31 Mayıs 2009 Pazar





Seyyar Sahne’nin Yeni Oyunu: Tehlikeli Oyunlar
.
.
Oğuz Atay’ın, “Tutunamayanlar”ı bitirdikten kısa bir süre sonra yazdığı “Tehlikeli Oyunlar” romanı, Seyyar Sahne tarafından sekiz aylık yoğun bir çalışma sürecinin ardından seyirci karşısına çıkarılıyor. Son bir kaç yıldır hatırat (“Ben, Pierre Rivière...”-2006), kutsal metin (Eski Ahit - “Vaiz” - 2007) ve mesnevi (“Kuşlar Meclisi” - 2008) gibi “tiyatro dışı” metin türlerinin dramatik olanaklarını araştıran grup bu kez bir romanı tek kişilik bir oyun olarak uyarlamayı deniyor.
.
Seyyar Sahne uzunca bir süredir, hareket, ses ve nefesin objektif çözümlemeleri ve bu analizler yoluyla icrasını temel alan oyunculuk çalışmaları yürütmektedir. “Tehlikeli Oyunlar” bu araştırma ve çalışmaların doğal bir uzantısı olarak da görülebilir.
.
“Tehlikeli Oyunlar”, Hikmet Benol karakterinin varoluş mücadelesi üzerinde şekillenen ve diyalogtan monoloğa, ben-anlatıcıdan tanrısal-anlatıcıya, mektuplardan günlüklere ve şiirlere, didaskalilerden kaleydoskopik görüntüler oluşturan bilinç-akışlarına kadar birçok yazın tekniği ve türüyle anlatım olanaklarının sınırlarının zorlandığı uzun soluklu bir romandır. Böylesine çeşitlilik barındıran bir edebiyat ürünü “tek kişilik bir oyun” olarak uyarlandığında oyunculuk bakımından zengin fırsatlar sunarken bir yandan da oyuncu için riskler ve engeller oluşturacağı kolaylıkla görülebilir. Bu açıdan bu çalışmanın, sadece bir oyuncunun bir romanı sahneye taşıması değil, aynı zamanda sahnede onunla mücadelesi olarak da yorumlanması gerekir.
.
Oyuncu Erdem Şenocak'a süreç boyunca metin düzenlemesi, sahneleme ve oyunculuk tekniğine ilişkin önerilerde bulunanlar Celal Mordeniz ve Oğuz Arıcı'dır.
.
.
YOĞUN İSTEK ÜZERİNE
EK GÖSTERİM
6 HAZİRAN CUMARTESİ 19:00
ITÜ Maçka Kampüsü, İsletme Fakültesi Tiyatro Salonu
.
Oyun 2 perde, 140 dakikadır.
Tam: 20TL.
İndirimli: 15TL.
Rezervasyon için: info@seyyarsahne.com veya 0535 528 82 13
Facebook’taki Seyyar Sahne grubuna üye olmak için tıklayınız.
.
.
Seyirci Görüşü - Kerem Eksen
.
Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar romanını sahneye taşımanın çılgınca bir girişim olduğunu düşünmemek elde değil. Gösterinin tek bir oyuncu tarafından sırtlanıyor olması da şüphesiz bu düşünceyi destekliyor. Ancak Seyyar Sahne’nin sahnelemesi, ne kadar iddialı ve çılgınca olursa olsun, böyle bir girişimin son derece yerinde olduğunu gösteriyor bize.
.
Oyunu izlerken, her şeyden önce Tehlikeli Oyunlar’ın, diğer birçok Oğuz Atay metni gibi (örneğin “Ne Evet Ne Hayır” ya da “Bir Mektup” gibi hikâyeler ve tabii Tutunamayanlar), son derece canlı bir “ses”e sahip olduğunu fark ediyoruz. Bunun başlıca nedeninin, bu romanın (tıpkı saydığımız diğer Oğuz Atay metinleri gibi) büyük ölçüde birinci tekil şahsın ağzından yazılmış olması olduğu düşünülebilir. Sonuçta Tehlikeli Oyunlar’ın anlatısına Hikmet Benol’un iç sesinin hâkim olması, romanın bir tiratlar dizisi olarak ele alınmasını, hatta neredeyse büyük, yekpare bir tirat gibi algılanmasını kolaylaştırıyor. Öte yandan, Tehlikeli Oyunlar’ın sahnelemeye uygun bir sese sahip oluşunu sadece bu birinci tekil şahıs kullanımıyla açıklamak, hem romanın, hem de oyunun değerini azaltacaktır. Zira buradaki ses, sadece “ben” kipinde konuşan Hikmet Benol’un değil, bütün bir romanın sesidir. Bu anlamda Oğuz Atay’ın romanı, ancak büyük romanlarda (daha doğrusu büyük edebiyat eserlerinde) karşılaşabileceğimiz türden bir “mucizeyi” gerçekleştirmektedir: Romanı oluşturan yazı, okuduğumuz andan itibaren kafamızın içinde sese dönüşmektedir. Bu bakımdan, Celal Mordeniz’in tanıtım metninde dile getirdiği düşüncelere katılmamak mümkün değil: Her büyük romanda en az bir tane tek kişilik oyun gizlidir. Seyyar Sahne’nin Tehlikeli Oyunlar sahnelemesi romanın içindeki bu sesi yakalıyor, sesin peşinden giderek onu oyuncunun bedenine taşıyor, oyuncunun bedeni üzerinden de bütün bir mekâna yayıyor. Böylelikle, tabiri caizse ikinci bir “muzice” gerçekleşiyor ve Tehlikeli Oyunlar bir edebiyat olayından bir tiyatro olayına dönüşüyor. Yaşadığımız bu “olay”ı çılgınca bir roman uyarlaması girişimi olarak değerlendirmemiz, sahnede görüp duyduklarımızla romanda okuduklarımız (ve duyduklarımız) arasında bir mukayeseye gitmemiz hâlâ mümkün elbet. Ancak böyle bir bakışın ne olursa olsun eksik kalacağını ve yaşadığımız olayın asli bir boyutunu ıskalayacağını baştan kabul etmek durumundayız: Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’daki sesi artık sahip değiştirmiş, bu iki saatlik olayı nefes kesici bir performansla bize yaşatan Erdem Şenocak’a geçmiştir. Roman tüm canlılığıyla birlikte geride kalmış, oyun başlamıştır.