7 Ocak 2009 Çarşamba

TAKSAV'ın 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman'a "Emek Ödülü" verdiği bir süreçte, Aslı Nişancı, Sırlar Dünyası figüranını savunuyor!

Kültür Bakanlığı çanağının 28.000 TL'lik bölümünü yalayıp Sırlar Dünyası'nda figüranlık yapan (Bakınız: "Sırlar Dünyası / 116. Bölüm") Zafer Diper'in yönettiği OLYA "oyun"unda yönetmen yardımcılığını üstlenen Aslı Nişancı, Zafer Diper'in savunmasını da üstleniyor.

Sitemizde yayınlanan "Oruç, 'Bertolt Brecht Gecesi' örtüsünü aralıyor" ve "Bertolt Brecht, her niyete yenen bir muz değildir" başlıklı yazılara yanıt verdiğini sandığımız Aslı Nişancı'nın "yazı"sını okumaya çalışınız! (HB)


Brecht Gecesi ve Sayın Site Yöneticisi,


Ben Aslı Nişancı.. Bizim Tiyatro’da, Zafer Diper’le birlikteyim altı yıldır, hem yönetmen yardımcısı hem de oyuncu olarak..Ayrıca Brecht Gecesi’ne de bir sürü insan gibi-elimden geldiğince katkı sunmuş birisiyim..

24 Aralık Çarşamba günü Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Brecht Gecesi (salonda-ayakta-yerde-fuayede yer kalmamış) büyük bir kalabalık tarafından izlenmiş ve gece “olağanüstü”, “sıra dışı” olarak nitelendirilmiştir.

Doğaldır ki eleştiri mekanizması diye bir şey vardır.. Ne var ki eleştiri kapsamı içinde ele alınır gibi gözükürken, gece, bir-iki kişi (Başta, tanımam, ama adları: Kemal Oruç, Bülent Sezgin olan) tarafından saptırılarak saldırıya dönüşmüştür sitenizde, izninizle..

Brecht gecesi, bilimsel bir toplantı olarak ele alınmamış, bilmeyenlere-tanımayanlara Brecht’i kenarından köşesinden bilgilendirmek amacıyla düzenlenmiştir. Konuşmacılar belki de üzerinde saatlerce konuşabilecekleri Brecht’i konuları bağlamında özetler halinde sunmuşlardır.

Sitenizde çıkan yazıda, iş Zafer Diper’e çamur atmakla başlamıştır.. Birisi, Brecht Gecesi’ ni eleştireyim derken, o geceden günlerce önce Kültür Merkezi’ne gelmiş meğer ve burada Zafer Diper’in “ üç kuruş için gişeciye bağırıp çağırdığı”nı (bu ne demekse) yazmış..Hayret, orada olmama rağmen neden ben böyle bir olayı görmedim acaba.. Gişeciye nasıl bağırılır ki, çünkü ortada gişeci yok o gün ve sorun buradan kaynaklanıyor.. Özetleyeyim: Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde gişe sorunu var. Bir saatten sonra kimseler bakmıyor gişeye, ki orası binanın beynidir..Gişeyle görevli, memur konumunda olduklarından gidiyorlar, “mesai bitti” diye 16.00 gibi..O saatten sonra ise, bırakın bilet alınmasını, herhangi bir bilgi alınacak bir kişi yok ortada (ki etkinliklerin tümü 16.00’dan sonraki saatlerde başlıyor).. Yalnızca güvenlik görevlileri var ve onlar da bir işe karışmıyorlar..O konu gündemde hep Kültür Merkezi’nde.. Yalnızca Diper değil tabii, diğer tiyatrocu arkadaşların da ortak şikayeti; o konu yine tartışılıyordu o gün, bağırılmıyordu..Kaldı ki Brecht Gecesi ile bunun ne ilişkisi var?? Sorun, Zafer Diper’in kişiliğine saldırı amaçlı.. Heyecanlı konuşmaları-herkes yapabilir. ama yıllarca birlikte olduğum için söyleyebilirim ki bu Diper’in karakterine zıt bir şeydir ve Diper’in bağırıp çağıran bir kişi olmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir.. Provalarda bile yönetmenler seslerini yükseltebilirlerken o, yumuşak, içten, sevgiyle yoğrulmuş bir ortamda çalışmayı yeğler..Oyuncular tarafından diklenen-terslenen- gereksiz bir tartışma ortamı yaratmak isteyen olunca da-ki böylesi çıkışları bastırmakta yetki yönetmendedir, ama o, (nasıl dayanır ve becerir şaşarım) sadece susar..ve kısa bir ara verir..Yapısı budur; gişeden ışık odasına, oyuncusundan yardımcı yönetmenine sevgisi ve saygısı sonsuzdur, bu da bilinir.. Gene Diper’le ne alıp veremedikleri varsa, çıldırtıcı bir yalan daha ortaya atılıyor..Zafer Diper’in “kültür merkezini yıllardır elinde tuttuğu ve Belediyeye çanak tutmak adına bu tarz etkinlikleri düzenlediği” söyleniyor.. Şimdi bunu da düzeltmek zorundayım: Evvelsi yıl bazı çarpıklıkları yazılı olarak dile getirdi diye Zafer Diper-Bizim Tiyatro, Belediye tarafınca kara listeye alındı..O yıl amatör tiyatrolar bile festivale çağrılırken Bizim Tiyatro festivale çağrılmadı..Ve en önemlisi belediye bir sürü tiyatronun büyük oyunlarını alarak desteklerken, şimdiye dek Bizim Tiyatro’ya bunu hiç yapmadı.. Barış Manço Kültür Merkezi’nde, Belediye yalnızca salonu tahsis ediyor, onu diğer tiyatrolara da yapıyor zaten..Anma Geceleri için de birkaç bilboard -afiş yapıyor, başka da bir şeye karışmıyor(ama salonu bu tür etkinliklere açması da bir katkıdır kuşkusuz).. Zafer Diper’in ve Mehmet Esatoğlu’nun bu geceye katkı sunmak adına nasıl koşuşturdukları biliniyor mu acaba? Kendi ceplerinden harcadıkları telefon paralarının belediye tarafından mı karşılandığını sanıyor bu yazıyı yazan vatandaş?!.. Bu bir sanatsal yaşam biçimi..Bizim Tiyatro- Zafer Diper’in geçmişi biraz araştırılsaydı bu kolayca anlaşılabilirdi. Zafer Diper’in 12 eylül sonrası tüm kültür ve sanat kurumları faaliyetlerini hemen hemen durdurmuşken büyük bir cesaret ve özveri ile yıllarca düzenlediği kültür ve sanat etkilikleri bilinmiyor galiba.. Evet, oyunların yan sıra kültür sanat etkinliklerine bakalım bir, inanılmaz:dinletiler, konuşmalar, gösteriler, paneller, anma günleri, şiir-drama, atölye çalışmaları düzenlemiş Diper.. İçlerinde: Klasik Gitar Üçlüsü, Başak Müzik Topluluğu, Ezginin Günlüğü, Bulutsuzuk Özlemi, Kopenhag Konservatuarı Jazz orkestrası, KHEM Topluluğu, Şükran Kurdakul, Haluk Şevket Ataseven, Vecihi Ofluoğlu, Ünol Büyükgönenç, Şahap Balcıoğlu, Tan Oral, Oben Güney, Kemal Özer, Doğan Hızlan, Afif Yesari, Refik Durbaş, Sennur Sezer, Melisa Gürpınar, Sina Koloğlu, Ayla Algan, Beklan Algan, Erol Keskin, Orhan Alkaya, Hayati Asılyazıcı, Cengiz Gündoğdu, Tahir Özçelik, Işıl Özgentürk, Seçkin Selvi, Asım Bezirci, Salim Rıza Kırkpınar, Atilla Özkırımlı, Prof. Dr. Cahit Tanyol, Prof. Dr. Emre Kongar, Mahmut Dikerdem, Yaşar Kemal, Kemal Nebioğlu, İlhan Selçuk, Çağdaş Bale, Melike Demirağ, Candan Sabuncu ve diğerleri..Kimler gelmiş, kimler katılmış Zafer Diper’in düzenlediği etkinliklere, kimleri bir araya getirmiş..Diper, bu işleri hep yapmış yani.. Bir kültür sanat adamı olarak, nasıl diyeyim; operadan klasik müziğe, elektronik müzikten halk müziğine, dünya edebiyatından dünya şiirine, sinemadan çağdaş baleye bilgiyle yüklü- inanılmaz donanımlı Diper, geçmiş deneyimlerinden ve birikimlerinden yararlanarak katkı sunuyor şimdilerde de kimi gecelere Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde, o kadar.. Bizim Tiyatro-Zafer Diper Kadıköy Belediyesi’nin tiyatrosu değil! Bu ekonomik dar boğazda “keşke olsaydı!” diyesim geliyor..Çünkü ticari açıdan da haksız bir rekabet var ortada.. Bazı tiyatroları belediye desteklerken,Kadıköy’ün en eski birkaç tiyatrosundan biri olan Bizim Tiyatro’yu maddi olarak desteklemiyor..Ne çanağıymış bu!? Açıldığı günden beri o salona emek veren, eh genç tiyatroların orada olduğu kadar ve yaş baş(62) olarak-kıdem olarak da (46 yıldır tiyatronun içinde ve 28 yıldır da Bizim Tiyatro’yu sürdürüyor) o salonda olan Bizim Tiyatro, salonda, haftada bir ya da en çok iki kez- oynayabiliyor o da.. Bu mu belediyeye çanak tutmak?! Hem ola ki tuttu: sana ne! El insaf yani! Sosyalistliğine gelince..Bu konuya hiç girmeyelim.. Yine araştırırsanız; ürettikleriyle, sanatsal etkinlikleriyle, Cumhuriyet döneminin son çeyrek asrında belki de en çok mağdur edilen, baskı altında olmasına rağmen (örneğin, insan hakları ihlallerini ele alan ‘’Ölüm Uykudaydı’’ adlı oyunu defalarca yasaklanan, defalarca yargılanan (on üç dava), nitel yapısıyla halen ayakta durma savaşımı veren bir kurum Bizim Tiyatro- Zafer Diper.. Yirmi sekiz yıldır tiyatroda ürettiklerine bak bir..

Hani konu geceydi ya, yoo, hayır, yine Zafer Diper’e dil uzatma.. Yok “şu kanalda oynamış, bu kanalda, dizilerde oynamış” konusu..Eee, evet, bundan da sana ne?!...Haa diyeceksin ki ama, bazı kanalların bir anlayışı var, ona araç oluyor?” Oyuncular hem diziyi, hem de kanalı seçecekler öyle mi? Hem bu kanallar ne mene şeyler?..Hangisi diğerinden farklı ve bu farklar ne? Peki sen neyin reklamını yapıyorsun acaba?..Yani bu dizilerde oynayan insanlar sağcı gerici oldu, sen ilerici demokrat falan.. Tiyatronun-insanların geçimini sen mi sağlıyorsun yoksa?!..Senin üstüne vazife değil ki; sana ne tiyatrosunun dışında nerde ne yaptığı.. Sen, Diper’in tiyatrosunda ne-neler yaptığına bak.. Bu ne sığlıktır..Bunlar bir bakış açısı falan değil, belli ki bir kuyruk acısı var, ki nedenini bilmiyorum; kıskançlık mıdır, hazımsızlık mıdır nedir?!..Öyle kolay kolay dil uzatılamayacak büyük bir ustaya saygısızlığın daniskası! Bugün özel tiyatroların en büyük gider hanesi gazete ilanlarıdır.. Bazı tiyatrolar bu desteği sağlamıştır, örneğin Efes Pilsen ile.. Bazı tiyatrolar da dizi, dublaj, vs. koştururlar, tiyatrolarına destek sağlasınlar diye.. Zafer Diper de dizilerde, filmlerde oynamıştır, seslendirme de yapar..Ve de bu mantıkla gidersen, Efes Pilsen’ in katkılarını alarak, gazete ilanlarını rahatlıkla verebilen önemli kimi tiyatrolarımızı da, oradaki sanatçıları da hiçe sayacağız..Çünkü onlar da “biracı” olacak..Onları da mı çöpe atacağız.. Sen tiyatrocuysan, bir tiyatron varsa, tiyatronu nasıl ayakta tutuyorsun?! Gazoz kapağınla mı?!..Ya da zenginsin, paran pulun başka işlerin güçlerin var; e o zaman öt ötebildiğin kadar tabii..Diper’in bir haltı yok!..Ve gene Diper..Evet, şiirleri, Diper’in elinde kağıtla okuması sorunu(!) var..Yalnızca Avusturya’lı sanatçı Kahtarina Weithaler (ki yanlış duyulmuş, kendisi Alman değil, şarkıları Almanca söylüyor ) Brecht şarkılarını Almanca yorumlayacağı için ve sözler-şarkılar bir bütün olduğundan, algılanması için, olması gerektiği gibi bir köşede Türkçelerini okumuştur Diper, ezberden yapılacak bir şey yoktur (ki izleyici de bu yaklaşımı fevkalade doğru bulmuştur ).. Nasıl okunacağı, o sunumun durumuna-konumuna göre saptanabilecek bir şeydir . Ayrıca belirtmekte yarar var: Zafer Diper şiirleri de olağanüstü yorumlayan bir sanatçıdır..E, bu da bilinir..Sizin dışınızda herkes bilir.. Şiirlerle yaptığı bir kolajla tüm Avrupayı dolaşan, önemli gecelerde Brecht, Nâzım okuyan da odur ve yorumculuğuyla da büyük övgüler almış bir sanatçıdır..Peki diyelim ki Diper bunları beceremiyor, öyle birisi de yok; e peki, sorarlar adama kardeşim siz ne yapıyorsunuz, kimsiniz, sizin kafakağıdınızda ne yazıyor?!.. Diper konusu, birlikteliğimizdendir ki beni bir başka bağlıyor tabii..Ama saldırının geneline bakarsanız aslında konu salt Diper değil, hatta belki de o en sonda..Konu, “ah Brecht vah Brecht” derken genelinde kültür-sanat’a, özelinde Brecht’e ve onu üreten sanatçılara saldırı..Ve nedense siz, işinizi gücünüzü bırakıp bu gecenin üzerinden Türkiye’nin önemli kültür-sanat insanlarına saldırıyorsunuz.. Konuşmacılara da saldırıyorsunuz: ”Konuşmacılar neden kağıttan okumuş”tan başlayarak gene, Brecht üstüne ahkam kesmelerle..İsteyen kağıttan okur, isteyen gelir sahneye teybe aldıklarını okur, isteyen doğaçtan konuşur..Sen Kemal Özer’in bastonla, Yılmaz Onay’ın zar zor yürüyerek hasta haliyle Brecht için-söz verdikleri için oraya ne koşullarda, nasıl bir özveriyle geldiğini biliyor musun acaba?..Ve her biri konularının uzmanı olan bu insanlara sen mi öğreteceksin neyle-nasıl konuşmaları gerektiğini ve de hele hele Brecht’i ve onun ne olduğunu?! Kendini bir yol öne çıkarmak için mi bütün bunlar, yoksa beyinsel ya da ruhsal bir sorunun olduğu için mi? Yazıyı yazan çocuklardan biri de 8-10 yıllık tiyatro yaşamında bazı ustalardan feyz almış.. Eğer ustalardan birazcık feyz alsaydın, o gece sahnede bulunan her biri dalında ülkemizin yetkin sayılı sanatçılarına (ki bunlar gökten zembille inmiyor) bu tür dil uzatmamayı öğrenmeliydin en başta, hani en azından biraz sağduyun olabilseydi.. Herkesin herkesi “eleştireyim” derken “karalama” hakkı mı var sanıyorsun?!

Gelelim, bence asıl konuya..Mehmet Esatoğlu.. Bir anlamda, geceyi karalayan esas unsurmuş.. Çünkü o, şimdi sıkı durun, gene geceyle çok ilgili(!) “o bir tacizci yönetmen”miş! Ve “kendisine taban aradığı için bu etkinlikte yer almış.” Kemal Özer, Metin Balay, Yılmaz Onay gibi aydınların kendilerine bilgilendirme yapılmasına rağmen tacizci yönetmen Esatoğlu konusunda kayıtsız kalmışlar ve Esatoğlu da onlara prestij kazandırsın diye de bu geceye katılmışlar.. Bu ne küstahlık, ne cüret, bu ne düşmanlıktır anlaşılmaz..Bir haber daha ileteyim: aslında bu iki kişi başta olmak üzere sanırım, bir grup insan “on yıldır Mehmet Esatoğlu’nun peşindeymiş!”.. Ellerinde dosyalarla dolanıp duruyorlarmış hep.. Siz bir kültür sanat gecesine gelmemişsiniz besbelli, Esatoğlu’nun peşine düşmeye gelmişsiniz.. Eğer Esatoğlu’yla bir sorununuz varsa herhalde bunun çözüm yeri Brecht Gecesi değil..ve gelmişsiniz oturmuşsunuz Brecht gecesinin içine, gece’yle ilgisi olmayan bir konuyla..Bunun, gecenin yalnızca sunuculuğunu yapan, yıllardır profesyonel bir anlayışla amatör tiyatroya emek vermiş, bir sürü oyuncu yetiştirmiş, insanları kültür-sanata, tiyatroya yönlendirmiş “Esatoğlu’yla” ilişkisi ne...Ve bir de ne deniyor: “Maalesef bu eleştiri yazıma benzer bir yazı daha hazırlamak durumunda kalacağım. Çünkü Esatoğlu son olarak, bir sonraki seferde “Nâzım Hikmet Gecesi” düzenleyeceğiz dedi. EYVAH! Günleriniz aydın olsun sevgili düşünce dostları..” Bak hele sen şimdi şu düşünce dostu kahine, geleceği bilmiş şimdiden, o gece kötü olacakmış.. Müneccim moku mu yedin a birader..Daha olmamış bir geceyi şimdiden, sırf Esatoğlu içinde olacağı için karalıyorsun?! İnanılmaz bu da! Eleştiri ha? Yazıda inanılmaz hatalar yapmasan da, bir tek şeyine “eleştiri” diyebilsem bari.. Üç tanesini ele alayım, yeter:

1- Brecht’in artık müzelik hale getirilmiş oyunlarından video gösterileri ve Brecht müzikleri sürekli olarak seyirciye sunuldu:

Senin o müzelik dediğin oyun “Üç Kuruşluk Opera”..Yok sen o oyuna laf etmeyip de, sinevizyonda gördüğüne “eski püskü müzelik olmuş bir yorum” demek istiyorsan, a be kardeşim o da daha 2007 yılında Frankfurt’ta büyük ses getirmiş “Üç Kuruşluk Opera” yorumundan bir bölüm..

2- Brecht’in kuramı ve sanat yapma pratiğine dair değerlendirme yapan kişiler sırasıyla Mutlu Parkan, Yılmaz Onay, Zafer Diper…

Zafer Diper, değerlendirme-bir konuşma yapmadı ki, yalnızca şiir okudu..(yok yok, sen gerçekten orada değilmişsin, galiba ısmarlama karalamışsın bir şeyler, dışardan güdümlenmiş!)

3- Gecede görüntülerde Weigel’den iki Brecht şarkısı dinledik..

Vay canına!..ilk gösterimde(başta, bir de sonda vardı sinevizyon) görülen renkli video gösterimindeki sanatçıyı Helene Weigel sanıyor bu vatandaş..Helene Weigel’in elimizde ancak siyah-beyaz görüntüleri var..Weigel, renklilerle pek yapamadı ve öleli yıllar oldu.. Şaka gibi ya, hani eğer birazcık Brecht’le ilgiliyseniz Weigel’i tanımamanız olanaksızdır, bir sürü fotoğrafı vardır kitaplarda şurada burada..Sizin perdede Weigel diye izlediğinizi sandığınız kişi, Ute Lemper’dir ve Brecht yorumlarıyla ünlüdür ve de gösterilen o kayıt da oldukça yenidir..

Ülkemizin bir avuç değerli kültür sanat insanına birazcık sevgi, saygı ve sevecenlikle yaklaşaydınız ya; nefretle değil; şahıslara yönelik saldırılarla, ipe sapa gelmez, okuyucuyu kandırmaya, başka yerlere yönlendirmeye çalışan saçmalıklarla değil..

Sayın Site yöneticisi, sözüm onlara değil, sizedir, Beğenmemek eleştirmek başka, karalama, çamur atmak başka..Ama bu hepsinin ötesinde bir pislik sanki..Bilgisizlik, birikimsizlik, deneyimsizlikle, kin ve düşmanlıkla, yalan yanlışlarla, bozuk Türkçe anlatımlarla acaba böyle her önüne gelen yazabiliyor mu sitenizde?.. Belki sizin de gözünüzden kaçtı, olabilir..Umarım yazdıklarıma yanıt verilmez, yanıt hakkı falan denerek(onlar yazmıştır, yanıt hakkı bendedir ve yanıt hakkımı kullanıyorum; çünkü Bizim Tiyatro ve içinde olduğum o gece beni sorumluluğuyla bağlıyor) Ama yine de bir yanıt verirlerse; o zaman hem konuyu, hem de o şahısları daha başka ciddi boyutlarda ayrıntısal ele alır, daha başkaca irdelerim ki çok geniş kesimlere reklamları olur ve de çok ünlenirler hani(!).. Kaçırılmaz bir fırsat(!)

Karalayarak “öne çıkmak” ister bazı insan, ama inanın sonunda geri teper bu istem; hep denenmiş ve yaşanmıştır bu. Dikkat ederseniz kültür-sanat birikimleri üzerine bir söz söylemiyor, tiyatrocu kimlikleri üzerine bir soru yöneltmiyorum..Hangi onca değerli katılımcıya bu denli nefretle baktıklarını ve birikimlerinin onca insan üzerine ne cesaretle söz söylemede yetkili olabileceklerini de sorgulamıyorum.. Yalnızca sizin değerlendirmenize bırakıyorum..

Bir de çok önemli bir not (ki dehşet verici)- aldığım son duyum şöyle (ve umarım doğru çıkmaz, yalnızca bir yanlış duyum olarak kalır): Esatoğlu’na saldırılacakmış Nâzım Gecesi. Tehdite bak! Bence, bu tür yazılarla kitleyi tahrik etme suçu işleniyorsa, bazı kişiler, ellerindeki şikayet dosyalarıyla Esatoğlu’nu karalamak adına Üniversitelere, öğretim görevlilerine ve Brecht Gecesi öncesi Belediye’ye gitmişlerse, bu da neden olmasın?!?.. Şimdi önemli sorulardan biri şudur: Siz Esatoğlu’nu protesto edecekseniz neden Barış Manço Kültür Merkezi’ni ve Nâzım gecesini seçiyorsunuz (bir anlamda Brecht Gecesi’ni seçtiğiniz gibi)..Çünkü Esatoğlu bir sürü yerde çeşitli etkinliklerde var olan bir kişi. Neden oralarda ne yapacaksanız yapmadınız?!..Bu yaklaşımla, Esatoğlu’na mı saldıracağınızı düşünüyorsunuz, yoksa geceye, Nâzım’a mı?!..Senin(sizin) bir insanla bir sorunun(uz) varsa onu git başka bir yerde çöz, etkinliğin yapılacağı, önemli katılımcıların bulunacağı Nâzım Gecesi’nde değil..Ama Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde yapılan geceler ses getiriyor, değil mi?..Büyük bir katılımcı kitlesi orada oluyor ya, onca kalabalığı ve o alanı kendinize bir propaganda aracı olarak görerek, geceyi kullanacaksınız (yapıla gelen), yok Esatoğlu tacizciymiş falan gibi bir gerekçeye sığınarak.. “Esatoğlu’nu protesto etme” gibi görünen bu yaklaşımla, hele yaklaşan bir seçim öncesinde, yani bu tür kültür-sanat etkinliklerine bir saldırı düşüncesinde olabilmek, böylesi bir şeyi planlamayı amaçlayabilmek acaba kimin işine gelecek, kime yarayacak?! Size mi? Sizler kimsiniz?

Bu iş Brecht’i, Nâzım’ı,Gece’leri falan aşmış durumda, başka bir şey! Ne acaba?..Neyse, bunu bir “suç duyurusu” olarak algılayabiliriz yine de, ne olur ne olmaz..

Sayın Site yöneticisi, her önünüze gelene sitenin sayfalarının açılmasının ne mene bir şey olduğunu rahatlıkla düşünebilirsiniz artık..Ve son bir not: Biliyorum Diper, bu kez kızacak..O bu tür olaylara (ki pek olmaz) “bırak, uğraşma! Yanıtlamaya değmez!” der geçer olanca sakinliğiyle..İyi..O, O da..ama O, ben değil!