"BB" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
"BB" sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

29 Mart 2017 Çarşamba

MUHBİR Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, İ. Rahmi Dilligil'e komplo mu kurdu?

27 Mart'ın Soruları ve Yücel Erten'in Verdiği Ev Ödevi Üzerine.

Yazar Mustafa Demirkanlı
20 Nisan 2014

ITI (Uluslararası Tiyatro Enstitüsü) Türkiye Merkezi’ni senede bir defa hatırlarız; 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi’ni kime yazdırma kararı almışlar diye…

Konuya iki noktadan yaklaşacağım. Yücel Erten’in aşağıdaki sorusuna yanıt vererek başlayacağım (Bir kısmını facebook’da açıklamıştım.) Sonrasında da Yücel Erten’e bir sorum olacak. Buradan hareketle şu 27 Mart bildirisi meselesini de masaya yatırıp, sağlıklı bir sürece evirilebiliriz belki.

Yücel Erten’in facebook mesajı şöyleydi:
“Günaydın! Cumhuriyet portaldeki bu haberde, gazeteye verdiğim yanıtın bir bölümü yer almış. Tamamını burada paylaşayım:

“30 yıldır merak ederim: Bu Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün Türkiye Milli Merkezi kimlerden oluşur? Onları oraya kim seçer ya da tayin eder? Yaptığım internet araştırması, uluslararası ITI web sitesinde Refik Erduran’ın özel telefon ve adresinden başka bir şey göstermedi. Türkiye merkezine ait bir web sayfasından geçtim, tıklanabilir bir link bile yok. Kusura bakmasınlar ama, haber vermeden tatile çıkmış mahalle muhtarı gibi bir durum. Kuruluşun varlığı, yapısı, etkinlikleri hakkında bir şey duyan, bilen, gören varsa, tiyatro dünyamızı haberdar etsin lütfen.

Bildirinin içeriği için ne diyeyim? Sanat alanlarımıza hunharca bir yıkımcılık ve açgözlü bir rantçılık ile dalan bir iktidarın karşısında biz sanatçılara ‘empati’ öneriyor. Daha kestirmeden söyleyecek olursak: İktidarın elemanları baltayı alıp bağa girmiş; ama bildiride bize hala “mesele bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir” masalı yutturulmaya çalışılıyor.

Ben öncelikle o bildirinin altında imzası olan “İcra Komitesi” üyelerini saydamlığa davet etmek istiyorum. Kendilerini kamuya açıklasınlar lütfen. Kimlerdir ve gerçekten o bildiriye imza attılar mı, bilelim?…”

Evet, Dionizos aşkına, “Dünya Tiyatro Günü” hatırına, bir yanıt veren çıkar mı acaba?”

***

Bu yardım çığlığı 🙂 üzerine kolları sıvayıp Refik Abi’yi (Erduran) aradım, “Bu sene bildiriyi siz İcra Komitesi olarak yazmışsınız, bu komitede kimler var?” soruma şu yanıtı aldım: Refik Erduran, Emre Erdem, Ayşe Emel Mesci, Engin Uludağ, Recep Bilginer (Haziran 2005), Osman Necmi Karaca (Aralık 2013)

Bilginer’le Karaca’nın yanındaki tarihler, vefat tarihleri. Bu tarihler bize en azından Haziran 2005’den bu yana ITI Genel Kurulu’nun yapılmadığını gösteriyor. Genel Kurul kimlerden oluşuyor sorusunun yanıtı da şöyle: Turan Oflazoğlu, Erol Keskin, Şükrü Türen, Mazlum Kiper, Raik Alnıaçık, Savaş Aykılıç, Tamer Levent, Özdemir Nutku, Ayşegül Yüksel, Zeynep Oral, Selda Öndül, Göksel Kortay, Lemi Bilgin, Hale Kuntay, Ülkü Ayvaz, Sevgi Sanlı, Tuncer Cücenoğlu ve Nurhan Karadağ.

Vefat etmiş üyeleri de sayarsak tamamı 24 kişiden oluşuyor, bu sayı en fazla olabilecek sayıymış, 24’den fazla olamazmış.

Bu 24 kişi nasıl belirleniyor?

Aslında çok demokratik bir model olduğu söylenebilir. Genel Kurul’da tüm üyeler istedikleri kişileri öneriyorlar, sonra kapalı oylama yapılıyor, mevcutlar ve önerilenler içinden en yüksek oyu alan 24 kişi Genel Kurul’u, ilk 6 üye İcra Komitesi’ni oluşturuyor, İcra Komitesi de arasından Başkan’ı seçiyor. Model bence fena olmadığı gibi, oldukça iyi de denebilir, ancak Genel Kurul yapılmayınca, modelin de anlamı kalmıyor.

Refik Abi (Erduran) yanılmıyorsam kurucu başkan, o gün bugündür ITI’yı yönetiyor, bildirileri de kimin yazacağını belirliyor, İcra Komitesi’ndekilere önerisini iletiyor, itiraz gelmeyince de önerilen kişi o yılın ulusal bildirisini kaleme alıyor.

Genellikle İ.B.B. Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları’na atama yapıldığında Genel Sanat Yönetmenleri de o yılın bildirisini kaleme alıyor? Bildiğim kadarıyla önerilenlerden sadece Lemi Bilgin kabul etmedi, “görevdeyken bu bildiriyi yazma sorumluluğunu taşımam.” dedi ve yazmadı. Genellikle de kimse itiraz etmiyor, yazıyor. Orhan Alkaya’ya kabul etmemesini, bu belirlenmenin şahsına değil, makamına yönelik olduğunu ifade etmiştim, önerimi kabul etmedi, yazdı. Daha vahimi Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olan Rahmi Dilligil’e yazdırılması tam bir fiyaskoydu, fiyaskoydu çünkü Rahmi Dilligil eser hırsızlığı ile suçlanıyor, Cumhuriyet Savcısı’nın soruşturma talebi dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından reddediliyor ve soruşturma dosyası zorunlu olarak rafa kaldırılıyordu. Oysa iddialar çok ciddiydi ve açıklığa kavuşup Rahmi Dilligil aklanana kadar bu bildirinin yazdırılmaması gerekiyordu ama Refik Abi bunu ciddiye almayıp, hakkında yargının mahkumiyet kararı yok diyerek, ısrarla Dilligil’e yazdırdı, biz o ay Tiyatro… Tiyatro…’da siyah bir sayfa olarak yer verdik bildiriye, yayımlamadık. Devlet Tiyatroları’nın, Şehir Tiyatroları’nın sahnelerinde okundu o bildiri. ITI, yargı kararlarını değil etiği dikkate almalıydı, almadı.

Bu geçmişi aktarmamın nedeni, Refik Erduran’a karşı çıkacak, dolayısıyla ITI’nın sorgulanacağı çok daha önemli durumlar vardı… Yoksa, bu yılki uygulamaya bakarak karşı çıkmanın biraz gecikmiş kahramanlık olduğunu düşünüyorum yani Sarı Öküz verilmeyecekti.

Bu Yılın Bildirisini Kim Yazdırdı?

Bildirinin altındaki imzaya bakarsan ITI Türkiye Merkezi, yani; Refik Erduran, Emre Erdem, Ayşe Emel Mesci, Engin Uludağ, Recep Bilginer (Haziran 2005), Osman Necmi Karaca (Aralık 2013). Recep Bilginer ve Osman Necmi Karaca’yı doğal nedenlerden dolayı bir kenara bırakırsak diğer üyeleri görüşlerini almak için aradım. Emre Erdem’e ulaşamadım, -Refik Abi de ulaşamıyormuş, demek ki Emre’nin haberi yok. Engin Uludağ, bildiriyi görmediğini ama “Refik Abi yazdıysa doğru yazmıştır” diyerek görüşünü belirtti. Ayşe Emel Mesci ise bildiriyi basından öğrendiğini, böylesi bir bildiriye katılmasının mümkün olmadığını, Cumhuriyet’te yazacağı yazıyla durumu kamuoyuna açıklayacağını ifade etti.

Refik Erduran Kendi Yazmış, Komite Adına Yayımlamış

Refik Abi, böylesi bir bildirinin bu dönemde, bu sözcüklerle ifade edilmesinin doğru olacağını düşünmüş ve yazmış, İcra Komitesi adına yayımlamış. Doğru olduğunu söyleyemem, yakışıklı da olmamış ama bu ve benzeri rahatlığı başta yukarıda isimlerini sıraladığım Genel Kurul üyeleri, sonra da tüm tiyatro camiası sormadığı, sorgulamadığı için kusurludur bence…

Yücel Erten'e Ev Ödevi 🙂

Ben, ev ödevimi yapmaya çalıştım, oldukça da kapsamlı bir tablo çıktı ortaya. Onanacak, kabul edilecek bir tablo değil ama uluslararası bir yapının, kabul edilen bir örgütün Türkiye ayağı, kimsenin ilgilenmeyerek Refik Erduran’a bıraktığı ve ikisi vefat etmiş 24 tiyatro insanının isimleriyle arkasında olduğu (Ben yokum orada diyen çıkmadığına göre, imzalar geçerli olmalı) bir kuruluş; aksaklıkları, yanlışları ifade ettik, daha da eklenebilir.

Benim itirazım ve bu yıla ilişkin sorumu Yücel Erten’e sormamın nedeni şu: Alternatif Bildiri’yi her yıl kim, kimden aldığı yetkiyle belirliyor? Gerçekten bilmiyorum.

Bu yıl için “Sanat Örgütlerinin ortak kararı ile bu yıl bildirimizi Sayın Yücel Erten kaleme almıştır.” ifadesini biliyorum, “Sanatçılar Girişimi” facebook sayfasında gördüm ama o sanat örgütlerinin hangileri olduğunu, ne zaman nerede toplantı yaparak ya da mailleşerek bu kararı aldıklarını bilmiyorum, bulamadım da ama sizin (Yücel Erten) biliyor olduğunuzu var saymam gerektiğini düşünüyorum. Sanatçılar Girişimi’nin facebook sayfasından yapılan açıklamaya baktığımızda bir başka notla daha karşılaşıyoruz: “Tiyatro Platformu, Türkiye Tiyatrolar Birliği, UPSD, TEB, Özerk Sanat Konseyi, TOMEB İst. ŞUBE tarafından imzalanmıştır ve tüm sanat örgütlerin imzaları için dolaşımdadır.” açıklamasına bakınca sanki Sanatçılar Girişimi mi karar vermiş bildirini Yücel Erten’in yazmasına sorusunu sorabiliyorum kendime ama tek başına mı vermiş/ler bu kararı onu bilmiyorum, açıklama yok.

Sonrasında TOBAV'ın da onay verdiğini biliyorum ama bildiri yayımlandıktan sonrasına ait o onay, sanırım yukarıdaki örgütler de yazılmış bildiriyi onaylıyor, dolaşımda olduğuna göre çok sayıda STK daha eklenmiştir ama Yücel Erten'e bu görevi kim verdi? Soru bu?

Alternatif Bildiri Yazılması ve Bu Bildiriyi Yücel Erten'in Yazmasını Kim Önerdi?

Başta söylemem gerekeni sonda söylüyorum, konumuz bu olmadığı için sona bıraktım. Yücel Erten'in kaleme aldığı bildiri keşke bu yılın ulusal bildirisi olsaydı, tarihe not olarak böyle geçseydi keşke. Sorunlara altını kalın kalın çizerek parmak basan, her sözcüğü özenle seçilmiş, tiyatronun içinde bulunduğu dönemdeki sorunlarını çok doğru aktaran bu bildiriye imzamı atmayı bir onur sayarım ama her yıl değişen biri/lerinin, neredeyse erken kalkanın bildiri yazdırdığı bir sürece kurban gitmemesi için, yazıldıktan sonra imzaya açılması değil de kimin, hangi örgüt ya da örgütler adına bu işin sorumluluğunu üstlendiğini bilirsek ITI'ya yönelik eleştirilerimiz daha da anlam kazanacak.  ITI'yda Refik Abi'yi biliyoruz ve eleştiriyoruz ama buradaki yapıda en azından benim bildiğim, muhatap alabileceğim kişi göremiyorum, ahbap çavuş ilişkisi denmesinden de çok korkarım. Bu sorumluluğu üstlenen kişi, sözcü, örgüt her neyse, bilmiyorsak, açık değilse yani itirazlarımız ilkelere değil de keyfimize göre belirleniyorsa, ITI'ya, daha doğrusu Refik Erduran'a söyleyecek tek lafımız olmamalı, böyle sessizce geçiştirirsek, beğenmediğimiz örgüt de kalmaz ortada, kişilerin dedikleri olur, kabul görür… R. T. Erdoğan da bu anlayışın ürünü değil mi?  Bu sorular sorulmazsa, sessizce kabullenilirse, tepkisizlik tiyatro dünyasını daha da vahim bir sorumsuzluklar zincirinin içine itilmesine yol açacak ki…

Ki…'yi sizin (Yücel Erten) açıklamalarınızdan sonra birlikte tamamlamak dileği ile…


27 Mart’ın Soruları ve Yücel Erten’in Verdiği Ev Ödevi Üzerine…


4906

0
ITI (Uluslararası Tiyatro Enstitüsü) Türkiye Merkezi’ni senede bir defa hatırlarız; 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi’ni kime yazdırma kararı almışlar diye…
Konuya iki noktadan yaklaşacağım. Yücel Erten’in aşağıdaki sorusuna yanıt vererek başlayacağım (Bir kısmını facebook’da açıklamıştım.) Sonrasında da Yücel Erten’e bir sorum olacak. Buradan hareketle şu 27 Mart bildirisi meselesini de masaya yatırıp, sağlıklı bir sürece evirilebiliriz belki.
Yücel Erten’in facebook mesajı şöyleydi:
“Günaydın! Cumhuriyet portaldeki bu haberde, gazeteye verdiğim yanıtın bir bölümü yer almış. Tamamını burada paylaşayım:
“30 yıldır merak ederim: Bu Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün Türkiye Milli Merkezi kimlerden oluşur? Onları oraya kim seçer ya da tayin eder? Yaptığım internet araştırması, uluslararası ITI web sitesinde Refik Erduran’ın özel telefon ve adresinden başka bir şey göstermedi. Türkiye merkezine ait bir web sayfasından geçtim, tıklanabilir bir link bile yok. Kusura bakmasınlar ama, haber vermeden tatile çıkmış mahalle muhtarı gibi bir durum. Kuruluşun varlığı, yapısı, etkinlikleri hakkında bir şey duyan, bilen, gören varsa, tiyatro dünyamızı haberdar etsin lütfen.
Bildirinin içeriği için ne diyeyim? Sanat alanlarımıza hunharca bir yıkımcılık ve açgözlü bir rantçılık ile dalan bir iktidarın karşısında biz sanatçılara ‘empati’ öneriyor. Daha kestirmeden söyleyecek olursak: İktidarın elemanları baltayı alıp bağa girmiş; ama bildiride bize hala “mesele bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir” masalı yutturulmaya çalışılıyor.
Ben öncelikle o bildirinin altında imzası olan “İcra Komitesi” üyelerini saydamlığa davet etmek istiyorum. Kendilerini kamuya açıklasınlar lütfen. Kimlerdir ve gerçekten o bildiriye imza attılar mı, bilelim?…”

Evet, Dionizos aşkına, “Dünya Tiyatro Günü” hatırına, bir yanıt veren çıkar mı acaba?”
***
Bu yardım çığlığı 🙂 üzerine kolları sıvayıp Refik Abi’yi (Erduran) aradım, “Bu sene bildiriyi siz İcra Komitesi olarak yazmışsınız, bu komitede kimler var?” soruma şu yanıtı aldım: Refik Erduran, Emre Erdem, Ayşe Emel Mesci, Engin Uludağ, Recep Bilginer (Haziran 2005), Osman Necmi Karaca (Aralık 2013)
Bilginer’le Karaca’nın yanındaki tarihler, vefat tarihleri. Bu tarihler bize en azından Haziran 2005’den bu yana ITI Genel Kurulu’nun yapılmadığını gösteriyor. Genel Kurul kimlerden oluşuyor sorusunun yanıtı da şöyle: Turan Oflazoğlu, Erol Keskin, Şükrü Türen, Mazlum Kiper, Raik Alnıaçık, Savaş Aykılıç, Tamer Levent, Özdemir Nutku, Ayşegül Yüksel, Zeynep Oral, Selda Öndül, Göksel Kortay, Lemi Bilgin, Hale Kuntay, Ülkü Ayvaz, Sevgi Sanlı, Tuncer Cücenoğlu ve Nurhan Karadağ.
Vefat etmiş üyeleri de sayarsak tamamı 24 kişiden oluşuyor, bu sayı en fazla olabilecek sayıymış, 24’den fazla olamazmış.
Bu 24 kişi nasıl belirleniyor?Aslında çok demokratik bir model olduğu söylenebilir. Genel Kurul’da tüm üyeler istedikleri kişileri öneriyorlar, sonra kapalı oylama yapılıyor, mevcutlar ve önerilenler içinden en yüksek oyu alan 24 kişi Genel Kurul’u, ilk 6 üye İcra Komitesi’ni oluşturuyor, İcra Komitesi de arasından Başkan’ı seçiyor. Model bence fena olmadığı gibi, oldukça iyi de denebilir, ancak Genel Kurul yapılmayınca, modelin de anlamı kalmıyor.
Refik Abi (Erduran) yanılmıyorsam kurucu başkan, o gün bugündür ITI’yı yönetiyor, bildirileri de kimin yazacağını belirliyor, İcra Komitesi’ndekilere önerisini iletiyor, itiraz gelmeyince de önerilen kişi o yılın ulusal bildirisini kaleme alıyor.

Rahmi Dilligil'in "intihal" yaptığı iddiasına kaynaklık eden eserin DT'deki belgesi.
Rahmi Dilligil’in “intihal” yaptığı iddiasına kaynaklık eden eserin DT’deki belgesi.

Genellikle İ.B.B. Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları’na atama yapıldığında Genel Sanat Yönetmenleri de o yılın bildirisini kaleme alıyor? Bildiğim kadarıyla önerilenlerden sadece Lemi Bilgin kabul etmedi, “görevdeyken bu bildiriyi yazma sorumluluğunu taşımam.” dedi ve yazmadı. Genellikle de kimse itiraz etmiyor, yazıyor. Orhan Alkaya’ya kabul etmemesini, bu belirlenmenin şahsına değil, makamına yönelik olduğunu ifade etmiştim, önerimi kabul etmedi, yazdı. Daha vahimi Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olan Rahmi Dilligil’e yazdırılması tam bir fiyaskoydu, fiyaskoydu çünkü Rahmi Dilligil eser hırsızlığı ile suçlanıyor, Cumhuriyet Savcısı’nın soruşturma talebi dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay tarafından reddediliyor ve soruşturma dosyası zorunlu olarak rafa kaldırılıyordu. Oysa iddialar çok ciddiydi ve açıklığa kavuşup Rahmi Dilligil aklanana kadar bu bildirinin yazdırılmaması gerekiyordu ama Refik Abi bunu ciddiye almayıp, hakkında yargının mahkumiyet kararı yok diyerek, ısrarla Dilligil’e yazdırdı, biz o ay Tiyatro… Tiyatro…’da siyah bir sayfa olarak yer verdik bildiriye, yayımlamadık. Devlet Tiyatroları’nın, Şehir Tiyatroları’nın sahnelerinde okundu o bildiri. ITI, yargı kararlarını değil etiği dikkate almalıydı, almadı.
Bu geçmişi aktarmamın nedeni, Refik Erduran’a karşı çıkacak, dolayısıyla ITI’nın sorgulanacağı çok daha önemli durumlar vardı… Yoksa, bu yılki uygulamaya bakarak karşı çıkmanın biraz gecikmiş kahramanlık olduğunu düşünüyorum yani Sarı Öküz verilmeyecekti.
Bu Yılın Bildirisini Kim Yazdırdı?Bildirinin altındaki imzaya bakarsan ITI Türkiye Merkezi, yani; Refik Erduran, Emre Erdem, Ayşe Emel Mesci, Engin Uludağ, Recep Bilginer (Haziran 2005), Osman Necmi Karaca (Aralık 2013). Recep Bilginer ve Osman Necmi Karaca’yı doğal nedenlerden dolayı bir kenara bırakırsak diğer üyeleri görüşlerini almak için aradım. Emre Erdem’e ulaşamadım, -Refik Abi de ulaşamıyormuş, demek ki Emre’nin haberi yok. Engin Uludağ, bildiriyi görmediğini ama “Refik Abi yazdıysa doğru yazmıştır” diyerek görüşünü belirtti. Ayşe Emel Mesci ise bildiriyi basından öğrendiğini, böylesi bir bildiriye katılmasının mümkün olmadığını, Cumhuriyet’te yazacağı yazıyla durumu kamuoyuna açıklayacağını ifade etti.
Refik Erduran Kendi Yazmış, Komite Adına YayımlamışRefik Abi, böylesi bir bildirinin bu dönemde, bu sözcüklerle ifade edilmesinin doğru olacağını düşünmüş ve yazmış, İcra Komitesi adına yayımlamış. Doğru olduğunu söyleyemem, yakışıklı da olmamış ama bu ve benzeri rahatlığı başta yukarıda isimlerini sıraladığım Genel Kurul üyeleri, sonra da tüm tiyatro camiası sormadığı, sorgulamadığı için kusurludur bence…
Yücel Erten’e Ev Ödevi 🙂Ben, ev ödevimi yapmaya çalıştım, oldukça da kapsamlı bir tablo çıktı ortaya. Onanacak, kabul edilecek bir tablo değil ama uluslararası bir yapının, kabul edilen bir örgütün Türkiye ayağı, kimsenin ilgilenmeyerek Refik Erduran’a bıraktığı ve ikisi vefat etmiş 24 tiyatro insanının isimleriyle arkasında olduğu (Ben yokum orada diyen çıkmadığına göre, imzalar geçerli olmalı) bir kuruluş; aksaklıkları, yanlışları ifade ettik, daha da eklenebilir.
Benim itirazım ve bu yıla ilişkin sorumu Yücel Erten’e sormamın nedeni şu: Alternatif Bildiri’yi her yıl kim, kimden aldığı yetkiyle belirliyor? Gerçekten bilmiyorum.
Bu yıl için “Sanat Örgütlerinin ortak kararı ile bu yıl bildirimizi Sayın Yücel Erten kaleme almıştır.” ifadesini biliyorum, “Sanatçılar Girişimi” facebook sayfasında gördüm ama o sanat örgütlerinin hangileri olduğunu, ne zaman nerede toplantı yaparak ya da mailleşerek bu kararı aldıklarını bilmiyorum, bulamadım da ama sizin (Yücel Erten) biliyor olduğunuzu var saymam gerektiğini düşünüyorum. Sanatçılar Girişimi’nin facebook sayfasından yapılan açıklamaya baktığımızda bir başka notla daha karşılaşıyoruz: “Tiyatro Platformu, Türkiye Tiyatrolar Birliği, UPSD, TEB, Özerk Sanat Konseyi, TOMEB İst. ŞUBE tarafından imzalanmıştır ve tüm sanat örgütlerin imzaları için dolaşımdadır.” açıklamasına bakınca sanki Sanatçılar Girişimi mi karar vermiş bildirini Yücel Erten’in yazmasına sorusunu sorabiliyorum kendime ama tek başına mı vermiş/ler bu kararı onu bilmiyorum, açıklama yok.
Sonrasında TOBAV’ın da onay verdiğini biliyorum ama bildiri yayımlandıktan sonrasına ait o onay, sanırım yukarıdaki örgütler de yazılmış bildiriyi onaylıyor, dolaşımda olduğuna göre çok sayıda STK daha eklenmiştir ama Yücel Erten’e bu görevi kim verdi? Soru bu?
Alternatif Bildiri Yazılması ve Bu Bildiriyi Yücel Erten’in Yazmasını Kim Önerdi?Başta söylemem gerekeni sonda söylüyorum, konumuz bu olmadığı için sona bıraktım. Yücel Erten’in kaleme aldığı bildiri keşke bu yılın ulusal bildirisi olsaydı, tarihe not olarak böyle geçseydi keşke. Sorunlara altını kalın kalın çizerek parmak basan, her sözcüğü özenle seçilmiş, tiyatronun içinde bulunduğu dönemdeki sorunlarını çok doğru aktaran bu bildiriye imzamı atmayı bir onur sayarım ama her yıl değişen biri/lerinin, neredeyse erken kalkanın bildiri yazdırdığı bir sürece kurban gitmemesi için, yazıldıktan sonra imzaya açılması değil de kimin, hangi örgüt ya da örgütler adına bu işin sorumluluğunu üstlendiğini bilirsek ITI’ya yönelik eleştirilerimiz daha da anlam kazanacak.  ITI’yda Refik Abi’yi biliyoruz ve eleştiriyoruz ama buradaki yapıda en azından benim bildiğim, muhatap alabileceğim kişi göremiyorum, ahbap çavuş ilişkisi denmesinden de çok korkarım. Bu sorumluluğu üstlenen kişi, sözcü, örgüt her neyse, bilmiyorsak, açık değilse yani itirazlarımız ilkelere değil de keyfimize göre belirleniyorsa, ITI’ya, daha doğrusu Refik Erduran’a söyleyecek tek lafımız olmamalı, böyle sessizce geçiştirirsek, beğenmediğimiz örgüt de kalmaz ortada, kişilerin dedikleri olur, kabul görür… R.T. Erdoğan da bu anlayışın ürünü değil mi?  Bu sorular sorulmazsa, sessizce kabullenilirse, tepkisizlik tiyatro dünyasını daha da vahim bir sorumsuzluklar zincirinin içine itilmesine yol açacak ki…
Ki…’yi sizin (Yücel Erten) açıklamalarınızdan sonra birlikte tamamlamak dileği ile…
Mustafa Demirkanlı
http://www.tiyatrodergisi.com.tr/27-martin-sorulari-ve-yucel-ertenin-verdigi-ev-odevi-uzerine.html

4 Ekim 2016 Salı

Demirkanlı "Nejat Birecik geçici bakanları neden kavunla besledi?" dedi!

Sezon Açılışını "Uzaktan" İzlemek

"Uzak" kavramını, İstanbul‘u terk ederek, artık Toroslardan bakıyor olmamdan dolayı kullanmadım.

25 yıl sonra, hiçbir yayın sorumluluğum olmadan sezon açılışını “uzaktan” izlemenin keyfini yaşıyorum.

Tiyatro… Tiyatro…'yu tam 25 yıl yayımlayıp, tarihin acımasız realitesine bıraktıktan sonra, tiyatrodergisi.com.tr’yi de "patron" Gülhan Avşar Demirkanlı'nın koordinesinde genç ve güçlü bir ekibe bırakmanın huzuruyla ve de 25 yıl sonra Dergi’nin "ekonomik" geleceğini düşünerek mesleğime yaptığım ihanetlerden de uzaklaşmanın keyfini yaşamayı planlamıştım ve bu yeni macera için de -yazmak için- kendime sezon açılışını belirlemiştim.

Bu belirlememi zorlayan, kendime verdiğim sözü çiğnetecek gelişmeler olmadı mı, oldu tabii… Facebook'da da yazdım, "sözümü yiyip yazayım bari" de dedim valla…

Ama yazmadım… Aslanlar gibi direndim.

Neydi onlar?

İstanbul B.B. Şehir Tiyatrosu'ndaki kıyım. Bu konudaki görüşlerimi paylaşmak istiyorum…

Genco Erkal'a diş geçiremediler, onu da kısaca ele almak istiyorum.

Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Nejat Birecik'i Muhsin Ertuğrul'la karşılaştırmak istedim, gecikmiş olsa da bu görüşlerimi paylaşayım istiyorum. Nasıl Genel Müdür Vekili oldu, geçici bakanları neden kavunla besledi, TÜSAK toplantısındaki performansını aktararak, Muhsin Ertuğrul'a ne kadar benzemediğini paylaşmaya çalışacağım ne de olsa onun koltuğunda oturuyor, onun koltuğunu işgal edenin yardımcısıydı bir zamanlar.

Devlet Tiyatroları Koordinatörü, Sahne Dergisi (Benim de kurucularından olduğum TAKSAV'ın yayımladığı, sonra Murat'a emanet ettiği)  Yayın Yönetmeni sevgili arkadaşım Murat Demirbaş'ın "Yerli ve Milli" açıklaması -biraz amiyane olacak ama- "kol gibi girdi" o konudaki görüşlerimi de paylaşmak istiyorum.

Bu topraklar, tiyatro konuşulamayacak kadar acı ve kan üretiyor ama tam tersi her zamankinden daha fazla tiyatro konuşmak zorundayız, konuşmalıyız…

Artık, "uzaktan" ama daha "özgür" olarak yazmanın keyfini yaşamak umuduyla… Sezonda tüm tiyatro emekçilerine, eleştirmenlerine, yayıncılarına -tabii özellikle tiyatrodergisi.com.tr yayıncılarına- başarılar dilerim.

www.tiyatrodergisi.com.tr/2016/10/03/sezon-acilisini-uzaktan-izlemek

3 Ekim 2016 Pazartesi


Sezon Açılışını “Uzaktan” İzlemek



30

0
“Uzak” kavramını, İstanbul‘u terk ederek, artık Toroslardan bakıyor olmamdan dolayı kullanmadım.
25 yıl sonra, hiçbir yayın sorumluluğum olmadan sezon açılışını “uzaktan” izlemenin keyfini yaşıyorum.
Tiyatro… Tiyatro…‘yu tam 25 yıl yayımlayıp, tarihin acımasız realitesine bıraktıktan sonra, tiyatrodergisi.com.tr’yi de “patron” Gülhan Avşar Demirkanlı’nın koordinesinde genç ve güçlü bir ekibe bırakmanın huzuruyla ve de 25 yıl sonra Dergi’nin “ekonomik” geleceğini düşünerek mesleğime yaptığım ihanetlerden de uzaklaşmanın keyfini yaşamayı planlamıştım ve bu yeni macera için de -yazmak için- kendime sezon açılışını belirlemiştim.
Bu belirlememi zorlayan, kendime verdiğim sözü çiğnetecek gelişmeler olmadı mı, oldu tabii… Facebook’da da yazdım, “sözümü yiyip yazayım bari” de dedim valla…
Ama yazmadım… Aslanlar gibi direndim.
Neydi onlar?
İstanbul B.B. Şehir Tiyatrosu’ndaki kıyım.  Bu konudaki görüşlerimi paylaşmak istiyorum…
Genco Erkal’a diş geçiremediler, onu da kısaca ele almak istiyorum.
Devlet Tiyatroları Genel Müdür Vekili Nejat Birecik’i Muhsin Ertuğrul’la karşılaştırmak istedim, gecikmiş olsa da bu görüşlerimi paylaşayım istiyorum. Nasıl Genel Müdür Vekili oldu, geçici bakanları neden kavunla besledi, TÜSAK toplantısındaki performansını aktararak, Muhsin Ertuğrul’a ne kadar benzemediğini paylaşmaya çalışacağım ne de olsa onun koltuğunda oturuyor, onun koltuğunu işgal edenin yardımcısıydı bir zamanlar.
Devlet Tiyatroları Koordinatörü, Sahne Dergisi (Benim de kurucularından olduğum TAKSAV’ın yayımladığı, sonra Murat’a emanet ettiği)  Yayın Yönetmeni sevgili arkadaşım Murat Demirbaş’ın “Yerli ve Milli” açıklaması -biraz amiyane olacak ama- “kol gibi girdi” o konudaki görüşlerimi de paylaşmak istiyorum.
Bu topraklar, tiyatro konuşulamayacak kadar acı ve kan üretiyor ama tam tersi her zamankinden daha fazla tiyatro konuşmak zorundayız, konuşmalıyız…
Artık, “uzaktan” ama daha “özgür” olarak yazmanın keyfini yaşamak umuduyla… Sezonda tüm tiyatro emekçilerine, eleştirmenlerine, yayıncılarına –tabii özellikle tiyatrodergisi.com.tr yayıncılarına- başarılar dilerim.

27 Haziran 2016 Pazartesi

MUHBİR Mustafa Demirkanlı, kendi için imzâ atan Kocatürk'ü sırtlanmış!

Kemal Kocatürk
İ.B.B. müfettişi Gericilik, Akp ve yandaşları için sosyal medyada yazdıklarım için soruşturma başlattı. Suç olarak görünen ise "657 sayılı yasayla devlet memuru olmama karşın ülke gündemini sıradan bir vatandaş gibi yorumlamam"mış. Buyrun bakalım, sıradan bir vatandaş mı olmalıyım yoksa devlet memuru mu? Ben sanatçıyım. Gördüğümü, duyduğumu işlemektir benim ödevim. Yılmam, yılmadım, yıldıramazsınız!

15 Nisan 2015 Çarşamba

Ömer Kurhan'ın 3. vekili Av. Eyyüp Fırat Kuyurtar'a hukuk dersi verdik!...

"ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" temel sponsoru Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları'nda B.B. (Big Brother=Büyük Birader) olan Ömer F. Kurhan'ın 3. vekili Av. Eyyüp Fırat Kuyurtar dedi:

"BENİ İLGİLENDİREN BÖLÜMLERİ 'KES - KOPYALA - YAPIŞTIR' SİSTEMİ İLE DİLEKÇEME EKLEDİM. ANCAK SAYFANIN TAMAMININ YAZDIRILARAK E-POSTA BAŞLIK BİLGİSİ ALINMASI GEREKTİĞİNİ BİLMİYORDUM."

***

Ayrıca bakınız:


Belge sunumunu bile bilmeyen Eyyüp Fırat Kuyurtar avukat(!)lık yapıyor!


Avukat Eyyüp Fırat Kuyurtar, kes - kopyala - yapıştırla dilekçe hazırlıyor!

16 Ocak 2015 Cuma

Erhan Yazıcıoğlu'nun reklâmıyla ayakta duran Tiyatro... Tiyatro... Dergisi

Şehir Tiyatroları'nda Yönetmelik Yeniden Değişiyor!


Tiyatro Dünyası'ndan Seray Şahinler Demir, İ.B.B. Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu ile gerçekleştirdiği söyleşi de Yazıcıoğlu önemli konulara değinmiş, Tiyatro Dünyası'nın söyleşini aktarıyoruz.
***
Seray ŞAHİNLER DEMİR
Seray ŞAHİNLER DEMİR
İBB Şehir Tiyatroları'nda sürpriz gelişme… 2012'de yönetimin sanatçılardan alınıp bürokratlara verildiği "yönetmelik" değişiyor. Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu eleştirilen yönetmelik üzerinde tekrar çalışıldığını ve sona gelindiğini ilk kez tiyatrodunyasi.com'a açıkladı. Yazıcıoğlu, "Beklenenden daha çok hak alacağız. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir ilkesi tekrar yerleşecek" diyor.
2012'den bu yana yeni yönetmelik, sansür gibi bir çok nedenle çalkalanan Şehir Tiyatroları'nda Erhan Yazıcıoğlu'nun genel sanat yönetmeni olmasıyla yeni bir dönem başladı. Yazıcıoğlu'yla buluştuk ve 2015'te neleri planladığını konuştuk. Tabi "yönetmelik" sürprizini de…
Şehir Tiyatroları'nda neler oluyor? 

Her şey çok güzel gidiyor. Bir iki önemli beklentimiz var. 1 ay içinde olacağını söylediler. Olduğu zaman inanacağız. Yönetmeliğimiz değişiyor. Çok heyecanlıyız. Beklenenden daha çok hak alacağız. Çünkü bize güveniyorlar. Bir güven ortamı, bir başarı ortamı yarattık. Seyirci oranlarını çok yükselttik. Seçtiğimiz oyunların doğru oyunlar olduğu ortada. İstanbul’un karışık seyircisinin tümünü mutlu etme aşamasındayız. Bütün bunlar böyle gidince de hem kesenin ağzı açılıyor hem iyi niyetler arka arkaya gerçeğe dönüşüyor. Biz de sadece kendi işimizi yapıyoruz. Hiçbir şeye bulaşmadan bu tiyatroyu daha iyi nereye getiririz ona bakıyoruz.
Okulu açmakla tarihe geçtik. Kerem Yılmazer Sahnesi'ni konuk tiyatrolar için kullanacağız. Her pazartesi seyirci raporu alıyorum. Beni mutlu ediyor. Ekmek yapmak için malzeme var ve bu ekmeği en iyi şekilde sunacağız ve kızartacağız.
Yönetmeliğin değişim süreci nasıl işledi? Sizin girişimlerinizle mi başladı? Nasıl yaklaştılar?

Evet. Son derece iyi niyetliler. Sadece biraz ağır işliyor devlet mekanizması. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir zihniyetiyle geldim ben. Sadece işimizi yapmak üzere geldik. Sağla solla bağlantımız olmadan bildiğimiz işi yapıyoruz. Bunu da iyi yapmaya çalışıyoruz. Lafta kalmıyor. Kendimize güvenimiz var. Burada yatıyoruz. Bu anlamda da biz en ufak bir karışma yok. Hiç karışmıyorlar. Sadece destek veriyorlar inandıkları için. Kadir Başkan'ımdan müdürüne kadar inanılmaz bir güven ortamı var. Biz de bunu tiyatronun lehine kullanıyoruz.
Yönetmelikte tartışılan maddeler nasıl törpülendi?

Bu biraz bizim iç dinamizmimize girdiği için o anlamda açık vermeyeceğim ama yakında büyük bir müjde verebilirim. Belki bir ay da sürmez. Önce kendimize bu müjdeyi vereceğiz sonra sizlerle paylaşacağız.
Yeni yönetmeliğin değişen maddeleri kurum içindeki tiyatrocuları tatmin edecek mi? Buna inanıyor musunuz? Birçok oyuncu görevine devam etse de hala daha endişeleri var…

Tabii. Görevlerine tabii ki devam edecekler. Eksik olan moral motivasyondu. Bunu sağladığımızı düşünüyoruz. Bir de yönetmelik değişikliği bizim çizgimizde. Tiyatroyu tiyatrocular yönetir ilkesi tekrar yerleşecek. Bu benden sonra da sürecek. Ben yasa değişmezse 1.5 yıl buradayım. Değişirse 70′e kadar da burada kalabilirim. Hep morale ihtiyacımız var. Belediye bu anlamda maddi olarak inanılmaz destek veriyor. İşimize de karışmıyor. Daha ne yapalım?
KAZAN DAHA AZ KAYNAYACAK

Bize karışmıyorlar diyorsunuz. İma da dahi bulunulmadı mı? Hiç müdahale olmadı mı?

Asla. Ben kendime ihanet eder miyim? Tükürdüğümü yalar mıyım? Hiç bir menfaatim yok ki. Muhsin Ertuğrul’un koltuğunda oluşum, Gencay Gürün’ün döneminden sonra burada oluşum. Ki ben bütün tecrübemi o dönem yaşadım ve uzun süre onun yardımcılığını yaptım. Değişmedim, her yerde aynı Erhan'ım. Hiçbir şey beni değiştirmedi. Ne para ne şöhret ne bu koltuk. Ben hala herkesle şakalaşabilen biriyim. Tatlı sert üslupla çok iyi anlaştığım bir ekibim var. Her işi çözüyorlar. Bana da bir orkestrayı yönetmek düşüyor. Orkestranın elemanları kendi sazlarına çok hakim. Beyni tiyatro için çalışan, yürekleri tiyatro için atan ve sadece tiyatroyu düşünen bir ekip. Dışarıdan gelen işleri reddeden bir ekip. Bu cesaret isteyen bir iş. Sadece küçücük bir devlet maaşıyla yaşamak yürek ister. Bu yüreği taşıyan arkadaşlarımız var. İnsanlar zaman içinde daha çok güvenecekler. Daha az kazan kaynayacak. Kazanın kaynamasına engel olamayız çünkü yapıları, beyinleri değiştiremeyiz. Biz yaptıklarımızla o beyinlerin doğru çalışmasını sağlayacağız.
Son olarak patlak veren Cibali Karakolu oyunundaki sansür tartışması meselesi var. Herkesin merak ettiği neden 25 kez sahnelendikten sonra galanın akabinde böyle bir müdahale oldu?

Biz 8 Ekim'de perde açtık. 8 Ekim'den de 40 gün önce göreve geldik. 40 gün içinde neler yaptığımıza bir bakın. Nasıl yetiştik? Bazı provaları bile göremeden oyun çıkarttık. Şimdi rahatladık. Genel provayı, ondan öncesini seyredebiliyoruz. Seçtiğimiz oyundan kaygımız yok. Ama yabancı bir yönetmen geliyor onu iyi tanımıyoruz. Ya da emekli arkadaşımız yönetmen olarak koyuyoruz ne denli başarılı oluyor? Bunu ilk 40 gün için sağlayamadık çünkü bir sürü işe soyunduk. Düşünün Talat Halman'a özel geceyi bile biz yapıyoruz ve bu bizim fikrimizdi, kimse bizden talep etmedi.
Bu projeye ne kadar sürede hazırladınız?

Cenazesini buradan kaldırdık ve o gün bu fikir oluştu. Kimse sahip çıkmadı. Bu kadar özel bir insana biz özel bir gece yapalım dedik. 1 ay olmadı bile. Apar topar. Kadrolar, soneler hazır. Hatta benim de rolüm var, çantamda taşıyorum. Arada bakıyorum. İyi bir şey yapmak bu tiyatroyu markalaştırmak, insanları tekrar bu tiyatroya sıcak bakmasını sağlamak, iyi oyunlarla öğrencileri çekmek önemli. Öğrenci bize küsmüştü.
Neden?

Kötü oyunlar yüzünden. Klasikleri oynamamışız. Şimdi iki tane birden klasik koyduk. "Kısasa Kısas" geliyor. "Bir Yaz Gecesi Rüyası" başladı. Çok ilgi görüyor.
Arkasından Çehov, Gorki var. "Ayaktakımı Arasında"nın bu hafta provası başlayacak ve oyunu Orhan Alkaya yönetecek. İtalyan asıllı Alman yönetmen Roberto Ciulli var, o gelecek. Biz ona bir iki oyun ismi verdik. Kendi seçecek. Prandelli ya da Çehov olabilir o karar verecek. İki yılı full olan çok ünlü bir Alman var Thomas Ostermeier diye. Onun peşindeyiz. O bize gelsin bir şey yapsın istiyoruz. Çünkü bizde çok az yönetmen yetişmiş, bunu gördük. Bu bir eksiklik. Aktör çok yönetmen yok. Bütün bu büyük, dünyaca ünlü yönetmenleri, yönetmenliğe hevesi ve yeteneği olan arkadaşlarımızla birlikte çalıştırıyoruz. Okul açtık. Hem kendi seyircimizi yetiştiriyoruz hem okul mezunu olmayan yetenekler ortaya çıkarıyoruz. Ama o arada da okul mezun olmaya itiyoruz. Bunun için bizde hocalık vasfı taşıyan çok insan var. Darülbedayi Atölyesi için içimizden 35 kişi çıktı ve bunlar gönüllü. Bunların içinde Zihni Göktay, Toron Karacaoğlu, Tijen Par, Engin Uludağ var. Biz bunlara tekrar hayat aşıladık. Kendimizdeki heyecanı yaydık ve yayıyoruz.
erhan_yazicioglu_2015_1
HER ŞEY İSTEDİĞİNİZ GİBİ OLACAK

Yönetmelik değiştiği zaman yönetmenlerden Orhan Alkaya, Ragıp Yavuz gibi önemli isimler kurumda aktif olarak görev almamayı tercih etti. Engin Alkan'ın devam ettirdiği bazı projeleri oldu. Fakat bu sezon geri döndüler. Siz genel sanat yönetmenliğine getirildiğinizde bu yönetmelik yürürlükteydi. Onları tekrar nasıl kurumun içine çektiniz?


Bana inandılar, neden geldiğime inandılar. Ben onlara kendimi, ne yapmak istediğimi çok iyi anlattım. Bana inandılar ve çok fazla düşünmeden güvendiler.
Ne dediniz mesela?

Bunlar da aile içi. Sadece en iyimser tabirle tiyatronun bir duraklama döneminin artık sonuna gelinmesi gerektiğine inandılar ve kolları sıvadılar. Bana inanan belediye yetkilileri vardı. Ben onlardan aldığım güç ve sözlerle yola çıktım. Yardımcılarımla paylaştım ve sorunsuz olarak devam ediyoruz. Yeni ekibin önüne "ya yönetmelikte şöyle bir madde var" dahi demediler. Hepsini "siz bilirsiniz, peki" diyerek bizim lehimize kullandılar. Uygulama böyle gitti. "Siz bu işi biliyorsunuz, buyurun yapın. Yönetmelik tabii ki değişir, bize zaman verin ama inanın ki bu yönetmelik sizin istediğiniz gibi yürüyecek" dediler. Ama biz yasal halini istiyoruz
Verilen sözler tutuluyor tamam ama 2 söz daha var. Yönetmelik ve kadro. Arkadaşlarımızı artık aşağıdan yukarıya doğru kaydıracağız.. Aşağıya da genç ekibi alacağız.
Kadro şansları olacak mı?

Gayet tabii. Bir uyum süresi vardır. Gelenekseldir. Bu uyuma evet diyenler sıcak bakanlar ve yeteneğini ortaya dökenler kademe kademe gelir. Biz buna çok açığız. Hele ben gençleri çok isterim. Kapının önünde hocam şu oyunu düşünüyorum ben şunu oynamak ya da yönetmek istiyorum diyenler çok olsun isterdim ve oldu. Eğer beklentilerimiz gerçekleşirse çok genç insanları tiyatroyla buluşturacağız.
Yönetmelik ilk değiştiğinde hemen hemen herkes tepkisini dile getirdi. Yürüyüşler, protestolar yapıldı. Sizin düşünceniz neydi?

Ben de onlardandım.
Yönetmeliğe itiraz ettiniz mi?

Gayet tabii. Başkanla bir diyaloğumuz olmuştu. Bu tiyatro (Muhsin Ertuğrul Sahnesi) yıkılırken, "Bunu yapmayacaksınız, bünyenize alacaksınız" demiştim. Başkan da "Sana söz veriyorum, iki yıl içinde aynı kendi ismiyle yapacağız" dedi. Ve gerçekten iki yıl sonra yaptı. Hatta o zaman Başbakanı Tayyip Erdoğan geldi. Ve Kadir Başkan "Sözümü tuttum gördün mü?" dedi. Ben de sahneye çıkıp teşekkür ettim. "Sözünü tutanların yanındayız. Biz sadece işimizi yaparız. Muhsin Ertuğrul adıyla bu binayı bize verdiğiniz için teşekkür ediyorum" dedim. Sezar'ın hakkı Sezar'a.
Sanatçılarınızdan Hülya Karakaş, size sitem dolu bir mektup yazdı. Okudunuz mu? Neler söylemek istersiniz?

Maalesef ironi kokan bir mektup. Hiçbiri doğru değil.
Oyun (Kadın İstasyonu) kesin kaldırıldı mı peki?

Evet kaldırıldı.
Gerekçe gösterdiniz mi?

Gerekçe göstermek zorunda değilim. Üstelik gösterdik de. Biz bütün oyunları kaldırabilirdik. İş yapan, tutan ve bizim yönetimimize uygun olan oyunları tuttuk. Olmayanları kaldırdık. Kaldıramaya da devam ediyoruz. Yeniler çıktıkça eskilerle vedalaşıyoruz.
O oyun sahnelenmemişti ama…

Evet ama ben göreve geldim ve bana bir prova verin dedim. Onlar da direndiler.
Neden?

Nedenini onlara sormak lazım. "Ben oyunu bir göreyim çünkü bilmiyorum" dedim. Yönetmen de, adını anmak istemediğim hanım da ne yazık ki böyle tuhaf bir direnç gösterdi. Temayüllere aykırı bir direnç. Uğraşacak o kadar çok işim vardı ki bununla da uğraşmak istemedim. Ben bu kadar saygı gösteriyorum. Bir emektir diyorum, masraf edilmiştir diyorum. Ki o dekor ve aksesuar parçalarını ben başka oyunlarda kullandım zaten. Harcamadım, çöpe atmadım. Onlar öyle diyorlar ama. Kimse kendini tanrı ilan etmesin. Onlar kendilerine verilen işi yapsınlar.
erhan_yazicioglu_2015_2Bundan sonra size iyi bir oyunla gelse?

Zaten buraya geldi. Sürçü lisan ettiysem affola dedi. İlk kez sana açıklıyorum bunu. Ve bir oyun bıraktı. Ben de bize zaman ver dedim. Oyunu inceledik, beğendik. Bu konuda otorite Yiğit Sertdemir'dir. Ki Yiğit'in olması da büyük bir gelişmedir. Bunu bir lafımla yaptılar. Hay hay dediler. Şimdi hala karıştırmanın, bir aileyi içten çökertmeye çalışmanın anlamı yok. Ki çökertemezler. Ben buna izin vermem çünkü ben buraya canımı koydum. Hiçbir menfaatim olmadan canımı koydum. Bu insanlar bizim yanımızda yer almalı. Eğer bir değerlerse bu değeri biz görelim. Kendi kendine ben en büyük değerim diye megolamanlık yapmanın bir anlamı yok. Gelsinler işlerini yapsınlar. Ama bizim denetimiz, yönetimimiz ve takdirimizle.
Burası yatak odamızdır, kulislerimiz yatak odamızdır. Sevgi hâkimdir. Saygıyla iş yapılması hâkimdir. Kimse "Yahu susun be kardeşim insanlar işini yapsın" demedi. Biz seyretmeyi severiz. Seyrediyorlar. Bakalım kim güçlü onun tarafına geçeriz diyorlar. Ama bütün bunları ben görecek tecrübedeyim. Kazanı bir iki kişi kaynatıyor. Onlar da kazanın dibine çökmeye kazandibi olmaya mahkûm.
Bir de tanımadığım insanlar benimle uğraşıyor. Geçmişimizde bir sürtüşme de yok. Neticede hepimiz oyuncuyuz. Çok kısa bir süre sonra bizim iyi niyetimizi gören herkes bizimle barışacak. Biz kimseye küs değiliz, kimseye minnet etmedik ve kimsenin tavuğuna kış demedik. Hatta yardım ediyoruz. İsteyen özel tiyatrolara oyuncumuzu yönetmenimizi veriyoruz. Amatör tiyatrolara kullanmadığımız dekorumuzu, kostümümüzü verdik. Tüm bunlar açılma, açık oynama değil mi? Açık oynama değil mi?
Değişik ses çıksın. Değişime karşı değilim. O yelpazeyi tanıyorum ben. Ve ben Yedikule gibi bir kenar mahallede yetişmiş insanım. Neyin ne olduğunu bilirim. Rum'u Ermeni'yi Kürdü, Laz'ı tanırım. Bu yelpazenin içinde herkes olabildiğince var olacak. Ama çatlak sesler var. Onlar kendi kendilerine susacak. Ben hesaplı konuşmam. Şuraya şu laf gider mi demem.
Eleştiriye tahammülünüz var mı?

Dinlerim. Ben iftiradan nefret ederim. İftira atılmasın. Aile içinde bile şu şöyle mi oldu gibi şaibeli bir soru beni çıldırtır. Bunun eleştiriyle ilgisi yok. Söylenen her şey mi yalan olur? Dişe dokunur, "Bir dakika, biz bunu düzeltelim" diyeceğimiz hiçbir şey olmadı. Hep düzmece. Ben bu kadar olduğunu zannetmiyorum. Böyle bir şey görmedim. Taşıyabileceğim şeyler değil. İsyan ediyorum neden diye. Bir kere önce bir telefon açıp "meslektaşım, hayırlı olsun" demeyen insanlar var. Nedenini de bilmiyorum. Görsem soracağım. Diyelim nedeni var. Oyununu kaldırdım. Kaldırırım. Yeni yönetimim. Herkes kendi yönetiminde çalışacağı insanları kendi seçmez mi? Hakkım var. Üstelik de kibarlık yapıp prova istiyorum. Vermiyorsun. Yönetmeni de kırmak istemezdim. Ama daha yolumuz uzun. O gerektiği yerde kendini bulur.
Protokol listenizde revize oldu sanıyorum. Bazı eleştirmenler listeden çıkarıldı mı?

Yok böyle bir şey. İddia edenler beni aradılar. Olmadığını söyledim. Sadece ben biraz tez canlı adamım. Onun için herkesi biraz hızlı çalıştırıyorum. O telaş içerisinde mesela Üstün Akmen unutulmuş. Aradım ve yok öyle bir şey hocam dedim. İkinci galaya ben davet ettim. Eleştirmen dediğiniz zaten 3-5 kişi onların da hepsi geliyor.
Eleme yok değil mi?

Eleme şöyle oldu. Protokolü azalttım. Buna da belediye anlayış gösterdi. Günlük protokolü de azalttım. Her oyuna sınır koydum. Çünkü seyirciyi uzaklaştırıp 40 kişiye ben yer ayıramam. Bunu 6-8 kişiyle sınırladık.
350 OYUNCUYLA AÇIKHAVA ÇIKARMASI

2015'te Şehir Tiyatroları’nda neler olacak?


Beklentilerimiz rayına oturacak. Seyirci potansiyeli daha da artacak. Yeni sahneler açılacak. Maltepe bu senenin sonunda devreye girecek. Bostancı Hali tiyatro haline getirilecek. Okulumuzu açtık. İşlevsel hale gelecek.
100.yıl kutlamamızı yaptık. Onun dışında haftada bir gün görme engellilere özel gösteriler yapacağız. Gençlik Günleri’nin mayısta canlandıracağız. Açıkhava Tiyatrosu’nu 1 ay tiyatro yapacağız. Haziranın ortası 2 hafta, ağustos son 2 hafta olacak. 350 oyuncuyu sahnede bir arada göreceğiniz proje bu.
Seray ŞAHİNLER DEMİR
seraysahinler@gmail.com