"LİNÇÇİ" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
"LİNÇÇİ" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

28 Temmuz 2019 Pazar

LİNÇÇİ, MUHBİR, YALANCI Mustafa Şükrü Demirkanlı YALAN söylüyor!

Senin hayatın FETÖcüleri savunmakla mı geçecek? Kendini gizlemek için de sosyalist olduğunu söyleyeceksin... Komik bir korkaksın vesselam... FETÖ'nün yaptıklarını sen de unutalım mı istiyorsun Kuyumcu Bulunmaz? FETÖ'nün salonlarından çıkmadığını unutmadı kimse...

https://twitter.com/MDemirkanli/status/1155214002634600448?s=20

16 Kasım 2018 Cuma

LİNÇÇİ Kemal Kocatürk LİNÇÇİ Yücel Erten'e dedikodu yapma mı dedi?

Kemal Kocatürk
16 Kasım 2018

Belki kızacaksınız bana ama hocam, niye bunu buradan yazıyorsunuz ki? Bu durumu düzeltecek olan o kurumun yöneticileri... Orada oyun koymayı tercih ederken nasıl yüz yüze oturup konuşup anlaştıysanız, bu konu hakkında da oturup konuşabilirsiniz. Facebook ahalisinin bu konuya bir katkı sağlayabileceğini düşünüyorsanız bence yanılıyorsunuz. Bu Facebook üzerinden seyircilerinizden bir özür dileme yazısı olsaydı belki anlamlı ve kibar olabilirdi. Ama bu tür yazıları biraz DEDİKODU gibi görüyorum, kusura bakmayın. Bunca yıldır tiyatro yaptığınız kurumu Facebook'a şikayeti size yakıştıramadım. Bunu yazılı ve sözlü olarak kurumunuza sorun ve geçerli yanıtı alın, bu yanıt içinde gerçekten de bir kasıt varsa ondan sonra basının tüm alanlarını kullanmanız daha doğru olurdu gibi geliyor bana. Haddimi aştıysam özür dilerim ama oyuna verilen emeği ve oyunun değerini küçültücü bulduğum için yazdım bunları. Yanlışsa yanlıştır ama sizinki gibi, benim ki de bir fikirdir neticede. Sağlık ve esenlik dilerim, sevgilerimle.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

LİNÇÇİ Boğaziçi Üniversitesi, Bulunmaz'a karşı Görünmez Tiyatro bastı!

Oyun notu: Yanlışlara dikkat çekmek için kırmızı ile belirginleştirdik!

***

Görünmez Tiyatro / Unsichtbares Theater

GÖRÜNMEZ TIYATRO, Henry Thorau, çev. Hülya Karcı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2017 İstanbul

Çevirmenin önsözü

Bir tiyatro oyunu düşünün ki, seyirci açısından çok yakıcı bir konu ele alınmış, klasik tiyatro oyunu gibi yazılmış, karakterlere ve figürlere derinlik kazandırılmış, kostüm ve aksesuarlar özenle hazırlanmış ve roller titizlikle prova edilmiş olsun, ancak bu oyunun bir tiyatro binasında değil, mümkün olduğunca çok insanın bulunduğu kamusal bir alanda oynanması ve ayrıca da seyircinin bu oyunun, oyun olduğunu farketmemesi gereksin! Kulağa biraz tuhaf gelen bu tiyatro yöntemi işte, hasır altı edilmiş, görünmez kılınmış bir sorunu, bir konuyu görünür kılmayı hedefleyen "Görünmez Tiyatro"! Çağımızın en önemli tiyatro pedagoglarından Brezilyalı Augusto Boal'in Ezilenlerin Tiyatrosu yöntemlerinden biri. Boal'in tüm diğer yöntemleri; Gazete Tiyatrosu, İmge Tiyatrosu, Forum Tiyatrosu, Yasa Yapıcı Tiyatro gibi Görünmez Tiyatro da, demokratikleşme ve toplumsal müdahale için 'seyirciyi' 'seyirci kalandan' 'eyleyene, eyleme geçene' dönüştürmeyi hedefliyor. Boal, sokak tiyatrosu deneyimlerinden de yola çıkarak Görünmez Tiyatro'da seyircinin hiç bir biçimde seyirci olduğunu bilmemesi gerektiğini, böylece 'olaya' yani tiyatro aksiyonuna gerçekten çekinmeden katılabileceğini, soruna müdahale edebileceğini saptamış. Demek ki Görünmez Tiyatro, yönteminden dolayı bu adı alıyor yoksa hedefi baskı durumlarını görünür kılmak.

Henry Thorau, Görünmez Tiyatro'nun Boal'in diğer yöntemleri gibi popüler olmamasının nedeninin belki de "görünmez kalmak istemesinde yatabileceğini" iddia ediyor elinizdeki kitapta. Kendisi de Boal'in yol arkadaşı, yıllarca çevirmeni, yayıncısı ve nihayetinde samimi arkadaşı olmuş, Boal ile birlikte bir çok atölye çalışması yönetmiş ve tutanaklarını tutmuş. Boal'in, ne yazık ki Görünmez Tiyatro üzerine bir kaç makalesi dışında yöntem üzerine fazla bir şey yazmamış olması, Thorau'yu bu kitabı yazmaya iten nedenlerden. Hem Boal'in çalışmalarının yakın takipçisi hem de Berlin ve Viyana'da Görünmez Tiyatro grupları olan Thraou için bu kitabı kaleme almak bir zorunluluk olmuş.

Geçtiğimiz yıl Berlin'de tam bir görünmez tiyatro aksiyonuna hazırlanırken, Henry Thorau ile kitabının okuma akşamında tanıştım. "Boal'den sonra Görünmez Tiyatro" olarak adlandırdığı, kendi çalışmalarını da içeren, nihayet tarihsel, teorik ve pratik uygulama örneklerini de içinde barındıran bu kitap vardı önümde. Bire bir tanıklıklarından yola çıkarak Görünmez Tiyatro'nun teorik temellerini bize sunan Thorau'nun mütevazı bir biçimde kılavuz olarak adlandırdığı bu kitap bir parça da bu nedenle kıymetli.

Thorau'nun Ezilenlerin Tiyatrosu'na bir giriş olarak da ele aldığı Almanya ve Brezilya tiyatro pratiğini karşılaştırdığı bölüm özellikle heyecanla okunacak bölümlerden bir diğeri. Türkiye ile şaşırtıcı benzerlikler ve paralellikler bulmak mümkün. Ülkeler tarihini tiyatro üzerinden yeniden okumak, yaratıcı süreçlerden süzülen bir başka tarih okuması sunuyor. Tiyatronun vazgeçilmezi olan eğlenceyi de ihmal etmeyen, estetik kaygılar gözetilerek yapılan tiyatronun değiştirici gücüne dayanarak yola çıkanların yazdığı bir tarih. Türkiye'de de böyle bir tarih çalışmasının ilginç olacağını düşünüyorum. Özellikle 60'lı yıllardan itibaren tarihi tiyatro üzerinden okumak isteyen birilerinin çıkacağından umutluyum.

Son yıllarda Forum Tiyatrosu'nun yanısıra Berlin'de ve İzmir'de Görünmez Tiyatro atölye çalışmaları yapıyorum. Berlin ve İzmir'deki toplumsal dinamiklerin, kamusal alanın düzenlenmesinin ve devlet organlarının işleyişleri arasındaki farklar çok ilginç, çok dikkati çekici, değerli deneyimler ortaya çıkartıyor. Boal'in hep söylemiş olduğu gibi, Ezilenlerin Tiyatrosu yöntemlerinin açık metinler gibi okunabilmesi ve geliştirilebilme olanaklarının süreklilik taşıması bu farklılıklarla başa çıkmayı da kolaylaştırıyor.

Ezilenlerin Tiyatrosu yöntemlerinin uygulayıcısı olarak ilgiyle okuduğum bu kitabı Türkçe'ye çevirmek, Türkçe okuyan Boalcilere ulaştırmak için hemen kolları sıvadım. Ancak Türkiye'de bir "tiyatro teorisi" kitabını yayınlatmanın hiç de öyle kolay olmadığını anladım. Durumu iyi olan yayınevlerinin böyle bir kitaba ilgisi yoktu, ilgisi olan yayınevlerinin de ne yazık ki gücü yoktu. Uzun aramalardan sonra nihayet Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi ile bağlantı kurabildim ve doğru bir yerde olduğumu gördüm. Zaten Boal'in yayınlanmış tüm eserleri Boğaziçi Üniversitesi Yayınları'ndan Türkçeye çevrilmiş ve basılmıştı.

Çeviri de kullandığım yönteme gelince: Kitabın orjinalinde kullanılan Portekizce, İspanyolca ve İngilizce terim ve cümleleri mümkün olduğunca olduğu gibi bırakmaya, ancak anlaşılır olması için de, Türkçelerini aynı sayfada ya parantez içinde ya da dip not olarak vermeye çalıştım. Spontan, softy, lounge gibi Türkçe'de günlük dilde kabul gören bazı sözcükleri olduğu gibi bıraktım. Tiyatro camiasında kullanılan mesleki terimlerin bir kısmı gene kitapta İngilizce olarak veriliyor. Bunların günlük dile kazandırılmış kabul gören karşılıklarını kullandım. Ancak kitaba sadık kalmaya çalışma arzumdan dolayı da kitabın içinde veya sonundaki küçük sözlükte parantez içinde İngilizce karşılıklarını verdim.

Kitabın çevirisindeki büyük katkılarından dolayı Christian Gendreissig ve Şefika Mısırlı'ya buradan tekrar teşekkür ediyorum.

Bu kitabın Türkçe'ye çevirisinin ve basılmasının hem Boal yöntemleriyle çalışan tiyatrocuları çok sevindireceğini hem de demokratikleşmeye sanatsal açıdan katkı koymak isteyenlere yeni bir pencere açmada yardımcı olacağını düşünüyorum. Değil hayata, tiyatroya bile seyirci kalamayan, tiyatronun değiştirici gücüne inanan bizlerin, direnişin böylesi eğlenceli ve yaratıcı yöntemlerine ihtiyacı var.

Hülya Karcı

***

Vorwort der Übersetzerin

Stellen Sie sich ein Theaterstück vor, in dem ein aus der Sicht des Zuschauers sehr brennendes Thema behandelt, den Charakteren und Figuren tiefere Komplexität verliehen, die Kostüme und Requisiten mit Sorgfalt vorbereitet und die Rollen mit penibler Genauigkeit eingeprobt sein sollen. Doch dieses Theaterstück soll nicht in einem Theatergebäude, sondern an einem öffentlichen Platz, wo sich möglichst viele Menschen aufhalten, gespielt werden und zudem soll der Zuschauer nicht merken, dass es sich bei diesem Theaterstück um ein Theaterstück handelt!

Hier ist nun diese Theatermethode, die uns merkwürdig vorkommt: Das „Unsichtbare Theater“, dass darauf abzielt, eine Streitfrage oder ein Thema, das auf die lange Bank geschoben und unsichtbar gemacht wurde, sichtbar zu machen. Es handelt sich hierbei um eine der Methoden des „Theaters der Unterdrückten“ von dem Brasilianer Augusto Boal, einem der wichtigsten Theaterpädagogen unserer Gegenwart. So wie das „Zeitungstheater“, das „Statuentheater“, das „Forumtheater“ und das „Legislative Theater“, alles verschiedene von Boal entwickelte Theatermethoden, so bezweckt auch das „Unsichtbare Theater“, für Demokratisierung und gesellschaftliche Intervention den Zuschauer aus seinem „Zuschauer-Dasein“ in einen „Aktionisten“, in „jemanden, der zur Aktion übergeht“, umzuwandeln. Boal legte fest, wobei er von seinen Straßentheater-Erfahrungen ausging, dass es beim „Unsichtbaren Theater“ unabdingbar sei, dass der Zuschauer in keiner Weise weiß, dass er Zuschauer ist, er (der Zuschauer) auf diese Weise, ohne sich dabei zu genieren, am „Ereignis“ d. h. an der Theater-Aktion real teilnehmen und sich in der Streitfrage einmischen können soll. D. h. das „Unsichtbare Theater“ hat diesen Namen wegen seiner Methode, aber sein Ziel ist es, Zustände der Unterdrückung sichtbar zu machen.

In dem Buch, das Sie jetzt in ihrer Hand halten, vertritt Henry Thorau die Meinung, dass der Grund dafür, dass das „Unsichtbare Theater“ nicht so populär ist wie die anderen Theatermethoden von Boal, vielleicht „in seinem Wunsch, unsichtbar zu bleiben“, liegen können würde. Er selbst war ein Weggefährte Boals, sein jahrelanger Übersetzer, Verleger und schließlich ein enger Freund; zusammen mit Boal leitete er viele Workshops und protokollierte sie auch. Der Umstand, dass Boal leider nicht allzu viel über die Methode des „Unsichtbaren Theaters“ geschrieben hat, abgesehen von einigen Artikeln über das „Unsichtbare Theater“, ist einer der Gründe, die Thorau den Anstoß dazu gaben, dieses Buch zu schreiben. Für Thorau, der sowohl ein nahe stehender Anhänger von Boals Arbeiten ist als auch „Unsichtbares Theater“-Gruppen in Berlin und Wien hat, wurde es scheinbar zu einer Zwangsläufigkeit, dieses Buch zu schreiben.

Als ich vergangenes Jahr (2013) gerade dabei war, mich auf eine „Unsichtbares Theater“-Aktion vorzubereiten, lernte ich Henry Thorau bei einem Vorlesungsabend für sein Buch kennen. Vor mir war dieses Buch, das seine eigenen Arbeiten, die er als „Unsichtbares Theater nach Boal“ bezeichnet, beinhaltet und am Ende historische, theoretische und praktische Anwendungsbeispiele anführt. Dieses Buch, das Thorau, der uns die theoretischen Grundlagen des „Unsichtbaren Theaters“ nahebringt, wobei er auf seine Erfahrungen zurückgreift, in einer unaufdringlichen Art als einen Leitfaden betrachtet, ist auch ein bisschen aus diesem Grunde eine wertvolle Lektüre.

Das Kapitel, in dem Thorau die deutsche und brasilianische Theaterpraxis, die er auch als eine Einführung in das „Theater der Unterdrückten“ behandelt, mit einander vergleicht, ist ein weiteres von den Kapiteln die mit Spannung zu lesen sind. Es ist möglich, verblüffende Ähnlichkeiten mit und Parallelen zu der Türkei zu finden. Die Geschichte der Länder durch die Geschichte des Theaters zu lesen, entbietet eine andere Geschichtslesung, die durch die schöpferischen Prozesse des Theaters herausgefiltert wird. Es ist eine Geschichtslesung, die nicht die Unterhaltung, für die das Theater unverzichtbar ist, vernachlässigt hat und die von denjenigen geschrieben wurde, die sich auf die verändernde Kraft des Theaters, das kreiert wurde, indem ästhetische Bestrebungen bewahrt wurden, gestützt haben. Ich glaube, dass eine derartige Geschichtsarbeit auch in der Türkei von Interesse sein kann. Ich bin zuversichtlich, dass ein paar Leute zum Vorschein kommen werden, die den Wunsch haben, Geschichte, insbesondere von den 60er Jahren an, aus der Perspektive des Theaters zu lesen.

In den letzten Jahren gebe ich neben „Forumtheater“-Worksphops auch „Unsichtbares Theater“-Workshops in Berlin und Izmir. Die Unterschiede zwischen den Arbeitsweisen der gesellschaftlichen Dynamik, der Verwaltung der öffentlichen Plätze und Staatsorgane in Berlin und Izmir lassen viele interessante, Aufmerksamkeit auf sich ziehende und wertvolle Experimente hervorbringen. Wie Boal es immer gesagt hatte: Die Tatsache, dass die Methoden des „Theaters der Unterdrückten“ wie ein offenes Buch erfasst werden können, und die Tatsache, dass die Möglichkeiten, weiter entwickelt werden zu können, kontinuierlich vorangehen, erleichtern es, mit diesen Unterschieden umzugehen. Ich habe mich dann sofort ans Werk gemacht, dieses Buch, das ich als Anwenderin der Methoden des „Theaters der Unterdrückten“ interessiert gelesen hatte, ins Türkische zu übersetzen und es auch den Boalisten unter der türkischen Leserschaft zukommen zu lassen. Aber mir war bewusst, dass es überhaupt nicht so einfach ist, in der Türkei ein Buch über „Theatertheorie“ publiziert zu bekommen. Verlagshäuser, deren finanzielle Situation gut war, hatten kein Interesse an solch einem Buch, und Verlagshäuser, die das entsprechende Interesse daran hatten, verfügten leider nicht über die erforderliche finanzielle Kraft. Nach langem Suchen schaffte ich schließlich eine Verbindung mit dem Boğaziçi Universitätsverlagshaus und wußte, dass ich am richtigen Ort war. Der Boğaziçi Universitätsverlag hatte schon fast alle Werke von Boal herausgegeben.

Nun noch einige Hinweise zu meiner Übersetzungmethode: Ich habe mich bemüht, die portugiesischen, spanischen und englischen Fachausdrücke und Sätze so zu lassen, wie sie in der deutschen Ausgabe stehen, aber, damit sie für jeden verständlich sind, auf der gleichen Seite in Klammern oder als Fußnote türkische Übersetzungen hinzugefügt. Einige Wörter wie “spontan”, “softy” oder “lounge”, die in die türkische Alltagssprache aufgenommen worden sind, habe ich so belassen. Einen Teil der Fachausdrücke, die in der Theater-Community in Theaterfachkreisen benutzt werden, wurden auch in ihren englischen Versionen beibehalten. Von diesen englischen Ausdrücken aber habe ich auch türkische Entsprechungen benutzt, die in die türkische Alltagsprache eingebracht worden sind und dort Zustimmung gefunden haben. Aber auf Grund meines Wunsches, der Originalfassung gegenüber loyal zu bleiben, habe ich die englischen Ausdrücke im Innern des Buches und im Glossar am Ende des Buches in Klammern stehend wiedergegeben.
Wegen ihres großen Beitrages zu der Übersetzung des Buches ins Türkische möchte ich mich an dieser Stelle nochmals recht herzlich bei Şefika Mısırlı und Christian Gendreissig bedanken.

Ich glaube, dass die Übersetzung dieses Buches ins Türkische und seine Veröffentlichung sowohl die Theaterinteressierten, die mit Boals Methoden arbeiten, sehr erfreuen als auch einen Beitrag leisten wird bei der Öffnung neuer Möglichkeiten für diejenigen, die aus der künstlerischen Perspektive bei der Demokratisierung mitwirken wollen. Wir, die wir nicht nur im Leben sondern auch beim Theater nicht nur Zuschauer bleiben können und auch an die verändernde Kraft des Theaters glauben, brauchen anregende und kreative Methoden, solch eine wie die des Widerstands.

Hülya Karcı

http://hulyakarci.com/gorunmez-tiyatro/

20 Aralık 2016 Salı

MUHBİR Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, sürekli olarak YALAN söylüyor hâlâ!

@BulunmazTiyatro Devlet Desteğinden yararlanan tiyatrolara, çanak yalayıcılar diyor. Tarih affetmez. Almış, alamayınca tu kaka olmuş

Prof. Dr. Özdemir Nutku'ya HAKÂRET eden Coşkun Büktel'e dâvâ açılır!

Linççiler bilmeli: Hakikati kelle sayısı değil, belge ve kanıtlar belirler. Nutku'nun iftiracı olması 70 milyon kişinin bile hoşuna gitmiyor olabilir. Ama bu size, "öyleyse ortak karar alalım ve iftiracının Nutku değil, Büktel olduğunu 70 milyon imzayla karara bağlayalım" deme hakkını vermez. Güneşi (ya da hakikati) 70 milyon imzayla bile sıvayamazsınız. Belgelenmiş hakikate karşı 70 milyon da olsanız, hakikati savunan bir tek yalnız insan karşısında bile hezimete uğrarsınız.

www.facebook.com/coskun.buktel/posts/1513268415357930?pnref=story

25 Eylül 2016 Pazar

MUHBİR Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin YALANLARI bir türlü son ermedi!

Hilmi Bulunmaz'a Cezalar Art Arda Geliyor…
Bütün  tiyatro insanlarına küfür ve hakareti alışkanlık haline getiren, asıl mesleği kuyumculuk ve elmas kalemleri uluslararası ticareti olan, amatör tiyatro heveslisi H. Hilmi Bulunmaz son olarak Haluk Bilginer hakkında yazdığı hakaret içeren yazılarını mahkeme kararına rağmen blogspot'undan kaldırmadığı için 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.


Savcının: "5651 Sayılı yasanın 4. maddesinde mahkeme kararına rağmen düzeltme yapmayan içerik sahibi veya sorumlu kişi hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası yaptırımı getirilmiştir. Şikayete konu olan olayda sitenin sahibi ve sorumlusu olan Hilmi Bulunmaz'ın yapılan tebligata rağmen düzeltmeyi yapmadığı içerikten mahkemenin belirttiği yazıları çıkartmadığı eklenen tebligat parçaları ve internet çıktılarıyla anlaşılmıştır." olarak gerekçesini açıkladığı ve 2 yıla kadar hapsini istediği Bulunmaz alt sınır olan 6 ay ile cezalandırılmıştır.

Daha önce de çeşitli mahkumiyetleri olan H. Hilmi Bulunmaz'ın "hükmün tebliğinin geri bıraktırılması" kararları Adli Büro'da birleştirildikten sonra, "hükmün tebliğinin geri bıraktırılması" kararları ortadan kalkacak ve şimdiye kadar aldığı tüm mahkumiyetlerinin tebliğleri yapılacaktır.

Kendisinin de üst üste 2 yıl aldığı, sonrasında pişman oldum dediği ama KESİNLİKLE İADE ETMEDİĞİ Özel Tiyatrolara Devlet Desteği'ne başvurup, bu destekten yararlanan tiyatro insanlarına yönelttiği  küfürleri burada aktaramayacağımız için, küfürlerin linkini veriyoruz:

Ayrıca; Linççi diye tanımladığı "Temiz tiyatro"  kampanyasına katılan insanlara yönelttiği küfürleri: "Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, gördüğü lüzum üzerine, LİNÇÇİ o….. ç…. kişiler hakkında çok önemli bir açıklama yaptı!", başlığı ile yayımlamaktadır, bu küfürleri de yayımlamamız mümkün olmadığı için sadece linkini veriyoruz: http://tiyatroyun.blogspot.com/2012/05/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz-gordugu_4848.html

Bu ağır küfürler karşısında imza listesindeki birçok kişi savcılık suç duyurusu ve hukuk davaları hazırlıkları yapmaktadır. H. Hilmi Bulunmaz hakaret ettikten sonra, hakaretlerini hukuk sürecine yansıdığında kaldırdığını açıkladığı için, (SANIK HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ İFADESİNDE: İddianameye konu olan video içeriğindeki belirtilen sözleri ben söyledim, ancak hakkımda iddianame düzenlendikten sonra bu videoları kaldırdım dolayısıyla söylenmiş olan sözler kaldırıldı..) kendisi silmeden önce bu küfürlerin yer aldığı yazıların noterden tespitleri yapılmıştır.

--------------------------
YASAL UYARI:  Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları YFK Yapım Yayıncılık Tic. ve San. Ltd. Şti'ne  aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Haber Giriş Tarihi: 24 Mayis 2012

19 Temmuz 2016 Salı

LİNÇ KAMPANYASI örgütleyen Mustafa Şükrü Demirkanlı hukuksuzdur!

Avukat Eyyüp Fırat Kuyurtar Yargıç Rukiye Özer'e hiç söz geçiremedi... 

TİYATROYUN.BLOGSPOT.COM
BeğenDaha fazla ifade göster
Yorum Yap
Yorumlar
Mustafa Demirkanlı "Coşkun haklı" demeyi çok isterdim ama sadece Goobelsvari propaganda yapıyor... Haklı değil yani... Coşkun gerçekten gerçekçi olsa bu paylaşımına şunu da eklemeliydi: Bulunmaz çok haklı ama bugüne kadar çok sayıda mahkum oldu, tazminat davalarını kaybetti... hiç ama hiçbir davayı kazanamadı, bunu da bilelim demesi Coşkun'a yakışan olmaz mıydı? Coşkun ne yapıyor? Goobelsvari propaganda... Değil desin... 22 Nisan'daki davasına hazırlık yapıyordur sanırım...
Mustafa Demirkanlı Bir ek: "Bulunmaz, Brezilya, Şili ve bâzı yerleri gezeceği için yayın aksayacak..." sosyalist olmak varmış anasını satayım... 
Mustafa Demirkanlı Bir ek daha: "Türkiye tiyatrosunda bunca alçak "LİNÇÇİ" varken, ben kendimi Inti-Illimani, Pablo Neruda, Salvador Allende, Victor Jara, Violeta Parra gibi sosyalist değerleri yetiştirmiş Şili başta olmak üzere, bâzı Latin Amerika ülkelerinin devrimci ellerine emanet ediyorum!... Gelince görüşürüz!..." demiş... Elmas ticaretinin pazarlama cümleleri.. okuyan turistik gezi sanır... adam Güney Amerika'nın öz kaynaklarına koşuyor, emperyal ilişkiler için... bakmayın siz Allende vs hikayesine ticari bir gezi, mahkemelere verdiği dilekçelerede açıkladığı gibi: "2. SULH CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA

DOSYA NO: 2013/523 Esas

KONU: Duruşmaya katılamama gerekçesi

Uluslararası ilişkilerimizin geliştirilmesi için Latin Amerika ülkelerine yapacağımız gezi nedeniyle, ne yazık ki duruşmaya katılamayacağım... Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim... 10 Nisan 2014

HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

EK: TÜRK HAVA YOLLARI UÇAK BİLETİ" neymiş Allende filan hikayeymiş... Coşkun, ne zaman gerçekten yana olacak? Hiçbir zaman... Umarım Bulunmaz, bu desteğin karşılığını veriyordur Büktel'e...

Coşkun Büktel Mustafa Demirkanlı, sayfalarıma bir ay kadar önce yazdığı son yazısında da yine daha çok Hilmi'nin emperyalist bir elmas taciri olduğu yolunda atıp tuttuktan sonra beni de o emperyalistin yakın arkadaşı (destekçisi) olmakla suçlamıştı. Bu defa biraz daha ileri gidip o emperyalistin ücretli uşağı olmakla suçluyor. Mustafa'nın, bu tür suçlayıcı yazılarını sabaha kalmadan (ya da Hilmi dönmeden) silip örtbas ettiğini, kendi tükürdüğünü kendisi yaladığını bildiğim için, o yazıları, (şimdi bu sayfada da yapacağım ve geçmişte de pek çok defa yaptığım gibi) kopyalamış ve tek kelime değiştirmeden aynı sayfada yayınlamıştım. Mustafa, aynen dediğimi yapmış ve yazdıklarını silip kaçmıştı ama benim bu ifadelerim ve onun yorumlarından aynı gün yaptığım kopyalar sayfada kalmıştı. Şimdi de aynını yapıyor, Mustafa'nın yukarıdaki üç suçlayıcı yorumunun üçünü de aşağıya aynen kopyalıyorum:

Mustafa Demirkanlı · 11 ortak arkadaş
"Coşkun haklı" demeyi çok isterdim ama sadece Goobelsvari propaganda yapıyor... Haklı değil yani... Coşkun gerçekten gerçekçi olsa bu paylaşımına şunu da eklemeliydi: Bulunmaz çok haklı ama bugüne kadar çok sayıda mahkum oldu, tazminat davalarını kaybetti... hiç ama hiçbir davayı kazanamadı, bunu da bilelim demesi Coşkun'a yakışan olmaz mıydı? Coşkun ne yapıyor? Goobelsvari propaganda... Değil desin... 22 Nisan'daki davasına hazırlık yapıyordur sanırım...
4 saat · Beğen

Mustafa Demirkanlı · 11 ortak arkadaş
Bir ek: "Bulunmaz, Brezilya, Şili ve bâzı yerleri gezeceği için yayın aksayacak..." sosyalist olmak varmış anasını satayım...
4 saat · Beğen

Mustafa Demirkanlı · 11 ortak arkadaş
Bir ek daha: "Türkiye tiyatrosunda bunca alçak "LİNÇÇİ" varken, ben kendimi Inti-Illimani, Pablo Neruda, Salvador Allende, Victor Jara, Violeta Parra gibi sosyalist değerleri yetiştirmiş Şili başta olmak üzere, bâzı Latin Amerika ülkelerinin devrimci ellerine emanet ediyorum!... Gelince görüşürüz!..." demiş... Elmas ticaretinin pazarlama cümleleri.. okuyan turistik gezi sanır... adam Güney Amerika'nın öz kaynaklarına koşuyor, emperyal ilişkiler için... bakmayın siz Allende vs hikayesine ticari bir gezi, mahkemelere verdiği dilekçelerede açıkladığı gibi: "2. SULH CEZA MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA

DOSYA NO: 2013/523 Esas

KONU: Duruşmaya katılamama gerekçesi

Uluslararası ilişkilerimizin geliştirilmesi için Latin Amerika ülkelerine yapacağımız gezi nedeniyle, ne yazık ki duruşmaya katılamayacağım... Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim... 10 Nisan 2014

HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

EK: TÜRK HAVA YOLLARI UÇAK BİLETİ" neymiş Allende filan hikayeymiş... Coşkun, ne zaman gerçekten yana olacak? Hiçbir zaman... Umarım Bulunmaz, bu desteğin karşılığını veriyordur Büktel'e...
4 saat · Beğen

Coşkun Büktel Mustafa'nın yukarıdaki yorumlarında kullandığı profil fotoğrafına tıklandığında şu adres çıkıyor:
https://www.facebook.com/demirkanlimustafa?fref=ts

Mustafa Demirkanlı ya da Demirkanlı Mustafa ya da Demirkanlı adına facebook'ta kaç profil bulunduğuna da baktım: Şu an itibariyle bir tek profil var ve o profil aynı içerik ve facebook adres çubuğunda aynı adrese sahip...

Bunları okurlar da kontrol edebilsin diye yazıyorum. Okurlar, özellikle adres çubuğuna tıklayıp verdiğim adresin doğru olduğunu görebilir ve daha sonra facebook'ta Mustafa Demirkanlı adına kaç sayfa bulunduğuna ve bu adresi taşıyıp taşımadığına bakabilirler. Mustafa tahmin ettiğim üzere, yorumlarını bu kez de silip örtbas ederse, muhtemelen sayfasının adresini de değiştirebilir. Eskiden arkadaş listesini görmemi engellemezdi, şimdi nasıl bir engel koymuşsa koymuş, arkadaş listesini göremediğim gibi, ortak 24 arkadaşımızın da ancak 11 tanesini görebiliyorum. Listede kaç tane arkadaşı kaldığını bile benden gizliyor; rakamı dahi göremiyorum.

Oysa Mustafa, arkadaşım olan ve olmayan herkes gibi, benim herşeyimi görebiliyor, kendisi arkadaşım olmadığı halde yorumlarıma müdahale edebiliyor ve asla sansür edilmiyor. Mustafa benden korktuğu için beni sansür etmekte haklı, ben de Mustafa'dan korkmadığım için onu sansür etme-mekte haklıyım.

(Mustafa benden korkusunu örtbas edebilmek için, ikide bir, beni, getireceği bir kameranın önünde yüz yüze tartışmaya çağırıyor. Ben de ona Nutku'cularla tartışmam, Nutku'nun kendisi gelsin, onunla tartışalım, diyorum. Ama Mustafa benim cevabıma aldırmıyor. Cevabımı belirtmek gereğini duymaksızın, sanki cevabını vermemişim gibi, aynı meydan okumayı bin kere tekrarlayıp duruyor. Tabii, ben zaten muhatap olmak istemediğim ve muhatap olsam bile aynı cevabı bin kere tekrarlayamayacağım için çoğu zaman bu meydan okumayı cevapsız bırakıyorum. O zaman, "yıllardır beni sansür etmekte olan" bizim Mustafa hiç utanmadan, beni kaçmakla ve korkaklıkla suçluyor. Böylece asıl korkağın kim olduğunu okurların gözünden kaçırmış, örtbas etmiş oluyor.

Kimse unutmasın, ben Mustafa'yı asla sansür etmiyorum; Mustafa beni ve arkadaşlarımı sansür ediyor. Ben Mustafa'dan korksam, onu sansür ederim, olur biter; Mustafa benden korkmasa beni sansür etmeye tenezzül etmez. Benden ödü koptuğu için beni sansür eden Mustafa'yla asla yüz yüze gelip tartışmayacağım. Ama iftirasını örtbas etmek için Mustafa'nın bir hayli emek harcadığı iftiracı hocasıyla yüz yüze tartışmaya her an hazırım. İftiracı elebaşı dururken "yavrular" ya da "yardakçılarla" yetinmek zorunda değilim.)

Sansürü bir mücadele yöntemi sayan Mustafa'yla uğraşmak kolay değil. Ama yüzdük yüzdük işin kuyruğuna geldik: Dergisini aylardır raflarda göremiyorduk, ancak 27 Mart hatırına Mart sayısı raflara ulaşabildi ve gördük ki artık DT'den 5 sayfa (ya da tek sayfa) reklam alamıyor. (Özdemir Nutku'nun Theope'ye iftirasını kapaktan desteklemiş olan bu dergiye tüyü bitmemiş yetimin hakkını artık yedirmediği için, DT genel müdürü Mustafa Kurt'u tebrik ediyoruz.)

Mustafa'nın Hilmi'ye karşı sonuçlanmış bir davadan 7 milyar tazminat kazandığı doğrudur ve defalarca yazdığımız eski bir haberdir. Bu sayfada o eski haberi tekrarlamak zorunda değildim ve tekrarlamadım. Kaldı ki, ben burada Hilmi'nin haberine de yalnızca link vermekle yetindim ve tek kelime yorum yapmayarak, kararı okurlara bıraktım. Evet, Mustafa'nın kazandığı tazminat davasının, daha önce defalarca tekrarladığım ve tekrarladığımız haberini bu sayfada bir kez daha tekrarlamaya gerek duymadım. Tıpkı Mustafa'nın Hilmi'yi kendisiyle ilgili olmayan bir konuda, muhbir vatandaş olarak, savcılığa ihbar ettiğini; bu ihbarla Hilmi'yi 301. maddeden, vatan hainliği suçuyla hapse attırmaya niyetlendiğini; ama Mustafa'dan çok daha demokrat olan savcının, ihbarda sözü edilen Hilmi Bulunmaz şiiri hakkındaki Demirkanlı iddialarını asılsız bularak işleme koymaya değer görmediğini; takipsizlik kararı vererek Mustafa'yı "asılsız ihbarcı" durumuna düşürdüğünü; burada tekrarlamaya gerek duymadığım gibi...

Evet, "asılsız ihbarcı" Mustafa, Hilmi'den 7 milyar TL tazminat kazandı ve Hilmi dürüst bir vatandaş olarak parayı derhal ödedi. Ama Hilmi'nin açtığı karşı tazminat davalarının hiçbiri henüz sonuçlanmış değil; Hilmi'nin açtığı bu davaların konusunu ve delillerini bildiğim için, onun yakında Mustafa'yı art arda yüksek meblağlı tazminatlara mahkum ettireceğini yüksek bir ihtimal olarak değerlendiyorum. İşte Hilmi'nin Mustafa'ya karşı açtığı davaların en ucuzu olan ve Mayıs duruşmasında sonuçlanması beklenen, 50 milyar tazminat talebiyle açılmış davanın linki; lütfen tıklayıp delilleri inceleyin ve Hilmi kazanır mı, kaybeder mi, kendi vicdanınıza danışarak kendiniz karar verin:

https://www.facebook.com/notes/co%C5%9Fkun-b%C3%BCktel/hilminin-teknede-balik-ziyafeti-co%C5%9Fkun-b%C3%BCktel/10152866020900711

Canberk Uçucu Sosyalistler gezemez mi, sosyalistler yapılmış iyi şeyleri giyemezler mi, yiyemezler mi; nedir bu sosyalistler çile odasındaki derviş mi... sizin gibi beton goşistler yüzünden sosyalizm kaba ve çirkin görünüyor...
Coşkun Büktel Bundan önceki son sataşmasında da Mustafa'nın yazdıklarını silip kaçtığını yukarıda söylemiştim. İşte belgesi:
https://www.facebook.com/coskun.buktel/posts/767376686613777

Canberk Uçucu Ben şerefsizlikten anlamam, bana yazılan hakaret dahil silmem ama insan silerim, hem de çok pis silerim... hani nerede delikanlı, ortalığı velveleye veren büyük gaSteci..?

27 Haziran 2016 Pazartesi

Coşkun Büktel'in, Bulunmaz'a attığı İFTİRÂ özetini aralıksız sunacağız...

"YARATICI" Coşkun Büktel, Bulunmaz'a "İFTİRA" atarken dedi ki:

- Hilmi'nin Mudanya'ya gittiğini okuduğumda benim için sürpriz oldu.
Hilmi haberi bana ya vermedi ya da sezdirmeden verdi.

- Umarım beni yalancılıkla (veya bunaklıkla) suçlayan bu saçma ısrarın, bilmediğim çirkin sebepleri yoktur.

- Beni ısrar etmen değil, yalnızca yalancılık veya bunaklıkla suçlaman ve muhtemel sebepleri ilgilendiriyor.

- Ben unuttuğum şeylere unuttum, derim. Unutmadım diyorsam ve neden unutmuş olamayacağımı gayet güzel açıklamışsam, bunun tersine (ve hiç gerekli değilken) yapılmış bir açıklama, senin niyetinden bağımsız olarak, beni yalan ya da bunaklıkla suçlar. O yüzden beni suçlamadığın mavalını bırak. Suçlamasan da suçluyorsun!

- Bana açıkça "Ben Mudanya'ya gidiyorum." demedin.

- Bu temiz değil. Burda çürük kokan bi şey var.

- Olayı linççiler gibi klavye yarışına sokarak karmakarışık etmeye gerek yok.

- Bu tartışmayı sürdürme tarzında bile çürük kokan bir şey var. Beğenmediğin cevapları engelleyebileceğini hayal edemiyorum. Ama engelliyorsan açıklamanı tercih ederdim.

- Hayır onun açıklanmasını beklemiyorsun! Hiç beklemeksizin art arda twitler atıyorsun! Sırf bu bile çürük bir linççi yöntemi...

- Artık çürük kokusu değil, somut çürük söz konusu. Adam gibi tartışmaya yanaşmıyor olayı klavye kavgasına çekmeye çalışıyon.

- Niyetinin çürük olduğunu, adam gibi bir tartışmaya yanaşmayışın ele veriyor. Ben senin niyetlerini çürük kokulu buluyorum.

- Aslında "Burda çürük kokan bir şey olduğunu yalnızca anlatmadım. Şu tartışmada ortaya koyduğun linççi yöntemlerle somut olarak belgeledim. Sen artık sen değilsin. Sen artık bana karşı ancak linççi laf kalabalığıyla, boyuna"açıkla" diye gösteri yapıp aslında her şeyin gayet açık olduğunu gözlerden kaçırmaya çalışıyorsun. Durup dururken bunları hangi kirli nedenlerle yaptığını Mudanya'da olmadığım için açıklayamam. Ama kokusu çıktı, yakında somutu da çıkar.

- Ve sen güya çok istediğin bu açıklamayı sonuna kadar dinleyemedin iki kez "klavyemi bırakmam" gibi abuk bahanelerle böldün. Sen aslında açıklamamı istemiyor, açıklamamdan korkuyordun! Nizami bir tartışmaya yanaşmayışın çürük kokusunun adresini kesinlikle belgeliyor.

- İnandırıcı açıklamayı belki Mudanya'dan birileri yapar. Ama senin bu gereksiz tartışmayı başlatman ve cevap beklemeksizin art arda twit atarak adam gibi tartışmaya yanaşmayışın, orada hoşuma gitmeyecek bir şeylerin geçtiğine dair bana bir pis koku hissettiriyor. Konunun özü bu. Laf kalabalığına gerek yok!

- Çürük kokusunun adresini saptırma, yapma bunu! Bu numaraları Mustafa'ya bırak!

- Bu konuda da kimsede ikilem yaratamazsın! Tartışmayı izleyenler temiz yöntemlerimden beni kolayca tanıdı. Asıl böyle telaş içinde cevap beklemeksizin art arda twit atıp duran seni tanımakta zorlanıyordur insanlar.

-  Sana klavyeni 2 dakika bırak da dinle dendi! Sen klavyeni sıçmaya giderken bırakabildiğine göre dinlemek istesen bırakırdın

- Benim hissiyatım senin somut tutumundan kaynaklanıyordu, adam gibi tartışmaya yanaşmayışın, telaşın, haklılığımı belgeledi. Dinlesen anlardın: Çürük kokan sensin. Telaştasın!

- Mustafa da belge sunardı. Sadece belge sunmuş görünmek için. O belge, Mudanya'ya gittiğini bana söylediğini mi kanıtlıyor? Bak belgen hakkında az önce ne yazdım. Telaşı bırak da dinle! Düşün! Linççilere çifte telli oynatıyorsun!

- Belgen hakkında yazdıklarımı oku! Mustafa da bazen alakasız bir belge gösterirdi. Sırf belge göstermiş gibi yapmak için. Senin belgen de Mustafa belgesi... Sanki "Mudanya'ya gidiyorum" dediğinin tapesini sunuyormuş gibi yanıltma insanları! Belgesi varmış. Utan!

- Niye lafın sonunu beklemiyorsun? Niye hemen araya dalıyorsun?!! Bu ne telaş! Somut kanıt: Bu ancak suçluluk telaşı olabilir

- Ancak suçlular nizami bir tartışmaya yanaşmaz ve herşeyi açıklamaktan öte belgelediğim halde, "açıkla, açıkla" diye telaşla çırpınırlar.

- Evet, bugün durup dururken açtığın bu tartışma temiz değil. Suçluluk telaşından apaçık belli... Açıklama ister gibi yapıp açıklamaları dinlemeye yanaşmayışından, davulcu gürültüsüne, klavye kavgasına getirmeye çalışmandan apaçık belli. Cevaplarına aldırmadan aynı lafları papağan gibi sürekli tekrarlamandan apaçık belli. Senden başka herkes her şeyi görüyor. Devam edersen devam ederim ama senin hızınla, senin telaşınla değil. Laf kalabalığıyla, hamasetle değil.

- Sen işi iyice zırvalamaya vuracağa benziyorsun!

- Herkes benim herşeyi gayet net açıkladığımı gördü. Cevaplara aldırmadan aynı lafları sürekli tekrarlama, tartışmak değildir. Sen benimle tartışamazsın, tartışamıyorsun. Hem o kadar yeteneğin yok, hem de bu kez apaçık belli ki kendini suçlu hissediyorsun. O nedenle ilk dakikadan beri, benimle bir an bile nizami bir tartışmaya yanaşmadın. Daha çok twit atarak, daha çok laf salatası yaparak sadece beni bezdirmeye çalıştın! Umutsuz haldesin. Açıkladığım gerçekler karşısında savcı rolünde "açıkla, açıkla!" diye guruldamaktan başka çaren yok. Bütün bunlar kesinlikle temiz değil, burda çürük kokan bir şey var. Asıl sen bu telaşının sebebini açıkla! Durup dururken beni yalan ya da bunaklıkla neden suçladığını açıkla! Ama suçlamıyorum, deme! Cevap saymam, temiz saymam. Buyur sıra sende.

- Açıklamalısın diyorsun ama sorunun saçmalığının o kadar farkındasın ki, cevap beklemeden bir başka soruya kaçıyorsun. Oradan da bir başka soruya. Sorulardan birine güvensen, durup beklersin acaba cevap verebilecek mi diye? Ben senin çılgın hızına yetişmeye çalışmakla uğraşamam. Beni böyle bezdiremezsin. Benim acelem, telaşım yok. Ben her soruna cevap veririm ama sen Mustafa gibi sadece soru soruyor, cevap vermeye çalışmakla ilgilenmiyorsun. Savcı rolünü sen de Mustafa kadar sevdin ama saçma tartışmayı başlatan asıl suçlu sensin! Sen ne kadar klavyeyle ortalığı laf salatasına boğsan bile bu tartışmanın savcısı değil, suçlusu olduğun gerçeğini içine sığdırabilecek kadar büyük bir laf salatası yapamazsın. Soruları cevaplamadan, aynı lafları guruldamaya devam edersen bu temiz olmaz. Ben bu Mustafa numaralarında bir pislik ararım. Buyur sıra sende ama sen dinlemedinki yine işi klavye kavgasına dökmeyi denedin.

- Mustafa da aynı bunu yapardı. Bin kez cevapladığım şeyi, olsun, yine sorardı. Beni küfretmeye zorlamak için. Sen ona iftira diyemiyorsan, ancak iftira olmadığına ilişkin Mudanya gerçeklerine vakıf olduğundandır. Mudanya'ya haber vererek gitmek zorunda olmadığın halde, ille haber verdiğinde ısrar etmen de temiz değil zaten.

- Yoksa Mudanya'da çürümüş bir şeyler mi var?

- Ama orada bir kabahat yapmış gibi bir suçluluk telaşı içindesin.

(Kaynak: twitter)

***

Bütün işinizi gücünüzü bırakıp, bu çok güçlü yazıyı hemen okuyunuz...

Hiçbir yazar, Bulunmaz gibi dürüstçe, korkusuzca ve yiğitçe yazamadı:

Bulunmaz, çakma oyun Theope'yi, Tebriz'de didik didik edip, çöpe attı...

***

Ayrıca bakınız:

Biz, bize "HAKARET" edip, "İFTİRA" atan herkesle mutlaka hesaplaşırız!

Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel'i de Cumhuriyet Savcılığı'na şikâyet etti!