"Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
"Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

19 Nisan 2015 Pazar

"Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle" diyene Aziz Nesin Emek ödülü

Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu, onur ödüllerinin gerekçelerini şöyle açıkladı:

AZİZ NESİN EMEK ÖDÜLÜ: HALUK BİLGİNER


Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı, Aziz Nesin Emek Ödülü'nü, Aziz Nesin'in 100. yaşında; "80"li yılların başlarından bu yana yalnızca ülkemizde değil, Hollywood'dan İngiltere'ye kadar pek çok ülkede sahnede ve beyazperde de mesleğini icra etmiş; oyunculuk adına bildiklerini genç kuşaklara aktarmış; hem sahnede hem de beyazperdede sıradan insanların sıra dışı yaşamlarını ustalıkla canlandırıp unutamayacağımız kareler yaratarak hayal dünyamızı zenginleştirmiş olması nedeniyle aktör Haluk Bilginer'e vermeyi uygun bulmuştur.


(Kaynak: http://www.radikal.com.tr/kultur/haluk_bilginere_buyuk_onur-1288008)

***

AZİZ NESİN EMEK ÖDÜLÜ SAHİBİNİ TANIMAK İÇİN İZLEYİNİZ:

4 Aralık 2014 Perşembe

Tiyatro bilgisi kısıtlı, estetik kuramı kıt Nihat Haluk Bilginer'in peşindeyiz!

YARGITAY İLGİLİ DAİRESİNE GÖNDERİLMEK ÜZERE

T.C.
İSTANBUL
ANADOLU 40. SULH CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA


DOSYA NO: 2013/854 Esas

Konu: 6518 Sayılı Yasa nedeniyle oluşan hukukî durumun irdelenmesi!

Yargıtay dilekçemin tarihi olan 19 Şubat 2014, aynı zamanda 6518 Sayılı Yasa'nın Resmî Gazete'de yayınlandığı tarihtir... Yargıtay'a gönderdiğim ve 12 maddeden oluşan dilekçemin 2. maddesi harfiyen aynen şöyledir:

2 - Başta İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi olmak üzere, Av. Süleyman Anıl'ın vekillik yaptığı tüm dâvâ dosyaları ayrıntılı incelenip, bana karşı alenen tehdit savurduğu dosyada ayrıntılı bir dille anlatılan işbu "tehdit tavrı", İstanbul Adalet Sarayı kameralarından, tanığım Mesut Alptekin ve diğer tanık olabilecek kişilerin anlatımlarından yola çıkıp incelenirse, benim "sanık" değil, Avukat Süleyman Anıl'ın "sanık" olması ve benim "hükümlü" değil, Süleyman Anıl'ın "hükümlü" olması gerekirliliği ortaya çıkacaktır... Beni "tehdit" ettiğine dâir somut delilleri sunmama karşın, ne yazık ki, "Adalet Bakanı Adına" karar veren yargıç, İstanbul Kadıköy Cumhuriyet Başsavcı Vekili Sayın Ahmet Tayfun Balyemez beyi, benim yanımda çalışan "basit biri" göstermiştir... Bu durumun düzeltilmesi için yoğun çaba harcamama karşılık, "koskoca bir savcı"nın benim yanımda çalışan basit biri olarak ısrarla ve inatla dayatılması, Türkiye'nin "hukuk haritası"nın garipliğine somut bir işârettir. Yargıtay ve/ya AİHM anlar...

Benim sanatsal ifade olanaklarımı ilga ve imhâ etmek için ve tam tamına 1101 kişinin imzalarıyla ve yazılarıyla katkı sunduğu "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" sürecini hızlandırmış Nihat Haluk Bilginer, sadece bana karşı değil, bütün Türkiye tiyatrosuna karşı "düşmanca" yaklaşmakla ünlü olan biri olmakla birlikte, şu kem sözüyle de tanınmış biridir: "Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..."

Türkiye tiyatrosunu hızla ve hem de şimşek hızıyla kirletmeyi kişisel bir hınç ve hırs duygusu olarak içselleştirirken, avukatları İbrahim Demirci ve Süleyman Anıl'ın toplumsal hınç ve siyasal hırs duygularına da teslim olan Bilginer'in, bana karşı yürüttüğü hukuksuz dâvâ dosyaları da, UYAP bilişim ve iletişim düzeneğinden izlenerek mutlaka değerlendirilmelidir!

İmdi, işbu dâvâ değerlendirilmesini yaparken, bilindik içtihat olgusuyla değil, deyim yerindeyse "özel içtihat oluşturma olgusu"yla hareket edilerek benim uluslararası nitelikteki sanatçı kişiliğimin örselenmemesi konusunu da göz önünde bulundurarak, kanıksanmış olmayan, yepyeni bir "YARGITAY İÇTİHADI" örneği sunulmalıdır. Bu çok önemlidir!...

Yukarıdaki nedenlerle, İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2011/217 Esas ve 2012/1227 Karar Sayılı (63. Asliye Ceza Mahkemesi 2014/1281 Esas Sayılı) dosyası, kılı kırka yararak incelenmeli ki, ülkemizin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ölçütleriyle gereksiz yargılanıp, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde mahkûm olmamasına ulusal katkı sunulmalıdır.

Gereğinin yapılmasının saygılarımla arz ve talep ederim... 4 Aralık 2014


HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ


EKLER: 132 sayfadan oluşmaktadır...

25 Kasım 2014 Salı

Haluk Bilginer farkıyla aldığım hapis cezası sona erince sokaklardayım...

Nihat Haluk Bilginer "Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." dedi. Bilginer'e karşı yiğitçe karşı çıkan tek kişi bendim. Bilginer, ad vermeden "YAVŞAK" deyince, ben, Bilginer'in adını vererek "YAVŞAK" dedim... Bilginer ad verme cesareti gösteremediği için yargılanmayacağını biliyor, ben, ad verme cesaretini gösterebildiğim için yargılanacağımı, hattâ ceza alacağımı biliyordum! Bilginer, avukatları İbrahim Demirci ile Süleyman Anıl'a güvenip beni defalarca yargılattı. 2 yıl hapis cezasıyla yargılanarak para cezasına dönüştürülmeyen hapis cezası aldım. Öne sürülen uzlaşma tekliflerini nasırlı elimin tersiyle itip çöpe attığım için hapis yatacaktım... Ben, boyun eğmeyi değil, hapis cezasını yeğledim. Hapis cezam ertelense bile kesinleşti! Sonra, bir yasa çıktı ve benim hapis cezam yok hükmünde sayıldı. Şimdi ikinci evre başladı! Haluk Bilginer'in benden çekeceği var!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

19 Kasım 2014 Çarşamba

Pazartesi günü de fotoğraf çektiğim İstanbul Adalet Sarayı'na gidiyorum!

oyun atölyesi patronu ve televizyon yıldızı Nihat Haluk Bilginer, binlerce oyuncunun iki gözünün içine baka baka "Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." dedi. Bu binlerce oyuncudan en ufak bir yaprak hışırtısı sesi bile çıkmadı! Dostlar alışverişte görsün gevezeliğinin dışında, tüm camia soluğunu kesti... Nihat Haluk Bilginer, öyle "BÜYÜK" bir adam ki onun karşısında yiğitçe konuşabilmek için ancak "Sosyalist Sanatçı" olunması gerekiyordu ve bu ülkede bir tek "Sosyalist Sanatçı" vardı... O "Sosyalist Sanatçı" konuşunca, Nihat Haluk Bilginer farkıyla "hapis cezası" aldı!... 

Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve "binlerce devrimci"nin kahkahalar atarak ölüme gittiği bir ülkede, Haluk Bilginer'in "YAVŞAK" lâfını, kendisine iadeli taahhütlü olarak göndermek, bizim için çocuk oyuncağıydı... İki yıl hapisle yargılanarak "hapis cezası" aldığımız ve beş duruşmada üç yargıç eskittiğimiz bu dâvâda "UZLAŞMA" tekliflerini nasırlı elimizin tersiyle iterek para cezasına asla dönüşmeyen "hapis cezası" kararını göğsümüze bir devrim madalyası gibi iliştirdik... Şimdi gün oldu, devran döndü ve... 


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Burjuvaların çoğu böyledir genellikle... Dünyayı değil, kendini değiştirir!

"Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." diyenin eski eşi: Milliyet

***

Haluk Bilginer'in vekili Av. Süleyman Anıl, hakkımda suç duyurusunda bulunmayı düşünürse, şimdiden savunma verilerimi aktarmış olayım:

1 - Haluk Bilginer "Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." dedi!... 

2 - Haluk Bilginer şarkıcı Aşkın Nur Yengi ile evliydi!

3 - Haluk Bilginer ve Aşkın Nur Yengi burjuvadır!...

4 - Haluk Bilginer ile Aşkın Nur Yengi dünyayı değiştiremez!...

5 - Haluk Bilginer ile Aşkın Nur Yengi kendilerini değiştirmiyorlar!...

14 Aralık 2013 Cumartesi

"Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle"ci tiyatro küstahça davranmış!

Aşağıdaki aşağılık yazıyı kaleme alan kişinin tam bir dangalak olduğuna eminim. Estetiğin "e"sinden, sanatın "s"sinden ve tiyatronun "t"sinden bile asla anlamayan bu dangalak, Radikal Gazetesi'ni bile (ki, bizim için hiçbir değeri bulunmayan bir gazetedir) dize getireceğini sanmış. Bizim "piyasa yapmadığımız" bir zaman diliminde yazılmış bu yazıyı, ne yazık ki yeni okudum. Daha önce okusaydım, bunu yazan dangalağın ağzının payını hemen verirdim. Bunun dışında da dangalaklara ders vermiştim!

Beni birçok kez mahkeme duruşma salonlarına taşıyan dangalak Oyun Atölyesi, benim hakkımda başlattığı hiçbir dâvâdan beni asla mahkûm ettiremedi. Onca magazin çevresi ve onca avukatı bulunmasına, benim hakkımda iki yıllık hapisle bile dâvâ açmasına karşın avuçlarının nazik yerlerini yalayan Oyun Atölyesi'nin aşağıdaki aşağılık yazısını kaleme alan dangalağın adını çok merak ediyorum. Bu dangalak adını açıklarsa, kendisini bir pösteki gibi yerden yere vurarak üzerinde horon teperim... Beni bilen bilir: Ben dediğimi mutlaka yaparım. Oyun Atölyesi iyi bilir!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Oyun'un notu: Okunamayacak ve/ya anlaşılamayacak düzensizlikle yayınlanmış yazıyı, okunup anlaşılacak duruma biz getirdik... Yazının okunması zor hâlini görmek isteyen, altta verdiğimiz linke tıklayabilir...

***

Radikal Gazetesi'nin meşruiyeti belli olmayan taraftarlığının manşet diline yansıyarak kendi gibi düşünmeyenler üzerinde ürettiği şiddeti, yok ediciliği kınıyoruz.

"Radikal Genç" ekinin 2. sayısının kapak yazısında kullanılan Haluk Bilginer adının sayfa 19'daki Haluk Bilginer'i eleştiren yazıyla aynı ânda çıkması üzerine bu yazıyı yazmak zorunda kaldık.

19. sayfadaki yazıda Haluk Bilginer'e atfedilen "ötekileştirme" suçlamasını kabul etmek elbette mümkün değil. Anılan yazı, bir öğrenci "malumatfuruşluğu" ile kaleme alındığından, dikkat edilesi bir tarafı yok. Çünkü yazı sahibinin, ne Haluk Bilginer'in söyleşisini ne de geçen hafta Türkiye'de bulunan Peter Brook'un gazetelerde yayınlanan söyleşilerini bile okuduğu yazısında oldukça net anlaşılıyor. Serhat Erekinci'nin, yazısını yayınlayan Radikal Gazetesi'nin Peter Brook'la yaptığı söyleşiyi dikkatle okumasını öneririz.

Serhat Erekinci'nin yazısındaki "ötekileştirme" bakalım aslında nasıl oluyormuş? Radikal Gazetesi, kamuyu bilgilendirme olanağına sahip olma gücünü "kötü"ye kullanarak, kişilik haklarını yerle bir edip Haluk Bilginer'i kamuoyu önünde küçük düşürücü bir "manşet" ile okuyucu karşısına çıkmıştır; 30 Mayıs 2006 günü. Eğer bir ötekileştirme, bireyi tecrit varsa, bu durum, Serhat Erekinci'nin yazısında "olmayan bir göndermeyi işâret etmekle göstermeye çalıştığı gibi" değil, Radikal Gazetesi'nin ekinde Haluk Bilginer'e yaptığı gibi olur.

Manşet aynen şöyle: 

"ATİNALI HALUK BİLGİNER SON DÜNYAYI BEĞENİR Mİ?"

Bu ne mene bir dile getiriştir? Bu nasıl bir dil kullanımıdır? Bu okuduğunu ne biçim bir yanlış anlamadır? Haluk Bilginer'le son dünyanın ne alâkası vardır? Bu ne türden bir herzedir?

Hem bizim ve hem de kamuoyunun bildiği kadarıyla Haluk Bilginer'in adında "Atinalı" diye bir sıfat yoktur. Genç Radikal, Haluk Bilginer'i böyle tanımlayarak kendi "küçültücü", "hegemonik", "baskıcı" dilini ortaya koymuştur. Ayrıca, bunu bir başka tiyatronun reklâmında kullanarak Haluk Bilginer'i "insanlıktan çıkartıp", "metalaştırmış", reklâm nesnesine dönüştürmüştür. Ne acı bir durumdur ki, "magazinin dili"nden medet uman marjinal- radikal bir gençliğimiz ve onların "pış pış"ına avuç açmış tiyatrolarımız var. Bu utangaç ama küstah magazin dilini kullanırken hiç mi utanmadınız ey gençler?!

Radikal Gazetesi'ne, TV dizisi çözümlemelerinde yaptığı gibi, "Radikal Genç Dergi" manşetindeki dil kullanımını da "Lacan'cı", "Derrida'cı" bilgiyle çözümlemesini salık veririz! Modern olmadan postmodern olanlar, değer olamadan değeri parodileştirmeyi ne güzel öğrenmişler. Alkışlar sizin için ey genç radikaller.

Radikal'in yok edici, küçültücü dilini ve tavrını kınıyor, sağlıklı bir bakış açısı geliştirecek bir yayıncılık diliyoruz.

Bundan böyle, Haluk Bilginer'in bu türden bir şiddetle, terörle karşılaşmasını önlemek amacıyla yazılarımıza ve bu tür açıklamalarımıza "oyun atölyesi" imzası koyacağımızı size ve kamuoyuna duyururuz.

oyun atölyesi

Radikal'lere not: 19. sayfada yer alan "Atinalı Timon" oyununa ait fotoğrafın üzerindeki yazı da ayrıca takdire şayan. Oyun, Haluk Bilginer'in değil, "oyun atölyesi"nindir. Kişi kendi dilini konuşur; değil mi?

(Kaynak: tiyatro net)

6 Aralık 2013 Cuma

Bulunmaz'ın "askıya alınan" twitter hesabından dört tweet sunuyoruz!...

  1. Bir diziye Haluk Piyes'le Fırat Çelik'i baş role koyan yapımcı o dizinin seyredilmeyeceğini bilmez mi?
  2. Peki, "Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." diyen Haluk Bilginer'i mi koysaydılar? Bu TVler böyle!
    1. her meslekte yavşak var, oyuncular da niye olmasın:) Onu demek istemiştir.
    2. "Oyuncuların çoğu YAVŞAK" olduğuna göre, bu çoğunluğun içinde ben yokum da Kemal Aydoğan, Haluk Bilginer var mı? Sen nasılsın?
    1. ***

      Oyun'un notu: Bâzı sözcükleri kırmızı ile belirgin hâle biz getirdik...

23 Eylül 2013 Pazartesi

Bugün lokantada oturduğumuz Sabri Kuşkonmaz'la hukuk konuşmadık!

2010 yılı öncesinde, avukatlara olmasa bile, bir avukata güveniyordum. Bu avukatın adı Sabri Kuşkonmaz. LİNÇÇİ kişilerin avukatlığını yapan Burhan Gün tarafından şikâyet edildikten sonra hakkımda bir "KAMU DÂVÂSI" açıldı, o günden bu yana, değerli insan, kıymetli yazar Sabri Kuşkonmaz'la müvekkil-vekil ilişkimiz bitti!... Müvekkil-vekil ilişkimiz sürerken, kültür-sanat olay ve olgularını yüzde doksan dokuz rahatlıkla konuşabildiğim değerli insan, kıymetli yazar Sabri Kuşkonmaz'la, artık yüzde yüz oranda kültür-sanat üzerine rahatlıkla sohbet edebiliyorum! 

Bugün, saat 12.30'da "T.C. İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü'ne ulaşabildiğim için, yarım saatlik zamanda çömelerek, Yalçın Küçük'ün "DAVALARIM" kitabını okuyabimek yerine, "İl Dernekler Müdürlüğü" kapısında güvenlik görevlisi olarak çalışan Murat'ın önerisine uyarak, kendimi Yılmaz Yüksel'in sahibi ve Satı Çelik'in ahçıbaşı olduğu Kemer Lokantası'na atıp hünkâr beğendi ve cacık yedim. Sözün tam burasında "cacık yenmez, içilir" uyarısı gelebilir... Kemer Lokantası'na gidip, cacık sipariş ederseniz, oradaki cacığın içilmediğini, yendiğini göreceksiniz. O denli yoğun bir yoğurt ve o denli bol bir hıyar niceliği var ki, olağanüstü bir tat alıyorsunuz. hünkâr beğendi ise, anlatılır gibi değil. Çok ucuz ve temiz bir lokanta olan Kemer'e uğrayanlar olağanüstü şanslı insanlar... 


Yemeğimi yedikten sonra, yeniden "Dernekler Müdürlüğü"ne giderek, "TEB KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" içeriği üzerine, "Denetim Şefi Emine Hanım" ile uzun uzun konuştuk. Bu konuşmanın ardından da, LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin merkez adres olduğunu iddia ettiği PEN Yazarlar Derneği'ne doğru Yüksek Kaldırım Caddesi'ni yavaş yavaş adımlıyorken, değerli bir insan, kıymetli bir yazardan çıkabilecek denli sıcak bir ses "Bulunmaz" diye bağırdı. Oysa, bu sesi duymadan iki saniye önce, Sabri Kuşkonmaz'ı düşünmüş, avukatlık bürosu yolumun üzerinde olduğu için, uğrayıp uğramama üzerine olağanüstü bir ikilem yaşamıştım... Sonunda, müvekkil-vekil ilişkimiz kalmadığına ve elimde tam bir torba mahkeme belgeleri bulunduğuna göre özlemimi yüreğime gömmeye karar vermiştim... İki saniye sonra gelen sesi, bir iç ses olarak düşünerek, bu sese doğru yönelmedim. Bir kez daha "Bulunmaz" sesini duyunca, kapıları ardına dek açık olan lokantaya baktım! Değerli insan, kıymetli yazar Sabri Kuşkonmaz; "Üstat, alışkanlıkla 'Bulunmaz' diye bağırdım. Ancak sen, ikinci seslenişimde baktın. 'Bulunmaz Bey' demek gelmedi içimden." dedi. Ben; "İyi ki, 'Bulunmaz Bey' demedin yoldaşım. Öyle seslenildiğinde, aynen şöyle duyuyorum; 'Pezevenk Bulunmaz'..." 

Bir araba dolusu şakalaştıktan sonra, gayet uzun bir süre kültür-sanat konusunda tutsak kaldık... Önce çay, ardından irmik helvası ısmarlayan lokanta kasiyeri hanımefendi, Kuşkonmaz'ın tekliflerini geri çevirmem nedeniyle oldukça etkilenmiş olmalı ki ikramlarda bulundu. Samimî bir hanımefendi olmasına karşın, beni hiç tanımadığı, Sabri'yi tanıdığı için, Sabri'nin "zor durumda" kalmasını istememiş olabilir. Burhan Gün ile beni aynı ayarda terazide tartan Sabri Kuşkonmaz, yüreğimdeki avukat sevgisi kontenjanını tarumar etmişti... Haluk Bilginer'in "Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." kem sözünden esinlenip, "Avukatların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." dememin asal nedeni budur! Yüreğimde "bir hukuk yuvası kuran" Sabri Kuşkonmaz'ı da "avukatlık" anlamında yitirdikten sonra artık hiçbir avukata asla ve kesinlikle güvenmiyorum. 

Sabri Kuşkonmaz ile konuşurken, "nereye gittiğimi" sorunca, işi hukuk konusu getirmemeye özen göstererek, LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'ne (TEB) gideceğimi söyledim. "Nerede olduğunu" sorunca, PEN Yazarlar Derneği bürosunun içerisinde olduğunu söyledim. "Yok üstat yanılıyorsun! Ben, PEN Yönetim Kurulu Üyesi'yim... Böyle bir şey söz konusu olamaz." dedi. Israr edince; "Git gör!" dedi. Gittim, göremedim.

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

13 Ağustos 2013 Salı

Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle'nin dibindeki Kemalizm'i bilmiyor!

Kemal Aydoğan ‏- Kemalist sıkıntı kutluğ atanan'ın tespitinden daha boyutlu.Zira akp devleti tam bir kemalist gibi yönetiyor.aynı tepeden inmecilik.

Hilmi Bulunmaz - Gördüğü her ak sakallıyı dedesi sanan LİNÇÇİ Kemal Aydoğan, dinlediği her tepeden inmeciliği de Kemalizm sanıyor! 

***

Oyun'dan önemli not: "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" nedeniyle, gayet yakıcı siyasal, tarihsel ve toplumsal olaylara müdahil olmakta olağanüstü boyutta zorlanıyoruz. Aşacağız!..
.

18 Temmuz 2013 Perşembe

Tiyatral emperyalizm dünya halklarına hırsız Shakespeare'le saldırıyor!

Tıklayınız: "Hamlet'in uğramadığı ülke kalmayacak"

***


T.C.
İSTANBUL
ANADOLU 40. SULH CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA

DOSYA NO: 2013/854 Esas


KONU: Sayın Yargıç Ali Çetin'e sanat hukuk ilişkisini anlatma isteği...


AÇIKLAMALAR / YANITLAR: metninden gayet küçük bir tadımlık


6 - Tiyatro sanatı, bütün diğer sanatlar gibi, günlük yaşamdan, yöneten - yönetilen birlikteliği ve/ya karşıtlığından, düşünsel, felsefî, toplumsal oluşumlardan âzâde değildir. Nasıl ki, hiçbir oyun yazmamasına karşın, başkalarının oyunlarını (ç)alarak kendini oyun yazarı diye benimsetmiş Shakespeare, emperyalist kültürü temsil edebiliyorsa; bu Shakespeare oyunlarını ülkemiz izleyicisine enjekte eden Oyun Atölyesi de kapitalist kültürü temsil ediyor. Nasıl ki Tolstoy, hayatının odak noktasına saltık anlamda insanî değerleri yerleştirip, Shakespeare'in (ç)alıntı oyunlarını yerden yere vurmuşsa, ben de, insanî değerleri savunan Lev Tolstoy'un ülkemizdeki sanatsal mücadelesini veriyorum... "Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." kem sözünü tiyatro dünyasına armağan eden Nihat Haluk Bilginer, benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen "Kültür Bakanlığı"ndan karşılıksız para alıp (bir kez değil, onlarca kez), nasıl ki, benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin emeğini çarçur ediyorsa, ben de, şimdiye dek, tam tamına kırk bir yıldır, sürekli olarak ücretsiz tiyatro sanatı yaparak, kendi sanatsal hakkımı, halkımın sanatsal hakkını ve tüyü bitmemiş yetimin sanatsal hakkını ve en önemlisi de devletin paralarının çarçur edilmesine karşı çıkarak, devletin de hakkını savunuyorum. Bu nedenle, bu dava, kendi içinde kaynayan kazan olarak değil, çok büyük bir yanardağın küçücük bir lavı olarak algılanıp tarihsel, toplumsal ölçütlerle karara bağlanmalı, öyle hüküm kurulmalıdır. Bütün bunları niye yazıyorum? Yineliyorum: "Yırtmak için" mi? Hayır, asla, kesinlikle bu nedenle değil. Hazırlamaya başladığım kitabımdaki sayfaların değer kazanması ve tarihe bir çentik atmak için bunları yazıyorum. Başkaca bir amacım yoktur, olamaz da!...


HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ


Tıklayınız:


Bulunmaz LİNÇÇİ Oyun Atölyesi sahibi Bilginer'in avukatına karşı çıktı!


Bulunmaz'ın tam iki yıl hapiste çürümesini isteyen Oyun Atölyesi sunar!


Bulunmaz'ı iki yıl hapiste çürütmek isteyen Oyun Atölyesi'ni unutmadık!


***

Oyun'dan önemli not: "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" nedeniyle, gayet yakıcı siyasal, tarihsel ve toplumsal olaylara müdahil olmakta olağanüstü boyutta zorlanıyoruz. Aşacağız!...

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Bulunmaz LİNÇÇİ Oyun Atölyesi sahibi Bilginer'in avukatına karşı çıktı!

T.C.
İSTANBUL
ANADOLU 40. SULH CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA

DOSYA NO: 2013/854 Esas

KONU: Sayın Yargıç Ali Çetin'e sanat hukuk ilişkisini anlatma isteği...

AÇIKLAMALAR / YANITLAR:

1 - Avukat Süleyman Anıl'ı, ben, yalnızca bir birey olarak değil, "1100 KİŞİLİK ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI" düzenleyebilen Oyun Atölyesi'nin avukatı olarak görüyorum. Klasik hukuk mantığıyla hareket ettiğimizde, "SUÇ VE CEZA" tekildir, bireyseldir... Ne var ki, dünyanın hukuksal olarak geldiği yere iyice baktığımızda, "AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İÇTİHAT" metinlerini güzelce incelediğimizde, entelektüel dünyanın hukukla imtihanına derinlikli olarak göz gezdirdiğimizde, durumun vahim olduğunu hemen anlarız.

2 - Haluk Bilginer'in avukatı Süleyman Anıl, hukuku, kendi çıkarları için, müvekkillerinin çıkarları için kullanmayı alışkanlık hâline getiren, bu uğurda yaşayabilen biridir. Bunun dayandığı birkaç linki veriyoruz:

a - www.birgun.net/culture_index.php?news_code=1201824769&year=2008&month=02&day=01

b - www.tiyatrodunyasi.com/makaledetay.asp?makaleno=924


c - http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/07/lincci-oyun-atolyesinin-patronu-ve.html


d - www.habervitrini.com/haber.asp?id=156052


e- www.netgazete.com/News/785152/haluk_bilginer_olcayi_dovmedigini_ispatlayacak.aspx


Şimdilik kaydıyla sadece ve yalnızca beş tane link vermekle yetiniyoruz. Ancak, "Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." diyebilecek kadar estetik bilinçten yoksun Nihat Haluk Bilginer'e yaptığı avukatlık sonucunda muktedir bir biçimde duruşmalara girebilen Süleyman Anıl, bence, hukuksal bir dile sahip olmayı asla ve kesinlikle beceremiyor...

3 - Süleyman Anıl, etki gücünü artırmak, iş yapmasını ve pazar payını geliştirebilmek, seçkin bir yer edinebilmek için, bu ülkenin entelektüel insanlarına karşı bir tahkimat yapmayı alışkan hâline getirmiş bir kişi olarak, asla nesnel hukuk doğrularını değil, kendi bireysel doğrularını gündemde tutacak kadar "tutarlı" biri. Bir dava daha kazanmak istiyor!

4 - Daha önce de defalarca yinelediğim gibi, hiç bıkmadan, usanmadan yine yineliyorum ki, bu dava, tekil ve tikel bir dava değil, çoğul ve tümel bir davadır. Bu davada verilecek karar, sadece "bir dava" için verilmeyip, "pek çok dava" için verilmiş olacaktır. Çünkü şöyle; Süleyman Anıl, tam tamına "1100 KİŞİLİK ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI" sürecini başlatan Oyun Atölyesi'nin avukatıdır. Klasik yargılama süreci mantığıyla, kanıksanmış hukuksal kurallarla, sadece ve yalnızca "SUÇ VE CEZA" ikililiği ve ikilemiyle bakıldığında, "adalet yerini bulacak",
ancak, çağcıl hukuk bilimi bir milim olsun ilerlemeyeceği gibi, patinaj yapmaya devam edecektir. Ben, çağına tanıklık eden bir sanatçı olarak, bu uyarıyı burada, Yargıtay'da ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde yapmak zorundayım... Bu zorunluluk, "davadan yırtmak" zorunluluğu değil, hukuku çağcıllaştırma isteğimin dayattığı sorumluluk bilincidir...

5 - Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Devlet Tiyatroları, İstanbul Şehir Tiyatroları, Kocaeli Şehir Tiyatroları, Bakırköy Belediye Tiyatroları vb. resmî tiyatro kurumları, sürekli olarak tiyatro dergilerine reklâm (PARA) veriyor. Bu dergilerin hemen hemen bütünü, hepsi, tamamı, tümü, hiçbir zaman için tam zamanında, ayın birinde yayınlanmadığı, günlerce, bâzen haftalarca geç yayınladığı için, resmî tiyatro kurumlarının programlarını zamanında yayınlamıyorlar... İzleyiciler de, benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen resmî tiyatro kurumlarının oyun günlerini zamanında takip edemiyorlar... Bu durumda, hem izleyicinin bilgi edinme hakkı elinden alındığı gibi, hem de, resmî tiyatro kurumları olağanüstü büyük zarara uğruyorlar. Ben, sürekli olarak nâhoş duruma karşı olduğum için, bana karşı "1100 KİŞİLİK ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI"
başlatıldı. Bu kampanyanın başını Oyun Atölyesi çekti. Sadece bununla yetinmeyip, benim hakkımda birçok dava da açtı. Bu davaların tümünü Avukat Süleyman Anıl yönlendirdi. Bu nedenle, Süleyman Anıl, benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen tüm resmî tiyatro kurumlarının zarar etmesine (dolaylı olarak da olsa) yardım ve yataklık etti. Mahkemeniz, sadece "Hilmi Bulunmaz / Süleyman Anıl" karşıtlığına değil de, "tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunan - tüyü bitmemiş yetimin hakkını çiğneyen" karşıtlığına da müdahil olarak, hukuk ve tiyatro tarihindeki yerini alacaktır. Bu dava, tarihe geçecektir!

6 - Tiyatro sanatı, bütün diğer sanatlar gibi, günlük yaşamdan, yöneten - yönetilen birlikteliği ve/ya karşıtlığından, düşünsel, felsefî, toplumsal oluşumlardan âzâde değildir. Nasıl ki, hiçbir oyun yazmamasına karşın, başkalarının oyunlarını (ç)alarak kendini oyun yazarı diye benimsetmiş Shakespeare, emperyalist kültürü temsil edebiliyorsa; bu Shakespeare oyunlarını ülkemiz izleyicisine enjekte eden Oyun Atölyesi de kapitalist kültürü temsil ediyor. Nasıl ki Tolstoy, hayatının odak noktasına saltık anlamda insanî değerleri yerleştirip, Shakespeare'in (ç)alıntı oyunlarını yerden yere vurmuşsa, ben de, insanî değerleri savunan Lev Tolstoy'un ülkemizdeki sanatsal mücadelesini veriyorum... "Oyuncuların çoğu YAVŞAKtır genellikle..." kem sözünü tiyatro dünyasına armağan eden Nihat Haluk Bilginer, benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen "Kültür Bakanlığı"ndan karşılıksız para alıp (bir kez değil, onlarca kez), nasıl ki, benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin emeğini çarçur ediyorsa, ben de, şimdiye dek, tam tamına kırk bir yıldır, sürekli olarak ücretsiz tiyatro sanatı yaparak, kendi sanatsal hakkımı, halkımın sanatsal hakkını ve tüyü bitmemiş yetimin sanatsal hakkını ve en önemlisi de devletin paralarının çarçur edilmesine karşı çıkarak, devletin de hakkını savunuyorum. Bu nedenle, bu dava, kendi içinde kaynayan kazan olarak değil, çok büyük bir yanardağın küçücük bir lavı olarak algılanıp tarihsel, toplumsal ölçütlerle karara bağlanmalı, öyle hüküm kurulmalıdır. Bütün bunları niye yazıyorum? Yineliyorum: "Yırtmak için" mi? Hayır, asla, kesinlikle bu nedenle değil. Hazırlamaya başladığım kitabımdaki sayfaların değer kazanması ve tarihe bir çentik atmak için bunları yazıyorum. Başkaca bir amacım yoktur, olamaz da!...

7 - Şimdiye dek sunduğum belgeler, bilgiler, bulgular, deliller, kanıtlar, olaylar, olgular, tarihsel ve toplumsal derinliği oluşturacak denli zengin bir hukuksal yapıya sahip. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: Dava dosyasında bulunan "CİNAYET BÜRO AMİRLİĞİ" belgeleri, son derecede düşündürücü, müthiş derecede tüyler ürpertici... Belki bu belgeler, Yargıtay sürecinde gerekçelendirilebilir. Ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecinde acaba nasıl bir gerekçeyle açıklanacak?... Doğrusu çok merak ediyorum. Hangi nedenle olursa olsun, dosyadaki bu "CİNAYET BÜRO AMİRLİĞİ" sözünü asla hiç anlamayacağım!

8 - Bana ait olmamasına karşın, sanki bana aitmiş gibi gösterilen, daha sonraki bir araştırma aşamasında kesinlikle bana ait olmadığı anlaşılan www.scribd.com sitesi konusunda da her türlü yasal başvuru haklarına zâten sahibim ve en kısa zamanda da bu hakkımı İstanbul Cumhuriyet Savcılığı nezdinde kullanacağım. İşte o zaman yine avukatlık yapılacak!

9 - Yazdıklarımda, söylediklerimde, asla ve kesinlikle hiçbir "İFTİRA SUÇU" içeriği bulunmamasına karşın, Avukat Süleyman Anıl, benim hakkımda "İFTİRA SUÇU" içeriğinde suç duyurusunda bulunmasına karşın, Savcı Müfit Büyükçolpan, "İFTİRA SUÇU" duyurusunu, haklı olarak ciddiye almamıştır... Böylelikle, benim, Süleyman Anıl hakkında "İFTİRA SUÇU" (TCK 267) bağlamında "DAVA VE ŞİKÂYET" etme hakkım doğmuştur. Tabiî ki, bu hakkımı mutlaka kullanacağım.

10 - Benim bildiğim şu; avukatlar, kendi küçük çıkarlarını, müvekkilin küçük çıkarlarını korumak için değil de toplumun çıkarlarını savunmak için hukuk eğitimi alıyorlar. En azından ben böyle arzu ediyorum... Bir avukat, müvekkili (velinimeti) için doğru söylememeyi göze alarak, hiç "İFTİRA SUÇU" olmadığını bildiği hâlde, salt para kazanmak adına, "İFTİRA SUÇU" kapsamına sokmak için dosyayı eğip bükebilir. Bunu anlayabilirim. Ancak, hiçbir parasal beklentisi bulunmamasına karşın, sadece bir husumet duygusuyla, Türk Ceza Kanunu içeriğinde çok net bir biçimde tanımlanmış "İFTİRA SUÇU" (MADDE 267) üretmek, deyim yerindeyse, sanırım, aynı zamanda "SUÇ UYDURMA SUÇU" (TCK 271) içeriğini de ilgilendirir. Bu dava bitince buna da bakacağım!

Yukarıda tam 10 madde hâlinde sunduğum görüşlerimin ciddiye alınıp, toplumsal duyarlılıkla davranılarak, "BERAAT" etmemin sağlanması yönünde karar verilmesini istiyorum. Arz ve talep ederim. 09.07.2013

HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ