan yoksun kişilerin, hukuk felsefesi konusunda derinleşen kişiye (Hüseyin Hilmi Bulunmaz'a) "HAKARET" düzeyinde nitelemelerde bulunulmasını asla ve kesinlikle kabul etmiyoru.

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıkladığım gayet net, oldukça somut, çok anlaşılır nedenlerle, dâvâlı ve onun vekili avukatın haksız ve hukukî dayanaktan yoksun dilekçesinin reddi ile mevzuat elverirse, hukuk konusundaki deneyimsiz avukatın duruşmalardan alıkonulması gerekmektedir. Ayrıca, UYAP'tan alınacak bilgiler doğrultusunda, benim adım (Hüseyin Hilmi Bulunmaz) geçen tüm dâvâların birer birer incelenip, ciddî bir hukukî ve sanatsal içtihat oluşturulması gerekir. Çünkü bu dâvâ, tekil, tikel, öznel, soyut bir dâvâ değil, çoğul, tümel, nesnel, somut bir dâvâdır. Bu dâvâda, mutlaka "BİLİRKİŞİ RAPORU" gerekmektedir. Bu dâvâ, ancak "DİYALEKTİK HUKUK" yöntemiyle algılanabilir. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim. 03.10.2013

DÂVÂCI HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ


EKLER:

1 - İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi 2010/8 BİLİRKİŞİ RAPORU
2 - İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemes 2010/337 BİLİRKİŞİ RAPORU
3 - İstanbul 29. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/397 Değişik İş belgesi
4 - İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/268 Yeniden görülen dâvâ

20 Ağustos 2013 Salı

Büktel, "armudun sapı üzümün çöpü"nü değil, eleştirinin özünü görüyor!

Coşkun Büktel ‏- OĞUZCAN ÖNVER'İN ÜÇ YIL ÖNCE YAZDIĞI "THEOPE ÜZERİNE MÜTEVAZI DÜŞÜNCELER" BAŞLIKLI YAZISINDAN İKİ ALINTI:
www.facebook.com/coskun.buktel/posts/650760244942089

Hilmi Bulunmaz - Coşkun Büktel, üzerinde gayet emeğim bulunan romancı Oğuzcan Önver'in eksikliklerini, taşkınlıklarını, yanlışlıklarını dikkatlere sunmak yerine, tamlığını, ılımlılığını, doğruluğunu sunuyor!

31 Mart 2013 Pazar

Bulunmaz, Demirkanlı'nın niyet okuma tekerine yine çomak soktu!

Türk tiyatro sahasındaki faullü hareketleri nedeniyle kırmızı kartla tribünlere ihraç edilmek üzere olan Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı, niyet okuma seanslarından medet ummaya başladı!...



"Bâzen ben isimleri veririm, bâzen de isimler kendilerini verir!..."
Coşkun Büktel



Hilmi Bulunmaz
31 Mart 2013

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Kurucusu Eski Sahibi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı, 21 Mart 2013 tarihinde, "Bulunmaz Büktel'in İlke Düşkünlüğü…" 

başlıklı bir yazı yazdı. İşlerimin aşırı yoğunluğu ve yorgunluğum nedeniyle tam on gündür değerlendiremediğim, eleştiremediğim, üzerinde sakin sakin düşünüp yanıtlayamadığım bu yazıyı, tam on gün sonra, nihayet değerlendiriyor, eleştiriyor ve üzerinde sakin sakin düşünüp yanıtlıyorum. Tabiî ki yazıyı, her zaman yaptığım gibi, bir diyalog örgüsüyle değerli okurların dikkatine sunuyorum.

***


Demirkanlı - Tiyatro insanlarının bıktığı, doğduklarına pişman oldukları/edildikleri, gerçekten bıkkınlık yaratan: Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanan bu ikiliden kurtulmak çok zor…

Tiyatro adına elle tutulur bir katkıları, başarıları olmamasına karşın, tiyatro insanlarına yönelik küfür-hakaret ve aşağılamalarıyla var olabilen, her türlü gerçek dışı açıklamaları karşısında hayretler içinde kalınmasına rağmen, çaresizlik içinde kıvranmanın acısı çok ağırdır ama bu dünyanın bir gerçeği olduğu için yaşanmak zorundadır, hele hele gazeteciyseniz bu sizin için artık bir zorunluluk noktasındadır.

Bulunmaz - Tiyatroyu sanat için değil, sadece ve yalnızca kendi menfaatleri için yapan tiyatro esnafının bizlerden bıkması, bizim toplumsal işlevimizin geçerliliğini kanıtlıyor. Tiyatroyu toplum için değil de, cüzdanlarının şişkinliği için yapan egoları şişkin kişilerin doğduklarına pişman olmaları, gerçekten sevindirici bir durum... 


Biz, tiyatroyu tiyatro için, sanat için, toplum için değil de, nasırlı vicdanlarıyla şişkin cüzdanları için yapan bencil tiyatro esnafını doğduğuna pişman etmek istiyoruz. En azından, bende tam böyle bir tiyatral, sanatsal, toplumsal duyarlılık var. Ben, biz (Bu, "biz" sözcüğü, "Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz" dar anlamıyla değil, ben, halkımız, tüyü bitmemiş yetim ve emekçiler anlamında, bu bağlamda kullanılıyor!) dünyanın bizim etrafımızda döndüğünü düşünmemiz, sanmamız, son derecede doğal bir durum... Çünkü biz, tiyatral, sanatsal, toplumsal kültür değerlerini üreten kişiler olarak, tabiî ki, dünyanın bizim etrafımızda, hattâ bizim sayemizde döndüğünü düşünme, bunu böyle sanma hakkına sahibiz. Bizden kurtulmanız zor, çok zor, hattâ olanaksız. Çünkü biz, halkın, tüyü bitmemiş yetimin ve emekçilerin hakları için mücadele ediyoruz... Sizin gibi davranıp, nasırlanmış vicdanların iğrenç uzantılarındaki şişkin egolar rüzgârına binip, şişik cüzdanlar için koşturmuyoruz...

Coşkun Büktel'in, başta "Theope" oyunu, "Ölüleri Gömün" çevirisi olmak üzere, elle tutulur birçok oyunu, romanı, eleştiri kitabı var! 


Ben, daha önce de, neredeyse yüzlerce kez dile getirmek zorunda kaldığım gibi, somut, çok somut, pek somut işlere imza atmıştım! 


Ayrıca, sanatsal çalışmalar, sanatsal ürünler, salt somut olan değil, somut olandan çok öte, soyut olanla ilgilidir. Sanatsal çalışmaların özünde, tözünde imgesellik vardır. İmgenin de en damıtık hâli şiir sanatıyla tartılır... Ben, binlerce şiir yazıp, üç şiir kitabı yayınladım. Yüz civarında irili ufaklı oyun yöneterek, onlarca da oyun yazdım. Binlerce sanatçı adayı yetiştirdim. Onlarca yazar adayı yetiştirdim. Onlarca dergi ve kitap yayınladım. Tüm bunlar elle tutulur, gözle görülür, kulakla duyulur, burunla koklanır, dille tadılır ögeler...

Daha iki sözüyle bir dilini doğrultmaktan yoksun birilerinin, sanık sandalyesinden sıçrayarak, savcı koltuğuna ve de yargıç makamına kurulup, bizlerin yaptıklarını sorgulaması, bizim yaptığımız işlerin çok başarısız olduğunu dile getirmesi, son derecede komik, trajik, hattâ trajikomik olsa da, tirajı komik dergilerinde debelenmekte olan bu kişilerin söylediklerine hiçbir değer vermesek de, tarihe ve topluma karşı sorumluluk bilinci içerisinde bulunduğumuz için, yine de, onların sorduğu saçma sapan sorulara yanıt verme gayreti içerisine girmek durumunda kalıyoruz. Kendisi "roman" etiketiyle piyasaya sürdüğü, hiçbir yazınsal değeri bulunmayan basit kağıt yığınıyla, kendi yakın çevresine zarar vermek uğruna çiziktirdiği değersizlikler ile göğüs kabartmak temrinleri yaparken, bizim gibi imgesel değerlere gönül düşürmüş sanatçı insanlara karşı LİNÇ KAMPANYASI düzenlemesi, kişilerin karanlık düşünü kanıtlar.


Biz, tiyatro sanatına varlıklarıyla küfür eden ve tam tamına 1100 KİŞİLİK KİŞİLİKSİZ KİŞİ olarak tanımladığımız beceriksiz 

LİNÇ KAMPANYASI askerlerine karşı savaşım verirken bile, hiçbir zaman için hakaret, küfür, iftira suçlarına bulaşmamaya büyük özen gösterdik. Bunun en somut, en elle tutulur belgesi de, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı tarafından "BERAAT" edilmemdir. "Maymunun götü kırmızı, Ömer Faruk Kurhan'ın her yeri..." mealinde söylediğim sözler, önce "BİLİRKİŞİ RAPORU" ile, ardından da "BERAAT" kararıyla, benim lehime sonuçlandı... Bu sonuç, bizim, hakaret, küfür, iftira suçuna teşne olmadığımızın önemli göstergelerinden biridir. Biz, tiyatro namusu peşindeyiz!...

Biz, her koşulda, her zaman için, gerçeklerden yana, gerçekler için, gerçeklerin yüzü suyu hürmetine yayın yaparken, bize, gerçeklere aykırı yayın yapıyormuşuz etiketi yapıştıranlara sadece acırım... 
İki sözüyle bir dilini doğrultamayan birilerinin, kendilerini "gazeteci" olarak sunması, bu ülkenin ne kadar komik, ne kadar trajik ve ne kadar trajikomik olduğunu kanıtlar. Tirajı komik bir derginin baş sorumlusundan da, ancak böylesine boş bir üfürme beklenebilir...

***


Demirkanlı - Şimdi, anlamını sonra kavrayacağımız, ilişki kuracağımız şu ulvi cümleyi aklımızın bir kenarına yazalım.


Bulunmaz - LİNÇ KAMPANYASI ana sponsoru Tiyatro... Tiyatro... Dergisi yöneticisi Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı, her sözcüğün bir kavram, her tümcenin bir yargı ve her paragrafın bir düşünce olduğunun farkında bile olmadığı için, bu net gerçeği asla ve kesinlikle öğrenemediği, düşünsel derinliği bulunmayan bir evrene mahkûm olan bir "gazeteci" olduğu için, aklına ilk gelen yada tombala torbasından ilk çektiği sözcükleri arka arkaya sıralayarak, kendisi gibi cahil olan okurunu avlıyor... 


Demirkanlı "Sitemin başlığına ('banner') koyduğum 'İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim'"  (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Vallahi, Coşkun Büktel'in çok önemli bulduğum bir sözü bu... Sayın Sanık Demirkanlı, bu sözü buraya aktararak ciddi bir iş yapmış. Kendisini tebrik ederim. Umut kesmemek gerekir...


Demirkanlı - Bir insan, sitesinin başına "banner"ı, bir özdeyiş olarak lanse etmeye çalışıp, "ilke" olarak belirleyip koyuyorsa ve de kendisini "dürüstlüğü ile maruf" olarak tanımlıyorsa, ciddiye almamız gerekir… diyerek şimdilik yakın arkadaşı H. Hilmi Bulunmaz'a bakalım.


Bulunmaz - Demirkanlı, işi dalgaya vursa da, söylediği bu sözü önemsiyoruz... Dürüst insanların, kendilerine "dürüst" demesini önemsemeye başladığına göre, Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı'da bile çok önemli bir gelişme var demektir!... 


Demirkanlı "Tiyatro yayınları, Bulunmaz'ın, Bilgin'e açık teklifine ne diyecek?..." (H.H.B.)


Bulunmaz - Ben, kendi cebimden verdiğim, halkımın cebinden verdiği, tüyü bitmemiş yetimin cebinden verdiği, tüm emekçilerin ceplerinden verdiği vergilerle beslenen Devlet Tiyatroları Genel Müdürü K. Lemi Bilgin'e çok açık, gayet net bir teklifte bulunup, "Bulunmaz Tiytaro & Devlet Tiyatroları İşbirliği" ile tiyatro kitabı basma önerisi götürdüm. Birlikte saptayacağımız kitapların baskı masraflarını ben karşılayacak ve bunun karşılığında da, herhangi bir maddi / manevi çıkar gözetmeyecek, basılacak kitapları, Devlet Tiyatroları izleyicilerine, hiçbir ücret almadan armağan edeceğiz...


Tüm tiyatro yayıncılarının bu teklife balıklama atlayıp, bu teklifi başlarının üzerinde taşımaları gerekirken, hemen hemen hiçbir tiyatro yayıncısı, bu konuda serçe parmağının uzun tırnağını bile kıpırdatmazken, kıçlarını sıcak koltuklarından bir milim olsun hiç kaldırmadılar... Sadece ve yalnızca Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı, şu ânda bile kılı kırka yararak değerlendirmeye çalıştığım saçmalığını kusmakla birlikte, bir iki tane de, "facebook bataklığı saçmalığı" yumurtladı. Böylece, tiyatro yine irtifa yitirdi... 

Gerçekten çok merak ediyorum: Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin verdiği vergilerle beslenen K. Lemi Bilgin'den "reklâm" adı verilerek avuç dolusu para (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı, ulûfe) alan tiyatro yayıncıları, neden serçe parmaklarının uzun tırnaklarını bile kıpırdatmadıkları gibi, neden resmî tiyatro kurumlarından aldıkları sözde reklâmlarla şişmiş kıçlarını sıcak koltuklarından bir milim kaldırmıyorlar hiç?

Demirkanlı
- Bize sorulmuş soru. Yanıtlayalım: Bize ne? D.T.'ye bir öneride bulunmuşsun, kendinden menkul bir öneri, öneri denebilirse tabii (Unutanlar için hatırlatalım, bilmeyenler için de bilgi sunalım, bir iki ay önce de aklına esivermiş, ödenekli kurumlarla ortak dergi çıkarmayı önermişti ya da önerdiğini sanmıştı ya da bizim öyle sanmamızı istemişti: Devlet Tiyatroları, İ.B. B. Ş. T. -Hani İ.B.B. Korsan Tiyatroları dediği kurum-, Kocaeli B.B. Şehir Tiyatroları ve Bulunmaz Yayıncılık, hatta yazar kadrosunu da belirlemiş, Büktel'i de yazar kadrosuna dahil etmişti. Kendinden menkulden kastım buydu…) bizim ne dememizi bekliyorsun/uz? Ne isterseniz yapın. Bize ne? Yapın ama asgari nezaket kuralına uyarak yapın bari…


Bulunmaz - Tabiî ki size sordum! Tabiî ki sana sordum!! Tabiî ki bütün tiyatro yayıncılarına sordum!!! Tabiî ki bütün resmî tiyatro kurumlarından aldıkları reklâmla beslenen tiyatro yayıncılarının bütününe, hepsine, tamamına, tümüne sordum!!! Tabiî ki LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Sahibesi Sayın Gülhan Avşar Demirkanlı Hanımefendi'ye sordum.


Ey sen, siz, hepiniz, tiyatro yayıncılarının bütünü, hepsi, tamamı, tümü, istediğiniz kadar "Bize ne?" diyerek soruyu görmezden gelip serçe parmağınızın uzun tırnağını bile asla kımıldatmak istemeyin, istediğiniz kadar kıçınızı koltuklarınızdan bir milim bile kaldırmak istemeyin, biz, bu soruyu ikide bir taa burunlarınızın deliğine dek, taa gırtlağınızın içine dek dayamaya kararlıyız... Çünkü biz, halkın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin haklarını savunan toplumsal avukatlar olarak, bütün halkın kültürel değerlerini korumaya alan kültür komiserleri olarak soluk alıyoruz. Bizden asla kurtuluş yok!


Ben, biz, halk, tüyü bitmemiş yetimler, bütün emekçiler, sen, siz, halk karşıtları, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenler, tüm emek karşıtları, serçe parmaklarınızın uzun tırnaklarınızı kıpırdatmak, kıçlarınızı koltuklarınızdan bir milim olsun kaldırmamak ve birer çakma Oblomov olarak yaşamaya devam etmek istedikçe, biz de, burnunuzun dibine dek sokulup, tarihsel ve toplumsal değerlerin çarçur edilmesine ısrarla ve inatla karşı çıkmaya devam edeceğiz!...


Ben, her zaman için, resmî tiyatro kurumlarının yöneticilerine hep yeni, yepyeni öneriler getirip sunmaya devam edeceğim... Ben, bu önerilerimin içerisinde Coşkun Büktel'in adını sürekli anacağım... Ben, o ciddi, o önemli öneriyi getirirken, Büktel'den yada herhangi bir başka kişiden izin yada onay almadım. Ben, önerilerimi halkın nezdinde yazarım, dileyen halktan yana, tarihten yana, toplumdan yana davranır, dileyen de bu değerlere karşı çıkar. Bu kadar basit... Sahi, sen neden bu kadar rahatsız oluyorsun ki, be Mustafacığım?!


Demirkanlı - "'Bulunmaz Tiyatro ve Devlet Tiyatroları İşbirliğiyle' başarılı, ciddi, değerli, hoş, önemli oyun yazarlarımızın kitaplarını basarak, halka olan borcumuzu ödeyelim... İlk kitap olarak, Musahipzâde Celâl'in 'Yedekçi' oyununun tıpkıbasımı ile başlayabiliriz. Paralar bizden..." (Hüseyin Hilmi Bulunmaz)

Bulunmaz - Sözümün arkasındayım. Hem de, bu sözü verdikten çok kısa bir zaman sonra, Reşat Nuri Güntekin'in bile MASON olduğunu öğrenmeme karşın, sözümün arkasında durmaya çok kararlıyım... Madem ki, benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin verdiği vergilerle ayakta duran bir Devlet Tiyatroları var (ki emekçilerin birçoğu Devlet Tiyatroları'na hiç adımını bile atmadan ömürlerini tamamlayabiliyorlar), o hâlde, ben de, işimi gücümü aksatma pahasına bile olsa, Devlet Tiyatroları'na sürekli olarak önerilerde bulunmaya devam edeceğim. Evet, aynen öyle: 


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN"

Demirkanlı - Bu nasıl bir densizlik ya da ciddiyetsizlik? Paralar, kuyumcudanmış! En basit bir iş önerisinde bile en hafifinden bir nezaket aranır…  Ücretsiz yayıncılık yapılan, yani beleş yayıncılık yapılan bir blokspot'dan Devlet Tiyatroları'na işbirliği önerisi… Kaldı ki Devlet Tiyatroları sizin için ne yapacak ya da siz Devlet Tiyatroları'na ne bahşediyorsunuz? Gidin yazarların varisleriyle konuşun. Sonra, yayıncılar bu öneriye ne diyormuş? Biz sizin eğlenceniz miyiz? Sen git Büktel'e sor, dur sorma facebook'unda yanıtladı, ben aktarayım.


Bulunmaz - Sana öyle geliyor... Hiç de densizlik değil bu. Hiç de ciddiyetsizlik değil... Oysa, tam tersine, müthiş derecede denlilik, son derecede ciddiyetlilik. Evet, bir kuyumcu tiyatro için diyor ki: 


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN" 

Ben, nezaket peşinde değil, iş peşindeyim... Ben, nezaketle halkı soymak peşinde değil, halkın değerlerini savunmak peşindeyim... Ben, nezaketle resmî tiyatro kurumlarından reklâm süsü altında avuç dolusu para (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı, ulûfe) almak peşinde değil, ciddi bir dergi bile yayınlamaktan yoksun, bir tanıtmalık bile basıp parasız dağıtmaktan uzak, ancak zar zor ayakta durabilmeye çalışan köhnemiş Devlet Tiyatroları'na avuç dolusu para vermek istiyorum!... Ben, halkın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin aydınlanması için ömrünü tiyatroya yatırmış biriyim. Resmî tiyatro kurumlarının çanağını yalayan biri değilim.

"blokspot" değil, "blogspot"; dilini eşek arısı soksun!...


Herhangi bir yayının ücretli olup olmamasının ne önemi var? Ben, ücretli bir yayın yapıp, halkın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin alın terini sömüreceğim yerde, ücretsiz yayıncılık yaparak, halkın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin alın terine bilinç aşılıyorum... 

Ne var ki bunda bu kadar etekleri tutuşturacak? Hiç merak etme; Devlet Tiyatroları, bana, bize hiçbir avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı, ulûfe vermeyecek. Böyle bir isteğimiz, böyle bir istemimiz, böyle bir talebimiz asla ve kesinlikle yok... Sahi, sen, Devlet Tiyatroları'nın vekalet verdiği bir avukat mısın? Sana ne?!!! Ben, size önerilerinizi sordum, avukatlık, savcılık, yargıçlık görevi asla vermedim... Benim vermediğim görevlerle karşıma çıkmayın!

Ben, ne zaman ki K. Lemi Bilgin'e teklif götürsem, ânında, derhal, hemen, ivedilikle Demirkanlı yanıt veriyor... Demirkanlı, Bilgin'in halkla ilişkiler müdürü mü? Ona bu görevi Lemi Bilgin mi verdi? 


Lemi Bilgin, bana bir e-posta atıp, beni Ankara'ya çağırır, ben de, gidip kendisiyle anlaşırım. Sana ne? Siz ne? Kime ne? İmralı'daki müebbet hapse mahkûm kişiyle görüşen devlet, benim gibi biriyle neden görüşmesin? Sana ne? Lemi beni ararsa, masaya oturur ve mutlaka anlaşırız! Gerisi ayrıntı, gerisi lâf-ı güzaf, gerisi teferruat... Yeter ki, Lemi "evet" desin... Benim muhatabım Lemi... Sana ne? Sen, sadece ve yalnızca öneride bulunabilirsin! Ben, senin önerini ister kabul eder, istersem reddederim. Sana ne? Size ne? Kime ne?

Demirkanlı - "Coşkun Büktel - Hilmi'nin teklifi ne güzel, di mi, Mustafa? Yeni yeni oyunlar basılacak, tiyatromuz canlanacak ve tüm masrafları Hilmi ödeyecek, tiyatromuzda tüm insanlar mutlu olacak. Sen de mutlu olmaya çalış! Bu sayfada konu bu! Lütfen değiştirmeye çalışma! 19.Mart.2013, 21:16"


Bulunmaz - Evet, gerçekten öyle... Benim yaptığım teklif, hiçbir mantıklı insan, hiçbir halktan yana yüreği çarpan kişi, hiçbir tüyü bitmemiş yetim yanlısı birey, hiçbir emekçi dostu şahıs tarafından kesinlikle reddedilemez. Benim bu teklifim kabul görebilirse yeni, yepyeni oyunlar basılır, tiyatromuz canlanır ve bütün bu masraflar bana, bize ait olmak üzere, tiyatromuzdaki bütün insanlar mutlu olur. Hattâ, sonucu görünce, Sanık Demirkanlı bile mutlu olabilir!


Demirkanlı - Para Hilmi'denmiş, birader oyunlar ortalıkta, ellerini tutan da yok, bir kurumu aşağılar gibi "paralar bizden" diyebilen, aslında demeyip, yayın yoluyla itibar sarsmaya çalışmak (Çünkü, ciddi bir öneri olsa, randevu istenir, amaç ve proje anlatılır, nasıl bir işbirliği beklendiği açıklanır, sonuç da duyurulur. 


"Yeni yeni oyunlar basılacak, tiyatromuz canlanacak ve tüm masrafları Hilmi ödeyecek, tiyatromuzda tüm insanlar mutlu olacak."mış, halla halla, birileri aklımı korusun…

Bulunmaz - Evet, aynen öyle. Gerçekten paralar benden, bizden:


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN" 

Oyunlar ortalıkta olmasına karşın, Lemi Bilgin serçe parmağının uzun tırnağını bile hiç kıpırdatmıyor, kıçını koltuğundan bir milim bile asla kaldırmıyor... Bir zamanlar Devlet Tiyatroları dergi, kitap yayınlarken, Lemi Bilgin, açılışlarda kurdele kesen adam rolünün ötesine geçemiyor... Bir de, salon solculuğu yapıyor... Evet, paralar benden, ama Lemi kös kös düşünüyor... Lemi yerine, Demirkanlı konuşuyor yada Lemi, Demirkanlı'ya görev verip, beni sindirmeye, beni susturmaya çalışıyor. Ama benim sinmeye, susmaya niyetim yok. Kendi emekçilerini atıl durumda bırakıp, tiyatro yayıncılığını taşeronlara bırakan gecekondu görünümlü Devlet Tiyatroları'nın yöneticisi Lemi Bilgin, tarihsel ve toplumsal olarak suç işliyor. Bu suçunu hafifletmek için kendisine cankurtaran simidi, dostluk eli uzatıyorum... Ne var ki, Lemi kendisi konuşacağına, Demirkanlı konuşuyor yada Bilgin, Demirkanlı'ya megafon görevi yüklüyor!...

Asla hiçbir itibarı kalmayan Devlet Tiyatroları, Demirkanlı gibi bir megafonla büyük bir değer erozyonuna uğramaya devam ediyor...


Ben, herhangi bir çıkar, herhangi bir menfaat için Lemi Bilgin'den bir istekte bulunsam, tabiî onun kapısını çalmak, onun paspasının üzerinde yatmak zorunda kalırım. Ama ben, kendi adıma, halkım adına, tüyü bitmemiş yetim adına, emekçi kitleler adına açık teklif sunuyorum... Ben, biz, halk, tüyü bitmemiş yetim, emekçi kitleler haklı ve güçlüyüz... Haklı ve güçlü kişi, kuruluş ve kurumlar, ricacı olmaz. Kapı çalıp paspas üzerinde yatmaz. Haklı ve güçlüler, resmî tiyatro kurumlarının çanağına asla göz dikmez... Haklı ve güçlüler, reklâm adı altında avuç dolusu paralar (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı, ulûfe) için asla kapı çalmaz, paspasın üzerinde sabaha kadar sayıklama hâllerine tutsak olmaz! Haklı ve güçlüler, halkın gözü önünde açık teklif sunup, sabırla beklerler!


Demirkanlı - Bu Coşkun Büktel gerçekten bunları inanarak mı yazıyor? Bu önerinin, -nasıl bir öneriyse- üzerine atlamadan, tüm tiyatro insanlarını mutlu etmeden önce, insan sormaz mı? "Yahu Hilmi, sen daha bir-iki ay önce tüm kurumlarla birlikte ortak dergi çıkartmayı öneriyordun, beni de yazar kadrosuna dahil etmiştin, noldu o iş? Randevu alıp görüştün mü? Projeni detaylandırıp gönderdin mi? Biliyorsun, yıllardır Tiyatroyun diye bir Dergi'den bahsediyorsun, bir iki denemede toplan 7-8 sayı yayımlayabildin 3-5 yılda, ilk sayısında da hatırlarsın 'Ben bu oyunda yokum!' diyerek yazmaktan vazgeçmiştim. Bu kadar parlak olmayan bir sicilin varken, şimdi de kurumlara ortak yayıncılık öneriyorsun." demez mi aklı başında biri?


Bulunmaz
- Ben, kendimi bir "yazar" olarak, bir "yazar" sıfatıyla anmakta, görmekte çok zorlansam, daha çok "şair" olarak görsem de, "yazarlık" kavramını gayet ciddiye alan biriyim... Ben, Coşkun Büktel'in inanmadığı hiçbir bilgiyi, hiçbir durumu, hiçbir konuyu, hiçbir öneriyi, inanmadan sahiplendiğine, inanmadığı o durumlar hakkında herhangi bir yazı yazdığına hiçbir zaman tanık olmadım. Coşkun Büktel, "Bulunmaz & Devlet İşbirliği" anlayışına, benden bile daha fazla inanıyor. Büktel, senin düşündüğün değil, kendi düşündüğü soruları soruyor bana ve ben de derhal yanıtlıyorum. Gün yirmi dört saatlik hayatımız içerisindeki konuşmalarımızın tümünü senin inisiyatifinle sürdürecek hâlimiz yok ya Mustafa!...


Mustafa Şükrü Demirkanlı, en son reklâm kaleleri olarak gördüğü resmî tiyatroların doğrudan yana, estetikten yana, gerçekten yana tavır geliştirme olasılığı karşısında, üzerine tuz serpilen salyangoz gibi ürkmeye başladı... Oysa, Demirkanlı hiç merak etmesin, Lemi Bilgin, serçe parmağının uzun tırnağını bile kıpırdatmaya niyetli değil... Lemi Bilgin, kıçını bir milim olsun koltuğundan kaldırmaya niyetli değil. Benim önerim hâlâ geçerli. Ancak, ben, açık teklifimi yinelemekle birlikte davetsiz misafir gibi Devlet Tiyatroları kapısını aşırdırmaya, Lemi'nin paspasının üzerinde yatmaya niyetim yok...


Demirkanlı - Yoo, demiyor, bana akıl veriyor: "… Bak Hilmi Devletimizin tiyatrosuna ne güzel bir öneri yapmış, bundan mutlu olmak yerine, niye rahatsız olasın ki...? Boş ver, gel sen de katıl herkesin sevincine..."


Bulunmaz - Ben ve Büktel, birer kukla, birer robot olmadığımız, sahibinin sesi olarak görev yapmadığımız için, senin süflör olarak fısıldadığın sözleri tekrar etmek zorunda değiliz. Ancak, sen, Lemi Bilgin'in yerine konuşmaya devam et Mustafa Demirkanlıcığım!...


Demirkanlı - Hilmi, Devlet Tiyatrosu'na ne önerisi yapmış/mış? Devlet Tiyatrosu'nun bu işbirliğindeki rolü nedir? Ben hangi "herkesin" sevincine katılayım? Kimler sevinç çığlıkları atıyor? "Parası" kuyumcudan diye -ücretsiz yayıncılık yapmaya çalıştığı blokspot'undaki kendinden menkul bir saçmalaması karşısında, Büktel neredeyse bayram ilan edecek… Sizce Büktel, bu kadar saçmalamayı neden yapıyor?


Bulunmaz - Evet, Lemi'ye öneriyi ben yaptım... Vallahi Lemi'ye öneriyi ben yaptım. Vallahi Hilmi Bulunmaz olarak, halkımı, tüyü bitmemiş yetimi, emekçileri çok sevdiğim için, halkların yararına, tüyü bitmemiş yetimlerin yararına, emekçilerin yararına böyle bir öneride bulundum. Vallahi bulunmaya devam edeceğim... Devlet Tiyatroları'nın, tiyatro dergilerini beslemesi yerine, halklara, tüyü bitmemiş yetime, emekçilere estetik bilinç götürmesini istiyorum. 


Devlet Tiyatroları, nasıl ki, daha önceleri dergi ve kitap yayınlama görevini üstlenmişse, şimdi de, aynı görevi üstlenebilir... Üstüne üstlük, şimdi bir de Hilmi Bulunmaz faktörü var... Resmî tiyatro kurumlarını sömürenlere savaş açan Hilmi Bulunmaz faktörü!...

Demirkanlı - Zurnanın Zırt Dediği Yer


Bulunmaz - Zurnanın "zırt" dediği yer neresi kardeşim? Zurnada peşrev olmaz. Bunu sen iyi bilirsin. Devlet Tiyatroları, Lemi Bilgin yönetimiyle çok şey yitirdi, yitirmeye devam ediyor, daha da fazla yitirecek. Çok uzun yıllardır koltuk ısıtıcı olarak görev yapan Lemi, dergi ve kitap yayınlayacağına, hiçbir zaman için, tam tamına ayın birinde yayınlanmayan, bâzen ancak haftalar sonra yayınlanabilen naylon tiyatro dergilerine reklâm vermeye devam ediyor ısrarla!...


Demirkanlı - "Coşkun Büktel, Bulunmaz'ın Lemi Bilgin'e yaptığı açık teklifi gördü" (Hüseyin Hilmi Bulunmaz) (Hilmi'nin akla ziyan eğlence maksatlı yazıldığı anlaşılan yazısından bahsediyor, Büktel facebook'unda paylaşmış, onun için sevindirik olmuş, aslında kurgulayarak paslaştıkları birbirlerine link vererek eğlendikleri bir akşam eğlencesi.) (Yayıncının Notu)


Bulunmaz - Sana öyle geliyor! Lemi Bilgin, bana bir e-posta atıp, benden ricacı olsun yeter. Bunca zamandır düşünüp, hiçbir düşünce belirtmediği için benden anlayış beklesin yeter. Ben, derhal ilk uçağa atlayıp, doğru Ankara'ya giderim. Yeter ki, Lemi Bilgin, halktan yana, tüyü bitmemiş yetimden yana, emekçilerden yana bir sanat politikası, tiyatro ideolojisi belirlesin. Hiçbir zaman için  tam zamanında, her ayın tam tamına birinde yayınlanmayan naylon tiyatro dergilerine reklâm vermeyi bırakıp reklâmı kessin...


Demirkanlı - "Coşkun Büktel - DT'DEN YA DA DEVLETTEN PARA TIRTIKLAMAYA ÇALIŞAN VANDALLARLA HİLMİ BULUNMAZ ARASINDAKİ FARK: www.facebook.com/coskun.buktel/posts/438598422893070"


Bulunmaz - Vallahi, bu Coşkun Büktel'in görüşü... Büktel, nasıl isterse öyle düşünebilir... Vandallarla beni aynı kaba koymaması, benim için sevindirici... Vandallar, her alanda olduğu gibi, tiyatro alanında da varlar... 
Vandallar, vandallık yapmak için yaşıyorlar!...

Demirkanlı - "'YEDEKÇİ' ADLI GÜZELİM OYUNU BİRLİKTE TEKRAR  BASALIM:  TÜM MASRAFLARI BEN KARŞILARIM VE KİTAPLARIN TÜMÜ SİZİN OLUR:

www.facebook.com/coskun.buktel/posts/438598422893070"

Bulunmaz - Evet, doğru. Evet, aynen öyle. Evet, tüm masraflar benden. "Devlet malı deniz, yemeyen domuz!" diye düşünmeyen biriyim. Halkı, tüyü bitmemiş yetimi, emekçileri düşünen biriyim:


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN" 

Demirkanlı - "HİLMİ BULUNMAZ, HİÇBİR KARŞILIK BEKLEMEDEN, TÜM MASRAFLARI KENDİ CEBİNDEN ÖDEYEREK, LEMİ BİLGİN'E BİRLİKTE TİYATRO OYUNLARI BASMAYI ÖNERDİ." (Coşkun Büktel)

Bulunmaz - Aynen öyle yaptım... Yapılması gereken neyse onu yaptım... Paralar benden, paralar bizden... Masraflar hep benden, masraflar bizden... Halk için, tüyü bitmemiş yetim için, emekçiler için, emekçilerin estetize edilip, kapitalizme karşı çıkabilmesi için:


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN" 

Demirkanlı - "LEMİ BİLGİN TEKLİFİ KABUL MÜ EDECEK? YOKSA 'OYUN BASMAYA GEREK YOK' YA DA 'BİZ VANDALLARA PARA VERİP BASTIRIRIZ' MI DİYECEK?" (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Lemi Bilgin'in paşa gönlü bilir... Lemi Bilgin bilir... Ancak, tarih ve toplum Lemi Bilgin'i de yargılar... Ben, halkımız, tüyü bitmemiş yetim, emekçiler, Lemi Bilgin'in yakasına yapışırız!


Demirkanlı - "LEMİ BİLGİN, HİLMİ BULUNMAZ'IN HALK VE DT BÜTÇESİ YARARINA YAPTIĞI TEKLİFE ANCAK ŞU 3 CEVAPTAN BİRİNİ VEREBİLİR: (Coşkun Büktel)
www.facebook.com/coskun.buktel/posts/578646612153453

Bulunmaz - Lemi Bilgin'in paşa gönlü bilir... Lemi Bilgin bilir... Ancak, tarih ve toplum Lemi'yi de yargılar... İster yanıt versin, ister yanıt vermesin, ister üç cevaptan sadece birini versin, ister ikisini versin, ister üçünü birden versin, bunların pek fazla önemi yok... Vereceği her yanıt kendini de bağlar... Vereceği yanıta göre, halka, tüyü bitmemiş yetime, emekçilere nasıl yaklaşacağını göreceğiz!...


Demirkanlı - Neymiş bu 3 cevap?


Bulunmaz - Cevaplar ortalık yerde net bir biçimde duruyor. Her yanıt, elde edeceğimiz soruların da anasıdır... Yanıtları elde etmek için, aracıya, komisyoncuya, tefeciye hiç gerek yok! Peki neymiş?


Demirkanlı - "1. TEKLİFİ KABUL EDİYORUM! LÜTFEN DERHAL ANKARA'YA GELİN, PROJEYİ GÖRÜŞÜP, BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRELİM. TİYATROMUZDA HALK VE SANAT YARARINA BİR YAYIN CANLANMASINI BİZ DE ÇOK İSTERİZ." (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Yazının neredeyse tamamını Coşkun Büktel'in ve biraz da benim sözlerimizle doldurdun be Mustafa! Peki, senin küçücük bile olsa, dişe dokunur hiçbir kırıntı sözün yok mu?!...


Demirkanlı - (Sizce böyle bir teklif var mı ortada? Bırakın DT Genel Müdürü'nü aklı başında herhangi bir insan ücretsiz yayın yapılan bir blokspot'tan zaman zaman aklına estikçe önerilerde bulunan, bulunduğunu sanan ya da insanları inandırmaya çalışan birinin yazılarını -Gelin ortak dergi çıkaralım da olduğu gibi.- ciddiye alabilir mi?) (Yayıncının Notu)


Bulunmaz - Çok şükür Mustafa... Sen de şöyle bir iki kelâm et be birader. Lemi'nin paşa gönlü bilir. İster yanıt verir, isterse vermez. Ben, halkım adına, tüyü bitmemiş yetim adına, emekçilerin adına, K. Lemi Bilgin'e öneri götürmek zorundayım. Lemi Bilgin, kendisi söz söyleyeceğine, sözcü olarak Demirkanlı'yı konuşturup, sözcü olarak Mustafa Demirkanlı'yı görevlendirmiş ise, Demirkanlı'nın sözcülüğünü asla ve kesinlikle kabul etmiyorum, etmeyeceğim!...


Demirkanlı - "2. OYUN BASMAYA GEREK YOK. İYİ KÖTÜ BÖYLE DE İDARE EDİP GİDİYORUZ İŞTE... ZATEN EMEKLİLİĞİME ŞURADA KAÇ GÜN KALDI?! LÜTFEN, BAŞIMA İCAT ÇIKARIP BENİ RAHATSIZ ETMEYİN!" (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Bunlar da Coşkun Büktel'in sözleri... Lemi Bilgin, emekli kahvehanesinde ölümü bekleyen ununu eleyip eleğini duvara asmış insan tipini çağrıştırdığı için, Büktel'in böyle bir madde oluşturup söz söylemesi son derecede doğal bir durum.... 


Demirkanlı - (Der mi biri? Yoksa bu şık birilerini, DT Genel Müdürü'nü aşağılamak için mi yapılmış?) (Yayıncının Notu)


Bulunmaz - Sen sus da, Lemi konuşsun birader! Adamın ağzı mı yok? Sen, adamın ağzı mısın?... Sen, sadece ve yalnızca önerilerini söyle. Ben, senin önerilerini ister kabul ederim, istersem etmem... Kenarına bak bezini, anasına bak kızını, yayıncıya bak dergisini al! 


Demirkanlı - "3. BEN DEVLETİM, BANA PARA VERECEK OLAN HİLMİ BULUNMAZ'LA MUHATAP OLMAK BANA YAKIŞMAZ; BANA ANCAK BENDEN HALKIN PARASINI TIRTIKLAYACAK İFTİRACI VANDALLARLA MUHATAP OLMAK YAKIŞIR. BİZ KİTAP BASACAKSAK, ANCAK BİZDEN HALKIN PARASINI ALIP BİZİ KAZIKLAYACAK OLANLARA BASTIRIRIZ. EĞER BASTIRMIYORSAK, ŞU SIRALAR BİR DE OYUN METNİ BASARAK KAZIKLANMAYA BÜTÇEMİZ YETMEDİĞİ İÇİNDİR." (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - K. Lemi Bilgin, benimle muhatap olmadığına göre, aynen böyle düşünüyor demektir... Kendisi bilir. Paşa gönlü bilir... Gün gelir, devran döner, Lemi'den de hesap sorulur. Ben, halkım, tüyü bitmemiş yetim, emekçiler, bir gün ondan hesap sorabiliriz... Ben, emekçilerin hayatlarını estetize etmek için, zâten sürekli bir biçimde hesap sormaya devam ediyorum... Devam edeceğim de!


Demirkanlı
- İşte zurnanın zırt dediği yer. Şimdi yazının başına gidelim ve Coşkun Büktel'in banner olarak kullandığı ve çok övündüğü ilkesini hatırlayalım mı?


Bulunmaz - Zurnanın "zırt" dediği yer neresi?... Zurnada peşrev olmaz!... Bunu, sen de bilirsin Mustafacığım... Önemli olan planlı, programlı işler yapmaktır. "Salla başı al maaşı" ile işler yürümez...


Demirkanlı - "Sitemin başlığına ('banner') koyduğum 'İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim'"  (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Çok güzel bir söz. Gayet hoş bir söz. Oldukça işlevsel bir söz. Böyle güzel, böyle hoş ve böyle işlevsel bir söz sahiplenilir!


Demirkanlı - Soralım bakalım, kimmiş "…halkın parasını tırtıklayacak, ancak bizden halkın parasını alıp bizi kazıklayacak olanlara bastırırız." cümlesi söylettirilmeye çalışılırken, bunların kim olduğunu açıklıyor mu? Yoo, peki: "… ve isimlerini vermeden eleştirecek kadar alçak değilim" diyen kimdi?


Bulunmaz - Coşkun Büktel'in deyişiyle: "Bâzen, Coşkun Büktel isimlerini verir, bâzen de, isimler kendilerini verir!..." Sahi, bunca tırtıkçı varken, Demirkanlı, neden bu kadar alınganlık yapıyor ki?


Coşkun Büktel, bana, bu konuda aynen şöyle bir söz söylemişti: 

"Bâzen ben isimleri veririm, bâzen de isimler kendilerini verir!..."

Demirkanlı
- İşte facebook'unda bu soruyu sorduğumda aldım yukarıdaki yanıtı, muhteşem öneri karşısında herkes seviniyormuş! Herkes kim? Yanıt yok, neye seviniyorlar? Yanıt yok. Bu öneri gerçekten muhataplarına iletilmiş mi? Yanıt yok, zaten böyle bir öneri de yok...


Bulunmaz
- Var canım!... Öneri var!!... Bu öneriyi ben yaptım!!! Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Sayın Lemi Bilgin'e ben öneride bulundum... Vallahi ben yaptım... Allah çarpsın ki bir öneri var!!!


Demirkanlı - Sonra, benim ısrarla ilkesini hatırlatmam, rahatsız edecek kadar; bir daha bir daha ilkesini hatırlatmam üzerine çaresizlik içinde susmayı tercih ediyor ama sorunun yanıtı yakın arkadaşında mevcut. Ortaklaşa yayın yaptıkları, birbirlerine link vererek akıl dışı, sözüm ona öneri adı altında DT'yi, tiyatro yayıncılarını bu kez de bu yolla aşağılamayı deniyorlar.


Bulunmaz - Ben, bu öneriyi tek başıma yaptım. Ben, bu öneriyi yaparken asla yanımda hiçbir kimse yoktu. Yanımda eşim, kızım, oğlum, herhangi bir yoldaşım yoktu. Vallahi billahi ben tek başıma yaptım bu öneriyi. Ben, tek başıma da düşünce üretebilecek kadar zeki biriyim. Shakespeare Çocuğu olmadığım için, Shakespeare'in yada bir başka kişinin ipiyle çardağa girecek kadar geri zekâlı biri değilim. Anam avradım olsun ki tek başıma ben yaptım bu öneriyi!


Demirkanlı
- "Tiyatro dergisi sahipleri ve yayın yöneticileri, aşağıdaki üç şıkkın üçünü mü, üçün ikisini mi, yoksa yalnız üçün birini mi beğenecek?" (Hilmi Bulunmaz)


Bulunmaz - Evet, yukarıdaki hoş ve güzel sözü, ben, tek başıma düşünüp yazdım. Bilgisayarın karşısına geçip, on parmakla ve "f klavye" ile ben yazdım... Nasıl ki, düzüşürken, bana hiçbir kimse yardımcı olmuyorsa, yazı yazarken de, ben tek başıma yazıyorum!


Demirkanlı - "1 - Hay sen çok yaşa Hilmi Bulunmaz! Biz, senin düşündüğünü düşünecek zekâya sahip değiliz!..." (Hilmi Bulunmaz)


Bulunmaz - Bu harfleri bir araya ben getirdim. Bu sözcükleri ben düşünüp yazdım. Bu tümceleri ben oluşturdum. Bu ünlemleri ben yerleştirdim. Bu üç noktayı (...) ben uyguladım. Bu sözdeki bir tek virgül (,) bana ait. Eğer böyle değilse, adım atmak nasip olmasın!...


Demirkanlı - "2 - Hay senin Allah belanı versin emi Hilmi Bulunmaz! Biz, senin gibi halkçı biri değiliz!..." (Hilmi Bulunmaz)

Bulunmaz - Ben yazı yazmasını biliyorum... Yirmi dokuz harfi kullanabiliyorum... Harfin, sözcüğün, tümcenin, paragrafın ne anlama geldiğini ve işlevinin ne olduğunu vallahi biliyorum. Ben, oyun yazarları (Örnekse: Ozan Akgül), roman yazarları (Örnekse: Oğuzcan Önver) bile yetiştirebiliyorum... Ben, yazar yetiştirirken beş kuruş para almadığım gibi, paramı, zamanımı sonuna kadar kullanıp, yazarlara kendi cebimden kitap basıp, onları "insan içine" çıkarıyorum. Bunu yaparken, hiçbir kimse bana asla ve kesinlikle yardımcı olmuyor. Hattâ, yüzlerce kez polis, savcı, yargıç karşısına tek başıma çıkmama karşın, ilaç niyetine bile olsun, hiçbir kimse benim davama somut olarak asla yardımcı olmuyor... Zâten ben, böyle bir koltuk değneğine kesinlikle gereksinme duymuyorum... Ben, avukatlara bile gereksinme duymuyorum... Ben, dişlerimi tek başıma fırçalayabilir, etek tıraşımı bile tek başıma yapabiliyorum...


Demirkanlı - "3 - Hay senin açık teklifinin içine edelim! Biz, devleti kılı koparılacak domuz olarak görüyoruz!" (Hüseyin Hilmi Bulunmaz'ın ücretsiz yayıncılık yapılan blokspot'undan)


Bulunmaz - Ben, Devlet Tiyatroları'nı kılı koparılacak bir domuz olarak görmüyorum. Devleti domuz olarak görenlere afiyet olsun!


Demirkanlı - Neymiş, show'un amacı neymiş? Tiyatro yayıncılarını aşağılamak, bu arada DT'yi de işin içine katarak, fantezilerini genişletmek…


Bulunmaz - Ben, sanat yapıyor, fantezi yapmıyorum... Fantezi yapılacak yer başka, sanat yapılacak  yer başkadır. Ben, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçi kitlenin haklarını savunuyorum...


Demirkanlı - Neymiş, Büktel'in kasım kasım kasıldığı böyle bir ilkesi yokmuş aslında, adres gösterip, yakın arkadaşıyla linkler aracılığıyla alış verip yapıp, insanlara her türlü aşağılayıcı suçlamaları yapar ama "isim vermeden" yaparmış, üstüne üstlük, "dürüstlüğüyle maruf"olarak reklamını yaparken ne ilke diye sunduğunun gerçek olmamasından rahatsız olur ne de sorulduğunda, vardı ama şimdi vazgeçtim deme cesareti varmış…


Bulunmaz - "Büktel, bâzen isim verir, bâzen de isim kendisini verir!" Her yazarın, farklı bir yazım ve yazın anlayışı vardır... Bir yazar, söylemek istediklerini bâzen dolaylı, bâzen de dolaysız bir dille anlatabilir. Önemli olan, yazarın ne demek istediğini anlayıp, öküz altında buzağı arama, niyet okuma çalışmasına girmemektir!


Demirkanlı - İnanır mısınız bilmem ama şu cümleyi kurarken bile hiç ama hiç rahatsız olmadığı anlaşılıyor: 


Bulunmaz - Neden rahatsız olsun ki? Adam, yazar. Yazar birinin, yazı yazması son derecede doğal bir durum... Adam, suç işlemiyor ki, yazı yazıyor... Yazı yazmak, suç mu? Adam, imgeyle düşünüp, simgeyle yazamaz mı? Bu kadar alıngan olmayı da anlamıyorum...


Demirkanlı - "DEVLET TİYATROSUNDAN PARA TIRTIKLAMAYA ÇALIŞAN VANDALLARLA HİLMİ BULUNMAZ ARASINDAKİ FARK: (KONUYLA İLGİLİ OLARAK KENDİSİYLE KONUŞTUĞUM) HİLMİ, DT GENEL MÜDÜRÜ LEMİ BİLGİN'E AÇIK ÇEK VEREREK, DİYOR Kİ: GELİN MUSAHİPZADE CELÂL'İN BASKISI ÇOKTAN TÜKENMİŞ "YEDEKÇİ" ADLI ŞU HALKA YARARLI, GÜZELİM OYUNUNU BİRLİKTE TEKRAR BASALIM: HİÇBİR KARŞILIK İSTEMİYORUM. KİTABIN TÜM MASRAFLARINI BEN KARŞILAYACAĞIM VE KİTAPLARIN TÜMÜ SİZİN OLSUN!" (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Evet, aynen öyle. Konuştuk. Aynen öyle söyledim... Vallahi hiçbir çıkar, menfaat beklemiyorum... Bana yönetmenlik teklifi bile yapılsa elimin tersiyle itip asla kabul etmem. En azından şimdilik böyle düşünüyorum. Yarın ne olur bilinmez. Halk, tüyü bitmemiş yetim, emekçiler iktidara gelirse durum o zaman değişir.


Demirkanlı
- Hilmi, DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'e açık çek vermiş. İnsan ne dediğine ne yazdığına döner bir bakar, hırs bürümüş beyninizi, bakın sizi nerelere götürüyor? Biraz uzaktan bakarak, fotografı okumaya çalışın.


Bulunmaz - Sana öyle geliyor. Gözümü hırs değil, halk âşkı, tüyü bitmemiş yetim âşkı, emekçi âşkı bürüdü. Tarihe ve topluma karşı sorumluluk bilinci bürüdü. Senin gözünü reklâm hırsı bürümüş...


Demirkanlı
- Bugüne kadar izlediğin hiçbir oyununu beğenmediğin, çıkartmaya çalıştığı dergisinin ilk sayısında "ben bu oyunda yokum!" dediğin, "Aşil topuğum olma" diye basılı bir dergide tanımladığın, daha bir iki ay önce ödenekli kurumlara sözüm ona ortak dergi çıkartma önerisi yapan, şimdi de aklına estiği için DT'ye (Kaldı ki neden DT? Musahipzade Celâl'in DT ile ilgisi ne? Varisi filan mı yoksa?) öneride bulunduğunu sanan, parası benden diyerek aşağılamaya kalkan (Çünkü böyle bir öneri yoktur, yapılmamıştır sadece ücretsiz yayıncılık yapmaya çalıştığı blokspot'unda yüzlerce anlamsız yazının yanında yer alan bir eğlencelik(!) karşısında ilkeni çiğneyerek, sadece öfke duyduğun insanlara hakaret etmek için bu tuzağa dahil olmak seni hiç mi üzmedi? Yoksa birlikte mi organize ettiniz? Hiç mi yüzün kızarmadı?


Bulunmaz - Ben, sana, size, tiyatro yayıncılarına, Lemi Bilgin'e yaptığım ciddi ve önemli bir öneri hakkında görüş sordum... Ben, sana, size, tiyatro yayıncılarına, ukalalık yapın, bana ve/ya Lemi Bilgin'e ders verin demedim. Belki de Lemi'nin derse gereksinimi olabilir. Ancak benim herhangi bir derse asla gereksinimim yok!...


Demirkanlı - Çok yazık! Gerçekten yazık!


Bulunmaz - Günün birinde, Lemi Bilgin gidip de, daha adil biri Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olursa, hiçbir zaman için tam zamanında, her ayın tam tamına birinde yayınlanmayan naylon tiyatro dergilerine verilen paranın musluğunu kaparsa, vay senin hâline... İşte o zaman sana çok yazık, gerçekten çok yazık olacak!


Demirkanlı - Bu cümle sana mı ait? Hâlâ arkasında mısın bu cümlenin?


Bulunmaz - Adam, sözünün arkasında olmasa, o sözü, neden İnternet sitesine koyar ki?... Bostan korkuluğu olsun diye mi?!!!


Demirkanlı - "Sitemin başlığına ('banner') koyduğum 'İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim'"  (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Ne doğru bir söz. Ne gerçek bir söz. Ne güzel bir söz. Ne inandırıcı bir söz. Ne kalıcı bir söz... Ne usa hitâbeden bir söz... 


Coşkun Büktel, bana, bu konuda aynen şöyle bir söz söylemişti: 

"Bâzen ben isimleri veririm, bâzen de isimler kendilerini verir!..."

Demirkanlı - Mustafa Demirkanlı / Yayın Yönetmeni


Bulunmaz
- Hilmi Bulunmaz / Sosyalist Sanatçı


Demirkanlı - Not: Kolaj fotografta yer alan kareler, şahısların kendi yayımladıkları fotograflarıdır. Herhangi bir katkı yoktur.


Bulunmaz - Not: Kolaj yapman bile yeterli. Bu fotoğraf kolajının neye hizmet ettiğini anlamak için, linki tıklamanız gerekir. Benim yaptığım görsel eylemlerle Büktel'in nasıl bir ilgisi olabileceğinin bağıntısını okurların zekâsına bıraktım. Karşımızda LİNÇÇİ var...