Muhsin Ertuğrul Sahnesi sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
Muhsin Ertuğrul Sahnesi sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

4 Kasım 2016 Cuma

Nedim Saban'ın, kendi mantığı içinde Pınar Yıldırım için güzel tweet'leri!

Not: Parantez içleri bize ait. Bâzı harfleri BÜYÜK harf hâline biz getirdik. (Oyun)

1) Emek Sineması'nın AVM (Alışveriş Merkezi) yapılmaması konusunu en az AKM (Atatürk Kültür Merkezi) ve Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu (konusunu savunduğum) kadar savundum, protestolara katıldım.

2) Beyoğlu'ndaki (kültürel) düşüşe tanık olduktan ve semtte kapanan nice tiyatroyu gördükten sonra buranın (yeni Emek Sineması'nın) kültür merkezine dönüşmesiyle fikrim değişti.

3) Tiyatrokare'nin de diğer pek çok kurum gibi burada (yeni Emek Sineması'nda) ara sıra perde açmasında sakınca görmedim, arkadaşlarımla da konuyu tartıştım.

4) Oyun programımız Eylül ayında tüm kadroya dağıtıldı ve herkesçe onaylandı.

5) Bir özel tiyatro perde açacağı yeri oyuncularına danışmaz. Kaldı ki Tiyatrokare yılda yüze yakın farklı mekânda oynuyor.

6) Ancak konu hassas olduğu için, bu kez, herkesin fikri üç ay öncesinden alındı ve hiç itiraz gelmedi.

7) Fosforlu Müzikali'nde büyük başarı gösteren Pınar Yıldırım da bu sahneyle bağlantı kurarak, oyunlarını orada sunmak için başvurmuştu.

8) Bir isim hakkı nedeniyle Emek Sahnesi, Emek Sineması'yla ters düştü. Konuyu üç gün önce öğrendim. Taraf olmadım çünkü ticarî bir mesele.

9) Marka tescili ve isim hakkı meselesi, farklı bir hukuksal zemin.

10) Ancak, Pınar arkadaşımızın konuyu atlamış olması normal. Çünkü, sanatçılar bu konuları anlamayabilir.

11) Fosforlu Müzikali'nde pek çok şey benim dışımda gelişti. Ancak konuyu duyduğumda, bunun bir ticarî anlaşmazlık olduğunu düşündüm.

12) Kadrodaki arkadaşlarımız da bu inançtayken, Pınar'ın hassayetiyle de empati kurduk ve Grand Pera'da oynamama isteğini kabullendik.

13) Konuyu yeni öğrendim. Ama arkadaşlarım geçen hafta Pınar'a iki kurum arasındaki anlaşmazlık konusunu yansıtmamasını rica etmişler.

14) Mesele bir siyâsî hassasiyet olsa, bizler de tavır koyardık, ancak iki şirket arasında belki çözümlenecek bir çatışmadan bize ne?

15) Kaldı ki, Pınar Yıldırım yüzde bin haklı bile olsa, bunda Fosforlu seyircisinin ya da oyuna emek verenlerin suçu ne?

16) Konudan haberim yeni oldu, ancak Pınar'ın oyunu bırakmasını anlamamakla beraber kabul ettim

17) Bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak için aradığımda yüzüme telefonu kapatmasını saygısızlık ve sevgisizliğin dışında değerlendirdim.

18) Grand Pera oyununa biri hazırlanacakken, Pınar'ın bu haftaki  oyunlara da keyfî biçimde gelmeyeceğini söylemesi üzerine oyunu erteledik.

19) Tüm bilet paralarını geri ödemek ve seyirciden özür dilemeye hazırlanırken yeni bir şeyle karşılaştık.

20) Pınar'ın tavrını yanlış bulan ve bugün yeni bir oyuncuyla provaya giren hattâ yeni bir isim öneren oyuncu arkadaşım da oyunu bıraktı.

21) Dün telefonum kaybolmuştu. Ancak arkadaşlarımız Pınar'ın ağır şantajıyla karşılaştı.

21) Ali Poyrazoğlu için KAMPANYA başlattığını ve aynı KAMPANYAyı bizim için de yapacağını söyledi.

22) Sanatı bir yana bırakın, insanın ekmek yediği kabın içine etmesini de geçin, gerekçesiz oyun bırakmayı da kanıksayın, asıl amaç ne peki?

23) Asıl amaç iki şirket arasındaki husumeti biraz daha duyurmak, işin içine beni de katarak biraz daha tatlandırmak.

24) Ülkede nice sorun varken ve sessiz kalmak yeterince acıtırken, gündemi bu saçmalıkla işgâl etmek istemezdim.

25) Ancak konunun içine çekilmesem, bu yoğun gündem arasındaki yapay EMEK tartışması onlar için güdük kalmış olurdu.

26) Emek Sahnesi'nin bugüne değin izlediğim iki oyununu alkışladım. İyi bir şey yaparlarsa yine alkışlarım

27) Öte yandan 25 yıllık bir kuruma (Tiyatrokare'ye) zarar veren anlayışı, keyfî oyun bırakma, meslektaşlara zarar vermeyi kabul edemem.

28) Bu zor günlerde meslektaş kavgası benim arzuladığım bir şey değil, Tiyatrokare'nin uğradığı zararı dillendirmeyeceğim.

29) Mutlaka kanıt isteyen olursa, yazışmalar, konuşmalar MAHKEMEde kanıtlanır. Ancak bence mesele kişilerin vicdanındadır.

Siyâsî nedenlerle yapılan protestolara saygı duyarız. Ancak kişilerin kavga ettiği kurumla ayrışması yüzünden oyun bırakılması kabul edilemez.

Ancak oyunumuzda oynayan arkadaşımızın (Pınar Yıldırım'ın) bu kurumla çatışması nedeniyle oyunu bırakmasına ve giderken kurumumuza zarar vermesine tepkiliyiz.

Emek Sahnesi'nin Grand Pera ile isim hakkı konusundaki çatışmasında taraf değiliz!!!...

Kaynak: https://twitter.com/nedimsaban

2 Ağustos 2016 Salı

Beklan Algan'a saygı duymayıp Bulunmaz'ı LİNÇ etmek isteyen üfürdü...

Usta Bir Araştırmacı: Beklan Algan

Mimesis Haber – 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde Maya Sahnesi’nde Türkiye tiyatrosunun temel taşlarından birisi olan ve ürettiği oyunlar ve yaptığı araştırmalarla tiyatromuzda kalıcı izler bırakan Beklan Algan’ın vizyonu tartışıldı. Beklan Algan’ın çeşitli dönemlerde tiyatroya yaklaşımının ve bu yaklaşımların bugün ve gelecekte tiyatromuz için ne ifade ettiğinin tartışıldığı etkinlik Mimesis Tiyatro Çeviri Araştırma Dergisi ve TAL (Tiyatro Araştırma Laboratuarı) işbirliğiyle gerçekleştirildi.

Etkinlik film gösterimi ile başladı. Film gösteriminde Beklan Algan’ın 1974’te Tepebaşı Deneme Sahnesi’nde sahnelediği, efsanevi Cesaret Ana ve Çocukları oyunundan pasajların yanı sıra çeşitli konularda görüşlerini dillendirdiği söyleşi görüntüleri yer alıyordu. Görüntülerin bir kısmında Beklan Algan’ın bizzat kendisi, 100 yıllık bir tiyatro geçmişi olan Tepebaşı’ndaki Komedi ve Dram Tiyatroları’nın nasıl olup da yangınlarla yok olduğunu, hayatındaki önemli figürlerden bir tanesi olan Şehir Tiyatroları’nın Genel Sanat Yönetmeni Muhsin Ertuğrul’un öncülüğünde Tepebaşı Deneme Sahnesi’nin nasıl kurulduğunu ve bir eğitim ve araştırma merkezi olarak nasıl yapılandığını özetliyordu. Bu sahnedeki ilk deneme olan Brecht’in Cesaret Ana ve Çocukları oyununu ne tür bir dramaturjik yönelimle sahneye koyduklarını Beklan Algan yine aynı görüntülerde anlatıyordu.

Film gösteriminin ardından Ayla Algan bir açılış konuşması yaptı. Oyunculuğu, müzik yorumculuğu ve hocalığıyla tanıdığımız Ayla Algan’ın hem hayat arkadaşı hem de sanat arkadaşı Beklan Algan’ı anmasının ardından açık oturuma geçildi. Aktör, yönetmen, yazar ve eğitimci kimlikleriyle çağdaş gösteri sanatlarının temel taşlarından birisi olan Beklan Algan vizyonunun tartışıldığı bu panelde Beklan Algan’ın yol arkadaşları yer alıyordu. Ayşın Candan’ın moderatörlüğünü yaptığı açık oturumda Metin Deniz, Cevat Çapan, Cüneyt Türel, Nihal Koldaş, Cüneyt Yalaz ve Mehmet Esatoğlu konuşmacı olarak yer aldı.

Konuşmacılar döneminin en önemli figürlerinden olan Beklan Algan’ı farklı yönleriyle yeni nesil tiyatroculara anlattılar. Cevat Çapan çevirmen ve yazar olarak tiyatroya kazandırdığı eserlerin oluşmasında Beklan Algan’ın etkisini, Metin Deniz ise Beklan Algan’la birlikte giriştikleri projeleri ve sahne tasarımı konusunda oluşturdukları deneysel yaklaşımı özetlediler. Döneminde Türkiye avangard tiyatrosunun önde gelen isimlerinden biri olan Cüneyt Türel, Beklan Algan’ın konvansiyonel olmayan tiyatro konusundaki vizyonunu, amatörlükle tiyatro deneyselliğini nasıl bir araya getirebildiğini anlattı. Mehmet Esatoğlu ve Nihal Koldaş ise Beklan Algan’ın eğitim ve araştırmaya verdiği önemi, deneyim aktarımı konusunda gençliğe dönük olan ilgisini,  bu konudaki kararlılığını ve disiplinini yaşanmış anılarla gözler önüne serdiler. Konuşmacılar arasındaki en genç tiyatrocu olan Cüneyt Yalaz ise; son dönemde Beklan Algan’la Mimesis Dergisi’nde yayınlanmak üzere yaptıkları söyleşilerdeki öne çıkan noktaları sıraladı. Çoğu zaman geçmişle ilgili sorulan sorulara gelecekle ilgili cevaplar veren Beklan Algan’ın ciddi bir aydın sorumluluğu taşıdığını hatırlatan Cüneyt Yalaz; birey merkezli bir bakışın aksine eğitim-araştırma merkezli ve tiyatronun toplumsal işlevini de hesaba katan bir tiyatro anlayışının var olduğunu söyledi. Söz alan seyircilerin de çeşitli noktaları belirtmesiyle Beklan Algan vizyonuna dair önemli bir etkinlik tamamlanmış oldu.

Ömer Özdinç / Mimesis


Yayınlanma Tarihi: 29/03/2011

6 Ocak 2016 Çarşamba

Uygur, MUHBİR Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne "Muhsin Ertuğrul"u verme!

Oca 4,Pts, 2016 Tarihinde yayınlandı | Öne Çıkan Haberler
FacebookTwitterGoogle BookmarkCompact0

Bir Dönem Sona Erdi…

Bir dönem sona erdi… Şubat 1991’de başlayan yolculuk, Ocak 2016’da sona erdi…
Aradaki 25 yıla, yani çeyrek yüzyıla neler sığmadı ki? İlk sayının kapağını Mengü Ertel tasarlamıştı: “TİYATROCULAR ‘BARIŞA EVET’ DİYOR”, aradan çeyrek yüzyıl geçti, Dergi basılı yayımına son verdi, ilk sayının kapağını fotograflayarak kullandık son sayıda, tek spot ve yine herşeyi açıklıyor: “Tiyatrocular ‘Barışa Evet’ Diyor” Hâlâ…
Aynı bölge, aynı kirli savaş… 25 yılın yani çeyrek yüzyılın kapsamlı özeti Mayıs’ta çıkacak olan “Özel Sayı”da olacak.
Neden Mayıs’ta?
25 yılı tamamlayarak basılı yayın hayatına son vereceğimizi bir yıl önce duyurduk ve geri saymaya başladık, Son 11, Son 5, Son 2 diye.. Son sayıyla birlikte çeşitli etkinliklerle basılı yayına veda etmeyi planlıyorduk ki bu yıl İKSV tarafından düzenlenen İstanbul Tiyatro Festivali’nin 20. yılı olduğunu fark ettik, İKSV’nin Tiyatro Festivali yöneticisi, eski bir Tiyatro… Tiyatro… emekçisi Leman Yılmaz’la bu etkinliklerin Festival kapsamında gerçekleşmesi konusunda mutabık kaldık, yani Tiyatro… Tiyatro…’yu, İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında tarihe emanet edeceğiz.
“Özel Sayı”nın dışında, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gerçekleştirmeyi planladığımız 25. yıl kutlamasının yanı sıra, 281 sayının içinden seçerek ve özel tasarımla büyüttüğümüz dergi kapakları sergisi ve bu sergide gerçekleşecek çok sayıda etkinlik yer alacak.
Kısacası, Tiyatro… Tiyatro…’ya yakışır bir veda gerçekleştireceğiz.
***
Robert (Schild), şöyle demiş: “Ön sayfalarda yer alan Nedim Saban yazımın word dosyasını bilgisayarıma kaydettiğimde, bunun dergimiz için kaleme aldığım doksan dokuzuncu eleştiri olduğunu gördüm! Hal böyle iken, “Tiyatro… Tiyatro…”muzun son basılı sayısına “yüz numaralı” bir “jübile” yazı koymayı önerdim sevgili Mustafa Demirkanlı’ya – ve işte son haftalarda gördüğüm bir, iki ve üç kişilik dört oyuna kısa değinmeler, değdirmeler ve öneriler…”
Pınarım (Erol): “Yıllar yıllar önce dergideki “ilk” röportajımı onunla (Dikmen Gürün) yapmış ve yolculuğuma “başlamıştım”. O, suyun akışını başlatan anaç bir güç benim için. Bilmiyor ki aynı zamanda kendime yeni bir aile bulmamın da gizli tanığı… Evet, buradan itiraf ediyorum ki Tiyatro… Tiyatro… Dergisi evim, Mustafa Demirkanlı babam, Gülhan Avşar Demirkanlı ise her şeyimdir.”
Gülayım (Ayyıldız Yiğitcan) son kapağı gönderirken duygularını şöyle aktarmış: “Son sayımız ekte… Tiyatro Dergisi’nin hayatımda olmasından hep mutluluk duydum, hep de duyacağım. Artık basılı sayılarımız çıkmasa bile, gelecekte basılı malzemenin pek de bir önemi olmayacak zaten. Dijital bir Tiyatro…Tiyatro… Dergisi’nin güzel günlerine hep birlikte :)”
Sevgili Sadık (Aslankara): “Yeni yılla birlikte sanal yayına geçecek olan Tiyatro Tiyatro’da yazmayı sürdüreceğim elbette, “Sadık Seyirci” yazıları devam edecek yani. Ama bu yazılar, eleştirel akla dayalı olmakla birlikte kuramsal açılımlardan, dizgesel yaklaşımlardan uzak, tek oyuna özgü, tek atımlı, kısa, doğrudan hedefe yönelik yazılar olacak…”
tiyatrodergisi.com.tr’nin Yayın Yönetmenliği’ni üstlenecek Didem Boy ise duygularını şöyle aktarmış: “Bu sohbet, basılı dergimizin son sayısının son sohbeti. Yani özel bir sayı, dolayısıyla özel bir sohbet. Sohbete ortak olan da; hem vakit hem para ayırıp oyun izleyen seyirciye müteşekkir bir oyuncu.”
Ben sadece, bu sayıda duygularını ifade eden arkadaşlarımın yazılarını aktardım, isim isim sayacağım o kadar çok dostumuz var ki, burada saymaya kalksam, sayfalar yetmez, asıl teşekkür ve vedayı Özel Sayı’ya saklıyorum.
Çok insanın emeği var bu Dergi’de, iyi ki varlardı…
Siz sevgili okurlarımız da iyi ki vardınız, iyi ki bizimle buluştunuz güç kattınız, itici gücümüz oldunuz.
İlk kez, sonraki sayıda buluşmak ümidiyle diyememenin hüznüyle binlerce teşekkür. (Tiyatro… Tiyatro… Dergisi, Sayı 281, Ocak 2016, Editör yazısı)

1 Mayıs 2015 Cuma

Tüm ödüllere (ödünlere) karşı olsak da, LİNÇÇİ olmadığı için sunuyoruz!

YENİ TİYATRO DERGİSİ 3. EMEK VE BAŞARI ÖDÜLLERİ ADAYLARI 2 MAYIS CUMARTESİ AKŞAMI SAAT 17.00'DA NUBLU İSTANBUL'DA AÇIKLANIYOR 

Değerli Gazeteci Dostumuz, 

3 yıldır büyük bir heyecanla gerçekleştirdiğimiz Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri'nin bu yılki sahiplerini bulacağı geceye sayılı günler kaldı. Ödül törenimizi 25 Mayıs 2015 Pazartesi saat 20.00'da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde gerçekleştireceğiz. 

Türkiye'nin en saygın Tiyatro Dergisi olan Yeni Tiyatro Dergisi'nin organize ettiği Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri'nin ilk basamağı olan 2014- 2015 sezonu adayları ile onur ve başarı ödülleri sahiplerini açıklamak, ayrıca bir sezon boyunca yapılan çalışmaları aktarma kamacıyla bir basın toplantısı düzenliyoruz.  

Adayların yanı sıra Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri Başkanı Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş, Jüri Koordinatörü Yetkin Yüksel ve değerli jüriüyelerimizin katılımıyla gerçekleştireceğimiz basın toplantımıza sizi de aramızda görmekten mutluluk duyacağız.  

Saygılarımızla,  

Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri Koordinatörlüğü 

PROGRAM 
Tarih: 2 Mayıs 2015 
Yer: Otel Bosphorus'un Nublu İstanbul Restoranı 
Adres: Sıraselviler Caddesi No: 55 Beyoğlu- Taksim-İstanbul 
Basın Toplantısı: 17.00-18.00 

İletişim: 
Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş: 0 533 552 76 09 
YetkinYüksel: 0 553 202 44 82 

28 Mart 2015 Cumartesi

Tiyatro dergicileri İBBŞT'ye haber almaya değil, para almaya gidiyorlar...

Çemberlitaş'tan tuttuğumuz taksiyle "Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi" mekânına tam bir buçuk saatte gittik!... Birkaç kilometrelik yol için sarf ettiğimiz sabır enerjisi bizi gayet yormakla birlikte, bir saati aşkın süren "Fuaye Sohbetleri"nden birini ayakta dikilerek izledik. Dâvâlarımızın ve ülke dışı gezilerimizin yanı sıra, "uzun zamandır yakamızı bırakmayan" griple boğuşmanın getirdiği yorgunluk hâli nedeniyle birazcık zorlansak da, İBBŞT'den haber alma niyetiyle hareket ettiğimiz için "bir bıkkınlık" hissetmedik. Haber almaya gittiğimiz İBBŞT'de hiçbir tiyatro dergicisini göremedik!... Yoksa dergiciler geldiler de, Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu'nun odasına mı çıktılar? Mimesis Dergisi, Sahne Dergisi, TEB Oyun Dergisi, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, Tiyatro Gazetesi, Yeni Tiyatro Dergisi temsilcisi hiçbir kimseye rastlamadık. Şu kanıya vardık ki tiyatro dergicileri İBBŞT'ye haber almaya değil, sadece para almaya gidiyorlar...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

1 Mart 2015 Pazar

Kırmızı halı, kırmızı koltuk, kırmızı perde, kırmızılı kadın dikkat çekiyor...

"Muhsin Ertuğrul Sempozyumu" düzenleyen İBBŞT, dikkat çekici ortama sahip!... Henüz yeni inşa edilmesine karşın, görkemli tavanından yağmur suları sızdıran Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bakıma muhtaç ihtiyar bir sayrı gibi sürekli sayıklıyor. Etkinliklerini izleyip yorum yaptığımızda oyuncularından bir kısmının HAKARET eylemiyle karşı karşıya kalınca "İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği" makamına şikâyette bulunarak, HAKARET içerikli yazıları yayından kaldırttığımız İBBŞT tini kendine güvensizliğin somut adresi olarak ajandamızın derin yerinde serinliyor...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

27 Şubat 2015 Cuma

AKP, daha yeni inşa edilen Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni hızla çürütüyor!...

S/ÖZ kültürümüze aykırı tiyatro anlayışıyla tiyatro sanatımızı "kirletmiş kişiler" ile de işbirliği yapan Adalet ve Kalkınma Partisi, tiyatro sanatının sadece içeriğini değil, îmân ve mekân kavramlarını da hızla imhâ ediyor!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

16 Ocak 2015 Cuma

Erhan Yazıcıoğlu'nun reklâmıyla ayakta duran Tiyatro... Tiyatro... Dergisi

Şehir Tiyatroları'nda Yönetmelik Yeniden Değişiyor!


Tiyatro Dünyası'ndan Seray Şahinler Demir, İ.B.B. Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu ile gerçekleştirdiği söyleşi de Yazıcıoğlu önemli konulara değinmiş, Tiyatro Dünyası'nın söyleşini aktarıyoruz.
***
Seray ŞAHİNLER DEMİR
Seray ŞAHİNLER DEMİR
İBB Şehir Tiyatroları'nda sürpriz gelişme… 2012'de yönetimin sanatçılardan alınıp bürokratlara verildiği "yönetmelik" değişiyor. Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu eleştirilen yönetmelik üzerinde tekrar çalışıldığını ve sona gelindiğini ilk kez tiyatrodunyasi.com'a açıkladı. Yazıcıoğlu, "Beklenenden daha çok hak alacağız. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir ilkesi tekrar yerleşecek" diyor.
2012'den bu yana yeni yönetmelik, sansür gibi bir çok nedenle çalkalanan Şehir Tiyatroları'nda Erhan Yazıcıoğlu'nun genel sanat yönetmeni olmasıyla yeni bir dönem başladı. Yazıcıoğlu'yla buluştuk ve 2015'te neleri planladığını konuştuk. Tabi "yönetmelik" sürprizini de…
Şehir Tiyatroları'nda neler oluyor? 

Her şey çok güzel gidiyor. Bir iki önemli beklentimiz var. 1 ay içinde olacağını söylediler. Olduğu zaman inanacağız. Yönetmeliğimiz değişiyor. Çok heyecanlıyız. Beklenenden daha çok hak alacağız. Çünkü bize güveniyorlar. Bir güven ortamı, bir başarı ortamı yarattık. Seyirci oranlarını çok yükselttik. Seçtiğimiz oyunların doğru oyunlar olduğu ortada. İstanbul’un karışık seyircisinin tümünü mutlu etme aşamasındayız. Bütün bunlar böyle gidince de hem kesenin ağzı açılıyor hem iyi niyetler arka arkaya gerçeğe dönüşüyor. Biz de sadece kendi işimizi yapıyoruz. Hiçbir şeye bulaşmadan bu tiyatroyu daha iyi nereye getiririz ona bakıyoruz.
Okulu açmakla tarihe geçtik. Kerem Yılmazer Sahnesi'ni konuk tiyatrolar için kullanacağız. Her pazartesi seyirci raporu alıyorum. Beni mutlu ediyor. Ekmek yapmak için malzeme var ve bu ekmeği en iyi şekilde sunacağız ve kızartacağız.
Yönetmeliğin değişim süreci nasıl işledi? Sizin girişimlerinizle mi başladı? Nasıl yaklaştılar?

Evet. Son derece iyi niyetliler. Sadece biraz ağır işliyor devlet mekanizması. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir zihniyetiyle geldim ben. Sadece işimizi yapmak üzere geldik. Sağla solla bağlantımız olmadan bildiğimiz işi yapıyoruz. Bunu da iyi yapmaya çalışıyoruz. Lafta kalmıyor. Kendimize güvenimiz var. Burada yatıyoruz. Bu anlamda da biz en ufak bir karışma yok. Hiç karışmıyorlar. Sadece destek veriyorlar inandıkları için. Kadir Başkan'ımdan müdürüne kadar inanılmaz bir güven ortamı var. Biz de bunu tiyatronun lehine kullanıyoruz.
Yönetmelikte tartışılan maddeler nasıl törpülendi?

Bu biraz bizim iç dinamizmimize girdiği için o anlamda açık vermeyeceğim ama yakında büyük bir müjde verebilirim. Belki bir ay da sürmez. Önce kendimize bu müjdeyi vereceğiz sonra sizlerle paylaşacağız.
Yeni yönetmeliğin değişen maddeleri kurum içindeki tiyatrocuları tatmin edecek mi? Buna inanıyor musunuz? Birçok oyuncu görevine devam etse de hala daha endişeleri var…

Tabii. Görevlerine tabii ki devam edecekler. Eksik olan moral motivasyondu. Bunu sağladığımızı düşünüyoruz. Bir de yönetmelik değişikliği bizim çizgimizde. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir ilkesi tekrar yerleşecek. Bu benden sonra da sürecek. Ben yasa değişmezse 1.5 yıl buradayım. Değişirse 70′e kadar da burada kalabilirim. Hep morale ihtiyacımız var. Belediye bu anlamda maddi olarak inanılmaz destek veriyor. İşimize de karışmıyor. Daha ne yapalım?
KAZAN DAHA AZ KAYNAYACAK

Bize karışmıyorlar diyorsunuz. İma da dahi bulunulmadı mı? Hiç müdahale olmadı mı?

Asla. Ben kendime ihanet eder miyim? Tükürdüğümü yalar mıyım? Hiç bir menfaatim yok ki. Muhsin Ertuğrul’un koltuğunda oluşum, Gencay Gürün’ün döneminden sonra burada oluşum. Ki ben bütün tecrübemi o dönem yaşadım ve uzun süre onun yardımcılığını yaptım. Değişmedim, her yerde aynı Erhan'ım. Hiçbir şey beni değiştirmedi. Ne para ne şöhret ne bu koltuk. Ben hala herkesle şakalaşabilen biriyim. Tatlı sert üslupla çok iyi anlaştığım bir ekibim var. Her işi çözüyorlar. Bana da bir orkestrayı yönetmek düşüyor. Orkestranın elemanları kendi sazlarına çok hakim. Beyni tiyatro için çalışan, yürekleri tiyatro için atan ve sadece tiyatroyu düşünen bir ekip. Dışarıdan gelen işleri reddeden bir ekip. Bu cesaret isteyen bir iş. Sadece küçücük bir devlet maaşıyla yaşamak yürek ister. Bu yüreği taşıyan arkadaşlarımız var. İnsanlar zaman içinde daha çok güvenecekler. Daha az kazan kaynayacak. Kazanın kaynamasına engel olamayız çünkü yapıları, beyinleri değiştiremeyiz. Biz yaptıklarımızla o beyinlerin doğru çalışmasını sağlayacağız.
Son olarak patlak veren Cibali Karakolu oyunundaki sansür tartışması meselesi var. Herkesin merak ettiği neden 25 kez sahnelendikten sonra galanın akabinde böyle bir müdahale oldu?

Biz 8 Ekim'de perde açtık. 8 Ekim'den de 40 gün önce göreve geldik. 40 gün içinde neler yaptığımıza bir bakın. Nasıl yetiştik? Bazı provaları bile göremeden oyun çıkarttık. Şimdi rahatladık. Genel provayı, ondan öncesini seyredebiliyoruz. Seçtiğimiz oyundan kaygımız yok. Ama yabancı bir yönetmen geliyor onu iyi tanımıyoruz. Ya da emekli arkadaşımız yönetmen olarak koyuyoruz ne denli başarılı oluyor? Bunu ilk 40 gün için sağlayamadık çünkü bir sürü işe soyunduk. Düşünün Talat Halman'a özel geceyi bile biz yapıyoruz ve bu bizim fikrimizdi, kimse bizden talep etmedi.
Bu projeye ne kadar sürede hazırladınız?

Cenazesini buradan kaldırdık ve o gün bu fikir oluştu. Kimse sahip çıkmadı. Bu kadar özel bir insana biz özel bir gece yapalım dedik. 1 ay olmadı bile. Apar topar. Kadrolar, soneler hazır. Hatta benim de rolüm var, çantamda taşıyorum. Arada bakıyorum. İyi bir şey yapmak bu tiyatroyu markalaştırmak, insanları tekrar bu tiyatroya sıcak bakmasını sağlamak, iyi oyunlarla öğrencileri çekmek önemli. Öğrenci bize küsmüştü.
Neden?

Kötü oyunlar yüzünden. Klasikleri oynamamışız. Şimdi iki tane birden klasik koyduk. "Kısasa Kısas" geliyor. "Bir Yaz Gecesi Rüyası" başladı. Çok ilgi görüyor.
Arkasından Çehov, Gorki var. "Ayaktakımı Arasında"nın bu hafta provası başlayacak ve oyunu Orhan Alkaya yönetecek. İtalyan asıllı Alman yönetmen Roberto Ciulli var, o gelecek. Biz ona bir iki oyun ismi verdik. Kendi seçecek. Prandelli ya da Çehov olabilir o karar verecek. İki yılı full olan çok ünlü bir Alman var Thomas Ostermeier diye. Onun peşindeyiz. O bize gelsin bir şey yapsın istiyoruz. Çünkü bizde çok az yönetmen yetişmiş, bunu gördük. Bu bir eksiklik. Aktör çok yönetmen yok. Bütün bu büyük, dünyaca ünlü yönetmenleri, yönetmenliğe hevesi ve yeteneği olan arkadaşlarımızla birlikte çalıştırıyoruz. Okul açtık. Hem kendi seyircimizi yetiştiriyoruz hem okul mezunu olmayan yetenekler ortaya çıkarıyoruz. Ama o arada da okul mezun olmaya itiyoruz. Bunun için bizde hocalık vasfı taşıyan çok insan var. Darülbedayi Atölyesi için içimizden 35 kişi çıktı ve bunlar gönüllü. Bunların içinde Zihni Göktay, Toron Karacaoğlu, Tijen Par, Engin Uludağ var. Biz bunlara tekrar hayat aşıladık. Kendimizdeki heyecanı yaydık ve yayıyoruz.
erhan_yazicioglu_2015_1
HER ŞEY İSTEDİĞİNİZ GİBİ OLACAK

Yönetmelik değiştiği zaman yönetmenlerden Orhan Alkaya, Ragıp Yavuz gibi önemli isimler kurumda aktif olarak görev almamayı tercih etti. Engin Alkan'ın devam ettirdiği bazı projeleri oldu. Fakat bu sezon geri döndüler. Siz genel sanat yönetmenliğine getirildiğinizde bu yönetmelik yürürlükteydi. Onları tekrar nasıl kurumun içine çektiniz?


Bana inandılar, neden geldiğime inandılar. Ben onlara kendimi, ne yapmak istediğimi çok iyi anlattım. Bana inandılar ve çok fazla düşünmeden güvendiler.
Ne dediniz mesela?

Bunlar da aile içi. Sadece en iyimser tabirle tiyatronun bir duraklama döneminin artık sonuna gelinmesi gerektiğine inandılar ve kolları sıvadılar. Bana inanan belediye yetkilileri vardı. Ben onlardan aldığım güç ve sözlerle yola çıktım. Yardımcılarımla paylaştım ve sorunsuz olarak devam ediyoruz. Yeni ekibin önüne "ya yönetmelikte şöyle bir madde var" dahi demediler. Hepsini "siz bilirsiniz, peki" diyerek bizim lehimize kullandılar. Uygulama böyle gitti. "Siz bu işi biliyorsunuz, buyurun yapın. Yönetmelik tabii ki değişir, bize zaman verin ama inanın ki bu yönetmelik sizin istediğiniz gibi yürüyecek" dediler. Ama biz yasal halini istiyoruz
Verilen sözler tutuluyor tamam ama 2 söz daha var. Yönetmelik ve kadro. Arkadaşlarımızı artık aşağıdan yukarıya doğru kaydıracağız.. Aşağıya da genç ekibi alacağız.
Kadro şansları olacak mı?

Gayet tabii. Bir uyum süresi vardır. Gelenekseldir. Bu uyuma evet diyenler sıcak bakanlar ve yeteneğini ortaya dökenler kademe kademe gelir. Biz buna çok açığız. Hele ben gençleri çok isterim. Kapının önünde hocam şu oyunu düşünüyorum ben şunu oynamak ya da yönetmek istiyorum diyenler çok olsun isterdim ve oldu. Eğer beklentilerimiz gerçekleşirse çok genç insanları tiyatroyla buluşturacağız.
Yönetmelik ilk değiştiğinde hemen hemen herkes tepkisini dile getirdi. Yürüyüşler, protestolar yapıldı. Sizin düşünceniz neydi?

Ben de onlardandım.
Yönetmeliğe itiraz ettiniz mi?

Gayet tabii. Başkanla bir diyaloğumuz olmuştu. Bu tiyatro (Muhsin Ertuğrul Sahnesi) yıkılırken, "Bunu yapmayacaksınız, bünyenize alacaksınız" demiştim. Başkan da "Sana söz veriyorum, iki yıl içinde aynı kendi ismiyle yapacağız" dedi. Ve gerçekten iki yıl sonra yaptı. Hatta o zaman Başbakanı Tayyip Erdoğan geldi. Ve Kadir Başkan "Sözümü tuttum gördün mü?" dedi. Ben de sahneye çıkıp teşekkür ettim. "Sözünü tutanların yanındayız. Biz sadece işimizi yaparız. Muhsin Ertuğrul adıyla bu binayı bize verdiğiniz için teşekkür ediyorum" dedim. Sezar'ın hakkı Sezar'a.
Sanatçılarınızdan Hülya Karakaş, size sitem dolu bir mektup yazdı. Okudunuz mu? Neler söylemek istersiniz?

Maalesef ironi kokan bir mektup. Hiçbiri doğru değil.
Oyun (Kadın İstasyonu) kesin kaldırıldı mı peki?

Evet kaldırıldı.
Gerekçe gösterdiniz mi?

Gerekçe göstermek zorunda değilim. Üstelik gösterdik de. Biz bütün oyunları kaldırabilirdik. İş yapan, tutan ve bizim yönetimimize uygun olan oyunları tuttuk. Olmayanları kaldırdık. Kaldıramaya da devam ediyoruz. Yeniler çıktıkça eskilerle vedalaşıyoruz.
O oyun sahnelenmemişti ama…

Evet ama ben göreve geldim ve bana bir prova verin dedim. Onlar da direndiler.
Neden?

Nedenini onlara sormak lazım. "Ben oyunu bir göreyim çünkü bilmiyorum" dedim. Yönetmen de, adını anmak istemediğim hanım da ne yazık ki böyle tuhaf bir direnç gösterdi. Temayüllere aykırı bir direnç. Uğraşacak o kadar çok işim vardı ki bununla da uğraşmak istemedim. Ben bu kadar saygı gösteriyorum. Bir emektir diyorum, masraf edilmiştir diyorum. Ki o dekor ve aksesuar parçalarını ben başka oyunlarda kullandım zaten. Harcamadım, çöpe atmadım. Onlar öyle diyorlar ama. Kimse kendini tanrı ilan etmesin. Onlar kendilerine verilen işi yapsınlar.
erhan_yazicioglu_2015_2Bundan sonra size iyi bir oyunla gelse?

Zaten buraya geldi. Sürçü lisan ettiysem affola dedi. İlk kez sana açıklıyorum bunu. Ve bir oyun bıraktı. Ben de bize zaman ver dedim. Oyunu inceledik, beğendik. Bu konuda otorite Yiğit Sertdemir'dir. Ki Yiğit'in olması da büyük bir gelişmedir. Bunu bir lafımla yaptılar. Hay hay dediler. Şimdi hala karıştırmanın, bir aileyi içten çökertmeye çalışmanın anlamı yok. Ki çökertemezler. Ben buna izin vermem çünkü ben buraya canımı koydum. Hiçbir menfaatim olmadan canımı koydum. Bu insanlar bizim yanımızda yer almalı. Eğer bir değerlerse bu değeri biz görelim. Kendi kendine ben en büyük değerim diye megolamanlık yapmanın bir anlamı yok. Gelsinler işlerini yapsınlar. Ama bizim denetimiz, yönetimimiz ve takdirimizle.
Burası yatak odamızdır, kulislerimiz yatak odamızdır. Sevgi hâkimdir. Saygıyla iş yapılması hâkimdir. Kimse "Yahu susun be kardeşim insanlar işini yapsın" demedi. Biz seyretmeyi severiz. Seyrediyorlar. Bakalım kim güçlü onun tarafına geçeriz diyorlar. Ama bütün bunları ben görecek tecrübedeyim. Kazanı bir iki kişi kaynatıyor. Onlar da kazanın dibine çökmeye kazandibi olmaya mahkûm.
Bir de tanımadığım insanlar benimle uğraşıyor. Geçmişimizde bir sürtüşme de yok. Neticede hepimiz oyuncuyuz. Çok kısa bir süre sonra bizim iyi niyetimizi gören herkes bizimle barışacak. Biz kimseye küs değiliz, kimseye minnet etmedik ve kimsenin tavuğuna kış demedik. Hatta yardım ediyoruz. İsteyen özel tiyatrolara oyuncumuzu yönetmenimizi veriyoruz. Amatör tiyatrolara kullanmadığımız dekorumuzu, kostümümüzü verdik. Tüm bunlar açılma, açık oynama değil mi? Açık oynama değil mi?
Değişik ses çıksın. Değişime karşı değilim. O yelpazeyi tanıyorum ben. Ve ben Yedikule gibi bir kenar mahallede yetişmiş insanım. Neyin ne olduğunu bilirim. Rum'u Ermeni'yi Kürdü, Laz'ı tanırım. Bu yelpazenin içinde herkes olabildiğince var olacak. Ama çatlak sesler var. Onlar kendi kendilerine susacak. Ben hesaplı konuşmam. Şuraya şu laf gider mi demem.
Eleştiriye tahammülünüz var mı?

Dinlerim. Ben iftiradan nefret ederim. İftira atılmasın. Aile içinde bile şu şöyle mi oldu gibi şaibeli bir soru beni çıldırtır. Bunun eleştiriyle ilgisi yok. Söylenen her şey mi yalan olur? Dişe dokunur, "Bir dakika, biz bunu düzeltelim" diyeceğimiz hiçbir şey olmadı. Hep düzmece. Ben bu kadar olduğunu zannetmiyorum. Böyle bir şey görmedim. Taşıyabileceğim şeyler değil. İsyan ediyorum neden diye. Bir kere önce bir telefon açıp "meslektaşım, hayırlı olsun" demeyen insanlar var. Nedenini de bilmiyorum. Görsem soracağım. Diyelim nedeni var. Oyununu kaldırdım. Kaldırırım. Yeni yönetimim. Herkes kendi yönetiminde çalışacağı insanları kendi seçmez mi? Hakkım var. Üstelik de kibarlık yapıp prova istiyorum. Vermiyorsun. Yönetmeni de kırmak istemezdim. Ama daha yolumuz uzun. O gerektiği yerde kendini bulur.
Protokol listenizde revize oldu sanıyorum. Bazı eleştirmenler listeden çıkarıldı mı?

Yok böyle bir şey. İddia edenler beni aradılar. Olmadığını söyledim. Sadece ben biraz tez canlı adamım. Onun için herkesi biraz hızlı çalıştırıyorum. O telaş içerisinde mesela Üstün Akmen unutulmuş. Aradım ve yok öyle bir şey hocam dedim. İkinci galaya ben davet ettim. Eleştirmen dediğiniz zaten 3-5 kişi onların da hepsi geliyor.
Eleme yok değil mi?

Eleme şöyle oldu. Protokolü azalttım. Buna da belediye anlayış gösterdi. Günlük protokolü de azalttım. Her oyuna sınır koydum. Çünkü seyirciyi uzaklaştırıp 40 kişiye ben yer ayıramam. Bunu 6-8 kişiyle sınırladık.
350 OYUNCUYLA AÇIKHAVA ÇIKARMASI

2015'te Şehir Tiyatroları’nda neler olacak?


Beklentilerimiz rayına oturacak. Seyirci potansiyeli daha da artacak. Yeni sahneler açılacak. Maltepe bu senenin sonunda devreye girecek. Bostancı Hali tiyatro haline getirilecek. Okulumuzu açtık. İşlevsel hale gelecek.
100.yıl kutlamamızı yaptık. Onun dışında haftada bir gün görme engellilere özel gösteriler yapacağız. Gençlik Günleri’nin mayısta canlandıracağız. Açıkhava Tiyatrosu’nu 1 ay tiyatro yapacağız. Haziranın ortası 2 hafta, ağustos son 2 hafta olacak. 350 oyuncuyu sahnede bir arada göreceğiniz proje bu.
Seray ŞAHİNLER DEMİR
seraysahinler@gmail.com

11 Ocak 2015 Pazar

İHTİSAS sözcüğünün, birinci anlamının DUYGU olduğunu bilmeyen var!

İHTİSAS İŞİ / MUHSİN ERTUĞRUL

Deri, mezbahadan çıkar, fakat kundura orada yapılmaz. Kumaş fabrikada dokunur, fakat elbise orada dikilmez. Orman mütehassısı ağacı yetiştirir fakat mobilya yapmaz. Maden amelesi gümüşü topraktan çıkarır, fakat savatçılıktan anlamaz. Balıkçı levreği tutar, fakat mayonezi beceremez, hele her kalem tutan , her yazı yazan tiyatrodan, piyesten anlamaz. BU BİR İHTİSAS İŞİDİR.

Bu bir meslektir, bu bir sanat işidir , bu güzel sanatlar içinde en güç şubelerden biridir , derin tetebbu ( araştırma ) ister. Tiyatro , başlı başına bir hayat vakfedilse bile , ciltlerle kitap okunsa bile , diyar diyar tiyatrolar gezilse bile , gene ucu bucağı bulunmayan bir sanat şubesidir. Böyleyken , hiçbir meslekte dikiş tutturamayanlar , bir takım sütun karalamacıları , bu sahayı serbest bulmuşlar , çala kalem yürüyorlar. Onlara artık höst demek lazım.
Höst...diyorum. Artık o çomaksız oynadığınız sahanın etrafını ilmin , sanatın dikenli teli ile ördük , artık iyice başı boş girmek yasak. Yalnız sanat bilgisi bilgimizden , sanat görgüsü görgümüzden , sanat sevgisi sevgimizden fazla olanlara kapımız ve kalbimiz açık!

Fakat sakın araya eskisi gibi türediler girmeye kalkmasın. Burası yıllarımızı yıprattığımız , her türlü yokluk içinde göz nurumuzu alın terimizi döktüğümüz , ömrümüzü törpülediğimiz bir meydandır , burada tufeylilerin ( asalakların ) yaygaracıların yeri yok! Tiyatromuzun sahnesi , sanatkarların , salonu halkındır , ikisi arasındaki bezirganların , yazı komisyoncularının , ipini pazara çıkaracağız.

Sanat muhibbi (seven , sevgi besleyen) olmak bir meziyettir ve biz , bize hitap ederken sanat düşüncesinden başka kaygısı olmayanlara taparız. Onların en acı ihtarlarını , iyiliğimizi isteyen bir haminin samimi nasihatları gibi yerine getirmeye çalışırız , çünkü sanatın ilerlemesi bizim ilerlememiz , memleket irfanının adımı demektir. Biz , kendilerini , kanatlarını yakmaya mahkum eden pervaneler gibi hayatımızı seve seve , sanat sevgisi için sahnenin ateşi , sanatın alevi üstünde kurban vermiş kişileriz. Sanatla sahnenin yükselmesi herkesten evvel bizim istediğimizdir ve biz bunun tahakkuku için yapabildiğimiz kadarını yapıyoruz. Yazılarının arkasında gizli düşünce taşımadan bize yardım etmek isteyenlere bilgisiyle , görgüsüyle yardım etmeye gelenlere teşekkür eder , ölünceye kadar minnetlerini taşırız.

Fakat dillerinde yalan , yüzlerinde maske , arkalarında şahsi menfaat kasasının maymuncuğu ile yaklaşmak isteyenlerin vay haline... Öylelerinin bileklerinden kıskıvrak yakalamak , dillerindeki riyayı, yüzlerindeki maskeyi , ellerindeki her kapıya uydurmak istedikleri anahtarları teşhir etmek borcumuz. Bunu bize mukaddes kitabımız olan , sanat sevgisi emrediyor , bunu bize yıkıcılıktan ziyade yapıcılığa muhtaç olan toprağımız emrediyor ve biz bunu yapmaya ahdettik. Veyl sahte bilgiçlere , sanat türedilerine!!...

PERDECİ
(1 MART 1930 / DARÜLBEDAYİ DERGİSİ / NO:2)

(Kaynak: Tiyatro Müzesi)

31 Aralık 2014 Çarşamba

1101 kişilik LİNÇ KAMPANYASI örgütü lideri Mustafa Demirkanlı üfürdü!

Hülya Karakaş’tan Erhan Yazıcıoğlu’na Açık Mektup

Esas mesleği olan kuyumculuk ve elmas ticaretinin dışında kalan zamanlarında tiyatro insanlarına her fırsatta saldıran, hakaret eden (Hakaretleri nedeniyle 10 civarında mahkumiyeti vardır.)  Hilmi Bulunmaz’ın, -Coşkun Büktel’den sonra- şimdi yeni en yakın arkadaşı olan Melih Anık’ın başlatıp, Nedim Saban’ın günlerce sürdürdüğü “Cibali Karakolu”nda “Sansür” iddialarına taraflar gerekli açıklamaları yaptı, ilgili meslek kuruluşu İŞTİSAN’ın açıklaması da bizim için yeterli bir açıklamaydı.
Oyunu galada 2 perde izledim, 3. Perde’yi izleyemeden –sabrım yetmedi- ayrıldım, bu nedenle uzun süre “orospu” rolünün çıkartılmasını anlayamadım, anlam veremedim. Oyunun baş kadın oyuncusu nasıl çıkartılır diye sağa sola sorarken, 3. Perde’de “Cibali Karakol”una şikayet için gelen bir diğer “orospu”nun diğer başka sahnelerle, şarkılarla birlikte oyundan çıkartıldığını anladım. Keşke daha önce bu ayıklamalar yapılsaydı da oyunu sonuna kadar izleyebilseydim, dedim.
İŞTİSAN Başkanı Levent Üzümcü
İŞTİSAN Başkanı Levent Üzümcü
Benim için olay “sansür” olmaktan çıkmıştı, geriye Sanat Yönetmeni olmasından dolayı yetkisini kullanan Erhan Yazıcıoğlu ile yönetmen arasındaki ilişki kalmıştı, yönetmenin de itirazı olmayınca, yukarda da değindiğim gibi İŞTİSAN’ın araştırarak yapmış olduğu açıklama ortada dururken (Bilmeyenler için: İŞTİSAN’ın Başkanı Levent Üzümcü’dür. Levent’in duruşu, tavrı, gözünü budaktan sakınmayan, sözünü esirgemeyen bir kişilik olması bu derneğin açıklamasının güvenilir ve yeterli olduğunu gösteriyor.), buzağı aramanın anlamı ve gereği yoktu.

Konu, bir yanıyla yargıya taşınma sürecine girmişken, (Büyük bir parantez açarak şunu söylemek istiyorum. Erhan Yazıcıoğlu ve Nedim Saban bir araya gelin, hatta uygun görürseniz ben de o çay sohbetinde bulunayım, yoo yoo bu daveti ben yapıyorum kabul ederseniz çayımızı içerken konuyu enine boyuna konuşun, tartışın ve sarılıp ayrılın. Tiyatro insanlarının mahkemelerde didişmesinin anlamı da yok, gerek de yok. Şimdilik parantezi kapatıyorum.) İŞTİSAN’ın açıklamasıyla netlik kazanmışken Hülya Karakaş sahne aldı.
“Erhan Abi’ye Mektup”u facebook üzerinden yayınlanmış, mektup epey uzun, isim vermeden yıllar öncesine dönüp Orhan Alkaya’dan başlıyor, “Cibali Karakolu”ndaki “Sansür”den geçiyor, kurum içi şikayetlerini, kendisine yapılan haksızlıkları aktarıyor, aslında iyi de yapıyor, demek ki kurum içi iletişimde eksiklikler, aksaklıklar var, ancak şunu gördüğümü de aktarmalıyım: Hülya Karakaş’ın, yazının bütününde hakkında soruşturma açılması ve ceza verilmesi için kararlı bir ısrarını gördüm, bence gerek yok; ne soruşturma açılmasına gerek var ne de bu konuda ceza alıp mağdure rolüne soyunmanın yararı var.
Hülya Karakaş’ın mektubunun tamamı aşağıda.
Haber: Mustafa Demirkanlı
İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu
İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu
“Abi” ye mektup…
Madem kendinizi 100 yıllık kurumun “abi”si olduğunuzu söylüyorsunuz, o halde bu kardeşinizi dinlemenizin bir sakıncası yoktur umarım. 1914 yılından beri farklı anlayışlar tarafından yönetilen Şehir Tiyatroları 100. yaşında bir “abi”ye teslim edilmişse vardır bir hikmeti!
Duydum ki “suçlu” avına çıkmışsınız, avdan eliniz boş dönmeyin istedim. Bundan önce ayda bir kez alttan alta ayar verdiğiniz maillerinizle bana kendimi zaten “suçlu” hissettiriyordunuz, bu kez aynaya bakınca ben kendimi “suçlu” hissettim! Fiili “suç”a bakmak yerine, ille ve ısrarla “suçlu” aranmaya başlayan “aile” ortamını biraz rahatlatayım dedim! Sorunlarımı aile içinde çözemediğim için “aile sırlarını” ifşa etmek zorunda kaldım. Genç meslektaşlar buna biraz bozulacaklar, “kurum şovenizmi” (çok aydınlatıcı olduğu için Yücel Erten’den arakladım) yapıyorlar epeydir, her eleştiri yapana “şu kadar da oyun oynadık, pek şahane oynadık” diyerek cevap veriyorlar ya, nicedir iş yapmayan, “CHP torpilli” (yüzüme karşı böyle söylediniz!) 25 yıllık bir Şehir Tiyatrosu sanatçısı olarak “suç”u üstlenmeye karar verdim! Bunlar hep “CeHaPe” zihniyeti” yüzünden biliyor musunuz. Bu CeHaPe “ülkeyi idare edemiyor” ama Şehir Tiyatroları’na bana özel “torpil” yapabiliyor! Nasıl bir “torpil”se artık 25 yıldır bir sanatçıyı ayakta tutabiliyor! Yaratıcılığımı “CeHaPe zihniyetinden” aldığım kesin!
Erhan “abi”cim bilişim çağında yaşıyoruz, işler artık eskisi gibi yürümüyor! Atılan bir twiti Kanada’da yaşayan biri anında retweet ediyorsa sır diye bir şey yoktur. Bolşoy Balesi dansçılarının sırları Türkiye’de konuşuluyorsa, “yalnız ve güzel” ülkemin her sorunu sosyal medyada tartışılıyorsa hangi “sır”dan söz ediyorsunuz? Hele bunu, sivil inisiyatif olarak kurulan, kurulduğu ilk yıllarda gerçekten muhalif olmuş, son birkaç yıldır da eh işte boyutunda “muhalif” kimliğini taşıyan bir meslek kuruluşu olan İŞTİSAN söylüyorsa daha da vahim! Aile sırlarının “servis” edilmesi lafları bir meslek kuruluşunun söyleminde yakışmamış!
Her konuda fikir beyan edebiliriz lakin Şehir Tiyatrosu söz konusu olduğu zaman susmak erdemdir. Bunun haklı bir tarafını bana ispatlarsanız sonsuza kadar ağzımı kapatıp işime bakacağım. Tabii işimi yapabilirsem!
Sevgili “abi”m iyi niyetinizden kuşkum yok. Şehir Tiyatroları’na GSY (Genel Sanat Yönetmeni) olmanızla ilgili önyargım da olmadı. Siz de bana önyargıyla yaklaşmazsanız sevinirim. Derdim gidip gitmemeniz değil, zaten iki yılda bir yapılan sanat yönetimi değişikliğinden hiç memnun değilim. Ama siz de keşke bunları yapmasaydınız Erhan “abi”cim! Keşke daha adaletli davransaydınız, sadece kendinize yakın gördüklerinizi değil, bütün kurum çalışanlarını koruyup kollasaydınız. Hiçbir GSY (Genel Sanat Yönetmeni), sanatçıya, mesleğini küçük düşürmediği sürece önyargılı yaklaşmamalı. “Abi”lerin tarafsızlığı sadece sevdikleri için değil herkes için geçerlidir. Hani “memnun olmadıkları ne var?” demişsiniz ya, şayet dinlerseniz memnun olmadığım şeyleri ve sorunları anlatacağım. Yazdığım dilekçeye mantıklı cevap alamadım, makamınızda yaptığım karşılıklı görüşmelerde sorunlara çözüm bulamadığım için size mektup yazmaya karar verdim.
Öncelikle bir kardeşiniz olarak çevrenizde sürekli sizi pohpohlayan insanlardan uzak durmanızı, sesini duyurmaya çalışanların sesine kulak vermenizi, eleştirileri hoş görüyle karşılayarak işe başlamanızı öneririm. Tiyatronun hiçbir kreatif alanında durmayan, elinde çantayla dolaşıp bilgi toplamaktan başka hiçbir iş yapmayan bir insanının elini hiç tutmayın, bu tür insanların bir gün sizin hakkınızda da bilgi toplayacağından kuşkunuz olmasın. Şehir Tiyatroları bir kamu kuruluşu, kamunun herhangi bir kurumu gibi iç işleyişi hakkında doğru ya da yanlış konuşulabilir, “Sır” argümanı çok eski ve de çok komik; bu tarz bir söylemden uzak durun lütfen. “40 yıllık sanatçı” olmakla övünmeyi anlıyorum, siz de 25 yıllık sanatçı olarak beni anlayın lütfen. Aradaki 15 yılı anlayışınızla kapatabilirim belki! Sizin kadar benim de kurumum Şehir Tiyatroları. Sanatsal hamlığımın pişmesine yardımcı olan okul. Sizin yardımcılarınız kadar emeğim var bu kuruma. Yardımcılarınız ne kadar yönetmense ben de o kadar yönetmenim. Bu nedenledir ki önerdiğim projeler de değerlidir.
İBBŞT Sanatçısı Hülya Karakaş
İBBŞT Sanatçısı Hülya Karakaş
Sorularıma geçeyim izninizle;
1-Göreve gelir gelmez bir önceki yönetim döneminde gönül bağı kurarak provasına başladığım, emek harcadığım Memet Baydur’un “Kadın İstasyonu” adlı oyununu neden kaldırdınız? Oyunun dekoru, kostümü, müziği, bütün hazırlıkları yapıldığı halde oynatmamakta neden direndiniz? Kamunun malı yok yere çöpe atıldı dersem ayıp mı etmiş olacağım bu durumda? “Kadın İstasyonu” oyunu belediye baskısıyla mı kaldırdınız, yoksa siz mi uygun görmediniz? Uygun görmediğiniz oyuna, “Memet Baydur’un en kötü oyunlarından biri” demeniz can sıkıcı değil mi? Neredeyse her gün bir kadın cinayetinin işlendiği, kadına şiddetin olağan sayıldığı bir dönemde, kadın sorunlarının tartışıldığı bir oyun, Memet Baydur gibi özel bir yazar tarafından yazılmışsa, ne kadar ” kötü” olabilir ki? İzin verseydiniz de oyun sahneye çıksaydı, “kötü” olup olmadığına seyirci karar verseydi. Hani seyirci görüşünü önemsiyorsunuz ya, o manada söyledim! Dilekçeme, oyundaki “ekleme – çıkarmaların yazara karşı haksızlık olduğu” düşüncenizi dramaturg Hatice Yurtduru’ya sordunuz mu, size ne cevap verdi? Düşüncenizi oyunun yönetmeni Ersin Umulu ile paylaştınız mı? 40 yıl olmasa da hepimiz bu kurumda uzun yıllardır çalışan, proje üreten sanatçılarız, konuyu bizimle yüz yüze görüşmemenizin altında bir art niyet siz olsaydınız aramaz mıydınız? “İstanbul Efendisi”,“Cibali Karakolu”,“Şark Dişçisi” ve daha birçok oyunda, hiç ekleme – çıkarma yapılmadı mı? Sözünü ettiğim oyun metinleri şu anda sahnelerimizde yazıldığı gibi mi oynanıyor? Eğer yazıldığı gibi oynanmıyorsa, değişiklik yapılmışsa “Kadın İstasyonu” oyununu niçin reddettiniz? Hagop Baronyan “Şark Dişçisi” oyunundaki değişikliklere yaşıyor olsaydı ne derdi acaba?
2-Oynamak üzere hazırlık yaptığım bir oyunun hokus pokus yoluyla yok edilmesinden incindiğimi, kırıldığımı söylememin bir sakıncası yoktur umarım. Ancak bütün olumsuz duygularımı bir kenara koyup yine de ısrarla çalışmak üzere proje önermeye devam ettim. Sam Bobrick’in “Şansa Bak” adlı oyununu yönetmek üzere size teslim ettim. Göreve gelmenizin üzerinden dört ay geçti ama siz projelerim için dört dakikanızı bile ayırmadınız. Kaybettiğim zaman telafi edilemez. Makamınızda yaptığımız görüşmenin üzerinden bir ayı aşkın süre daha geçti. Hala olumlu ya da olumsuz cevap verme gereği duymadınız, neden? Israrla “öncelikle oyuncusun” demenizin altındaki asıl niyet nedir? “Kadın İstasyonu” oyununu kaldırmasaydınız ben zaten oyunculuk yapıyor olacaktım. Yanınıza yardımcı olarak aldığınız sanatçılara da “öncelikle oyuncu” olduklarını sık sık hatırlatıyor musunuz? Yönetmenlik yapmamam için gösterdiğiniz çabayı anlamak mümkün değil. 1995 yılından bu yana kurumda ve kurum dışında oyun yönetmiş biri olarak, tırnaklarımla kazarak elde ettiğim bu hakkımdan vazgeçeceğimi düşünmenizi düşünmek bile istemiyorum!
3- Kurumda arka arkaya oyun yöneten Engin Alkan’ın ve diğer iki yardımcınızın da resmi görev karşılığında “sanatçı” yazıyor. Yani oyuncu, kadrolu yönetmen değil hiçbiri, peki şimdi ne olacak? Onlar oyun yönetirken ben niye oturuyorum? Zevahiri kurtarmak için göstermelik kadın yönetmenler getiriliyor, kurum içindeki kadın çalıştırılmıyor. Yine belediye mi izin vermiyor? Merak ediyorum, “şunlar çalışsın, şunlar cezalandırılsın” listesi mi var elinizde? Eğer “ben istemiyorum” diyorsanız daha da fena! Kimi, neye göre istemiyorsunuz? Yönetmenlik kriteriniz nedir? 25 yıl sonra, size yeniden kendimi ispat etmem mi gerekiyor? Yönetmenlik kriterlerinizi belirtirseniz, bugüne kadar yaptığım işleri size ve Yönetim Kurulu’na bir dosya olarak sunabilirim. Tepeden bakışınızla ,”ben yaptım oldu” anlayışınızla birilerini mutlu edersiniz belki ama sessiz çoğunluk mutsuz olur. Yoksa yeni yönetmelikte sanatçıları mutsuz etme maddesi mi var? Yönetmeliği değiştirmek üzere “maraton” koşan, “biz bu yönetmelik olduğu sürece çalışmıyoruz” diyerek birkaç sene tiyatronun kapısından geçmeyen, kendi tiyatroları dışında oyun oynamayan yardımcılarınız ne oldu da daha düne kadar uğramadıkları tiyatroyu bugün “kurtarmaya” soyundular? Madem tiyatroyu kurtaracaklar, önce güdümlü yönetmeliği değiştirmek için çaba göstersinler! Arka arkaya oyun yönetmek, uyarlama yapmak, şarkı sözü yazmak, bestelemek, anonsları konuşmak, oyuncu seçmeleri yapmak oldukça yorucu, onların asıl işi “tiyatroyu kurtarmak”! Kendi tiyatrolarını kurdukları zaman bol bol vakitleri olacak ancak burası “Kamu Tiyatrosu”! Hülya’ya oyun yönettirmemek konusunda yemin etmek yerine, tiyatroyu “kurtarmak” için ettikleri yemini tutmalarını hatırlatırım!
4-Tiyatroda sansür yüzünden cümle çıkartılmışlığı, sahne kısaltılmışlığı vardır da sahnesi atıldığı için doğal olarak oyunla ilişkisi kalmayan oyuncu bir ilktir. Sansür konusunda kafası karışan herkes Betül Kızılok Bavli’nin oyunda oynayıp oynamadığına baksın! Sansür sizinle başlamadı, sizinle de bitmeyecek. Bundan beş yıl önceki sanat yönetmeni de “Kendi Gök Kubbemiz” ve “Yedi Tepeli Aşk” oyunlarına sansür uygulamıştır. Basın arşivlerinde (yerinde duruyorsa tabii) haberlere ulaşabilirsiniz. Belki o sıralar tiyatroda olup bitenle yeteri kadar ilgilenmemiş olabilirsiniz, sizi uyarmak istedim! Bazen seyirci tepkisi düşünülerek, bazen siyasi iktidar baskısı yüzünden sanatçıların kendine oto sansür uyguladığı zamanlar olmuştur. Türkiye ne yazık ki bu ilkelliği aşamamıştır. Özel tiyatroda da, kurum tiyatrolarında da, (keşke olmasa) ama olur. Siz daha provaların başında, yönetmenin yaptığı işi beğenmeyip, oyundaki tadilatlar sırasında da bu sahneyi çıkarmak istemiş olabilirsiniz, eğer çıkarsaydınız (ki görev alanınız buna izin veriyor)adı oto sansür olacaktı, kimse de bilmeyecekti, konu kendiliğinden kapanacaktı. Ancak 25 kez sahnelendikten, galası yapıldıktan sonra oyundan bu sahneyi çıkartmanız sansürdür. Siz kabul etseniz de etmeseniz de bunun adına literatürde sansür denir. Hele ki oyunun başrol oyuncusu Zihni Göktay, sıcağı sıcağına basına (Radikal Gazetesi) sansürü doğrulayan bir demeç vermişse konu zaten spekülasyona açık bir duruma gelmiştir. Neyi kimden saklıyorsunuz, neden ille bir “suçlu” arıyorsunuz? 100 yıllık kurumun GSY olarak net bir açıklama yapsaydınız konu uzayıp buralara gelmeyecekti, biz de “abi”mizin arkasında duracaktık. “Suçlu” aramanız boşuna! Türkiye sanatı derin bir McCarthy dönemi zaten yaşıyor, bari siz ateşe bir odun daha atmayın lütfen.
5- Eleştirilere net cevap vermek yerine neredeyse sansürü onaylayan açıklamalar yapmaya başladınız. Herkese cevap yetiştirmek, suçlamak, kinayeli göndermeler yapmak, Muhsin Ertuğrul’un mirası, Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından biri olan 100 yıllık Şehir Tiyatroları’nın Genel Sanat Yönetmeni’ne yakışıyor mu? “Kıskançlık” argümanı yeterince sığ! Nasıl bir kıskançlık ki, bugün sansür eleştirisi yapanlar, daha önce tiyatromuzda oynayan oyunları yere göğe sığdıramamış, beğenilerini açıkça yazmaktan çekinmemişler. Bir özel tiyatroyla seyirci tartışması yaşamak Şehir Tiyatroları’nın geleneğinde yok. Siz ki bu geleneği iyi bilirsiniz. Sıkıştığı noktada seyirci desteği isteyen, herkesi “göreve çağıran” tiyatronun sanatçıları (bir bölümü diyeyim) şimdi söz birliği etmişçesine sağa sola had bildirmeye başlamıştır. Beş yıl önce Muhsin Ertuğrul Sahnesi yıkılırken de böyle olmuştu. Hatırlamayanlara, unutkanlık sorunu olanlara, eylemlerde birdenbire azalan sanatçıları hatırlatmakta beis görmüyorum. Yanan mumların tortusu Kongre Merkezi’nin altında yeniden parlayacağı günü bekliyor!
6- Önceki GSY olan Hilmi Zafer Şahin, kendine şiddetle karşı çıkan, aleyhinde basına konuşan sanatçılara gözdağı verdi mi? Mail adreslerine ayar mailleri attı mı,”törpü”ledi mi? Her GSY kendi meşrebine göre sanatçıyı hizaya sokmak istemiştir elbette, yapmıştır da. Ancak sizin sevgi sarmalı mesajlarınızın, mutlu kahvaltı toplantılarınızın arkasından gelen ayar mesajlarınız, başkasını bilmem ama beni serseme çevirdi. Her seferinde dayak yemiş gibi oluyorum! 5 yıl önceki sanat yönetimi dönemindeki kadar yorgunum yine. Hiçbir Genel Sanat Yönetmeni çok sevilmedi ya da bir kısım sevdi bir kısım sevmedi. Hepsinin aleyhinde şiddetli tartışmalar yaşandı, onların suçu neydi? Eminim siz de GSY olmadan önce bir çok şeyden memnun değildiniz, sevmediğiniz oyunlarda oynamak istemediniz, tiyatroya uzun süre uğramadınız, şimdi ne oldu da “suçlu” avına çıktınız? Niçin “beni sevmeyen ölsün” mealinde açıklamalar yapıyorsunuz? Belki suç sizdedir ve arkadaşlarınızdadır, düşündünüz mü?
7- “Enkaz devraldık” demeçlerinizle, siz de diğer Genel Sanat Yönetmenleri’ne ayıp ediyorsunuz, siz de “aile sırlarını” deşifre ediyorsunuz! Israrla “Biz tiyatroyu kurtarmaya geldik” cümlesi kurmanız bu tiyatroda zaten ciddi sorunların olduğunun da bir göstergesi değil mi? Siz olmasaydınız belediye tiyatroyu mu kapatacaktı? Eğer tiyatro sayenizde kapanmadıysa, siz emekli olduktan sonra ne olacak, ne yapacağız? 100 yıllık bir kurum “sayenizde” kurtulduysa aslında dibe vurmasının vakti gelmiş demektir. Dibe vurmalı ki, yeniden, umutla yukarı çıksın. Belki o zaman iki yılda bir sanat yönetimi değişmez, belki o zaman idari yönetimden çok sanat yönetiminin hükmü geçer, belki o zaman, Türkiye gibi, diğer sanat kurumlarıyla birlikte Şehir Tiyatroları da aydınlığa ulaşır.
8- Özgür Efe Yeşilpınar arkadaşımızın tiyatroya geri dönmesi için çalıştığınızı duydum, memnun oldum. Umarım başarırsınız! Önceki GSY H. Zafer Şahin’den Özgür’ün tiyatrodan atılmamasını rica etmiştim. Yalnız kalmanın kötü bir duygu olduğunu bildiğim için kendi çapımda destek olmuştum meslektaşıma. Bugün sorunu çözmeye çalışan yardımcılarınız arkadaşımız tiyatrodan atıldığı zaman da kurumdaydı, o zaman akıl edemediler mi! Kendi uzmanlık alanında değerlendirilmek istediğini dilekçe yoluyla ifade ettiği halde, “işe gelmiyor” gerekçesiyle sizden önceki dönemde uyarı cezası bile verilmeden işten atılan Murat İpek için de aynı hassasiyeti gösterirsiniz umarım. Oyun yazan, yöneten, yeteneği olan bir meslektaşımız Murat, kurumun birçok alanında değerlendirilecekken işsiz kaldı. Kurumun kadrolu sanatçısı olan Eftal Gülbudak arkadaşımız annesine bakmakla yükümlü olduğunu belirterek bir süre için izin rica ettiği halde aynı duyarlılığı ona göstermediniz ve ücretsiz izin almak zorunda bıraktınız kendini. Aylardır cebine tek kuruş girmeden yaşamak durumunda kaldı. Ekmekle oynayanın ekmeği olmaz! Yıllardır kuruma ancak galalarda, özel gecelerde uğrayan, sosyal medyada kurumu öven mesajlar yazan ama sıra oyun oynamaya gelince sırra kadem basan oyuncuları da ücretsiz izin almaya teşvik edecek misiniz? Eftal Gülbudak’ın haklı gerekçesine bile tahammül göstermeyen yardımcılarınızdan ikisinin birkaç yıl tiyatroya uğramadıklarını unutmayın lütfen! Fırsat eşitliği hepimiz için geçerli olmalı. Bir sanatçı, kişiliğiyle, üretimiyle var olur; herhangi bir yönetime yakın durarak değil! Buna zorunlu da değilim. Bundan önce de kimseye yakın durmadım, masa arkadaşlığı yapmadım, bundan sonra da yapmayacağım. Ben sadece işimi yapacağım. GSY olarak haklı kararlarınızı saygıyla karşılar, beni mesleğimle cezalandıran her kim olursa karşısına dikilirim.
9- Tiyatro arşivinin önemli bir bölümünün kayıp olması sansür kadar vahimdir. En son hangi sanat yönetimi döneminde arşiv taranmış ya da taşınmış, ne olmuş da tiyatronun değerli arşivinin önemli bir bölümü kayıplara karışmış, sahaflarda bulunmuş? Göreviniz dedektiflik değil elbette, ama bunu araştırıp bulursanız tiyatroya çok büyük bir hizmet yapmış olursunuz. Sorumluluğu olanlar mutlaka ortaya çıkartılmalı! Uzmanlar, tiyatro hakkında yazıp çizen insanlar, sansürden daha vahim olan bu konunun peşini bırakmamalı.
“CeHaPe torpilli” sanatçının hediyesi de mektup oluyor maalesef! “Aile içi sırları” deşifre etmiş birine sizin de bir yeni yıl hediyeniz olacaktır mutlaka! Olsun, ben göze aldım. Bildiğim, sizinle ve sizden sonra da saygıyla, sevgiyle, özenle işimi yapmaya devam edeceğimdir. Şehir Tiyatroları’nın gelenek ve göreneğine az buçuk yetiştim, iyi olanları öğrendim, iyi görmediklerimden uzak durdum. “Kol kırılır yen içinde kalır” geleneği iyi bulmadığım bir söylem. Bu sözün söylendiği her ailede ciddi zorunlar yaşandığını düşünürüm. Belki sizi gücendirdim, kızdırdım ama buna mecbur bırakıldım! Öyle hışımla “suçlu” avına çıktınız ki, konuyla alakam olmadığı halde “suçlu” benim demek istedim. Şimdi benim gibi düşünen diğer sanatçıların da “biz de suçluyuz” diyerek ayağa kalkmaları ne güzel olurdu, ama boşuna hayal kuruyorum; bu ancak bir film sahnesi olabilir! Öyle her şey yolunda gitmiyor Erhan “Abi”cim!
Sevgiler…Saygılar…
Hülya Karakaş