"OYUN ATÖLYESİ" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
"OYUN ATÖLYESİ" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

7 Aralık 2017 Perşembe

Bana karşı ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI imzâcısı Leman Yılmaz

"Bu Sene Festival'e Format Attık": Leman Yılmaz ile Söyleşi

Leman Yılmaz ile 21. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali Üzerine

21. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin henüz başladığı bugünlerde Cüneyt Yalaz ve Duygu Dalyanoğlu’nun festival direktörü Leman Yılmaz ile festival takvimi, içeriği ve hedefleri üzerine yaptıkları kapsamlı söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Öncelikle 21. İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali'nin hedefleri nelerdi? Festival’in başlamasına sayılı günler kala bunların ne kadarına ulaşıldığını düşünüyorsunuz?

Her şeyden önce Festival’i yıllık döngüye oturtabilme hedefi vardı. Festival’in süresi, zamanı, her şeyi değişti. Sonuçta seyircinin alışkanlığı çok önemli. Tiyatro festivali deyince herkesin aklına mayıs ayı geliyordu. Bu konuda önemli bir adım attık. Biz yaptığımız çalışmalarda ve araştırmalarda kasım ayının çok uygun olacağını tahmin ediyorduk ama bunu reel rakamlarla da görmek gerekiyordu. Bu da bilet satışlarında ve seyircinin ilgisiyle ortaya çıktı. Şu anda oyunların çoğunun, büyük seyirci kapasiteli sahnelerde oynayacak olan bir iki oyun hariç, biletleri tükendi. Her seneye çekmek içerik hedeflerimizi de belirledi. Artık her sene burada hem yabancı yapımları hem yeni yapımları görebilmek çok önemli. Seyircinin, buradaki tiyatronun gelişimi açısından önemli. İstanbul büyük bir şehir, kültür başkenti olmuş bir şehir ama İstanbul’da sezonluk tiyatro programında yurtdışından gelen misafir tiyatro topluluğu yok. Tabii ki müzikaller vs. var ama tiyatro ve dans yok. Müzik dünyası o konuda biraz daha şanslı çünkü devam eden pek çok festival var. Ya da İKSV Salon’un programında yurtdışından gelen pek çok grup var. Fakat tiyatroda böyle bir düzen yoktu ve seyirci yabancı oyun izlemek için iki yıl boyunca festivali bekliyordu. Dolayısıyla bu döngüyü bozmak istedik. Fakat oturmuş bir yapıyı bozmak kolay değil. Bu sabah onu düşünüyordum, insan içinde olunca fark edemeyebiliyor ama koskoca bir sistemi değiştirdik. Mayısta kalıp her sene olsaydı daha yumuşak bir geçiş olacaktı ama bir de Kasım ayına taşıdık. Bu, Mart ayında verilen bir karardı ve hemen programı oluşturmak gerekiyordu. Yerli yapımlarda da sizlerin anlayışı ve desteği olmasaydı kolay hareket edemeyebilirdik ama hemen toparlandı, oyunlar belirlendi. Yurtdışı ayağı çok daha zor çünkü artık yurtdışından bir oyunu getirtmek istediğiniz zaman iki sene öncesinden turne takvimlerine girmek gerekiyor. Ama bir şekilde o şansı da yakaladık. Bir de her seneye taşımak bütçesel anlamda, içerik anlamında birçok dengeyi beraberinde getiriyor. Bu bizi şu açıdan rahatlattı: İki senelik bir festivalin program hedefine baktığımızda seyirci ister istemez iki sene bekliyor ve hedefler daha büyük isimler, daha büyük prodüksiyonlar üzerine gelişiyor. Halbuki orta ölçekte ya da küçük ölçekte de o kadar güzel oyunlar var ki artık. Sahne sanatları dünyası çok değişti, çok değişik ve iyi oyunlar sahneleniyor. Yelpaze çok genişledi. Mesela bu sene Wajdi Mouawad’ın olması çok önemli. Ben yıllardır gelsin istiyordum. Sonunda bu sene festivale getirebildik. Yalnız (Seuls) hem yazdığı hem yönettiği hem de kendi oynadığı bir oyun. Böyle bir fırsatı yakalayabilmek festival açısından önemliydi. Wajdi Mouawad örneğinde olduğu gibi yurtdışında çok iyi bilinen, tiyatral dünyanın en önemli liderleri olan yönetmenler, oyun yazarları var. Ama burada bilinmiyor çünkü burası o iki senelik festival sürecinde bu yapımları yakalamakta ve programın içine almakta zorluk yaşadı.. Çok meraklıı olan tiyatrosever tabii ki yine araştırıyor kim ne yapıyor diye… Mesela geçen sene Milo Rau gelmişti. Milo Rau da yeni bir isim değil Avrupa sahnesinde ama burada bizim için yeni bir isim oldu ve çok beğenildi. Wajdi Mouawad öyle oldu. Angelin Preljocaj modern dans sahnesinde çok iyi bir isim ama ilk defa İstanbul’a geliyor. Dolayısıyla festival kendine hep böyle hedefler koyacak. Bir sonraki festivalde mutlaka başka yeni bir ismi çekeceğiz festival programına ve böyle böyle seyircimizi yeni isimlerle tanıştırmaya devam edeceğiz. Beş ya da altı yurtdışı yapıma yer verebildiğimiz için tematik davranmıyoruz. Yerli yapimlar için de belirli bir tema belirlemenin kısıtlayıcı olduğunu düşünüyorum. Tiyatro malzemesini zaten toplumsal gelişmelerden ve değişimlerden alıyor. Orada bir sorun var ki yönetmen ya da oyun yazarı onu sahneye taşımak istiyor. Bununla birlikte zaman zaman alt başlıklarımız oluyor. Mesela klasikler ve klasiklerin güncel yorumlarının festivalde yer alması gibi… Bu yıl Serdar Biliş’in Martı yorumu, Kemal Aydoğan’ın Fırtına’sı var.

Gerçekten de Festival'in artık kasım ayında, sezonun en canlı döneminde gerçekleşecek olması radikal bir değişiklik. Bunun hem Festival'i hem de Festival dışı tiyatro etkinliklerini nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

IKSV etkinlikleri ve festivallerine baktığımızda, Tiyatro Festivali’ni Mayıs ayında yaptığımız zaman seyirci bir film festivalinden çıkmış oluyordu. Arkasından tiyatro festivali geliyor, iki senede bir de olsa…. Onu müzik ve caz festivalleri takip ediyordu. O sıkışıklığın içinde tiyatro festivalinin hedeflediği seyirciye ulaştığını düşünmüyoruz. Tabii ki seyircisi vardı ama örneğin üniversitelerin final dönemine geliyordu festival. Biz sahne sanatları öğrencileri ile beraber çalışıyoruz, bizim mekân sorumlularımız, rehberlerimiz hep genç arkadaşlarımızdan oluşuyor. Ben ders verdiğim için de biliyorum mayıs ayı üniversitelerin final ve proje dönemi. Bu nedenle festivali takip etmeleri çok zor oluyordu. Artık zaman değişiyor, mevsimler değişiyor, kentin yapısı değişiyor. Mayıs ayına geldiğimizde hiçbirimiz kapalı alanlara girmek istemiyoruz. 1 Mayıs tatili ile 19 Mayıs tatili arasına sıkışıp kalıyorduk. Hatta bu tarihlerde biz daha çokyurt dışından profesyonelleri davet ettiğimiz bir bölüm hazırlıyorduk. Avignon ya da Edinburgh festivalleri ileİstanbul’daki festivalleri karşılaştırmak çok doğru değil. Bu festivaller yaz aylarında yapılıyor ama bu kentlerin olanaklarını ve özelliklerini unutmamak gerekir… Bu festivallerde şehir tamamen bir sahneye dönüşüyor, trafiğini bile kapatıyor. Avignon’da festivalden dolayı saat 13:00’ten itibaren şehre araba ile giremiyorsun. Bu nedenle İstanbul ile karşılaştırmak çok yanlış. Açıkhava tiyatrolarımız mı var? Yaz festivali dediğinde nereyi kullanacaksın? Yok. Kentsel faktörler nedeniyle festival kapalı mekanlar içinde olmak zorunda. Dolayısıyla İstanbul gibi büyük bir kentte, açık hava mekanların yokken yaz festivali yapamazsın. İstanbul’un yapısı uygun değil. Kasım’a alırken de “haydi alıyoruz, hop buyurun” demedik. Hem yurtdışında çalıştığımız partnerlerimiz ile görüştük hem de buradaki tiyatro toplulukları ile konuştuk. Buradaki topluluklar için Mayıs ayı iyi bir tarih olarak görünmüyordu çünkü oyunlar mayısta, festivalde prömiyerini yapıyor, Festival programında iki ya da üç oyun oynuyordu. Sonra yaz geliyor, sezon bitiyor. O oyun iki ay boyunca beklemek zorunda kalıyor. Bazen oyunların oyuncu kadrosu değişmek zorunda kalıyor, oyuncu yeni sezonda devam etmek istemiyor, başka bir anlaşma yapmış oluyor, işin içine televizyon dizisi ya da sinema filmi giriyor. Her şeyi bir kenara bırakın iki ay boyunca oynanmayan bir oyunun sezon başında yeniden provaya girmesi gerekiyor.. Konuştuğumuz bazı topluluklar bu nedenle uzun yıllar festivalde yer almadığını dile getirdi. Halbuki şu anda festivalde çok güzel bir enerji var çünkü Festival’de prömiyer yapan oyun o enerji ile sezon boyu devam edecek.

Peki seyirci "Festival’de değil sezonda izlerim" demiyor mu?

Çok ilginçtir ama demiyor. Bunu bilet satışlarından anlıyoruz. Mesela Fırtına yakın tarihte prömiyer yapmış bir oyun olarak programımızda yer aldı. Ama festival programında da satışları çok iyi.

Fırtına dışında ne var?

Uyarca da geçtiğimiz Cumartesi prömiyer yaptı. Ben Fırtına’nın prömiyerine gittim, sonra da bilet raporlarına baktık. Fırtına doldu. Tabii ki İstanbul’daki tiyatroların kendi izleyicisi var ama festivalin de bir izleyici kitlesi var. Aslında kasım ayına koyduğumuzda o iki seyirci kitlesi birleşmiş oluyor.

Tersinden bakarsak bir risk var mıdır? Yani Festival'in kasımda olması diğer tiyatroların seyircilerini etkiler mi?

Kesinlikle etkilemez. Tiyatro Festivali aylarca sürmüyor ki. Sadece iki hafta. Ayrıca bir çok oyun Ekim sonu, Kasım başı gibi yeni oyunlarını sahnelemeye başlıyor.

Pek çok oyunun bileti ilk günden tükendi. Seyircilerden nasıl geri dönüşler geliyor?

Aygaz, Opet, Tüpraş bu konuda çok önemli bir projeye destek oldu. 10 TL’ye öğrenci bileti uygulamasını başlattık. Onun getirdiği bir etki var, çok memnunuz. Çünkü biz yıllardır öğrencilerden şikâyet alıyorduk, “öğrenci biletleri çok çabuk bitiyor” diye… Yine bitti ama kontenjanımız çok daha fazlaydı. Bilet satış günü burada kuyruk vardı. Bilet sırasında çadır kuranlarolmuş. Böyle bir ivme getirmesi güzel tabii. Her festival bunu sever. %90’a ulaşmış bir seyirci kitlesine sahip olmak memnuniyet verici.

Gelecek yıl bunu aşmak adına gösterim sayısını artırmayı düşünüyor musunuz?

Bu sene bazı oyunlarda ek gösterimler koyduk. Terzopoulos’un Bir Daha (Encore) oyununun bittiğini öğrenince hemen Terzopoulos’u arayıp bir oyun daha koymak istediğimizi söyledik. Onun da onayı ile bir matine koyabildik. Akşam koyma şansımız yok çünkü mekanların kendi programları var. Moda Sahnesi’nde Akbank Caz Festivali etkinlikleri de var mesela. Keza Zorlu PSM’nin de Bakırköy Belediye Tiyatroları’nın da kendi sezon programları var. Tüm mekanlar yoğun programları içinde bize yer açtı. Ne kadar teşekkür etsek azdır. İlginçtir biz yabancı oyunu matineye koymaktan çekindik ama 15.00’e koyduğumuz oyunun biletleri anında tükendi. Demek ki seyirci gündüz de gelebiliyormuş oyunlara. Belki bundan örnek alıp bir sonraki festivalde bunu düşünebiliriz. Genelde hafta sonu oyunlarına matine koyardık ama hafta içi ilk defa denedik. Bizim için de ilkler oluyor ve böyle bir talep olduğunu anlıyoruz.

Sponsorlara fazla bilet verildiği için biletlerin çok çabuk bittiği yönünde bir eleştiri var. Bunun etkisi var mı gerçekten?

Her şeyin kotası var. Lale Kart’lar için de aynı eleştiri geliyor. Sonuçta bütün satışlar belli kotalarla, kontenjanlarla ilerliyor, yoksa niye seyirciye satışa açalım ki biletleri.

Bu kotaların seyirciye bilet satışında dezavantajlı bir durum yaratmadığını söylüyorsun yani?

Hayır yaratmıyor. Aksi takdirde bütçeyi toparlayamayız ki biz. Festival bütçeleri bildiğiniz gibi, değişiklikler gösterse de aşağı yukarı %55-60 sponsorlardan gelen gelir var; %20-25 bilet satışlarından gelen gelirimiz var. Sponsorlara o kadar bilet verirsek o dengeyi sağlayamayız, o bütçeyi oturtamayız.

Hazır bütçe demişken Festival'in her yıla yayılması bütçeyi zorluyor mu, yoksa avantaj mı oluyor?

İlk açıklamalarımda “Festival’i yarıya böldük dedim”, ama pek öyle olmadı aslında. Nereden baksaniz 2 haftalık bir festival var şimdi önümüzde. Eskiden 3 haftaydı, bir hafta kısalmış oldu. Festival iki yılda bir olduğunda 5-6 yabancı topluluk oluyordu; şimdi yine aynı sayıda yabancı topluluk var. Şu anki durumda tabii skalalarıyla oynayabiliyoruz. Bir büyük prodüksiyon, bir orta ölçekli, iki daha küçük prodüksiyon gibi… İki senede bir olduğunda beklentiler çok yüksek oluyordu, biz de ona göre bir programlama yapmak durumunda kalıyorduk. Dediğim gibi dünya sahnesi o kadar değişti ve yenilendi ki… Bütçesel olarak bakıldığında ise aslında bu değişikliği var olan bütçenin içinde yaptık.

Edinburgh, Avignon gibi festivallerden bahsederken "bütün şehrin festivalin sahnesi" haline geldiğini söyledin. İstanbul gibi bir şehirde bunun olması çok zor tabii. Ama Festival’in kente daha fazla nüfuz etmesi yönünde bir niyet var mı?

Aslında festivalin yapıldığı mekanlara baktığınızda kente yayıldık diyebiliriz. Ana mekanlarımızdan biri Zorlu PSM, üç sahneyi kullanıyoruz orada. Bakırköy’de oyunlarımız var. DasDas’ı aldık programa; Moda Sahnesi’nde oyun ve etkinlikler var. Bomontiada’da etkinlikler var. Tüm etkinliklerimizi 18 mekanda gerçekleştiriyoruz. Bu da 2 hafta için hiç de azımsanacak bir rakam değil.

Peki belediyelerin bir katkısı var mı Festival'e? Mesela Küçükçekmece Belediyesi'nin güzel salonları var.

Küçükçekmece Belediyesi ile görüştük ama çok kolay değil. Ataşehir Belediyesi çok istiyor. Burada Kadıköy Belediyesi’nin çok büyük desteği var, CKM Büyük Salon’u kullanabiliyoruz. Aynı şekilde Bakırköy Belediye Tiyatroları da programını açtı bize. Ama Beylikdüzü, Küçükçekmece gibi yerler söz konusu olduğunda, oyunların taşınması meselesini de düşünmek gerekiyor. Bir mekândan diğerine taşınması gerekecek oyunların. Bizim festivalin en büyük maliyeti prodüksiyon maliyeti. O ilçelerden, belediyelerden bize ne kadar destek gelir ona bakmak lazım.

Önceki yıllara baktığımızda Festival programında ortak yapımlar olduğunu görüyoruz; ama bu yıl yok. Bu durum bu seneye mi özgü?

Bu seneye özgü. Aslında bu sene bir anlamda “format atıldı”; Festival yeniden kurgulanmaya başlandı. Yavaş yavaş bazı şeyleri yeniden ayağa kaldırmak gerekecek. Bundan sonraki senelerde ortak yapımlar yine olacak tabii.

Festival'in erkene çekilmiş olması da ortak yapımlar için zaman bırakmamıştır herhalde.

Tabii. Normalde 2018 Mayıs’ında yapılacaktı ama her sene modeline geçince ya 2018 Kasım’ına alacaktık ya da bu yıla. Ama 2018 Kasım’ı olsa seyircimizi 2,5 yıl bekletmiş olacaktık. Seyirciyi bu kadar süre bekletemeyeceğimizi düşündük.

Gösteri dışı etkinlikler konusunda biraz da konuşalım, neler var bu sene programda?

Biz son senelerde gösteri dışı etkinlikleri önemli bir eğitim programına dönüştürdük. Etkinlikler diyorduk ama artık eğitim programı olarak da adlandırabiliriz. O alanda da uzun süredir sürdürdüğümüz çalışmalarımız var. Festivalde başlayan bir iş birliğinin sonraki sene bir ürüne dönüşmesini çok istiyorduk. Mesela bu sene buna benzer bir çalışma için İsveç’ten bir yönetmenle görüştük İsveç’e gittiğimde. Johan Petri ile üç günlük bir oyunculuk atölyesi olacak. Onun sonunda küçük bir sunum da olacak. Bu çalışma nasıl devam eder, nasıl evrilir birlikte göreceğiz. Aslında her sene Festival yapma niyetinin içinde iki festival arasındaki dönemi bu tür eğitim çalışmaları ile değerlendirmek de var. Yani “festival yaptık bitti, şimdi bir sonraki festivale hazırlanalım”ın ötesine geçmek, arada kalan dönemde eğitim etkinliklerine yönelmek gerekiyor. İki senelik periyotta bu çok zor oluyordu. Bunun dışında Şahika Tekand’ın bir atölye çalışması var. Tuğçe Tuna’nın bir dans atölyesi var: Profesyonellerle değil de 45 yaş üstü bugüne kadar hiç dans etmemiş katılımcılarla yapacağı bir atölye olacak bu. Yiğit Özşener’in yöneteceği bir okuma tiyatrosu var. Profesyonel oyunculardan ziyade konservatuarlardan öğrencilerle yapılacak bir çalışma olacak bu da. Bu çalışmayı üniversitedeki gençlerle paylaşmak ve onlara bu yeni metinleri tanıtmak istiyoruz. Çünkü onlar da klasik metinler ağırlıklı bir müfredattan geliyorlar. Bu sene Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tiyatro Bölümü ile bir ortaklığa gittik. Gelecek festivalde bir başka üniversitenin tiyatro bölümü ile devam edebiliriz. Bunun dışında çocuk oyunlarımız var. Geçen yıl da başka bir çocuk oyununu programa koymuştuk ama gelememişlerdi. Bu sene Kelebekler ve Karton Şehir var programda ve inanılmaz da ilgi var.

Ona da ek gösterimler konulmuş galiba.

Şu anda 14 gösterime çıkarıldı.

Festivalde çocuk oyunlarının sayısını arttırmak gibi bir niyet var mı?

Zaten şu anda iki çocuk oyunu var programda. Yurtdışından gelen Kelebekler ve Zorlu Holding’in “Bir Hayal, Bir Oyun” projesinin ürünü olan Karton Şehir. O oyunun yola çıkış hikayesi çok güzeldir. Çocukların yazdığı hikayeler oyuna dönüştürülüyor. Festival programının dengesi düşünüldüğünde çocuk oyunu için iki iyi bir sayı.

Bir de söyleşi var: "Türkiye ve Avrupa'da Çocuklar için Kültür ve Sanat"

Hakan Silahsızoğlu’nun düzenlediği bir festival var Atta Festivali. Çocuklar ve Gençler İçin Sanat Festivali. Bu sene bizim Festival ile kesişiyor. Hakan ile nasıl bir ortak çalışma yapabiliriz diye konuşuyorduk zaten. Bu sene bu paneli ortak programa aldık. Biz farklı kurumlarla güçleri birleştirerek yürümenin, ortak çalışmalar yapmanın önemini her zaman vurguladık. Bu festivalde bunun gerçekleştiğini görmek de güzel oldu. Bunun dışında yurtdışından gelen festival profesyonellerini buradaki sanatçılarla tanıştırmak, bir araya getirmek için “Uluslararası Platform” olarak adlandırdığımız bir organizasyonumuz var. Bu sene iki bölümde yapıyoruz. İlki 16-19 Kasım’da olacak ve ağırlıklı olarak Fransa’dan gelen sanatçılar, profesyoneller olacak. Onu Bomontiada Alt &Corner in the World ile birlikte yapıyoruz. İkincisi Festival’in kendi uluslararası platformu 23-26 Kasım tarihleri arasında olacak ve bu tarihlerde Fransa, Portekiz, Almanya, Rusya, Avustralya’dan profesyonelleri ağırlayacağız. Oyunlar hakkında bilgi almaya, izlemeye geliyorlar. Burada oyunları izliyorlar ve kendi festivalleri için oyun seçiyorlar, ya da oyuncuları görüyorlar, oyun yazarları ve yönetmenler ile tanışıyorlar. Belki o oyunu almıyorlar ama yeni bir proje üzerine konuşuyorlar.

Ayrıca Terzopoulos'un üçlemesinin üçüncü oyununun yanı sıra, üçlemenin ilk iki oyununun da film gösterimi ve bir söyleşisi var.

Terzopoulos her zaman festivalin yanında olan yönetmenlerden biri. En son 2006’da Persler’i yaptık birlikte; ondan sonra bir ara girdi, farklı yönetmenler geldi. Her zaman sizin yanınızda olduğunu bildiğiniz bir yönetmenle, oyuncuyla, toplulukla yeni bir adım atmak bizim için çok değerli. Duygusal bir yakınlık oluyor ve Festival’i her seneye çekişimizin bu ilk yılında Terzopoulos’un da bir işinin olması gerektiğini düşündük. Theo her zaman bizim yanımızdaydı ve işleriyle bu festivale destek olan yönetmenlerden biriydi. Konuştuğumuzda çok olumlu yaklaştı. Üçlemenin tamamını getirmek istedik ama Amor ve Alarme’deki oyunculardan biri kaza geçirdiği için iki oyun da durmuş durumdaydı. Kendisiyle konuşurken bu fikir ortaya çıktı. Böylece bütünlüklü bir paket haline geldi: Üçlemenin iki oyunu film olarak, Encore oyun olarak sahnelenecek ve bir de Terzopulos ile bir söyleşi olacak. Ayrıca onun yazmış olduğu kitap Habitus Yayınları’ndan çıkmıştı. TÜYAP Kitap Fuarı ile de örtüşünce çok iyi bir zamanlama oldu. Böylece Festival ilk defa bir yönetmen ile birlikte Kitap Fuarı’na da girdi.

Dans gösterisi olarak Fresk'ten de bahsedelim.

Angelin Preljocaj çok ödüllü bir koreograf. Ben başka işlerini de izledim. Ama Festival işi çok fazla zamanlamaya bağımlı bir iş. Birçok yönetmen ya da koreografın çalışmasını getiremeyebiliyorsunuz; istediğiniz bir yapım gösterimden ya da turne programından kalkmış olabiliyor ya da turne tarihi uymuyor. Birçok değişken var ve bu değişkenlerin hepsini denk getirmeye çalışıyoruz. Bazen de bizdeki mekanlar uygun olmayabiliyor. Bazen teknik gereksinimler karşılanamıyor. Biz bir oyunu çok istedik ama çok ağır teknik donanım gerektirdiği için getiremedik.

Kaç yerli yapım var?

13 yerli yapım var. Bunların içinde Karton Şehir, Uyarca ve Fırtına daha önceden sahnelenmiş yapımlar. Bir de Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Özen Yula tarafından yönetilen İhanet adlı oyunu var. O da kısa bir süre önce Ankara’da promiyer yaptı. İstanbul’dan katılan topluluklar için prömiyer şartımız geçerli. Sadece bu yıl olduğu gibi yeni promyer yapmış bir ya da en fazla iki oyun için burada bir esneklik sağladık.

Yerli oyun seçiminde bir politika değişikliği var mı?

Evet var. Çünkü iki senede bir festival yaptığınız zaman bir projeyi programa almak için iki sene beklemeniz ve bekletmeniz gerekiyor. Şimdi artık daha rahat programlama yapabiliyoruz. Şu anda mesela 2018 ya da 2019 için programlar üzerinde düşünmeye başlamış durumdayız. Bir de elbette burası uluslararası bir festival. İki senede bir olduğu için biz “Yeni Dalga”bölümünü koymuştuk Festival’in içine ama, artık fringe ya da off festival şeklinde ayrı bir festivalin olması gerekiyor. Çünkü bu festivalin yapısı çok belli ve bu yapıyı daha ileri götürmek gerekiyor. Ama fringe ve off da başka bir format. Onu da bir başka kurumun ya da kişilerin üstlenip götürmesi gerekir, hep bunu öneriyoruz. Aynı kurumdan hem ana festival hem de off festival çıkarmak olmaz. Off’un mantığı eleştirel yaklaşmakla ilgilidir. Kendi kendinin off’unu yaratmak gibi anlamsız bir yere götürür bu bizi. Keşke Tiyatro Festivali sürerken bir taraftan da yeni dalga topluluklarının oyunlarının yer aldığı bir festival olabilse. Kasım ayına almanın biraz böyle bir faydası oldu. Buraya gelen uluslararası profesyonelleri festivale katılmayan toplulukların oyunlarına da yönlendirebiliyoruz.

Bu yıl bir festival kitabı da çıktı; bu kitabın içeriği nasıl oluşturuldu?

Festival tarihini kapsayan bir kitap; geçmiş 20 festivalin oyunlarını tüm künyeleriyle birlikte koyduk. Tek tek isimleri, künyeleri kontrol ettik. Her festivalde bazı bölümler ön plana çıkarıldı. Mesela, Robert Wilson ilk kez o festivalin programında yer almışsa o vurgulandı, daha uzun yazılar yazıldı. Ayrıca tüm bilgileri de güncelledik. Yönetmenlerin, toplulukların, koreografların çalışmaları katalogdaki tarihte kalmayıp bugüne kadar getirildi. Dolayısıyla bir arka plan araştırması da yapıldı. Sunuş yazıları festival direktörlerine ait; Zehra İpşiroğlu, Dikmen Gürün ve benim yazılarımız var. Sevgili arkadaşım Dr. Özlem Hemiş ile ortak projemiz… Sevgili Didem Ermiş’in ve Erim Şerifoğlu’nun inanılmaz titiz çalışmaları ile gerçekleşti. Bu çalışmaya başlarken çok heyecanlandık, festivalin başından beri izleyicisi olduğumuz için eski prodüksiyonları hatırladık. Anılarımız, heyecanlarımız gözümüzün önünden geçti…

Aslında tiyatro öğrencileri veya ilgililer için bir kaynak kitap niteliği de taşıyor. Eski mekanları da gösteriyor, geçmişte hangi sahnelerin var olduğu görülüyor.

Evet, referans kitap niteliğinde oldu.

Geçtiğimiz haftaların gündemi III. Richard oyununun iptal edilmesiydi. Bu konudaki görüşlerini alabilir miyiz?

İptal edilmesi çok üzücüydü. Operasyon başlamıştı, her şey hazırdı, tırımızı Berlin’den, döndürdük. Hepimiz için üzücü oldu ama şuna ayrıca üzülüyorum: Evet, III. Richard geliyordu, Schaubühne geliyordu, artık gelemiyor, ama o festival oyunlarından yalnızca biriydi. Şu an tüm yerli topluluklar çok yoğun provalar yapıyor, biletler tükenmiş durumda, başka değerli yabancı yönetmen ve topluluklar geliyor. Kelebekler gibi yabancı bir çocuk oyunu var ve tam 14 gösterim yapacak. Bunları görmeden festivali sadece III. Richard ve Ostermeier’e indirgemek, bunun gündemi daha fazla işgal etmesi diğer gruplara ve katılımcılara haksızlık oluyor. Elbette Ostermeier ve Schaubühne sevilebilir, gelmediği için üzülünebilir, ama festival tüm programıyla bir festivaldir, yalnızca bir oyunuyla değil.

Bu kadar konuşulması galiba politik gündemle de ilgili…

Evet öyle tabii. Bunlar daha önce de oldu. Bu olayda zaman yoktu ve gelmek istemeyen oyuncuların yerine başkası hazırlanamadı. Geçen yıl Berliner Ensemble ile de benzer süreçler yaşamıştık. Claus Peymann bizzat kendisi aktarmıştı süreci sahnede. Orada da önemli bir oyuncu gelmek istememişti, zaman vardı, yerine başka bir oyuncu hazırlandı. Makyaj ekibi gelmek istemedi, buradan bir makyaj ekibi ile çalıştık, ki biliyorsunuz Robert Wilson’ın özel mask makyaj kullanımı vardır. Bunlar olabiliyor. Ama bir festival programı sadece Schaubühne oyunundan ibaret değil, üzüldük ama şu anda festival başlıyor ve önümüze bakıyoruz.

Teşekkür ederiz.


http://www.mimesis-dergi.org/2017/11/bu-sene-festivale-format-attik-leman-yilmaz-ile-soylesi/

20 Nisan 2017 Perşembe

ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI düzenleyen Oyun Atölyesi, savruk!

30 Ocak 2016 Pazartesi

Sektörün kanayan yarasına parmak basmaya geldim!

Merhaba,

Şimdi sevgili okurlar ben buraların biraz yabancısıyım. Kendi mis gibi sektörümü bırakıp buralara gelmemin bir sebebi var tabii. Biz setlerde bu tiyatro aşığı oyunculardan ne çekiyoruz bilemezsiniz. "Provam var da provam var, seti ayarlayın provam var." Para pul deseniz veriyoruz, bir dediklerini iki etmiyoruz. Yine gelip bu prova denen garip gurup şeye katılıyorlar. Bizim de canımıza tak etti. Dedim şu prova dedikleri şey neymiş bir de gidip kendi gözlerimle göreyim. İşte on yıldır dişimle tırnağımla kazıyarak elde ettiğim asistan yardımcılığını bırakıp buralara geldim. Ben de az çılgın değilim yani. Provanın ilk günü prova notları diye bir şey olacak dediler. Dedim "Bu prova notu nasıl bir şey?" anlattılar, hemen atladım ben yazarım dedim. Halkı bilinçlendirmek bir görevdi benim için. Bu tiyatroyu özellikle seçtim. Haluk Bey'i camiadan tanırız, severiz, saygımız sonsuzdur. En iyisi onun tiyatrosuna gideyim dedim. Hem de merak ettim doğrusu o kadar şöhretin var yaşını başını almışsın, gelmiş burada niye tiyatroyla uğraşıyorsun?

Bugün provanın ilk günüydü. Okuma provası mıymış neymiş, öyle bir şey yaptılar. Hepimize kitabı beyaz kağıda basıp getirmişler. İnsan paraya kıyar da orijinalini hediye eder be. Dedim işte şimdi kıyamet kopar burada. Bir de baktım hepsi mutlu, bir sorun yok. Ama bunlara sette yemek beğendiremezsiniz biliyor musunuz? Beyinleri yıkanmış bunların! Gerçi Haluk Bey bir şampanya falan patlattı burada ilk gün adettenmiş. Hayır ne yani isteseler biz de çekimin ilk günü açarız bir kasa şampanya. Gelgelelim oyunun detaylarına. Oyunun adı Arzu Tramvayı. Çevirisini Haluk Bilginer yapmış ve Hira Tekindor yönetecek. Efendim oyuncular Zerrin Tekindor, Tansel Öngel, Zeynep Dinsel, İbrahim Selim, Melisa İclal Gürmen, Onur Gürçay, Erdem Kaynarca, Melih Düzenli, Sahne Tasarımı Şirin Dağtekin Yenen, Müzik Tolga Çebi, Işık Tasarımı Yakup Çartık, Sahne Tasarımı Asistanı Dilek Kaplan, Yönetmen Asistanları Aynur Güçlü, Kader Karadeniz, Beste Güven. Ben size açıkça bir şey söyleyeyim benim gördüğüm bu ekipten çıksa çıksa Arzu Travması çıkar başka da bir şey çıkmaz.

Biraz da provadan bahsedeyim. Öncelikle oyunun ilk perdesini okudular. Arada metin üzerine konuşuldu ve birinci perdeyi okuduktan sonra ara verildi. Ekip hoş sohbet tatlı insanlar çıktı. Haluk Bey oyunda geçen Fransızca kelimelerin telaffuzuyla alakalı tartışmalara, Fransızca doğaçlamalarıyla bir son verdi. Benim de çok gülesim geldi bazen ama tuttum kendimi, hiç taviz vermedim. Biraz canımı sıktı bu durum doğrusu, işim zor olacak gibi. Bu ekibi nasıl tiyatrodan koparabilirim bilemiyorum. Ben bu kadar şuursuzca zevk alma görmedim. En iyisi ben önümüzdeki sezon "Suya Düşen Arzu Otobüsü" diye bir dizi uyarlaması yapayım da görsünler. Efendim aradan sonra ikinci perdeyi okumaya devam ettiler. Okuma bittikten sonra "Kaç saat sürdü?", "Ne kadar da uzunmuş." gibi yorgunluk cümleleri dökülmeye başladı.

Zerrin Tekindor - bakın tam olarak altını çizerek söylüyorum - "Bu kadar uzun olduğunu bilseydim istemezdim bu oyunu." dedi.

Dedim "Hah işte bana bunlarla gelin." Herhalde doğru yolu buldu diye düşünürken hemen arkasından gülüşmeler falan, meğersem şaka yapmış. Sonrasında dekor ve müzikle ilgili konuşulup ertesi gün görüşmek üzere dağıldık.

Tramvay Kazaları

Haluk Bilginer: Zerrin’in bir şarkısı olacak değil mi şimdi Tolga?

Zerrin Tekindor: Çocukken beste yapmıştım ben "Eskimiş Süpürgem Ağlar" onu kullanalım. :)

http://www.oyunatolyesi.com/etkinlikler/oyun/oyun-atolyesi/arzu-tramvayi-2016-2017#xcontentsubsub5280

ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI düzenleyen Oyun Atölyesi iflâs etti!

Arzu Tramvayı (2016-2017)



14 Mart 2016 Pazartesi

Beni yargılatan Coşkun Büktel tarih sahnesinde sürekli olarak suçludur...

T.C.
İSTANBUL
70. ASLİYE CEZÂ MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA


Dosya No: 2015/689 Esas


Konu: Ek beyân...

1 - Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları, Dramatik Yayınlar, Oyun Atölyesi, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, Nisan 2009'da bana karşı 1101 imzâlı eylem başlattı: "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI"

2 - Yukarıda adlarını saydığım kuruluşların avukatları, benim hakkımda sürekli olarak inatla "YANLIŞ GÖSTERİLME", "YASAYA AYKIRI" (Bkz: Ekte sunduğum Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Y. Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Hasan KAHYAOĞLU imzâlı 2014/181988 Nolu tebliğnâme) eylemlerle benim Anayasal haklarımı kısıtladılar. Oysa ben, her yıl en az elli kez yurtdışına çıkma zorunluluğu bulunan biriyim!

3 - Adlarını saydığım dört kuruluş, haksız ve hukuksuz biçimde devlet olanaklarını kullanabilmektedirler... Her ne denli konumuz dışıymış gibi görünse de, esas olarak bana karşı kampanya düzenlemelerinin nedeni budur. Başta Kültür Bakanlığı kadroları olmak üzere, devlete etki etmeyi başarmış o dört kuruluş, ülke yararına işler yapmak yerine, ülkemizin kıt olanaklarına zarar verecek düzeye gelebilmişlerdir... Ben bu kanıdayım...

4 - Elinizdeki dâvâ dosyasının yukarıda saydığım ve (gerek görülürse) binlerce sayfa "resmî belge" sunabileceğim kanıtla nesnel değerlendirme yapılarak tikel değil de tümel olarak bir yargıya varılırsa karşımdakilerin ülke kültür ve sanatına kötülük yaptığı kendiliğinden ortaya çıkacaktır...

Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ederim. 15 Şubat 2016


HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

19 Şubat 2016 Cuma

MUHBİR Mustafa Şükrü Demirkanlı, dâvâlarımı saptırmayı sürdürüyor!...

Eki 28,Çar, 2015 Tarihinde yayınlandı | Uncategorized
TwitterFacebookGoogle BookmarkCompact0

Bulunmaz’ın Mahkumiyetleri


1. Şikayetçi: Av. Mehmet Bozkır
Soma Sulh Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2011 / 578
Karar No: 2012 / 768
C. Savcılığı Esas No: 2011/768
Karar: 125/1’den 105 gün adli para cezası, ERTELENDİ.

2. Şikayetçi: Seval Deniz Karahaliloğlu
(Kapatılan Karşıyaka 3. Sulh Ceza Mahkemesi)
Karşıyaka 9. Asliye Ceza Mahkemesi (İzmir)
Esas No: 2012/289
Karar No: 2012/1119
Karar: Adli para cezası. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı kaldırıldı, hüküm açıklandı.

3. Şikayetçiler: Haluk Bilginer, Kemal Aydoğan, Oyun Atölyesi
(Kapatılan İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi)
88. Asliye Ceza Mahkemesi
Esas No: 2011/ 3218
Karar No: 2011/263
Karar: 3 ayrı para cezası, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi.

4. Şikayetçi: Haluk Bilginer, Kemal Aydoğan, Oyun Atölyesi
(Kapatılan İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi)
63. Asliye Ceza Mahkemesi
Esas No: 2011/217
Karar No: 2012/1227
Karar:  5 ay hapis cezası, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi, yeni yasa ile 10.000 TL ödeyerek, hüküm geçersiz sayıldı.

5. Mustafa Şükrü Demirkanlı
(Kapatılan İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi)
88. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2011/ 3131
Karar No:
Karar: Adli para cezası, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi.

6. Şikayetçi: Levent Çağlayan
(Kapatılan Trabzon 3. Sulh Ceza Mahkemesi)
Trabzon 3. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2012 / 256
Karar No: 2012/768
C. Savcılığı Esas No: 2012/1731
Karar: Adli para cezası, KESİN

7. Gülhan Demirkanlı
(Kapatılan İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi)
88. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2013/ 311 Esas
Karar No:
Karar: Adli para cezası KESİN

8. Mustafa Şükrü Demirkanlı
(Kapatılan İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi)
66. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2012/ 1758 Esas
Karar No: 2013/1579
Karar: Adli para cezası, KESİN

9. Şikayetçi: Av. Süleyman Anıl
(Kapatılan Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesi)
Anadolu 77. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2013/854 E
Karar No: 2014/187
Karar: 11 ay 20 gün hapis

10. Şikayetçi: Ömer Faruk Kurhan
63. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2014/490 E.
Karar No: 2014/429
Karar: 90 gün adli para cezası, KESİN

11. Şikayetçi: Bülent Sezgin
Anadolu 45. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2014/285 E.
Karar No: 2014/448
Karar: 75 gün adli para cezası, KESİN

12. Şikayetçi: Ömer Faruk Kurhan
80. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2014/150 E.
Karar No: 2015/288
Karar: 109 gün adli para cezası karşılığı 2180 TL Adli para cezası, KESİN

13. Şikayetçi: Ömer Faruk Kurhan
38. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2014/179 E.
Karar No: 2015/112
Karar: 75 gün adli para cezası karşılığı 1500 TL Adli para cezası, KESİN

14. Şikayetçi: Mustafa Şükrü Demirkanlı
60. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2015/8 E.
Karar No: 2015/643
Karar: 10 Ay hapis cezası (Coşkun Büktel ile birlikte)

15. Şikayetçi: Duygu Dalyanoğlu
71. Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya No: 2015/375 E.
Karar: 75 gün adli para cezası karşılığı 1500 TL Adli para cezası, KESİN


Hüseyin Hilmi Bulunmaz’ın Sonuçlanan Hukuk Davaları

  1. 1.       Davacı Mustafa Şükrü Demirkanlı
İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi
Esas: 2012/650
Karar No: 2013/320
Kısmen kabul

  1. 2.       Davacı Ömer Faruk Kurhan
İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
Esas: 2010/278
Kısmen kabul

  1. 3.       Davacı Seval Deniz Karahaliloğlu
Karşıyaka (İzmir) 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
Esas: 2012/597
Kısmen kabul

  1. 4.       Davacı: Levent Çağlayan
İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
Esas: 2013/400
Kısmen kabul

  1. 5.       Davacı: Av. Eyyüp Fırat Kuyurtar
İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesi
Esas: 2013/78
Kısmen kabul

  1. 6.       Davacı: Av. Eyyüp Fırat Kuyurtar
İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi
Esas: 2013/218
Kısmen kabul

  1. 7.       Davacı: Av. Reyhan Kayışlı
İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
Esas: 2013/312
Kısmen kabul

  1. 8.       Davacı: Av. Reyhan Kayışlı
İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi
Esas: 2013/167
Kısmen kabul

  1. 9.       Davacı Mustafa Şükrü Demirkanlı
İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi
Esas: 2014/469