"Kızılırmak" sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
"Kızılırmak" sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

5 Kasım 2013 Salı

Kızılırmak, Gamze Şenakar'ın da "Mübarek Cuma"sını tarumar edecek!


Melih Anık ‏- Adı DT olan bir kurum Kızılırmak düzeyinde bir oyunu sahnelememeli.

Gamze Şenakar - Merhaba; ben de bu Cuma'ya bilet aldım Kızılırmak'a. Çok mu kötü oyun?


Melih Anık ‏- Bilet almışsınız. Belki siz seversiniz. Sizin düşüncelerinizi duymak isterim.


Gamze Şenakar - Teşekkür ediyorum; Cuma akşamı izledikten sonra yorumlarımı ileteceğim.


Hilmi Bulunmaz - Gamze Şenakar kardeşim, Türkiye tiyatrosunun delillere dayalı, mahkemece kanıtlanmış, somut ifadelerle ortada duran "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" dâvâsı incelenmeden hiçbir tiyatro oyunu izlenmemeli. "Kızılırmak" oyununu kim yazdı? Tuncer Cücenoğlu! Bu adam, "LİNÇ KAMPANYASI" için imza verecek kadar tiyatro sanatına düşman biri. İşte bu adamın yazdığı oyunu izlemek, sana işkence gibi gelecek... Cuma akşamı senin yerinde olmak istemem... Allah'tan o gün Sırbistan'ın Novi Sad kentinde, Sırpça bir oyun izleyeceğim için, senin çektiğin işkenceyi duyumsamayacağım. Gamze Şenakar kardeşim, sana şimdiden "çok geçmiş olsun" diyorum...

***

Oyun'un notu: Bâzı sözcükleri kırmızı ile belirgin hâle biz getirdik...

3 Kasım 2013 Pazar

İDT reklâm kulelerinin bilfiil işgâl edildiği bir süreçte DT'den bu kadar!...

Melih AnıkSon Tango'yu görmedim. Kızılırmak DT'na yakışmadı. Kızılırmak oyun kitapçığına cd koyacaklarmış yetişmemiş. Son Tango'nun kitapçığı basılmamış. Kötü bir oyun insana yazma isteği vermiyor. Kızılırmak'ı Selim'in rüyayapmak kimsenin aklına gelmedi mi?

***

Oyun'un notu: Bâzı sözcükleri kırmızı ile belirgin hâle biz getirdik...

***

Ayrıca bakınız:



"KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR! ...ve bilgi kirliliği veba gibi yayılıyor."

Reklâm kulesinin namusuna sahip çıkamayan İDT, kötü oyun oynuyor!

İDT reklâm kulelerinin işgâli hakkında düşüncelerini merak ettiğimiz kişi:


LİNÇÇİ MitosBoyut'un yayınladığı LİNÇÇİ yazarın kitabını okumuyoruz!


Melih Anık, Mustafa Kurt ve Şakir Gürzumar'dan hesap sormuş oluyor...


İzleyiciyi koyun yerine koyan Kızılırmak'ı asla ve kesinlikle izlemiyoruz...

27 Nisan 2007 Cuma

Tuncer Cücenoğlu diyor ki:

Bu gelişmeler Sayın Koç'tan iyice umut kesmemize neden oldu. Kendisine tavsiyem, ülkemizin yüz akı DT'yi çöküşe götürecek bu müdahalelerden vazgeçmesi ve yeniden sevimli/samimi bir görünüme bürünebilmesi için de hemen istifa etmesidir.
kaynak: radikal.com.tr

Coşkun Büktel diyor ki:
Cücenoğlu, en iyi bildiği ve üzerinde çalıştığı konu ("Kızılırmak-Karakoyun") hakkında bile doğru bilgilere sahip olmadığı gibi, doğrusunu merak da etmemiş; "Kızılırmak" için çalakalem yazdığı önsözü, yalan yanlış bilgilerle süslemişti. Örneğin, 1946'da (bir rivayete göre de 1945'te çekilen) ilk "Kızılırmak-Karakoyun" için 1947 tarihini vermişti. Lütfi Ö. Akad'ın adını, "Ö. Lütfi Akad" biçiminde değiştirmişti. Ama asıl önemlisi, 1967'de çekilen "Kızılırmak-Karakoyun"un, Akad tarafından yönetildiğini belirtmiş olmasına rağmen, nedense, senaryoyu da Akad'ın yazdığını söylemek yerine, senaryoyu Yılmaz Güney'e mal etmeyi tercih etmişti.
kaynak: coskunbuktel.com

3 Kasım 2013 Pazar

Reklâm kulesinin namusuna sahip çıkamayan İDT, kötü oyun oynuyor!

Melih Anık - İstanbul Devlet Tiyatrosu MÜSAMERESİ Kızılırmak...

İDT Kızılırmak: Metin, sahneleme, ışık, müzik, koreografi KÖTÜ; Dekor ve kostüm tasarımı EH... "Karakoyun" Ezgi Bektaş'a dikkat...

***

Oyun'un notu: Bâzı sözcükleri kırmızı ile belirgin hâle biz getirdik...

***

Ayrıca bakınız: 

"KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR! ...ve bilgi kirliliği veba gibi yayılıyor."

LİNÇÇİ MitosBoyut'un yayınladığı LİNÇÇİ yazarın kitabını okumuyoruz!

Kızılırmak (Prömiyer: 15 Ekim 2013, Cevahir 1 Sahnesi)

Yazan: Tuncer Cücenoğlu
Yöneten: Galip Erdal  

Hüseyin Ağa’nın genç ve güzel karısı Zehra, aklını sürünün çobanı olan Selim’e takmıştır. Ağanın kızı Hatice ise Selim’in tek aşkı ve gözünün tek gördüğüdür.  Aynı şekilde Hatice de Selim’e aşıktır. Hüseyin Ağa’nın borçlarını erteleyen Ali Ağa, oğlu Mehmet’le birlikte yemeğe gelir. Amacı Hatice’yi oğlu Mehmet’e istemektir. Ağalık adına Selim’e hayır diyemeyen Hüseyin, tüm sürüye bir gün boyunca tuz yedirdikten sonra Kızılırmak üzerinden su içirmeden geçirme hünerini, kızıyla evlenmesi için Selim’ şart koşar. Bu gerçekleşmesi imkânsız görünen istek, Selim’in ve Hatice’nin, aynı zamanda aşkın kaderine koyulmuş bir şerhtir. Gerçekleşmesi ise Selim’in hünerine kalmıştır. Ancak iş, bu isteğin gerçekleşmesiyle elbette ki bitmeyecektir.

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)

***

Ayrıca bakınız:

"KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR! ...ve bilgi kirliliği veba gibi yayılıyor."

Reklâm kulesinin namusuna sahip çıkamayan İDT, kötü oyun oynuyor!

İDT reklâm kulelerinin işgâli hakkında düşüncelerini merak ettiğimiz kişi:

18 Eylül 2008 Perşembe

Tudora Arnaut (Тудора Арнаут) yazdı...

Tudora Arnaut (Тудора Арнаут), Türkçe yazmasına karşın, bu dile egemen biri değil. Anadili Türkçe olmayan birinin, bu durumda olmasını anlayabiliyoruz. En sorunlu tiyatro oyunlarından biri olan "Çığ"a güzelleme yapan Arnaut'un, dilimize sonradan entegre olması nedeniyle, yanlış değerlendirme yaptığı kanısındayız. Arnaut, Tuncer Cücenoğlu (Тунджер Джудженоглу) tarafından yazılan "Çığ" (Лавина) oyunu için güzelleme yaparken, hiç olmazsa Coşkun Büktel'in kaleme aldığı "'ÇIĞ' ASLINDA NEDİR, NEYİ SARSIYOR?" yazısını okuyabilseydi!...

Arnaut'un yüzeysel klişelerden ibaret, verimsiz yazısını Tiyatro Dünyası sitesinden aktarıyoruz:


Tuncer Cücenoğlu’nun Birkaç Eserini İnceleme Esnasındaki Düşüncelerim...


Doç. Dr. Tudora Arnaut
18 Eylül 2008


Her insanın yaşamında şanslı günler/durumlar ve olaylar olur. Bu şanslar sayesinde hayatına daha yeni bir bakış ya da bakış kapına daha parlak bir pencere ekleniyordur. İşte böyle bir şanslı gün de benim için doğmuştu geçmişte. İnternet gazetelerinde benim yazılarımı okuyan Tuncer Cücenoğlu bir gün bana yazdı ve onun eserleri ve kendisiyle dostluğum böyle başladı. Onun oyunlarını ilk önce Türkçe sonra da Rusça okudum. Ana dilini bu denli iyi kullanan yazarın kalemine hayran kalmamak elde değil. Ayrıca oyunları, Rus diline de çok ustaca çevrilmişti ve Türkçe kadar akıcı ve edebi niteliğini korumaktaydı. Onun eserlerini okudukça şu cümleyi kurmak yerinde olur:

"Türk çağdaş oyun yazarlarının başında gelen Cücenoğlu’nun kalemi dünya tiyatrosunda bir devrim yarattı."

Bu devrim kanımca şöyle açıklanabilir:

"Toplumlar arasındaki yaşanan, benzer dönemlerin getirdiği sıkıntı ve insanların bu sıkıntıyı atarak devrim yaratmaları için, çığın düşmesini beklemeleri yerine buna karşı çıkmaları, haykırmalarıdır!"

Asya’dan Avrupa’ya, Yakın Doğu’dan Uzak Doğu’ya, Afrika’dan Amerika’ya kadar uzanan coğrafyadaki insanlar; susma ve kendini aşamama acısısıyla yaşıyor. Düzensiz, baskıcı yapılanmalar oluşturan politikalar, toplumları ikiye bölmekte, bir kısmı törelere, eski yasalara uyup sesini çıkarmamakta, baş eğmekte, diğerleri ise (yani genç, çağdaş, geleceğe gönül ve bilim kapısını açmış olan kuşaklar) susmaktan bıktığını haykırmakta ve tıpkı Cücenoğlu’nun “Çığ” oyununda olduğu gibi her şeyi, hatta ölümü bile göze alarak baş kaldırıyı seçmekte.

Cücenoğlu’nun oyunlarındaki temalara göz atacak olursak, insanların korkuları, fitne, jurnalcılık, kadının en uç noktada sömürülmesi, aşkın her olumsuz koşulda bile gerçekleşebileceği realitesi, militarizmin anlamsızlığı, insan hakları ihlallerinin çıkmazı, sevginin her engeli aşacağı gerçeği, en baskıcı düzenlerde bile insanların konuşmanın yolunu bulabileceği, barışın ancak daha yaşanılır bir dünya düzeniyle sağlanabileceği gibi tüm insanlığı ilgilendiren konuların yer aldığı görülür. Bunlar ne yazık ki her devirde ve her ülkede yaşananlardandır. Yazarın “Kadıncıklar”, “Çıkmaz Sokak”, “Dosya”, “Şapka”, “Matruşka”, “Ziyaretçi”, “Neyzen”, “Sabahattin Ali’yi Kim Öldürdü?”, “Kızılırmak”, “Che Guevara”, “Çığ” ve benzeri birçok oyunu da bunun bir göstergesidir.

Yazarın oyunları bir tek devlete ve halka ait oyunlarla sınırlı değildir. O sanki, tüm dünyamızı bir bakışla inceliyor ve evrensel konuları dile getiriyor hep. Bu nedenle de Cücenoğlu, evrensel bir oyun yazarıdır ve tüm Dünyada hak ettiği değeri bulmaktadır!

Son oyununu okuduğumda ise gözlerimden akan yaşlara engel olamadım. Bu yaşlar üzüntü yaşları değildi, hayır, bunlar gurur yaşlarıydı! Tüm dünyanın en başarılı liderlerinin en başında gelen Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamından ilginç anları ele alan “Mustafa’m Kemal’im” adlı oyunu, adeta Türk milletinin gurur zirvesidir! Satırların akıcılığı ve edebi zenginliği yapıtı daha da yükseltiyor okurun gözünde. Diyaloglar sanki ulu önderi canlandırıyor herkesin karşısında. Bir an kendin onunla konuşuyormuş gibi oluyorsun. Diyalogların ustaca kurulması ve gerçekçi malzeme üzerinde işlenmesi, oyunu daha da gerçekçi kılıyor ve okuru olay örgüsüne sürüklüyor. Burada verilen mesaj da çok önemli. Çünkü Mustafa Kemal diğer kahraman yapılmaya çalışılan liderlerle kesinlikle kıyaslanamaz. Bu gerçek bir liderdir ve hiç kimse ona çamur atamaz ve de kirletemez! Onun yaptığı devrimler dünyada eşi benzeri olmayan devrimlerdir. Ancak O, aynı zamanda bir insandır, etten kemikten. İlginç ve ustalık işte buradadır kanımca. Cücenoğlu’nun başarısı da böyle bir önderi teatral bir anlatımla dünyaya göstermesinde yatıyor. Tuncer Cücenoğlu dünya tiyatro literatürüne şunu yazdı böylece "Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ölümsüz lideridir, öldüğünü bilsek bile!”

Oyun bir liderin yaptıklarını sıralarken onun kurduğu Cumhuriyeti ve günümüzdeki gidişatı ile bu yoldan sapmaya çalışılan durumu da irdeliyor ve insanların beyninde birçok soru yaratıyor “Gerçekten bu yoldan saparsak bizi ne bekliyor? Bu ülkeyi yönetenlerin pusulası doğru mu? Ben bir Türk genci olarak bu pusula ile mi gitmeliyim yoksa önderimin pusulasını mı örnek almalıyım kendime?”

Ancak bunun yanıtını da kendisi veriyor. Çünkü Tuncer Cücenoğlu’nun bu oyunu Mustafa Kemal’in pusulasının ne kadar doğru olduğunu gösteren kanıtlarla doludur.

Gerçek bir Türk, gerçek bir insan, adını Türk edebiyatına altın harflerle yazdırmış olan Tuncer Cücenoğlu’nu tüm yüreğimle ve aklımla kutluyor ve yeni yapıtlarını bekliyorum.

İyi ki tanıdım sizi, iyi ki varsınız değerli dost!

Doç.Dr.Tudora Arnaut
Taras Şevçenko Kiev Milli Üniversitesi
Türkoloji Bölümü Öğretim Üyesi

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)

20 Şubat 2009 Cuma

ÖZGÜR TİYATRO, AVANOS VE HACIBEKTAŞ YOLCUSU…

Özgür Tiyatro, Kızılırmak Kültür Evinin davetlisi olarak Avanos ve Hacıbektaş turnelerine çıkıyor..

YER: AVANOS Belediye Salonu
TARİH: 21 ŞUBAT 2009 (Cumartesi)
SAAT: 19.00 OYUN – SELAM OLSUN NAZIM’A – AŞKIN VATANI YOKTUR
SAAT: 20.15 SÖYLEŞİ (KÜLTÜREL YOZLAŞMA VE SANATÇI ETİĞİ)

YER: HACIBEKTAŞ VELİ KÜLTÜR MERKEZİ
TARİH: 22 ŞUBAT 2009 (Pazar)
SAAT: 15.00 OYUN – SELAM OLSUN NAZIM’A – AŞKIN VATANI YOKTUR
SAAT: 16.15 SÖYLEŞİ (KÜLTÜREL YOZLAŞMA VE SANATÇI ETİĞİ)

29 Eylül 2008 Pazartesi

Aydın, belleklerin üzerine serpilen külü üflüyor...

Nazım Hikmet Kültür Merkezi ile Su Gösteri Sanatları Sahnesi genel sanat yönetmeni, soL gazetesi yazarı Orhan Aydın, toplumsal sorunlarla sanatsal sorunların yumak olduğu durumları kaleme almayı sürdürüyor. Her salı günü soL gazetesinde yazılarını yayımlayan Aydın, kendi gazetesi olan soL'da yayınlanmadan bir gün önce yazılarını bize yolluyor; biz de seve seve yayınlıyoruz:


Dinle bak çatırdıyor…


Orhan Aydın
29 Eylül 2008


Yıl 1976. Ülkenin dört bir yanı şenlik alanı sanki. Fabrika avlularında grev önlükleri ile halaya duran işçiler, üniversitelerde bağımsızlık ve eşitlik için ayağa kalmış kol kola girmiş gençlik, toprak ağalığına karşı isyan bayrağını açmış köylüler, hak arayan, soran, sorgulayan aydınlar, demokratik kültür adına gecelerini gündüzlere katıp üreten sanatçılar.

Şaşakalırdınız.

Hep bir ağızdan söylenen türkülerin, coşkulu ritmini yakalamıştı insanlık.

12 Mart faşizmine yenik düşmeyi kabullenmeyen, direnip ayağa kalkmaya kararlı toplumsal bir ortak akıl, Kızılırmak gibi sel olup taşıyordu.

Cezaevlerinde çekilen acılar, işkenceler, zulümler daha da bilemişti insanoğlunu.

Yurdun dört bir yanından faşizme karşı birleşik, ortak sesler yükseliyordu.

68’in üstünden tanklarla, postallarla, köpek ulumaları ve ezan sesleri ile geçen 12 Mart faşizmine dar ediliyordu hayat.

Sendikal hak ve özgürlüklerin önünün açılması için sermayenin kapılarını dövüyordu işçi sınıfı.

Bizler, Maraş ilinin Pazarcık ilçesinin ova köylerindeyiz. Sık biçimde arıza yapıp yollarda bırakan, uçuk mavi renkte bir Düldülümüz var, her şey onun içinde. Dekor parçalarını da tepe bagajına yükleyip, sıkıca bağlıyoruz.

Topraklarına sahip çıkıp direnen ırgatlara, her akşam şarkılı-türkülü danslı oyunlar oynamak için yollardayız.

Bazen okul bahçesine, bazen cami avlusuna, bazen de köy meydanına kuruluyor sahne.

Karanlık çöktüğünde ovadan yükselen traktör sesleri civar köylerden seyirciler taşıyorlar oyuna.
Buna kimsecikler inanmıyor ama, İstanbul şehrinde yada Ankara’da sonsuz olanaklar içinde perdeler açık oyunlar oynanırken, bizim seyircilerimiz traktör römorkları üstünde türküler söyleyerek geliyorlardı oyun izlemeye. “Bayram yerine kehribar başaklı sap çeker gibi”

Oyunun adı, ‘Ağalar Cehennemin Dibine’. Bir komedi ki sormayın. Oynarken kırılıyoruz gülmekten.

Ağalık ve marabalık ilişkileri üstüne bir mesel, ama ne mesel. Arkada akan “matrak” bir aşk hikayesi de var.

Oynanış biçimi, geleneksel halk tiyatrosu örneklemeleri için iyi bir seçim olabilir. Köy seyirlik oyunlarındaki “oyun çıkarma” geleneği üstüne kurgulanmış. Tüm oyuncular, kostümler, aksesuarlar sahnede.

‘Oyun babası’ yada ‘Oyun kurucusu’, müzikli bir anlatı ile bahsi açıyor ve rolleri dağıtarak başlıyor işe.

Her rol, her gece dönüşülerek oynanıyor.

Böylelikle oyundaki oyuncular bu oyunun içindeki tüm rolleri mutlak oynamış oluyorlar. Bir oyuncu için bulunmaz bir olanak.

Erkan Yücel, her gün farklı bir ağa oynayarak rekora koşuyor. Aynı replikleri kuşanmış, aynı kostümlerin içinde farklı farklı ağalar. Kekemesi var, şaşısı, topalı var, kürdü var, Egelisi, göçmeni var, var oğlu var. Ve hangi akşam, hangi tipi oynayacağına da sahnede karar veriyor.

Adamın karşısında söz söylemek bile ustalık ister.

Erkan, sahneye adımını atar atmaz seyirci tarafında bir uğultu bir çalkalanmadır başlıyor. Gülmemek için kendilerini zor tutuyor kalabalık. Sahnedeki adam hem onlardan biri hem değil, hem yakından tanıdıkları ağa hem değil, rol büyücüsü sanki.

O gün, oyun sonunda birlikte söylenen bir Pir sultan deyişine eşlik eden farklı bir ses vardı.

Aşık İhsani ile Pazarcık’ın Harmancık köyünde tanıştım. Her şeyi ile sabırlı bir kavganın tam orta yerinde.

Gorki gibi pos bıyıklı, hiddetli mi hiddetli bir adam.

“Odun kırıcıydı adı İlyastı / Yanaştım yanına yüzünü astı / İşin ne dedim, bir küfür bastı / Arkasından baltasını biledi.”

Oyunu izledikten sonra kahkahalarla geçen sohbetin tadı dün gibi.

Faşizme ve Amerika’ya karşı savurduğu usturuplu küfürler ozan geleneğinin öfkesinin de bir belirtisiydi.

Öğrendik ki o da, elinde sazı ile köy köy dolaşıp, kendi topraklarında yoksullaştırılan köylülerin verdikleri hak mücadelesine ve devrimcilerin düzenledikleri gecelere katılmak için turneye çıkmıştı.

Devrimci Toprak-İş Sendikası’nın Pazarcık’ta düzenlediği ve yerin göğün jandarmalarla kuşatıldığı 76 Yılının 14 Temmuz akşamını hiç unutmadım.

Geceyi Pazarcık karakolunda geçirmemizin sebebi Aşık İhsani olmuştu.

“Hoşt Amerika, puşt Amerika” dedikçe alan dalgalanıyor, tüm katılımcılar türküyü birlikte söylüyordu.

Jandarma komutanı, bu türküden çok alınmış olsa gerek, hepimizi tıktı içeriye.

Pazarcık jandarma karakolu, yaşlı bir kiraz ağacının altında, küçücük bir bina. Bir komutan odası, bir tuvalet ve büyükçe bir tutuklu koğuşundan ibaret. Kiraz ağacının önünde, fıskiyeli bir havuz.

Ertesi sabah kalabalık seslere uyandık.

Etkinliği izleyen seyircilerin tamamı, karakolun çevresini kuşatmışlardı.

Pencerenin açıldığı koridorun sonunda, havuz başında sigaralarını tüttüren kızgın yüzler görüyoruz. Önce ne olduğunu anlayamadık.

Ama komutanda bir telaş bir telaş sormayın. Tarihe not düşmek lazım, bu uzatmalının adı; Ertan Alışlı idi. Zayıf ince yapılı, sert ve buyurgan bir zavallılık.

Dışarıdakilerin aralarından seçtikleri temsilciler iki jandarma ile geldiler yanımıza; “Sizi almadan bir yere gitmiyoruz haberiniz ola” dediler.

Öyle de oldu. Kaymakam karakola geldi ve yarım saat sonra ortak bir ifade imzalatıp, hepimizi serbest bırakmak zorunda kaldılar.

Komutan Ertan’ın yüzündeki, yenik ama öfkeli adam ifadesi görülmeye değerdi!

Pazarcık ovasından, Ankara ve İstanbul sahnelerindeki oyunlara baktığınızda, birkaç özel tiyatronun toplumsal gerçekçi ürünler verdiğini görürsünüz.

AST, Dostlar Tiyatrosu ve Çağdaş Sahne’de onlarca arkadaşımız birer tiyatro fabrikası işçisi gibi çalışıp, oyunlar üretiyorlardı.

Emekçiler, işçiler ve öğrenciler sahnelerin üstünde kendi renklerini, kendi seslerini, kendi nefeslerini duyumsuyorlardı.

Tiyatro görevini yapıyor, 68 baharından sonra ilk kez, kapalı gişelerle oynanan buluşmalara erişiliyordu.

75-76 ve 76-77 sezonlarında AST’ın oynadığı oyunlar halen belleklerdedir.

Nereye Payidar, Aladağlı Miho, 804 İşçi, Komün Günleri.

Türkiye tiyatrosunun temel taşları olan bir çok dostum, meslektaşım bu oyunlarla adlarını duyurdular.

Nereye Payidar; Bilgesu Eranus gibi bir yazarla tiyatromuzun ilk yüzleşmesini sağladı.

Rutkay Aziz’in yönettiği oyun, tiyatroya yeni bir isim kazandırmıştı, Yeşim Dorman. Yaman Okay, Cezmi Baskın, Şener Kökkaya, Savaş Yurttaş, Meral Niron, Jale Aylanç, Rana Cabbar, Talat Bulut ve Erdal Gülver ise benim anımsadığım diğer isimler.

Oyunun şarkıları da belleklerde kalan şarkılardır. Sözler Çiğdem Talu, besteler Timur Selçuk.

Baskıydı işkenceydi / Bir işe yaramadı,
Dışardan yardım geldi / Onu kurtaramadı.
Bu gün öyle bir gün ki / Ey insan kasapları,
Hakkı yenenler şimdi / Tutuyor hesapları.
Yılların geleneği / Bizlere sökmeyecek,
Hiç kimsenin emeği / Kasaya girmeyecek.
Dinle bak çatırdıyor / Çatladı çatlayacak,
Kasa can çekişiyor / Gücü yok dayanacak.

oaydinoaydin@gmail.com

3 Kasım 2013 Pazar

İzleyiciyi koyun yerine koyan Kızılırmak'ı asla ve kesinlikle izlemiyoruz...

Tam tamına 1100 kişinin bir araya gelerek, "tiyatro kavramı"nı sanatsal düzleme sıçratmak isteyen iki kişiyi LİNÇ etmek istediğini "kamuoyu" biliyor... Tam tamına 1100 LİNÇÇİ kişi doğuran bir ülkede, tiyatronun sanat olduğunu iddia etmek yalnızca iddia düzleminde patinaj yapmaya benzer!... Herhangi bir etkinliğin, sanat düzeyine sıçraması için, estetik bilince sahip olan insanlar tarafından yönlendirilmesi gerekir... Estetik bilinç de, saltık anlamda değil, toplumsal anlamda usa vurur... Siz, eğer, yönettiğiniz kurumun namusuna da sahip çıkamıyorsanız, herhangi bir sanatsal etkinlikte bulunamazsınız. Bulunduğunuzu iddia ederseniz de, bu iddia, ancak sizi kandırabilir. Bu iddiaya hiç kimse inanıp, kanmaz... 

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt ve İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Şakir Gürzumar da, İngiliz işgâline uğramış İstanbul'da yaşıyormuşuz izlenimi edinmemize neden oluyorlar!... "Devlet Tiyatroları İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm kuleleri"nin ticarî kuruluşlarca işgâl edilmesine gıkını bile çıkaramayan Çelik, Kurt ve Gürzumar, doğal olarak, Tuncer Cücenoğlu'nun pespaye oyunlarına ve İDT kuleleri konusunda rolü olduğunu sandığımız Galip Erdal'a teslim oluyorlar. Pespaye oyun yazılıp, niteliksiz reji yapılıyor!...

İyi ki, Melih Anık gibi ahlâklı, namuslu, onurlu, şerefli yazarlar var da...

"KIZILIRMAK"I ASLA VE KESİNLİKLE İZLEMEYECEĞİZ!!...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Ayrıca bakınız:

"KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR! ...ve bilgi kirliliği veba gibi yayılıyor."

Reklâm kulesinin namusuna sahip çıkamayan İDT, kötü oyun oynuyor!

İDT reklâm kulelerinin işgâli hakkında düşüncelerini merak ettiğimiz kişi:


LİNÇÇİ MitosBoyut'un yayınladığı LİNÇÇİ yazarın kitabını okumuyoruz!


Melih Anık, Mustafa Kurt ve Şakir Gürzumar'dan hesap sormuş oluyor...

5 Kasım 2007 Pazartesi

Ödül papazları, av peşinde!...

İsmet Küntay Jürisi (Üstün Akmen, Nadide Küntay, Doğan Koloğlu, Hayati Asılyazıcı ve Erbil Göktaş)


Oyun'un notu: Burjuvazi, kaba gücüyle, devrimci tiyatrolara "sopa" ikram ederken; kültürel gücüyle de, "havuç" ikram ediyor. "Sopa" sözcüğüyle kavramsallaştırılan; baskı, baskın, mühür, gözaltı, engelleme... "Havuç" sözcüğüyle kavramsallaştırılan da; Kültür Bakanlığı Sadakası, Efes Pilsen Kıyağı, Akbank Çanağı, İsviçre Hastanesi dayanağı... Ve bu kavramları pekiştiren ödül papazları... İşte bu papazlardan bir kısmı da İsmet Küntay jüri üyesi olarak, "havuç" üretimine katkıda bulunuyor...


2006-2007 tiyatro döneminde sahneye konan yerli oyunlar; Hayati Asılyazıcı, Erbil Göktaş, Doğan Koloğlu, Nadide Küntay ve Dr. Nilgün Şafak'ın yer aldığı seçil kurul tarafından değerlendirilmiş ve daha önce ödül kazananlar açıklanmıştı.

03 Kasım 2007 Cumartesi günü saat 20.00'de Beyoğlu-İstiklal caddesi'ndeki ''ORTAOYUNCULAR-FERHAN ŞENSOY'' Tiyatrosunda düzenlenecek ödül töreninde, 32. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri sahiplerini buluyor.

''En İyi Oyun Yazarı Ödülü''
Ortaoyuncular yapımı, Ferhan Şensoy'un yazıp yönettiği ''FERNAME'' adlı oyuna;

''En İyi Yapım ve Yönetmen Ödülü''
Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı, Güngör Dilmen'in ''Kurban'' oyunundaki yönetimiyle, Ayşe Emel Mesçi'ye;

''En iyi Kadın Oyuncu Ödülü''
Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı, Güngör Dilmen'in yazdığı, Ayşe Emel Mesçi'nin yönettiği ''Kurban'' oyunundaki rolüyle Miraç Eronat'a;

''En iyi Erkek Oyuncu Ödülü''
Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı, Güngör Dilmen'in yazdığı, Ayşe Emel Mesçi'nin yönettiği ''Kurban'' oyunundaki rolüyle Ahmet Erkut'a;

''İsmet Küntay Tiyatro Özel Ödülü''
7. Uluslar arası Karadeniz AVRASYA Tiyatro Festivali niteliği kazandırılması nedeniyle Trabzon Devlet Tiyatrosu'na;

''İsmet Küntay Özendirme Ödülü''
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu yapımı, Behiç Ak'ın yazdığı, Mehmet Çevik'in yönettiği ''Ayrılık'' adlı oyundaki rolleriyle H.Fatih Sevdi'ye ve Zeynep Özan'a;

''Jüri Özel Ödülü''
Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu yapımı, Tuncer Cücenoğlu'nun yazdığı, Ali Kemal Tandoğan'ın yönettiği, ''Kızılırmak Karakoyun'' adlı müzikal oyunu nedeniyle; OBKT'ye;

''İsmet Küntay Onur Ödülü''
Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü Tiyatrosunu'nu yıllardır yaşatan ve Türk tiyatrosu'na yaptığı hizmetlerden dolayı Gazanfer Özcan'a;

''En İyi Dekor Tasarımı Ödülü''
İstanbul Devlet Tiyatrosu Yapımı, Özen Yula'nın yazdığı, Ayşenil Şamlıoğlu'nun yönettiği ''Dünyanın Ortasında Bir Yer'' ve Eskişehir Tiyatro Anadolu'da, Mehmet Baydur'un yazdığı, Gökhan Soylu'nun yönettiği ''Yangın Yerinde Orkideler'' oyunundaki dekor tasarımıyla Hakan Dündar'a;

''En İyi Kostüm Tasarımı Ödülü''
Tiyatro Anadolu yapımı, Mustafa Sekmen'in yazıp yönettiği ''Aşkın Karın Ağrısı''ndaki kostüm tasarımıyla, Duygu Özgül'e ve Seçil Tekin'e;

''En İyi Müzik Ödülü''
İstanbul Devlet Opera ve Balesi yapımı, Recep Bilginer'in yazdığı, Doğan Çelik'in yönettiği ''Sarı Naciye'' oyunundaki müziğiyle Timur Selçuk'a;

''En İyi Işık Ödülü''
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu yapımı, Behiç Ak'ın yazdığı, Mehmet Çevik'in yönettiği ''Ayrılık'' adlı oyunundaki ışık tasarımıyla, Erol Dinçdemir'e verildi.

Tıklayınız: Tiyatro Dünyası
Ayrıca tıklayınız: Her türden ödüle karşıyız!

20 Ağustos 2010 Cuma

Devlet Tiyatroları, "Tuncer Baba'nın Çiftliği" mi?

Devlet Tiyatroları arşivinde yer alan "Tuncer Baba"nın oyunları:

Biga 1920
Boyacı
Dosya
Gece Kulübü
Helikopter
Kadıncıklar
Kördövüşü
Matruşka
Mustafam Kemalim
Neyzen
Öğretmen
Şapka
Tiyatrocular
Yeşil Gece
Yıldırım Kemal
Ziyaretçi

15 Ekim 2007 Pazartesi

Cücenoğlu'nun "Çığ" (Uçqun) adlı oyunu Azerbaycan'da provada!

Foto: Üstte, skandallar kralı Prof. Dr. Özdemir Nutku; altta, "Çığ" yazarı Tuncer Cücenoğlu...


Türkiye tiyatrosunun estetik dışına itilmesine, uluslararası düzlemde yanlış ve eksik tanınmasına neden olan yazarlardan Tuncer Cücenoğlu, tam bir tüccar mantığıyla, tüm ikinci sınıf tiyatrolara "oyun ihracatı" yapmaya çalışıyor!... Bizdeki sanal yayıncılar da, hiçbir estetik mantığa sahip olmadıklarından, aşağıdaki gibi haberlere balıklama atlıyorlar...


Ajansımız yazarı Tuncer Cücenoğlu'nun ünlü oyunlarından Çığ Eylül ayı başından itibaren 135 yıllık geçmişe sahip BAKÜ AKADEMİK ULUSAL DRAM TİYATROSU'nda provaya alındı.

Dilsuz Mustafayev tarafından UÇQUN adıyla Azeri diline çevrilen Çığ'ı, Behram Osmanov yönetiyor.

Oyunun dekorunu Ressam Aqarahim Aliyev, Müziklerini kompozitör-bestekar, Muzik Akademisi rehberi Seyavus Kerimi gerçekleştiriyor.

Çığ (Uçqun)'da görev alan oyuncular ise Seyide Quliyeva, Rafik Ezimov, Metanet Atakisiyeva, Abbas Gahramanov, Vefa Rzayeva, İlyas Ahmedov, İrade Hasanova, Sadık Ibrahimov ve kalabalık bir figüran ekibinden oluşuyor.

Kasım ayının ilk yarısında ilk gösterimi yapılacak olan Çığ (Uçqun) Nazım Hikmet'in Kafatası oyunundan sonra Azerbaycan'da sahnelenecek olan Cücenoğlu'na ait ilk oyunlardan biri olacak..

Cücenoğlu'nun daha önce Azeri diline çevrilen oyunları arasında Boyacı (Çev: Dilsuz Mustafayeva), Kızılırmak (Çev: Rasim Karaca), Rusça'ya çevrilip Bakü'de Rusça olarak yayımlanan Kadıncıklar (Çev: Huraman Nevruzova) da bulunmaktadır.

Gene Cücenoğlu'nun birçok oyunu Azerbaycan Bakü Slavyan Üniversitesi'nde Azerbaycan YUG Devlet Tiyatrosu rejisörü, Pedagog- Rasim ASIN tarafından Türk dili praktikası derslerinde örnek Türkçe olarak okutulmaktadır.


tıkla: tiyatrom
tıkla: ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI ve OYÇED
tıkla: İBRET VERİCİ "OMURGASIZLIK" BELGELERİ
tıkla: "ÇIĞ" ASLINDA NEDİR, NEYİ SARSIYOR?
tıkla: KÖRLER KÖRLERİ İZLİYOR!

12 Aralık 2013 Perşembe

Furkan Ak'la tweet'leşen Melih Anık, tiyatro sanatına da katkı sunuyor!

  1. Aklıma geldi, Kızılırmak(İDT) bence kötü bir oyun...
  2. oyun boyunca niye oynanıyor demekten kötülüğünü düşünemez oldum ve hala cevabını bulamadım.
  3. Üstün Akmen'i okuyun o bulmuş :))))
  4. Üstün Bey'in yazısı sözlerimi-Karaman Belediyesi sponsorluğunda bir broadway yapımı- destekler nitelikte:))
***

Ayrıca bakınız:

31 Aralık 2011 Cumartesi

"Bulunmaz sanatçı" Oğuzcan Önver'den ilginç bir yılbaşı mesajı!


NOEL BABA KÜRT DEĞİL

"Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki " *



Uludere katliamında öldürülen 35 insan halktandı. Bu gece, yılbaşında eğlenenler halktan değil.


''Noel Baba, adam olsaydı kapıdan girerdi bacadan değil.'' diyen Keşan Müftüsü halktan. Onunla dalga geçenler halktan değil.


Bu gece eğlenen Türkiye entelijansiyasından, Türk televizyonlarından, "Noel Baba çocukları"ndan iğreniyorum.


Söylenecek fazla bir şey yok. Kötü bir yıldı; bitiyor sonunda. 


Umarım, yeni yıl halktan yana, haktan yana olur.


*Ahmed Arif, 33 Kurşun
 Grup Kızılırmak - Nevala Kasaba (Ağıt) by Barış Uçurum 

20 Haziran 2014 Cuma

Tuncer Cücenoğlu yada kütüphanede kitap sayanlar "yazar" sayılıyor...

Tuncer Cücenoğlu

Tuncer Cücenoğlu (d. 10 Nisan 1944 - Çorum) Oyun yazarı, öğretim üyesi, çevirmen.


Tuncer Cücenoğlu, ortaöğrenimini Çorum'da tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü'nü bitirdi. Milli Eğitim Bakanlığı'nda çeşitli görevler yaptı. 1983'te devlet memurluğundan ayrıldı.


İlk öyküsü lise yıllarında Çorum'da yayınlanan bir günlük gazetede çıktı. Oyunları Devlet Tiyatroları özel tiyatrolarda yurtiçi ve yurtdışında oynandı.


Cücenoğlu, halen Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu üyeliği, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Edebi Kurul üyeliği, MSM Özel Konservatuarı "Dramatik Oyun Yazarlığı" öğretmenliği, PEN Yazarlar Derneği üyeliği, Papirüs Yayınevi Tiyatro Bölümü Yönetmenliği gibi görevleri bir arada yürütüp Cumhuriyet Gazetesi'nde yazarlık yapıyor. Cücenoğlu'nun oyunları Rusça, İngilizce, Almanca, Fransızca, Bulgarca, Yunanca, Makedonca, İsveççe, Gürcüce,Urduca, Japonca, Romence, Azerice, Tatarca, Lehçe, Çuvaşça, Sırpça, İspanyolca, Arapça, Farsça'ya çevrilmiş ve bu ülkelerde sergilenmektedir.


Yazar, Kadın Sığınağı oyunuyla 2011 yılında verilen 15. Afife Tiyatro Ödülleri'nde Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü kazanmıştır.


Sahip olduğu ödülleri
Tobav (2)
Türk Kadınlar Birliği (l)
Ankara Sanat Kurumu (2)
Abdi Ipekçi (l)
İsmet Küntay (l)
Avni Dilligil (2)
Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (l)
Kasaid (l)
Lions (3)
Kültür Bakanlığı (l)
Yugoslavya (l)
Hollanda İnsan Hakları Ödülü (l) toplam l6 ödül kazanmıştır.

Kısa Hikayeleri ve Makaleleri
Aşk ya da Elmas ile Servet’in Hikayesi - Anlatı
Arthur Miller’ın Ölümü - Tiyatro
Atatürk ve Sanat - Tiyatro
Matruşka Romanya’da -Tiyatro
Bu Dünyadan.. - Tiyatro
Gergedan’laşan Dünya - Tiyatro
Polonya İzlenimleri - Tiyatro
Devlet Tiyatroları’na Öneriler - Tiyatro
Repertuar Politikaları Değişmelidir - Tiyatro
Yurtdışında Yaşayan Türklere Düşen Görevler (2) - Deneme
Yurtdışında Yaşayan Türklere Düşen Görevler - Deneme
Aşk ya da Elmas ile Servet'in Hikayesi - Öykü
Uğur Uludağ'ın Önlenemeyen Tırmanışı - Tiyatro
Kiralık Gelinlik - Öykü
Cumhuriyetimizin 80inci Yılında Oyun Yazarlığımız - Tiyatro
Sabahattin Ali Dosyası Açılmalıdır - Deneme
Yazın ve Tiyatro - Tiyatro

Oyunları
Kadın Sığınağı
Boyacı
Kadıncıklar
Öğretmen (oyun)
Helikopter (oyun)
Neyzen :8oyun)
Çığ (Lawina)
Yeşil Gece
Dosya (oyun)
Kör Döğüşü[1]
Çıkmaz Sokak
Biga 1920
Kumarbazlar
Yıldırım Kemal
Matruşka (oyun)
Ziyaretçi
Şapka (oyun)
Kızılırmak (oyun
Sabahattin Ali (oyun)
Tiyatrocular
Ah Bir Yoksul Olsam
Che Guevara (oyun)
Mustafam Kemalim

Kaynakça
^ "Kör Döğüşü". Kör Döğüşü. kitapyurdu. Erişim tarihi: 30 Kasım 2012.

(Kaynak: Vikipedi)