"Gezi Direnişi" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
"Gezi Direnişi" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

12 Nisan 2015 Pazar

LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Danışma Kurulu Üyesi Üzümcü, kötü!

Levent Üzümcü: Türkiye nefretle yönetiliyor

Ceren Çıplak
11 Nisan 2015 

Levent Üzümcü, Türkiye’nin psikolojisini şöyle değerlendirdi: "Türkiye nefretle yönetiliyor. Susmalar başladı. Asıl sıkıntı bu."

İŞTİSAN Başkanı, oyuncu Levent Üzümcü ile son günlerde istifaların gündeme geldiği Şehir Tiyatroları ve Türkiye gündemini konuşmak üzere evinde buluştuk. Üzümcü, Şehir Tiyatroları’nda iki buçuk yıldır teşvik maaşlarının ödenmediğini ve bürokratların elindeki yönetmeliği değiştirmek için mücadeleye devam edeceklerini söylüyor.

Bildiğiniz gibi, Üzümcü de “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlarından soruşturma açılması talep edilen isimler arasında yer alıyor. Peki Üzümcü ne diyor? Mesela, söyleşide Türkiye’de “Cadı Kazanı”nın sahnelendiğini söyledi. Haksız mı?

"Teşvik maaşları ödenmiyor"

- Şehir Tiyatroları'nda istifalar cepte! "Tiyatroyu tiyatrocular yönetir"i anlatamadınız bir türlü...


Anlatamadık. İki buçuk yıldan beri çalışanların teşvik maaşları ödenmiyor, insanlar hakları olan maaşları alamıyorlar. Yönetmelik değişmez, kadrolar verilmez ve teşvik maaşları ödenmezse Erhan Yazıcıoğlu ve ekibi burada durmaz, istifa ederler.

- Yönetmelik değişmez ve tiyatroyu bürokratlar yönetmeye devam ederse İŞTİSAN olarak ne yapmayı planlıyorsunuz?

Bugüne kadar hakkın, hukukun karşısında olan insanların karşısında olduk. Buna devam edeceğiz. Bugüne kadar yaptığmız eylemlerle nerede duruyorsak orada durmaya devam edeceğiz. İsteklerimiz belli. Defalarca söyledim ama bir kez daha söylemek istiyorum. Bugünkü yönetmelik, ilaç mümessilinin doktor olarak ameliyata girmesine benziyor. Bugünkü tiyatronun yöntemi bu. Uzaktan yakından tiyatro yönetimiyle alakası olmayan kişiler tiyatronun her şeyinden sorumlu hale getirildi, sırf bize duydukları kinden dolayı. Çünkü doğrunun, dürüstün, hakkın yanındayız.

- Bugünkü Türkiye'yi en iyi hangi oyun anlatıyor?

“Cadı Kazanı” ve “Macbeth”. Bir de “Yaşlı Kadının Ziyareti” oyunu vardır, çok fazla bilinmez. Günümüzün paraya dayalı sisteminin insanı nasıl kötü olmaya yönelttiğini anlatır.

"Yalan üretiyorlar"

- Eskiden politikacılar tiyatroya giderdi, şimdi ise birtakım "muhbir"lerin gittiğini, oyunu ve oyuncuları başta siyasilere olmak üzere toplumda hedef gösterdiklerini söyleyebilir miyiz?

Artık başkalarını gönderiyorlar tiyatroya. Tiyatronun ucundan bilgisi olmayan, ama nasıl bir baskıcı dünyayı düşlediği bilinen birtakım insanları oyunları izlemeye gönderiyorlar. Onlar da oyunlarda cımbızla yer alıyor... Son örnek “Ölü Adamın Cep Telefonu” oyunu. Kendilerince sansür gerektiren yerleri bularak hedef gösteriyorlar. Birileri geliyor ve ihbar ediyor! O kadar acı ki... Nasıl olsa bize inanan milyonlar var, biz ne dersek diyelim inanacaklar, patlatalım gitsin diyorlar. Yalan üret ve söyle mantığı.

- Sizce Türkiye nasıl bir psikolojide?

Bu iş çığrından çıktı. Türkiye nefretle yönetiliyor. Öyle garip bir durumla karşı karşıyayız ki bu ülkede yönlendirilebilen her türlü yalana kanabilen bir çoğunluk var. Bu çoğunluk sürekli üzerimize doğru yönlendiriliyor, bizi yok etmek üzere güdüleniyor. Böyle bir gerçekliğin içinde yaşamak gelecekle ilgili umudumuzu öldürüyor. “Hiç mi değişmeyecek?” diyorsun; hiç mi insanlar görmeyecekler, bilmeyecekler, fark etmeyecekler...

Evet, Türkiye’de böyle bir çoğunluk var. Bu çoğunluk, laftan sözden anlamayan, başlarındaki ne derse ona inanan, onu doğru bilen bir çoğunluk ve bu değişmeyecek. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünen arkadaşlarımız yavaş yavaş susmaya başladılar. Türkiye’de susmalar başladı. Asıl sıkıntı bu.

Gezi Direnişi’ne katılmış, orada sesini duyurmuş insanların kaçının sosyal medyadan uzaklaştığına bakarsak görebiliriz bunu. Gezi’ye destek veren pek çok insan bu desteğinin bedelini ödemekten korktuğu için çekilmeye başladı, çünkü eninde sonunda şöhretlerini ve kazandıkları parayı devam ettirmek isteyecekler ve bunun yolu da susmaktan geçiyor.

"Beyinler paralize olmuş"

- Sanat Meclisi olarak Berkin Elvan için “Hayatı durdurun” dediniz. Bu da yanlış anlaşıldı...


Sanat Meclisi “Berkin Elvan’ın katili nerede? Hayatı durdurun” diyor. Burada “hayatı durdurun”dan kasıt hayatı felç edin değil, bir dakika dur ve düşün, ne oluyor, neden Berkin Elvan’ı katili yok... Provokatör bir belediye başkanı da “Bu insanlar hayatı durdurmak istiyor, savcımız öldürüldü, onların azmettirmesiyle öldürüldü” diyor.

"Maaşlarını korumaya çalışıyorlar"

At gözlüğü de denilemez buna, beyinler paralize olmuş. Gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibiler... O an bulundukları o gariban konumunu korumaya çalışıyorlar. Nedir o gariban konum, aldığı maaşı korumaya çalışıyor, zannediyor ki bu korkunç korku filmini yönetenler gidince para kaynakları kesilecek. Arkadaş, hiç mi çocuğunun geleceğini düşünmüyorsun? Hiç mi düşünmüyorsun daha iyi bir yarını?

"Hırsların sembolü AKM"

Bugünkü iktidar kendi istekleri olmadığı müddetçe yapmıyor. AKM’yi atıl hale getiriyorlar, çünkü kendi istedikleri şeyi yapamıyorlar, yapamayınca da kahrolsun diyorlar. Yok olsun, orada gözünüzün önünde çürüsün diyorlar. Altında bilginin olmadığı hırsla, bol vicdansızlıkla yüklü bir istek... Bana oy atmayan benden değildir, beni onaylamayan herkes benim düşmanımdır mantığıyla yapılan birtakım hareketler bunlar, AKM de bunların sembolü.

"Faşizm korkaklıkla yakın ilişkilidir"

Kendi ülkemizin gerçeğiyle yüzleşiyor olmaktan dolayı çok kırgınız. Ülkemizde manipüle edilmeye bu kadar yatkın insanın, bu kadar kötücül ruhun varlığını görmekten hepimiz mustaribiz. Demokrasiyi sandıktan çıkarabilirsek Türkiye ileriye gidebilecek. Sandıktaki kalabalığın hâlâ sosyal medya üzerinden gördüğümüz en aşağılık küfürlerle, tehditlerle insanlara saldıranların olduğunu bilmek çok yıpratıcı. İnsanların ölüleriyle uğraşmak nereden çıktı? Mertliğiyle ünlü, Kurtuluş Savaşı’nı başarmış bir halktan bahsediyoruz. Ölü evi taşlanıyor... Ölüye eziyet dinen günah değil mi? Faşizm böyle bir şey. Yolda, düğünde görür utancından merhaba diyemez, ama klavyenin üzerinden senin ve çocuklarının fotoğraflarını yayımlayıp hedef gösterebilir. Bu korkaklıktır. Faşizm korkaklıkla yakın ilişkilidir.

(Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat/252195/Levent_Uzumcu__Turkiye_nefretle_yonetiliyor.html)

29 Kasım 2014 Cumartesi

Yürüyüş Dergisi, bizim söylemimizden çok daha farklı renkte eleştiriyor...

"Yılmaz Erdoğan denilen sanatçı bozuntusu da Antalya Film Festivali'nde Jüri Başkanı. Ne tesadüftür ki o festivalde gösterilmek istenilen Gezi Direnişi'ni konu alan belgesel engellenmişti. Tepkilerden dolayı yeniden kabûl edildi. Tayyip Erdoğan ile top koşturan, gülücükler atam Yılmaz Erdoğan'ın Jüri Başkanı olduğu bir festivalde engellendi. Bu bir tesadüf değil elbetteki. Yoksa paracıklarından olur çanak yalayıcı Yılmaz Erdoğan."

Kaynak: Yürüyüş Dergisi, sayı 439

21 Ağustos 2014 Perşembe

Bulunmaz tüm sanatçı birikimiyle Mesut Alptekin'in yorumuna kefil oldu!


ey berkin paylaşan: bkmkadraj


Benim yazdığım "ey berkin" şiirinin namusunu asla kirletmeden Mesut Alptekin ayarında okuyabilecek insanların sayısı "iki elin parmakları"nı geçemez! Mesut, "ey berkin" şiirini okurken yalnızca sesini değil, bütün benliğini ortaya koyuyor! Şiiri dinlerken, sadece Mesut Alptekin'i değil, Berkin Elvan ve Hilmi Bulunmaz'ı da anlayabilmiş oluyorsunuz!... Tüm bunların ötesinde, "Gezi Direnişi" sürecinde "ham meyvayı kopardılar dalından" türküsünü çağrıştıran Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, İrfan Tuna, Mehmet Ayvalıtaş, Mustafa Sarı diğerleri için ruh inşa edebiliyor Mesut Alptekin! Şunu da belirtmekte yarar var: 

Birçok alanda sanatsal çalışmalarını yürüten Mesut, aynı zamanda yağlı boya resimler bile yapan bir ressam olarak, videoda görmüş olduğunuz Berkin Elvan portresini yapabilmekle birlikte, "Gezi Direnişi" sürecinde ölen yoldaşlarının da resimlerini teker teker yapmaya başladı... O resim yaparken, ben de, yavaş yavaş şiir biriktiriyorum... Devrim kolay değil...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz 

***

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın şiirini okumak için tıkla: ey berkin

28 Nisan 2014 Pazartesi

Bulunmaz tüm sanatçı birikimiyle Mesut Alptekin'in yorumuna kefil oldu!


Benim yazdığım "ey berkin" şiirinin namusunu asla kirletmeden Mesut Alptekin ayarında okuyabilecek insanların sayısı "iki elin parmakları"nı geçemez! Mesut, "ey berkin" şiirini okurken yalnızca sesini değil, bütün benliğini ortaya koyuyor! Şiiri dinlerken, sadece Mesut Alptekin'i değil, Berkin Elvan ve Hilmi Bulunmaz'ı da anlayabilmiş oluyorsunuz!... Tüm bunların ötesinde, "Gezi Direnişi" sürecinde "ham meyvayı kopardılar dalından" türküsünü çağrıştıran Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, İrfan Tuna, Mehmet Ayvalıtaş, Mustafa Sarı diğerleri için ruh inşa edebiliyor Mesut Alptekin! Şunu da belirtmekte yarar var: 

Birçok alanda sanatsal çalışmalarını yürüten Mesut, aynı zamanda yağlı boya resimler bile yapan bir ressam olarak, videoda görmüş olduğunuz Berkin Elvan portresini yapabilmekle birlikte, "Gezi Direnişi" sürecinde ölen yoldaşlarının da resimlerini teker teker yapmaya başladı... O resim yaparken, ben de, yavaş yavaş şiir biriktiriyorum... Devrim kolay değil...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz 

***

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın şiirini okumak için tıkla: ey berkin

9 Aralık 2013 Pazartesi

Canı sıkıldıkça vekili Kuyurtar'la Bulunmaz'a dâvâ açan Ömer, bilmiyor!

"Sürgün" seküler tiyatroyu nasıl tasfiye ederim planlarına gömülmüş Turizm ve Kültür Bakanlığı'nın gündemine girmemiş. Çünkü topluluğun bakanlıktan destek istemek gibi bir girişimi olmamış. Olsa, bakanlığın Gezi direnişi kriteri de devreye girerdi ister istemez. Çünkü "Sürgün" açık açık Gezi direnişinin tetiklediği toplumsal protestolar sırasında hayatını kaybeden insanların anısına ithaf edilmiş.

(Kaynak: Ömer Faruk Kurhan, "Sürgün", Mimesis)

2 Aralık 2013 Pazartesi

Burjuvaziye karşı olan Bulunmaz, "Nurjuvazi'nin yazarını okuyun" diyor...

Meyhane masalarında atılan naraları slogan sanan "solcu" serserilerin görüşlerine önem vereceğime, inanmış "sağcı" yazarların görüşlerine önem veriyorum... Sosyalist biri olmama, dinî herhangi bir inanca sahip olmamama karşılık, 1100 kişilik "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" düzenleyebilecek kadar çürüyebilmiş "solcu" maskeli balo yapan şahsiyetsiz zâtların soluk aldığı bulanık bir ülkede, samimî açıklamalar yapan "sağcı" yazarların da okunmasını istiyorum!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

ARKA KAPAK YAZISI

Devrimci Müslümanlar bir süredir hemen herkesin ilgisini çekiyor. "İsyan ve İslam" şiarıyla 1 Mayıs'a katıldılar; başından itibaren Gezi Direnişi'nin ön saflarında yer aldılar. Sivas Katliamı'nı lanetlediler; beş yıldızlı otellerde değil TOMA'ların önuünde iftar açtılar. "Mülk Allah'ındır" diyerek abdestli kapitalistleri lanetlediler; İslam'ın özel mülkiyete bakışını tartışmaya açtılar.

Peki, kim bu Devrimci Müslümanlar? İslam'a, siyasete, iktidara, insan ilişkilerine ve gündelik hayata bakışları nasıl? Neye dayanarak İslam'ın devrimci olduğunu söylüyorlar? Ezilenlerin İslam'ı derken neyi kastediyorlar? Neden sürekli padişahlardan, sultanlardan değil de "yalnız yaşayan ve yalnız ölen" Ebu Zer'den, Habeş bir köle olan Bilal'den bahsediyorlar?

Devrimci Müslümanların önde gelen isimlerinden Eren Erdem, yeni kitabı "Devrim Ayetleri"nde işte bu soruları yanıtlıyor. "Abdestli Kapitalizm", "Şeytan Evliyaları" ve toplatılması istemiyle dava açılan "Nurjuvazi" isimli kitaplarıyla bilinen Erdem, "Devrim Ayetleri"nde yine ezber bozuyor. Dinin özgür "eşitlenmektir" diyen Erdem din elbisesi giyerek siyaset yapan ya da servet edinenlerin uykularını kaçıracak gerçekleri aktarıyor. "Devrim Ayetleri", kulaktan dolma bilgilerle yaşanan İslam anlayışını tümden dönüştürme iddiasıyla geliyor.

(Kaynak: Eren Erdem)

21 Kasım 2013 Perşembe

Bulunmaz, Kültür Bakanlığı Çanağı dışına itilen Genco Erkal'ı sarsıyor!

"ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI"  temel sponsorlarından ve bu kampanyanın ruhanî liderlerinden Genco Erkal, tam "tek kişilik tiyatro" hâline getirdiği Dostlar Tiyatrosu adına, Radikal Gazetesi'ne de beyanat verdi. Her zaman yaptığım gibi, diyalog biçimine sokacağım yazıyla Genco Erkal'ın berbat durumunu değerlendireceğim!

Erkal - Dostlar Tiyatrosu olarak 30 yıldan beri devletin özel tiyatrolara parasal desteğinden yararlanıyoruz.

Bulunmaz - Yakın zamana dek Muammer Karaca Tiyatrosu'na, âdeta para vermeyip yada "üç otuz para" vererek oynuyordun. Her oynadığın oyuna, sanırım altı yüz kişi geliyordu ve yine sanırım bilet fiyatın otuz liraydı. Sanıyorum ki, her oyunu 200 kez oynuyordun. Hesap yapalım:

30x600=18.000 TL / 200x18.000=3.600.000 TL

İşte hesap bu kadar net olmasına karşın, hiç utanıp sıkılmadan, benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle ancak denkleştirilen ve bakanlıklar içerisinde en yoksul bakanlık olan Kültür Bakanlığı'ndan avanta alıyordun. Şimdiye kadar gerçek anlamda tiyatro yapmak yerine, şiirler vb. "kopyala - yapıştır" yöntemiyle sahneye taşımayı yeğleyen biri olarak, tiyatro algılarının yanlış yönlerde gelişmesine yardım ve yataklık yapıyorsun!... Özellikle 12 Eylül Faşizmi ile birlikte kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesinin dışında, önemli bir siyasal karşı çıkış göstermediğin hâlde, kıymeti kendinden menkûl bir anlayışla, ikide bir "politik tiyatro, politik tiyatro" tekerlemesi yapıyorsun... Senin yaptığın "politik tiyatro" da, örnekse Haluk Bilginer yada Haldun Dormen gibi kişilerin yaptığı "politik tiyatro" değil mi? Sen nasıl ki "kapitalist politik tiyatro" yapıyorsan, Haluk Bilginer yada Haldun Dormen de "kapitalist politik tiyatro" yapıyor... Sen, 12 Eylül Faşizmi öncesindeki kandırmaca yöntemini uygulayarak, ağzından hiçbir zaman için çıkmayan "bilimsel sosyalizm" lâfını sanki ağzına alabilme cesareti gösteriyormuş gibi sanal hava oluşturuyorsun. İzleyiciler senin sosyalist olduğunu sanıyorlar ve onların üzerinde oluşturduğun mistik solculukla küp dolduruyorsun!...

Erkal - Kuruluşumuzdan bu yana politik tiyatro yapan muhalif bir topluluğuz. 

Bulunmaz - Bir topluluk değil, "tek kişilik dev prodüksiyon" yapan(!) bir fânisin!... Otuz yılı aşkındır halkımıza sunduğun "kopyala - yapıştır" şiir dinletileriyle, izleyiciyi tiyatro yapıyormuş gibi kandırıyorsun. Senin kendine ait herhangi bir tiyatro topluluğun yok!... "YALAN" söylemek hiç hoş bir alışkanlık değil. Ağzına biber sürerim bak. Sen muhalif falan değil, buz gibi bir kapitalistsin. Halkın devrimci duygularını yozlaştıran ve bu duyguları bir "Fareli Köyün Kavalcısı" gibi dereye tepeye savuran bir anarşist, bir makyavelist, bir oportünist, bir pragmatistsin!... "Politik tiyatro" kandırmacasına kendin bile inanamıyorsun... Bertolt Brecht'in adına, Nâzım Hikmet'in şair ününe yaslanıp, gününü gün eden bir para sayma makinesisin... Bunca yıldır tiyatro sanatına kattığın bir estetiğin, bir ideolojin ve bir kuramın yok. Bağıra çağıra ve neredeyse slogan atar gibi yüzümüze fışkırttığın şiir bozucu sesini bir şey sanan garip birisin...

Erkal - Kenan Evren döneminden başlayarak ne iktidarlar gördük; Özal dönemi, Çiller, Erbakan, Ecevit vb. 

Bulunmaz - Söylediğin bu sözlerin hiçbir değeri yok... Bu anlattıkların tam bir "Cin Ali'den hikâye, Elmas Nine'den masal!" Org. Kenan Evren Faşizmi Dönemi'nde "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalayıp, faşizmin uzun yıllar halk üzerinde tesis ettiği işkencelere tinsel olarak katkı sundunuz. "Kültür Bakanlığı Çanağı" neden 12 Eylül Faşizmi Dönemi'nde vücuda getirildi? Hiç düşündün mü?... Kültür Bakanlığı neden 12 Mart Faşizmi Dönemi'nde kuruldu? Hiç düşündün mü?... "Ben asla düşünmem, 
'Kültür Bakanlığı Çanağı' yalarım!" diyorsan o zaman çok başka. Kültür Bakanlığı'nın kurulabilmesi de, "Kültür Bakanlığı Çanağı" tesis edilebilmesi de faşizm dönemlerinde olmuştur! Bunlar rastlantı mıdır? Yoksa faşist kültürü kitlelere şırınga etmek için hazırlanmış ciddî eylem ve süreçler mi? Hiçbir eylem, hiçbir süreç, asla kendiliğinden oluşmaz... Her eylemin, her sürecin bir nedeni vardır... Kültür Bakanlığı, sosyalist kültür oluşturmak için değil, kapitalist kültür oluşturmak için kuruldu! Bunun için çalışıyor!... Bu bakanlıktan avanta almak, sosyalizme değil, kapitalizme hizmet ediyor. Hiç kimse kendisini darı ambarında gören yumurtasız tavuğa benzetmesin. "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalamayın! 

Erkal - Kimse muhalif olduğumuz için bizi, devlet desteğini keserek cezalandırmaya kalkışmadı. 

Bulunmaz - "Sen" otuz yılı aşkındır hiçbir zaman için "siz" olmadın/ız. Kimseyi kandırmaya yeltenme. "Sen", hiçbir zaman "muhalif" olmadın! Kimseyi kandırma. Şimdiye dek, "muhalif" olmadığın için sürekli olarak "Kültür Bakanlığı Çanağı" yaladın!... Ne zaman ki, "ENTELEKTÜEL VE LİNÇ KAMPANYASI" sürecinde sürükleyici ile katalizör görevi gören bir tiyatro karşıtı olduğun algılandı; herkes senin ne tür bir insan olduğunu ağır ağır da olsa anlayabildi. Benim üzerime 1100 kişi olarak gelmekle kalmayıp, benim hakkımda onlarca ve onlarca dâvâ açtınız!... 

Soruşturma ve kovuşturmaların sayısı yüz civarına gelip dayandı... Her şeye karşın sitemiz çok ciddî bir biçimde izleniyor ve öyle sanıyorum ki, Bakan Ömer Çelik de "KERİZ" olmadığına göre sitemizi izleyip, bence, LİNÇÇİ tiyatroların birçoğuna hiç avanta vermiyor. Ömer Çelik, kendi ağzıyla Gezi Direnişi nedeniyle LİNÇÇİ tiyatrolara avanta vermediğini açıklarsa, ben, öngörüm nedeniyle taraflardan özür dilemesini bilirim! 

Ömer Çelik, hangi nedenle LİNÇÇİ tiyatrolara hiç avanta vermediğini açıklamadıkça, Ömer Çelik'in LİNÇÇİ oldukları için tiyatrolara avanta vermediği iddiasını sürdüreceğim. LİNÇÇİ'nin yanında yaş da yandı. Ne var ki, ben zâten "Kültür Bakanlığı Çanağı" tutsaklığına karşıyım!...

Erkal - Çünkü bu destek devletin görevidir.

Bulunmaz - Neden görevi olsun, devlet "KERİZ" mi? Devlet, benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerden oluşan bütçesini sizin nasırsız ellerinize teslim etmek zorunda mı?... Verdiğimiz vergileri size nasıl verir bu devlet? Hadi devlet "KERİZ" diyelim. Ben "KERİZ" değilim. Kendi alın terimi sizin paslı kasalarınıza akıtmaya niyetim yok!

Erkal - İktidarların yandaşlarına dağıttığı ulufe değildir. 

Bulunmaz - İktidarların ulûfe dağıttığında hemfikiriz!... Sen diyorsun ki: "İktidarlar yandaşlarına değil, karşıtlarına ulûfe dağıtsın." Öyle mi? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Duyuyor mu?... Duymuyor mu?! İyi dinle: Tarih boyunca hep böyle olmuş, iktidarlar yandaşlarına ulûfe dağıtmıştır. Ancak, bizim ülke, gerçek anlamda bir ülke olmadığı, ahbap çavuş ilişkileriyle delik deşik gemisini yüzdüren bir feodal beylik olduğu için, iktidarlar senin gibi sentetik estetikçiden, yapay yargıçtan çekindiği için, senin gibisine ulûfe dağıtmak zorunda kalıyor. Tüm çelişkilerimize karşın, Ömer Çelik, değersizliğinizi anladığından, size "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalatmıyor. Artık çanak değil daima avucunuzu yalayacaksınız!

Erkal - Çağdaş demokrasilerde gelenek budur. 

Bulunmaz - Niye kendini ve halkı kandırıyorsun ki?! Bu ülkede hiçbir zaman için değil "çağdaş demokrasi", "demokrasi" bile kurulmadı! Hep bir diktatörlük, hep bir despotizm, hep bir oligarşi, hep bir otokrasi, hep bir teokrasi!... "Çağdaş demokrasi" olmayan ülkede "çağdaş demokrasi geleneği" olmaz. Sen okurları "KERİZ" mi sanıyorsun Genco Erkal?!...

Erkal - Devlet sanatı destekler, içeriğine karışmaz.

Bulunmaz - Yok ya! Sana öyle geliyor!... Devlet "KERİZ" mi? Devlete vergi veren ben, halk, tüyü bitmemiş yetim "KERİZ" mi?... Hem senin "sanat" adına kitlelere uyuşturucu derinliğinde pazarladığın "kopyala - yapıştır" şiir müsveddelerini destekleyeceğiz, hem içeriği bulunmayan sanatının içeriksizliğine karışmayacağız!!!... Nerede bu "KERİZ" olma hâlinin bolluğu Genco efendi!!!!!! Biz artık uyandık sentetik tiyatrocu...

Erkal - Ama anlaşılan şimdiki iktidarın en ufak bir muhalefete tahammülü yok.

Bulunmaz - Bana bak kardeşim, sen muhalefet falan değilsin!... Ayıp oluyor ama! Sen düpedüz "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" için imza vermiş "estetik sabıkalı bir sanık"sın. İktidarın sana tahammülü olsa da, benim sana hiçbir tahammülün yok. Neydi o öyle: Yıllardır "beni mahkeme salonlarında süründürme" trans hâliniz? Az kaldı; yakında seni de mahkeme potasına sokacağım Genco!

Erkal - Gazete, televizyon derken şimdi de tiyatroda çatlak seslerin susturulması, cezalandırılması gerekiyor.

Bulunmaz - Kapitalizm budur!... Sen, bilimsel sosyalizm duyarlılığıyla halkın devrimci mücadelesine ortak olmayıp, "iktidarın çanağı"na ortak olursan, o iktidar, ipi kalktığı zaman, hepinizi kirli kağıt mendil gibi çöp kutusuna atıverir. Zâten şimdiye dek aldığınız avantalar bile fazla. Ben, Ömer Çelik'in yerinde olsam, şimdiye dek aldıklarınızı bile geri isterim!

Erkal - İleri demokrasi böyle oluyor demek. 

Bulunmaz - "İleri demokrasi" falan değil! Hattâ "demokrasi" de değil. Taşak geçmenin sırası mı? Otur, adam gibi bilimsel sosyalizmi öğren ve halkın devrimci mücadelesine katıl!... Bırak artık bu "kopyala - yapıştır" sentetik şiir müsveddeleriyle ömür çürütmeyi. Kendini kandırma. Hadi kendini kandırdın diyelim de, halkı kandırmaya yeltenme bre Genco!...

Erkal - Gerekçe belirtilmeden hakkımız olan destekten yoksun bırakıldık. 

Bulunmaz - Sen beni (Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz) ve benimle birlikte Coşkun Büktel'i LİNÇ ederken, herhangi bir gerekçe sundun mu?... Sahi, senin gerekçen neydi birader!... Sadece yoksun bırakılmak değil, şimdiye dek aldığınız avantaları da istemeliler sizden be Genco!...

Erkal - Biz de susmayacağız elbette. 

Bulunmaz - Şimdiye kadar susup, "Kültür Bakanlığı Çanağı" yaladın! Demek ki, seni susturan ve sizin gibi kapitalist tiyatro esnafını susturan "Kültür Bakanlığı Çanağı" imiş! Çaktın mı şimdi?!... Anladın mı Kültür Bakanlığı'nın neden tam 12 Mart Faşizmi Dönemi'nde kurulduğunu?... "Kültür Bakanlığı Çanağı"nın neden 12 Eylül Faşizmi Dönemi'nde tesis edildiğini anladın mı? Gerçekten anladın mı? Kesinlikle anlayamadın!... Anlayabilmen için, alnındaki LİNÇ lekesini silmeye çalışman gerekir!...

Erkal - Hâlâ Türkiye ’de yargıçlar olduğuna inanıyorum.

Bulunmaz - Yargıçlar var!... İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı, İstanbul 12. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı ve İstanbul 22. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı ve de İstanbul 27. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı ve İstanbul 40. Asliye Ceza Mahkemesi Yargıcı ve İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıcı yine İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıcı, senin LİNÇÇİ ortağın ve "ASILSIZ İHBARCI" Mustafa Şükrü Demirkanlı'yı hızla yargılıyor!... İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi Yargıcı ve İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıcı da senin LİNÇÇİ ortağın Gülhan Avşar Demirkanlı'yı yargılıyor!... Bunun yanı sıra İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı, İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıcı, senin LİNÇÇİ ortağın İsmail Can Törtop'u yargılıyor. Ve İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı, senin LİNÇÇİ ortağın Levent Çağlayan'ı yargılıyor! Çok yakında, pek yakında, seni de yargılayacak yargıçlar, sabırsızlıkla sıralarını bekliyordır kanısındayım...

Erkal - Yasalar önünde hakkımızı arayacağız.

Bulunmaz - Karşınızda Adalet ve Kalkınma Partisi Adana Milletvekili, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik olunca "yasalar önünde hakkınızı arıyorsunuz", benimle (Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz) ilgili olarak neden "yasalar önünde hakkınızı aramayıp" beni neden LİNÇ ettiniz? 

HESABINI SORDUM, SORUYORUM, DAİMA SORACAĞIM...

20 Kasım 2013 Çarşamba

Bulunmaz, Ömer Kurhan'ı yalnız mahkemede değil yazıda da sıkıştırdı!

Bana karşı açtığı dayanaksız dâvâlar nedeniyle utangaç sürece girdiğini düşündüğümüz Ömer Faruk Kurhan, Üstün Akmen'in kendisi yararına mahkemeye de sunduğu "TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" ile utangaçlık  duygusundan derhal uzaklaşmaya başladığı için, yazı yazma kabızlığına son vermişe benziyor yada Ömer Faruk Kurhan yine "acemice yazı" karalamaları çiziktiriyor...

"Bakanlığın Tiyatrolara Destek Siyaseti" başlığı atarak, konunun daha başlıkta bile kararıp sararmasına neden olan Kurhan, düşünebilecek ve söyleyebilecek hiçbir şeyi bulunmayan fikir fakiri gibi görünüm çiziyor!

Şimdi gelelim değerlendirme faslına ve yepyeni bir diyalog oluşturalım:

Kurhan - Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tiyatrolara mali desteği bir süre spekülasyonların, hangi tiyatrolara destek sunulacağı netleştikten sonra dağınık protestoların konusu haline geldi.

Bulunmaz - Kavram, kuram ve kurumları bilemediği için, sözcüklerin karşılıklarını algılayamayan Kurhan, tiyatrolara verilen avantaların 12 Eylül Faşizmi türevi olduğunu okurlarına anlatmıyor, anlatamıyor yada anlatmak istemiyor. Daha da acısı, kendisi faşizm kavramını bilemediği ve faşist uygulamanın kitleleri pasifize etmek için kültür işlerine de kafa yorduğuna kafa yormadığı için, mütemadiyen kafa karışıklığı yaşıyor!... 

"Kültür Bakanlığı Çanağı" yalamak yada avucunu yalamak karşıtlığını bulanık hâle getirmek için özel bir çaba harcayan yada bu bulanık hâli istenç dışı bir biçimde değerlendiren Kurhan, kendisine bile bir yararı bulunmayan sözüm ona tiyatro görüşlerini genç beyinlere zerk ederek, onların zehirlenmelerine neden olabiliyor.... "Kültür Bakanlığı Çanağı" konusunda gayet net ve oldukça somut düşünceleri bulunan ciddî kişi, kuruluş, kurumları görmezden gelebilen yada tiyatro körü olduğu için, göremeyen Kurhan, çok sağlam biçimde bu konuya müdahil olan ciddî kişileri ciddîye almıyor yada alabilme becerisine asla sahip değil... Başta Melih Anık ve bu satırların yazarı Hilmi Bulunmaz olmak üzere "Kültür Bakanlığı Çanağı" konusunda düşünsel katkılarda bulunan insanların üzerine kül serpince kendini külbastı kebapçısı gibi duyumsayan Ömer Faruk Kurhan, dağınık olmayanı "dağınık" olarak pazarlamak istiyor!...

Kurhan - Özellikle Gezi direnişine destek veren ya da katılan tiyatroların, daha önceki yıllarda aldıkları desteği alamadıklarına dikkat çekildi.

Bulunmaz - Kim dikkat çekti?! Ne zaman dikkat çekti?... Nasıl dikkat çekti?! Nerede dikkat çekti?! Niçin dikkat çekti?! Kaç kere dikkat çekti?! On kere mi, yirmi kere mi, otuz kere mi, otuz bir kere mi, kırk kere mi, kırk bir kere mi? Ne kadar? Gezi direnişine destek veren tiyatrolar kim? Neden destek verdiler? Gerçekten verdiler mi?... Yoksa, "AKP olmazsa, CHP yada bir başka kapitalist iktidar da olur canım!" mantığına tutsak olan küçükburjuvalar mı söz konusuydu?! Bence, Kültür Bakanı Ömer Çelik, "Moda Sahnesi" gibi bir tiyatroya yönetmeliğe aykırı bir biçimde avanta vermiş olsa da, LİNÇÇİ tiyatroları cezalandırmak için böyle bir yola başvurdu. Her ne kadar elimizde somut belge bulunmasa da, Ömer Çelik'in de bizim yazılarımızdan etkilendiğini sanıyoruz! Nasıl ki, Nihat Haluk Bilginer, kendisi imza vermemesine karşın, tiyatrosunun adını kirleterek LİNÇ KAMPANYASI için imza verenleri kapı dışarı ettiyse, Ömer Çelik de, bizim yaptığımız yayınlardan etkileniyor kanısındayım...

Kurhan - Elbette hükümet bu türden bir ayrımcılık yapıldığı iddialarını reddetti.

Bulunmaz - Hükümet ve/ya Kültür Bakanı Ömer Çelik, kendi ağzıyla "Gezi Direnişi'ne destek verenleri köstekleyecek, kötekleyeceğiz!" lâfını etmediğine ve Kurhan'ın karşısında işi başından aşmış müracaat savcısı bulunmadığına göre, Ömer Faruk Kurhan'ın ağzının payını verebilecek insanlar çıkacaktır. Hiç kimse çıkmazsa ben varım! Kurhan, anlatımlar, düşünceler, konuşmalar, kuramlar üzerinden değil, yalnız niyet okuma üzerinden politika(!) yapıyor. Tabiî ki çok fena yanılıp, avucunu yalıyor.

Kurhan - Gerçekten de, Gezi direnişinin yanında yer alan sanatçıların içinde yer aldığı tiyatroların bir kısmı bakanlık desteği almayı başarmıştı.

Bulunmaz - Bak görüyor musun? Sen bile kendi kendinle kavga eden bir ahtapot gibi çarşafa dolanmaya başladın. Demek ki neymiş canım?... Olay Gezi olayı değil, başka bir şeymiş! Bence, benim kanımca, LİNÇÇİ tiyatrolara artık su bile verilmeyecek!... Bu arada yinelemekte yarar var: Ben "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalanmasına da sonuna kadar karşıyım!

Kurhan - Dolayısıyla destek alamayan tiyatroları kestirmeden Gezi-zede olarak değerlendirmek doğru mu?

Bulunmaz - Tabiî ki yanlış... Hem de yanlışın dik âlâsı!... Tiyatrocuları LİNÇÇİ olanlar ve LİNÇÇİ olmayanlar olarak ikiye ayırmak gerekir!... LİNÇÇİ olanlara su bile vermemek gerekir. Onlar tiyatro yapamamalı!

Kurhan - Öncelikle belirtilmesi gereken bir husus, tiyatroların örgütlü bir şekilde Gezi direnişine katılması gibi bir durumun yaşanmadığıdır.

Bulunmaz - Günaydın! Sabah şerifler hayrolsun! Zâten LİNÇÇİ olan tiyatrolar, ne Gezi Direnişi'ne, ne başka direnişe katılabilirler. Katılsalar da, fizik olarak orada bulunup, tinsel olarak "Kültür Bakanlığı Çanağı" içinde olurlar... Gezi Direnişi yada bir başka direnişe omuz vermek için, öncelikle LİNÇÇİ olmamak gerekir. LİNÇÇİ olan mutlaka susmalıdır!

Kurhan - Tiyatro çevrelerinden sanatçılar genelde sade vatandaş konumunda, yer yer sanatsal katkı sunmaya çalışarak Gezi direnişini desteklemiş ya da doğrudan içinde yer almıştır.

Bulunmaz - Her söylediğin söze karşılık vermek zorunda olmadığım için, bu repliğinin hiçbir değeri bulunmadığını da söylemeliyim... "Sade vatandaş" ne demek? "Sade vatandaş" kadar taş düşsün başınıza e mi?

Kurhan - Bununla birlikte, Gezi direnişine destek veren sanatçıların kara listeye alınmış oldukları bir sır değil.

Bulunmaz - "Gezi direnişine destek veren sanatçıların da kara listeye alınmış oldukları"nı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül mü söyledi acaba?... Yoksa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan mı buna benzer bir şey söyledi? Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik mi söyledi?... Hayır, söylemedi! E, öyleyse, nerenden uyduruyorsun bunu? Ya böyle bir şey yok yada "sır"!

Kurhan - Bir Twitter mesajı nedeniyle Oyuncular Sendikası Genel Başkanı Mehmet Ali Alabora üzerinde kurulan faşizan baskı, günlerce medyayı meşgul eden konular arasında yer almıştı.

Bulunmaz - Önce şunu öğren: "Mehmet" değil, "Memet"!... Memet'in üzerinde kim "faşizan baskı" kurdu?... Kimin yada kimlerin kurduğunu söylemezsen, sözünün hiçbir değeri olmaz! "Zâten yok!" mu? Olabilir...

Kurhan - Açık istihbarat çalışması yürüten çeşitli internet sitelerinde, Gezi’ye destek veren sanatçı ya da sanat topluluklarının mimlendiğini ve listelendiğini de biliyoruz.

Bulunmaz - Hangi İnternet siteleri? Adını alalım lütfen! Biliyorsun ve bizim bilmemizi asla istemiyorsun? Cin Ali'den hikâye, Elmas Nine'den masal mı anlayıyorsun, yoksa adam gibi duşünce yazısı mı yazıyorsun?!

Kurhan - Hükümetin kültür-sanat siyaseti 2011 genel seçiminden itibaren, açıkça seküler tiyatronun tasfiyesini de içeren bir çerçeve edinmiştir.

Bulunmaz - Okur anlasın diye açıkça yazmak ve açıklamasını yapmak yerine, neden "seküler" sözcüğünün pamuk ipliğine sarılıyorsun?... Ben açıklayayım: "Seküler;  Din merkezli veyahut dinî öğeleri hukukî ve siyasî anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine, laik yaşama ait olan ve bunları hukukî ve siyasî kümeden ayıran (kavram)." vikisözlük

Kurhan - Sosyal demokrat Ertuğrul Günay’ın Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan uzaklaştırılmasıyla, bu dönemin açılışı resmen yapılmıştı.

Bulunmaz - Sen, Karl Marks'ı yada Marksçı bir yazarı okumadın mı?! Sosyal demokrat kim, Ertuğrul Günay kim?... Ertuğrul Günay, LİNÇÇİ Boğaziçi Oyuncuları'na "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalattığı için mi, sen kendisini "sosyal demokrat" sanıyorsun?! Ertuğrul Günay'ın twitter'ını izleyen sivilceli ve bıyığı çıkmamış delikanlılar bile, onun ne kadar anti-seküler olduğunu, "sosyal demokrat" olmadığını hemen, şıpınişi anlar!

Kurhan - 2012’de İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen darbe ve bugün bakanlığın ayrımcılık içerdiği açık icraatı, seküler tiyatroları tasfiye harekâtının belirgin aşamalarıdır.

Bulunmaz - Adam ne yapsaydı?! Dinsel görüşlerle iktidara gelmesine karşın, LİNÇÇİ kuruluşlar gibi yalan söyleyerek "seküler" ayaklara mı yatsaydı? AKP'ye karşı çıkmak için öncelikle "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalamamak gerekir. Ancak senin ağababalık yaptığın LİNÇÇİ Boğaziçi Oyuncuları, "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalamayı bir meziyet sanıyor!...

Kurhan - 12 Eylül’de olduğu gibi topyekûn tasfiye planı değil, aşamalı ve parçalı bir tasfiye planı uygulanmaktadır.

Bulunmaz - Ne diyorsun sen?! Karşında, okuduğunu bile anlamayan acemi avukatlar değil, bıçkın okurlar var!... Ne demek istiyorsan açıkça söyle de anlayalım yada hiçbir şey bilmiyorsan susma arifliğini göster!...

Kurhan - Genco Erkal’ın 12 Eylül’de bile bu başımıza gelmemişti tespiti bir anlamda doğrudur.

Bulunmaz - LİNÇÇİ Genco Erkal'ın konuşmasının hiç inandırıcılığı kalmadı!... Alnındaki LİNÇ lekesine aldırmadan konuşan birine kimse inanmaz. "Kültür Bakanlığı Çanağı" 12 Eylül Faşizmi'nin türevidir. Bu eylemden çok sonra uygulanmaya başlamıştır. 12 Eylül Faşizmi, kültür adamlarını satın alabilmek için "Kültür Bakanlığı Çanağı" imal etmeye başlamış ve kültür adamları avucunu yalamamak için "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalamaya başlamıştır. Genco Erkal da avucunu yalamak yerine "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalamayı yeğleyenlerin başlarında gelendir...

Kurhan - 12 Eylül’de hedef, esas olarak radikal sol harekete eklemlenmiş tiyatroların tasfiyesi ve terbiye edilmesiydi.

Bulunmaz - Radikal sol harekete eklemlenen tiyatrolar vardı! Dostlar Tiyatrosu bu harekete eklemlenmek yerine, DİSK'in kasasına göz diken sendika ağalarının yönlendirmesiyle toplu bilet satışına eklemlenmişti! Dâvâlarımdan fırsat bulur bulmaz bütün bunları da yazacağım... Zâten, beni dâvâlarla uğraştırmak isteyenlerin asal amacı da budur: Dâvâlarla enerjim bitsin de, "sahte sol" tiyatroların ipliğini pazara çıkarmayayım...

Kurhan - Bugünkü hükümetin hedefi ise, sınır tanımaksızın her parçasıyla seküler tiyatronun tasfiyesi ve terbiye edilmesidir.

Bulunmaz - Yazdığını sen bile anlamıyorsun, okurlar nasıl anlayacak? Söylediklerinin hiçbir toplumsal yararı yok! Konuşmak için konuşuyor, yazmak için yazıyorsun. Klavyeyi şakırdatınca yazı yazdın sanıyorsun!... Boş sözler bunlar bomboş sözler... Buna ancak LİNÇÇİ kişiler inanır!!!

Kurhan - Ortaya çıkan boşluk Türk-İslam ideolojisi çizgisinde tiyatrolarla doldurulacaktır.

Bulunmaz - Nasıl ki Kürt-İslam ideolojisi varsa, Türk-İslam ideolojisi de var. Ancak bu tür ikincil ideolojiler yerine, ben, kapitalizm-sosyalizm karşıtlığının oluşturduğu somut parametrelerden yanayım!... Böyle bir davranış geliştirmem nedeniyle de, sürekli olarak "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" ile kuşatılmış oluyorum!...

Kurhan - TEB Başkanı Üstün Akmen bu noktayı şöyle ifade etmiş: "Devlet yardımı bu yıl AKP'nin ianesine dönüştürülmüş, siyasi erke muhalefet eden toplulukların ödenekleri kesilmiştir. Duayla başlayacak, Said-i Nursi propagandası yapacak adı sanı duyulmamışlara destek verilmiştir. Bu ayıba ortak olanlara yazıklar olsun, yuh olsun."

Bulunmaz - "Kültür Bakanlığı Çanağı" ne zaman AKP ianesi olmadı ki? LİNÇÇİ Üstün Akmen, hiçbir konuda hiçbir ciddî söz söyleyemez! "Kültür Bakanlığı Çanağı" topluma yarar değil, zarar veriyor. Duayla da başlanabilir... Ne var bunda? Sahnede "TEK YOL DEVRİM!" sloganı atılabileceği gibi Kur'an-ı Kerim de okunabilir. Üstün Akmen, öncelikle kaleme aldığı "TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ KAŞELİ İFTİRA MÜTALÂASI" metninin hesabını versin, ondan sonra eline kalem alsın. Neyse ki Üstün Akmen'i de mahkemeye vermeme az kaldı.

Kurhan - Bu yıl şu ya da bu topluluğun niçin bakanlıktan destek alamadığını açıklayacak bir akıl olamaz.

Bulunmaz - Böyle "bir akıl olamaz" ise, ortada bir "sır" olarak duran yada hiçbir zaman akla gelmemiş bulunan "Gezi Direniş"ine katılanlara su yok mantığının anlamı olamaz. Karnından düşünce üretme canım!...

Kurhan - Destek alamayan toplulukların üretken oldukları, rüştlerini çoktan ispat ettikleri ortadadır.

Bulunmaz - Asla, hayır, kesinlikle! Böyle bir gerçek yok... Her şeyden önce LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu'nun "tek kişilik dev prodüksiyoncusu"  Genco Erkal, onlarca yıldır "tiyatro yapmak" yerine, "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalayabilmek için, şiirlerden "kopyala-yapıştır" gösterisi yapıp, Kültür ve Turizm Bakanları'nı sürekli olarak "KERİZ" yerine koyuyor.

Kurhan - Normalde tartışılması gereken, özellikle yeni kurulan ve profesyonel tiyatro yapmayı amaçlayan topluluklara yeterince destek verilip verilmediğidir.

Bulunmaz - Bunun tam tersine, "yeni kurulan ve profesyonel tiyatro yapmayı amaçlayan topluluklara" devrimci direniş türküleri söylemek, onlara "devrimci sermaye" katkısında bulunmak gerekir. Anladın mı?...

Kurhan - Medyada bakanlığın destek vermediği tiyatroların adları okunduğunda ortaya çıkan tablo, net bir skandala işaret etmektedir.

Bulunmaz - Ne diyorsun be canım biraderim? Ne diyorsun? Ortadaki asal skandal, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in "Moda Sahnesi"ne yönetmeliğe de aykırı olarak avanta vermesidir. Neden gayet somut olarak konuşmuyorsun da, lâfı eveleyip geveliyorsun be canım kardeşim? Ha?

Kurhan - Bakanlığa "Hangi kritereler göre destek verdiniz?" sorusunu sormak abesle iştigaldir.

Bulunmaz - Soru sormaya gerek yok!... Uygulama, soru sormaya bile gereksindirmiyor! Ömer Çelik, "Moda Sahnesi"ne yönetmeliğe de aykırı olarak avanta verdi. Ne sorusu? Soru sorulacak ikircikli durum yok ki!!!

Kurhan - Belli ki bakanlık ve onunla birlikte hareket eden tiyatrocular, seküler tiyatronun tasfiyesi ve yerine Türk-İslam ideolojisi çizgisinde tiyatroların ikamesi planına uygun bir darbe daha gerçekleştirmişlerdir.

Bulunmaz - Kafanda kurduğun imgesel sekülerlikle hayat gayet ayrı! İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi'nde 2010/8 Esas numaralı dosyayla bana karşı açmış olduğun dâvâ nasıl ki senin aleyhine ve benim lehime (BERAAT etmeme) neden olduysa, senin bu imgelemindeki sekülerlik de hayatta karşılığını bulamayacak bir fantaziden öteye gidemeyecektir.

Kurhan - Altını çizmek lazım: Söz konusu olan, devlet eliyle seküler tiyatroların yanı sıra müteyeddin ya da dini duyarlılığı öne çıkaran tiyatrolara alan açmak değil, tiyatro alanında sekülarizmin tasfiyesine paralel Türk-İslam ideolojisi atılımını gerçekleştirmektir.

Bulunmaz - Peki, şöyle yazsan daha yerinde olmaz mı?... "Türk-İslam ideolojisi, Türk-İslam ideolojisi, Türk-İslam ideolojisi." Yazının tamamı üç sözcükle kurgulansa daha doğru olmaz mı? "Türk-İslam ideolojisi..."

Kurhan - Türk-İslam ideolojisinin atılımı bu şekilde gerçekleştirildiğinde, bu artık Türk-İslam faşizminin tiyatroyu fetih harekâtıdır.

Bulunmaz - Sana bir öneride bulunsam uygulayabilir misin?... Aynen şöyle yaz: "Ömer Çelik, Türk-İslam Faşizmi'ne hizmet etmektedir..." Bu yiğitliği gösterebilir misin; yoksa yumurtasız omlet yapmayı sürdürmek hoşuna mı gidiyor? Öznesiz tümce kuran Kurhan, bir şey söylemiyor!...

Kurhan - Peki, ne yapmak lazım ve ne yapılabilir?

Bulunmaz - Marks / "Kapital"i ve Lenin / "Ne Yapmalı?"yı okumalı!...

Kurhan - Bu soru, daha doğrusu soruların yanıtını vermek kolay değil.

Bulunmaz - Yooo, çok kolay! Marks ve Lenin'i okumak yeter de artar!

Kurhan - 2011 genel seçiminden beri açık ve aşamalı bir tasfiye harekâtı ile karşı karşıya kalan seküler tiyatro çevrelerinin hal ve gidişatı, güçlü bir şekilde demokratik argümanlar üretilebildiğini ve örgütlenme konusunda ciddiye alınabilir adımlar atılabildiğini göstermiyor.

Bulunmaz - Seçimleri neden bu kadar ciddîye alıyorsun canım? Daha ne göstersin? 1100 kişi bir araya gelerek, bize karşı "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" başlattı! Daha ne olsun?...

Kurhan - Gezi direnişinin ruhunu çağırmak yardımcı olabilir belki, ama belli ki, büyük 10 Kasım Anıtkabir mitinginde olduğu gibi, büyük bir umutsuzlukla Atatürk’ün ruhunu çağırma eğilimi daha ağır basabiliyor.

Bulunmaz - Ben de Kemalizme karşıyım ama, hiçbir zaman için senin düştüğün düzeysizliğe asla ve kesinlikle düşmek istemem!... Beğenelim yada beğenmeyelim, toplumsal bir önderle ilintili olarak bir fikir beyan ederken, bu kadar derin bir çukura düşmeni anlamakta zorlanıyorum... Senin bu trajikomik durumuna üzülüyorum... Sen, öncelikle, bize karşı başlattığın 1100 kişilik "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" sürecindeki yanlışlarını anlamaya çalışmakla uğraş... Bundan arta kalan zamanında Atatürk'le yada Atakürt'le dalga geçersin!

Kurhan - İyi haber şu: Yüksek siyasete endeksli ve hami arayışında bir tiyatro muhalefeti pratik olarak geçerliliğini tamamen yitirmiş durumda.

Bulunmaz - Sana öyle geliyor!... Kafanda kurduğun özel evrenindeki imgelerin kara bulutları altında titreyip durmakla meşgûlsun!... Somut hiçbir şey söylemiyor, soyut düzlemde kıvranıp duruyorsun. Yeter be!...

Kurhan - Kötü haberler ilkesel meşruiyet zemini zaten kuvvetli bu realite tanınmadığında gelecek.

Bulunmaz - Allah Allah... Tiyatrodan zerre kadar anlamamana karşın, neden tiyatro yazıları yazma inadını sürdürüyorsun anlamak mümkün değil!... Sen, "Ruh Çağırma ve Ruh Çağırma Yöntemlerinin Toplumsal Yararlılığının Seküler Türk-İslam İdeolojisi" adlı bir kitap hazırla bâri...

Kurhan - Ne yapmalı – yapılabilir sorularını ayrıntı içerecek şekilde başka bir yazıda ele almak daha doğru olur.

Bulunmaz - Seni engelleyenler mi var?! Bakmakla yükümlü olduğun onlarca çocuklarınla mı uğraşıyorsun? Yerin mi dar, yenin mi dar? Otur yaz! Ellerini tutan mı var?! Yoksa parmağında dolama mı çıktı birader?!

Kurhan - Şu anda güncel olarak mesele şu: Tamam, bakanlık desteğinden mahrum bırakılan tiyatrolar hangileri, belli oldu.

Bulunmaz - Şunu gördük; "bakanlık desteğinden mahrum bırakılan tiyatrolar" LİNÇ KAMPANYASI için imza verecek kadar alçalabilen tiyatrolar. Önce bunu saptamak gerekir... Başka bir yazı yazmak yerine, iki paragraf daha yazdığında, LİNÇ durumu gayet netleşir be birader?...

Kurhan - Maddi olarak kayba uğradılar, ama manevi kazançları büyük.

Bulunmaz - "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalamak için dilekçe veren bir tiyatro, asla ve kesinlikle manevî kazanç sahibi olamaz!... Esas namuslu duruş, "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalamak için dilekçe vermemektir!!...

Kurhan - Peki, bakanlık desteği alan tiyatrolar ne yapacak?

Bulunmaz - "Kültür Bakanlığı Çanağı" yalamak için domalacaklar!...

Kurhan - "Biz alacağımızı aldık, alamayanlar ne yazık ki avuçlarını yaladı" deme durumuna mı düşecek?

Bulunmaz - Bu diyaloğu oluşturmaktaki asal amacım okurlara uyanık olmalarını anımsatmak, Ömer Faruk Kurhan'ın yazı yazma yeteneğinin bulunmadığını ortaya çıkarmaktır. Amaca ulaşılmazsa çaba boşa gider!

Kurhan -İkinci ve asıl mesele ise şu: Tiyatrolar bir araya gelip bakanlığı by pass ederek yüzlerini halka dönmenin yollarını bulacaklar mı?

Bulunmaz - Senin ağabeyi olduğun Boğaziçi Oyuncuları'nın "Kültür Bakanlığı Çanağı" yaladığının gerçekliğini asla ve kesinlikle unutmam!

Kurhan - Ben kültür-sanat adına halkın parasını gasp edip keyfine göre dağıtan bakanlığın vermediği desteği halkın vereceğine inanıyorum.

Bulunmaz - Kültür Bakanlığı, benim, devletin, halkın, tüyü bitmemiş yetimin vergileriyle oluşan bütçesini LİNÇÇİ tiyatrolara vermemelidir! Bunu engellemek istemeyen, halk yararına bir tek söz bile söyleyemez!

Kurhan - Tiyatrocuların da kurucu ve kelimenin gerçek anlamında bir çözüm süreci örgütlemesinde fayda var.

Bulunmaz - Tiyatrocular, öncelikle üzerlerindeki 1100 kişilik LİNÇ KAMPANYASI lekesinden arınmadıktan sonra, seyyar satıcıdan iki sağlam portakal bile alabilecek kadar yetenek sahibi olamazlar. Yeter!...

13 Kasım 2013 Çarşamba

Bulunmaz, LİNÇÇİ olmayan dergiyi okurken bile teçhizatını kullanıyor...

Bulunmaz, dergiyi kızının Gezi Direnişi teçhizatıyla okudu! (Foto: Cemre Bulunmaz)

Tiyatro tabutuna paslı çiviler çakılan bir süreçten geçerken, tiyatrodan ciddî bir şey beklemek, insanın ölü anasından göz beklemesine benzer. Tiyatronun ceset hâline gelip, hızla çürüyerek küflendiği böyle süreçte, tiyatro dergileri de bu çürümeden payına düşeni alıyor. İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm kulelerinin namusunu bile korumaya niyetlenmeyen tiyatro dergileri, batan tiyatronun fındık fareleri görünümüne büründü. Dişe dokunur ciddî konulara değinmek yerine dedikoduyla kuramsallık arasında sürekli gidip gelen tiyatro dergileri, resmî kurumlardan reklâm (PARA) almak için mi, yoksa tiyatro dünyasını zenginleştirmek için mi yayınlanıyor? Türkiye'de yayınlanan ciddî tiyatro dergisi konumundaki Yeni Tiyatro bile yayınladığı yazıların sığlığıyla sırıtabiliyor. Sırıtmasına karşın, ehven-î şer olan Yeni Tiyatro Dergisi'ni satın alıp okuyor ve her sayısına mutlaka reklâm vermeyi sürdürüyoruz. Çünkü LİNÇÇİ değil!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

3 Eylül 2013 Salı

Türkiye politik hayatında sağ iziyle sol izi büyük hızla birbirine karışıyor

Türkiye'deki entelektüel camia, ne yazık ki, kavramlarla ve kuramlarla düşünüp, kurumlarla hareket edebilme yeteneğine sahip olmadığı için, şimşek hızıyla gelen bir düşünsel fırtına karşısında kupkuru yapraklar gibi savrulup gidiyor. Halkın nasırından, terinden soyutlanmak istenen "Gezi Direnişi", soyut ve anlaşılmaz bir karmaşaya doğru sürüklenmek isteniyor. Moda kavramının işçiler adına hiçbir anlamı bulunmamasına karşın, meta estetiği üreten Barbaros Şansal'ı, renklerine bağlamak için yarış hâlindeki millîyetçi Aydınlık ile SANSÜRCÜ BİRGün, kapitalist mantıkla rekabet ediyorlar. Emekçilerin evrenine katkı sunmak isteyen yayın organları, işçi sınıfının içerisinden çıkmış aydınları içselleştirmesi gerekir. Aydınlık ve BİRGün sınıf gazeteleri değil mi? Tabiî biliyorum...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

BDP'yi Beğenen Barbaros Şansal Aydınlık'ta Yazacak

Eski Dev-Solcu, Gezi'nin aktif destekçisi, partilerden bir tek BDP'yi beğenen Barbaros Şansal, ulusalcı Aydınlık Gazetesi'nde yazacak.

Modacı Barbaros Şansal... Gezi olaylarını aktif destek verdi... Eski Dev-Solcu... Siyasi partilerden bir tek BDP'yi beğeniyor... Ama yarından itibaren ulusalcı Aydınlık Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapacak.

İki gazetenin sürmanşetinde


Bugün iki gazetenin birden sürmanşetindeydi. Biri BİRGün Gazetesi, diğeri de Aydınlık Gazetesi. BİRGün Gazetesi, yarın yayınlayacağı röportajın tanıtımı için, Aydınlık Gazetesi de köşe yazarlığına başlayacağını duyurmak için sürmanşetine Şansal'ı taşıdı.


Aydınlık Gazetesi, "Ünlü moda tasarımcısı, namı diğer 'Terzi Yamağı' Barbaros Şansal, yaratıcı ve keskin dilini 'Toplu İğne' köşesiyle Aydınlık'a taşıyor" tanıtımı ile ünlü modacının artık Aydınlık'ta köşe yazarlığı yapacağını sürmanşetinden duyurdu.


BİRGün'de de sürmanşet


Şansal'ın bugün sürmanşette yer aldığı tek gazete Aydınlık değildi. BİRGün Gazetesi'de ünlü modacı ile yaptığı ve yarın yayınlayacağı röportajın tanıtımına sürmanşetinde yer verdi.


Gezi eylemlerini destekleyen Şansal'ın yarın yer alacak olan röportajının tanıtım yazısı oldukça dikkat çekici. Röportajın tanıtım yazısında Şansal'ın eski Dev-Solcu olduğunu ve siyasi partilerden sadece BDP'yi beğendiği bölümlere yer verildi.

İşçi Partisi çizgisinde ulusalcı yayın yapan Aydınlık Gazetesi'nin, Şansal'ın bu röportajından sonra nasıl bir tavır takınacağı merak konusu oldu.

(Kaynak: HABER VAKTİM)