BERAAT sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
BERAAT sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

5 Şubat 2018 Pazartesi

Beni yok etmek için Demirkanlı'yı kullanan EMEP, ÖDP, TKP, VP "suçlu"!

T.C.
İSTANBUL
5. ASLİYE CEZÂ MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA



DOSYA NO: 2017/256 Tâlîmat...


KONU: Dâvânın reddi...

1 - Dâvâ yalana dayalı ve mükerrerdir. Adliye, kişi tarafından yönlendirilmiştir.

2 - Mustafa Şükrü Demirkanlı, kendisine "YALANCI" dedim diye dâvâ açtırdı. İstanbul 71. Asliye Cezâ Mahkemesi  "BERAAT" kararı verdi.

3 - Demirkanlı; İsmail Can Törtop, Levent Çağlayan vb. adlarına sahte dâvâlar başlattı. Durum anlaşılınca lehime kararlar verildi.

4 - Demirkanlı gücünü dört siyâsî partiden (EMEP, ÖDP, TKP, VP) alıyor.

Gereğinin yapılmasını saygılarıma arz ve talep ederim... 5 Şubat 2018


HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

12 Ekim 2016 Çarşamba

Büktel bana İFTİRA attı dedim diye beni dâvâ etti ve ben BERAAT ettim!

"SORUMLULUK DUYGUSU" DEDİĞİMİZ ARIZA
Acaba şu an haksız yere suçlanarak içeride yatan kaç kişi var? Acaba şu an kaç kişiye karşı işkence suçu işleniyor? Peki ama ben tamamen suçsuz olduğum halde, neden huzursuzum? Yeryüzünde haksız yere acı çeken insanlar var diye, ben neden "bana ne, ben kimseye haksızlık etmedim, bu haksızlıklarda zerre kadar payım yok ki..." diye düşünerek vicdanımı rahatlatıp huzur bulamıyorum? Çünkü sorumluluk duygusu diye bir "arızam" var. Dünyanın herhangi bir yerinde bir insanlık suçu işleniyorsa, dünya güvenli bir yer değil demektir ve "tüm" insanlar, (hissedecek vicdanları ve empati yetenekleri olmak kaydıyla) kendilerini o suçtan az ya da çok sorumlu hissederler ya da en azından azade hissedemezler.

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Coşkun Büktel, HAKARET gerekçesiyle beni dâvâ etti ve BERAAT ettim!

BUGÜNKÜ HUKUK DÜZENİMİZDE, HUKUKTAN MEDET UMAN BİRİSİ, BİR DÜŞMANINI HAKARET GEREKÇESİYLE DAVA EDER DE ONU MAHKÛM ETTİRİRSE; NE DERSİNİZ, ACABA VİCDANINIZ GENELLİKLE MAHKÛM OLANDAN MI, YOKSA MAHKÛM ETTİRENDEN YANA Mİ OLUYOR?

28 Haziran 2016 Salı

MUHBİR Mustafa Şükrü Demirkanlı yargılamayı sürekli etkilemek istiyor!

18 Haziran 2016 Cumartesi

"YALANCI" dedim diye dâvâ açan Coşkun Büktel'e karşı BERAAT ettim!

Coşkun Büktel

Ülkemizdeki aydınlar ve solcular ahlaki ya da felsefi defolardan münezzeh FÜGÜRler olabilselerdi, AKP'ye karşı inandırıcı bir muhalefet yaratmayı ve AKP YALANlarını çöpe atmayı çoktan başarmış olurlardı.

www.facebook.com/coskun.buktel/posts/1284383198246454?pnref=story

12 Haziran 2016 Pazar

Refik Erduran MUHBİR mi, MUHBİR Mustafa Demirkanlı mı uyduruyor?!

Hiç Değişmeyen Refik Erduran…

Yazar editor -  Haziran 5, 2016 743 0

ITI-UNESCO Türkiye Merkezi Başkanı Refik Erduran’ın, Kültür Bakanı Nabi Avcı’ya gönderdiği iddia edilen metnin, düzeyinin düşüklüğü nedeniyle gerçek olup olmadığı Yazı İşleri Müdürümüz Mustafa Demirkanlı tarafından bizzat kendisi aranarak teyit edildi. Refik Erduran metni e-mail olarak gönderdiğini ve Devlet Tiyatrosunu savunmak için kaleme aldığını belirtmiştir.  Düzeyi düşük bu yazıyı ibret vesikası olarak yayınlıyoruz.

"Aziz dostum, Nabi Bey kardeşim,

Afiyettesiniz inşallah. İstediğiniz bilgiyi sunmak için bir iki dakikanızı alacağım. İnsan mezara yakınlığın garip rahatlatışı ve dünyadan hiçbir kişisel beklenti kalmayışın huzuru içinde her şeyi daha net görüyor. Ben o durumdayım. Son seçimle kazanılan gücün etkili biçimde kullanıldığını da görürsem sevinecek, kalan vaktimde inandığım güçlere karınca kararınca yararlı olabilmek için basına döneceğim.

En geniş ve yapışkan asalak kesimimiz kendilerini beyaz Türk sayan, sırtından geçindikleri halktan iğrenen Batı maymunlarımız. Temel bahaneleri dindarlıkla yobazlığı bir tutmak, savunur göründükleri demokrasiyi de hiçe sayarak “cahil” çoğunluğu ülke yönetiminden dışlamak. Müslümanlık karanlık, gerilik, başarısızlık demekmiş. Balkan çatışmaları sırasında özel bir Boşnak birliğine katılıp cepheye gitmiş, gönüllü delikanlıların nasıl aydınlık ve fiilî demokrasi içinde çarpışıp inanılmaz derecede başarılı olduklarını Milliyet’teki yazı dizimde ve kitabımda anlatmıştım.

Bugün kör dövüşümüze son verip tartışmaları mantık sınırlarına çekmenin ilk şartı sahte “aydın” kesimindeki nifak tiryakilerinin şirretliklerini etkisiz kılmak, kutuplaşmayı geriletmek. Kültür ve sanat o yönde öncü rol oynayarak çatık kaşları gevşetip gülümsemeleri artırabilir. Buna yarayacak çok etkili potansiyele sahip kurumlar da var devletin elinde. Ama yıllardır nedense kullanılamıyor. Daha doğrusu kullanılıyor ama içlerindeki pozcu, şovcu, çıkarcı edepsizler tarafından, devlete karşı. Sebep? Devletin korkaklığı! Evet, aynen öyle. Hayretle seyrediyorum. Kurumların amiri ve sorumlusu yetkililer bir avuç yaygara şantajcısı karşısında en basit yasal önlemleri alamıyor, yılan görmüş tavşan gibi felç oluyorlar.

Abarttığımı düşünebilirsiniz. En yakından bildiğim kesim olan tiyatrodan somut birkaç örnek vereyim. Geçenlerde Kerem Alışık Tiyatrosu’nun ödül törenine çağırdılar. Ne oluyor göreyim dedim, gittim. Salon beyaz Türk dolu. Levent Üzümcü adında bir şov şampiyonu oyuncu var; fazla yağmur yağsa “muhalefet” naraları atıyor. “İlericilerin özgürlük idolu” oldu. Ona ödül verilmiş. Sahneye çıkıp “karanlığa karşı savaşım” nutukları çekti. Arkasından Şehir Tiyatrosu’nun yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu sahneye fırlayıp onu kucakladı, önünde diz çöktü, sanat-kültür düşmanlarına karşı kahramanın yanında olduğunu haykırarak alkış topladı. Ve bu soytarı halen “görevinin başında”!

Bir Devlet Tiyatrosu koordinasyon toplantısında “Abdullah Gül Hitler, Tayyip Erdoğan Mussolini’dir” gibi cevherler yumurtladıkları için mahkemeye verilen, internet sitelerinde imzalarıyla “Müslümanların bulundukları yerlerde ayak kokusundan geçilmez” türünden hezeyanlar kusan bir güruh var. İçlerindeki oyuncu Atsız Karaduman hüküm giydiği halde bugün de kadroda. Elebaşılarından DT rejisörü Yücel Erten en aktif nifakçı. Emekli ama boyuna oynanan çevirilerinden iyi para kazanıyor. Bu ay Ankara’nın Akün salonunda sahnelenmekte olan “Shakespeare Zorda” oyununun çevirisi de onun.

Bir süre önce birçok ülkenin ITI-UNESCO merkezinden bana sorular yağdı “Hükümetinizin tiyatroları bitirmekte olduğu doğru mu?” diye. Nereden çıkardıklarını sordum. DT Ankara kadrosundaki Murat Çidamlı’nın kendilerine gönderdiği mektubu yolladılar. Okuyunca gözlerime inanamadım. Hükümetimiz Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı sırasında kültür için Avrupa Birliği’nin verdiği paraları “pillage” etmiş (yağmalamış). Kültür ve sanata kökten düşmanmış; tiyatroları sıfırlamakta kararlıymış. Avrupa vakit geçirmeden imdada yetişmeliymiş, vb. Tam bir yabancı jurnalciliği ve uşaklığı… Mektubu DT yönetimine ve Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcısı Nihat Gül’e verdim. Aradan zaman geçti; ne yapıldı bilmiyorum. Ama bu ayın Devlet Tiyatrosu program dergisine bakarsanız görürsünüz: Ankara’da sahnelenmekte olan “Meraklısı için Öyle bir Hikâye” ve “Nihayet Bitti”, Adana’daki “Muammer Muammer” adlı ÜÇ oyunun rejisörü bu Çidamlı Efendi. Nadir görülen bir sırt sıvazlama. Sanki “Aferin aslanım, ülkeni yalanlarla yabancılara jurnallemeye devam” deniyor.

Vaktinizi alma pahasına böyle şeyleri niçin anlattım? Çünkü hazırlanmakta olan hükümet programı üstüne konuşmaları dinliyorum; kültür ve sanata ilişkin tek söz duymadım. Yazanlara lütfen söyleyin de “Devletin imkânlarıyla kültür ve sanat millî birlik şuurunun geliştirilmesi için kararlılıkla değerlendirilecektir” gibi bir iki cümle yer alsın programda. Ve icraat başlayınca inşallah lafta bırakılmayıp gerçekten kararlı davranılsın. Yoksa, şu seçim sonuçlarına dayalı yeni hükümetimiz de bakar kör ve tavşan yürekli çıkarsa, yandı gülüm keten helva.

İlginize vatandaş sıfatıyla peşin teşekkürlerimle,
Refik Erduran 0532 344xxxx

Refik Erduran’ın kaleme aldığı ve Bakan Nabi Avcı’ya e-mail olarak gönderdiğini söylediği yazıya Yücel Erten’in ve Atsız Karaduman’ın sosyal medyadan verdiği cevapları aşağıda bulabilirsiniz.

Yücel Erten 05.06.2016 İstanbul

Devlet Tiyatrosu’ndan bir dostum iletti. Yıllardır kilit altında tutulan bir yoğun bakım odasını andıran Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) Türkiye Millî Merkezi’nin ezelî başkanı, ebedî UNESCO kadısı, Oyun Yazarları Şeysi’nin başkanı, dedikodu yazarı Refik Erduran, yeni Kültür Bakanı Nabi Avcı’ya bir mektup yazmış. Kültür Bakanı Nabi Avcı olduğuna göre, belli ki mektup çok yeni…

Sahte midir, değil midir, bilemem. Ama tanıdığım kadarıyla Erduran, Bakanlık koridoruna çadır kurmuş biridir. İktidarın cinsi cibilliyeti hiç farketmez, onun çadırı Kültür Bakanlığında betona çakılmış olarak durur. Adım başı ödenekli tiyatrolarımıza müdahale imkânı aramak için. Oradan bakınca, mektubun gerçek olmadığını düşünmem için bir neden yok…

Devlet Tiyatroları ile ITI başkanı arasında başgösteren tahta kılıç, teneke kalkan çıkar kavgası beni ilgilendirmiyor. Yok Biricik onun kucağına oturmuş da, yok sonra “Ben Tayyip’i kafaya aldım” diye çemkirmiş de, yok falanca onun için ‘yavşak’ demiş de… Sınırsız-sorumsuz-seviyesiz bu tepişmeler, bende sadece sanatım, mesleğim ve kurumum açısından üzüntü yaratır. Ama bu düşük profilli, şirret dedikoducuları tanımakta yarar vardır. Buyrun, okuyun, eğlenin, öğrenin:

Benimle ilgili kısmına da bir çift söz: Tiyatroda yönetici, eğitmen ve yönetmen olarak niteliklerim ve kariyerim ortadadır. Yurtiçinde ve dışında 77 oyun sahnelemiş, yine yurtiçinde ve dışında 43 ödülle onurlandırılmışım. Yanısıra 36 oyunun Türkçe’ye, 6 oyunun da Türkçe’den Almanca’ya çevirisini yapmışım. Yanı sıra 7 uyarlamam ve 4 oyunum var. Kendimi 16 yıl önce Devlet Tiyatroları’ndan emekli etmişim. Biricik’in atanmasıyla birlikte, bu yönetim altında Devlet Tiyatroları’nda oyun sahnelemeyeceğimi, özgün oyunlarımla uyarlamalarımın oynanmasına izin vermeyeceğimi ilan etmişim. Şimdi çevirdiğim şahane bir oyun Devlet Tiyatroları’nda oynanıyor diye, Erduran oradan gelecek üçotuz paralık telif gelirine yan gözle bakmak seviyesizliğini gösteriyorsa; aklına da, ruhuna da acil şifalar dilerim.

Bir de beni ’en aktif nifakçı’ olarak nitelendirmiş. Şöyle desem anlar mı, bilmem: “Spartakus benim!”…


Atsız Karaduman

Benimle ilgili kısma cevap: Devlet Tiyatroları’nın 2007 yılında yapılan Koordinasyon Toplantısı’nda bir konuşma yapmıştım. Konuşmamın bir bölümünde Devlet Tiyatroların’da ki Bakanların “yalak ve salaklarından söz etmiştim.” Koordinasyon toplantıları kayıt altına alınır. Fetö terör örgütü Devlet Tiyatroları arşivinden bu koordinasyon toplantısının cd’sini çalıp televizyon ve gazetelerinde aleyhime bir kampanya başlattı. Dönemin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay beni hem Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu’na hem de Savcılığa sevketti. Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu zaman aşımı olduğu için bana bir ceza vermedi. Mahkeme süreci ise uzun ve çileli geçti. Hakaret davalarında bir ilk yaşandı, ilk celseye gelmediğim için hakkımda yakalama kararı çıkmış (tebligat elime geçmediği için) beni bir sabaha karşı Ankara’da otel odasından polisler alıp Emniyete götürdüler, oradan da elime kelepçe vuruldu ve beni adliyeye götürdüler. Uzun bir süreçten sonra ben beraat ettim. Sahnelerde hiç bir varlık gösteremeyip, Bakanlık koridorlarında lacileri giyip, Bakanların yalak ve salağı olan zevatla kavgam her daim sürmüştür ve sürecektir. Bu zevatın ilişkileri kirlidir. Ne dostluklarına güvenilir ne düşmanlıklarına. O gün hepsi aynı yollarda yürüyorlardı. Bakanların yalak ve salakları, hepiniz oradaydınız lan. Vıcık vıcık dostluklarınız beni ilgilendirmiyordu şimdi sahte ve vıcık vıcık kavganız da beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor, yiyin birbirinizi.

Konu ile ilgili telefonla görüştüğümüz Levent Üzümcü: "Refik Erduran tam teşekküllü tarafsız bir hastanenin hekim heyetinden akıl sağlığının yerinde olduğuna dair bir rapor aldığı taktirde kendisine memnuniyetle cevap vereceğim." dedi.

13 Mayıs 2016 Cuma

Aç tavuk, kendini darı ambarında sanır. Dereyi görmeden paça sıvamak!

Coşkun Büktel (solda), H. Hilmi Bulunmaz (ortada) Coşkun Büktel’i Dergisi’nde kapak yapan, ancak sonrasında Büktel tarafından ağır eleştirilen Erbil Göktaş’la birlikte.

Hilmi Bulunmaz'a İki Dava Daha

Mustafa Şükrü Demirkanlı
13 Kasım 2015

Biri eski "kankası" Coşkun Büktel'in, diğeri Tiyatro… Tiyatro… Dergisi Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı'nın avukatının (Avukat Reyhan Kayışlı) şikayeti üzerine başlatılan her iki soruşturma sonuçlanmış ve her iki şikayet için de yargılama kararı çıkmıştır.

Coşkun Büktel'le birlikte tiyatro insanlarına hakaretleri nedeniyle birçok davada birlikte yargılanan Hilmi Bulunmaz hakkında bu kez eski "kankası" Coşkun Büktel'in şikayeti üzerine yürütülen soruşturma sonunda İstanbul 70. Asliye Ceza Mahkemesi'nde kamu davası açıldı.

İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi'nde birlikte sanık olarak yargılanan Büktel ve Bulunmaz hakkında 10'ar ay hapis cezasına hükmedilmişti, bu kez biri şikayetçi diğeri sanık olarak mahkemede karşı karşıya gelecekler.

Büktel ve Bulunmaz'ın birlikte sanık oldukları İstanbul 17. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki yargılamaları 24 Kasım'da, 42. Asliye Ceza Mahkemeleri'nde birlikte yargılandıkları dava ise 3 Aralık'ta devam edecek. Coşkun Büktel ayrıca İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nde sanık olarak yargılanmakta olduğu davanın yeni duruşması ise 23 Aralık'ta devam edecek.

Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz hakkında hakaret ettiği iddiasıyla çok sayıda soruşturma da devam etmekte.

Bulunmaz'a Bir Dava Daha

Tiyatro… Tiyatro… Dergisi Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı'nın avukatının (Avukat Reyhan Kayışlı) şikayeti üzerine başlatılan soruşturmaların biri daha sonuçlanarak, iddianame düzenlenmiş ve İstanbul  71. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kamu davası açılmıştır.

1 Mayıs 2016 Pazar

Coşkun Büktel, kendisine YALANCI deyince dâvâ açtı ve BERAAT ettim!


Coşkun Büktel, 2 yeni fotoğraf ekledi.

5 Mart ·

MUSTAFA'NIN (HAKİMLERİN DEYİŞİYLE) "HAKSIZ TAHRİK" HUYU MEŞHURDUR; HAKİMLERCE MAHKEMELERİN KARAR TUTANAKLARINA YAZILMIŞTIR. GÖRÜYORUM Kİ, MUSTAFA, HER ZAMANKİ GİBİ, YİNE (HAKİMLERİN DEYİŞİYLE) "HAKSIZ TAHRİK" PEŞİNDE... ATTIĞI TWİT'LERLE BENİ HİLMİ'YE, HİLMİ'Yİ BANA KARŞI KIŞKIRTMAYA ÇALIŞIYOR. AMA BEN ESKİ BİR DOSTLUĞUN HATIRINA, HİÇBİR ZAMAN, HİLMİ'Yİ, MUSTAFA'NIN DEYİŞİYLE "EZMEK" YA DA YİNE ONUN DEYİŞİYLE "CANINA OKUMAK" AMACINDA OLMADIM. BU YÜZDEN SAVCI BANA "UZLAŞMAK İSTER MİSİN?" DİYE SORDUĞUNDA, SON ŞİKAYET EDEN BEN OLDUĞUM HALDE, "EVET, UZLAŞMAK İSTERİM" DEDİM. AMA HİLMİ, UZLAŞMAYA HAYIR DEDİ. SAVCI DA DAVAYI AÇTI. BENİM UZLAŞMACI TAVRIMA KARŞI BU UZLAŞMAZ TAVRININ BEDELİNİ HİLMİ ELBETTE ÖDEYECEKTİR. AMA BEN HİLMİ'Yİ "EZMEYE" YA DA MUSTAFA'NIN KIŞKIRTMA AMAÇLI NAHOŞ YORUMLARINDA İDDİA ETTİĞİ FİİLLERLE ONUN "CANINA OKUMAYA" ASLA KALKIŞMADIM. BENİM AÇIMDAN BİR DAHA GERİ DÖNÜŞÜ ASLA MÜMKÜN OLMAYACAK ESKİ BİR DOSTLUĞUN HATIRINA; BENİ ŞİKAYET ETTİĞİNDE HİLMİ'NİN SAVCILIKTA "TAKİPSİZLİK" KARARI VERİLEN VE SONRADAN "TAKİPSİZLİĞE İTİRAZ ETMEK İÇİN BAŞVURDUĞU SULH CEZA'DA DA REDDEDİLEREK KABUL GÖRMEYEN HAKSIZ SUÇLAMA VE HAKARETLERİNE AYNI SERTLİKLE CEVAP VERMEYİ; VE LİNÇ KAMPANYASI İMZACILARI KEYİFLE SEYRETSİN DİYE MUSTAFA'NIN KIŞKIRTMAYA ÇALIŞTIĞI HOROZ DÖĞÜŞÜNE BENZER BİR KAVGA MANZARASI YARATMAYI ASLA DÜŞÜNMEDİM. MUSTAFA, HİLMİ'NİN DÜŞTÜĞÜ DURUM İÇİN "UTANDIM" DEMİŞ. HAYRET! MUSTAFA'NIN UTANDIĞINA ASLA İNANMIYORUM. ONUN UTANDIĞINI SÖYLEMESİ BENCE "HAKSIZ TAHRİK"TEN BAŞKA BİR AMACA YORULAMAZ. UTANACAKSA, AŞAĞIDA NAKLETTİĞİM O KIŞKIRTICI YORUMLARINDAN UTANMALIYDI. BEN HİLMİ'NİN "CANINA OKUMAYA" ASLA KASTETMEDİM. HİLMİ'Yİ SADECE TEŞHİR ETTİM. HATTA UZUN SÜREDİR BUNDAN BİLE VAZGEÇTİM. MUSTAFA HİLMİ''Yİ KIŞKIRTABİLİR Mİ, BİLEMEM; TEK BİLDİĞİM: BENİ KIŞKIRTMAK İÇİN BOŞUNA YORULUYOR/YORULMUŞ:

www.facebook.com/coskun.buktel/posts/1203846446300130

29 Nisan 2016 Cuma

Coşkun Büktel, Yargıtay'ın kendisini "bağışlaması" için sürekli yalvarıyor!

Mahkemenin 10 ay hapis kararına karşı Yargıtay’a ek dilekçe...

COŞKUN BÜKTEL
29 NİSAN 2016 

YARGITAY CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞINA

Karar no: 2015/8 E. – 2015/643 K.
Temyiz dilekçemize ektir.

Temyiz eden / Sanık: Coşkun Büktel
Katip Mustafa Çelebi Mah. Çukurluçeşme Sok. No: 6, İç Kapı No: 4, Beyoğlu/İSTANBUL

Temyiz Edilen Karar: İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/8E – 2015/643K. Sayılı 12/06/2015 günlü kararı.

KONU: Gerekçeli kararın tebliğinden sonra, usul ve yasaya aykırı kararın temyizen incelenerek bozulmasına ilişkin dilekçemize, davamızın muadili olan bir kovuşturma  ve bir de yargılama sonucunda, son günlerde alınmış, lehimizde iki karar metninin fotokopisi ile; 

2012 öncesinde bir başka davada aldığımız 1400 TL adli para cezamızla ilgili 5 yıllık erteleme süremizin, 6352 sayılı yasadan yararlanarak 3 yıla indirildiğini ve 3 yıllık erteleme süremizi kesinleşmiş bir mahkumiyet almaksızın başarıyla tamamladığımızı kanıtlayan iki ayrı belgenin daha fotokopisinin sunulmasıdır.

AÇIKLAMA

1. Şikayetçi Mustafa Demirkanlı, beni ve Hilmi Bulunmazı hedef gösteren bir iftira ve linç kampanyasının 1100 imzacısından biridir. (İmzaladıkları kampanya metninde “Linç” sözcüğüyle bizi, önce o 1100 kampanyacı ve hem de belgesiz olarak suçlamış, bizim insanları “linç ettiğimizi” belgesiz olarak, iddia etmişlerdır.) Ama asıl gerçek, onların, yalan ve iftiralarla bizi 1100 kişiye hedef göstererek, linç etmeye kalkıştıklarıdır. Tehditler almamıza neden olmuş, hayatımızı tehlikeye sokmuşlardır. Bütün bu olayların belgeleri 2009’da internetteydi. Ama linç kampanyası imzacıları bizi o zamanlar şikayet etmeyi tercih etmediler. Çünkü o dönemde, bize iftira etmeye devam ediyorlardı ve bize yönelik iftira ve hakaret belgeleri, hem internette hem de tiyatro camiasının hafızasındaydı. Ne yaptılar? Yıllar sonra belgeleri silip internetten kaldırdılar ve insanların hafızasından da silinmesi için yeterince beklediler. Biz, kendimizi suçlu hissetmediğimiz ve (yasal zorunluk) olmadıkça tükürdüğümüzü yalamama ilkemiz gereği hiçbir yazdığımızı silmediğimiz için, yıllar sonra şimdi kalkmış, “yeni gördük” diyerek, bizim silmediğimiz zaman aşımlı tepki yazılarımızı bahane ederek bize dava açıyorlar. 

2. Kampanya imzacılarının Hilmi’yle ikimiz hakkında bir kampanya açmış olmaları, bizim değil, onların tasarrufudur. Onların tasarrufu yüzünden, bizim “işbirliği yapmakla” suçlanmamız onların bir algı yanıltmasından başka bir şey değildir. Hilmi’yle asla işbirliği halinde olmadığımıza ilşkin belgeler, (tıpkı şikayetçi Mustafa Demirkanlı gibi 1100 kampanya imzacısı arasında olup, bana karşı istanbul, 43. Asliye Ceza’da 2015/566 ESAS sayılı davayı açmış olan 5 davacıya karşı yazdığım 3 savunma dilekçesinde fazlasıyla mevcuttur. Tıpkı temyiz konusu davamızın şikayetçisi olan Mustafa Demirkanlı gibi linç kampanyası imzacısı olan o 5 davacının birleşerek bir avukat marifetiyle, istanbul, 43. Asliye Ceza’nın 2015/566 ESAS sayılı dosyasıyla bana karşı açtıkları söz konusu davada, Demirkanlı’nın da kullandığı zaman aşımlı benzer iddialar söz konusudur. Ama bana karşı açtıkları dava, mahkemenin 12/04/2016 tarihli kararıyla düşmüştür. Karar hükmünde aynen şöyle denmiştir: 

“… bu itibarla sanık hakkındaki şikayetin TCK’nın 73/1 maddesinde öngörülen 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde yapılmadığı anlaşılan, CMK’nın 223/8 maddesi uyarınca sanık hakkındaki açılan kamu davalarının AYRI AYRI DÜŞMESİNE,
  
 “Yargılama giderinin kamu üzerinde bırakılmasına,” 
 (Bakınız: Belge 1.)

Linç kampanyası imzacılarından Can Törtop da, bize karşı, tıpkı şikayetçi Mustafa Demirkanlı gibi, savcılığa aynı zaman aşımlı iddialara dayanarak bireysel bir şikayette bulunmuşsa da; önce sadece bana karşı, daha sonra Hilmi Bulunmaz’a karşı da, şikayetini geri çekmiş ve savcı, Can Törtop’un dilekçesi hakkında “TAKİPSİZLİK” kararı vermiştir. (Bakınız: BELGE 2.)

Hilmi Bulunmaz’la ilk fikir ayrılığımız, 2007’de yaşanmış ve o ayrılık yüzünden Hilmi’nin dergisine yazı vererek destek olmaktan vazgeçtiğimi aynı dergide açıklamışımdır. Taa 2007’de…Hilmi Bulunmaz’la sonunda vardığımız nokta şudur: 2014 Mayıs’ından bu yana ne yüz yüze, ne de telefonda tek kelime konuşmuşluğumuz yoktur. O beni iki kere, ben onu bir kere savcılığa şikayet ettik. Onun şikayetleri takipsizlikle sonuçlanırken benim şikayetim üzerine Hilmi’ye dava açıldı ve beraatle sonuçlandı. Temyiz ettim. Hilmi’yle vakti zamanında birlikte hedef alındığımız için, linç kampanyası konusunda birlikte bir video söyleşisi yapmış olmamız, linç kampanyası imzacılarının algı operasyonunda öne sürülen iddiaları doğrulamaz: Ben o videoyu hayatımda bir kez bile asla yayınlamadığım için, o videonun güncellemesinden de sorumlu tutulamam. Biz hiçbir zaman fikir (ideal) birliği içinde olmadık ve birlikte hareket etmedik.(Belgeler ve ayrıntılar 5 davacıya karşı, 43. Asliye Ceza’daki 2015/566 ESAS sayılı dosyasına koyduğum savunma dilekçelerindedir ki; söz konusu dilekçeler, Levent Çağlayan gibi kampanya imzacısı o 5 davacının davalarının “AYRI AYRI DÜŞMESİNİ” sağlamıştır.

3. Bize karşı dava açan linç kampanyası imzacıları, Hilmi’nin, zaman aşımlı video ve yazıları güncellemesi yüzünden, zaman aşımının geçerli olamayacağını iddia ediyorlar. 2007’den beri fikir ayrılığı yaşadığım ve Mayıs 2014’ten beri tek kelime konuşmadığım ve davalaştığım Hilmi Bulunmaz’ın eylemleri doğaldır ki, beni bağlamamaktadır. Hilmi, benim zaten hiç yayımlamadığım bir videoyu ya da benim Sulh Hukuk Hakimliği talimatınca kaldırdığım yazılarımı kendi sitesinde tekrar yayınlayıp güncellemişse; şüphesiz ki, bu sadece Hilmi’yi bağlayan bir durumdur. Hilmi’nin bunu neden yaptığı hakkında fikir yürütmeyi ya da onun niyetini okumayı doğru bulmadığım için bu konuda yorum yapmıyorum.

SONUÇ VE TALEP

Ekte “karar fotokopilerini” sunduğum ve künyelerini belirttiğim iki dosya içeriğindeki dilekçeler gerekirse incelenerek, benim sayın Yargıtay üyelerini yanıltıp yanıltmadığım test edilebilir. Mecbur olmadığım halde, o dilekçelerde, bu davaların neden etik olmadığını ayrıntılı biçimde açıklamıştım. Zaman aşımının geçersizliği ise benim açımdan kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü: Hilmi’yi bilmem ama ben, yalnızca zaman aşımı yasasınca değil (üç yıllık erteleme süremi, kesinleşmiş bir tek mahkumiyet almaksızın başarıyla tamamladığım için) artık kesin ve bozulamayacak biçimde 6352 sayılı geçici af yasasının amir hükmünce de korunuyorum. (Bakınız: BELGE 3 ve 4.) O nedenle, yüce mahkemeye beraat talebimi arz ediyorum.

Sanık
COŞKUN BÜKTEL

https://www.facebook.com/notes/co%C5%9Fkun-b%C3%BCktel/mahkemenin-10-ay-hapis-karar%C4%B1na-kar%C5%9F%C4%B1-yarg%C4%B1taya-ek-dilek%C3%A7e/10156884053470711

Beni dâvâ edip, "BERAAT" etmeme neden olan Coşkun Büktel üfürüyor!

Mahkemenin 10 ay hapis kararına karşı Yargıtay’a ek dilekçe...
YARGITAY CEZA DAİRESİ BAŞKANLIĞINA
Karar no: 2015/8 E. – 2015/643 K. Temyiz dilekçemize ektir.
Temyiz eden / Sanık: Coşkun Büktel Katip Mustafa Çelebi Mah. Çukurluçeşme Sok. No: 6, İç Kapı No: 4, Beyoğlu/İSTANBUL Temyiz Edilen Karar: İstanbul 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/8E – 2015/643K. Sayılı 12/06/2015 günlü kararı.
KONU: Gerekçeli kararın tebliğinden sonra, usul ve yasaya aykırı kararın temyizen incelenerek bozulmasına ilişkin dilekçemize, davamızın muadili olan bir kovuşturma ve bir de yargılama sonucunda, son günlerde alınmış, lehimizde iki karar metninin fotokopisi ile;
2012 öncesinde bir başka davada aldığımız 1400 TL adli para cezamızla ilgili 5 yıllık erteleme süremizin, 6352 sayılı yasadan yararlanarak 3 yıla indirildiğini ve 3 yıllık erteleme süremizi kesinleşmiş bir mahkumiyet almaksızın başarıyla tamamladığımızı kanıtlayan iki ayrı belgenin daha fotokopisinin sunulmasıdır.
AÇIKLAMA
1. Şikayetçi Mustafa Demirkanlı, beni ve Hilmi Bulunmazı hedef gösteren bir iftira ve linç kampanyasının 1100 imzacısından biridir. (İmzaladıkları kampanya metninde “Linç” sözcüğüyle bizi, önce o 1100 kampanyacı ve hem de belgesiz olarak suçlamış, bizim insanları “linç ettiğimizi” belgesiz olarak, iddia etmişlerdır.) Ama asıl gerçek, onların, yalan ve iftiralarla bizi 1100 kişiye hedef göstererek, linç etmeye kalkıştıklarıdır. Tehditler almamıza neden olmuş, hayatımızı tehlikeye sokmuşlardır. Bütün bu olayların belgeleri 2009’da internetteydi. Ama linç kampanyası imzacıları bizi o zamanlar şikayet etmeyi tercih etmediler. Çünkü o dönemde, bize iftira etmeye devam ediyorlardı ve bize yönelik iftira ve hakaret belgeleri, hem internette hem de tiyatro camiasının hafızasındaydı. Ne yaptılar? Yıllar sonra belgeleri silip internetten kaldırdılar ve insanların hafızasından da silinmesi için yeterince beklediler. Biz, kendimizi suçlu hissetmediğimiz ve (yasal zorunluk) olmadıkça tükürdüğümüzü yalamama ilkemiz gereği hiçbir yazdığımızı silmediğimiz için, yıllar sonra şimdi kalkmış, “yeni gördük” diyerek, bizim silmediğimiz zaman aşımlı tepki yazılarımızı bahane ederek bize dava açıyorlar.
2. Kampanya imzacılarının Hilmi’yle ikimiz hakkında bir kampanya açmış olmaları, bizim değil, onların tasarrufudur. Onların tasarrufu yüzünden, bizim “işbirliği yapmakla” suçlanmamız onların bir algı yanıltmasından başka bir şey değildir. Hilmi’yle asla işbirliği halinde olmadığımıza ilşkin belgeler, (tıpkı şikayetçi Mustafa Demirkanlı gibi 1100 kampanya imzacısı arasında olup, bana karşı istanbul, 43. Asliye Ceza’da 2015/566 ESAS sayılı davayı açmış olan 5 davacıya karşı yazdığım 3 savunma dilekçesinde fazlasıyla mevcuttur. Tıpkı temyiz konusu davamızın şikayetçisi olan Mustafa Demirkanlı gibi linç kampanyası imzacısı olan o 5 davacının birleşerek bir avukat marifetiyle, istanbul, 43. Asliye Ceza’nın 2015/566 ESAS sayılı dosyasıyla bana karşı açtıkları söz konusu davada, Demirkanlı’nın da kullandığı zaman aşımlı benzer iddialar söz konusudur. Ama bana karşı açtıkları dava, mahkemenin 12/04/2016 tarihli kararıyla düşmüştür. Karar hükmünde aynen şöyle denmiştir:
“… bu itibarla sanık hakkındaki şikayetin TCK’nın 73/1 maddesinde öngörülen 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde yapılmadığı anlaşılan, CMK’nın 223/8 maddesi uyarınca sanık hakkındaki açılan kamu davalarının AYRI AYRI DÜŞMESİNE, “Yargılama giderinin kamu üzerinde bırakılmasına,” (Bakınız: Belge 1.)
Linç kampanyası imzacılarından Can Törtop da, bize karşı, tıpkı şikayetçi Mustafa Demirkanlı gibi, savcılığa aynı zaman aşımlı iddialara dayanarak bireysel bir şikayette bulunmuşsa da; önce sadece bana karşı, daha sonra Hilmi Bulunmaz’a karşı da, şikayetini geri çekmiş ve savcı, Can Törtop’un dilekçesi hakkında “TAKİPSİZLİK” kararı vermiştir. (Bakınız: BELGE 2.)
Hilmi Bulunmaz’la ilk fikir ayrılığımız, 2007’de yaşanmış ve o ayrılık yüzünden Hilmi’nin dergisine yazı vererek destek olmaktan vazgeçtiğimi aynı dergide açıklamışımdır. Taa 2007’de…Hilmi Bulunmaz’la sonunda vardığımız nokta şudur: 2014 Mayıs’ından bu yana ne yüz yüze, ne de telefonda tek kelime konuşmuşluğumuz yoktur. O beni iki kere, ben onu bir kere savcılığa şikayet ettik. Onun şikayetleri takipsizlikle sonuçlanırken benim şikayetim üzerine Hilmi’ye dava açıldı ve beraatle sonuçlandı. Temyiz ettim. Hilmi’yle vakti zamanında birlikte hedef alındığımız için, linç kampanyası konusunda birlikte bir video söyleşisi yapmış olmamız, linç kampanyası imzacılarının algı operasyonunda öne sürülen iddiaları doğrulamaz: Ben o videoyu hayatımda bir kez bile asla yayınlamadığım için, o videonun güncellemesinden de sorumlu tutulamam. Biz hiçbir zaman fikir (ideal) birliği içinde olmadık ve birlikte hareket etmedik.(Belgeler ve ayrıntılar 5 davacıya karşı, 43. Asliye Ceza’daki 2015/566 ESAS sayılı dosyasına koyduğum savunma dilekçelerindedir ki; söz konusu dilekçeler, Levent Çağlayan gibi kampanya imzacısı o 5 davacının davalarının “AYRI AYRI DÜŞMESİNİ” sağlamıştır.
3. Bize karşı dava açan linç kampanyası imzacıları, Hilmi’nin, zaman aşımlı video ve yazıları güncellemesi yüzünden, zaman aşımının geçerli olamayacağını iddia ediyorlar. 2007’den beri fikir ayrılığı yaşadığım ve Mayıs 2014’ten beri tek kelime konuşmadığım ve davalaştığım Hilmi Bulunmaz’ın eylemleri doğaldır ki, beni bağlamamaktadır. Hilmi, benim zaten hiç yayımlamadığım bir videoyu ya da benim Sulh Hukuk Hakimliği talimatınca kaldırdığım yazılarımı kendi sitesinde tekrar yayınlayıp güncellemişse; şüphesiz ki, bu sadece Hilmi’yi bağlayan bir durumdur. Hilmi’nin bunu neden yaptığı hakkında fikir yürütmeyi ya da onun niyetini okumayı doğru bulmadığım için bu konuda yorum yapmıyorum.
SONUÇ VE TALEP Ekte “karar fotokopilerini” sunduğum ve künyelerini belirttiğim iki dosya içeriğindeki dilekçeler gerekirse incelenerek, benim sayın Yargıtay üyelerini yanıltıp yanıltmadığım test edilebilir. Mecbur olmadığım halde, o dilekçelerde, bu davaların neden etik olmadığını ayrıntılı biçimde açıklamıştım. Zaman aşımının geçersizliği ise benim açımdan kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü: Hilmi’yi bilmem ama ben, yalnızca zaman aşımı yasasınca değil (üç yıllık erteleme süremi, kesinleşmiş bir tek mahkumiyet almaksızın başarıyla tamamladığım için) artık kesin ve bozulamayacak biçimde 6352 sayılı geçici af yasasının amir hükmünce de korunuyorum. (Bakınız: BELGE 3 ve 4.) O nedenle, yüce mahkemeye beraat talebimi arz ediyorum.
Sanık COŞKUN BÜKTEL

26 Nisan 2016 Salı

Beni haksızca dâvâ eden Coşkun Büktel, facebook'ta mahkeme kuruyor!

GOOGLE'A SORMANIZ YETER!
Zaten takipsizlik aldığım ve bin defa cevapladığım konularda yeniden tartışma açıp beni yeniden cevap vermeye veya eski cevaplarımı yeniden güncellemeye zorlayan vandallar var.
Ama onlara yeniden cevap vermek, ya da eski cevaplarımı yeniden güncellemek, onların bana yeniden dava açmalarına fırsat vermek demek... Sonunda davayı yeniden kazansam bile, yani yine takipsizlik veya beraat almam kaçınılmaz olsa bile; bu, vandallar için fark etmiyor. Neden mi?
Çünkü onlar davayı kaybetseler bile, beni mahkeme koridorlarına sürüklemeyi, bana mesai ve enerji kaybettirerek eser yazmamı engellemeyi kâr saydıkları için; mahkemelerde ben kazandığımda bile, aslında yine onlar kâra geçmiş oluyor.
O nedenle, artık onlarla yeniden muhatap olup, bana yeniden enerji kaybettirmeleri için onlara yeniden fırsat vermeyi düşünmüyorum. Bana karşı yazdıkları herşeyin cevabı internette mevcut: Google'a sorulması yeterli.
Beğen
Yorum Yap
Yorumlar
Coşkun Büktel Ama eğer tanıdığım ve iyi niyetine güvendiğim biri, beni herhangi bir konuda hatalı bulduğu için bana herhangi bir soru sorarsa, ona mutlaka cevap vereceğimden emin olabilirsini