22 Temmuz 2010 Perşembe

Siyasal söylemi bulanıklaştıran "arabesk demokratlar", sınıfsal kavramları bulanıklaştırıp dumura uğratan "devrimci arabesk" müzisyeni bayrak yapmış!

.....................(Kaynak: Milliyet)


***


Yirmili yaşlarımın henüz başlarındayken, ilk kez olarak sosyalizm sözcüğünün kavramsal boyutunu algılamaya başladığımda, Mao Zedung'un görüşleriyle tanışmıştım. Sonrasında Halkın Yolu Gazetesi okuru olmuş ve bu gazetenin okuru olmanın verdiği sorumlulukla, hayatımı ve sanatımı Uzun Yürüyüş için kurgulamaya başlamıştım.

Bu kurgulama, beni Halkın Yolu Gazetesi okurlarının sürekli olarak gidip geldiği Tüm Halk Bilimleri Derneği'nin içerisine çekivermişti. Bu dernekte, sadece politika yapılmazdı; aynı zamanda sanat da yapılırdı; halk oyunları, halk müziği, tiyatro, sinema, resim...

Derneğimiz içerisindeki halk müziği konusunda en yetkin kişilerden biri Ahmet Kaya'ydı. Ben de, tiyatro konusundaki birikimlerimi Uzun Yürüyüş için gündeme getiren biriydim.

Yeni bir oyun çalışması başladığında, Ahmet Kaya da bizimle birlikte hareket edip tiyatro sanatının içerisinde bulunmak isterdi.

Ancak...

Tiyatro sanatıyla uğraşmak zordu ve en önemlisi "çok kitap okumak" gerekirdi. Ahmet Kaya, kitap okumaktan büyük bir zevk almaz, daha çok, "âşık olduğu" bağlamasıyla muhabbet ederdi.

Sonra...

12 Eylül Faşizmi iktidara kanlı damgasını vurup ülkeyi baştan başa kışlaya çevirdi...

Biz, çeşitli baskı ve işkencelerden sonra, Halkin Yolu'na devam etme sevdasının ivmelendirmesiyle, "toplu bilet satışı" sürecinden yararlanarak, politik ajitasyonumuza uygun bir çalışma olduğu için, Ahmet Kaya'yı, binlerce izleyiciyle karşı karşıya getirdik. Bu kitleselleşmeye, o zamanlar Levent Kırca'nın yönetiminde bulunan Hodri Meydan Sahnesi'yle başladık ve işi iyice büyütüp Açık Hava Tiyatrosu'nu tıklım tıklım doldurmaya dek vardırdık.

Ahmet Kaya, bu rüzgârla ünlü oldu ve sadece Halkın Yolu'nda Uzun Yürüyüş'e geçenlerin değil, birdenbire "herkesin sanatçısı" durumuna "yükseliverdi".

Ve...

Bir gün, Magazin Gazetecileri Derneği'ne giden Ahmet Kaya'ya kaşıklı, çatallı, bıçaklı protestoda bulunuldu.

Bu duruma çok üzüldük.

Çünkü...

Faşizan bir söylem ve eylemle Ahmet Kaya'ya karşı çıkılması canımızı çok sıkmıştı.

Ancak...

Biz, Ahmet Kaya'nın, "herkesin sanatçısı" olması nedeniyle, giderek ve hızla "devrimci arabesk" tınılara tutsak olan sesinin "arabesk" sözcüğünden arınıp, sadece ve sadece "devrimci" olarak kalmasını arzu ediyorduk.

Ve...

Bunun yanı sıra, Ahmet Kaya'nın Magazin Gazetecileri Derneği gibi bir kuruluşun yemeğine gitmesinin hiç de doğru olmadığını düşünüyorduk.

Çünkü...

Sınıf bilincinin önündeki birçok engelden birinin de düşüncelerin magazinleştirilmesi olduğunu biliyorduk. Nasıl ki, arabesk kültür, halk kültürünü kirletiyorsa, magazin yayıncılığı da halkın toplumsal, siyasal, ideolojik ve sınıfsal savaşımını kirletiyor.

"Ahmet Kaya, madem ki Magazin Gazetecileri Derneği'ne gitti, öyleyle böyle bir protestoyu hak etti!" diyecek denli zavallı değiliz.

Ancak!...

Yine de!!!...

(HB)


***


Ayrıca bakınız:

Bir gözyaşı damlası kaç "anayasaya evet" eder?

Samimîyetsizliğin prim yaptığı günümüzde Başbakan Erdoğan'ın "12 Eylül Faşizmi idamları" için "timsah gözyaşları" dökmesi konusunu irdeleyen bir yazı!