"Rosenbergler Ölmemeli" sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
"Rosenbergler Ölmemeli" sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

4 Mart 2012 Pazar

"Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" imalatçısı Balıkçı Kazmacıbaşı Korsan Orhan Alkaya, "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı"nı unutmamız için, "maymuna bak" ("atmosfer faşistleşmiş”) diyor!

Nasıl ki, "Theope" yazarı Coşkun Büktel'le Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'a karşı 1100 kişilik kişiliksiz alçak kişi tarafından iğrenç bir LİNÇ KAMPANYASI düzenlenmesinden sonra, Türkiye Tiyatro Tarihi yeni bir kavşağa hızla savrulmak zorunda kaldıysa, "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" ile birlikte, yepyeni bir şarampole şimşek hızıyla tangır tungur yuvarlanıverdi.


Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından dokuz yıl önce, yani Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulan Darülbedayi (Güzelliklere Evi), "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" sürecine dek İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları olarak yaşamını sürdürürken, "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" sürecinden sonra, artık, "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" (İBBKT) olarak anılmaya başlandı.


İBBKT eski Genel Sanat Yönetmeni Balıkçı Kazmacıbaşı Korsan Orhan Alkaya, İBBKT yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun yardım ve yataklığı sayesinde, Fransız tarihçi yazar Alain Decaux'un kaleme almış olduğu "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu, Alain Decaux'un bizzat kendisinin "yasaklamış" olmasına karşın, yazarın iradesini ipine bile takmadan, zerre kadar yazarlık hakkına asla saygı duymadan, "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu âdeta bir savaş ganimeti sayarak, oyunun üzerinde tepine tepine sahneleme küstahlığında bulundu. Kendi gücünden çok, arkasındaki cahil tiyatro esnafına güvenen Korsan Orhan, kendi iktidar döneminde de, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne vurulan ilk kazma dabesi olarak Türkiye Tiyatro Tarihi içindeki özgün yerini sağlamlaştırıp, bir de "Kazmacıbaşı" sıfatını kazanmıştı.


"Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" ile tiyatroya bir kirlilik daha kazandıran Korsan Orhan, sızabildiği bütün basın organlarına yaptığının "çok cici bir şey" olduğunu anlatmaya çalışıyor.


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


ŞEHİR TİYATROLARINDA DA HÜKÜMET CEMAAT GERİLİMİ Mİ?


Orhan Alkaya'nın yönettiği İstanbul Şehir Tiyatroları'nda oynanan "Rosenbergler Ölmemeli" oyunu gösterimden kaldırıldı. ABD'nin atom bombası sırlarını Sovyetler Birliği'ne vermekle suçlanarak idam edilen Julius ve Ethel Rosenberg isimli sosyalist bilimadamlarının yargılanmasını anlatan oyunun kaldırılmasının gerekçesi telif sorunları olarak açıklansa da, izleyiciler bu açıklamayı inandırıcı bulmadı. Son kez izleyicilerin gözyaşları ile gösterim yapan oyun "herkesin adil yargılanması" çağrısı yapıyordu.


Orhan Alkaya, geçtiğimiz pazartesi günü Radikal'den İpek İzci'ye Şehir Tiyatroları'nda yaşanan gerilimi öyle ifadelerle anlattı ki, kafalar daha da karıştı. "Evet, 'Rosenbergler Ölmemeli', bizim için bu bombardımanı önlemek daha da önemli" diyen Orhan Alkaya şu ilginç ifadeleri kullandı:


"Şehir Tiyatroları üzerinde hakimiyet kurmak isteyen bir grup var. Bunlar tiyatronun sponsor kurumu olan belediyeye saldırıyor. O taraftaymış gibi görünen bir yazar, Başbakan'a saldırıyor aslında. Saldırıyı yönettiği yer, baskı kurmaya çalıştığı yer!"


Alkaya’nın kastettiği o taraftaymış gibi görünen ancak Başbakan’a saldıran bu grup merak uyandırdı.


Alkaya, gelinen noktayı şu sözlerle çok net anllatı: "Sanat, korkuyla mücadele eder, korkunun ilacıdır. Sanatın konuşamayacağı, el atamayacağı hiçbir yer yoktur. Bir seri katili de anlatırsınız, hırsızı da, politikacıyı da... 'Neden onların özne olarak seçildiği oyunlar yapıldı?' diye bir soru sorulduğunda zaten atmosfer faşistleşmiş demektir."


(Kaynak: ODA TV)


***


Yukarıdaki haberin hemen altında birkaç yorum yazısı var. Bu yorum yazılarından sadece birini sunuyoruz:


Bu kavgayı, sağır sultan bile duydu. Muhalifken "kurt", iktidardayken "kuzu" olan Balıkçı Orhan, o kavgadan pay kapamadığı için hayıflanıyor. Çünkü, kendi iktidarı döneminde İskender Pala'yla, Kenan Işık'la aralarından su sızmıyordu. Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nu elele yıktılar. O dönemde Ergenekon tertibinin ateşli savunucularındandı. II. Cumhuriyetçi bu eski yoldaşımız, şimdi oyununu savunurken "Ben, ODATV'ye de karşıyım, Soner Yalçın'a da; oyun da Ergenekon'a karşı. üstelik şeriatçı dostlarım da çoktur, bana niye saldırıyorsunuz!" deme gafletini gösterdi. Piyasada işler kötü gitti; dizilerden kovulduktan sonra, şimdi yine muhalif kimliğe büründü; tabii yersen!..


***


Ayrıca bakınız:

25 Şubat 2012 Cumartesi

"İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" (İBBKT) Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" kazasının altından hiçbir zaman kalkamayacağını anladığı için mi "ONK Ajans'a yönelik hukuksal girişimin başlatılacağı" konusunda görüş belirtip topu taca attı, yoksa "Rosenbergler Ölmemeli"nin telif haklarının ONK Ajans'ta olduğunu bilmesine, oyunun yazarı Alain Decaux'nun "Rosenbergler Ölmemeli"nin bütün dünyada kendisi tarafından "yasaklaması"na karşın, ONK Ajans'ı bile, Alain Decaux'u bile ipine takmayıp, "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu İBBKT eski Genel Sanat Yönetmeni ve "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya'nın "solcu baskısı" sonucu mu sahneye koydurmak zorunda kaldı?

"Rosenbergler Ölmemeli" Oyunu Kaldırıldı

"Rosenbergler Ölmemeli" oyununun Mart Oyun programında yer almasına karşın daha sonra programdan çıkartılmasıyla ilgili olarak İBBŞT tarafından bir açıklama yapıldı.

Basın açıklaması sonrası görüştüğümüz Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu olayın akışını şöyle özetledi. Haziran ayında provalara başlamadan önce, ONK Ajans ile görüşülerek, "Rosenbergler Ölmemeli"nin telif haklarının kendilerinde olup olmadığı sorulmuş ve olumlu yanıt alındıktan sonra provalara başlanmış. Sözleşme ise Kasım ayında gerçekleştirilmiş. Basın'da çıkan açıklamalardan sonra ONK Ajans'tan bu durumun  gerçekliği hakkında bilgi istenmiş, bu aşamada ONK Ajans Fransa'daki ajansı arayarak iddiaların doğru olduğunu, yazarın oyunun sahnelenmesine izin vermediği bilgisini öğrenmiştir.

Ayşenil Şamlıoğlu, yasal sorumluluk ONK Ajans'a ait olmasına rağmen, yazarın bu görüşünü öğrendikten sonra, yazarın iradesine saygı göstermek gerekliliğinden dolayı, oyunu kaldırma kararı aldıklarını açıkladı. ONK Ajans'a yönelik hukuksal girişimin başlatılacağı da ifade edildi.

İBBŞT Mart 2012 Oyun Programından "Rosenbergler Ölmemeli" Oyunun Kaldırılışı İle İlgili Açıklama

Telif gerektiren her oyunda olduğu gibi İBB Şehir Tiyatroları, Alain Decaux’nun yazdığı "Rosenbergler Ölmemeli" adlı oyun için de ONK Ajans’a, eserin telif hakları ile ilgili 15 Haziran 2011 günü yazılı başvuruda bulunmuştur. ONK Ajans’ın Türkiye’deki telif haklarının kendilerinde olduğunu belirtmesi üzerine, Kasım 2011’de usulüne uygun olarak sözleşme süreci başlatılmıştır.

Geçtiğimiz günlerde basında oyun hakkında çıkan iddialar üzerine İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği tarafından, Dramaturgi birimimiz aracılığıyla, ONK Ajans’a başvurularak Alain Decaux’nun kendi oyunu hakkında böyle bir kararı olup olmadığı konusunda bilgi istenmiştir. ONK Ajans, Alain Decaux’nun temsilciliğini yapmakta olan Fransa’daki SACD Ajansı’ndan bilgi almış ve 23 Şubat 2012 tarihinde, bu oyunun eser sahibi tarafından hiçbir yerde sahnelenmesine izin verilmediği tarafımıza bildirilmiştir.

Bunun üzerine İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği, Mart 2012 programında yer alan "Rosenbergler Ölmemeli" adlı oyunu kaldırma kararını almıştır. Bu yönde başka hiçbir gerekçe ya da baskı olmadığını belirtir, bu zorunluluktan ötürü seyircilerimizden özür dileriz.

Haber Giriş Tarihi: 24 Subat 2012

(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro... Dergisi)

27 Şubat 2012 Pazartesi

Ulusal Kanal, "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı"ndan bîhaber!

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından dokuz yıl önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulup, başına bir Fransız'ın getirildiği Darülbedayi ("İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" / İBBKT) tarafından korsan olarak sahnelenen "Rosenbergler Ölmemeli" oyunuyla yepyeni bir skandala ("Rosenbergler Ölmemeli Skandalı") imza atan İBBKT yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, İBBKT eski Genel Sanat Yönetmeni "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya'nın tam tamına bir korsan mantığıyla sahneye taşıdığı "Rosenbergler Ölmemeli" 
oyununun yazarı Alain Decaux tarafından "yasaklamış" olmasına zerre kadar önem vermeden, Decaux'un iradesini ipine bile takmadan, bu oyunu repertuvara alıp, sahnelenmesine boyun eğerek, yani tam bir gaspçı, tam bir haydut, tam bir korsan, tam bir zorba olarak, hiçbir estetik ve hiçbir etik değere pabuç bırakmadan başına buyruk davranması, bizleri hâlâ şaşırtabiliyor. 


Alkaya&Şamlıoğlu (AŞ), bu korsan tavrıyla, Türkiye'de aslında gerçek anlamda tiyatro yapılamadığını somut bir biçimde tescil etmek istercesine derin bir uçuruma doğru savrulmamızı istiyor.


Ancak...


Hemen hemen bütün yayın organları gibi, Ulusal Kanal da, ortadaki "Rosenbergler Ölmemeli" korsanlığını teğet geçerek, Alain Decaux'un oyununu "yasaklamış" olmasının neredeyse üstünü örterek, durumdan vazife çıkarma zorlamasına giriyor.


Çünkü...


Sınıfsal bir terminolojiyle değil, palyatif yaklaşımlarla hayata temas etmek isteyen bütün diğer muhalefet odakları gibi, Ulusal Kanal da, dezenformasyonla yaşamaya yada eksik bilgi vererek, korsan tiyatrocuların suçunu azaltmaya, tiyatro sanatının biraz daha zayıflamasına âdeta özen gösteriyor.


Oysa...


Bir kez daha belirtmekte yarar var:


"Rosenbergler Ölmemeli" oyununun yazarı Alain Decaux, Rosenbergler'in suçsuz olduğuna değil, suçlu olduğuna değgin belgelerle ikna olmuş olduğu için, kıla kırka yararak yazdığı oyununu "yasaklamış" durumda. Yazarının "yasaklamış" olduğu oyunu sahnelemenin adı da, sözcüğün tam anlamıyla korsanlıktır!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Rosenberglere sansür mü?

Şehir Tiyatroları, "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu programdan kaldırdığını açıkladı. Normalde Mart ayında iki ayrı sahnede oynanacak oyun, son günlerin basında en çok tartışılan oyunlarından biri.

Tiyatrocuların Şehir Tiyatroları'na saldırıları protesto ettiği bu eylemden kısa bir süre sonra, basında hedef gösterilen oyunlardan biri sahneden kaldırıldı.

Orhan Alkaya'nın yönettiği ‘Rosenbergler Ölmemeli’ oyununun İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları programından çıkarıldığı açıklandı.

Mart ayında iki ayrı sahnede oynayacak oyunun kaldırılmasına oyunun yazarı Alain Decaux’un oyunun sahnelenmesine izin vermemesi gerekçe gösterildi.

Şehir Tiyatroları'nın resmi internet sitesinden yaptığı açıklamada; sahnelenmesi için oyunun Türkiye'deki telif haklarının sahibi ONK Ajans'la Kasım 2011'de usule uygun bir sözleşme yapıldığı belirtildi. Basında oyunla ilgili çıkan iddialar üzerine; Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği, ONK Ajans aracılığıyla oyun yazarının Fransa'daki temsilcisi SACD Ajansı'na ulaştı. Şehir Tiyatroları 23 Şubat günü yapıtın sahibi Alain Decaux'un oyunun hiçbir ülkede sahnelenmesine izin vermediğini öğrendi.

Şehir Tiyatroları'nın resmi internet sitesinden yapılan açıklamada oyunun kaldırılmasının başka bir nedeni olmadığı vurgulandı.

"İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği, Mart 2012 programında yer alan “Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyunu kaldırma kararını almıştır. Bu yönde başka hiçbir gerekçe ya da baskı olmadığını belirtir, bu zorunluluktan ötürü seyircilerimizden özür dileriz."

Hadi Uluengin ve Engin Ardıç'ın oyunun, yazarı tarafından bile Fransa'da yasaklandığını yazması üzerine başlayan tartışmalara farklı oyunlarla ilgili yazılar eklenmesi, Şehir Tiyatroları için son damla oldu. Tiyatrocular, 23 Şubat'ta meslek örgütleriyle birlikte bu saldırıları protesto etmişti.

(Kaynak: Ulusal Kanal)


***


Ayrıca bakınız:



28 Şubat 2012 Salı

Arda Aydın'a "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" güzel görünüyor yada gayet efendi bir kimliğe sahip Arda Aydın, hızla korsanların etkisinde kalarak, şimşek hızıyla çakallaşıyor!

Oyun'un notu: LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro Dünyası sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" oyuncusu Arda Aydın'a ait yazıdaki önemli bulduğumuz bazı yerleri, daha net anlaşılması ve üzerinde derin derin düşünülüp, ibret alınması için,  "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!


***


Alain Decaux'un 1968 yılında yazdığı "Rosenbergler Ölmemeli" oyunuyla ilgili olarak ortada gayet net ve çok somut bir durum var:


Yazmış olduğu pırlanta değerindeki "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun etki gücüyle evrensel ünü iyice pekişmiş oyun yazarı Alain Decaux, 1996 yılından bu yana, "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun oynanmasını "yasaklamış" ve bütün dünya, yazarın bu görüşüne derin bir saygı gösterirken, "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" (İBBKT), Alkaya&Şamlıoğlu (AŞ) ikilisiyle, bu görüşü ipine bile takmadan, "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun üzerinde tepine tepine dans ederek, ilkel güdülerini tatmin etmek istercesine korsanlık sıfatını hak etmiştir.


En katılaşmış insanlık vicdanına bile sığmayacak bir korsanlıkla "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun telif haklarını sikkesine dahi takmayan, yani nasıl olsa yazarı tarafından "yasaklanmış" olmasının verdiği rahatlıkla beş kuruş olsun ödeme niyeti taşımayan tiyatroya, bu tiyatro resmî bir tiyatro da olsa, biz, ister istemez, korsan tiyatro adını anasının ak sütü gibi helal ederiz.


Başta "Theope" adlı oyunun yazarı Coşkun Büktel, Zaman Gazetesi muhabiri ve Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz olmak üzere, çok küçük bir grup yazar, İBBKT'nin zorla ve hileyle sahneye koyduğu "Rosenbergler Ölmemeli" oyunu için korsan bir uygulama sıfatını telaffuz etme cesareti gösterebildi. 


İBBKT eski Genel Sanat Yönetmeni "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya ile İBBKT yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun, büyük bir düşünce ürünü olan ve Alkaya&Şamlıoğlu (AŞ) gibi düzeysiz tiyatro esnafı tarafından hiçbir zaman için yazılamayacak ciddiyetteki "Rosenbergler Ölmemeli" oyunu, bizzat bu oyunun yazarı Alain Decaux tarafından "yasaklanmış" olduğuna göre, bu oyun, hiçbir koşulda asla ve kesinlikle oynanmamalıydı!


"Hayır, biz oynarız!" diye diretirseniz, biz de, size, korsan deriz. Hattâ, Arda Aydın'ın katkısıyla kunduz ve/ya çakal deriz!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Rosenbergler Ölmemeli Tamam da Ya Çakallar?


Arda Aydın
28 Şubat 2012

Günlerdir Rosenbergler Ölmemeli adlı İBŞT 2011-2012 sezonu oyunuyla ilgili haberler, karalama kampanyaları vs. ile karşı karşıyayız. Bu meselenin Zaman Gazetesi merkezli deşilmesiyle başlayan sürece, Hadi Uluengin ve Engin Ardıç adlı yazarların da katılması, sonrasında Şehir Tiyatroları yönetiminin meseleye eğilmesiyle ortaya çıkan durum, yorucu ve bir o kadar da kırıcı hale geldi nihayet. Bir linç kampanyası diyerek meseleyi abartmaktan yana değilim fakat, ortada bir suç varmış gibi gösterilmeye çalışılması ve suçlunun da oyunu sahneleyen kurum gibi gösterilmesi artık ayıp olmaya başladı.

ONK ajansın tam göbeğinde olduğu meselenin, Şehir Tiyatroları’nda at koşturmak isteyenlerin çekiştirmesiyle tamamen kuruma mal edilmesi ne denli doğrudur, bir durup düşünelim.

Şimdi ortada bir oyun var ve yabancı bir yazar tarafından yazılmış. Bu yabancı yazar kendi ülkesinde bir ajans (menajer; adı herneyse)‘la çalışmakta ve oyunun oynanması halinde maddi (kimi zaman manevi) haklarını korumak konusunda bu ajansla anlaşma yapmaktadır. Yazar diğer ülkelerde oyunları oynandığı zaman da bu ajansı, o ülkelerdeki telif haklarını korumakla görevlendirmiştir. O ajans da diğer ülkelerdeki ajanslarla iletişime geçerek, kendi yazarının telif haklarını koruma altına alır ve böylece “ajans komisyonu” denen şey devreye girmiş olur.

Az önce belirttiğim manevi kısımlar da sözleşme kapsamındadır. Yani ajans, yazarının manevi değerlerini de korumakla yükümlüdür. İşte Alain Decaux adı burada önemlidir. Yazarın 1996’da ortaya çıkan belgelerle birlikte, yazdığı oyunun artık geçerliliğini yitirdiğini söylediğinden ve bu oyunun oynanmamasını istediğinden önce kendi ajansının, sonra da eser odaklı olduğu için, çalışılan diğer ajansların haberi olur. Buradan kimseyi töhmet altında bırakmak istemem, ancak ONK ajans neredeyse bir yıldır Şehir Tiyatroları’nda sahneleneceği kesin olan bir oyunun “manevi” durumunu kuruma bildirmek konusunda geç kalmıştır. SACD adlı Alain Decaux’nun ajansı da bu oyunun durumuyla ilgili bir yazıyı, ONK ajansa 1 seneye yakın bir zamandır yollamadıysa, yazarın oturup düşünmesi gereken bir durum var demektir. Eğer ortada sadece Hadi Uluengin ve Engin Ardıç’ın bildiği bir gerçek varsa da, bu ONK ajansın işini ne denli “iyi” yaptığına dair bir işaret olabilir. Yani artık bundan böyle isteyen istediği yabancı yazarın oyununu oynamak için ONK ajansı değil, yabancı yazarın varsa asıl ajansıyla temasa geçebilir.

Bir tiyatro oyunu telif gerektiriyorsa sistem üç aşağı beş yukarı bu şekilde işler. Yani açık açık söylemek gerekirse, "KİMSE, YAZARIN OYUNLA İLGİLİ VERDİĞİ BİR KARAR VAR MI DİYE ARAŞTIRMAK ZORUNDA DEĞİLDİR". Ancak yazar, kaleme aldıklarıyla ilgili neler düşünüyor diye araştırma yapılır ve bulunabilen tüm belgeler oyunun selahiyeti ve doğru okunup aktarılabilmesi açısından dikkatle ele alınır. Gelgelelim meselenin bu kısmı da Şehir Tiyatroları tarafından araştırıldı. Yazar Fransız olduğu için bu araştırma internet üzerinden derinlemesine ve fransızca yapıldı. Bu meseleyle ilgili Şehir Tiyatroları’nın kendine bir savunma mekanizması oluşturma zorunluluğu da olmaz, olamaz. Sanatçı sorumluluğunu sonuna kadar yerine getiren bir ekip bu işi pür dikkat yaptı zaten.

Kaldı ki üç aydır sahnelenen, prömiyeri ayrı, basın galası ayrı yapılan, yönetmenin popülerliği yüzünden basında çokça yazılıp çizilen “sorunlu” oyun, ajansın gözünden kaçıyorsa bu büyük bir sorundur. Ayrıca ONK ajansın, yazarın ajansından cevap gelmeden başlandığını söylediği oyuna üç aydır hiçbir müdahalede bulunmaması ve bu sebeple basını ayağa kaldırmaması da bir hayli “DUYGUSAL” geldi bana...


Yazımı yazmaya karar verirken çıkış noktamı oluşturan meseleye gelirsek! "Şehir Tiyatroları korsan oyun oynuyor" cümlesini kuran tüm basın mensuplarını yaratıcılıklarından dolayı tebrik ediyorum ve bu yaratıcılığı ateşleyen derin hatanın asıl sahipleriyle ilgili de bir lakap düşünüp düşünmediklerini sormak istiyorum. Örneğin bu meselenin bir yerinde durup, korsan dedikleri kurumu bu sorunla karşı karşıya bırakan kişi ya da şirketler için "kunduz" ya da "çakal" yaratıcı lakaplarını bulabilecekler mi?

Sevgiler.

Arda Aydın

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)


***


Ayrıca bakınız:




1 Mart 2012 Perşembe

Tiyatro yazarı Melih Anık, "Rosenbergler Ölmemeli" yazarı "Alain Decaux'ya Açık Mektup" yazdı!

Alain Decaux'ya Açık Mektup


Melih Anık

Ben, sizi temsil ettiğini öğrendiğim Fransa’daki SACD Ajans’a bir mesaj gönderdim. (Türkiye’deki ajans ONK’un durumdan haberdar olmadığını geçen zaman gösterdi.) Size yazacağım mesajı size iletebilirler mi diye sordum. SACD’ye atılan mesajlar muhtemelen ya karanlık bir kuyuya düşüyor ya da basıldığı kağıttan uçak yapıp eğlenenler var orada. Ama “Fransız” oldukları için tenezzül etmemiş olmaları daha muhtemel. (ONK’un gönderdiği forma da cevap vermemişler. “Yazarın oyununu engellediğini bilmeyen temsilci olur mu?” diye ciddiye almamışlardır belki de.) O nedenle size bu açık mektubu yazdım. Ulaşır mı? Ulaşır bir gün mutlaka! Zaten “kızım sana söylüyorum gelinim sen anla”!

İBBŞT, bu sezon repertuvarına Rosenbergler Ölmemeli’yi aldı. Oyun ilk kez, 1970 yılında Türkiye’de oynanmıştı ve o günlerde tüm dünyada olduğu gibi olağanüstü bir ilgi uyandırmıştı. O tarihte 17 yaşımda olan ben, oyunun etkisinden günlerce kurtulamamıştım.

Aradan geçen 40 senede Rosenbergler Olayı ile ilgili yeni gerçekler ortaya çıktı ve o zaman bilinenlerin, bilindiği gibi olmadığına dair yeni bilgiler açıklandı. Bu nedenle oyun Türkiye’de yeniden gündeme gelince, bazı kişiler Rosenbergler Ölmemeli’nin eskimiş bir oyun olduğunu iddia etti.

İBBŞT’nın yaptığı açıklamadan öğrendiğime göre, oyunun ‘telif hakkı’ için, sizi Türkiye’de temsil eden(?) ONK Ajans ile Kasım 2011’de temas edilmiş; ajans tarafından bir uyarı da yapılmadığı için, muhtemelen sahneleme hakkında bir sorun yaşanmayacağı düşüncesiyle provalara başlanmış. Oyun sezon başında ilân edilmiş, oyunun 6,5 aydır çalışıldığı bilinmekte ve bir aydır sahnelenmekte olmasına rağmen (şimdi sözleşme yapmadık diyen) sizi TEMSİL eden(?) ONK Ajans, herhalde sizin yasaklama kararınızdan yaklaşık on yıldır habersiz olduğu için oyunun sahnelenmesine itiraz etmedi; gözü önünde sahnelenen oyunu engelleme gayreti göstermedi ve bu davranışıyla aslında “sözleşme” yaptığını da idrak edememiş durumda.

Arkasında 6,5 aylık bir emek olan oyun ilk kez Ocak 2012’de seyircinin karşısına çıktı. Ben oyunun bir genel provasını ve 2 kez de seyircili performansını izledim. Oyun çok iyi bir şekilde sahnelendi, oynandı. Oyunun oynandığı 600 kişilik olduğu belirtilen salon son yerine kadar doluydu ve ben seyircilerde uyandırdığı heyecana tanık oldum ve oyunun nerdeyse aynı sahnelerinde benzer tepkileri aldığını gördüm. Oyun hakkında eleştirmenlerce çok olumlu görüşler yazıldı. Bunun nedeni seyircinin, oyunun Türkiye’nin de hassas olduğu “hukukun siyasallaşması” ile ilgili mesajını duymasıydı. Seyirci için “Rosenbergler Olayı” ikinci planda kaldı. Çünkü, Rosenbergler Ölmemeli “oyunu”, dünya vicdanında siyasîleştirilmiş bir dava; Rosenbergler, McCarthy’li “cadı av”ı ile baskıcı bir dönemin mağdurları olarak algılanıyor halâ. Dünyanın herhangi bir yerinde haksız yargılama, delilsiz itham, davalıya göre dava; ileri sürülen “vatana hizmet etmek” gerekçesi; insanların yakılmasından keyifli “hınç alma peşindeki” insan; iktidarlardan “farklı fikirde olanın” süründürülmesi; toplumun vicdanı olmak yerine sermayenin hizmetinde olan “boyalı” basın; akıl almaz hukuksuzluk; “bir yalanı ne kadar çok tekrar ederseniz o kadar çok inananı olur” varsa; Sean Penn’in yaptığı gibi işgal edilmeden bir hafta önce Irak’da, daha sonra Tahrir Meydanı’nda Mısır’lı halk ile kucaklaşan aydında sembolleşen toplum vicdanının meydanlara çıkışına tanık olunursa , Rosenbergler Ölmemeli hatırlanıyor. Bu nedenle Rosenbergler Ölmemeli bir “sembol oyun”.

Öte yandan Ethel’in vurguladığı gibi, (“Rusların atom bombasına sahip olmaları, insanlık için bir şanstır. Dünya barışı bu şansa bağlı”) dünyanın süper güçleri arasında denge sağlanırsa(“korku eşitlenirse”) süper güçlerin “aklına eseni yapması” daha zor olacaktır. Bugünün pratiği ise şu: ABD, Irak’ı nükleer silahı olduğu iddiasıyla işgal ediyor; İran’ı tehdit ediyor. Daha başka bir anlatımla 50’lerde kendi insanlarına reva gördüğü “cadı avı”nı başlatan, “cadı kazanı”nı kaynatan, atom bombası üzerinden ayar veren ABD, şimdi benzer gerekçelerle dünyaya ayar vermeye çalışıyor. İsterseniz buna “Rosenbergleri dünyada arıyor” da diyebilirsiniz. Tabii ki artık Rosenberglerin yerini şimdi Naimler, Ardeşirler, Muttalipler almış olsa da. Tarih “kaydediyor”!

İşte bu nedenlerle Rosenbergler Ölmemeli halâ çağdaş bir oyun olarak seyirci ile buluşabiliyor.

Ancak bugün sizin bu oyunun tüm dünyada sahnelenmesini engellediğiniz anlaşıldı ve oyun İBBŞT tarafından kaldırıldı. Sizin oyunun sahnelenmesine neden karşı olduğunuzu bilmiyorum ancak akıl yürütebilirim, duyumlarımı yorumlayabilirim. Tarihçi kişiliğiniz belgesel nitelikte bir oyunun tarihsel gerçeklerin değişmesi nedeni ile belgesel niteliğini kaybetmiş olmasından rahatsızlık duymuş, siz kandırılmış olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz. Bu durumun sizi tedirgin etmesini anlayabiliyorum ama Rosenbergler Ölmemeli bir tiyatro oyunu, bir tarih kitabı değil. Ayrıca tarihe bağı sağlayan da Rosenbergler ismi. Yani isimleri değiştirdiğinizde, oyunu belgesel niteliklerinden sıyırdığınızda bile oyun, ele aldığı konu ve içerdiği derinlik nedeniyle tiyatro edebiyatında kalıcı bir eserdir.

Ayrıca, yukarıdaki nedenlerden dolayı Rosenbergler Ölmemeli bizim yaşımızdakiler(60) için manevi olarak önemli , gençler için ise edebî, siyasi vb alanlarda ibret alınacak uyarılarla dolu. (Ben yazılarımda bu konulara değindim.) Aylarca(yaklaşık 6,5 ay) harcanan bunca emekten sonra oyuna gösterilen yoğun ilgiyi de dikkate aldığımızda sonradan öğrendiğimiz kararınızın seyirciye ve tiyatroculara haksızlık olduğunu düşünüyorum. Öte yandan oyunun modası geçtiğini iddia edenlerin ağzına da “bir parmak bal çaldığını” üzülerek görüyorum.

Oyunun sahnelenmesini engelleme kararınızı 1990’lı yıllarda aldığınızı ancak oyunun 2000’li yıllarda oynandığı yolunda da duyumlar aldım. Eğer doğruysa kararınızı yeniden gözden geçirebileceğiniz ihtimalini de düşünüyorum.

Oyunda anlattıklarınızın benzerlerinin dünyanın bir yerlerinde başka isimlerle yaşanmakta olduğunu/olacağını eminim siz de takdir edeceksiniz. Dileğim, kararınızı yeniden gözden geçirmeniz ve oyunun içindeki çok iyi omurgaya dayanarak dünyada milyonlarca kişinin böyle bir “dünyanın” varlığından haberdar olmasını engellememenizdir. İnanıyorum ki, bu şekilde artık sizden daha çok dünya tiyatro edebiyatına ait olan bir “tiyatro oyunu”, hak ettiği yeri almaya devam edecektir. Hatta size yani kendi eserinin içerdiği tiyatral boyutu göremeyen bir tarihçiye karşı, bu nedenle “itaatsizlik” yapılmasına bile hak verecek durumdayım.

Saygılarımla.

Melih Anık
http://hayatinnabzi.blogspot.com

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)

4 Mart 2012 Pazar

Yeni Tiyatro Dergisi'nin 36. sayı kapak fotoğrafını yayınlıyoruz!

Güncelleme 4 Mart 2012 saat 19.30: Erbil Göktaş telefonla arayıp, "dergiyi dağıttık" dedi!


***


Henüz elimize geçmeyen Yeni Tiyatro Dergisi'nin 36. sayısındaki
"Rosenbergler Ölmemeli ve Bir Takım Vicdansızlıklar"
başlığı altında sunulan ve "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı"nın ele alındığını sandığmız Oktay Emre imzalı yazıyı, daha önce bu konuda birçok video çekip yazı yazmış, haber derlemiş, onlarca yorum yazısını sayfalarımıza aktarmış olmamıza karşın, "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" (İBBKT) eski Genel Sanat Yönetmeni Balıkçı Kazmacıbaşı Korsan Orhan Alkaya'nın yoktan var ettiği ve İBBKT yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun yardım ve yataklığı sayesinde sahneleyebildiği
"Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" konusunda bize herhangi bir görüş sorulmadığı için, tabii ki yazının içeriği hakkında zerre kadar olsun bir bilgiye sahip olmadığımızdan, bir yorum yapamıyoruz.


Ancak...


Akademisyen, oyun yazarı, şair Erbil Göktaş yönetimindeki Yeni Tiyatro Dergisi'nin Mart 2012 tarihli 36. sayısında "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" bütün boyutlarıyla, nesnel olarak, yani 
"Rosenbergler Ölmemeli" oyununun yazarı Alain Decaux'nun değişen koşulları düşünerek bu oyunun oynanmasını "yasaklanmış" olmasına karşın, bu oyunu korsanca bir mantıkla, âdeta bir savaş ganimeti sayarak, üstünde tepine tepine bir televizyon dizisi biçimine sokup tanınmaz hâle getirerek sahnelemiş bulunan İBBKT eski Genel Sanat Yönetmeni Balıkçı Kazmacıbaşı Korsan Orhan Alkaya'nın ağzının payı verilmiş olarak irdelenmiş ise, Erbil Göktaş yönetimindeki Yeni Tiyatro Dergisi'nin 34. ve 35. sayılarında bizimle yapılmış ve "Hilmi Bulunmaz'la 'Beraat' Tartışmaları!..." başlığı taşıyan "BERAAT SÖYLEŞİSİ" mentindeki bizim  (Ediz Baysal, Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel ve hattâ Erbil Göktaş) sözlerimizin sansürlenip söyleşinin, bir ayağı topal, bir gözü kör, bir kanadı kırık kuşa çevrilerek yayınlanmasına karşın, Yeni Tiyatro Dergisi'nin 
"Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" konusundaki nesnel tavrını sonuna dek desteklemeye ve bu konuda yürekli davranıp,  "Rosenbergler Ölmemeli ve Bir Takım Vicdansızlıklar"
başlıklı yazıya imza atan Oktay Emre'nin sonuna dek yanında olmaya, korsan tiyatrocuların saldırılarına karşı çıkarak Yeni Tiyatro Dergisi emekçilerini "korumaya" ısrarla söz veriyoruz.

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Ayrıca bakınız:

28 Şubat 2012 Salı

"Rosenbergler Ölmemeli Skandalı"nı bir bardak suda koparılan fırtına boyutuna indirgemek isteyen LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin sanal kuyruğu LİNÇÇİ tiyatrodergisi.com.tr sitesi, "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı"nın boyutunu küçültme gayreti içerisine giriyor!

Oyun'un notu: Türkiye dramatik yazarlığının "Everest"i "Theope" oyununun yazarı Coşkun Büktel'le Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını ilelebet ilga ve imhâ etmek için bir araya gelen 1100 kişilik kişiliksiz alçak kişi tarafından imzalanmış bir iftira metnini tiyatro piyasasına sahte para sürer gibi enjekte eden LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin sanal kuyruğu LİNÇÇİ tiyatrodergisi.com.tr sitesinden alıp olduğu gibi aşağıya aktardığımız imzasız yazıdaki bazı yerleri, daha net anlaşılsın diye "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!


***


Türkiye Tiyatrosu, yarısı çürük bir elmanın, tam ortasından kesildiği bir zamanı yaşıyor. Elmanın sağlam yarısına sahip çıkmak isteyen "mutsuz azınlık", elmanın çürüyen yarısına yuva yapmış kurt görünümündeki "mutlu çoğunluk" ile diyalektik bir toplumsal savaşım sürecinin en sert zamanını yaşıyor!


Türkiye Tiyatrosu, sanatsal ve/ya tiyatral şovenizm bataklığına boğazına kadar batmış dangalaklarla, ağzımızdan çıkan her sözcüğün bir kavram birimi olduğunu duyumsayan ve bu duyumsamayı halka mal etmek için gecesini gündüzüne katan mücadeleci kuramcıların uzlaşmaz çelişkilerine yataklık ediyor.


Türkiye Tiyatrosu, oyun yazarı Alain Decaux'un kendi beyniyle, kendi dünyasıyla, kendi emeğiyle, kendi gözüyle ilmek ilmek oluşturduğu "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu, bizzat kendisinin "yasaklamış" olmasına zerre kadar olsun aldırış etmeyen Korsan Orhan'la, sadece Korsan Orhan'a değil, onun en yakın "silah arkadaşı" Ayşenil Şamlıoğlu'na karşı müthiş derecede sert ve "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun yazarı Alain Decaux'un beynini, dünyasını, emeğini, gözünü kendi istenciyle "yasaklamış" olmasına saygı duyan insanların karşıtlığına tanık oluyor.


Türkiye Tiyatrosu, iğrenç bir iftira metnine dayanmaktan başka hiçbir şansı kalmamış insanların imzalamak mecburiyetinde kaldıkları çaput değerindeki bir algıyı ağır ağır pazarlayan LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin sanal kuyruğu LİNÇÇİ tiyatrodergisi.com.tr ile Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın Sosyalist OYUN Sitesi'nin karşıt görüşlerindeki tarihsel süreçte yeni ufuklara kulaç atıyor.


Sözün özü...


AKP'li Kadir Topbaş'ın emir komutasındaki "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" (İBBKT) eski Genel Sanat Yönetmeni, "Öyle Bir Geçer Zaman ki"deki "Balıkçı" ve tabii ki "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya, ilkel bir korsan gibi Alain Decaux'un "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu ipinin keyfine göre satışa sunuyor ve İBBKT yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu da, sorgusuz sualsiz bu ilkel korsanlığa yardım ve yataklık yapıyor.


Durum böyle olunca da...


Ayşenil Şamlıoğlu'ndan reklâm adı altında avuç dolusu para (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı) alan tiyatro dergileri, yazar Alain Decaux'ın yazarlık kararına göre değil, Alkaya&Şamlıoğlu (AŞ) iradesine göre görüş belirtip, kalemlerini, AŞ'nin çıkarları doğrultusunda kullanmak zorunda kalıyorlar!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Rosenbergler Olayı, ONK Ajans ve Tanıdığımız Çakallar...


"Rosenbergler Ölmemeli" oyununun başına gelenlerle ilgili herkes bir şeyler yazdı, kimi İBBŞT'nin yanında durmaya çalıştı, kimileri de İBBŞT'nin karşısında durmaya, fırsat yakalamışken vurmaya çalıştı.

Yazının sonunda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, gerek görmeyenler de bütününü okuma zahmetine katılmasın.

Sorumluluk doğal olarak İBBŞT'de, telif işleri ile ilişkiyi kuran birim olan Dramaturgi birimi kusurlu, telif sözleşmesini yapması gereken idari birim kusurlu. ONK Ajans için ise şimdilik sadece ağır kusurlu demekle yetineceğim. Bazı belgeler gün yüzüne çıkınca daha kapsamlı tanım yapabileceğiz. Ortada yanıtlanması gereken çok soru var.

Olayın başına dönüp kronolojik olarak gitmemiz gerekecek, bölük pörçük açıklamaları toparladığımızda tekrarlar olacak ama ancak bütünlük içinde bir yorum yapabiliriz.

Orhan Alkaya, "Rosenbergler Ölmemeli"yi sahnelemek isteyip, Sanat Yönatimi'nden onay alıp okuma provalarına başlamadan önce (15 Haziran), dramaturgi ONK'u arayıp, telif hakkının kendilerinde olup olmadığını soruyorlar, ONK Ajans, kendilerinde olduğunu söylüyor. Bunu Osman Karaca da inkar etmiyor.

ONK Ajans'ın bu aşamada derhal yapması gereken, SACD’la iletişime geçmek.

ONK Ajans'ın "Eğer söz konusu oyun bize bağlı bir ajans ya da kuruluşta ise Tiyatro'ya çeşitli sorular olan bir form yolluyoruz. Tiyatroca doldurulan bu formu oyunun dünya hakları bağlı olduğu gerçek ya da tüzel kişilere yolluyoruz."  açıklamasından anlaşıldığı ve İBBŞT'nin açıkladığına göre bu form doldurulmuş ve ONK'a Kasım ayında iletilmiş. ONK bu zamana kadar SACD'la ilişkiye geçmeliydi, geçmiş mi?.. Anlaşıldığı kadarıyla "hayır" oysa tek işi bu... komisyonla ticari ilişki yürüten bir kuruluş, tıpkı emlak komisyoncuları gibi...

Buraya iki not düşmemiz gerekiyor.
1. 15 Haziran'da bilgi sahibi olan ONK, SACD'la ilişkiye geçmemiş.
2. Kasım ortasında İBBŞT'den formu alan ONK, SACD'la yine ilişkiye geçmemiş. Evraklarda eksiklik var, demiş, eksiklik varmış, tamamlanmış aralık ortasında ancak ONK, SACD'la yine ilişkiye geçmemiş. Neden?

Burada, İBBŞT'nin çok uzun yıllara dayanan ilişki güveni içinde ısrarlı davranmaması söz konusu, ancak ONK; "dert etmeyin bu ajans yavaş çalışır, 'hep geç yanıt verir" diyerek, rahatlatır.

Şimdi bu noktada "hep geç yanıt verir"i belleğimize yazarak, devam edelim.

Kasım ortasında oyunun provası başlıyor, Ocak başında prömiyer yapıyor ve provaların başladığı tarihten itibaren ONK aranmaya devam ediyor, aynı yanıtlar, ama telefonda... yazılı değil... Nasıl bir hata!..

Artık 11 Ocak kapıya geldiğinde elde sözleşme olmadan adım atılmaması gereken bir noktaya ulaşılmış durumda İBBŞT, ancak "güven" denen illet devreye giriyor ve hiç kimse Osman Karaca'nın şu açıklamayı yapacağı kuşkusunu duymuyor: "Rosenberg’ler Ölmemeli ile ilgili olarak Şehir Tiyaroları'nın ajansımıza başvuru yaptığı doğrudur, ancak kendilerine sözleşme yapacağız diye bir garanti verilmiş değildir ve ortada yapılmış bir sözleşme de yoktur. Hak sahibinden olumlu izin gelmeden ajansımızın sözleşme yapması kesinlikle mümkün değildir."

"hep geç yanıt verir"i unutmadan ilerleyelim.

Yıllarca çalıştığınız bir ajans, bunca yıldır kazandığı komisyonlarla var olmuş, var olurken en büyük müşterilerinden biri de sizsiniz... Bu noktada adaletli olalım, kim kuşku duyardı ONK Ajans'ın "hep geç yanıt verir"inden?

Kusurları bir kenara bırakarak sona yaklaşalım...

Hadi Ulergin'in yazısıyla kamuya yansıyan durum sonrası, İBBŞT Sanat Yönetmenliği tarafından ONK Ajans'a bu Hadi'nin iddiasının gerçekliği sorulduktan bir gün sonra "hep geç yanıt verir" ajans ertesi günü yanıt veriyor.

ONK Ajans şu soruların yanıtını kamuoyuna açıklamak durumundadır.

1. "hep geç yanıt verir" ajans nasıl oldu da hemen yanıt verdi?

2. Orhan Alkaya sizinle ofisinizde yaptığı görüşmede, SACD Ajans'la yaptığınız yazışmaları istediğinde bulamadınız -bu kadar mı dağınık bir ajanssınız?- , veremediniz... İlk işiniz bu yazışmaları açıklamanız olmalı.

3. Hadi Uluergin yazmasaydı, iddianıza göre telif sözleşmesi yapılmamış bir oyun sahnelenmeye devam ediyor olacaktı, neden müdahale etmediniz?

4. Bu aksaklıklar, sezon sonuna kadar devam etseydi, telifler ne olacaktı? Sizin asli göreviniz olan -takip işini- yok sayarak, görmemezlikten mi gelecektiniz? Yoksa sorunsuz çözülecek başka bir planınız mı vardı?

5. "hep geç yanıt verir" ajans neden başvuru yaptığınızı iddia etmenize rağmen, son sorunuza hemen cevap verdi?

İBBŞT'de, özellikle bu sözleşmeleri yapan idari birimlerin kusuru var ama bu kusur alkışlanacak bir kusur, tiyatronun kendi işleyişinin bürokrasinin çarklarıyla çözümlenemeyeceği gerçeğini bilenlerin, sahiplenenlerin kusuru... Bu kusur kadı kızında bile olur.

ONK Ajans, SACD Ajans'la yaptığı tüm yazışmaları açıklamazsa, kusurlu olmaktan çıkıp vicdanlarda sanık olmaktan  kurtulamayacaktır. Olay Hukuk'a da yansıyacağına göre ilişkiler yumağı bir bir çözülecektir.  Belki de bu süreç ONK Ajans'ı daha yakından tanımamızı sağlayacak...

Çünkü, akıllarda çok daha fazla soru var. Alain Decaux, oyununu 1984'de Fransa'da sahnelenmesinden çekmiş, ancak Fransa'da 2000 yılında sahnelenmiş ve Lyon Festivali'nde büyük ödül almış. SACD'da mı ONK kadar ilgisiz?


Alain Decaux, Fransa'da bakanlık yapmış bir şahsiyet, işin içine siyaset girdiyse akıllara çok soru gelir? "Rosenbergler Ölmemeli"mi önemli yoksa bilmediğimiz bir başka şey mi daha önemliydi?

Rosenbergler Sovyet casusu muydu? Hâlâ bilmiyoruz... KGB ajanının açıklamasını mı baz alacağız?

Ama şunu biliyoruz, Rosenbergler işlemedikleri bir suçtan dolayı idam edildi.

ONK Ajans, belgelerle açıklama yapmak zorunda... Umarım kusurunun ötesi yoktur...


Haber Giriş Tarihi: 29 Subat 2012

(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro... Dergisi)


***


Ayrıca bakınız:

10 Haziran 2012 Pazar

Feridun Çetinkaya'nın Tiyatro Fanzini önemli bir belge yayınladı!

HADİ ULUENGİN, ROSENBERGLER OYUNU ÜZERİNE YAZILARINDA VERDİĞİ BİLGİLERİN İNTERNET ÜZERİNDEN BIR TIKLA ULAŞILABİLEN KAYNAKLARINI SORUM ÜZERİNE PAYLAŞTI...


Feridun Çetinkaya
7 Mart 2012

Hürriyet gazetesi köşe yazarı Hadi Uluengin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda (İBBŞT) sahnelenen "Rosenbergler Ölmemeli" oyunu üzerine kaleme aldığı, 18 Şubat 2012 tarihli Rosenberg'ler gerçeği ve 3 Mart 2012 tarihli Oyun bitti! başlıklı yazılarıyla önemli bir "tartışma" başlattı.

Hadi Uluengin'in ilk yazısının hemen ardından, İBBŞT'nin "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu telif sözleşmesi imzalanmadan sahnelediği ortaya çıktı. İBBŞT Yönetimi, İBBŞT Mart 2012 Oyun Programından “Rosenbergler Ölmemeli” Oyunun Kaldırılışı İle İlgili Açıklama başlıklı bir resmi duyuru ile, "ONK Ajans, Alain Decaux’nun temsilciliğini yapmakta olan Fransa’daki SACD Ajansı’ndan bilgi almış ve 23 Şubat 2012 tarihinde, bu oyunun eser sahibi tarafından hiçbir yerde sahnelenmesine izin verilmediği tarafımıza bildirilmiştir." diyerek, sahnelemekte oldukları "Rosenbergler Ölmemeli" adlı oyunu programdan kaldırdı.

Hadi Uluengin'in bir skandalı ortaya çıkaran yazılarında verdiği bilgilerin, yazılarında açıkça vermediği kaynakları da haliyle merak uyandırdı, önem kazandı. Kendi çapımda bir araştırma yaparak Hadi Uluengin'in verdiği bilgilerin kaynağına ulaşmaya çalıştım. Ne var ki dişe dokunur bir sonuca ulaşamadım. Fransızcadan okuyamadığım için, yaptığım yüzeysel "araştırma"nın sadece İngilizce kaynaklarla sınırlı ve yetersiz bir araştırma olduğunun farkındaydıım. Böyle olunca, direkt olarak Hadi Uluengin'e bir e-posta mesajı göndererek verdiği bilgilerin kaynaklarını doğrudan kendisine sordum. Hadi Uluengin sağ olsun, ayrıntılı bir yanıt gönderdi. Bu konuda ilk elden, hemen internet aracılığıyla kolayca ulaşılabilecek kaynaklarla ilgili internet sitelerinin bağlantılarını da paylaştı. Ben de, bu konudaki yazışmamızın ilgili bölümünü Tiyatro Fanzini okurları ve konunun ilgilileriyle aşağıda paylaşıyorum.

Feridun Çetinkaya
7 Mart 2012

***


Hadi Uluengin'e gönderdiğim e-posta mesajları:


Kimden: Feridun Çetinkaya
Kime: Hadi Uluengin
28 Şubat 2012 Salı, 16:27
Konu: Rosenbergler

Merhaba,

Şehir Tiyatroları'ndaki Rosenbergler Ölmemeli oyunu hakkındaki yazınızı okudum. Alain Decaux'nun artık oyununun Fransa'da sahnelenmesini istemediğini yazdınız. Ancak yazınızda bu bilgiye dair herhangi bir kaynağa atıfta bulunmadınız. ONK Ajans yetkilileri de oyunun telifiyle ilgili Fransız telif ajansına başvuruda bulunduklarını ama müspet menfi herhangi bir yanıt alamadıklarını açıkladılar. Anladığım kadarıyla, onların elinde de izin verilmediğine dair somut bir veri ya da belge bulunmuyor. Cevap verilmemiş olmasını, izin verilmiyor olarak yorumluyorlar. Yani bu haliyle konu bir yanıyla hâlâ spekülasyona açık nitelikte. Bu konuda naçizane ben de bir araştırma yapmaya, verdiğiniz bilgiyi doğrulayan somut bir kaynak bulmaya çalıştım ancak herhangi bir kaynağa ulaşamadım. Decaux'nun oyununa dair bu kararını bir dergi, gazete ya da kitapta mı okudunuz? Bir televizyon programı ya da panelde bizzat mı dinlediniz? Bu kaynağa dair künye bilgilerini rica etsem paylaşabilir misiniz?

İyi çalışmalar,
Feridun Çetinkaya

***

Kimden: Feridun Çetinkaya
Kime: Hadi Uluengin
5 Mart 2012 Pazartesi, 12:08
Konu: Rosenbergler Ölmemeli oyunuyla ilgili yazınız hk.

Hadi Bey Merhaba,

Sizden herhangi bir teyit ifadesi ya da yanıt alamayınca, aşağıdaki mesajım size ulaştı mı emin olamadım... Yazınızdaki, Alain Decaux oyununun Fransa'da sahnelenmesini yasakladı açıklamanızın kaynağına dair bilgi ve yardım ricamı bir kez daha size iletmek istedim.

En azından bu mail'imin size ulaştığını, okuduğunuzu teyit edebilirseniz sevinirim.

İyi çalışmalar,
Feridun Çetinkaya


***


Hadi Uluengin'in yanıtı:


Kimden: Hadi Uluengin
Kime: Feridun Çetinkaya
6 Mart 2012 Salı, 14:10
Konu: Cevap

Feridun Bey, merhabalar;

İlkiyle birleştirilmiş ikinci mail’inizi şimdi aldığım için biraz geç cevap veriyorum, özür dilerim. Çünkü “Hürriyet”teki posta adresime pek nadiren ve istisnai olarak bakıyorum. Her neyse, sizin sözünü ettiğiniz meseleye gelince…

Bir kere, şimdi tarihini hatırlayamıyorum ama en az onbeş, muhtemelen daha uzun sene var ki Alain Decaux’un kendi oyununu yasakladığına dair haberleri “Le Monde” ve “Liberation” gibi gazetelerde ta o vakitler okumuştum. Hatta galiba bu ülke televizyon kanallarından birisinde de ya açıklamayı işitmiş, ya da Decaux’nun mülakatını dinlemiştim. Belki de “France Culture” radyosu olabilir, emin değilim.

Sonra, “Histoire” ve “Historia” gibi tarih vülgarizasyonu dergileri (ki söz konusu ülkede genel olarak ‘sol’ addedilirler) konuya ilişkin dosyalar yaptılar. Ve yine hatırladığım kadarıyla da Stéphane Courtois gibi ünlü tarihçiler veya başkaları meseleyi irdelerken Decaux’nun yasaklama kararını satır aralarında tekrar zikrettiler. Bunları o vakitler okumuştum.

Daha ardından Rumen asıllı Fransız ekonomist Florin Aftalion “Rosenberg’lerin İhaneti” (La Trahison Des Rosenbergs) adıyla ve tamamen belgelere dayanarak, galiba 2000’li yılların başında bir kitap yazdı. Feklisov’un ve Sudoplatov ‘un “Hatıralar”ı gibi bu eser de çıktığında alıp okudum. Fakat heyhat, Türkiye’ye dönerken Avrupa ‘da bıraktığım kitapların arasında kaldılar. İşte orada da Alain Decaux’un “Rosenberg’ler Ölmemeli” oyununu yasakladığına dair bilgiler yer alıyordu.

Ancak kitabın şu an elimde olmamasının önemi yok! Zira oyunun Türkiye’de sahnelenmesini eleştirdiğim ilk makaleyi yazmadan önce sağlam durmak ve kimseyi yanıltmamak için tekrar kısaca bir araştırma yaptım. Aftalion’un yine kendi kitabından o yasaklamayı da zikrettiği pasajı da internette hemen buldum. Bağlantısını size de gönderiyorum.

Fakat belki en hayatisi, tekrar internetten Fransa’daki tiyatro telif kurumu “SACD”ın sahip olduğu yazar mülkiyetlerini sıralayan “Dramatik Kumpanyalar Milli Federasyonu”nun sitesine girdim. Decaux’nun oyununun “ebediyen yasaklananlar” listesinde bulunduğunu da derhal gördüm. Malûm,  daha sonra İstanbul’da açıklanan karar da bu “SACD”dan gelen cevap üzerine olmuş. Ancak ben kendi hesabıma telif hakları konusunda uzman olmadığım ve uluslararası durumu da bilmediğim için yanılgıya düşmemek kaygısıyla yasaklamanın Fransa’yı kapsadığını yazdım. Meğer daha da ötesi, evrenselmiş. Bunun da sanal bağlantı adresini size gönderiyorum.

Oyunun 2000 yılında tekrar sahnelendiği iddiasına gelince: Yukarıdaki durumdan mutlaka emin olduğum için böylesine bir tarihin mantıken imkansızlığı zaten çok açıktı! Nitekim hem 1979 Lyon Festivali’nde gösteriyi yapmış olan “Théatre 2000” kumpanyasının, hem de  aktör Lionel  Robert’in internet sitelerine girince yeniden aynı kanıt karşıma çıktı.

İşte hepsi bu! Eh, benim tüm naçizane araştırmalarımın onbeş dakika, hadi bilemediniz yarım saat sürdüğü düşünülürse, Rosenberg’ler gibi çok netameli ve bütün dünyada ipliği çoktan pazara çıkmış bir konuyu tekrar güncelleştirmek cesaretini gösterebilen İstanbul’daki oyun yönetmeninin ve tiyatro idaresinin artık nasıl bir “araştırma”(!) yapmış olduğunu sizin takdirinize bırakıyorum.

Emin olun ki yalan yazmayı zûl addettiğim ve kendime ihanet saydığım için bütün meslek hayatım boyunca tek kelime böyle bir namussuzluğa asla kalkışmadım.

Sorularınızı cevapladığımı umar ve iyi günler dilerim.

Hadi Uluengin

Florin Aftalion’un pasajı:
http://www.denistouret.net/textes/Aftalion.html


Ebedi yasaklama kararının telif listesi:
http://www.fncd-theatre.be/lalistedesinterd/index.html


“Théatre 2000” kumpanyasının yıllara dağılmış repertuar listesi:
http://www.theatre-2000.fr/index.php/parcours-du-theatre-2000

(Kaynak: Tiyatro Fanzini)

3 Temmuz 2012 Salı

BULUNMAZ KÜLTÜR MERKEZİ VE BULUNMAZ TİYATRO GENEL SANAT YÖNETMENİ, SOSYALİST OYUN DERGİSİ'NİN KURUCUSU VE YÖNETİCİSİ SOSYALİST SANATÇI HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ, KENDİSİNİ, AVUKAT UĞUR DEMİRCİ TOSUN ELİYLE, 29 ARALIK 2009 TARİHİNDE (YAKLAŞIK OLARAK İKİ BUÇUK YIL ÖNCE), "TÜRK CEZA KANUNU'NUN 125/1-4, 53 MADDELERİNDEN SUÇLU GÖSTEREREK, TÜRK MİLLETİ ADINA GÖREV YAPAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI BASIN BÜROSU'NDAN CUMHURİYET SAVCISI NURTEN ALTINOK'A ŞİKÂYET EDEDER, HAKKINDA, TÜRKİYE CUMHURİYETİ İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ'NDE KAMU DAVASI AÇTIRMA BAŞARISI ELDE EDEN, AYRICA AVUKATLARI UĞUR DEMİRCİ TOSUN'LA İNAN YILMAZ'IN HUKUKSAL YARDIMLARI SONUCU SOSYALİST SANATÇI HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ'DAN KURUŞU KURUŞUNA, TAM TAMINA, NE BİR EKSİK NE BİR FAZLA 25.000,00 TL TAZMİNAT ALABİLMEK UMUDUYLA, 24 HAZİRAN 2010 TARİHİNDE (İKİ YIL ÖNCE) TÜRKİYE CUMHURİYET İSTANBUL 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NDE BİR MANEVÎ TAZMİNAT DAVASI AÇTIRMA, ÜSTÜNE ÜSTLÜK, BÜTÜN BU ANLAMSIZ DAVALAR SÜRERKEN, TANIK OLARAK MÜSTEHCEN GÖRSELLER YAYINLAYAN LİNÇÇİ MİMESİS DERGİSİ SAHİBİ VE YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ LİNÇÇİ A. CÜNEYT YALAZ'IN, MÜSTEHCEN GÖRSELLER YAYINLAYAN LİNÇÇİ MİMESİS DERGİSİ YAYIN KURULU ÜYESİ LİNÇÇİ METİN GÖKSEL VE LİNÇÇİ TANER KOÇAK'IN DESTEK VERMELERİNE KARŞIN, HEM SOSYALİST SANATÇI HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ'IN VERDİĞİ DEVRİMCİ HUKUK MÜCADELESİ NEDENİYLE TÜRKİYE CUMHURİYETİ İSTANBUL 3. SULH CEZA MAHKEMESİ'NDEKİ SOSYALİST SANATÇI HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ LEHİNE VERİLEN BERAAT KARARI VE HEM DE TAM TAMINA İKİ YILDIR SÜREN 25.000,00 TL'LİK MANEVÎ TAZMİNAT DAVASINDAN BİR KURUŞ BİLE ALAMAMASI NEDENİYLE ZÂTEN SÜREKLİ OLARAK BOZUK OLAN MORALİ İYİCE BOZULAN LİNÇÇİ ÖMER FARUK KURHAN, YAZDIĞI YAZILARINDA SON DERECEDE SARPA SARIP, ANLAMSIZ, BASİT, ÇAPAKLI, DÜZEYSİZ, YÜZEYSEL, ZAYIF, YANLIŞLARLA DOLU YAPAY KONULARA PARMAK ATMAYA BAŞLADI!

Oyun'un notu: LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından MÜSTEHCEN görseller yayınlayan MİMESİS Dergisi'nin sanal kuyruğu LİNÇÇİ MİMESİS sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan'a ait yazıdaki önemli bazı yerleri "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik. Ayrıca, yazım yanlışlarını "maymungötürengi" ile belirterek, doğru yazımları "çimenrengi" ile biz yazdık!


***


Engin Ardıç, Tiyatromuz, Rosenbergler


[Ömer Faruk Kurhan'ın kişisel bloğunda yayınladığı, Engin Ardıç'ın "Halkçılığı Öğrenin Halkçılar" yazısı, 'Rosenbergler Ölmemeli' oyunun (oyununun) gösterimden kaldırılması olayınının yarattığı tartışmalar ve bunun tiyatro ortamına yansımasını değerlendirdiği son yazısını okuyucularımızla paylaşıyoruz.]

Engin Ardıç zaman zaman tiyatromuzun hal ve gidişatı üzerine de yazan, popüler bir köşe yazarı. Bazı arkadaşlarımın yönlendirmesi üzerine yazılarını okuduğum olur. Yazıları eğlendiricidir, çünkü sert bir mizahi üslupla, düşünsel sığlığa düşmemeye özen göstererek yazar.

Onun da yumuşak karnı kadınlar ve özellikle feministler. Bu, yazılarına düzenli bir şekilde sinen ve bazen hızını alamayan maçoizminin ürettiği ciddi bir yan hasar. Kendisi "izmlere" sığmama iddiasında olsa bile, düşünce dünyasında Türk tipi liberal düşünce (ve de seçkincilik) alanında hiciv çeşitlemesini yapar. Düşünce sahibi olduğunu, argüman üretebileceğini hissettirir, bazen de açıkça gösterir.

Yakın zamana kadar diğer liberal entelektüeller gibi onun da eli oldukça güçlüydü; çünkü AKP hükümeti oy tabanını çeşitleyebilecek şekilde liberal çevrelerle bir zlaşma zemini yaratabiliyor, birlikte ortak hedeflere kilitlenebiliyor ve aralarındaki al gülüm ver gülüm ilişkileri devam edebiliyordu. Artık durum bu değil: Eleştiri oklarını AKP hükümetine ya da Başbakanı bile zor durumda bırakan Gülen cemaatine yöneltmediklerinde, Türkiye’de işlerin sanki daha bir faşizme doğru evrim geçirdiğini itiraf etmediklerinde, "liberal" kimlik yerini açıkça "Truva Atı" kimliğine bırakacak. Zor günler yaşıyorlar.

Mesela Engin Ardıç'ın Mimesis sitesinde okuduğum, kaynağı Sabah gazetesi olan yeni bir yazısında ("Halkçılığı Öğrenin Halkçılar") tiyatroculara Brecht’in "Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi" adlı oyununu oynama tavsiyesinde bulunmuş. Bilindiği gibi bu oyun faşizmin resmen ve hile ile iktidara gelme sürecini, tarihsel olarak Hitler faşizmine referansla yapar. Ayrıca, seyircinin yaşadığı toplumda başına gelenlerle karşılaştırma yapması ve sonuçlar çıkarması açısından zengin bir sanatsal evren sunar. "Klişe" bir deyişle: Bugünün Türkiyesi için de güncel kabul edilebilecek bir oyundur.

Geçenlerde Ahmet Altan Taraf'taki köşesinde, Başbakan Erdoğan'ın medyadaki sunumunun giderek Ortadoğu’daki diktatörlere benzer bir hal almaya başladığını, bunun ya kendisinin ya da birlikte çalıştığı halkla ilişkiler uzmanlarının ya da her ikisinin eseri olduğunu belirten sert bir çıkış yapmıştı. Yani Başbakanın hal ve gidişatı Arturo Ui'ye, tarihsel bir referansla Hitler'e benzemeye başlamıştı. Engin Ardıç AKP'ye ve Başbakana toz kondurmaz; bu memlekete çok bile demeye getirir. Fakat ona muhalefet edilecekse, en azından Brecht mertebesinde olmayı başarmak gerekir, yoksa kaleminin gazabından kaçmak imkân dâhilinde olmaz.

Engin Ardıç'ın "Halkçılığı Öğrenin Halkçılar" yazısı, bir kez daha toplum mühendisliğini esas alan, halkını tanımaktan aciz sol ve Kemalist entelektüel camiayı, özelde tiyatrocu kesimi hicvetme üzerine kurulmuştu. Örnek alacaksanız, Fransa’da ulusal halk tiyatrosu denilince akla gelen ilk isim olan komünist Jean Vilar'ı örnek alın diyordu. Bir de, güncelliğini yitirmiş gibi görünen bir tartışmaya referansla, "… vatanları Amerika'ya ihanet etmiş birtakım Sovyet nükleer casuslarının reklamını!" yapmayın diyordu. Kast edilen İstanbul Şehir Tiyatroları’nda bir süre sahnelenen, daha sonra gösterimi durdurulan “Rosenbergler Ölmemeli” oyunuydu.

Belli ki Engin Ardıç, bu oyun nedeniyle İstanbul Şehir Tiyatroları ve sanatçılarının içine düştüğü güç durumu yeri geldikçe anmadan edemeyecek. Bir yandan da "Arturo Ui’yi" oynasınlar diyerek ne kadar hür düşünceli olduğunu gösterecek: "Tam da turizm mevsiminin başında greve kalkışarak iktidara kazık atma girişiminde bulunan sendikacı arslan parçaları, ne duruyorsunuz, bir tiyatro kursanıza! / Belediyeyle papaz olan sanatçıları da böylece bağrınıza basarsınız. Ben olsam ilk oyun olarak bir 'Arturo Ui' oynarım, hükümete kılçık…”

Bu satırları okuduğumda, son zamanlarda çokça yaşamaya başladığım gülme krizlerinden birisine daha yakalandım. Engin Ardıç çok doğru söylüyor. Mesela sendikaları anarko sendikalizm temelinde ve kültür sanat (dolayısıyla tiyatro) evrenini içerecek şekilde yeniden yapılandırma önerisi çok yerinde. Benim 2001-2006 arasında İstanbul Eğitim Sen'de, bazı arkadaşlarımın da desteğini alarak bu yönde girişimlerim olmuş ve fakat fena halde 1) sendika bürokrasisi, 2) konuyla ilgili sendika üye tabanı kararsızlığına çarpmıştım. İlginçtir, Engin Ardıç'ın varsayımının aksine, her ne kadar 1970’lerin ruhunu taşıyor görünseler de, aslında sol sendikalarımızın liberal bir yeniden yapılanmayı yaşadıklarını, zorlu geçiş sürecinde fena ve çarpık bir şekilde “liberalize” olduklarını gözlemlemiştim.

Engin Ardıç'ın farkında olmadığı durum da bu: Beğenmediği, tepkiselliğini gemleyemediği 1970'lerin ruhunu taşıma iddiasındaki sola daha yakın bir konumda, ama AKP hükümetine yaklaşım ve destek noktasında yaşanan ayrışmalar gözünü kör ediyor. Bu ayrışmayı, antika değeri bile olmadığını iddia ettiği jakoben Türk solu ile liberallerin ayrışması zannediyor. Bu yanılsamanın oluşmasında uzun süre CHP'nin askeri darbe projelerinin peşine takılması ve MHP ile birlikte bir ara rejim döneminin yönetimine aday olması büyük bir rol oynadı. Oysa ayrışmayı liberal eksen ve onun etrafında nasıl konum alınacağı belirliyor. Engin Ardıç liberalizmin daha sağında konum alıp, solundakilerle kapışıp duruyor.

Kendisi ne kadar farkında bilemiyorum: Ne yazık ki neoliberalizm, liberalizm içinde ayrışmalara neden oluyor, çünkü orta sınıf katmanları içinde de ciddi huzursuzluklara neden oluyor. Bu nedenle, liberalizmin bir sol kanadı her zaman olacak. Söz gelimi Brecht'in "Arturo Ui"sini oynamak için mutlaka komünist olmak gerekmiyor, ama asgari bir sol bilince gereksinim olduğu kesin. Bunu biliyor ve bu nedenle "Ben olsam ilk oyun olarak bir 'Arturo Ui' oynarım" demek zorunda kalıyor.

Bu yazı burada bitebilirdi, ama yeri gelmişken ve gecikmeli olarak şu "Rosenbergler Ölmemeli" tartışmasına ben de dâhil olup düşüncelerimi söylemek isterim.

"Rosenbergler Ölmemeli" bir oyun olarak niçin bu kadar popüler oldu? Tabii ki adil olmadığı ayyuka çıkan yargı süreçlerine bir yanıt oluşturduğu için. Oyunu oynayan İstanbul’da ana akım tiyatronun önde gelen temsilcisi İstanbul Şehir Tiyatroları olunca, halkın oyunla buluşması dünyanın en kolay işi haline geldi. AKP hükümeti boşuna bu tiyatroyu denetim altına almak için uğraşıp durmuyor.

Ayrıca, Türkiye’de bu konuda yazılmış oyunlar yok. TC devletinin kuruluşuna damgasını vuran İstiklal Mahkemeleri'ni ya da mesela ünlü komünist tevkifatlarını, belgesel titizliği de içerecek şekilde konu alan oyunlar yazılmamış. On yıllar boyu çok sıkı denetim altında tutulmuş politik tiyatromuz bu bakımdan oldukça kurak bir görünüm arz ediyor. Bu nedenle imdada, mesela "Rosenbergler Ölmemeli" yetişiyor, ister istemez.

Yakın zaman önce yaşadığımız hararetli "Rosenbergler Ölmemeli" tartışmasının iki farklı boyutu var. Birincisi telif hakları ile ilgili. Sorunun bu kısmının kaynağında, belli ki, çeviri eserin telif hakkına sahip ajansın ciddiyetsizliği ve ticari kaygıları var. "Yazar bu eserin oynanmasına izin vermiyor" diyememiş ya da deme bilgisine bile sahip değil. Fakat bir ajans skandalı, İstanbul Şehir Tiyatroları'nın skandalı gibi gösterilmek istenmiş.

Oyunun yazarı Alain Decaux'nun oyunun okunmasına değil de oynanmasına izin vermiyor oluşu ayrı bir muamma. Yazarın bu eserin oynanmasına getirdiği yasak için gerekçesi ne? Bu konuda bir netlik yok. Sadece böyle bir yasağın olduğunu ve çok büyük ihtimalle, oyunun belgesel niteliğinin aşındığını, yazarın da bu nedenle oynanmasına izin vermediğini söyleyebiliyoruz. Yazarın derdi ne, ne demiş, bu konuda elde hangi belgeler var gibi zahmet isteyen gazetecilik tarzı out, internet kolaycılığı alabildiğine in olduğu için, bu nokta karanlık kalmış ne önemi olabilir ki?

Skandalı patlatan Hadi Uluengin'in "Ben duymuştum… sonra baktım internete… doğruymuş" şeklindeki “gazetecilik” başarısı kılavuz olunca, okurlara da kargalardan feyz almak düşüyor. Bu vakada, kargalardan birisi de hiç kuşkusuz Engin Ardıç oluyor. Kendisi "vatan haini" etiketini kolaylıkla Rosenbergler'e yapıştırıyor ve oyunu İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahneleyenlerin komik ve acınası duruma düştüğünü iddia ediyor.

Gören Engin Ardıç'ın milliyetçi bir Amerikan vatandaşı olduğunu zannedecek. Oysa milliyetçi bir Türk, kendi ülkesindeki bir casusluk faaliyetini "vatan hainliği" olarak kabul eder. Hatta, ABD dâhil yabancı ülkelerdeki Türk casusluk faaliyetlerini "vatan hainliği" değil, "vatan severlik" olarak kabul eder. Yapılamıyorsa, muhtemelen bunu milli bir zaaf olarak kabul eder. Milliyetçilikten uzak kalmayı tercih edenler ise, casusluk faaliyetlerine başka bir anlam ve önem yüklerler.

Bizde, Türki tipi liberalizmin ithal ikameci özelliği zaman zaman çokça sırıtıyor ve iş kendini ABD milli çıkarları ile özdeşleşmeye kadar vardırabiliyor. Engin Ardıç ve Hadi Uluengin ithal ikameci, özenti eğilimini çarpıcı bir şekilde dışa vuran bir liberal çeşitlemenin tipik örneklemeleri. Kaş yapacağım derken, göz çıkarıyorlar.

Konunun tiyatro sanatını ilgilendiren boyutu, eserin telif hakları ile ilgili bölümü değil. Mesela, kazanç perspektifi içermeyen amatör tiyatroların telif hakları yasaları tarafından kuşatılması doğru kabul edilmez. Çünkü oynadıkları oyundan kâr elde edip geçimlerine harcamadıkları varsayılır. Bir amatör topluluk çıkıp "Rosenbergleri" sahnelese, yazar oyunun oynanmasını yasaklamıştı, oynayamazsınız çıkışı duvara çarpardı. Ancak yazara rağmen niçin oyunu oynadıkları tartışılırdı. Her tarafıyla tiyatro sanatını ilgilendiren mesele, oyunun iddia edildiği gibi belgesel değerinin aşınıp aşınmadığı, aşınmışsa en azından değiştirilmeden oynanmasının doğru olup olmadığıdır.

Bu konuda iki savunma hattının inşa edildiğini tespit etmek mümkün:

1. Rosenbergler davasına ilişkin Alain Decaux metninin belgesel değerinin aşınmadığı, dolayısıyla yazara rağmen oyunun bu şekilde oynanabileceği.

2. Oyunun belgesel değeri aşınmış olsa bile, tiyatronun tarih yazımı yapmadığı, hayali bir dünya yarattığı, dolayısıyla oynanabileceği.

Basit bir nedenle ikinci savunma hattının kolaylıkla çökeceği söylenebilir. "Rosenbergler Ölmemeli" tarihi ve belgesel bir oyun olma özelliğine sahiptir, yani serbest bir şekilde Rosenbergler davasından esinlenmiş bir eser değildir. Bu savunma hattında kalındığında, demagoji üretmek kaçınılmaz hale gelir ve tartışma absürtleşir.

Birinci savunma hattı daha güçlüdür. Çünkü şunu iddia edebilirsiniz: Belki de yazar ilerleyen yıllarda dünya görüşünü değiştirmiş ve hiç de kuvvetli olmayan "belgelere" itibar etmeyi tercih ederek yazdığı oyunu mahkûm etmiştir. Unutulmamalı: Eser eşittir yazarı ya da yaratıcısı, değildir.

Bu noktada devreye girmesi gereken gazetecilik ve tarihçi bilgisidir. Yazılıp çizilenlere bakıldığında, tartışmanın derinlik kazanamadığını söyleyebiliriz. Bunun nedeni basit: Aslında konuyla ilgili olarak, öncelikle gazeteci ve tarihçilerin çıkıp bir şeyler söylemesi gerekiyordu. Tiyatro alanında bu ilişkiyi sağlamak üzere dramaturgların ya da dramaturji çalışmasının ve eleştirmenlerin aracı bir rol oynaması gerekir. Fakat belli ki, tiyatromuz fiiliyatta böyle bir birikimin sahibi olduğunu pek gösteremiyor. Bu da meselenin daha fazla magazin ve dedikodu kulvarına mal olmasına neden oluyor.

Nihayetinde, Rosenbergler konusunda hiç de gazetecilik yapmamış Hadi Uluengin ya da Engin Ardıç'lar, neredeyse Amerika'nın Türk basınına sızdırdığı milliyetçi ABD "casusu" duyarlılığı ile söylem kurabiliyorlar. Yine de kurdukları söylemin bir faydası olduğunu ve eserle ilgili çok gecikmiş bir tartışma başlattıklarını teslim etmek gerekir. Hiçbir şekilde derinliğin adresi değiller, karşı propaganda güdüsüyle hareket etmişlerdir, ama tartışmayı zorlamışlardır.

"Rosenbergler Ölmemeli" oyunu belgesel olarak zaaf içeren bir eser mi? (Evet, zamanında ben de bir şeyler duymuştum :) İstanbul Şehir Tiyatroları oyunu oynamaya başlayınca, bir şekilde gündeme geldi. İyi de oldu. Kanaatim odur ki, Rosenbergler hakkındaki casusluk iddiaları, öyle bir çırpıda kenara bırakılabilecek iddialar değil, ama bu konuda esas olarak gazeteciler gazeteciliklerini, tarihçiler de tarihçiliklerini yaparak çıkıp bir şeyler söylemek durumunda.

Emin olduğum nokta şu ki, Rosenbergler davası kesinlikle adil olmayan yargının, muhalefetin sindirilmesi amacıyla hukukun siyasallaştırılmasının tipik bir örneğiydi. Tiyatro sanatı açısından Rosenbergler'in bir şekilde casusluk faaliyetlerine bulaşmış olmaları, fakat yine de sonuna kadar adil olmaktan uzak bir yargı süreci sonucunda ölüme mahkûm edilmeleri, çok daha ilginç ve üretici sonuçlara gebedir. Çünkü, Rosenbergler'in mutlak "masumiyeti", vakayı dram sanatı açısından zorlayıcı bir sınav ve araştırma olmaktan çıkarmaktadır.

EK:

Bu sezon İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen "Rosenbergler Ölmemeli" dramaturjisine yön veren mutlak masumiyet varsayımı yerine, durumun biraz daha karmaşık olduğunu belirten Türkçe bir yoruma, tesadüfen rastladım. Yorumun sahibi Mehmet Atak; Birikim dergisinin Kasım 2010 sayısında şunları söylemiş:

"…Rosenbergleri hatırlayalım …Ethel ve Julius Rosenberg McCarthy'nin 'cadı kazanı'nda canlarını veren ilk Amerikan vatandaşlarıydı, SSCB adına casusluk yapmak ve nükleer silah sırlarını Sovyet ajanlarına vermekten Amerikan yargısı tarafından 'suçlu' bulunup elektrikli sandalyede idam edilmişlerdi. Zaman Ethel’in hiçbir zaman casusluk yapmadığını, Julius’un ise casusluk yaptığı ama canının alınmasının sebebi nükleer sırları sızdırmakla alakası olmadığını gösterdi. Yevgeni Yevtuşenko 'Adalet, hemen her zaman rötar yapan bir trene benzer' diyor da bu rötarların telafisi olmuyor. Canla mukayese olmaz ama bu rötarın diğer bedelleri de telafi edilemiyor."

Bu yorum, Rosenbergler davasının adil bir yargının konusu olmadığının altını çizer. Mutlak masumiyet imgesinin karşı kutbunu oluşturmak ve onların "vatan hainliğini" ilan etmek üzere harekete geçen Engin Ardıç ve Hadi Uluengin çizgisinden hayli farklılaşır. Bir yandan mutlak masumiyet varsayımına dayalı yoruma direnir; öte yandan adil yargılama talebi karşısında saldırganlık örgütleyen propagandaya karşı net bir tavır alır.

(Kaynak: Mimesis)