MÜSTEHCEN sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
MÜSTEHCEN sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

27 Ekim 2015 Salı

MUHBİR Mustafa Demirkanlı'nın hakaret yazısı yazdığı gazete: BİRGün!

Oyun ihbar eden yazar, Şehir Tiyatroları'nda oyun seçme kuruluna atandı

stanbul Şehir Tiyatroları'nda '16+' uyarısıyla sahnelenen 'Günlük Müstehcen Sırlar' isimli aslen bir politik komedi olan oyunu 'teşhircilik'le yaftalayıp dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat Danışmanı Kenan Işık'a şikayet ettiği yazısıyla yazısı hayli tartışma kopartan ünlü yazar İskender Pala, Devlet Tiyatroları'nın edebi kurul üyeliğine atandı.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Edebi Kurulu, yeni temsilcileriyle genel müdür A. Nejat Birecik’in katılımıyla ilk toplantısını gerçekleştirdi. Yeni edebi kurul üyeliklerine Prof. İskender Pala, Pof. Bozkurt Kuruç ve Prof. Nazmi Özturna atandı. Toplantıda, Devlet Tiyatroları oyunları değerlendirildi ve yeni edebi kurul başkanı seçildi. Başkanlığa bir dönem Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü yapmış Bozkurt Kuruç seçilirken toplantıya, edebi kurula yeni katılan isimlerin yanı sıra başdramaturg Servet Aybar ve sanatçı temsilcisi de katıldı.

OYUN İHBAR EDEN PALA EDEBİ KURULDA

Devlet Tiyatroları’nın yeni edebi kurulunun en dikkat çeken ismi ünlü yazar İskender Pala oldu. Zira Pala, ‘16+’ uyarısıyla sahnelenen ‘Günlük Müstehcen Sırlar’ isimli aslen bir politik komedi olan oyunu ‘teşhircilik’le yaftalayıp dönemin Şehir Tiyatroları Sanat Yönetmeni Kenan Işık’a şikayet ettiği yazısıyla hayli tartışma kopartmıştı. 14 Şubat 2012’de Zaman Gazetesi’ndeki köşesinde yayımlanan yazısında Pala, “Sanat diye bize bayağılık yutturuyorlar. Tiyatronun repertuvarındaki oyunların yüzde 80’inde cinsel sululuk var” ifadelerini kullanmıştı. Pala, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat Danışmanı Kenan Işık’a hitaben kaleme aldığı yazısında şöyle demişti: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir Tiyatroları bu günlerde yeni bir oyun üretti. Günlük Müstehcen Sırlar... Afişinde çembere alınmış bir 16+ işareti var. Bir lise önünde yolları kesişen iki teşhirci sapığın sözüm ona müstehcen sırlarını anlatıyor. Elbette müstehcenlik diz boyu, ama içinde seyirciyi ilgilendirecek ne bir hayat dersi, ne bir erdem, ne de tiyatronun genel amacına yönelik bir toplum eleştirisi var. Eğer bu oyunun amacı seyirciye teşhircilik hakkında hayat dersi vermek ise buna devlet parasıyla bayağılıktan başka ne denir? Seyirciye hakaret de cabası. Peki repertuarın diğer oyunlarındaki % 80 cinsel sululuk ve müstehcenliklere ne demeli? O halde soru şudur: Kenan Işık, Kültür Sanat Danışmanı sıfatıyla, acaba Günlük Müstehcen Sırlar’ın neresinde durmaktadır? İBB Şehir Tiyatroları, halkın vergileriyle bu tür oyunlar üretiyorsa tiyatro mu amacından sapmıştır, tiyatrocular mı kaliteli üretimden düşmüştür?”

TİYATROCULAR TEPKİ GÖSTERMİŞTİ

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği, Pala’nın açıklamalarına tepki göstermişti. Dernek adına konuşan oyuncular Aslı Öngören ve Tolga Yeter, şunları söylemişti: “100’üncü kuruluş yılına yaklaşan ve bu özelliğiyle dünyadaki nadir sanat kurumları arasında yer alan tiyatromuz, büyük bir saldırı altındadır. Şehir Tiyatroları’nın bir sanat kurumu olduğunu anlamak istemeyen bir zihniyetin sayısı az da olsa saldırganlık potansiyeli yüksek temsilcileri, provokasyonlarını tetikleyerek nokta atışlarına hız verdi. Her hafta 60, her ay 250 kere perde açan bir tiyatroyu kendi var oluşları için tehdit olarak algılıyorlar. Bizi, seyircimizi ahlaksızlığa teşvik etmekle suçluyorlar. Bu ülkenin yetişmiş, gelişmiş sanatçılarına güvenmiyorlar. İzlemedikleri oyunlarımız üzerine kışkırtıcı, tehdit edici yalanlar yayıyorlar.”

Oyuncu Şebnem Dönmez “Bu oyunun müstehcen bulunmasına şaşırıyorum” derken, Özge Özder de “Sanatın ve oyunların yeterliliği tartışılabilir ama ‘müstehcenlik’ adı altında suçlamak çok yanlış. İşin komiği, içinde hiç de müstehcen şeyler olmayan oyunları suçluyorlar” diye konuşmuştu. (Radikal)

Demirkanlı'nın gazetesi BİRGün'e göre Pala hem DT'de, hem İBBŞT'de!








Oyun ihbar eden yazar, Şehir Tiyatroları'nda oyun seçme kuruluna atandı

stanbul Şehir Tiyatroları'nda '16+' uyarısıyla sahnelenen 'Günlük Müstehcen Sırlar' isimli aslen bir politik komedi olan oyunu 'teşhircilik'le yaftalayıp dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat Danışmanı Kenan Işık'a şikayet ettiği yazısıyla yazısı hayli tartışma kopartan ünlü yazar İskender Pala, Devlet Tiyatroları'nın edebi kurul üyeliğine atandı.



Oyun ihbar eden yazar, Şehir Tiyatroları'nda oyun seçme kuruluna atandı
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Edebi Kurulu, yeni temsilcileriyle genel müdür A. Nejat Birecik’in katılımıyla ilk toplantısını gerçekleştirdi. Yeni edebi kurul üyeliklerine Prof. İskender Pala, Pof. Bozkurt Kuruç ve Prof. Nazmi Özturna atandı. Toplantıda, Devlet Tiyatroları oyunları değerlendirildi ve yeni edebi kurul başkanı seçildi. Başkanlığa bir dönem Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü yapmış Bozkurt Kuruç seçilirken toplantıya, edebi kurula yeni katılan isimlerin yanı sıra başdramaturg Servet Aybar ve sanatçı temsilcisi de katıldı.
OYUN İHBAR EDEN PALA EDEBİ KURULDA
Devlet Tiyatroları’nın yeni edebi kurulunun en dikkat çeken ismi ünlü yazar İskender Pala oldu. Zira Pala, ‘16+’ uyarısıyla sahnelenen ‘Günlük Müstehcen Sırlar’ isimli aslen bir politik komedi olan oyunu ‘teşhircilik’le yaftalayıp dönemin Şehir Tiyatroları Sanat Yönetmeni Kenan Işık’a şikayet ettiği yazısıyla hayli tartışma kopartmıştı. 14 Şubat 2012’de Zaman Gazetesi’ndeki köşesinde yayımlanan yazısında Pala, “Sanat diye bize bayağılık yutturuyorlar. Tiyatronun repertuvarındaki oyunların yüzde 80’inde cinsel sululuk var” ifadelerini kullanmıştı. Pala, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat Danışmanı Kenan Işık’a hitaben kaleme aldığı yazısında şöyle demişti: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir Tiyatroları bu günlerde yeni bir oyun üretti. Günlük Müstehcen Sırlar... Afişinde çembere alınmış bir 16+ işareti var. Bir lise önünde yolları kesişen iki teşhirci sapığın sözüm ona müstehcen sırlarını anlatıyor. Elbette müstehcenlik diz boyu, ama içinde seyirciyi ilgilendirecek ne bir hayat dersi, ne bir erdem, ne de tiyatronun genel amacına yönelik bir toplum eleştirisi var. Eğer bu oyunun amacı seyirciye teşhircilik hakkında hayat dersi vermek ise buna devlet parasıyla bayağılıktan başka ne denir? Seyirciye hakaret de cabası. Peki repertuarın diğer oyunlarındaki % 80 cinsel sululuk ve müstehcenliklere ne demeli? O halde soru şudur: Kenan Işık, Kültür Sanat Danışmanı sıfatıyla, acaba Günlük Müstehcen Sırlar’ın neresinde durmaktadır? İBB Şehir Tiyatroları, halkın vergileriyle bu tür oyunlar üretiyorsa tiyatro mu amacından sapmıştır, tiyatrocular mı kaliteli üretimden düşmüştür?”
TİYATROCULAR TEPKİ GÖSTERMİŞTİ
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Sanatçıları Derneği, Pala’nın açıklamalarına tepki göstermişti. Dernek adına konuşan oyuncular Aslı Öngören ve Tolga Yeter, şunları söylemişti: “100’üncü kuruluş yılına yaklaşan ve bu özelliğiyle dünyadaki nadir sanat kurumları arasında yer alan tiyatromuz, büyük bir saldırı altındadır. Şehir Tiyatroları’nın bir sanat kurumu olduğunu anlamak istemeyen bir zihniyetin sayısı az da olsa saldırganlık potansiyeli yüksek temsilcileri, provokasyonlarını tetikleyerek nokta atışlarına hız verdi. Her hafta 60, her ay 250 kere perde açan bir tiyatroyu kendi var oluşları için tehdit olarak algılıyorlar. Bizi, seyircimizi ahlaksızlığa teşvik etmekle suçluyorlar. Bu ülkenin yetişmiş, gelişmiş sanatçılarına güvenmiyorlar. İzlemedikleri oyunlarımız üzerine kışkırtıcı, tehdit edici yalanlar yayıyorlar.”
Oyuncu Şebnem Dönmez “Bu oyunun müstehcen bulunmasına şaşırıyorum” derken, Özge Özder de “Sanatın ve oyunların yeterliliği tartışılabilir ama ‘müstehcenlik’ adı altında suçlamak çok yanlış. İşin komiği, içinde hiç de müstehcen şeyler olmayan oyunları suçluyorlar” diye konuşmuştu. (Radikal)

4 Temmuz 2015 Cumartesi

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Halûk Gedikli şiirden "iyi anlayan" bir aydın!

T.C.
İSTANBUL
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
ÖZEL SORUŞTURMA BÜROSU

Soruşturma No: 2013/72962

Karar No: 2013/30165

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR


DÂVÂCI: KAMU HUKUKU

MÜŞTEKİ: MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI
ŞÜPHELİ: HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

SUÇ: DEVLETİN YARGI ORGANLARINI ALENEN AŞAĞILAMA - HAKARET


SUÇ TARİHİ: 21/05/2013 - İSTANBUL



SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ

Müşteki, Cumhuriyet Savcılığı'nca tespit edilen ifadesinde, "Tiyatro... Tiyatro... Dergisi" isimli dergide yayın yönetmeni olduğunu, hakkında İHBARda bulunduğu Hüseyin Hilmi Bulunmaz'ın ise tiyatroyla ilgili ve meraklı olan bir kişi olduğunu, tiyatroya olan ilgisi nedeniyle elektronik posta yoluyla kendisine ait www.tiyatroyun.blogspot.com isimli İnternet sitesinde sürekli tiyatro insanlarına karşı yazılar kaleme alarak ve video görüntüleri yayınlayarak tiyatro insanlarına karşı sürekli HAKARET içerikli beyanlarda bulunduğunu, bundan dolayı kendisine HAKARET edilen kişilerin şikâyetlerine istinaden hakkında Cumhuriyet Savcılıkları'nca soruşturmalar yapılıp, KAMU DÂVÂları 
açıldığını, CEZA MAHKEMELERİnde yargılandığını, hakkında HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA DAİR KARARlar verildiğini, kendisine yönelik HAKARETlerinden dolayı da, hakkında şikâyetlerde bulunduğunu, şahsen kendisinin ve sair tiyatro insanlarının hakkındaki şikâyetler nedeniyle hakkında SORUŞTURMAlar yapılan ve aleyhine KAMU DÂVÂları açılan Hüseyin Hilmi Bulunmaz'ın bu dâvâlar nedeniyle "ey savcı" başlıklı bir şiir kaleme aldığını ve www.tiyatroyun.blogspot.com isimli sitesinde bu şiiri yayınladığını, yayınladığı bu şiirinde YARGI TEŞKİLÂTINI HEDEF ALARAK ithamlarda bulunduğunu, şahsıma ve sair tiyatro insanlarının şahsına yönelik İFTİRA ve HAKARETlerden dolayı ayrıca ŞİKÂYETlerde bulundukları, ancak şüpheli tarafından kaleme alının şiir ile YARGI TEŞKİLÂTI HEDEF ALINDIĞINDAN dolayı hakkında CUMHURİYET SAVCILIĞI'NA İHBARda bulunduğunu, şahsi bir şikayetlerinin olmadığını beyan etmiştir.


İHBARA KONU OLAN ŞİİRİN www.tiyatroyun.blogspot.com sitesinde yayınlandığını ve hâlen http://tiyatroyun.blogspot.com/2012/10/ey-savc.html sayfasında yayında bulunduğu ilgili site üzerinde yapılan araştırmada anlaşılmıştır.


Günümüz ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRASİlerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle DÜŞÜNCEyi AÇIKLAMA korunmakta ve İFADE HÜRRİYETİ kapsamında değerlendirilme suretiyle ÖZGÜRLÜĞÜN SAĞLADIĞI HAKLARdan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.


Ne var ki; İFTİRA, KÜFÜR, ONUR, ŞEREF ve SAYGINLIĞI zedeleyici söz ve beyanlar, MÜSTEHCEN içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, SAVAŞ KIŞKIRTICILIĞI, HUKUK DÜZENİNİ CEBİR YOLUYLA DEĞİŞTİRMEYE YÖNELEN, NEFRET, AYRIMCILIK, DÜŞMANLIK ve ŞİDDET yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ bağlamında hukukî koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezaî yaptırımlara bağlanmaktadır.


Bu doğrultuda, şüphelinin kaleme aldığı "ey savcı" başlıklı şiirde kullandığı 


"halka adalet

halka hak
halka hukuk
yerine
acı veren
savcı
senin dilini eşek arısı soksun

sana kirli kağıttan bir diploma

kavak ağacından yapılmış bir masa
bir de boynunu bağlı tutsun diye 
korkunç renkli bir kravat vermişler

sen

eline tutuşturulan kağıdı fetva
önüne konulan masayı rahle
boynunu sıkan kravatı sakal sanıyorsun

halka adalet

halka hak
halka hukuk
yerine
acı veren 
savcı
senin dilini eşek arısı soksun"

şeklindeki dizelerinde herhangi bir HAKARET içerikli ifadelerin yer almadığı, YARGI TEŞKİLÂTINI KÜÇÜMSEYEN, AŞAĞILAYAN, ARGO tabirlerle ve KÜFÜRlü sözlerle YARGI TEŞKİLÂTINI RENCİDE EDİCİ kelimeleri ve ibarelerin kullanılmadığı görülmüş, şiirde dile getirilen beyanların hakkında açılan KAMU DÂVÂları nedeniyle yapılan bir ELEŞTİRİ MAHİYETİNDE SÖZCÜKLER olduğu düşünülmüş, kullanılan sözcüklerin SUÇ UNSURU taşımadığı, kaleme alınan şiirin TÜRK CEZA KANUNU'nun 301. MADDESİ kapsamında bir SUÇ TEŞKİL ETMEDİĞİ KANAATİNE VARILMIŞTIR.


Ayrıca İHBARa konu şiirde somut olarak bir savcı ismi zikredilmediği, genel anlamda SAVCILIK TEŞKİLÂTINA YÖNELİK İFADELERde bulunulduğundan dolayı TÜRK CEZA KANUNU 125. MADDESİ kapsamında SUÇ UNSURLARININ OLUŞMADIĞI ANLAŞILMIŞTIR.


TÜRK CEZA KANUNU'NUN 301. MADDESİ doğrultusunda şüphelinin savunmasının alınabilmesi için, Adalet Bakanlığı'nın izninin alınması gerektiği nedenle, UNSURLARI OLUŞMAYAN SUÇ hakkında şüphelinin savunmasının alınmasının yoluna gidilmemiştir.


AÇIKLANAN NEDENLERLE;


Şüpheli hakkında yüklenen suçtan kamu yararına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/1 Maddesi uyarınca karar örneğinin şikâyetçisi bulunmadığı nedenle İHBAR edene ve savunması alınmadığından dolayı şüpheliye tebliğine yer olmadığına, Ceza Muhakemesi Kananu 173/1 Maddesi uyarınca 15 gün içinde yetkili ve görevli Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı'na itirazı kabil olmak üzere karar verildi. 24/05/2013



Halûk GEDİKLİ - 40899
İstanbul Cumhuriyet Savcısı
e - imzalıdır

***

Önemli bölümlerı büyüterek kırmızı ile belirgin hâle getirdik!

***

Ayrıca bakınız: 

Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Müdürü Mustafa Şükrü Demirkanlı'yı tanıyın...

17 Şubat 2015 Salı

Bulunmaz'ı hiçbir güç durduramıyor! Bulunmaz, hiçbir barikatı tanımıyor!

Ben, tiyatro sanatıyla ilgilenmeye ve "hattâ uğraşmaya" başladığım 1972 yılından bu yana, Shakespeare'in tiyatrosuna karşı çıkarak, S/ÖZ tiyatro kültürümüzle haşır neşir oldum. Bu ülkenin topraklarına "kök salan" bir sanatçı olduğum için, saksı çiçeği tatsızlığındaki saman görünümü veren Shakespeare tiyatrosuna karşı elimden geldiği oranda eleştiri getirdim!... Oysa, Devlet Tiyatroları ve İBBŞT başta olmak üzere, hemen hemen tüm Türk tiyatrosu çakma yazar Shakespeare'in kucağında büyümeyi yeğledi. Ben, 1101 LİNÇÇİ alçağı alaşağı ettikten sonra "sahte duygular mimarı" Shakespeare'in müstehcen tiyatrosuna sert darbeler vurmaya başladım...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

Bugün de, Fırat'ları (Fırat Güllü ile sevgili avukatı Fırat Kuyurtar) yendim!

Onlar gücünü Shakespeare'den alırken ben Tolstoy'dan alıyorum. Onlar, S/ÖZ tiyatro kültürümüze aykırı davranarak Shakespeare'in temsil ettiği müstehcen sanat anlayışına yaslanırken ben, müstehcen sanat anlayışına karşı tavır geliştiren Tolstoy'un temsil ettiği sanat anlayışından yanayım!

Onlar 1101 kişi, ben tek başımayım... Onlar, Brecht'in sosyalizm dâvâsını bile ekmeklerine katık ediyorken, ben, sosyalist sanatçı olduğumu her ân yüksek sesle dillendiriyorum! Onlar yenilmeye mahkûmlar ve ben onları yenmeye mahkûmum... "Mahkemeden bir şey çıkmaz!" diyenlere selâm!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

Avukatlar, polisler, savcılar, yargıçlar eşliğinde üzerime gelenler, yenildi!

Ben, ülkemizin somut verilerinden derlediğim "iyi gerçeklerin yansıması olan" S/ÖZ kültüre önem veriyorken 1101 LİNÇÇİ alçak kişi emperyalist kültür taşıyıcısı Shakespeare'in müstehcen dünyasıyla bana (sosyalizme) saldırdı... Ben sırtımı emekçi halka, sosyal devlete, tüyü bitmemiş yetime yasladığım için 1101 LİNÇÇİ alçağı alaşağı ettim. Şimdi taarruz başlıyor.

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

31 Mart 2014 Pazartesi

1100 zâtın LİNÇÇİ, halkın yarısının AKP'li olduğu ülkede yalnızım! / HB

Sabahın köründe gittiğim İstanbul Adalet Sarayı'nda fotoğrafımı çekecek kimse yoktu

Benim için şurası olağanüstü net: Bu ülke, AKP'yi anladığı, beğendiği, desteklediği, hak ettiği, içselleştirdiği, istediği, kısaca, bu ülke insanları aynaya baktıklarında AKP'yi gördükleri için, ezberlenmiş mühürleriyle, kanıksanmış "EVET" boşluklarını doldurdular. 1100 LİNÇÇİ çıkar!...

Kendimi bildim bileli, gözyaşı biriktiren, alın teri içen, emek çalan, kan emen, tüyü bitmemiş yetimlerin analarının ak sütü gibi helal haklarını sömüren kişi, kuruluş ve kurumların mütemadiyen karşısında oldum! 

Kendimi bildim bileli, gözyaşımı, alın terimi, emeğimi, kanımı, hakkımı çalmak isteyenlere karşı çok sert, pek sert, olağanüstü sert davrandım! 

Hangi alanda mücadele verirsem, o alanı devrimci kıldım. Kırk iki yıldır kanımı, terimi döktüğüm tiyatro sanatına, yirmi beş yıldır tiyatro sahibi olarak katkıda bulunurken, 1100 kişilik tarikat, "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" adlı barikat benzeri durumlarla karşılaştığımda zinhâr şaşırmadım. Ben, sosyal devletin, emekçi halkın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunup, hakikat mücadelesi verdikçe, karşıma çıkan tarikat ve barikat oluşumlarını kanıksayan bir kavganın neferiyim. Tarikat ve barikat karşısında ne yaptım? Sustum mu? Hayır! Kuyruğumu arka bacaklarımın arasına alarak, yalayacak bir çanak mı aradım? Hayır! Ne yaptım? Gün yirmi dört saat mücadele ettim! Şimdi ne yapıyorum? Dün ne yaptım ise, bugün de aynısını yapıyorum hâlâ... Mücadele ediyorum! Yarın ne yapacağım? Yine mücadele edeceğim! Ne zamana kadar? Mezara yada zafere kadar! Bana durmak yakışmıyor!!!...

Bugün THY Milano uçağına binip, Almanya, Fransa, İsviçre ve İtalya'ya gideceğim. On gün yokum!... Benim yokluğumu fırsat bilenlere karşı ne kadar acımasız davrandığımı bilen bilir! "UYARMADI!" denilmesin...

İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı Sayın Fatih Kurt'a tam yirmi sayfalık açıklama dilekçesi ve bu dilekçenin eki olarak "BERAAT" ve "BİLİRKİŞİ RAPORLARI" sundum. Yargıç Sayın Fatih Kurt, büyük bir incelik göstererek, duruşma salonunda yargılama yapmasına karşın, dilekçeyi hemen alıp, derhal imzalayarak dosyasına koydu. Ben yokken yapılacak duruşmada bu dilekçe ciddîye alınıp müşteki Mustafa Şükrü Demirkanlı ile vekil Avukat Reyhan Kayışlı'yı zor durumda bırakacak... 

İşbu dilekçe, Mustafa Şükrü Demirkanlı ile Avukat Reyhan Kayışlı'nın "YALAN" söylediklerini iki kere iki dört eder kesinliğinde kanıtlıyor!... 

Hayatımın en derin ve gayet rahat dilekçesini yazdım... Mustafa Şükrü Demirkanlı ve Avukat Reyhan Kayışlı, bu dâvâyı yitirirlerse, her ikisine de olağanstü büyük miktarlarda, "FAHİŞ" kavramını zorlayan biçimde "MANEVÎ TAZMİNAT DÂVÂLARI" açağım! "UYARIYORUM!" 

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Ayrıca bakınız:


MÜSTEHCEN görseller yayınlamaktan hoşlanan LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından MİMESİS DERGİSİ'nin BB'si (Big Brother=Büyük Birader) Ömer Faruk Kurhan'ın, gayet haksız yere, neredeyse İFTİRA atar gibi suçladığı Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın mahkûm ettirilmek istendiği "KAMU DAVASI" için sunulan BİLİRKİŞİ RAPORU metnini nihayet okurlarımızın saygın görüşlerine hızla, hem de şimşek hızıyla sunmaktan gurur duyuyoruz!...

Bulunmaz İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi Yargıcı Fatih Kurt'a sundu!


Hilmi Bulunmaz, haklı ANTİ-LİNÇ mücadelesini twitter'a da sürüklüyor...

27 Mart 2014 Perşembe

LİNÇ KAMPANYASI imzacısı Yücel Erten inanmadığı sözleri söylemiş...

İğrenç "ENTELEKTÜEL VE HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI" başlatıp, sürdürenlerden biri Yücel Erten olmasına karşın, tombaladan çeker gibi özensiz bir biçimde sıraladığı harflerle, hecelerle, sözcüklerle, tümcelerle ve paragraflarla goygoy yapmaya utanmadan devam ediyor!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Yücel Erten'den 27 Mart 2014 Dünya Tiyatro Günü Alternatif Bildirisi 

Bugün "Dünya Tiyatro Günü". Yeryüzünün dört bir bucağında şenliklerle kutlanıyor. Bu yurdun sanatçıları olan bizler ise, şenlik düzenlemek bir yana, kaygı ve isyan duygusu içindeyiz.

İktidara hakim zihniyet, ülkemizde sanata topyekûn savaş açmış görünüyor. Gün geçmiyor ki sanat alanlarımız, gerici bir zihniyetin alelacele çırpıştırdığı yıkımcı buyruklarla karşılaşmasın.

Gözdağı, baskı, tehdit, sansür, rant ve yıkım, sanat alanlarımızın ve kurumlarımızın Alikıranbaşkeseni oldu.

Dans belden aşağı, heykel ucube, resim müstehcen, edebiyat sakıncalı, opera lüks, orkestra zulüm, sinema ayıp, tiyatro tehlikeli, kitaplar bomba sayılıyor.

İnsanlığın ortak mirası olan kültürel ve tarihi dokular, saygısız bir talan furyası ile karşı karşıya.

Sanat eğitimi gecekonduya sıkıştırıldı.

Sanat üretilen ve sunulan yapılar ya alışveriş merkezine ya da karakola dönüştürüldü.

Sansür gündelik olay halini aldı.

Sokak sanatçılarına karşı baskı ve taciz, aldı başını yürüdü.

Özel tiyatrolar, koşullu sadakaya bağlandı. Destek fonuna kabul edilemez, çağ gerisi bir "ahlaki ve milli değerler" kapanı kuruldu.

Yerel yönetim tiyatroları belediye memurlarının meşrebine mahkûm edildi.

Adına TÜSAK denilen bir fetva ile cumhuriyetin gözbebeği sanat kurumları için idam fermanı düzenlendi.

Dozerler, TOMAlar, gaz fişekleri, akrepler ve çıyanlar, özgür düşüncenin, bilimin ve sanatın kapısında nümayiş halinde…

Bütün bunlar karşısında, yandaş medya kör ve sağır. Üniversitelerin tiyatro bölümleri kıpırtısız. Kültür Bakanlığı uzman, memur ve danışmanları önünü ilikliyor. Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün Türkiye Milli Merkezi de tabuttaymışçasına suskun…

Sanat kurumlarımız zaman içinde aşınmış ve yıpranmış olabilir.

Buna yol açan, çağın isterlerine yanıt veremeyen eskimiş yasalar, siyasilerin ve yöneticilerin ihmalleri, orantısız derecede düşük bütçe ve yatırımlar, moral bozucu çifte standart uygulamaları ile asılsız ve orantısız suçlamalardır.

Çok iyi biliyoruz ki, mevcut durumdan sanatçılar da hoşnut değildir. Ve çözüm üretmek için çalışmaktan geri durmamış, emek vermiş, öneriler ortaya koymuşlardır.

Ne var ki iktidardaki zihniyet, bu birikime kulaklarını tıkamıştır. Kurumları onaracak, iyileştirip geliştirecek rasyonel tedbirleri almak yerine, yıkımcılık yolunu; halkın sanat ihtiyacını uygun şekilde karşılamak yerine de, kâr ve rant yolunu seçmiştir.

Biz sanatçılar, ustalarımızdan el aldık. Sanatımızı öğrenirken, insanı görmeyi, insanı sevmeyi öğrendik.

Siyasal rant oyunlarını değil, oyun sevinciyle gönülleri fethetmeyi öğrendik.

Dans ederken; yerçekimine meydan okumayı, insanların bedenine ve ruhuna kanat takmayı öğrendik. Biz bedenimize çelik bir disiplin kazandırmak için parmakucuna çıkarken, sıçrarken; toplumu yüceltmenin, sıçratmanın düşünü paylaştık.

Çoksesli şarkılarımızı söylerken; kulaklardaki ve zihinlerdeki duvarları yıkmayı öğrendik. Arşe çekmeyi, üflemeyi öğrenirken;insanların yüreğine su serpmeyi, zihnine ışık tutmayı öğrendik.

Biz fırçamızla renkleri türküye ve halaya dönüştürmeyi; ağaç, toprak, taş ve tunca Kybele anamızla Nasreddin babamızı koymayı öğrendik.

Sesimizi, diaframımızı, kulağımızı, ellerimizi, bedenimizi eğitirken; insanlığın doğrularını savunmak için sesimizi gürleştirmeyi de öğrendik.

Sadece ezber yapmayı öğrenmedik; darkafalı siyasetçilerin, sömürgenlerin, aymazların ve çıkarcıların ezberini bozmayı da öğrendik.

Orkestralarımız uyum içindeki çoksesliliğin simgesidir.

Sahnelerimiz insanlığın kendisiyle yüzleştiği, tarihiyle ve geleceği ile hesaplaştığı, iyi ile kötüyü ayırdettiği, önyargılarla savaştığı, aydınlığa ulaşmaya çalıştığı şenlik alanlarıdır.

Sessizliğin içindeki çığlığı, heyecanın barındırdığı dönüşümü, gözyaşının arındırıcı hızını, kahkahanın devrimci gücünü; avuçlarımızda su taşırcasına seyircimizle paylaşırız.

Ama biz sanatçılar yalnızca duygular dünyasının ve ilhamın değil; aynı zamanda aklın, bilginin, bilincin, vicdanın ve emeğin kuracağı, yeni ve güzel bir dünyanın neferleriyiz. Daha uygar bir dünya, kardeşçe ve daha iyi bir yaşam ve daha duyarlı, daha birikimli bir toplum; biz sanatçıların vazgeçilmez düşüdür. Bu yüzden sonunda, divan kurup yasa yapmayı da öğrendik.

Bu bağlamda: Sanat kurumlarımızın yok edilmesi girişimine sonuna kadar karşı çıkacağız! Susmayacağız, çünkü sanatçı son sözü karanlığa bırakmaz!

Şunu söylemek ve savunmak, büyük savaşçı ve büyük sanatkâr Mustafa Kemal'e, cumhuriyetin kurucularına, yurdumuzun sanat öncülerine, bizleri yetiştiren aziz öğretmenlerimize, halkımıza ve tarihe karşı borcumuzdur:

Er ya da geç, yurdumuzda bilim ve sanat özgür, kurumları özerk olacaktır!…

YÜCEL ERTEN

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)

26 Şubat 2014 Çarşamba

Asılsız İhbarcı Mustafa Demirkanlı'dan: "Anık / Bulunmaz / Hitler" karesi!

Mimesin'in Aynası…

Mustafa Demirkanlı
28 Haziran 2012

Sayfalarımızda da yer alan haberde "Mimesis"in 19. sayısının müstehcen bulunarak Elazığ Halk Kütüphanesi tarafından iade edildiği ve sonrasında Dergi'nin kütüphaneye gönderilmemesi istendi.

Bu haber üzerine basında çok sayıda haber-yorum yayımlandı. Bugün ise makalenin yazarı  Sarah Culpepper Stroup'dan Mimesis'e gelen mektup yayımlandı.

Stroup'un neden endişe duymamız gerektiğini ifade ettiğini, yine Stroup'un mektubundan alıntıları art arda sıralayarak anlamaya çalışalım.

"Oyun 411 yılında sahnelendikten sonra, Aristophanes, oyundaki savaş karşıtı ifadelerden dolayı Atinalı bir siyasetçi olan Kleon tarafından mahkemeye çıkarılmıştı. Mahkeme kararı oyunun 'siyasi açıdan uygunsuz' olduğu yönündeydi. Ahlakla ilgili tek kelime bile edilmiyordu çünkü oyun ahlakla değil siyasetle ilgiliydi. Ne var ki halk, Aristophanes’in yanında yer aldı ve kolayca serbest bırakıldı."

Yıl 411, ilk yasak, ne tuhaftır ki ahlakla değil siyasetle ilgili…

***

"1942 yılında, Nazi Partisi, Yunanistan'ı işgal ettiğinde oyunu yasakladı."

***

"1967 yılında ise Yunanistan'ın kendisi, savaş karşıtı temaları olan diğer oyunlar gibi bu oyunu da geçici olarak yasakladı."

1967 yılı, Albaylar Cuntası'nın yönetimde olduğu dönem, yine de gerekçe "müstehcenlik" değil savaş karşıtlığı.

***

"1954 yılında Lysistrata'nın resimli bir nüshası (Beardsley'in ya da Lindsay'in olabilir. İkincisi bende var ve ikisi de harikalar) 'müstehcen' (belki de Yunanca 'pornografik' terimi daha uygun bir ifade olabilirdi) bulunarak ABD Posta Servisi tarafından el konuldu."

1954 yılının ABD'de McCarthycilik dönemi olduğunu anımsayalım.

***

"1989'da- ABD'de, Florida'da oldukça muhafazakar bir dini grup metni 'kadınların özgürleşmesi'ni desteklediği gerekçesiyle lise müfredatından çıkardı."

Buradaki gerekçe bile "müstehcenlik" değil, kadının özgürleşmesi…

***

Yıl 2012, Türkiye'de bir kütüphane müstehcen bulup raflardan kaldırıyor, Dergi'yi iade ediyor. Aslında bu bile çok şaşırtmadı beni ama şu iki örneğin biri çok fazla şaşırmama neden oldu.

Melih Anık: Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları'nın kurucusu, tiyatro eleştirmeni. Twitter'dan yaptığı yorumlara bir başka haberde yer vermiştim ama 2012 Türkiye'si başlığı altında anmadan geçmemek gerektiğini düşündüm. Çok fazla şaşırdığım Sayın Anık'tı…

"'Müstehcen Mimesis' ile medyanın devleri Mimesis'i KULLANMIŞ. Memnun musun Mimesis?"

"'Müstehcen Mimesis', Mimesis açısından ne getirdi ne götürdü? (Haberi Mimesis servis etmiş diye anladım) (bakınız: kimlik, marka, imaj)"

***

Bir diğeri, kendisini "Sosyalist Sanatçı" olarak lanse eden Hilmi Bulunmaz.

"Kültür ve Turizm Bakanı AKP'li Ertuğrul Günay'ın desteğiyle tüm kütüphanelere âdeta zorla gönderilen MÜSTEHCEN ve LİNÇÇİ Mimesis Dergisi'nde yayınladıkları cinsel ilişki görsellerini kendilerine ait LİNÇÇİ Mimesis sitesinde yayınlama cesarete gösteremeyenler, 'MÜSTEHCEN DERGİNİN MÜSTEHCEN BULUNARAK YASAKLANDIĞINI' iddia etmeye devam ediyorlar!" başlıklarıyla, bir değil onlarca aynı bakış açılı haber-yorum yazılarını art arda yayımlamakla kalmayıp, Elazığ'daki şikayetçiye ulaşarak "müstehcenlik"e karşı birlikte mücadele etme önerisinde bulunabiliyor.

***

Özetlersek; Nazi Almanyası, Albaylar Cuntası'nın Yunanistanı, McCarthycilik dönemi ABD'si ve 2012 Türkiyesi ve tiyatro ile ilgili iki kişi (Biri Sosyalist, diğeri Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları'nın kurucularından, tiyatro eleştirmeni.), benim tespit edemediğim aynı bakışta olan tiyatro ile ilgili başka inanlar da olabilir, umarım yoktur.

Bu büyük resimdeki, küçük resme bakınca, Sarah'ın: "Eğer Türkiye'deki insanlar bunun ülkedeki sanatın geleceğine dair olumsuz etkileri olacağı konusunda endişe duyuyorlarsa diyeceğim odur ki: Evet, sanırım duymalılar." tespiti, endişenin boyutunun Elazığ Halk Kütüphanesi'nin tavrından çok daha büyük olduğunu göstermiyor mu?

Mustafa Demirkanlı


Haber Giriş Tarihi: 28 Haziran 2012


(Kaynak: http://tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=3486)