"CEVAP METNİ" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
"CEVAP METNİ" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

19 Ağustos 2016 Cuma

Bana karşı LİNÇ imzâsı veren Kemal Kocatürk bile "FETÖ'cü" müymüş?

Şehir Tiyatroları’nda Kadromun İptali FETÖ Marifeti Miydi? (Mehmet Atak Yazdı)





"Kadromun İptali FETÖ Marifeti Miydi?"
Selam,
FETÖ gerekçesiyle, İBŞT’den uzaklaştırılanlar listesinin başında Kemal Kocatürk ismini görünce ister istemez aklıma “Seneler önce İBŞT’de kadromun iptali, ve idari mahkemeyle geri döndükten sonra senelerce uğradığım mobing FETÖ marifeti miydi?” sorusu geldi.
Hele hele akabinde, talep etmediğim halde Kenan’ın (Işık) bu kadro iptali ve akabinde mahkeme kararıyla geri döndükten sonra uğradığım mobingin nedenini bulmayı takmasını hatırlayınca bu soru iyice pakişti. Kenan farklı dönemlerde kazdıkça hep karşısına çıkan Shakespeare’in “geri sessizlik” kelamı olmuştu. Kazılarında en ilerlediği noktada ise, Kenan’ın söylediğine göre iş “KURCALAMA ABİ”yle son bulmuştu.
Bir tedavi sebbiyle Ankara’da bulunduğum için, bunu yazarken evde bulunan yerden yüksekliği 40cm’yi bulan resmi yazışmalar, dava dosyalarına ulaşım şansınm olmadığı için tam tarihleri yazammayacağım ama arzu eden olursa, “bilgi edinme hakkı kanunu”yla ya da daha sonra doğrudan bakıp benim göndermemle tam tarihleri edinebilir.
ABD’de “neo-stanislavskien yöntem” üzerine üç aylık bir atölye çalışması için burs almıştım. Panoyoa asılmış, ismimim oyuncu ya da yönetmen olarak yazıldığı hiçbir distribüsyon olmadığı için dönemin İBŞT yönetimine gidip, üç aylık bir “ücretsiz izin” talep ettim. Dönemin İBŞT Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer, bir Rus yönetmeninin geleceğini ve beni seçerse ne olacağını sorunca, ödenekli tiyatrolara dair soru işaretlerim olsa da, önünde sonunda herkesten alınan vergilerle işleyen ödenekli bir tiyatro kadrosunda olduğumu ve etik bir mecburiyetim olduğunu düşünerek izin talebimden vazgeçip bir maille ABD’ye katılamayacağımı bildirdim.
Akabinde maaşım gününde yatmayınca pek aldırmadım, zaman zaman bir-iki günlük gecikmeler olabiliyordu (?). Ama tanıdığım herkesin maaşının yattığını öğrenince muhasebeyi aradım ve yönetim kurulu kararıyla kadromun iptal edildiğini öğrendim. Üstelik ücretsiz izin istediğimde ve bana “ya Rus rejisör seni isterse” dediklerinde, zaten kadromu çoktan iptal etmişler.
Bundan sonrası tam bir kara komediydi. Bir tebligat gelmemişti. Bir arkadaşımın arkadaşı, iyi bir avukat Yaşar Bey yardım etmeyi teklif etti. İBŞT’ye gittik, bana eski tarihli bir imza attırıp tebligatı vermeye çalıştılar, Yaşar Bey engel oldu. Bir gün sonra bir müstahdemle evime tebligat gönderildi, aldığım tarihle imzalayıp aldım. Tebligattaki tarih bir önceki yönetimin olduğu tarihti ama imzalar bu yönetimdi (sonradan yanlış tarih yazıldığı iddia edilmiş) ve kadromun iptalinde dönemin İBŞT Başkanının imzası yoktu.
Daha sonra kadromun iptaline neden olarak iki yönetim önce Behçet Necatigil’den Beckettien bir çatıyla uyarlayıp sahneye koyduğum “Kedi” adlı oyunun “başarısızlığı” gösteriliyordu. İddialarına göre Kedi, İBŞT’nin 300 kişilik salonunda ortalama 45 bilet satışıyla oynamıştı. Evet ortalama bilet satışı 45’ti ama İBŞT’nin 300 kişilik salonu olmadığı gibi, Kedi sadece 50 kişilik Muhsin Ertuğrul Cep Tiyatrosu’nda oynamıştı.
İşin en tuhaf yanı da iki yönetim önce oynayıp bitmiş “Kedi” oyunundaki “başarım” nedeniyle verilen dilekçenin altında imzası olan Nurullah Tuncer, iki yönetim sonra bu kez Genel Sanat Yönetmeni sıfatıyla iki dönem önce bitmiş “Kedi” oyunundaki “başarısızlığım” sebebiyle kadromun iptali talebiyle de imza atmıştı.
Aynı süreçte, emekli olarak TAL’in (Tiyatro Araştırma Laboratuvarı) Başkanlığını sürdüren Ayla Algan’ın da işine son verilmiş. Kendisine tebligat yapılmadığı için TAL’e gelen Ayla Hanım anahtarların değiştirildiğini görünce haklı olarak çok üzülmüştü. Beklan Algan’ın kurup Ayla Hanım, Erol Keskin ve Haluk Şevket Ataseven’in Türkiye Tiyatrosu’nun geleceği için laboratuvar işlevi gören, pek çok araştırma yapmış TAL’in başına Tuncer, Kocatürk üçlüsünün üçüncüsü Mustafa Aslan getirilmiş ve yılların araştırma laboratuvarı bir hamlede halk oyunları merkezine dönüşmüştü. (Duygu Seda Tomru’nun kitapçığı harici, Beklan Beyin senelerce üzerinde çalıştığı “ontik oyunculuk”un hâlâ ciddi bir metod kitabına dönüştürülüp beynelmilel tiyatro literatürüne kazandırılmamış olması içimde uktedir.)
Aynı kadronun daha sonra kadrosunu iptal ettiği isim ise, ne daha önce ne daha sonra bir örneği olmadığı halde bir gecikme sebebiyle tiyatrodan atılan Serra Yımaz’dır. Serra, geri dönmek istemedi.
Yaşar Bey, titiz detaylı bir dava dosyası hazırladı ve ben yeniden yazıp ‘acceptance’ alınca, cebimde 35 dolarla South San Francisco’ya uçtum. İki dolar da ‘bart’a verip San Francisco’ya giderek workshop’a katıldım.
Benim yokluğumda dava sürmüş ve idari mahkemede haklılığım ve göreve iade kararım çıkmış. Daha sonra kadrolaşmalarla yargının da nasıl hukuk dışı işlediğine defalarca şahit olduğum için hep Yaşar Bey’in titiz dava dosyası kadar, benim yokluğumda medyada çıkan yazılar, ve şu an adı aklıma gelenlerden rahmetli Mücap Ofluoğlu, Kemal Bekir, İsmet Ay, Beklan Algan ve Ayla Algan, Kenan Işık, Ahmet Levendoğlu, Ayşe Emel Mesçi. Nesrin Kazankaya, Meral Çetinkaya, Deniz Türkali, Celile Toyon, Suna Selen, Rozet Hubeş, Aslı Öngören, Fırat Tanış, Sevgi Sanlı, Ali Akay, Beral Medra, Lale Tayla, Selim İleri, Nilgün Cerrahoğlu, Semih Kaplanoğlu, Seçkin Yasar gibi bazısıyla beraber çalıştığım, bazısı yönetmen ya da oyuncu olarak işlerimi seyretmiş isimlerin durumu eleştirip, bana destek veren demeçlerinin, bir kadroya ait bile olsa yargı mensuplarını keyfi davranmaktan geri tuttuğunu düşünürüm.
Bu süreçte mesela dönemin Posta Gazetesi’nde köşe yazan Füsün Özbilgen, mevzuu irdeleyen ve eleştiren yazıları nedeniyle İBŞT tarafından tehdit edildiğini şahitler önünde söylemiştir.
Ya da, İBŞT’deki ilk rejim “Ölüm ve Oyun” Japan Performing Enstitute tarafından Togo Festivali’nde sahnelenmek için seçilip de Dışişleri Bakanlığı oyunun bir kasedini daha isteyince, daha sonra Beykoz Belediye Başkanı olan, dönemin İBŞT Müdürü Muharrem Ergün, “kurumda M. Atak adında bir yönetmen yoktur ve Ölüm vre Oyun adlı bir oyun hiç sahnelenmemiştir” şeklinde resmi bir cevap vermiş. (resmi yazı mevcut). Bunun üzerine oyunda rol alan ve oyunun sahnelendiği dönem İBŞT Genel Sanat Yönetmeni olan Kenan Işık ve oyunda rol alan ve oyunun sahnelendiği dönem TAL Başkanı olan Ayla Algan medyada ağır cevaplar vermişlerdi.
Ölüm ve Oyun Shakespeare’in çeşitli oyunları ile soneleri ve Huizinga ile Adler’in öğretilerinden, Mina Hanımın (Urgan) da katkısıyla benim tarafından metni yazılıp sahneye konmuş, misafir oyuncu olarak muhteşem Samiye Hün, Mücap Ofluoğlu, Necdet Mahfi Ayral, Beklan Algan’ın ve oyuncu olarak Ayla Algan, Kenan Işık, Erdal Özyağcılar, Murat Daltaban, Aslı Öngören, Aslı İçözü, Semah Tuğsel, Berrin Akdeniz, Esin Umulu, Fırat Tanış, Alper Kul, Sevi Algan, Eftal Gülbudak gibi 30’a yakın İBŞT oyuncusunun rol aldığı bir oyundur.
İdari mahkeme göreve iade kararı verip, mecburen çağrı yapılınca, hem bunu onur meselesi yaptığım hem de ben dahil vergi alınabilen herkesin vergileriyle işleyen ödenekli bir tiyatronun kimsenin babasının çiftliği olmadığı ve keyfince at oynatamayacağına olan inancımla geri döndüm.
Önce bir “ıssızlaştırma kampanyası”yla karşılaştım. Kadrom iptal olmadan önce aralarında evime gelmek için kırk takla atanlar (evime dostlarım ve dost olacağıma inandıklarım dışında insanların gelmesini istemem) ve uzun sohbet etmeye çalışan, kendilerini “solcu” olarak niteleyen yaşça benden hayli büyüklerin de olduğu meslektaşlarım benden vebalı gibi kaçmaya, benimle selamlaşıp konuşursa yönetimce mimlenecekleri korkusuyla, göz göze gelmemek için kafalarını çevirmeye başladılar.
Tabii yokluğumda mevzua dair itirazlarını doğrudan belirtmiş olduklarını öğrendiğim Celile Hanım (Toyon), Aslı (Öngören), Bennu (Yıldırımlar) gibi on kadar meslektaşım istisna. Bunların biri de hiç tahmin etmediğim, toplam iki oyunda birlikte çalıştığım Zihni Bey’dir (Göktay). Herkes kafasını çevirirken o görür görmez seslenip selam verdi ve her karşılaşmada alenen selamdan imtina etmedi (ben de buradaki öyargımdan utanırım). Oyuncu meslektaşlarımın aksine tiyatronun diğer unsurlarındaki insanlar başta Cahit Abi (Kök), Ömer Abi (soyismini unuttum), Türkan Hanım (Kafadar) vd yönetimce mimlenmeyi önemsemeyip daha önceki tavırları neyse aynen sürdürdüler. Hatta rahmetli Cahit Abi tüm bu süreçte çırpınıp durmuş sevgili rahmetli Marlene’den (Ayça Telırmak) bile önce mevzuu öğrenince beni arayıp neye ihtiyacın var, ne yapabilirim diye sormuş insandır.
Issızlaştırmanın hemen akabi ise “mobing” süreci başladı. Düşünce ve İfade hürriyetine aykırı olsa da bağlayan 657’inci madde dolayısıyla ne yapsam dilekçe vermeye başladım. Ve ayda bir-iki kez disiplin soruşturmasına uğramaya ve düzenli teşvikimin kesilmesine. Mesela Cumhuriyet Gazetesi röportaj yapmak istiyor, ben bir dilekçe verip izin istiyorum, dilekçeye karşılık onay geliyor, ama röportaj yayınlanınca ben izinsiz röportaj vermekten disiplin soruşturmasına uğruyorum. Bu dönem arkadaşım hukuk profesörü İştar Gözaydın düzenli idari hukuk ve dilekçeler hususunda bana yardımcı oldu, ama talebimiz üzerine sevk edilen üst disiplin kurulu da aynı isimlerden oluştuğu için resmi belgeler bile işe yaramayıp mobing sürüp gitti. Hatta bir seferinde, yine şahitler huzurunda ben ayrıldıktan sonra Genel Sanat Yönetmeni de olan, dönemin dramaturgu Hilmi Zafer Şahin bir toplantı tutanağı taslağını yırtılmış olarak çöpten almış, bantla birleştirdiğimizde “Mehmet Atak’ı disipline sevk için neden..” gibi bir şey ortaya çıkmıştı (mevcut)
Bu süreçte aralarında 300 küsur sayfa story-board’ı çizilmiş Bernarda Alba’nın Evi (Lorca), Korku (N. Pakdil), Tirbüşon (M. Frisch), Ak Şeytan (Webster), Kılpayı (E. Albee), Gizli Oturum (Sartre), Ihlamur Ağacı (V.Ö.Bener), Samiye (Samiye Hün’ün hayatı, Darübedayi Tarihi ve TC’nin siyasi ve sosyal tarihiyle birlikte ele alınacağı yarı dans tiyatrosu bir belgesel tiyatro), Benim Cyranolarım (E. Rosytand uyarlaması), Troilus ve Cressieda (Shakespeare), Corialonus (Shakespeare), Oynatılan İnsan (Huizinga ve Adler’in öğretileri, bir arada kullanılarak üç ayrı oyunculuk metoduyla Beckett’in End Game’inin uyarlaması) gibi pek çok proje verdim. Ama hiçbirine cevap bile verilmeden, senelerce bir-iki etkinlik dışında ne oyuncu ne yönetmen olarak hiçbir görevlendirme yapılmadan (maalesef yönetmeliğe göre görevlendirme yapılmadan bir şey yapmanız mümkün değil) atıl bekletildim.
Bu süreçte ben de kuruma, bağlı olduğu kurumlara, alâkalı kurumlara, teftiş kurumuna genelde yönetimin, özelde Kocatürk’ün usulsüzlüklerine dair dilekçeler verdim. Ve bir usulsüzlük yapılabileceğine dair kuşkularım o kadar ilerledi ki, sonradan “almadık” denmemesi için tüm dilekçelerimi, neredeyse tüm oyunlarımın afişini yapmış sevgili Ayşe Kalyoncu’nun şahitliğinde teslim ettim.
Sonunda cezalandırma olarak (maalesef özel bir ihtisas olan çocuk tiyatroları ödenekli tiyatrolarda bir ceza mecraıdır), Levent Üzümcü’nün sahnelediği ve çıkmış bir çocuk oyununda görev verildi. Ben de Çocuk oyunlarının ayrı bir ihtisas olduğu, pedagoji eğitimim olmadığı ve bunun sonuncu oluşabileceklerden sorumluluk kabul etmeyeceğimi ve yasal prova sürecimi talep eden bir dilekçe verip rol aldım. O dönem yönetim kurulunda olan Hülya Karakaş’tan gelmiş bir bilgiye göre, Kocatürk yarı yaşımda olan diğer oyuncuların yanında hantal kalacağımı düşünmüş olmalı ki, kadromun yine iptaline neden olabilir diye tüm yönetimin beni izleyip rapor yazmasını istemiş ama bu işlemedi.
Disiplin soruşturmaları, çalıştırmama vb süren mobing ancak Tuncer, Kocatürk, Aslan ekibinin görevden alınışıyla sona erdi. Ama bu sürecin stresi bende major depresyon, tetiklenmiş hipertiroidite gibi belgesi olan pek çok tezahür gösterdi.
Tuncer, ekibi olmadan Genel Sanat Yönetmenliğine döndüğünde, Kenan’ın (Işık) Karen Blixen uyarlaması “Ölümsüz Öykü”de oynadım. Oyun başlarken gerekçeler arasında “insan malzemesinden mutsuzluğumu” da yazıp sezon sonunda işleme konmak üzere istifa dilekçemi verdim. Oyunun dekoratörü Tuncer’di, bir- iki kez “gadre uğradın” diyerek iletişim denedi, “Nurullah, oyun provalarında sonuna kadar konuşuruz oyuna dair ama prova çıkışı selamını bile almam. ‘Gadre uğradın’ kelamı benim için hiçbir şey ifade etmiyor, ancak kamusal alanda nedenini açıklar ve hukuki sorumluluğunu üstlenirsen bir mânâsı olur” dedim.
Shakespearevari “İntikam soğuk yenen bir yemektir” diskuruyla değil ama FETÖ’de Kocatürk’ün ismini görüp, kadromun iptali, idari mahkemeyle dönüşümden sonra uğradığım mobing ve bunu araştıran Kenan’ın (Işık) hep gelip dayandığı “Kurcalama abi” lafını hatırlayınca “Acaba tüm bunlar FETÖ marifeti miydi?” diye soruyorum. Ama niye sadece Kocatürk? Nurullah Tuncer niye yok? Belki çoktan emekli olmuştur. Mustafa Aslan zaten çoktandır mevta.
Sevgiyle kalın,
Mehmet Atak
Ps. Aynı haberde bazılarını tanımadığım 6 isim daha yazılıydı, bazıları hiç inandırıcı gelmedi. İradelere aleni bir militarist tahakküm tamahı olan bir darbe girişimi ve buna dahil olanların hesabını vermelerini tabii canı gönülden isterim, ama kurunun yanında yaş mağdurlar yaratılmamasını da dilerim.

12 Haziran 2016 Pazar

Refik Erduran MUHBİR mi, MUHBİR Mustafa Demirkanlı mı uyduruyor?!

Hiç Değişmeyen Refik Erduran…

Yazar editor -  Haziran 5, 2016 743 0

ITI-UNESCO Türkiye Merkezi Başkanı Refik Erduran’ın, Kültür Bakanı Nabi Avcı’ya gönderdiği iddia edilen metnin, düzeyinin düşüklüğü nedeniyle gerçek olup olmadığı Yazı İşleri Müdürümüz Mustafa Demirkanlı tarafından bizzat kendisi aranarak teyit edildi. Refik Erduran metni e-mail olarak gönderdiğini ve Devlet Tiyatrosunu savunmak için kaleme aldığını belirtmiştir.  Düzeyi düşük bu yazıyı ibret vesikası olarak yayınlıyoruz.

"Aziz dostum, Nabi Bey kardeşim,

Afiyettesiniz inşallah. İstediğiniz bilgiyi sunmak için bir iki dakikanızı alacağım. İnsan mezara yakınlığın garip rahatlatışı ve dünyadan hiçbir kişisel beklenti kalmayışın huzuru içinde her şeyi daha net görüyor. Ben o durumdayım. Son seçimle kazanılan gücün etkili biçimde kullanıldığını da görürsem sevinecek, kalan vaktimde inandığım güçlere karınca kararınca yararlı olabilmek için basına döneceğim.

En geniş ve yapışkan asalak kesimimiz kendilerini beyaz Türk sayan, sırtından geçindikleri halktan iğrenen Batı maymunlarımız. Temel bahaneleri dindarlıkla yobazlığı bir tutmak, savunur göründükleri demokrasiyi de hiçe sayarak “cahil” çoğunluğu ülke yönetiminden dışlamak. Müslümanlık karanlık, gerilik, başarısızlık demekmiş. Balkan çatışmaları sırasında özel bir Boşnak birliğine katılıp cepheye gitmiş, gönüllü delikanlıların nasıl aydınlık ve fiilî demokrasi içinde çarpışıp inanılmaz derecede başarılı olduklarını Milliyet’teki yazı dizimde ve kitabımda anlatmıştım.

Bugün kör dövüşümüze son verip tartışmaları mantık sınırlarına çekmenin ilk şartı sahte “aydın” kesimindeki nifak tiryakilerinin şirretliklerini etkisiz kılmak, kutuplaşmayı geriletmek. Kültür ve sanat o yönde öncü rol oynayarak çatık kaşları gevşetip gülümsemeleri artırabilir. Buna yarayacak çok etkili potansiyele sahip kurumlar da var devletin elinde. Ama yıllardır nedense kullanılamıyor. Daha doğrusu kullanılıyor ama içlerindeki pozcu, şovcu, çıkarcı edepsizler tarafından, devlete karşı. Sebep? Devletin korkaklığı! Evet, aynen öyle. Hayretle seyrediyorum. Kurumların amiri ve sorumlusu yetkililer bir avuç yaygara şantajcısı karşısında en basit yasal önlemleri alamıyor, yılan görmüş tavşan gibi felç oluyorlar.

Abarttığımı düşünebilirsiniz. En yakından bildiğim kesim olan tiyatrodan somut birkaç örnek vereyim. Geçenlerde Kerem Alışık Tiyatrosu’nun ödül törenine çağırdılar. Ne oluyor göreyim dedim, gittim. Salon beyaz Türk dolu. Levent Üzümcü adında bir şov şampiyonu oyuncu var; fazla yağmur yağsa “muhalefet” naraları atıyor. “İlericilerin özgürlük idolu” oldu. Ona ödül verilmiş. Sahneye çıkıp “karanlığa karşı savaşım” nutukları çekti. Arkasından Şehir Tiyatrosu’nun yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu sahneye fırlayıp onu kucakladı, önünde diz çöktü, sanat-kültür düşmanlarına karşı kahramanın yanında olduğunu haykırarak alkış topladı. Ve bu soytarı halen “görevinin başında”!

Bir Devlet Tiyatrosu koordinasyon toplantısında “Abdullah Gül Hitler, Tayyip Erdoğan Mussolini’dir” gibi cevherler yumurtladıkları için mahkemeye verilen, internet sitelerinde imzalarıyla “Müslümanların bulundukları yerlerde ayak kokusundan geçilmez” türünden hezeyanlar kusan bir güruh var. İçlerindeki oyuncu Atsız Karaduman hüküm giydiği halde bugün de kadroda. Elebaşılarından DT rejisörü Yücel Erten en aktif nifakçı. Emekli ama boyuna oynanan çevirilerinden iyi para kazanıyor. Bu ay Ankara’nın Akün salonunda sahnelenmekte olan “Shakespeare Zorda” oyununun çevirisi de onun.

Bir süre önce birçok ülkenin ITI-UNESCO merkezinden bana sorular yağdı “Hükümetinizin tiyatroları bitirmekte olduğu doğru mu?” diye. Nereden çıkardıklarını sordum. DT Ankara kadrosundaki Murat Çidamlı’nın kendilerine gönderdiği mektubu yolladılar. Okuyunca gözlerime inanamadım. Hükümetimiz Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı sırasında kültür için Avrupa Birliği’nin verdiği paraları “pillage” etmiş (yağmalamış). Kültür ve sanata kökten düşmanmış; tiyatroları sıfırlamakta kararlıymış. Avrupa vakit geçirmeden imdada yetişmeliymiş, vb. Tam bir yabancı jurnalciliği ve uşaklığı… Mektubu DT yönetimine ve Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcısı Nihat Gül’e verdim. Aradan zaman geçti; ne yapıldı bilmiyorum. Ama bu ayın Devlet Tiyatrosu program dergisine bakarsanız görürsünüz: Ankara’da sahnelenmekte olan “Meraklısı için Öyle bir Hikâye” ve “Nihayet Bitti”, Adana’daki “Muammer Muammer” adlı ÜÇ oyunun rejisörü bu Çidamlı Efendi. Nadir görülen bir sırt sıvazlama. Sanki “Aferin aslanım, ülkeni yalanlarla yabancılara jurnallemeye devam” deniyor.

Vaktinizi alma pahasına böyle şeyleri niçin anlattım? Çünkü hazırlanmakta olan hükümet programı üstüne konuşmaları dinliyorum; kültür ve sanata ilişkin tek söz duymadım. Yazanlara lütfen söyleyin de “Devletin imkânlarıyla kültür ve sanat millî birlik şuurunun geliştirilmesi için kararlılıkla değerlendirilecektir” gibi bir iki cümle yer alsın programda. Ve icraat başlayınca inşallah lafta bırakılmayıp gerçekten kararlı davranılsın. Yoksa, şu seçim sonuçlarına dayalı yeni hükümetimiz de bakar kör ve tavşan yürekli çıkarsa, yandı gülüm keten helva.

İlginize vatandaş sıfatıyla peşin teşekkürlerimle,
Refik Erduran 0532 344xxxx

Refik Erduran’ın kaleme aldığı ve Bakan Nabi Avcı’ya e-mail olarak gönderdiğini söylediği yazıya Yücel Erten’in ve Atsız Karaduman’ın sosyal medyadan verdiği cevapları aşağıda bulabilirsiniz.

Yücel Erten 05.06.2016 İstanbul

Devlet Tiyatrosu’ndan bir dostum iletti. Yıllardır kilit altında tutulan bir yoğun bakım odasını andıran Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) Türkiye Millî Merkezi’nin ezelî başkanı, ebedî UNESCO kadısı, Oyun Yazarları Şeysi’nin başkanı, dedikodu yazarı Refik Erduran, yeni Kültür Bakanı Nabi Avcı’ya bir mektup yazmış. Kültür Bakanı Nabi Avcı olduğuna göre, belli ki mektup çok yeni…

Sahte midir, değil midir, bilemem. Ama tanıdığım kadarıyla Erduran, Bakanlık koridoruna çadır kurmuş biridir. İktidarın cinsi cibilliyeti hiç farketmez, onun çadırı Kültür Bakanlığında betona çakılmış olarak durur. Adım başı ödenekli tiyatrolarımıza müdahale imkânı aramak için. Oradan bakınca, mektubun gerçek olmadığını düşünmem için bir neden yok…

Devlet Tiyatroları ile ITI başkanı arasında başgösteren tahta kılıç, teneke kalkan çıkar kavgası beni ilgilendirmiyor. Yok Biricik onun kucağına oturmuş da, yok sonra “Ben Tayyip’i kafaya aldım” diye çemkirmiş de, yok falanca onun için ‘yavşak’ demiş de… Sınırsız-sorumsuz-seviyesiz bu tepişmeler, bende sadece sanatım, mesleğim ve kurumum açısından üzüntü yaratır. Ama bu düşük profilli, şirret dedikoducuları tanımakta yarar vardır. Buyrun, okuyun, eğlenin, öğrenin:

Benimle ilgili kısmına da bir çift söz: Tiyatroda yönetici, eğitmen ve yönetmen olarak niteliklerim ve kariyerim ortadadır. Yurtiçinde ve dışında 77 oyun sahnelemiş, yine yurtiçinde ve dışında 43 ödülle onurlandırılmışım. Yanısıra 36 oyunun Türkçe’ye, 6 oyunun da Türkçe’den Almanca’ya çevirisini yapmışım. Yanı sıra 7 uyarlamam ve 4 oyunum var. Kendimi 16 yıl önce Devlet Tiyatroları’ndan emekli etmişim. Biricik’in atanmasıyla birlikte, bu yönetim altında Devlet Tiyatroları’nda oyun sahnelemeyeceğimi, özgün oyunlarımla uyarlamalarımın oynanmasına izin vermeyeceğimi ilan etmişim. Şimdi çevirdiğim şahane bir oyun Devlet Tiyatroları’nda oynanıyor diye, Erduran oradan gelecek üçotuz paralık telif gelirine yan gözle bakmak seviyesizliğini gösteriyorsa; aklına da, ruhuna da acil şifalar dilerim.

Bir de beni ’en aktif nifakçı’ olarak nitelendirmiş. Şöyle desem anlar mı, bilmem: “Spartakus benim!”…


Atsız Karaduman

Benimle ilgili kısma cevap: Devlet Tiyatroları’nın 2007 yılında yapılan Koordinasyon Toplantısı’nda bir konuşma yapmıştım. Konuşmamın bir bölümünde Devlet Tiyatroların’da ki Bakanların “yalak ve salaklarından söz etmiştim.” Koordinasyon toplantıları kayıt altına alınır. Fetö terör örgütü Devlet Tiyatroları arşivinden bu koordinasyon toplantısının cd’sini çalıp televizyon ve gazetelerinde aleyhime bir kampanya başlattı. Dönemin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay beni hem Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu’na hem de Savcılığa sevketti. Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu zaman aşımı olduğu için bana bir ceza vermedi. Mahkeme süreci ise uzun ve çileli geçti. Hakaret davalarında bir ilk yaşandı, ilk celseye gelmediğim için hakkımda yakalama kararı çıkmış (tebligat elime geçmediği için) beni bir sabaha karşı Ankara’da otel odasından polisler alıp Emniyete götürdüler, oradan da elime kelepçe vuruldu ve beni adliyeye götürdüler. Uzun bir süreçten sonra ben beraat ettim. Sahnelerde hiç bir varlık gösteremeyip, Bakanlık koridorlarında lacileri giyip, Bakanların yalak ve salağı olan zevatla kavgam her daim sürmüştür ve sürecektir. Bu zevatın ilişkileri kirlidir. Ne dostluklarına güvenilir ne düşmanlıklarına. O gün hepsi aynı yollarda yürüyorlardı. Bakanların yalak ve salakları, hepiniz oradaydınız lan. Vıcık vıcık dostluklarınız beni ilgilendirmiyordu şimdi sahte ve vıcık vıcık kavganız da beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor, yiyin birbirinizi.

Konu ile ilgili telefonla görüştüğümüz Levent Üzümcü: "Refik Erduran tam teşekküllü tarafsız bir hastanenin hekim heyetinden akıl sağlığının yerinde olduğuna dair bir rapor aldığı taktirde kendisine memnuniyetle cevap vereceğim." dedi.

19 Kasım 2015 Perşembe

Roman olmayan roman yazarı Coşkun Büktel, editörlere kök söktürüyor!

BİR YAYINEVİ EDİTÖRÜYLE İBRET DOLU YAZIŞMAM:
5 KASIM 13:41
Ahmet kardeşim, merhaba!
Hâlâ editör müsünüz?
5 KASIM 16:16
merhaba Coşkun Bey. nasılsınız.. evet, İ. Yayınevi editörlüğüne devam..
BENİM SON ROMANIMI HAKKINDA GÖRÜŞEBİLİR MİYİZ?
elbette, çok sevinirim.
O ZAMAN SANA METNİ GÖNDEREYİM VE KONUŞALIM. SENİN BEĞENMEN YAYINLANMASINA YETER DEĞİL Mİ?
okuduktan sonra yayın kurulumuzda konuşup bir karara varıyoruz. yıllık programı birlikte hazırlıyoruz çünkü. 4 kişilik bir kuruluz..
İSİMLERİNİ
ÖĞRENEBİLİR MİYİM?
SIR DEĞİLSE.
(20 dakika kadar bir süre cevap gelmeyince)
ANLADIĞIM KADARIYLA, DİĞER ARKADAŞLARIN BİR COŞKUN BÜKTEL ROMANI BASMA KONUSUNDA SENİN KADAR HEYECANLI DEĞİLLER! SELAM SÖYLE HEPSİNE... HOŞÇAKALIN!
Yok.. Öyle düşünmeyin. Siz dosyayı gönderin en kısa sürede ben size haber veririm
ADLARINI SÖYLEYEMEMENİN NEDENİ NEDİR?
Aren Ş , Senem D, Ercan M
Genel müdür , editör arkadaşım ve satış pazarlama müdürümüz
PEKİ GÖNDERİYORUM.. ÇABUK CEVAP ALACAĞIMI VARSAYARAK.
Elbette, emin olabilirsiniz ...
(BU AHMET'TEN ALDIĞIM SON CEVAP OLDU. BUNDAN SONRA YAZILANLARIN HEPSİ BENİM ÇEŞİTLİ TARİHLERDEKİ MESAJLARIM):
7 KASIM 14:00
Ahmet, merhaba!
Metni tekrar okuduğumda çok önemli olmayan bazı düzeltmeler yaptım. Kafa karıştırabileceği için şu düzeltmeyi metne kaydeder misin:
Metinde önemli bir karakter olan Emel'in adı romanda görünmeyen Zuhal adlı minör karakterin adıyla iki yerde karıştırılmıştır. Zuhal adının göründüğü 71. sayfada iki kez Zuhal yerine Emel denmiş. O ilk iki Emel'i lütfen Zuhal yapar mısın?
PRŞ 15:00
Geçen Perşembe ben dedim ki:
PEKİ GÖNDERİYORUM.. ÇABUK CEVAP ALACAĞIMI VARSAYARAK.
Siz dediniz ki:
Elbette, emin olabilirsiniz ...
Ben de birkaç gün içinde bana döneceğinizden emin olmaya çalışmıştım. Kötü ihtimallerin de bulunduğunu aklımdan kovamadığım için "çalışmıştım" diyorum. Örneğin, bir sene bekledikten sonra bile cevap vermeyebileceğinizi ve sorduğumda, "bu işlerin fıtratında beklemek vardır, Coşkun Bey! En acelesi bile bazen bir yıl sürebilir. Ben kitabınızı beğendim. Arkadaşlarımı ikna etmek üzereyim" diyerek gazımı aldıktan üç gün sonra "malesef ikna edemedim" diyebileceğinizi, yani bu imkânın elinizde olduğunu biliyordum.
Bu ihtimallerin farkında olduğum halde, size güvenmeye devam etmeli miyim? Gecikmenizin ihmal, kötü niyet ya da ret bahanesi bulamamak dışında, gerçek bir nedeni varsa lütfen beni haberdar edin! Facebook'ta beni arkadaş seçmeseydiniz, sizin hakkınızda kararımı çoktan vermiş olurdum. Lütfen, gelişmeler hakkında arada bir iki satır yazıp beni bilgilendirin. Ben daima haklı çıktığı için paranoyası akut haline gelmiş bir yazarım. Hoşçakalın!
SAL 08:47
Ahmet bey, bana "Emin olabilirsiniz" derken ne kastetmiştiniz?
"Ben öyle kurnaz bir adamım ki, adamın elinden romanını alıncaya kadar acele cevap vereceğimi söyler, bir kere romanı aldıktan sonra, zavallıya cevap bile vermem."
Bunu mu kastetmiştiniz?
10:48
Pekâlâ bu yazışmamızı yayınlayacağım. Herhalde ne kadar "kurnaz" olduğunuzu ve Coşkun Büktel'e cevap bile vermeyecek kadar yüce bir konumda bulunduğunuzu ve benim ne kadar zavallı olduğumu herkesin görmesinde ve bu gerçeklerin edebiyat tarihi kayıtlarına geçmesinde bir sakınca görmezsiniz.
Dediklerinizden başka diyecek bir şeyinizin olmadığını teyit etmek için 24 saat bekledikten sonra yarın bu zamanlar metni yayınlamış olacağım. Umarım sonradan diliniz çözülmez.
Konuşma Sonu
Görüldü (10:09)

7 Eylül 2015 Pazartesi

Avukat Reyhan Kayışlı ve Avukat Özgür Esen kardeşlerime hukuk dersi!

T.C.
İSTANBUL
20. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA


DOSYA NO: 2015/297 Esas


KONU: Asılsız yanıta asıllı yanıt vermek için bir iki gerçekçi saptama...

1 - Dâvâlı Avukat Reyhan Kayışlı ve Avukat Reyhan Kayışlı'nın vekili Av. Özgür Esen, somut belge, bilgi, bulgu, kanıt ve "Yargıtay Özel İçtihadı" göstermek yerine, "hukukî dayanaktan yoksun, akıl ve mantık kurallarına aykırı" bir söylemle (neredeyse) Sayın Mahkeme ile alay etmeye yelteniyorlar. Oysa sunduğum belgeler resmî, somut niteliklidir!

2 - Benim hakkımda, müvekkillerinin dışında (kişisel hırsına yenilerek) "hukuka aykırı bir söylem" ile sürekli olarak adlî başvurularda bulunan Avukat Reyhan Kayışlı, nesnel hukuk duygusuyla hareket etmek yerine, öznel duygularına teslim olarak, müvekkillerinin hukuk dışı tavırlarıyla ortaklık kurup başvuruları hüsranla sonuçlansa bile sürekli hukuksuzluk yoluna sapmaktadır. Bunun belgelerini sundum, gerekirse yine sunarım!

3 - Dâvâlı Avukat Reyhan Kayışlı ve vekili Avukat Özgür Esen, bir hukuk metni hazırlamak yerine, bir "İHBAR" metni "hazırlar gibi hazırlıksız bir hazırlık" içinde olduklarından, avukatların "AÇIKLAMALAR" diye başlık attığı ve benim "AÇIKLAMAMALAR" diye anlayabildiğim işbu (3.) maddesine yanıt vermem bile hukuka saygısızlık olur. İşbu maddeyi yanıtlamak yerine, takdiri Sayın Mahkeme'nin inisiyatifine bırakıyorum!

4 - Hele bu (4.) madde, öyle bulanık bir biçimde kaleme alınmış ki, Av. Reyhan Kayışlı, artık olasılıklardan medet ummayı bile bir yana bırakıp, işi falcılığa dökmüş. Örnekse: "MUHTEMELEN DÂVÂCININ İŞBU DÂVÂYI AÇMAKTAKİ AMACI SÖZ KONUSU BORÇLARINDAN KAÇMAYA ÇALIŞMAKTIR..." Bu söylem, benim gibi kendi alanında dünyanın EN BÜYÜK firmasının sahibi kişiye karşı açıkça HAKARET suçu işlemektir. HAKARET nedeniyle SUÇ duyurusunda bulunacağım!

5 - Sayın Mahkeme tarafından kabûl görerek, "YANIT VERME" işlemi için kendilerine bir "HUKUK METNİ" sunulmasına bile katlanamayan Av. Reyhan Kayışlı ve Av. Özgür Esen adlı şahıslar dolaylı bir dille Sayın Mahkeme'ye (bile) HAKARET etmeyi göze alarak, işbu (5.) maddede hukuksuzluk dilini abartılı bir hâle taşıyıp, şunu bile söyleyebilmişlerdir: "Bu nedenle tarafımızca bu dâvânın nesine cevap verileceği dahi anlaşılmamaktadır." Oysa ben resmî, somut belgeler sundum. Dosyayı şişirmemek için "çok cimri" davrandım ama Sayın Mahkeme "yeni belgeler" isterse binlerce sayfa resmî ve somut belge sunabilirim.

6 - 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na, Sayın Mahkeme'ye saygım nedenleriyle, "HUKUK DIŞI AÇIKLAMAMALAR"a karşılık vermeye özen göstermeme karşın, adalet duygusundan başka herhangi bir yüce duyguya sahip olmayan şâir yüreğimin sesini dinlediğim için sabretmeye çalışıyorum. Ancak bu (6.) maddedeki şu sözler, inanın beni çileden çıkardı: "DÂVÂCI, TUHAF BİR RUH HÂLİ İLE KENDİNİ FAZLACA ÖNEMSEMEKTE, MÜVEKKİLE KARŞI KENDİNCE 'İNTİKAM' ALMAYA ÇALIŞMAKTADIR. BU DURUMUN İSE HUKUKSAL BİR KARŞILIĞI BULUNMAMAKTADIR. BU NEDENLE HUKUKÎ HİÇBİR TEMELİ BULUNMAYAN BU DÂVÂNIN REDDİ GEREKMEKTEDİR." Sayın Av. Reyhan Kayışlı ile Sayın Av. Özgür Esen'i kendi hâllerine bırakırsak, (neredeyse) Sayın Mahkeme'ye gerek de duymadan, "YARGIÇ KOLTUĞU"na kendileri oturacaklar... İşbu (6.) maddeye de yanıt vermek benim adalet duyguma, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı bir ilkellik olacağından "SUS"yorum!

SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıkladığım nedenlerle, dâvânın kabûl edilmesine karar verilmesi gerektiği kanısındayım. Lütfen kabûl ediniz!

Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim... 8 Eylül 2015


HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

3 Temmuz 2015 Cuma

Coşkun Büktel için sadece kendi ve ötekiler var; öteki özne değil, nesne!

HİLMİ BULUNMAZ, HİÇBİR KARŞILIK BEKLEMEDEN, TÜM MASRAFLARI KENDİ CEBİNDEN ÖDEYEREK, LEMİ BİLGİN'E BİRLİKTE TİYATRO OYUNLARI BASMAYI ÖNERDİ.

LEMİ BİLGİN HALKIN VE TİYATRO SANATININ YARARI ADINA YAPILMIŞ BU TEKLİFE ŞU 3 CEVAPTAN BİRİYLE KARŞILIK VEREBİLİR:

1. TEKLİFİ KABUL EDİYORUM! LÜTFEN DERHAL ANKARA'YA GELİN, PROJEYİ GÖRÜŞÜP, BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRELİM. TİYATROMUZDA HALK VE SANAT YARARINA BİR YAYIN CANLANMASINI BİZ DE ÇOK İSTERİZ.

2. OYUN BASMAYA GEREK YOK. İYİ KÖTÜ BÖYLE DE İDARE EDİP GİDİYORUZ İŞTE... ZATEN EMEKLİLİĞİME ŞURADA KAÇ GÜN KALDI?! LÜTFEN, BAŞIMA İCAT ÇIKARIP BENİ RAHATSIZ ETMEYİN!

3. BEN DEVLETİM, BANA PARA VERECEK OLAN HİLMİ BULUNMAZ'LA MUHATAP OLMAK BANA YAKIŞMAZ; BANA ANCAK BENDEN HALKIN PARASINI TIRTIKLAYACAK İFTİRACI VANDALLARLA MUHATAP OLMAK YAKIŞIR. BİZ KİTAP BASACAKSAK, ANCAK BİZDEN HALKIN PARASINI ALIP BİZİ KAZIKLAYACAK OLANLARA BASTIRIRIZ. EĞER BASTIRMIYORSAK, ŞU SIRALAR BİR DE OYUN METNİ BASARAK KAZIKLANMAYA BÜTÇEMİZ YETMEDİĞİ İÇİNDİR.

Hilmi Bulunmaz'ın Lemi Bilgin'e önerisi için, bakınız: 
http://www.tiyatroyun.blogspot.com/…/bulunmaz-yaynclktan-le…
  • Rozita Steen bunu beğendi.
  • Coşkun Büktel Eğer bugün DT genel müdür koltuğunda, halktan ve tiyatro sanatından yana bir insan oturuyorsa, yukarıda saydığımız üç şıktan hangisini tercih edeceği gayet açıktır.
  • Mustafa Demirkanlı "ben isim vermeden insanları suçlayacak kadar alçak biri değilim." İmza Coşkun Büktel (Mealen aktardım) Bakalım dediği gibi biri miymiş yoksa laf olsun diye mi sallamış... Soru: "BANA ANCAK BENDEN HALKIN PARASINI TIRTIKLAYACAK İFTİRACI VANDALLARLA MUHATAP OLMAK YAKIŞIR." Kim bu vandallar? eminim açıklamayacaktır, yukarıdaki cümlesini düzeltmesi kendi hayrınadır, "olmuş, bir hata yapmışım, isim misim açıklamadan suçlarım ben insanları da demeyip, anında konuyu değiştireceğine kalıbımı basarım...
  • Coşkun Büktel Hilmi'nin teklifi ne güzel, di mi, Mustafa? Yeni yeni oyunlar basılacak, tiyatromuz canlanacak ve tüm masrafları Hilmi ödeyecek, tiyatromuzda tüm insanlar mutlu olacak. Sen de mutlu olmaya çalış! Bu sayfada konu bu! Lütfen değiştirmeye çalışma!
  • Mustafa Demirkanlı Hiçbir şey değiştirmiyorum, Hilmi'nim girişimi de çok güzel. Sorum şu: Hani sen ismini vermeden kimseleri suçlamazsın ya... " Soru: "BANA ANCAK BENDEN HALKIN PARASINI TIRTIKLAYACAK İFTİRACI VANDALLARLA MUHATAP OLMAK YAKIŞIR." Kim bu vandallar? eminim açıklamayacaktır, yukarıdaki cümlesini düzeltmesi kendi hayrınadır, "olmuş, bir hata yapmışım, isim misim açıklamadan suçlarım ben insanları da demeyip, anında konuyu değiştireceğine kalıbımı basarım..." Hadi bakalım ya lafını ye ya da açıkla, isimsiz suçladıkların kim? Bakalım ne kadar delikanlısın...
  • Mustafa Demirkanlı Çok kolay. "Ben işime gelince isim vermeden de suçlarım, kimse de bu çelişkimi bana soramaz." de, olsun bitsin... "Lütfen değiştirmeye çalışma!" diye yalvarman gereksiz, konu yazdığın metinde, isimsiz suçlamalarında, kendi ilkene kendinin karşı çıkmasında... Bakalım, takip edelim, Büktel'i daha iyi tanıyacağız.
  • Coşkun Büktel Benim kolaylık aradığım yok, Mustafa; zorda değilim ki... Sen kendinde müfettiş yetkisi görerek bana soru soruyorsun diye, ben seni müfettiş kabul ederek senin sorularına cevap vermek zorunda değilim ki... Sana "lütfen" diyorsam, bu senin sandığın (ya da saptırmaya çalıştığın) gibi, yalvardığım anlamına gelmiyor. Ama gel şu mutlu sayfayı kirletme! Bak Hilmi Devletimizin tiyatrosuna ne güzel bir öneri yapmış, bundan mutlu olmak yerine, niye rahatsız olasın ki...? Boşver, gel sen de katıl herkesin sevincine...
  • Mustafa Demirkanlı Ahh Büktel ahhh, hayatta bir kere lafının arkasında dur... ben senin yazdığın mutluluk yazısının dışında bir şey sormadım ki? Müfettişlikle ne alakası var, kaçacak bu noktayı mı buldun? O laf senin sitenin başında durdu uzun süre. Sen isim vermeden kimleri suçladın, açıklayamıyorsun değil mi? Peki, o zaman daha önce söylediğin "İsim vermeden suçlamam" ilkenden vazgeçtiğini söyle olsun bitsin...Ben sana genel bir soru sormuyorum ki, uzun süre sitesinin başında taşıdığın ve çok övündüğün ilkene ne olduğunu soruyorum, sen napıyorsun? Yanıtı yukarıda...Büktel'in yanıtlayamadığı soruya verdiği yanıtımsılarda... Özür mü dileyecek yoksa çaresizlikten konuyu mu değiştirecek? Bakalım takip edelim, Büktel'i daha iyi tanıyacağız. Kendi kendini övdüğü Büktel mi karşıdaki yoksa yanıtını veremediği yukarıdaki takiyyedeki adam mı?
  • Coşkun Büktel Ben çok mutluyum, Mustafa! Hilmi'nin önerisi, tiyatrosever her insanı da mutlaka mutlu etmiştir. Keşke sen de mutlu olabilsen... Beni provoke etme çabanı ve umudunu ve şu müfettiş paltonu üstünden çıkarıp bi yana atarak, keşke sen de artık biraz ferahlayabilsen... Bravo, Hilmi!
  • Mustafa Demirkanlı Hilmi'nin önerisine mutlu olmadım demedim ki, tam tersi ne güzel bir öneri dedim, bunu herkes anladı... İnsanların anlayamadığı: Senin "isimini vermeden kimseyi suçlayacak kadar alçak değilim" ilkene ne oldu? Vaz mı geçtin? Yoruyorum seni, yüzüne vurduğum çok ağırına gidiyor, haklısın, çok ağır... Ama yanıtlamadan kaçamayacağın kadar da seni bağlayan bir durum... Çok uzun süre sitenin başında taşıdığın bir banner'dı... VAZ GEÇTİM, BEN İSİM VERMEDEN SUÇLARIM de ben de takip edenler de "biraz ferahlayabilse", ne dersin? Sanırım yanıtlayamayacaksın, ama ben bu utancını unutturmayacağım sana... Bakalım senin yazdıklarını beğenenler ne diyecek bu işe? Hoş sen de biliyorsun ya, kedi pisliğini örter gibi örtmeye çalışacaksın...Örtmeye çalış bakalım ama sen de biliyorsun, bu konuda artık tek laf edemeyeceksin...
  • Coşkun Büktel Mustafa'cığım, Hilmi'nin teklifine gerçekten sevindiysen, neden bu sayfada Hilmi'nin bir başka örneği tiyatromuzda asla görülmemiş bu cömert fedakarlığını değerlendiren ve Hilmi'ye saygı sunan cümleler kurmak yerine; konuyu Hilmi'den saptırmaya çalışıyorsun? Hilmi'ye fazlasıyla hak ettiği saygıyı sunmak çok mu zor? Hilmi'ye fazlasıyla hak ettiği saygıyı sunmak yerine, niye beni provoke ederek ağzımdan hakaretamiz bir laf kapıp doğru savcılığa koşmayı takıntı haline getirdin? Bırak artık bu hesapları da, Hilmi'nin teklifine gerçekten sevinmeyi dene! Lemi Bilgin'in o cömert teklifi neden kabul etmesi gerektiği üzerine birkaç cümle kurmaya çalış! Mutlu değilsen bile, mutluymuş gibi görünmeye çalış. Bak, ben Hilmi'nin halktan ve tiyatro sanatından yana o muhteşem fedakârlığına saygımdan ötürü, konuyu saptırmamak için elimden gelen her şeyi yapıyor; bir buçuk yıldır (o konuda ağzını bıçak açmadığını bile bile ama yine de inatla) yüzlerce defa sorduğum halde senin bir türlü cevaplamadığın (sonradan silip yok ettiğin o galiz küfürlerinle ilgili) klasik sorumu bile bu sayfada sormuyorum. Niye? Çünkü bu mutlu bir sayfa! Bu sayfa Hilmi'nin muhteşem özverisine adanmış bir sayfa! Lütfen (yine yanlış anlama, yalvarmıyorum) kirletme bu sayfayı! Kırk yılın başında bir tane tiyatrocu da çıkmış, "devlet malı deniz" felsefesini elinin tersiyle iterek, devlete katkı yapmayı önermiş. Gel sen de katıl herkesin bu mutluluğuna!
  • Mustafa Demirkanlı Büktel, yukarıda yazdıklarına inanıyor musun gerçekten? Senin için ağır değil mi? İlkeni göz göre göre çiğnemek, sonra da yeri geldikçe kendini övmeler... Çelişkini yani gerçek olmayanı önüne konanlara yanıt verememek, ağrına gitmiyor mu? İki, Savcılığa tabii ki şikayet de bulunacağım, merak etme yeterli karine var, ben onun peşinde değilim... Senin, kendi kendini mahkum ederek, çaresizlik için de ne diyeceğini bilememe durumun karşısında her medeni insan gibi özür dileme yiğitliğini gösterememene üzülüyorum... Hatırlarsın, bana iftira atmıştın, ispatladım, sen de özür diledin, yine özür dileyebilirsin, ben o ilkeden vaz geçtim diyebilirsin ya da isim verirsem başım derde girer onun için isim vermiyorum diyebilirsin... üç, senin tartışma sırasını bırakarak, yine konuları saptırmak için sorduğun sorunun yanıtını 26 Mart'ta vereceğim (Mahkemede) ve bir adım daha atıp, soruşturmanın genişletilerek Avi Maraşlıyan'ın sunacağım IP adresleriyle bulunmasını talep edeceğim, umarım yakın arkadaşın Bulunmaz bu konuda itiraz etmez hatta aynı talebi tekrarlar, korkunuz yoksa tabii... Evet, ilkene ne oldu? İSMİNİ VERMEDEN KİMSEYİ SUÇLAMAM ilkeni, Hilmi'nin aklına eserek yaptığı bir önerinin huşu içindeki saygı duruşuna kurban mı edeceksin? Hilmi, kurumlara Dergi çıkarmayı da önermişti, o derginin yazar kadrosuna seni de önermişti... aklına geldiği gibi öneride bulunuyor. Aslında, kimseye gereksinimi yok ki zaten baskı masrafını kendi karşılayacakmış, DT'ye neden ihtiyaç duyuyor ki? Sen kendi ilkene sahip çık ya da sus... suskunluğun çok şeyi anlatır...
  • Mustafa Demirkanlı Verdiğim rahatsızlıktan ötürü özür dilerim ama "ilkem" diye yutturmaya çalıştıklarının da boş bir cümle olduğunu insanların bilme hakkı olduğunu düşünüyorum... Tanımayanlar da tanımaya başlamıştır sanırım... ben biliyordum da... dava meselesine gelince tabii ki dava açacağım, şikayette de bulunacağım... "DEVLET TİYATROSUNDAN PARA TIRTIKLAMAYA ÇALIŞAN VANDALLARLA" ahlaksız suçlamanın hesabını vereceksin... yeterli kanıt var, burada ısrarla kendinle çelişmen sana ömür boyu yeter de artar bile...
  • Coşkun Büktel Hilmi'nin bu cömert teklifinden bu kadar rahatsız olacağını tahmin edemediğimiz için, asıl biz senden özür dileriz, Mustafa! Yalnız, işi tehdide vardırmasan bence daha iyi ederdin... Dikkat et, olur mu, benim "sıfır sansürlü" demokrat sayfalarıma girip de, benim "sıfır sansür" ilkemi mümkün olan en kötü niyetle suiistimal edip, sürekli ricalarıma rağmen bana yönelttiğin bu asılsız suçlama, tehdit, hakaret ve provokasyonların yüzünden, sen bana dava açmaya çalışırken savcı sana kamu davası açmasın! YAŞASIN HİLMİ'NİN ÖZVERİLİ TEKLİFİ! BRAVO, HİLMİ BULUNMAZ!
  • Mustafa Demirkanlı Hilmi'nin arkasına bu kadar sığınman beni bile şaşırttı... Hilmi'nin teklifi yaşasın, varolsun da senin ilkene noldu? Ona bir açıklık getirsen diyorum, ilkeler öyle işine geldiği gibi değiştirilmez diye biliyordum ben.... yoksa Büktelce'nin bir ilkesi de bu mudur? İşime geldiği gibi ilkemi ya önemserim ya da önemsemem, kimse bana müfettiş gibi soramaz mı diyorsun... İlke benim değil mi, istediğim gibi kullanırım demek mi? Dedim ya beni de şaşırttın... İlkeler bu kadar kolay çiğneniyorsa onun adı ilke değil, show malzemesidir...Artık susmalısın, konuştukça batıyorsun... Bir daha da kasım kasım kasılmaya kalkma... Hadi geçmiş olsun...
  • Coşkun Büktel Uzatma, Mustafa! İnsan mahkemeye vereceğim dedikten sonra, artık son sözünü söylemiştir. Daha fazla gevezeliğe gerek kalmaz. Mahkemede görüşürüz.
  • Mustafa Demirkanlı Mahkeme adli bir yapı... Ahlak burada konuşulur, mahkeme senin ilkenle ilgilenmez... Hata yaptım diyemiyorsun, "isim vermeden suçlamam" ilkemi terk ettim de demiyorsun... neden? Sen nasıl ilkeli biri olduğunu iddia ediyorsun?.. Ayıp değil mi? Yoksa biraz utanmaya başladın mı? Rahat bırak beni, utandırdığın yeter mi diyorsun yoksa? Bu ilkesizliğinle nasıl uyuyacaksın bu gece, yarın gece, sonraki geceler... Beni bile şaşırttın... İlkeli Büktelmiş... Pöh, yesinler ilkeni, ilkesini anında satan adamı da yesinler... İlkesiz Büktel, kendi ilkesini çiğneyen Büktel, bir lokma niyetine yiyebilen Büktel... Sadece insanları yanıltmak için,"ilkem" diye övündüğü ana sayfasında uzun süre taşıdığı ve bir anda yok sayan Büktel... Utanma eşiği epey yükselmiş Büktel... Yazık çok yazık...
  • Mustafa Demirkanlı Beni bile bu ilkesizliğinle hayal kırıklığına uğrattığın için seni kınıyorum, isim vermeden yaptığın ahlaksız suçlamalardan dolayı seni kınıyorum... Büktel, ilkene neden sahip çıkmıyorsun diyemeyen, "beğen düğmecisi" arkadaşlarını da kınıyorum, sana bu kadar somut bir soruya neden yanıt vermediğini soramadıkları için...
  • Mustafa Demirkanlı Büktel, banner'ına tıklayınca çıkan şu: "Sitemin başlığına ("banner") koyduğum "İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim" (C.B.) ilkeni açıklayan ve tersini yapanları "alçak" olarak suçlayan banner'ını kaldırmayı düşünüyor musun? Yoksa, hâlâ aynı şeyi savunuyor musun? Savunuyorsan aradaki çelişkiye vereceğin bir yanıt var mı?
  • Mustafa Demirkanlı "Bugüne kadar izlediğin hiçbir oyununu beğenmediğin, çıkartmaya çalıştığı dergisinin ilk sayısında "ben bu oyunda yokum!" dediğin, "Aşil topuğum olma" diye basılı bir dergide tanımladığın, daha bir iki ay önce ödenekli kurumlara sözüm ona ortak dergi çıkartma önerisi yapan, şimdi de aklına estiği için DT'ye (Kaldı ki neden DT? Musahipzade Celâl'in DT ile ilgisi ne? Varisi filan mı yoksa?) öneride bulunduğunu sanan, parası benden diyerek aşağılamaya kalkan (Çünkü böyle bir öneri yoktur, yapılmamıştır sadece ücretsiz yayıncık yapmaya çalıştığı blokspot'unda yüzlerce anlamsız yazının yanında yer alan bir eğlencelik (!) karşısında ilkeni çiğneyerek, sadece öfke duyduğun insanlara hakaret etmek için bu tuzağa dahil olmak seni hiç mi üzmedi? Yoksa birlikte mi organize ettiniz? Hiç mi yüzün kızarmadı?

    Çok yazık! Gerçekten yazık!

    Bu cümle sana mı ait? Hâlâ arkasında mısın bu cümlenin?

    "Sitemin başlığına ("banner") koyduğum "İnsanları ismimi ve isimlerini vermeden suçlayacak kadar alçak değilim" (C.B.)" Yazının tamamı ya da Büktel'in ilkesi "Bulunmaz Büktel'in İlke Düşkünlüğü" yazısında.http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3715
  • Mustafa Demirkanlı Büktel'in yakın arkadaşı, yukarıda öve öve bitiremediği H.Hilmi Bulunmaz'ı daha yakından tanımak isteyenler için, kendisinin özel çektirip yayımladığı fotografı ve olağanüstü yazısını okumak isteyenler için:http://www.tiyatroyun.blogspot.com/.../blog-post_3488.html
  • Coşkun Büktel Tabii ki, Mustafa, tehdini yutmak zorunda kalmış, beni dava etmeye filan kalkışmamıştı. Çünkü ben kimseyi suçlamamıştım; sadece üç ihtimalden bahsetmiştim:

    LEMİ BİLGİN HALKIN VE TİYATRO SANATININ YARARI ADINA YAPILMIŞ BU TEKLİFE ŞU 3 CEVAPTAN BİRİYLE 
    KARŞILIK VEREBİLİR:

  • 1. TEKLİFİ KABUL EDİYORUM! LÜTFEN DERHAL ANKARA'YA GELİN, PROJEYİ GÖRÜŞÜP, BİR AN ÖNCE HAYATA GEÇİRELİM. TİYATROMUZDA HALK VE SANAT YARARINA BİR YAYIN CANLANMASINI BİZ DE ÇOK İSTERİZ.

  • 2. OYUN BASMAYA GEREK YOK. İYİ KÖTÜ BÖYLE DE İDARE EDİP GİDİYORUZ İŞTE... ZATEN EMEKLİLİĞİME ŞURADA KAÇ GÜN KALDI?! LÜTFEN, BAŞIMA İCAT ÇIKARIP BENİ RAHATSIZ ETMEYİN!

  • 3. BEN DEVLETİM, BANA PARA VERECEK OLAN HİLMİ BULUNMAZ'LA MUHATAP OLMAK BANA YAKIŞMAZ; BANA ANCAK BENDEN HALKIN PARASINI TIRTIKLAYACAK İFTİRACI VANDALLARLA MUHATAP OLMAK YAKIŞIR. BİZ KİTAP BASACAKSAK, ANCAK BİZDEN HALKIN PARASINI ALIP BİZİ KAZIKLAYACAK OLANLARA BASTIRIRIZ. EĞER BASTIRMIYORSAK, ŞU SIRALAR BİR DE OYUN METNİ BASARAK KAZIKLANMAYA BÜTÇEMİZ YETMEDİĞİ İÇİNDİR.

    Mustafa, beni kışkırtarak, delikanlılıktan filan bahsederek, bana, "evet seni suçluyorum, ne olmuş, ulan?" dedirtmek için, yukarıda görülduğü üzere, elinden gelenin fazlasını yapmış. Gösterdiği gayretkeşlikle, kışkırtmanın adeta kitabını yazmış. Sekiz yıl boyunca hiç sapmadan uyguladığım "sıfır sansür" ilkemden, mümkün olan en kötü niyetle, aynı hakaretleri yazmış da yazmış. Kendisiyle muhatap olmayı bırakmamdan sonra bile,tekrar tekrar yazarak, adeta halk dilinde "sülük gibi yapışmak" deyimini akla getiren bir ısrarla, arka arkaya, hakaret ve kışkırtma dolu bir sürü yorum daha eklemiş. Siz yazı hayatınızda böylesine sınır tanımaz bir kışkırtmaya hiç uğradınız mı? Uğramış olamazsınız. Mustafa alanında özeldir.
  • Coşkun Büktel Mustafa, buna benzer daha düzinelerce kışkırtma örneğine imza attı. Ama sonunda o kaçmak zorunda kaldığı için, her yazdığını ertesi gün ya da ertesi hafta sildi. Burada ona göre "kaçan" ben olduğum için, marifet yaptığını sanmış. O yüzden, bunu silmemiş. Silip örtbas etmediği çok az örnek sayfa var.
  • Coşkun Büktel Mustafa Demirkanlı beni hep Hilmi'yle birlikte hareket ediyormuş gibi gösteriyor. Oysa Mayıs 2014'den beri yollarımızı ayırdığımız, o günden bu yana duruşma salonlarından başka hiçbir yerde yüz yüze gelmediğimiz ve yüz yüze ya da telefonda tek bir kelime konuşmadığımız biliniyor. Hilmi'nin bana karşı o günden beri yürüttüğü kara propagandayı herkes biliyor. En iyi de Mustafa biliyor. 

    Peki ya 2014 öncesinde?

    Öncesinde evet, birçok konuda birlikte hareket etmiştik. Ama her zaman değil. Örneğin, Mart 2007'de Hilmi, "Oyun" adlı tiyatro dergisini çıkarmaya başladığında, derginin kapağında adları sıralanan yazıların en başında ve diğerlerinden daha büyük harflerle, benim adım ve yazımın adı yer alıyordu:

    "Çığ" Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor? / Coşkun Büktel

    Ama derginin bir ay sonraki Nisan 2007 tarihli 2. sayısında ne oldu? Ben, derginin ilk sayısındaki yazımın basımında yapılan hataları anlattıktan sonra dergide artık yazmayacağımı açıklayan "Böyle Bir 'Oyun'da Yokum" başlıklı kısa bir yazı yayınladım. Ve Hilmi'nin 2007'de başlayıp 2009'a kadar sürdürdüğü "Oyun" dergisine, bir daha da asla yazmadım. Tıpkı Hilmi'nin benimle yaptığı videoyu da kendi sitemde ya da facebook sayfalarımda asla yayınlamadığım gibi.

    Demek ki, ben her zaman Hilmi'yle birlikte hareket etmiyorum. Hilmi'ye karşı yollarımızı ayırmamızdan önce de yazılmış eleştiri yazılarım var. Ve bunu en iyi bilenlerden biri de Mustafa... Ne var ki, bunu bildiğini her zaman söylemiyor. Yalnızca, yukarıda, sondan önceki yorumunda olduğu gibi, işine geldiği zamanlarda söylüyor: Görüldüğü gibi orada diyor ki:

    "çıkartmaya çalıştığı dergisinin ilk sayısında "ben bu oyunda yokum!" dediğin"...

    Mustafa yukarıda böyle diyor ama mahkemede şaşıyor: Mahkemede bizim birlikte hararet ettiğimizi söyleyerek, beni, mesela, hiç yayınlamadığım zaman aşımına uğramış bir video yüzünden suçlayıp 10 ay hapse bile mahkum ettirebiliyor. 

    Sevinsin bakalım... Temyize kadar.
  • Coşkun Büktel Yani Hilmi, yollarımızı ayırdıktan sonraki dilekçelerinde kanıtsız olarak "Büktel'le aramızda hiçbir ideolojik ve kültürel bir ortaklık ya da yakınlık yoktur" derken; yollarımızı ayırmamızdan önceki dönem için de geçerli ve doğru bir şey söylemiş oluyor. Somut belgeli kanıtı da, Oyun dergisinin 1. ve 2. sayısında görülebilir.