27 Aralık 2009 Pazar

"...tüm siyasi partilerin kapatılmasını ve tüm politikacıların değil ömür boyu, sülale boyu politikadan men-edilmelerini..." isteyen Serra Yılmaz'ın

dilinin altında darbe mi var?!

Serra Yılmaz, Taraf gazetesinden Sibel Oral'ın kendisine sorduğu soruları, öznesiz tümceler kurarak yanıtlıyormuş gibi yapıp, aslında hiç de yanıtlamıyor ve/ya yanıtlayamıyor. Yılmaz, aklı hep dilinin altındaki bakladaymış gibi konuşuyor. Serra Yılmaz, ağzını biraz gerçekçi bir biçimde açsa, dişlerinin arasındaki tüm gerçek düşünceleri birer inci tanesi gibi etrafa saçılıverecekmiş, ağzındaki ıslak bakla bir balgam gibi sokağa düşüverecekmiş gibi bir ruh durumu içerisinde. Açıkça konuşmayan yada konuşmak istemeyen Yılmaz'ı anlayabilmek için, rüzgârın esme yönüne göre yorum elde etmeye çalışıyoruz.

Serra Yılmaz'ı anlayabilmek olanaksıza yakın zorlukta olsa da, şu sözler bize hiç yabancı gelmiyor:

"...tüm partilerin kapatılmasını ve politikacıların sülale boyu siyasetten menedilmesini..."

Ülkemizin siyasal ve toplumsal yapısını tam 12'den vurmak için tezgâhlanan 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 tarihlerinde de Serra Yılmaz'ın bir tekerleme yada dil temrini gibi diline doladığı "...tüm partilerin kapatılmasını ve politikacıların sülale boyu siyasetten menedilmesini..." dayatan bir faşizm söz konusuydu. "Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz darbeci generalleriz!" sloganını kursaklarında saklasalar da, 12 Eylül Faşizmi generalleri de "...tüm partilerin kapatılmasını ve politikacıların sülale boyu siyasetten menedilmesini..." arzu ettiler, istediler, hattâ dayattılar. Ancak, kendi istençleriyle değil, Atlantik ötesinden gelen rüzgârın savurma gücüne göre hareket eden darbeci generaller, yine aynı rüzgârın savurma gücü ve Anlantik suyunun kaldırma gücü nedeniyle, "...tüm partilerin kapatılmasını ve politikacıların sülale boyu siyasetten menedilmesini..." politikasını yüksek bir rafın en üst bölümüne kaldırıp, kendilerinin borazanı (Danışma Meclisi) olan bir düzenekle, sözde demokrasi cicilerini giyindiler.

Rüzgârın esme biçimine, suyun kaldırma gücüne göre politika belirleyen Atlantik ötesindeki güçler, yani Amerikan emperyalizmi bile artık "...tüm partilerin kapatılmasını ve politikacıların sülale boyu siyasetten menedilmesini..." kendi politikaları açısından sakıncalı bulurken, Serra Yılmaz'ın yaklaşımını anlamakta oldukça ve fazlaca zorlanıyoruz!

Taraf gazetesinden Sibel Oral'ın, Serra Yılmaz'la yapmış olduğu röportajı, lütfen "tarafsız" bir gözle okuyunuz. (Hilmi Bulunmaz / 27 Aralık 2009)

.

***

.

Sinsi bir senaryo oynanıyor

Taraf / SİBEL ORAL - Istanbul - 27.12.2009

"İçimde fıkır fıkır bir provokatör var" diyen Serra Yılmaz, tüm partilerin kapatılmasını ve politikacıların sülale boyu siyasetten menedilmesini istiyor

Serra Yılmaz denince aklımıza hep Ferzan Özpetek sineması ve tabii ki unutulmaz Anayurt Oteli geliyor. Sinemanın içine doğmuş olan Serra Yılmaz, zihnimize hep yurtdışında yaşayan Türk sanatçı olarak yerleşti. Ona göre ise bu şehir efsanesinden başka bir şey değil, o aslında hep İstanbul’da ve sadece tiyatro ile sinema çalışmaları için yurtdışına gidiyor. Yılmaz, son olarak geçtiğimiz hafta Taylan Biraderler’in yönettiği Vavien adlı kara komedide Erol Günaydın, Binnur Kaya ve Settar Tanrıöğen’le başrolleri paylaştı.

Uzun bir aradan sonra onu Türk sinemasında görmek bizi mutlu etti. Ama tek mutlu haber bu değildi. İtalyan yazar Andreina Swich’in kaleme aldığı UnaDonna Turchese/ Turkuvaz Bir Kadın aralık ayında İtalya’daki kitapçılarda yerini aldı. Kitap, Serra Yılmaz’ın geçmişi, bugünü, yaşam şekli, alışkanlıkları, deneyimleri aracılığı ile Türk kadınlarını da analiz ederek, kadın sorunlarına dikkat çekiyor. Ayrıca diğer bir iyi haber de Floransa Eyaleti Kültür İşleri Başkanlığı’nın Serra Yılmaz’a L’ultimo Harem/Son Harem oyununun elde ettiği olağanüstü başarısının ardından nişan verilmesiydi.

Hal böyle olunca Serra Yılmaz’la hayatında olan bitenle ilgili söyleşi yapmak kaçınılmaz oldu. Yeni tiyatro oyunu için çıkacağı Paris yolculuğundan bir gün önce bizi kırmadı ve sorularımızı yanıtladı. Karşımızdaki Serra Yılmaz olunca Şehir Tiyatroları’ndan Kürt açılımına ve DTP’nin kapatılmasına da değinmeden edemedik. Serra Yılmaz açılım meselesinin hükümet tarafından yeterince ciddiyetle ele alınmadığını düşünüyor ve DTP’nin ardından, ülkemizde bulunan tüm siyasi partilerin kapatılmasını ve tüm politikacıların değil ömür boyu, sülale boyu politikadan menedilmelerini istiyor.

Türkiye’de birçok insan aslında sizi hep yurtdışında yaşıyor sanıyor oysa siz genellikle İstanbul’dasınız değil mi?

O bir şehir efsanesi. Bundan yıllar önce yine bir röportaj yapıyoruz, Ferzan Özpetek’de vardı hatta. Dedim ki: “Benim Roma’da evim yok, orada oturmuyorum, evim bu ev. Orada çalışacağım zaman prodüksiyon bana bir yer tutuyor.” Daha sonra röportaj bir yayımlandı, başlıkta “İtalya’da yaşayan Serra Yılmaz” yazıyordu. Ben ne dersem diyeyim insanlar duymak istediklerini duyuyor. İtalya’da da öyle aslında. Hem orada hem burada herkes Batı’da yaşamanın daha iyi olduğunu zannediyor. Onun için herkesin kafasında “Ben Serra Yılmaz olsaydım Batı’da yaşardım” gibi bir eğilim olduğundan beni de öyle görüyorlar herhalde.

Paris’e gitmeye hazırlanıyorsunuz bildiğim kadarıyla. Yeni bir proje mi var?

Evet, orada bir tiyatro çalışmasını içindeyim. Fransa’da Türk Mevsimi kapsamında oynayacağız Tilbe Saran’la birlikte. Provalara başladık, ocak sonuna kadar oradayım, şubat ayında da Floransa’da oynuyorum. 70’li yıllardan beri ilk kez Paris’te kendime bir ev açtım.

Siz İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatroları’nda çalışırken tatsız bir olay yaşamıştınız ve işinize son verilmişti. Bu olayla ilgili hâlâ kızgınlık yaşıyor musunuz?

Kurum olarak kızgın değilim. Orada insanlar küçük, hırslı, tamahkârsa Şehir Tiyatroları’nın bir suçu yok. Bana bunu yapan insanların son derece kalleş olduklarını düşünüyorum. Nurullah Tuncer, Kemal Kocatürk; bunlar benim suratıma gülüp benimle çalışan insanlar. Beni oradan kovmadan önce en azından benimle konuşmaları gerekirdi. Bunların niyeti öyle kötü ki, ben altı ay ücretsiz izin alıyorum bunlar gün sayıyorlar, beni faka bastırmak için. Ama ben artık Şehir Tiyatrosu’nda değilim, Paris’te oynuyorum...

Sizin hayaliniz hep tiyatro oyuncusu olmaktı. Peki tiyatro ile ilgili bir açlığınız var mı?

Evet, hep tiyatro hep sahne istiyordum. Sonra sinema beni buralara getirdi. Açlığa da gelince; evet hep bir açlığım var. Ben sinemanın içine doğdum, sinema benim için çok şey ifade ediyor. Beni sürekli sinema ve tiyatroya götüren bir anne babam vardı. Babam Sinematek kurucusu ve başkanıydı ve Türkiye’nin ilk sinema eleştirmenlerindendi. O kadar çok sinemanın içindeydim ki çocukluğumdan beri zaten sinemasız bir hayat düşünemiyorum.

Sinemamız size göre son yıllarda nasıl bir değişime uğradı peki?

Genel olarak sinemadan umutluyum. Çok geveze bir sinemamız vardı. Çok fazla lafa gerek yok, felsefe dersi yapmıyoruz ki. Biraz daha görüntüyle bir şeyleri ifade ediyoruz artık. Çok daha tarz ve kara komedi filmler çekiliyor. Vavien mesela kara bir komedi.

İşlediği konular itibariyle biraz da sınırlarını aşıyor galiba...

Evet, ama sinemanın tarih dersi vermesi gerekmez , tabii ki tarihle ilgili şeyleri irdeleyip gündeme getirebilir. İlla politik bir söylemi olması gerekmiyor. Mesela bana göre 12 Eylül’ün sanata yansıması yeni yeni meydana çıkıyor.

Neden yeni yeni ortaya çıkıyor peki sizce?

Sanırım aradan uzun zaman geçmesi lazımdı, o kadar kolay değil. Düşünün nasıl bir baskı yaşamış o zaman insanlar. Hemen ardından anlatmaları o kadar kolay olmayabiliyor. Hem zaten müthiş bir sindirilmişlik olan bir ülkede yaşıyoruz. Günümüzde insanlar niye başkaldırmaya alışık değil? Çünkü çok baskı gördüler, çok sindirildiler. Ben 12 Eylül sırasında 20’li yaşların ortasındaydım, yeni doğmuş bir bebeğim vardı ve siyasi hayatın içindeydim. Şimdi biraz kötümserim galiba. O yıllarda olduğu gbi rahatlıkla politik bir angajmanı alıp götürebilir miyim emin değilim. Tabii inançlarımdan ödün vermek istemem. Söyleyeceğim şeyleri istediğim gibi söylemeye çok alışmış bir bünyem var. İçimde fıkır fıkır bir provokatör var, elimde değil, dilimi tutamıyorum.

DTP’nin kapatılması olsun, Kürt açılımı olsun ve bunların sonucunda sokaktaki savaşları düşündüğümüzde gözünüzde nasıl bir tablo canlanıyor?

Ortada bir senaryo var ve o senaryo sinsice uygulanıyor gibime geliyor. Bizim ülkemizde bir iç savaş planlanıyor gibi düşünüyorum. Açılım meselesinin hükümet tarafından yeterince ciddiyetle ele alınmadığını, o konuda ciddi anlamda bir niyetleri olmadığını dolayısıyla ülkemizde bulunan tüm siyasi partilerin kapatılmasını ve tüm politikacıların değil ömür boyu, sülale boyu politikadan men-edilmelerini ve artık yerlerine genç, başka şeyler hayal eden bir nesile bırakmalarını istiyorum. Son olaylar yüzünden Türkiye ile ilgili büyük endişelerim var. Canım sıkkın demem bile hafif kalır. İnsanların birbirinden farklı olmalarına saygısı yok, bu çağımızın en büyük sorunu. Sokaklardaki hayvanlara sahip çıkan bir sürü insanın küçük çocukların öldürülmesine, gençlerin öldürülmelerine ses çıkarmaması çok ironik.

(Kaynak: Taraf)