8 Eylül 2010 Çarşamba

BULUNMAZ'LA BÜKTEL'İN SANATSAL İFADE OLANAKLARINI İMHA ETMEK İÇİN DÜZENLENEN LİNÇ KAMPANYASI'NIN ELEBAŞLARINDAN Ö. KURHAN, ESATOĞLU'NA İFTİRA MI ATTI?

Oyun'un notu: Bazı sözlerin üzerini, kırmızı renkle biz belirgin hâle getirdik!


***


LİNÇÇİ Ömer F. Kurhan ve 1100(?) yoldaşı diyor ki:

Kınıyoruz!

Tiyatro İnsanları Olarak, Yayınlarımıza ve Yayıncılarımıza Yönelik; İftira, Karalama, Baskı Altına Alma Girişimlerini Kınıyoruz!


Tiyatro kamuoyunun tanıklık ettiği üzere, oyun ve dizi film yazarı Coşkun Büktel ve internet ortamını hesapsızca kullanan Hüseyin Hilmi Bulunmaz, kişisel site ve bloglarını sistemli aşağılama, hakaret ve küfür aracı olarak kullanarak Türkiye tiyatrosunun kurum ve kişilerine saldırmakta ve rencide etmektedirler. Tiyatro gündemini bu şekilde işgal etmekte, tiyatro ortamında üretimleriyle var olmak yerine intikam duygularını ortaya saçmaktadırlar


Tiyatromuzun saygın insanı Prof. Özdemir Nutku’yu, DT koordinasyon toplantısında Coşkun Büktel’in eseri gündem yapıldığında, görevi gereği Fransızca yazılmış bir “Theope” ile karşılaştım, Fransızca bilenler karşılaştırsın sözünden yola çıkarak, Sayın Nutku’nun ben kimseyi suçlamadım sadece bir bakılmasını önerdim açıklamasını bile dikkate almadan, akıl almaz karalamalarla uzun süredir rencide etmektedirler.


(...)

(Kaynak: www.temiztiyatro.net)


***


Taciz vakası nasıl ele alınmalı?

İlk önlem retorik ve spekülasyona boğulmamak ve olgulara odaklanmak olmalıdır.


Ömer F. Kurhan
29 Şubat 2007


BARIŞAROCK’ta feminist protestolar nedeniyle yeniden gündeme gelen Esatoğlu (taciz) vakası, olgulara odaklanmak gerekirken bir retorik ya da spekülasyon konusu haline gelerek sulandırılma tehlikesi yaşıyor. Meselenin aşırı kişiselleştirilmesi ve kurumsal boyutunun ihmal edilmesi ise, sol muhalefet içinde kalıcı yapısal önlemler almayı zora sokuyor. Genelde internet üzerinden örgütlenen alternatif medya ağının bir haberin olgusal içeriğini araştırma kapasitesinin düşük olması da bu eğilimi körüklüyor.

İATP-G sitesinde de yayımlanan "Barışarock’ta Neler Oluyor?" başlıklı ve “İstanbul Barış İçin Kadın İnisiyatifi” imzalı bildiride, Mehmet Esatoğlu ile ilgili olarak "3 çocuğu taciz ettiği için yer aldığı eğitim kurumundan kovulan" iddiası yer alıyor. Buna "iddia" demek zorundayım, çünkü duyumlardan hareketle bir suçlamada bulunmak kamuoyu açısından pek değer taşımaz. Duyum bir araştırmayı kışkırtır ve ancak doğrulanabildiğinde gerçekten bilgi (gazetecilik terimiyle "haber") değeri kazanır. Mehmet Esatoğlu ile ilgili pek çok duyum vardır ve bugüne kadar sadece bir tanesi ciddi bir araştırmanın ve sorgulamanın konusu olmuştur. O da, 2000 yılında, İnsancıl Kültür Merkezi çatısı altında Özgür Sahne’den kadınlara tiyatro eğitimi verirken geliştirdiği tacizci tutumdur. O dönemde tanıklıklara başvurulmuş ve ona göre bir yargıya ulaşılmıştır. Örneğin, çok önceden tiyatro çalışmalarını terk etmiş bir kadın, Mehmet Esatoğlu’nun tiyatro eğitimi verdiği çalışmaları niçin terk ettiğini gelip ayrıntıları ile açıklamıştı. Özgür Sahne’den kadınlar ise, yaşananları ifade etmenin de ötesine geçerek, mücadeleci bir tavır geliştirmişlerdi. Kısacası, duyum değil, duyuma neden olan olguların üzerine gidilmişti.

İstanbul Barış İçin Kadın İnisiyatifi’nin bildirisinde, tacizden sorumlu tutulan Mehmet Esatoğlu’nun yanı sıra Yolgezer topluluğunun “Refika” adlı parçasına da gönderme yapılıyor ve parçanın tavrı neredeyse Esatoğlu’nun tacizci tutumu ile aynı kefeye konuluyor. “Refika” esas olarak sanatsal tavır açısından ele alınması ve tartışılması gereken bir olgudur. Bu parçanın icrasının BARIŞAROCK’ta yer alması gerçekten tuhaftır ve bunun anlamı BARIŞAROCK organizasyonunun açıkça beyan ettiği ilkelerine aykırı bir pozisyona düşmüş olmasıdır. Katılımcı toplulukların ve organizasyonun “Ne olsa gider” mantığından kurtulması ve etkinliğin ilkelerine bağlı davranması bu türden sorunların yaşanmasının önüne geçmeye yetecektir. Rock kültürünün Türkiye’de ve dünyada maşizan ve hatta faşizan kültürü de içinde barındırdığı tarihsel gerçeğinden hareketle, mesele “Hangi rock?” sorusu çevresinde de tartışılabilir elbette. Bu tartışmayı kışkırttığı için, belki de Uludağ Üniversitesi kökenli genç bir müzik topluluğu olan Yolgezer’e teşekkür etmek gerekiyor. Benim görüşüm, “Refika”nın cumhuriyet-bayrak mitinglerinden fırlamış bir gençlik alt-kültürünün temsilciliğini yapmaya çalıştığı yönündedir. Bu anlamda, Genelkurmay destekli cumhuriyet-bayrak mitinglerinin starlarından ve rock duayenlerimizden Nejat Yavaşoğulları’nın BARIŞAROCK’ta sahne almasından daha önemli bir olgu değildir.

Tacizle anılan Esatoğlu vakası bambaşka bir meseledir. Sol muhalefetin tacizci bir kültür-sanat aktivisti yaratıklaması gibi bir olguya işaret eder. 2000 yılında tanıklıklarla, bildirilerle, panellerle teşhir edildikten sonra bile, pek çok sol kültür-sanat kurumu ile kullanma-kullanılma ilişkisini sürdürdüğü açıktır. O dönemde, “Niçin bu kişiyi yıllarca kurumlarınızda yaşattınız?” sorusuna verilen bir yanıt çok çarpıcıdır: “Biz tiyatrocuları öyle bilirdik.” Böylece, sistem mantığının eğlence-fuhuş sektörü kapsamında değerlendirdiği tiyatro sanatı algılamasının, aslında sol kültürün bilinçaltında da yerini koruduğunu öğrenmiştik.

Tiyatrocular istedikleri kadar icra ettikleri sanatın yüceliği konusunda atıp tutsunlar, yüzyıllar öncesinden gelen kurtizanlık algısından kurtulamıyorlardı. Dolayısıyla, tiyatro alanında gerçekten tacizin olabileceği gibi bir algılama da yoktu. Durum biraz da fahişelik durumunu çağrıştırıyordu. Diyelim ki bir fahişe müşterisi ya da bağlı olduğu muhabbet tellalı tarafından tecavüze uğradığını iddia etti. Bunun bir tecavüz mü yoksa gönüllülük içeren bir eylem içinde ortaya çıkan bir kaza mı olduğu nasıl anlaşılacak? Mehmet Esatoğlu da tiyatroya dönük kurtizanlık algılamasının yarattığı bulanık sularda avlanmayı tercih etti. Ta ki, feminist hareket kurulu düzen önyargılarının dışına çıkarak kadın haklarının radikal bir savunusunu yapmaya başlayana dek. Kabul etmek gerekir ki, her ne kadar sorunlar yaşasa da, 2000 yılında etkili bir feminist dayanışma ağının kurulabilmesi sayesinde kol kırılıp yen içinde kalmadı ve teşhir eylemi gerçekleştirilebildi. Aksi takdirde, olgusal temelleri ne kadar sağlam olursa olsun, Özgür Sahne’den kadınların cesaretle gündeme getirdiği taciz vakası kapalı ve dar bir hesaplaşmanın ötesine geçemezdi.

Bugün yeniden tartışılmaya başlayan Esatoğlu vakası bağlamında mağdurların haklılığını ortaya koyan olgulara işaret etmek ve sol kültür içindeki kirlenmeye karşı siyasal bir tavır geliştirmek için hareket etmek gerekiyor. “İstanbul Barış İçin Kadın İnisiyatifi” siyasal bir kararlılığı dile getirmekle birlikte, olgusal temellerin gösterilmesi konusunda daha hassas ve kararlı davranmak zorundadır diye düşünüyorum. Aksi takdirde, yaşananları BARIŞAROCK’a hakim olma amacındaki küçük fraksiyonların çatışması şeklinde değerlendiren ana akım medya çizgisine meze olmak da kolaylaşacak.

BARIŞAROCK’ta meydana gelen taciz protestosuna karşı, etkinliğe taşıdığı tiyatrocuları manipüle ederek fraksiyonlararası bir çatışma kurgulayan Esatoğlu ve destekçileri, tam da ana akım medyanın bakış açısını doğrulamak için hareket ettiler. (Belirtmek gerekir ki, benzer bir senaryo 2000 yılında da hayata geçirildi, ama başarılı olamadı.) Protestocu kadın hakları savunucularını “bir grup sarhoş” diye niteleyerek orta sınıf muhafazakârlığının BARIŞAROCK algısından fayda sağlamayı da hedeflediler. Böylece taciz meselesi ya gündemden düşecek ya da önemini yitirecek. Bunun önüne geçmek için öncelikle yapılması gereken, kurulu düzen mantığına yaslanarak geliştirilen yalan ve dezenformasyona karşı olgulara odaklanmaktır.

Kaynak: http://iatp-web.org/headline.asp?act=view&hid=115

***

Barışarock’ta Tiyatroya Saldırı Hamit Demir 28.08.2007

Barışaroc'da yaşananlar ve Sayın Mehmet Esatoğluna açık mektup - Ertuğrul Timur 28.08.2007
Şafak TOK (r.ş.t.) 28.08.2007 “Barışarock'ta çelişkiler” Oyunundan İzlenimlerim

Barışarock Eleştirilerine İlişkin Ertuğrul Timur 29.08.2007

Barışarock Alan Koordinasyon'dan tiyatrom'a açıklama 30.08.2007

Feminisite - BarışaRock Protestolarının Hatırlattıkları

Yenikapı tiyatrosu emekçisi Orçun masatçı'dan gelen açıklama

BARIŞA(!) ROCK Nazım Sarıkaya - Yenikapı Tiyatrosu emekçisi

Tacizi Tiyatro Adına Korumak ya da BarışaRock Neye Karşı? Mehmet Tarhan Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği gönüllüsü Vicdani Redci

BARŞAROCK’ta Neler Oldu? Bir Tanıklık ve Bir Yorum İlknur Özdemir / İATP-G Eğitmenler Komisyonu Üyesi (29.08.2007)

Taciz vakası nasıl ele alınmalı? İlk önlem retorik ve spekülasyona boğulmamak ve olgulara odaklanmak olmalıdır. Ömer F. Kurhan (29.02.2007)

BARIŞAROCK'TA TACİZ GÜNDEMİ TİYATRO YAYINCILIĞI ADINA NE YAPMALI? İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi

Barışa Rock organizasyonuna da sızmayı başaran bir tiyatrocu tacizcinin yeniden gündemleşmesi üzerine Ömer F. Kurhan (28.08.2007)

BARIŞAROCK'TA NELER OLUYOR? İstanbul Barış İçin Kadın İnisiyatifi

İATP-B İNTERNET SİTESİNDE TİYATROM'A İLİŞKİN ELEŞTİRİLERE YANIT : ORTADA KANITLANMIŞ BİR TACİZ YOKTUR İDDİA VARDIR tiyatrom.com 29.08.2007

Amatör Tiyatro dünyasında örgütçü ve ilerici girişimleriyle tanıdığımız Sayın Mehmet Esatoğlu'na hakkındaki spekülasyonların son bulması için açık röportaj çağrımız

Barışarock'da aslında ne oldu ? Protestocu gruptan kadın katılımcılar

İATP Yayıncılık insiyatifi adına iletilen ve 2000 yılından bir belge olarak sunulan ALTERNATİF KÜLTÜR MÜ YOZLAŞMA KÜLTÜRÜ MÜ? başlıklı çalışma

(Kaynak: tiyatrom.com)


***


Ayrıca bakınız:

Barışarock'ta neler oldu?... 1
Barışarock'ta neler oldu?... 2
Barışarock'ta neler oldu?... 3
Barışarock'ta neler oldu?... 4
Barışarock'ta neler oldu?... 5
Barışarock'ta neler oldu?... 6
Barışarock'ta neler oldu?... 7
Barışarock'ta neler oldu?... 8
Barışarock'ta neler oldu?... 9
Barışarock'ta neler oldu?... 10


***

LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi