31 Mart 2013 Pazar

Bulunmaz, Demirkanlı'nın niyet okuma tekerine yine çomak soktu!

Türk tiyatro sahasındaki faullü hareketleri nedeniyle kırmızı kartla tribünlere ihraç edilmek üzere olan Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı, niyet okuma seanslarından medet ummaya başladı!...



"Bâzen ben isimleri veririm, bâzen de isimler kendilerini verir!..."
Coşkun Büktel



Hilmi Bulunmaz
31 Mart 2013

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Kurucusu Eski Sahibi Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı, 21 Mart 2013 tarihinde, "Bulunmaz Büktel'in İlke Düşkünlüğü…" 

başlıklı bir yazı yazdı. İşlerimin aşırı yoğunluğu ve yorgunluğum nedeniyle tam on gündür değerlendiremediğim, eleştiremediğim, üzerinde sakin sakin düşünüp yanıtlayamadığım bu yazıyı, tam on gün sonra, nihayet değerlendiriyor, eleştiriyor ve üzerinde sakin sakin düşünüp yanıtlıyorum. Tabiî ki yazıyı, her zaman yaptığım gibi, bir diyalog örgüsüyle değerli okurların dikkatine sunuyorum.

***


Demirkanlı - Tiyatro insanlarının bıktığı, doğduklarına pişman oldukları/edildikleri, gerçekten bıkkınlık yaratan: Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanan bu ikiliden kurtulmak çok zor…

Tiyatro adına elle tutulur bir katkıları, başarıları olmamasına karşın, tiyatro insanlarına yönelik küfür-hakaret ve aşağılamalarıyla var olabilen, her türlü gerçek dışı açıklamaları karşısında hayretler içinde kalınmasına rağmen, çaresizlik içinde kıvranmanın acısı çok ağırdır ama bu dünyanın bir gerçeği olduğu için yaşanmak zorundadır, hele hele gazeteciyseniz bu sizin için artık bir zorunluluk noktasındadır.

Bulunmaz - Tiyatroyu sanat için değil, sadece ve yalnızca kendi menfaatleri için yapan tiyatro esnafının bizlerden bıkması, bizim toplumsal işlevimizin geçerliliğini kanıtlıyor. Tiyatroyu toplum için değil de, cüzdanlarının şişkinliği için yapan egoları şişkin kişilerin doğduklarına pişman olmaları, gerçekten sevindirici bir durum... 


Biz, tiyatroyu tiyatro için, sanat için, toplum için değil de, nasırlı vicdanlarıyla şişkin cüzdanları için yapan bencil tiyatro esnafını doğduğuna pişman etmek istiyoruz. En azından, bende tam böyle bir tiyatral, sanatsal, toplumsal duyarlılık var. Ben, biz (Bu, "biz" sözcüğü, "Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz" dar anlamıyla değil, ben, halkımız, tüyü bitmemiş yetim ve emekçiler anlamında, bu bağlamda kullanılıyor!) dünyanın bizim etrafımızda döndüğünü düşünmemiz, sanmamız, son derecede doğal bir durum... Çünkü biz, tiyatral, sanatsal, toplumsal kültür değerlerini üreten kişiler olarak, tabiî ki, dünyanın bizim etrafımızda, hattâ bizim sayemizde döndüğünü düşünme, bunu böyle sanma hakkına sahibiz. Bizden kurtulmanız zor, çok zor, hattâ olanaksız. Çünkü biz, halkın, tüyü bitmemiş yetimin ve emekçilerin hakları için mücadele ediyoruz... Sizin gibi davranıp, nasırlanmış vicdanların iğrenç uzantılarındaki şişkin egolar rüzgârına binip, şişik cüzdanlar için koşturmuyoruz...

Coşkun Büktel'in, başta "Theope" oyunu, "Ölüleri Gömün" çevirisi olmak üzere, elle tutulur birçok oyunu, romanı, eleştiri kitabı var! 


Ben, daha önce de, neredeyse yüzlerce kez dile getirmek zorunda kaldığım gibi, somut, çok somut, pek somut işlere imza atmıştım! 


Ayrıca, sanatsal çalışmalar, sanatsal ürünler, salt somut olan değil, somut olandan çok öte, soyut olanla ilgilidir. Sanatsal çalışmaların özünde, tözünde imgesellik vardır. İmgenin de en damıtık hâli şiir sanatıyla tartılır... Ben, binlerce şiir yazıp, üç şiir kitabı yayınladım. Yüz civarında irili ufaklı oyun yöneterek, onlarca da oyun yazdım. Binlerce sanatçı adayı yetiştirdim. Onlarca yazar adayı yetiştirdim. Onlarca dergi ve kitap yayınladım. Tüm bunlar elle tutulur, gözle görülür, kulakla duyulur, burunla koklanır, dille tadılır ögeler...

Daha iki sözüyle bir dilini doğrultmaktan yoksun birilerinin, sanık sandalyesinden sıçrayarak, savcı koltuğuna ve de yargıç makamına kurulup, bizlerin yaptıklarını sorgulaması, bizim yaptığımız işlerin çok başarısız olduğunu dile getirmesi, son derecede komik, trajik, hattâ trajikomik olsa da, tirajı komik dergilerinde debelenmekte olan bu kişilerin söylediklerine hiçbir değer vermesek de, tarihe ve topluma karşı sorumluluk bilinci içerisinde bulunduğumuz için, yine de, onların sorduğu saçma sapan sorulara yanıt verme gayreti içerisine girmek durumunda kalıyoruz. Kendisi "roman" etiketiyle piyasaya sürdüğü, hiçbir yazınsal değeri bulunmayan basit kağıt yığınıyla, kendi yakın çevresine zarar vermek uğruna çiziktirdiği değersizlikler ile göğüs kabartmak temrinleri yaparken, bizim gibi imgesel değerlere gönül düşürmüş sanatçı insanlara karşı LİNÇ KAMPANYASI düzenlemesi, kişilerin karanlık düşünü kanıtlar.


Biz, tiyatro sanatına varlıklarıyla küfür eden ve tam tamına 1100 KİŞİLİK KİŞİLİKSİZ KİŞİ olarak tanımladığımız beceriksiz 

LİNÇ KAMPANYASI askerlerine karşı savaşım verirken bile, hiçbir zaman için hakaret, küfür, iftira suçlarına bulaşmamaya büyük özen gösterdik. Bunun en somut, en elle tutulur belgesi de, İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı tarafından "BERAAT" edilmemdir. "Maymunun götü kırmızı, Ömer Faruk Kurhan'ın her yeri..." mealinde söylediğim sözler, önce "BİLİRKİŞİ RAPORU" ile, ardından da "BERAAT" kararıyla, benim lehime sonuçlandı... Bu sonuç, bizim, hakaret, küfür, iftira suçuna teşne olmadığımızın önemli göstergelerinden biridir. Biz, tiyatro namusu peşindeyiz!...

Biz, her koşulda, her zaman için, gerçeklerden yana, gerçekler için, gerçeklerin yüzü suyu hürmetine yayın yaparken, bize, gerçeklere aykırı yayın yapıyormuşuz etiketi yapıştıranlara sadece acırım... 
İki sözüyle bir dilini doğrultamayan birilerinin, kendilerini "gazeteci" olarak sunması, bu ülkenin ne kadar komik, ne kadar trajik ve ne kadar trajikomik olduğunu kanıtlar. Tirajı komik bir derginin baş sorumlusundan da, ancak böylesine boş bir üfürme beklenebilir...

***


Demirkanlı - Şimdi, anlamını sonra kavrayacağımız, ilişki kuracağımız şu ulvi cümleyi aklımızın bir kenarına yazalım.


Bulunmaz - LİNÇ KAMPANYASI ana sponsoru Tiyatro... Tiyatro... Dergisi yöneticisi Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı, her sözcüğün bir kavram, her tümcenin bir yargı ve her paragrafın bir düşünce olduğunun farkında bile olmadığı için, bu net gerçeği asla ve kesinlikle öğrenemediği, düşünsel derinliği bulunmayan bir evrene mahkûm olan bir "gazeteci" olduğu için, aklına ilk gelen yada tombala torbasından ilk çektiği sözcükleri arka arkaya sıralayarak, kendisi gibi cahil olan okurunu avlıyor... 


Demirkanlı "Sitemin başlığına ('banner') koyduğum 'İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim'"  (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Vallahi, Coşkun Büktel'in çok önemli bulduğum bir sözü bu... Sayın Sanık Demirkanlı, bu sözü buraya aktararak ciddi bir iş yapmış. Kendisini tebrik ederim. Umut kesmemek gerekir...


Demirkanlı - Bir insan, sitesinin başına "banner"ı, bir özdeyiş olarak lanse etmeye çalışıp, "ilke" olarak belirleyip koyuyorsa ve de kendisini "dürüstlüğü ile maruf" olarak tanımlıyorsa, ciddiye almamız gerekir… diyerek şimdilik yakın arkadaşı H. Hilmi Bulunmaz'a bakalım.


Bulunmaz - Demirkanlı, işi dalgaya vursa da, söylediği bu sözü önemsiyoruz... Dürüst insanların, kendilerine "dürüst" demesini önemsemeye başladığına göre, Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı'da bile çok önemli bir gelişme var demektir!... 


Demirkanlı "Tiyatro yayınları, Bulunmaz'ın, Bilgin'e açık teklifine ne diyecek?..." (H.H.B.)


Bulunmaz - Ben, kendi cebimden verdiğim, halkımın cebinden verdiği, tüyü bitmemiş yetimin cebinden verdiği, tüm emekçilerin ceplerinden verdiği vergilerle beslenen Devlet Tiyatroları Genel Müdürü K. Lemi Bilgin'e çok açık, gayet net bir teklifte bulunup, "Bulunmaz Tiytaro & Devlet Tiyatroları İşbirliği" ile tiyatro kitabı basma önerisi götürdüm. Birlikte saptayacağımız kitapların baskı masraflarını ben karşılayacak ve bunun karşılığında da, herhangi bir maddi / manevi çıkar gözetmeyecek, basılacak kitapları, Devlet Tiyatroları izleyicilerine, hiçbir ücret almadan armağan edeceğiz...


Tüm tiyatro yayıncılarının bu teklife balıklama atlayıp, bu teklifi başlarının üzerinde taşımaları gerekirken, hemen hemen hiçbir tiyatro yayıncısı, bu konuda serçe parmağının uzun tırnağını bile kıpırdatmazken, kıçlarını sıcak koltuklarından bir milim olsun hiç kaldırmadılar... Sadece ve yalnızca Şüpheli Sanık Davalı Mustafa Şükrü Demirkanlı, şu ânda bile kılı kırka yararak değerlendirmeye çalıştığım saçmalığını kusmakla birlikte, bir iki tane de, "facebook bataklığı saçmalığı" yumurtladı. Böylece, tiyatro yine irtifa yitirdi... 

Gerçekten çok merak ediyorum: Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin verdiği vergilerle beslenen K. Lemi Bilgin'den "reklâm" adı verilerek avuç dolusu para (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı, ulûfe) alan tiyatro yayıncıları, neden serçe parmaklarının uzun tırnaklarını bile kıpırdatmadıkları gibi, neden resmî tiyatro kurumlarından aldıkları sözde reklâmlarla şişmiş kıçlarını sıcak koltuklarından bir milim kaldırmıyorlar hiç?

Demirkanlı
- Bize sorulmuş soru. Yanıtlayalım: Bize ne? D.T.'ye bir öneride bulunmuşsun, kendinden menkul bir öneri, öneri denebilirse tabii (Unutanlar için hatırlatalım, bilmeyenler için de bilgi sunalım, bir iki ay önce de aklına esivermiş, ödenekli kurumlarla ortak dergi çıkarmayı önermişti ya da önerdiğini sanmıştı ya da bizim öyle sanmamızı istemişti: Devlet Tiyatroları, İ.B. B. Ş. T. -Hani İ.B.B. Korsan Tiyatroları dediği kurum-, Kocaeli B.B. Şehir Tiyatroları ve Bulunmaz Yayıncılık, hatta yazar kadrosunu da belirlemiş, Büktel'i de yazar kadrosuna dahil etmişti. Kendinden menkulden kastım buydu…) bizim ne dememizi bekliyorsun/uz? Ne isterseniz yapın. Bize ne? Yapın ama asgari nezaket kuralına uyarak yapın bari…


Bulunmaz - Tabiî ki size sordum! Tabiî ki sana sordum!! Tabiî ki bütün tiyatro yayıncılarına sordum!!! Tabiî ki bütün resmî tiyatro kurumlarından aldıkları reklâmla beslenen tiyatro yayıncılarının bütününe, hepsine, tamamına, tümüne sordum!!! Tabiî ki LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Sahibesi Sayın Gülhan Avşar Demirkanlı Hanımefendi'ye sordum.


Ey sen, siz, hepiniz, tiyatro yayıncılarının bütünü, hepsi, tamamı, tümü, istediğiniz kadar "Bize ne?" diyerek soruyu görmezden gelip serçe parmağınızın uzun tırnağını bile asla kımıldatmak istemeyin, istediğiniz kadar kıçınızı koltuklarınızdan bir milim bile kaldırmak istemeyin, biz, bu soruyu ikide bir taa burunlarınızın deliğine dek, taa gırtlağınızın içine dek dayamaya kararlıyız... Çünkü biz, halkın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin haklarını savunan toplumsal avukatlar olarak, bütün halkın kültürel değerlerini korumaya alan kültür komiserleri olarak soluk alıyoruz. Bizden asla kurtuluş yok!


Ben, biz, halk, tüyü bitmemiş yetimler, bütün emekçiler, sen, siz, halk karşıtları, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenler, tüm emek karşıtları, serçe parmaklarınızın uzun tırnaklarınızı kıpırdatmak, kıçlarınızı koltuklarınızdan bir milim olsun kaldırmamak ve birer çakma Oblomov olarak yaşamaya devam etmek istedikçe, biz de, burnunuzun dibine dek sokulup, tarihsel ve toplumsal değerlerin çarçur edilmesine ısrarla ve inatla karşı çıkmaya devam edeceğiz!...


Ben, her zaman için, resmî tiyatro kurumlarının yöneticilerine hep yeni, yepyeni öneriler getirip sunmaya devam edeceğim... Ben, bu önerilerimin içerisinde Coşkun Büktel'in adını sürekli anacağım... Ben, o ciddi, o önemli öneriyi getirirken, Büktel'den yada herhangi bir başka kişiden izin yada onay almadım. Ben, önerilerimi halkın nezdinde yazarım, dileyen halktan yana, tarihten yana, toplumdan yana davranır, dileyen de bu değerlere karşı çıkar. Bu kadar basit... Sahi, sen neden bu kadar rahatsız oluyorsun ki, be Mustafacığım?!


Demirkanlı - "'Bulunmaz Tiyatro ve Devlet Tiyatroları İşbirliğiyle' başarılı, ciddi, değerli, hoş, önemli oyun yazarlarımızın kitaplarını basarak, halka olan borcumuzu ödeyelim... İlk kitap olarak, Musahipzâde Celâl'in 'Yedekçi' oyununun tıpkıbasımı ile başlayabiliriz. Paralar bizden..." (Hüseyin Hilmi Bulunmaz)

Bulunmaz - Sözümün arkasındayım. Hem de, bu sözü verdikten çok kısa bir zaman sonra, Reşat Nuri Güntekin'in bile MASON olduğunu öğrenmeme karşın, sözümün arkasında durmaya çok kararlıyım... Madem ki, benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin verdiği vergilerle ayakta duran bir Devlet Tiyatroları var (ki emekçilerin birçoğu Devlet Tiyatroları'na hiç adımını bile atmadan ömürlerini tamamlayabiliyorlar), o hâlde, ben de, işimi gücümü aksatma pahasına bile olsa, Devlet Tiyatroları'na sürekli olarak önerilerde bulunmaya devam edeceğim. Evet, aynen öyle: 


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN"

Demirkanlı - Bu nasıl bir densizlik ya da ciddiyetsizlik? Paralar, kuyumcudanmış! En basit bir iş önerisinde bile en hafifinden bir nezaket aranır…  Ücretsiz yayıncılık yapılan, yani beleş yayıncılık yapılan bir blokspot'dan Devlet Tiyatroları'na işbirliği önerisi… Kaldı ki Devlet Tiyatroları sizin için ne yapacak ya da siz Devlet Tiyatroları'na ne bahşediyorsunuz? Gidin yazarların varisleriyle konuşun. Sonra, yayıncılar bu öneriye ne diyormuş? Biz sizin eğlenceniz miyiz? Sen git Büktel'e sor, dur sorma facebook'unda yanıtladı, ben aktarayım.


Bulunmaz - Sana öyle geliyor... Hiç de densizlik değil bu. Hiç de ciddiyetsizlik değil... Oysa, tam tersine, müthiş derecede denlilik, son derecede ciddiyetlilik. Evet, bir kuyumcu tiyatro için diyor ki: 


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN" 

Ben, nezaket peşinde değil, iş peşindeyim... Ben, nezaketle halkı soymak peşinde değil, halkın değerlerini savunmak peşindeyim... Ben, nezaketle resmî tiyatro kurumlarından reklâm süsü altında avuç dolusu para (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı, ulûfe) almak peşinde değil, ciddi bir dergi bile yayınlamaktan yoksun, bir tanıtmalık bile basıp parasız dağıtmaktan uzak, ancak zar zor ayakta durabilmeye çalışan köhnemiş Devlet Tiyatroları'na avuç dolusu para vermek istiyorum!... Ben, halkın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin aydınlanması için ömrünü tiyatroya yatırmış biriyim. Resmî tiyatro kurumlarının çanağını yalayan biri değilim.

"blokspot" değil, "blogspot"; dilini eşek arısı soksun!...


Herhangi bir yayının ücretli olup olmamasının ne önemi var? Ben, ücretli bir yayın yapıp, halkın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin alın terini sömüreceğim yerde, ücretsiz yayıncılık yaparak, halkın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçilerin alın terine bilinç aşılıyorum... 

Ne var ki bunda bu kadar etekleri tutuşturacak? Hiç merak etme; Devlet Tiyatroları, bana, bize hiçbir avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı, ulûfe vermeyecek. Böyle bir isteğimiz, böyle bir istemimiz, böyle bir talebimiz asla ve kesinlikle yok... Sahi, sen, Devlet Tiyatroları'nın vekalet verdiği bir avukat mısın? Sana ne?!!! Ben, size önerilerinizi sordum, avukatlık, savcılık, yargıçlık görevi asla vermedim... Benim vermediğim görevlerle karşıma çıkmayın!

Ben, ne zaman ki K. Lemi Bilgin'e teklif götürsem, ânında, derhal, hemen, ivedilikle Demirkanlı yanıt veriyor... Demirkanlı, Bilgin'in halkla ilişkiler müdürü mü? Ona bu görevi Lemi Bilgin mi verdi? 


Lemi Bilgin, bana bir e-posta atıp, beni Ankara'ya çağırır, ben de, gidip kendisiyle anlaşırım. Sana ne? Siz ne? Kime ne? İmralı'daki müebbet hapse mahkûm kişiyle görüşen devlet, benim gibi biriyle neden görüşmesin? Sana ne? Lemi beni ararsa, masaya oturur ve mutlaka anlaşırız! Gerisi ayrıntı, gerisi lâf-ı güzaf, gerisi teferruat... Yeter ki, Lemi "evet" desin... Benim muhatabım Lemi... Sana ne? Sen, sadece ve yalnızca öneride bulunabilirsin! Ben, senin önerini ister kabul eder, istersem reddederim. Sana ne? Size ne? Kime ne?

Demirkanlı - "Coşkun Büktel - Hilmi'nin teklifi ne güzel, di mi, Mustafa? Yeni yeni oyunlar basılacak, tiyatromuz canlanacak ve tüm masrafları Hilmi ödeyecek, tiyatromuzda tüm insanlar mutlu olacak. Sen de mutlu olmaya çalış! Bu sayfada konu bu! Lütfen değiştirmeye çalışma! 19.Mart.2013, 21:16"


Bulunmaz - Evet, gerçekten öyle... Benim yaptığım teklif, hiçbir mantıklı insan, hiçbir halktan yana yüreği çarpan kişi, hiçbir tüyü bitmemiş yetim yanlısı birey, hiçbir emekçi dostu şahıs tarafından kesinlikle reddedilemez. Benim bu teklifim kabul görebilirse yeni, yepyeni oyunlar basılır, tiyatromuz canlanır ve bütün bu masraflar bana, bize ait olmak üzere, tiyatromuzdaki bütün insanlar mutlu olur. Hattâ, sonucu görünce, Sanık Demirkanlı bile mutlu olabilir!


Demirkanlı - Para Hilmi'denmiş, birader oyunlar ortalıkta, ellerini tutan da yok, bir kurumu aşağılar gibi "paralar bizden" diyebilen, aslında demeyip, yayın yoluyla itibar sarsmaya çalışmak (Çünkü, ciddi bir öneri olsa, randevu istenir, amaç ve proje anlatılır, nasıl bir işbirliği beklendiği açıklanır, sonuç da duyurulur. 


"Yeni yeni oyunlar basılacak, tiyatromuz canlanacak ve tüm masrafları Hilmi ödeyecek, tiyatromuzda tüm insanlar mutlu olacak."mış, halla halla, birileri aklımı korusun…

Bulunmaz - Evet, aynen öyle. Gerçekten paralar benden, bizden:


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN" 

Oyunlar ortalıkta olmasına karşın, Lemi Bilgin serçe parmağının uzun tırnağını bile hiç kıpırdatmıyor, kıçını koltuğundan bir milim bile asla kaldırmıyor... Bir zamanlar Devlet Tiyatroları dergi, kitap yayınlarken, Lemi Bilgin, açılışlarda kurdele kesen adam rolünün ötesine geçemiyor... Bir de, salon solculuğu yapıyor... Evet, paralar benden, ama Lemi kös kös düşünüyor... Lemi yerine, Demirkanlı konuşuyor yada Lemi, Demirkanlı'ya görev verip, beni sindirmeye, beni susturmaya çalışıyor. Ama benim sinmeye, susmaya niyetim yok. Kendi emekçilerini atıl durumda bırakıp, tiyatro yayıncılığını taşeronlara bırakan gecekondu görünümlü Devlet Tiyatroları'nın yöneticisi Lemi Bilgin, tarihsel ve toplumsal olarak suç işliyor. Bu suçunu hafifletmek için kendisine cankurtaran simidi, dostluk eli uzatıyorum... Ne var ki, Lemi kendisi konuşacağına, Demirkanlı konuşuyor yada Bilgin, Demirkanlı'ya megafon görevi yüklüyor!...

Asla hiçbir itibarı kalmayan Devlet Tiyatroları, Demirkanlı gibi bir megafonla büyük bir değer erozyonuna uğramaya devam ediyor...


Ben, herhangi bir çıkar, herhangi bir menfaat için Lemi Bilgin'den bir istekte bulunsam, tabiî onun kapısını çalmak, onun paspasının üzerinde yatmak zorunda kalırım. Ama ben, kendi adıma, halkım adına, tüyü bitmemiş yetim adına, emekçi kitleler adına açık teklif sunuyorum... Ben, biz, halk, tüyü bitmemiş yetim, emekçi kitleler haklı ve güçlüyüz... Haklı ve güçlü kişi, kuruluş ve kurumlar, ricacı olmaz. Kapı çalıp paspas üzerinde yatmaz. Haklı ve güçlüler, resmî tiyatro kurumlarının çanağına asla göz dikmez... Haklı ve güçlüler, reklâm adı altında avuç dolusu paralar (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı, ulûfe) için asla kapı çalmaz, paspasın üzerinde sabaha kadar sayıklama hâllerine tutsak olmaz! Haklı ve güçlüler, halkın gözü önünde açık teklif sunup, sabırla beklerler!


Demirkanlı - Bu Coşkun Büktel gerçekten bunları inanarak mı yazıyor? Bu önerinin, -nasıl bir öneriyse- üzerine atlamadan, tüm tiyatro insanlarını mutlu etmeden önce, insan sormaz mı? "Yahu Hilmi, sen daha bir-iki ay önce tüm kurumlarla birlikte ortak dergi çıkartmayı öneriyordun, beni de yazar kadrosuna dahil etmiştin, noldu o iş? Randevu alıp görüştün mü? Projeni detaylandırıp gönderdin mi? Biliyorsun, yıllardır Tiyatroyun diye bir Dergi'den bahsediyorsun, bir iki denemede toplan 7-8 sayı yayımlayabildin 3-5 yılda, ilk sayısında da hatırlarsın 'Ben bu oyunda yokum!' diyerek yazmaktan vazgeçmiştim. Bu kadar parlak olmayan bir sicilin varken, şimdi de kurumlara ortak yayıncılık öneriyorsun." demez mi aklı başında biri?


Bulunmaz
- Ben, kendimi bir "yazar" olarak, bir "yazar" sıfatıyla anmakta, görmekte çok zorlansam, daha çok "şair" olarak görsem de, "yazarlık" kavramını gayet ciddiye alan biriyim... Ben, Coşkun Büktel'in inanmadığı hiçbir bilgiyi, hiçbir durumu, hiçbir konuyu, hiçbir öneriyi, inanmadan sahiplendiğine, inanmadığı o durumlar hakkında herhangi bir yazı yazdığına hiçbir zaman tanık olmadım. Coşkun Büktel, "Bulunmaz & Devlet İşbirliği" anlayışına, benden bile daha fazla inanıyor. Büktel, senin düşündüğün değil, kendi düşündüğü soruları soruyor bana ve ben de derhal yanıtlıyorum. Gün yirmi dört saatlik hayatımız içerisindeki konuşmalarımızın tümünü senin inisiyatifinle sürdürecek hâlimiz yok ya Mustafa!...


Mustafa Şükrü Demirkanlı, en son reklâm kaleleri olarak gördüğü resmî tiyatroların doğrudan yana, estetikten yana, gerçekten yana tavır geliştirme olasılığı karşısında, üzerine tuz serpilen salyangoz gibi ürkmeye başladı... Oysa, Demirkanlı hiç merak etmesin, Lemi Bilgin, serçe parmağının uzun tırnağını bile kıpırdatmaya niyetli değil... Lemi Bilgin, kıçını bir milim olsun koltuğundan kaldırmaya niyetli değil. Benim önerim hâlâ geçerli. Ancak, ben, açık teklifimi yinelemekle birlikte davetsiz misafir gibi Devlet Tiyatroları kapısını aşırdırmaya, Lemi'nin paspasının üzerinde yatmaya niyetim yok...


Demirkanlı - Yoo, demiyor, bana akıl veriyor: "… Bak Hilmi Devletimizin tiyatrosuna ne güzel bir öneri yapmış, bundan mutlu olmak yerine, niye rahatsız olasın ki...? Boş ver, gel sen de katıl herkesin sevincine..."


Bulunmaz - Ben ve Büktel, birer kukla, birer robot olmadığımız, sahibinin sesi olarak görev yapmadığımız için, senin süflör olarak fısıldadığın sözleri tekrar etmek zorunda değiliz. Ancak, sen, Lemi Bilgin'in yerine konuşmaya devam et Mustafa Demirkanlıcığım!...


Demirkanlı - Hilmi, Devlet Tiyatrosu'na ne önerisi yapmış/mış? Devlet Tiyatrosu'nun bu işbirliğindeki rolü nedir? Ben hangi "herkesin" sevincine katılayım? Kimler sevinç çığlıkları atıyor? "Parası" kuyumcudan diye -ücretsiz yayıncılık yapmaya çalıştığı blokspot'undaki kendinden menkul bir saçmalaması karşısında, Büktel neredeyse bayram ilan edecek… Sizce Büktel, bu kadar saçmalamayı neden yapıyor?


Bulunmaz - Evet, Lemi'ye öneriyi ben yaptım... Vallahi Lemi'ye öneriyi ben yaptım. Vallahi Hilmi Bulunmaz olarak, halkımı, tüyü bitmemiş yetimi, emekçileri çok sevdiğim için, halkların yararına, tüyü bitmemiş yetimlerin yararına, emekçilerin yararına böyle bir öneride bulundum. Vallahi bulunmaya devam edeceğim... Devlet Tiyatroları'nın, tiyatro dergilerini beslemesi yerine, halklara, tüyü bitmemiş yetime, emekçilere estetik bilinç götürmesini istiyorum. 


Devlet Tiyatroları, nasıl ki, daha önceleri dergi ve kitap yayınlama görevini üstlenmişse, şimdi de, aynı görevi üstlenebilir... Üstüne üstlük, şimdi bir de Hilmi Bulunmaz faktörü var... Resmî tiyatro kurumlarını sömürenlere savaş açan Hilmi Bulunmaz faktörü!...

Demirkanlı - Zurnanın Zırt Dediği Yer


Bulunmaz - Zurnanın "zırt" dediği yer neresi kardeşim? Zurnada peşrev olmaz. Bunu sen iyi bilirsin. Devlet Tiyatroları, Lemi Bilgin yönetimiyle çok şey yitirdi, yitirmeye devam ediyor, daha da fazla yitirecek. Çok uzun yıllardır koltuk ısıtıcı olarak görev yapan Lemi, dergi ve kitap yayınlayacağına, hiçbir zaman için, tam tamına ayın birinde yayınlanmayan, bâzen ancak haftalar sonra yayınlanabilen naylon tiyatro dergilerine reklâm vermeye devam ediyor ısrarla!...


Demirkanlı - "Coşkun Büktel, Bulunmaz'ın Lemi Bilgin'e yaptığı açık teklifi gördü" (Hüseyin Hilmi Bulunmaz) (Hilmi'nin akla ziyan eğlence maksatlı yazıldığı anlaşılan yazısından bahsediyor, Büktel facebook'unda paylaşmış, onun için sevindirik olmuş, aslında kurgulayarak paslaştıkları birbirlerine link vererek eğlendikleri bir akşam eğlencesi.) (Yayıncının Notu)


Bulunmaz - Sana öyle geliyor! Lemi Bilgin, bana bir e-posta atıp, benden ricacı olsun yeter. Bunca zamandır düşünüp, hiçbir düşünce belirtmediği için benden anlayış beklesin yeter. Ben, derhal ilk uçağa atlayıp, doğru Ankara'ya giderim. Yeter ki, Lemi Bilgin, halktan yana, tüyü bitmemiş yetimden yana, emekçilerden yana bir sanat politikası, tiyatro ideolojisi belirlesin. Hiçbir zaman için  tam zamanında, her ayın tam tamına birinde yayınlanmayan naylon tiyatro dergilerine reklâm vermeyi bırakıp reklâmı kessin...


Demirkanlı - "Coşkun Büktel - DT'DEN YA DA DEVLETTEN PARA TIRTIKLAMAYA ÇALIŞAN VANDALLARLA HİLMİ BULUNMAZ ARASINDAKİ FARK: www.facebook.com/coskun.buktel/posts/438598422893070"


Bulunmaz - Vallahi, bu Coşkun Büktel'in görüşü... Büktel, nasıl isterse öyle düşünebilir... Vandallarla beni aynı kaba koymaması, benim için sevindirici... Vandallar, her alanda olduğu gibi, tiyatro alanında da varlar... 
Vandallar, vandallık yapmak için yaşıyorlar!...

Demirkanlı - "'YEDEKÇİ' ADLI GÜZELİM OYUNU BİRLİKTE TEKRAR  BASALIM:  TÜM MASRAFLARI BEN KARŞILARIM VE KİTAPLARIN TÜMÜ SİZİN OLUR:

www.facebook.com/coskun.buktel/posts/438598422893070"

Bulunmaz - Evet, doğru. Evet, aynen öyle. Evet, tüm masraflar benden. "Devlet malı deniz, yemeyen domuz!" diye düşünmeyen biriyim. Halkı, tüyü bitmemiş yetimi, emekçileri düşünen biriyim:


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN" 

Demirkanlı - "HİLMİ BULUNMAZ, HİÇBİR KARŞILIK BEKLEMEDEN, TÜM MASRAFLARI KENDİ CEBİNDEN ÖDEYEREK, LEMİ BİLGİN'E BİRLİKTE TİYATRO OYUNLARI BASMAYI ÖNERDİ." (Coşkun Büktel)

Bulunmaz - Aynen öyle yaptım... Yapılması gereken neyse onu yaptım... Paralar benden, paralar bizden... Masraflar hep benden, masraflar bizden... Halk için, tüyü bitmemiş yetim için, emekçiler için, emekçilerin estetize edilip, kapitalizme karşı çıkabilmesi için:


"PARALAR BENDEN, PARALAR HER ZAMAN BİZDEN" 

Demirkanlı - "LEMİ BİLGİN TEKLİFİ KABUL MÜ EDECEK? YOKSA 'OYUN BASMAYA GEREK YOK' YA DA 'BİZ VANDALLARA PARA VERİP BASTIRIRIZ' MI DİYECEK?" (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Lemi Bilgin'in paşa gönlü bilir... Lemi Bilgin bilir... Ancak, tarih ve toplum Lemi Bilgin'i de yargılar... Ben, halkımız, tüyü bitmemiş yetim, emekçiler, Lemi Bilgin'in yakasına yapışırız!


Demirkanlı - "LEMİ BİLGİN, HİLMİ BULUNMAZ'IN HALK VE DT BÜTÇESİ YARARINA YAPTIĞI TEKLİFE ANCAK ŞU 3 CEVAPTAN BİRİNİ VEREBİLİR: (Coşkun Büktel)
www.facebook.com/coskun.buktel/posts/578646612153453

Bulunmaz - Lemi Bilgin'in paşa gönlü bilir... Lemi Bilgin bilir... Ancak, tarih ve toplum Lemi'yi de yargılar... İster yanıt versin, ister yanıt vermesin, ister üç cevaptan sadece birini versin, ister ikisini versin, ister üçünü birden versin, bunların pek fazla önemi yok... Vereceği her yanıt kendini de bağlar... Vereceği yanıta göre, halka, tüyü bitmemiş yetime, emekçilere nasıl yaklaşacağını göreceğiz!...


Demirkanlı - Neymiş bu 3 cevap?


Bulunmaz - Cevaplar ortalık yerde net bir biçimde duruyor. Her yanıt, elde edeceğimiz soruların da anasıdır... Yanıtları elde etmek için, aracıya, komisyoncuya, tefeciye hiç gerek yok! Peki neymiş?


Demirkanlı - "1. TEKLİFİ KABUL EDİYORUM! LÜTFEN DERHAL ANKARA'YA GELİN, PROJEYİ GÖRÜŞÜP, BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRELİM. TİYATROMUZDA HALK VE SANAT YARARINA BİR YAYIN CANLANMASINI BİZ DE ÇOK İSTERİZ." (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Yazının neredeyse tamamını Coşkun Büktel'in ve biraz da benim sözlerimizle doldurdun be Mustafa! Peki, senin küçücük bile olsa, dişe dokunur hiçbir kırıntı sözün yok mu?!...


Demirkanlı - (Sizce böyle bir teklif var mı ortada? Bırakın DT Genel Müdürü'nü aklı başında herhangi bir insan ücretsiz yayın yapılan bir blokspot'tan zaman zaman aklına estikçe önerilerde bulunan, bulunduğunu sanan ya da insanları inandırmaya çalışan birinin yazılarını -Gelin ortak dergi çıkaralım da olduğu gibi.- ciddiye alabilir mi?) (Yayıncının Notu)


Bulunmaz - Çok şükür Mustafa... Sen de şöyle bir iki kelâm et be birader. Lemi'nin paşa gönlü bilir. İster yanıt verir, isterse vermez. Ben, halkım adına, tüyü bitmemiş yetim adına, emekçilerin adına, K. Lemi Bilgin'e öneri götürmek zorundayım. Lemi Bilgin, kendisi söz söyleyeceğine, sözcü olarak Demirkanlı'yı konuşturup, sözcü olarak Mustafa Demirkanlı'yı görevlendirmiş ise, Demirkanlı'nın sözcülüğünü asla ve kesinlikle kabul etmiyorum, etmeyeceğim!...


Demirkanlı - "2. OYUN BASMAYA GEREK YOK. İYİ KÖTÜ BÖYLE DE İDARE EDİP GİDİYORUZ İŞTE... ZATEN EMEKLİLİĞİME ŞURADA KAÇ GÜN KALDI?! LÜTFEN, BAŞIMA İCAT ÇIKARIP BENİ RAHATSIZ ETMEYİN!" (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Bunlar da Coşkun Büktel'in sözleri... Lemi Bilgin, emekli kahvehanesinde ölümü bekleyen ununu eleyip eleğini duvara asmış insan tipini çağrıştırdığı için, Büktel'in böyle bir madde oluşturup söz söylemesi son derecede doğal bir durum.... 


Demirkanlı - (Der mi biri? Yoksa bu şık birilerini, DT Genel Müdürü'nü aşağılamak için mi yapılmış?) (Yayıncının Notu)


Bulunmaz - Sen sus da, Lemi konuşsun birader! Adamın ağzı mı yok? Sen, adamın ağzı mısın?... Sen, sadece ve yalnızca önerilerini söyle. Ben, senin önerilerini ister kabul ederim, istersem etmem... Kenarına bak bezini, anasına bak kızını, yayıncıya bak dergisini al! 


Demirkanlı - "3. BEN DEVLETİM, BANA PARA VERECEK OLAN HİLMİ BULUNMAZ'LA MUHATAP OLMAK BANA YAKIŞMAZ; BANA ANCAK BENDEN HALKIN PARASINI TIRTIKLAYACAK İFTİRACI VANDALLARLA MUHATAP OLMAK YAKIŞIR. BİZ KİTAP BASACAKSAK, ANCAK BİZDEN HALKIN PARASINI ALIP BİZİ KAZIKLAYACAK OLANLARA BASTIRIRIZ. EĞER BASTIRMIYORSAK, ŞU SIRALAR BİR DE OYUN METNİ BASARAK KAZIKLANMAYA BÜTÇEMİZ YETMEDİĞİ İÇİNDİR." (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - K. Lemi Bilgin, benimle muhatap olmadığına göre, aynen böyle düşünüyor demektir... Kendisi bilir. Paşa gönlü bilir... Gün gelir, devran döner, Lemi'den de hesap sorulur. Ben, halkım, tüyü bitmemiş yetim, emekçiler, bir gün ondan hesap sorabiliriz... Ben, emekçilerin hayatlarını estetize etmek için, zâten sürekli bir biçimde hesap sormaya devam ediyorum... Devam edeceğim de!


Demirkanlı
- İşte zurnanın zırt dediği yer. Şimdi yazının başına gidelim ve Coşkun Büktel'in banner olarak kullandığı ve çok övündüğü ilkesini hatırlayalım mı?


Bulunmaz - Zurnanın "zırt" dediği yer neresi?... Zurnada peşrev olmaz!... Bunu, sen de bilirsin Mustafacığım... Önemli olan planlı, programlı işler yapmaktır. "Salla başı al maaşı" ile işler yürümez...


Demirkanlı - "Sitemin başlığına ('banner') koyduğum 'İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim'"  (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Çok güzel bir söz. Gayet hoş bir söz. Oldukça işlevsel bir söz. Böyle güzel, böyle hoş ve böyle işlevsel bir söz sahiplenilir!


Demirkanlı - Soralım bakalım, kimmiş "…halkın parasını tırtıklayacak, ancak bizden halkın parasını alıp bizi kazıklayacak olanlara bastırırız." cümlesi söylettirilmeye çalışılırken, bunların kim olduğunu açıklıyor mu? Yoo, peki: "… ve isimlerini vermeden eleştirecek kadar alçak değilim" diyen kimdi?


Bulunmaz - Coşkun Büktel'in deyişiyle: "Bâzen, Coşkun Büktel isimlerini verir, bâzen de, isimler kendilerini verir!..." Sahi, bunca tırtıkçı varken, Demirkanlı, neden bu kadar alınganlık yapıyor ki?


Coşkun Büktel, bana, bu konuda aynen şöyle bir söz söylemişti: 

"Bâzen ben isimleri veririm, bâzen de isimler kendilerini verir!..."

Demirkanlı
- İşte facebook'unda bu soruyu sorduğumda aldım yukarıdaki yanıtı, muhteşem öneri karşısında herkes seviniyormuş! Herkes kim? Yanıt yok, neye seviniyorlar? Yanıt yok. Bu öneri gerçekten muhataplarına iletilmiş mi? Yanıt yok, zaten böyle bir öneri de yok...


Bulunmaz
- Var canım!... Öneri var!!... Bu öneriyi ben yaptım!!! Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Sayın Lemi Bilgin'e ben öneride bulundum... Vallahi ben yaptım... Allah çarpsın ki bir öneri var!!!


Demirkanlı - Sonra, benim ısrarla ilkesini hatırlatmam, rahatsız edecek kadar; bir daha bir daha ilkesini hatırlatmam üzerine çaresizlik içinde susmayı tercih ediyor ama sorunun yanıtı yakın arkadaşında mevcut. Ortaklaşa yayın yaptıkları, birbirlerine link vererek akıl dışı, sözüm ona öneri adı altında DT'yi, tiyatro yayıncılarını bu kez de bu yolla aşağılamayı deniyorlar.


Bulunmaz - Ben, bu öneriyi tek başıma yaptım. Ben, bu öneriyi yaparken asla yanımda hiçbir kimse yoktu. Yanımda eşim, kızım, oğlum, herhangi bir yoldaşım yoktu. Vallahi billahi ben tek başıma yaptım bu öneriyi. Ben, tek başıma da düşünce üretebilecek kadar zeki biriyim. Shakespeare Çocuğu olmadığım için, Shakespeare'in yada bir başka kişinin ipiyle çardağa girecek kadar geri zekâlı biri değilim. Anam avradım olsun ki tek başıma ben yaptım bu öneriyi!


Demirkanlı
- "Tiyatro dergisi sahipleri ve yayın yöneticileri, aşağıdaki üç şıkkın üçünü mü, üçün ikisini mi, yoksa yalnız üçün birini mi beğenecek?" (Hilmi Bulunmaz)


Bulunmaz - Evet, yukarıdaki hoş ve güzel sözü, ben, tek başıma düşünüp yazdım. Bilgisayarın karşısına geçip, on parmakla ve "f klavye" ile ben yazdım... Nasıl ki, düzüşürken, bana hiçbir kimse yardımcı olmuyorsa, yazı yazarken de, ben tek başıma yazıyorum!


Demirkanlı - "1 - Hay sen çok yaşa Hilmi Bulunmaz! Biz, senin düşündüğünü düşünecek zekâya sahip değiliz!..." (Hilmi Bulunmaz)


Bulunmaz - Bu harfleri bir araya ben getirdim. Bu sözcükleri ben düşünüp yazdım. Bu tümceleri ben oluşturdum. Bu ünlemleri ben yerleştirdim. Bu üç noktayı (...) ben uyguladım. Bu sözdeki bir tek virgül (,) bana ait. Eğer böyle değilse, adım atmak nasip olmasın!...


Demirkanlı - "2 - Hay senin Allah belanı versin emi Hilmi Bulunmaz! Biz, senin gibi halkçı biri değiliz!..." (Hilmi Bulunmaz)

Bulunmaz - Ben yazı yazmasını biliyorum... Yirmi dokuz harfi kullanabiliyorum... Harfin, sözcüğün, tümcenin, paragrafın ne anlama geldiğini ve işlevinin ne olduğunu vallahi biliyorum. Ben, oyun yazarları (Örnekse: Ozan Akgül), roman yazarları (Örnekse: Oğuzcan Önver) bile yetiştirebiliyorum... Ben, yazar yetiştirirken beş kuruş para almadığım gibi, paramı, zamanımı sonuna kadar kullanıp, yazarlara kendi cebimden kitap basıp, onları "insan içine" çıkarıyorum. Bunu yaparken, hiçbir kimse bana asla ve kesinlikle yardımcı olmuyor. Hattâ, yüzlerce kez polis, savcı, yargıç karşısına tek başıma çıkmama karşın, ilaç niyetine bile olsun, hiçbir kimse benim davama somut olarak asla yardımcı olmuyor... Zâten ben, böyle bir koltuk değneğine kesinlikle gereksinme duymuyorum... Ben, avukatlara bile gereksinme duymuyorum... Ben, dişlerimi tek başıma fırçalayabilir, etek tıraşımı bile tek başıma yapabiliyorum...


Demirkanlı - "3 - Hay senin açık teklifinin içine edelim! Biz, devleti kılı koparılacak domuz olarak görüyoruz!" (Hüseyin Hilmi Bulunmaz'ın ücretsiz yayıncılık yapılan blokspot'undan)


Bulunmaz - Ben, Devlet Tiyatroları'nı kılı koparılacak bir domuz olarak görmüyorum. Devleti domuz olarak görenlere afiyet olsun!


Demirkanlı - Neymiş, show'un amacı neymiş? Tiyatro yayıncılarını aşağılamak, bu arada DT'yi de işin içine katarak, fantezilerini genişletmek…


Bulunmaz - Ben, sanat yapıyor, fantezi yapmıyorum... Fantezi yapılacak yer başka, sanat yapılacak  yer başkadır. Ben, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin, emekçi kitlenin haklarını savunuyorum...


Demirkanlı - Neymiş, Büktel'in kasım kasım kasıldığı böyle bir ilkesi yokmuş aslında, adres gösterip, yakın arkadaşıyla linkler aracılığıyla alış verip yapıp, insanlara her türlü aşağılayıcı suçlamaları yapar ama "isim vermeden" yaparmış, üstüne üstlük, "dürüstlüğüyle maruf"olarak reklamını yaparken ne ilke diye sunduğunun gerçek olmamasından rahatsız olur ne de sorulduğunda, vardı ama şimdi vazgeçtim deme cesareti varmış…


Bulunmaz - "Büktel, bâzen isim verir, bâzen de isim kendisini verir!" Her yazarın, farklı bir yazım ve yazın anlayışı vardır... Bir yazar, söylemek istediklerini bâzen dolaylı, bâzen de dolaysız bir dille anlatabilir. Önemli olan, yazarın ne demek istediğini anlayıp, öküz altında buzağı arama, niyet okuma çalışmasına girmemektir!


Demirkanlı - İnanır mısınız bilmem ama şu cümleyi kurarken bile hiç ama hiç rahatsız olmadığı anlaşılıyor: 


Bulunmaz - Neden rahatsız olsun ki? Adam, yazar. Yazar birinin, yazı yazması son derecede doğal bir durum... Adam, suç işlemiyor ki, yazı yazıyor... Yazı yazmak, suç mu? Adam, imgeyle düşünüp, simgeyle yazamaz mı? Bu kadar alıngan olmayı da anlamıyorum...


Demirkanlı - "DEVLET TİYATROSUNDAN PARA TIRTIKLAMAYA ÇALIŞAN VANDALLARLA HİLMİ BULUNMAZ ARASINDAKİ FARK: (KONUYLA İLGİLİ OLARAK KENDİSİYLE KONUŞTUĞUM) HİLMİ, DT GENEL MÜDÜRÜ LEMİ BİLGİN'E AÇIK ÇEK VEREREK, DİYOR Kİ: GELİN MUSAHİPZADE CELÂL'İN BASKISI ÇOKTAN TÜKENMİŞ "YEDEKÇİ" ADLI ŞU HALKA YARARLI, GÜZELİM OYUNUNU BİRLİKTE TEKRAR BASALIM: HİÇBİR KARŞILIK İSTEMİYORUM. KİTABIN TÜM MASRAFLARINI BEN KARŞILAYACAĞIM VE KİTAPLARIN TÜMÜ SİZİN OLSUN!" (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Evet, aynen öyle. Konuştuk. Aynen öyle söyledim... Vallahi hiçbir çıkar, menfaat beklemiyorum... Bana yönetmenlik teklifi bile yapılsa elimin tersiyle itip asla kabul etmem. En azından şimdilik böyle düşünüyorum. Yarın ne olur bilinmez. Halk, tüyü bitmemiş yetim, emekçiler iktidara gelirse durum o zaman değişir.


Demirkanlı
- Hilmi, DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'e açık çek vermiş. İnsan ne dediğine ne yazdığına döner bir bakar, hırs bürümüş beyninizi, bakın sizi nerelere götürüyor? Biraz uzaktan bakarak, fotografı okumaya çalışın.


Bulunmaz - Sana öyle geliyor. Gözümü hırs değil, halk âşkı, tüyü bitmemiş yetim âşkı, emekçi âşkı bürüdü. Tarihe ve topluma karşı sorumluluk bilinci bürüdü. Senin gözünü reklâm hırsı bürümüş...


Demirkanlı
- Bugüne kadar izlediğin hiçbir oyununu beğenmediğin, çıkartmaya çalıştığı dergisinin ilk sayısında "ben bu oyunda yokum!" dediğin, "Aşil topuğum olma" diye basılı bir dergide tanımladığın, daha bir iki ay önce ödenekli kurumlara sözüm ona ortak dergi çıkartma önerisi yapan, şimdi de aklına estiği için DT'ye (Kaldı ki neden DT? Musahipzade Celâl'in DT ile ilgisi ne? Varisi filan mı yoksa?) öneride bulunduğunu sanan, parası benden diyerek aşağılamaya kalkan (Çünkü böyle bir öneri yoktur, yapılmamıştır sadece ücretsiz yayıncılık yapmaya çalıştığı blokspot'unda yüzlerce anlamsız yazının yanında yer alan bir eğlencelik(!) karşısında ilkeni çiğneyerek, sadece öfke duyduğun insanlara hakaret etmek için bu tuzağa dahil olmak seni hiç mi üzmedi? Yoksa birlikte mi organize ettiniz? Hiç mi yüzün kızarmadı?


Bulunmaz - Ben, sana, size, tiyatro yayıncılarına, Lemi Bilgin'e yaptığım ciddi ve önemli bir öneri hakkında görüş sordum... Ben, sana, size, tiyatro yayıncılarına, ukalalık yapın, bana ve/ya Lemi Bilgin'e ders verin demedim. Belki de Lemi'nin derse gereksinimi olabilir. Ancak benim herhangi bir derse asla gereksinimim yok!...


Demirkanlı - Çok yazık! Gerçekten yazık!


Bulunmaz - Günün birinde, Lemi Bilgin gidip de, daha adil biri Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olursa, hiçbir zaman için tam zamanında, her ayın tam tamına birinde yayınlanmayan naylon tiyatro dergilerine verilen paranın musluğunu kaparsa, vay senin hâline... İşte o zaman sana çok yazık, gerçekten çok yazık olacak!


Demirkanlı - Bu cümle sana mı ait? Hâlâ arkasında mısın bu cümlenin?


Bulunmaz - Adam, sözünün arkasında olmasa, o sözü, neden İnternet sitesine koyar ki?... Bostan korkuluğu olsun diye mi?!!!


Demirkanlı - "Sitemin başlığına ('banner') koyduğum 'İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim'"  (Coşkun Büktel)


Bulunmaz - Ne doğru bir söz. Ne gerçek bir söz. Ne güzel bir söz. Ne inandırıcı bir söz. Ne kalıcı bir söz... Ne usa hitâbeden bir söz... 


Coşkun Büktel, bana, bu konuda aynen şöyle bir söz söylemişti: 

"Bâzen ben isimleri veririm, bâzen de isimler kendilerini verir!..."

Demirkanlı - Mustafa Demirkanlı / Yayın Yönetmeni


Bulunmaz
- Hilmi Bulunmaz / Sosyalist Sanatçı


Demirkanlı - Not: Kolaj fotografta yer alan kareler, şahısların kendi yayımladıkları fotograflarıdır. Herhangi bir katkı yoktur.


Bulunmaz - Not: Kolaj yapman bile yeterli. Bu fotoğraf kolajının neye hizmet ettiğini anlamak için, linki tıklamanız gerekir. Benim yaptığım görsel eylemlerle Büktel'in nasıl bir ilgisi olabileceğinin bağıntısını okurların zekâsına bıraktım. Karşımızda LİNÇÇİ var...