Hiç Değişmeyen Refik Erduran…
Yazar editor -
Haziran 5, 2016 743 0
ITI-UNESCO Türkiye Merkezi Başkanı Refik Erduran’ın, Kültür
Bakanı Nabi Avcı’ya gönderdiği iddia edilen metnin, düzeyinin düşüklüğü
nedeniyle gerçek olup olmadığı Yazı İşleri Müdürümüz Mustafa Demirkanlı
tarafından bizzat kendisi aranarak teyit edildi. Refik Erduran metni e-mail
olarak gönderdiğini ve Devlet Tiyatrosunu savunmak için kaleme aldığını
belirtmiştir. Düzeyi düşük bu yazıyı
ibret vesikası olarak yayınlıyoruz.
"Aziz dostum, Nabi Bey kardeşim,
Afiyettesiniz inşallah. İstediğiniz bilgiyi sunmak için bir
iki dakikanızı alacağım. İnsan mezara yakınlığın garip rahatlatışı ve dünyadan
hiçbir kişisel beklenti kalmayışın huzuru içinde her şeyi daha net görüyor. Ben
o durumdayım. Son seçimle kazanılan gücün etkili biçimde kullanıldığını da
görürsem sevinecek, kalan vaktimde inandığım güçlere karınca kararınca yararlı
olabilmek için basına döneceğim.
En geniş ve yapışkan asalak kesimimiz kendilerini beyaz Türk
sayan, sırtından geçindikleri halktan iğrenen Batı maymunlarımız. Temel
bahaneleri dindarlıkla yobazlığı bir tutmak, savunur göründükleri demokrasiyi
de hiçe sayarak “cahil” çoğunluğu ülke yönetiminden dışlamak. Müslümanlık
karanlık, gerilik, başarısızlık demekmiş. Balkan çatışmaları sırasında özel bir
Boşnak birliğine katılıp cepheye gitmiş, gönüllü delikanlıların nasıl aydınlık
ve fiilî demokrasi içinde çarpışıp inanılmaz derecede başarılı olduklarını
Milliyet’teki yazı dizimde ve kitabımda anlatmıştım.
Bugün kör dövüşümüze son verip tartışmaları mantık
sınırlarına çekmenin ilk şartı sahte “aydın” kesimindeki nifak tiryakilerinin
şirretliklerini etkisiz kılmak, kutuplaşmayı geriletmek. Kültür ve sanat o
yönde öncü rol oynayarak çatık kaşları gevşetip gülümsemeleri artırabilir. Buna
yarayacak çok etkili potansiyele sahip kurumlar da var devletin elinde. Ama
yıllardır nedense kullanılamıyor. Daha doğrusu kullanılıyor ama içlerindeki
pozcu, şovcu, çıkarcı edepsizler tarafından, devlete karşı. Sebep? Devletin
korkaklığı! Evet, aynen öyle. Hayretle seyrediyorum. Kurumların amiri ve
sorumlusu yetkililer bir avuç yaygara şantajcısı karşısında en basit yasal
önlemleri alamıyor, yılan görmüş tavşan gibi felç oluyorlar.
Abarttığımı düşünebilirsiniz. En yakından bildiğim kesim
olan tiyatrodan somut birkaç örnek vereyim. Geçenlerde Kerem Alışık
Tiyatrosu’nun ödül törenine çağırdılar. Ne oluyor göreyim dedim, gittim. Salon
beyaz Türk dolu. Levent Üzümcü adında bir şov şampiyonu oyuncu var; fazla
yağmur yağsa “muhalefet” naraları atıyor. “İlericilerin özgürlük idolu” oldu.
Ona ödül verilmiş. Sahneye çıkıp “karanlığa karşı savaşım” nutukları çekti.
Arkasından Şehir Tiyatrosu’nun yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu sahneye fırlayıp onu
kucakladı, önünde diz çöktü, sanat-kültür düşmanlarına karşı kahramanın yanında
olduğunu haykırarak alkış topladı. Ve bu soytarı halen “görevinin başında”!
Bir Devlet Tiyatrosu koordinasyon toplantısında “Abdullah
Gül Hitler, Tayyip Erdoğan Mussolini’dir” gibi cevherler yumurtladıkları için
mahkemeye verilen, internet sitelerinde imzalarıyla “Müslümanların bulundukları
yerlerde ayak kokusundan geçilmez” türünden hezeyanlar kusan bir güruh var.
İçlerindeki oyuncu Atsız Karaduman hüküm giydiği halde bugün de kadroda.
Elebaşılarından DT rejisörü Yücel Erten en aktif nifakçı. Emekli ama boyuna oynanan
çevirilerinden iyi para kazanıyor. Bu ay Ankara’nın Akün salonunda
sahnelenmekte olan “Shakespeare Zorda” oyununun çevirisi de onun.
Bir süre önce birçok ülkenin ITI-UNESCO merkezinden bana
sorular yağdı “Hükümetinizin tiyatroları bitirmekte olduğu doğru mu?” diye.
Nereden çıkardıklarını sordum. DT Ankara kadrosundaki Murat Çidamlı’nın
kendilerine gönderdiği mektubu yolladılar. Okuyunca gözlerime inanamadım.
Hükümetimiz Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı sırasında kültür için Avrupa
Birliği’nin verdiği paraları “pillage” etmiş (yağmalamış). Kültür ve sanata
kökten düşmanmış; tiyatroları sıfırlamakta kararlıymış. Avrupa vakit geçirmeden
imdada yetişmeliymiş, vb. Tam bir yabancı jurnalciliği ve uşaklığı… Mektubu DT
yönetimine ve Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcısı Nihat Gül’e verdim. Aradan
zaman geçti; ne yapıldı bilmiyorum. Ama bu ayın Devlet Tiyatrosu program
dergisine bakarsanız görürsünüz: Ankara’da sahnelenmekte olan “Meraklısı için
Öyle bir Hikâye” ve “Nihayet Bitti”, Adana’daki “Muammer Muammer” adlı ÜÇ
oyunun rejisörü bu Çidamlı Efendi. Nadir görülen bir sırt sıvazlama. Sanki
“Aferin aslanım, ülkeni yalanlarla yabancılara jurnallemeye devam” deniyor.
Vaktinizi alma pahasına böyle şeyleri niçin anlattım? Çünkü
hazırlanmakta olan hükümet programı üstüne konuşmaları dinliyorum; kültür ve
sanata ilişkin tek söz duymadım. Yazanlara lütfen söyleyin de “Devletin
imkânlarıyla kültür ve sanat millî birlik şuurunun geliştirilmesi için
kararlılıkla değerlendirilecektir” gibi bir iki cümle yer alsın programda. Ve icraat
başlayınca inşallah lafta bırakılmayıp gerçekten kararlı davranılsın. Yoksa, şu
seçim sonuçlarına dayalı yeni hükümetimiz de bakar kör ve tavşan yürekli
çıkarsa, yandı gülüm keten helva.
İlginize vatandaş sıfatıyla peşin teşekkürlerimle,
Refik Erduran 0532 344xxxx
Refik Erduran’ın kaleme aldığı ve Bakan Nabi Avcı’ya e-mail
olarak gönderdiğini söylediği yazıya Yücel Erten’in ve Atsız Karaduman’ın
sosyal medyadan verdiği cevapları aşağıda bulabilirsiniz.
Yücel Erten 05.06.2016 İstanbul
Devlet Tiyatrosu’ndan bir dostum iletti. Yıllardır kilit
altında tutulan bir yoğun bakım odasını andıran Uluslararası Tiyatro Enstitüsü
(ITI) Türkiye Millî Merkezi’nin ezelî başkanı, ebedî UNESCO kadısı, Oyun
Yazarları Şeysi’nin başkanı, dedikodu yazarı Refik Erduran, yeni Kültür Bakanı
Nabi Avcı’ya bir mektup yazmış. Kültür Bakanı Nabi Avcı olduğuna göre, belli ki
mektup çok yeni…
Sahte midir, değil midir, bilemem. Ama tanıdığım kadarıyla
Erduran, Bakanlık koridoruna çadır kurmuş biridir. İktidarın cinsi cibilliyeti
hiç farketmez, onun çadırı Kültür Bakanlığında betona çakılmış olarak durur.
Adım başı ödenekli tiyatrolarımıza müdahale imkânı aramak için. Oradan bakınca,
mektubun gerçek olmadığını düşünmem için bir neden yok…
Devlet Tiyatroları ile ITI başkanı arasında başgösteren
tahta kılıç, teneke kalkan çıkar kavgası beni ilgilendirmiyor. Yok Biricik onun
kucağına oturmuş da, yok sonra “Ben Tayyip’i kafaya aldım” diye çemkirmiş de,
yok falanca onun için ‘yavşak’ demiş de… Sınırsız-sorumsuz-seviyesiz bu
tepişmeler, bende sadece sanatım, mesleğim ve kurumum açısından üzüntü yaratır.
Ama bu düşük profilli, şirret dedikoducuları tanımakta yarar vardır. Buyrun,
okuyun, eğlenin, öğrenin:
Benimle ilgili kısmına da bir çift söz: Tiyatroda yönetici,
eğitmen ve yönetmen olarak niteliklerim ve kariyerim ortadadır. Yurtiçinde ve
dışında 77 oyun sahnelemiş, yine yurtiçinde ve dışında 43 ödülle
onurlandırılmışım. Yanısıra 36 oyunun Türkçe’ye, 6 oyunun da Türkçe’den
Almanca’ya çevirisini yapmışım. Yanı sıra 7 uyarlamam ve 4 oyunum var. Kendimi
16 yıl önce Devlet Tiyatroları’ndan emekli etmişim. Biricik’in atanmasıyla
birlikte, bu yönetim altında Devlet Tiyatroları’nda oyun sahnelemeyeceğimi,
özgün oyunlarımla uyarlamalarımın oynanmasına izin vermeyeceğimi ilan etmişim.
Şimdi çevirdiğim şahane bir oyun Devlet Tiyatroları’nda oynanıyor diye, Erduran
oradan gelecek üçotuz paralık telif gelirine yan gözle bakmak seviyesizliğini
gösteriyorsa; aklına da, ruhuna da acil şifalar dilerim.
Bir de beni ’en aktif nifakçı’ olarak nitelendirmiş. Şöyle
desem anlar mı, bilmem: “Spartakus benim!”…
Atsız Karaduman
Benimle ilgili kısma cevap: Devlet Tiyatroları’nın 2007
yılında yapılan Koordinasyon Toplantısı’nda bir konuşma yapmıştım. Konuşmamın
bir bölümünde Devlet Tiyatroların’da ki Bakanların “yalak ve salaklarından söz
etmiştim.” Koordinasyon toplantıları kayıt altına alınır. Fetö terör örgütü
Devlet Tiyatroları arşivinden bu koordinasyon toplantısının cd’sini çalıp
televizyon ve gazetelerinde aleyhime bir kampanya başlattı. Dönemin Kültür
Bakanı Ertuğrul Günay beni hem Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu’na hem de
Savcılığa sevketti. Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu zaman aşımı olduğu için bana
bir ceza vermedi. Mahkeme süreci ise uzun ve çileli geçti. Hakaret davalarında
bir ilk yaşandı, ilk celseye gelmediğim için hakkımda yakalama kararı çıkmış
(tebligat elime geçmediği için) beni bir sabaha karşı Ankara’da otel odasından
polisler alıp Emniyete götürdüler, oradan da elime kelepçe vuruldu ve beni
adliyeye götürdüler. Uzun bir süreçten sonra ben beraat ettim. Sahnelerde hiç
bir varlık gösteremeyip, Bakanlık koridorlarında lacileri giyip, Bakanların
yalak ve salağı olan zevatla kavgam her daim sürmüştür ve sürecektir. Bu
zevatın ilişkileri kirlidir. Ne dostluklarına güvenilir ne düşmanlıklarına. O
gün hepsi aynı yollarda yürüyorlardı. Bakanların yalak ve salakları, hepiniz
oradaydınız lan. Vıcık vıcık dostluklarınız beni ilgilendirmiyordu şimdi sahte
ve vıcık vıcık kavganız da beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor, yiyin birbirinizi.
Konu ile ilgili telefonla görüştüğümüz Levent Üzümcü: "Refik
Erduran tam teşekküllü tarafsız bir hastanenin hekim heyetinden akıl sağlığının
yerinde olduğuna dair bir rapor aldığı taktirde kendisine memnuniyetle cevap
vereceğim." dedi.