24 Nisan 2013 Çarşamba

Bulunmaz, Türk tiyatrosunu yarın adliyede otopsi masasına yatıracak...

Her canlı doğar, büyür ve ölür!... Bu somut sözü, kendimizi bildiğimiz ândan başlayarak sürekli olarak her gün duyarız! 

Türkiye tiyatrosu, kendine özgü doğal bir ortamda değil, gayet yapay bir ortamda, yapay bir döllemeyle meydana getirildi... Dört yüz yıldır dünya tiyatro sahnelerini kirleten Shakespeare'in ayak izlerinden giden Türk tiyatrosu, kendi özgüllüğü ve özgünlüğü içerisinde değil de, neredeyse bir saksıda yetişip, bir kuvözde yaşatıldı. Türk tiyatrosu, doğal bir süreç yaşamadığı, hattâ asla yaşamadığı için, bana, halkıma, tüyü bitmemiş yetime karşı, karşın, karşıt yapılanmada varlık gösteriyor. Varlık mı?!...

Gerçek anlamda hiç doğmamış günümüzdeki Türk tiyatrosuna, "ceset" demek bile gerçekçi değil. Ben, gözümüzün önüne bir imge gelsin diye, sürekli olarak "ceset" sözcüğünün içeriğindeki kavramla düşündüğüm Türkiye tiyatrosunu, okurlarıma da bu imgeyle anlatıyorum. Hâl böyle olunca, gerçek anlamda hiç doğmayıp, emperyalist kültürün taşıyıcısı Shakespeare Çocukları'nın sırtındaki bir tabutun içerisinde elden ele gezdirilen Türk tiyatrosunun büyümesi ve ölmesi söz konusu olamaz... 

Her şeye karşın, bir imgeyle belleklere yerleştirdiğim "ceset hâlindeki Türkiye tiyatrosu"nu, sürekli olarak otopsi masasında tutup, çürüme nedenlerini saptamalıyız. Bir insanın ölüm nedeni saptanabilmesi için, yakınlarının onayı gerekmekle birlikte, adlî bir nedenle savcının önüne gelen "ölü raporu" sonucunda ölünün yakınlarından izin alınmayabilir. 

Ölü doğan, ölü yaşayan ve ölü ölen Türk tiyatrosunu İstanbul Adalet Sarayı'ndaki otopsi masasına yatırıp, ikide bir ölüm nedenleri üzerine kafa patlatıyorum hâlâ. Yarın yine İstanbul Adalet Sarayı'nda olacağım!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz