13 Mart 2010 Cumartesi

Mustafa Nuri Güler'in bizgittik.com'u çalışıyor!

Kuruluşunun altmışıncı yılında Devlet Tiyatroları


Mustafa Nuri Güler



Altmışıncı yılını kutlayan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün profilini yazmaya kalkışmak, çok iddialı olsa gerek. Dört yıllık tiyatro eğitiminden sonra kırk yıllık devlet tiyatrosuna hizmet vermek bu cesareti verdi. Ancak bu bir özettir. Bu çalışmanın çok geniş kapsamlısı için belgeli çalışmam sürmektedir.

1936 Yılında kurulan Devlet Konservatuarı kuruluşundan 5 yıl sonra 1941 yılında ilk mezunlarını verir. Mezunlar arasında Ertuğrul İlgin, Salih Canar, Nüzhet Şenbay, Muazzez Yücesoy, Nermin Elgün, Melek Saltuk, Mahir Canova, Esat Tolga vardır. Mezuniyet töreni Ülkeyi yönetenler için çok önemlidir. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk yapılan ve yapılacak olan devrimlerin halka en iyi ve en doğru olarak sanatla, sanatçıyla anlatılacağına yürekten inanmıştır. Bu inançla Devlet Konservatuarının kurulması talimatını vermiştir. Devlet ricali İsmet İnönü başta olmak üzere törene katılmışlardır.

Büyük bir heyecan ve coşkuyla tiyatro yapmaya başlayan gençler 1949 yılında 5441 sayılı yasa ile Devlet güvencesine kavuşur. Devlet Tiyatrosu yasal olarak kurulur. Genel Müdür Muhsin Ertuğrul’dur. Devlet Tiyatroları Sergi Salonundan tiyatro binasına dönüştürülen Büyük Tiyatro'da Geothe'nin "Faust"u, Küçük Tiyatro'da Cevat Fehmi Başkut'un "Küçük Şehir" isimli oyunlarıyla hayata geçecektir. Sanatçılar Küçük Tiyatro'nun pirinç kaplı sütunlarını kendi elleriyle ovarak parlatmışlardır.

Kuruluşun heyecanı çok uzun sürmez. 1951 yılında Muhsin Ertuğrul görevden alınır. Çağdaş Türk Tiyatrosunun temellerini atan Muhsin Ertuğrul'un Türk Tiyatrosu adına yapacakları vardır, hayalleri vardır. Ne yazık ki zamanın politik anlayışı projeleriyle, hayalleriyle göreve gelen ilk ve tek Genel Müdür’e uzanmış görevden almıştır. Yerine, Cevat Memduh Altar getirilmiştir.

Muhsin Ertuğrul’dan sonra günümüze kadar göreve gelen Genel Müdürlerin açıklanmış, uygulamaya konmuş hayalleri projeleri yoktur artık. Kısa ömürlü, uzun ömürlü görevde kalan Genel Müdürler ya politikacıya taviz vererek uzun ömürlü ya da taviz vermeden kısa ömürlü Genel Müdürlük yapmışlardır. Politika ve politikacı elini devlet Tiyatrosu üzerinden hiç bir şekilde çekmemiş, rahat nefes aldırmamıştır.

Politikacının elini Devlet Tiyatrosu üzerinden çekmemesi, uygulanacak, hayata geçecek projeleri olduğu için değildir. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar hiçbir partinin, hiçbir Hükümetin kültür ve sanat politikası olmamıştır. Bütün parti programlarında sanata, tiyatroya iki satırdan fazla yer yoktur. Hepsinde ortak ifade “sanata ve sanatçıya gereken önem verilecek, yurt sathına yaygınlaştırılması için gereken yapılacaktır.” Bu klişenin dışına 80’li yıllarda MHP, yarım sayfa ayırarak çıkmıştır.

“Beş Yıllık Hükümet Programları” incelendiğinde de durumun çok farklı olmadığını görüyoruz. Planların bazılarında seyirci istatistikleri verilerek yapılanlar anlatılmaya çalışılmıştır. Orada da geleceğe yönelik kısa, orta ve uzun vadeli projeler yatırımlar yoktur. Acı olan: Devlet Planlanma Teşkilatı bilgi ve deneyimine güvendiği uzmanlarla 9. Beş Yıllık Kültür Politikası’nın hazırlanması için, beş yıldızlı otelde bir haftaya yakın kamp çalışması yapar. Çalışma sonucu ilgililere verilir. Sonuç: Yine bir paragraftır.

Bu Hükümetlerin suçu mudur, yoksa suç ne isteyeceğini ya da ne istemesi gerektiğini bilmeyen ülkemiz insanında mıdır bilinmez. Bütün bunlara karşın neden politikacı Devlet Tiyatrosu’ndan elini çekmez?

Cumhuriyetin ilk yılları; Cumhuriyet ve Devlet Tiyatroları yeni kurulmuştur. Genç tiyatronun genç Sanatçıları tiyatroyu tanıtmak, yaygınlaştırmak uğraşındadır. Devletin Tiyatrosu yalnızca Ankara’da iki sahnede hizmet vermektedir.

Tiyatro izlemek bir ayrıcalıktır. Tiyatroya adabıyla gitmeyenler kapıdan geri çevrilir. TBMM kürsüsünde tiyatroya gitmeyen Milletvekilleri değil ; kravatsız, hatta papyonsuz tiyatroya giderse kürsüden kınanıyor. Sanata ve sanatçıya saygı en üst düzeydedir. Sanatçı bu saygıyı hak etmek için var gücüyle çalışmaktadır.

Devlet Tiyatroları kuruluş amacı doğrultusunda çağdaş oyunlar sergiler. Sürekli yurtiçi turneleriyle tiyatro sanatını tanıtma çabasındadır. Bazı illerde Devlet Tiyatrosu Sanatçısı kadınlar, çadır tiyatrosu kadınlarıyla karıştırılır, fiyatları sorulur. Devlet Tiyatrosu’ndan ayrılan sanatçılar da Anadolu yollarındadır; maddi manevi zorluklarla, olanaksızlıklarla boğuşmaktadır. Dünyanın her yerinde tiyatro yaşamını parasal destekçilerle (sponsorlarla) sürdürür. Ülke harpten yeni çıkmıştır. Sanayi yatırımı yapacak sermayedar yoktur. Dolayısıyla parasal anlamda destekçi de yoktur. Tiyatro devletin desteğinde olmak zorundadır. Devlet Tiyatroları bu nedenle Özel Tiyatroların sınırlı bütçesiyle oynayamayacağı büyük yapımları, müzikalleri oynamak zorundadır. Yetmişli yıllara gelindiğinde bu hizmet en üst düzeydedir. Büyük müzikaller, klasikler birbiri peşi sıra sergilenmektedir.

Görev dağılım listelerinde ismini görmeyen oyuncu, kendini büyük hakarete uğramış saymaktadır. Hükümetler oynanacak oyun sol içerikli değilse repertuara karışmamaktadır. Yandaşların göreve alınmaması dışında müdahale yoktur. Ancak kurum içindeki yıpratıcı çatışmalar, Bakanlara kışkırtmalar olmasa Hükümetler Devlet Tiyatrosu’nda olanlarla ilgili değildir. Devlet Tiyatroları ile en çok ilgilenen Kültür Bakanı, “Devlet Tiyatroları özerk olmalı” derken, geldiğinin haftasında, nedensiz görevden aldığı, Genel Müdürün repertuarını kaldırır. Onun uygulayacağı bir kültür sanat programı var mıydı? Yazılı olarak açıklanmadığı için bilmiyoruz.

Devlet Tiyatroları’nın kendi içindeki iktidar kavgalarında bir politika var mıydı? Buna kesinlikle “hayır” diyebiliriz. Kurulan Hükümetlerin ilgili Bakanları görevden aldıkları Genel Müdürün yerine getirdikleri Genel Müdürden istedikleri bir sanat politikası var mıydı? Hayır; varsa da Genel Müdürler bunu kuruma ve oyunlara yansıtmadılar. Ancak bazı atamalar, tayinler yaptılar. Bu satırların yazarı da o atamalardan nasibini almış biridir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi ilerde bir gün açıklanacaktır.)

Aynı Genel Müdürlük adı altında hizmet veren opera, bale ve devlet tiyatroları; Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü olarak ikiye ayrılmış, ayrı ayrı geçici yasaları çıkmıştır. Kendi yasaları çıkana kadar da 657 sayılı Devlet Memurları Yasası kapsamında hizmet yürütmüştür. Müfettiş raporu, mahkeme kararına rağmen yönetmeliği, tüzüğü olmadan 1970 yılında 1310 Sayılı Yasa çıktığında Devlet Tiyatroları Ankara’da üç, İzmir, Bursa ve İstanbul’da birer sahne olmak üzere, toplam altı sahnede hizmet veriyordu. Oyuncu gereksinmesi Devlet Konservatuarı mezunlarıdır. Devlet Konservatuarı mezunlarının bir kısmı üç yıllık meslek lisesi düzeyinde (kendi aralarındaki tanımlamayla) “Orta Mezunu” oyuncu olarak Devlet Tiyatrolarına girebilirken, eğitmenlerince uygun görülenler iki yıl daha eğitim gördükten sonra “Yüksek Mezunu” oyuncu olarak Devlet Tiyatroları’nda göreve başlıyorlardı. Orta veya yüksek mezunu arasında ücret, kadro gibi ayrıcalık yoktu. Tek ayrıcalık Orta Mezunları askerliklerini er olarak yaparken, Yüksek Mezunları Yedek Subay oluyorlardı. Bir başka ayrıcalıklı durum, ülkemizde her zaman her yerde yaşanan bir gerçek; Genel Müdür ile, politikacılarla arasında ilişkiler uzlaşmacı ise…

Konservatuarda ortaokuldan itibaren bir arada tiyatro eğitimi alarak büyüyen gençlerin güvenli tek iş alanları Devlet Tiyatroları idi. Mezun olur olmaz işleri hazırdı. Devlet Tiyatroları onlar için vardı. Onlar olmazsa, ne tiyatro ne de Devlet Tiyatrosu olurdu. Konservatuardaki sanat eğitmenleri Devlet Tiyatroları Genel Müdürü başta olmak üzere, kendilerinden bir süre önce mezun olmuş oyunculardı. Yüksek dönem için de aynı şey geçerli idi. Bir başka deyişle eğitim usta çırak ilişkisi içinde gelişiyordu.

Yetmişli yıllara gelindiğinde kendi genel müdürlüğü oluşan kuruma, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Tiyatro Kürsüsü (bugünkü adıyla Tiyatro Ana Bilim Dalı) ilk mezunları Devlet Tiyatrolarına çalışmak için başvurmaya başladı. İki yıllık Meslek Yüksek Okulu mezunlarının oluşturduğu Devlet Tiyatroları Üst yönetimi dört yıllık üniversite mezunu, tiyatro eğitimli gençlerle çalışmaya hazır değildi. Altı aylık bir dirençten sonra gençlerin üniversite diplomaları yok sayılarak lise mezunu gibi on üçüncü dereceden Sahne Amiri, Kondüit, suflör olarak göreve başlatıldı.

Carl Ebert, Devlet Konservatuarı’nı kurarken oyuncularla birlikte Sahne Amiri ve Kondüit gereksinimini de düşünerek o bu görevleri üstlenecek gençlerinde eğitimini vermişti. Ancak o gençler Devlet Tiyatroları’nda göreve başladıklarında aynı okulda, aynı sıralarda eğitim alarak mezun oldukları arkadaşlarından geri kalmasınlar diye oyuncu olarak göreve başlatıldılar. Çağdaş Avrupa tiyatrolarında çok önemli olan bu görevler Devlet Tiyatroları’nda yeteri kadar önemsenmemiş, tiyatro ile alakası olmayan ortaokul, lise mezunu kayırılmış kişilere bu görevler verilmiştir. Bu nedenle tiyatro eğitimli gençler, aşağılanmak üzere burada göreve başlatıltmıştır.

Devlet Tiyatrolarında hayati öneme haiz “dramaturgluk” da yeteri kadar önemsenmemiştir. Tiyatro eğitimi alan gençler bir süre sonra politik baskılarla dramaturg olarak istihdam edilmeye başlanmıştı. Üniversiteli gençler bu görevlere talip olana kadar, bu görevler eli kalem tutan, dil bilen veya kayırılmış kişilerce yürütülürdü. Bu gün bu durum hala devam etmektedir.

Genel Müdürler, dramaturg olarak görevlendirdiği tiyatro eğitimli gençlerin eğitimlerinden yararlanmak, eğitimlerine uygun hizmet istemek yerine, onları okuma gurubu olarak değerlendirir. Tiyatroda yazılı metinlerin sergilenmeğe başladığından günümüze, tiyatronun üç ayağından birisi yazardır. Yeni yazarları yetiştirmek, yönlendirmek hatta özendirmek dramaturgun görevleri arasındadır. Tiyatro eğitimi olmadan bir şekilde devlet tiyatrosuna dramaturg olanlar bu açıklarını kapatmak için, genel müdürlükle el ele dramaturgun bu önemli işlevini yok ettiler. Tiyatronun kuruluşunun altmışıncı yılında genel müdürlük altmışıncı yılda, altmış oyun projesi uygularken, güçlü dramaturgi kadroları oluşturmaya çabalasaydı daha doğru iş yapardı. Yazarsız bir tiyatro olabilir, yazarsız bir Devlet Tiyatrosu olamaz.

Devlet Tiyatrolarında ışık dekoratörleri elektrik meslek lisesi mezunları veya eli tornavida tutan lise mezunu gençler önce “elektrik teknisyeni” olarak göreve alınıyorlar beş, altı yıl süren bir teknisyenlik döneminden sonra “ışık kumanda” masasına oturtuluyor, sonra da ışık dekoratörü olarak sanatçı özleşmesi imzalıyor, onlara tanınan bu hak eli tornavida tutan tiyatro eğitimli üniversitelilere tanınmadı. Bu durum da hala aynen devam etmekte.

Devlet Tiyatroları’nda sergilenen oyunlar için seyirci araştırması yapmak, istatistiki veri toplamak, arşiv yapmak, Reji Defteri tutmak gibi gelenek olmadığı gibi; çağdaş tiyatroyu izlemek, yeni sahne ve oyunculuk teknikleri için politikalar üreterek yurt dışına eğitim amaçlı gençler göndermek, yetenekleri yurt dışına pazarlamak çabaları da yoktu. Tesadüfen yurt dışına gidenler kendi özel çabaları ile giderlerdi. Oysa Devlet Tiyatrosu oyuncuları çağdaş dev sanatçılarla boy ölçüşecek yetenek beceridedir. Nedendir bilinmez, Devlet Tiyatrolarında çalışan DTCF’li geçlerin bu konudaki girişimleri de yeteri kadar destek görmedi ve bu konudaki girişimler ötelendi.

Bütün bu olumsuzlulara karşın 80’li 90’lı yıllar Devlet Tiyatroları için genişleme, yayılma yılları olmuştur. Yayılmacılık bilimsel araştırmalar, alt yapı hazırlıkları yapılmadan gerçekleşmiştir. Yayılmacılıkta hükümetlerin izlediği politika, genellikle üniversitesi olan illere tiyatro götürmek, Bakan’ın iline tiyatro götürmekti. 90’lı yılların sonunda Devlet Tiyatroları 12 ilde 30 sahnede perde açıyordu. Müdürlerin özel çabaları ve girişimleri ile Bazı illerde yerel, ulusal, uluslararası pek çok festival yaşama geçirildi.

Plansız, programsız açılan İl Tiyatrolarının da, amaca uygun profesyonel tiyatro binaları yoktu. Büyük kısmında hala idari kadrolar oluşturulmadı. Beş yıllığına, illerde çalıştırılmak üzere göreve alınan oyuncular onuncu, on beşinci yıllarını doldurdular. Hala aynı ildeler. Doğuya, güneydoğuya gönderilen kamu görevlilerine tanınan “mahrumiyet” haklarının hiç birinden devlet tiyatrosu çalışanları yararlandırılmadı. Hatta futbolcular bile uçaklarda indirimden yararlanırken bu hak DT çalışanına tanınmadı.

Bu yıllar içerisinde Genel Müdürler gerekçeli gerekçesiz görevden alındı, yerlerine yenileri atandı. Alınmalar ve görevlendirilmelerde temel amaç uygulanacak yeni sanat politikaları, daha iyi hizmet değildi. Değişiklerin tek nedeni, “kişisel hırslarını tatmin etmek ” (istediği rolü oynamak, istediği rejiyi yapmak) için Politikacıya ya da ilgili Bakana ulaşabilen oyuncuların yönlendirmesiyle yapılan atamalardı. Genel Müdürlüğe getirilenlerin veya ilgili Bakanların kamuoyuna veya kurum çalışanlarına deklare ettikleri bir politikaları da yoktu. Her şey “biz yaptık oldu” mantığı ile oluşup gelişiyordu. Bu hal son on yıl içerisinde mevcut Devlet Tiyatroları Yasası’nda genel müdür olma zorunluluğunu çiğnemeye kadar gitti. Kuralı çiğneyen ne Bakanın, ne Genel Müdür’ün ne de genel müdür kurum destekleyicilerinin açıkladıkları projeleri yoktu. Olmadı da. Sadece bazıları kadro ve unvan aldılar, hırslarını tatmine çalıştılar. Hırslarını tatmine çalışanlar, genel müdüre kızgın çalışanlar kurumları aleyhine yaptıkları yerli, yersiz eleştiriler, kötülemeler kurumun kuruluş yıllarındaki saygınlığını yavaş yavaş kemirerek azalttı. Günümüzde artık tiyatro izlemeye gelen Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar hatta Kültür Bakanlığı Müsteşarları bile yok. Kurumdaki olumsuzlukların bir diğer nedeni de Bakanlık üst yönetiminin sanatla ilişkisi olmayan kişilerden oluşmasıdır.

Devlet Tiyatrolarının son on yılı yönetim açısından tam çöküş sürecindedir. Genel müdürler, seyirci istatistiklerinde yüzde yüze yakın dolulukla oynadıklarını açıklıyorlarsa da oyunculuk , reji, sahne teknikleri açısından dünya tiyatrosunun neresinde olduğumuzu göstermektedir. Aynı şey özel tiyatrolar içinde geçerlidir. Kendi sınırlı olanaklarıyla bir şeyler yapmaya çalışan özel tiyatroların bütçeleri onların yapamadıklarını mazur gösterebilir. Ancak devlet tiyatrolarının son on yıldır seyirci ile buluşturamadıkları, oynayamadıkları büyük müzikaller, dünya klasikleri, antik Yunan ve Roma oyunlarının, kültür mirası antik tiyatro yapılarında Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü gümbür gümbür festivaller yaparken, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü duruma seyirci kalmıştır. On yıldır sahneye çıkmadan, reji yapmadan “sanatçı sözleşmesi” imzalayan Genel Müdürün yasal kurallara uymadan genel müdürlük yapanlara karşı söyleyecek sözü yoktur.

Son on yıl içerisinde Devlet Tiyatrolarına “devletin tiyatrosu olmaz” saldırıları yoğunluk kazanmaya başladı. Hatta devlet tiyatrosunun kaldırılmasından bile söz ediliyor. Devlet Tiyatrosu özel tiyatroların sınırlı bütçeleriyle sergileyemedikleri büyük yapımları sergilemek, seyircisi ile buluşturmak için vardır. Devlet Tiyatrosu, tiyatro sanatı ve edebiyatının yaygınlaştırılması için vardır. Dünyanın en pahalı akaryakıtının, en pahalı iletişiminin kullanıldığı, ülkemizde Devlet Tiyatroları dünyanın en ucuz tiyatro bileti ile seyirciyi buluşturmak için vardır. İstanbul’da, büyük kentlerde, sanat yapanların gitmedikleri yerlere tiyatroyu götürmek için vardır. Mevcut yanlışların ve kötülüklerin sorumlusu devlet tiyatrosu değil onu yönetenlerdir.

Devlet Tiyatrosu yasası, yönetim kadrosu artık devlet tiyatrosunu taşıyamamaktadır. Devlet Tiyatroları çok geç olmadan eğrisiyle, doğrusuyla uzmanlarıyla art niyet olmaksızın masaya yatırılmalı, gerekli yasa hazırlanarak yaşama geçirilmelidir. Erkan Mumcu Bakanlığında devlet tiyatrolarına “istediğiniz yasayı hazırlayın, noktasına, virgülüne dokundurtmadan çıkaracağım” demesine karşın bu fırsat hoyratça, korkaklıkla harcandı. Her geçen gün ülkemizin olmazsa olmaz güzide kurumu devlet tiyatrolarının aleyhine çalışmaktadır. Artık Kumar masasında tatmin olamayanların, kurumun ve çalışanlarının geleceğiyle kumar oynamaktan vaz geçme zamanıdır.

(Kaynak: bizgittik.com)