1 Temmuz 2014 Salı

"Shakespeare tarafından yazılmış ölümsüz repliklere saygım azalmaz."

Coşkun Büktel

***

Bu yazı ve benzer yazılar, mutlaka değerlendirilecek!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***

TUNÇ YAŞAR'A HİLMİ'NİN ELEŞTİRME TARZI (?!!) KONUSUNDA CEVAP

Tunç Yaşar - Coşkun Ağabey, genel olarak durumdan son derece rahatsızım. Bunu belirtmeliyim. Linçci alçaklar ordusuna karşı, bu iflah olmaz kötü niyetli fırtınaya karşı kapı gibi duran iki dostun ilişkisinin bu durumlara gelmesi oldukça üzücü. Ancak daha önce yapmış olduğum bir Hilmi Bulunmaz eleştirisini tekrar hatırlatmam gerekecek sanırım. Hilmi Bulunmaz'ı yaklaşık 2 yıl önce bir konuda eleştirmiştim. Mevz-u bahis şu idi; Hilmi Bulunmaz eserlerinde meta estetiği yarattığı için Shakespeare'den pek hazzetmez bu camiada bilinen bir durumdur, kendisi Shakespeare eleştirisi içerikli bir video yayınlamış, Videonun kurgucusu da, Bulunmaz Tiyatro emekçisi Mesut Alptekin. Sevgili Bulunmaz'ın bu çalışmada eleştiri metodu konuyu açıklamaktan uzak ve yetersiz. Hilmi Bulunmaz Shakespeare eleştirisini eline bir gitar alıp, ilgisiz alakasız notalara basarak, Shakespeare'nizskim, Shakespeare'nizskim şeklinde yinemelerle yaparak vakt-i zamanında gözümde eleştiri yoksunu bir imaj çizmişti. Bu yöntem size yapılanlarla paralellik gösteriyor. İkinci Geliş'i Hamdi Mümkün'ün hikayesini henüz okuyamadım, neyse. Sonuçta hiçbir kitap, hiçbir emek kendisini klozet kapağının üzerinde görmek istemez.

Coşkun Büktel - Tunç, yazını şu an (Hilmi'nin verdiği link sayesinde) gördüm. Hilmi konusunda söylediklerin doğru. Shakespeare'i sevmez ama Shakespeare'i eleştirmeye gücü de yetmez. Yapabileceği en mantıklı şey, Shakespeare'i Tolstoy'un da sevmediğini söylemektir. O konuda Tolstoy'un söylemediği "özgün" bir şey söylemeye kalktığında, "Shakespeare'nizskim, Shakespeare'nizskim" seviyesi derhal yakayı ele verir. Ben Hilmi'nin bu ilkel tutumlarını yüzüne karşı çok eleştirdim ama linççilere koz vermemek adına o eleştirilerimi kamuoyuna yansıtmadım. Hâlâ da yansıtmamaya çalışıyor, onun linççilere karşı davalarına zarar vermemeye özeniyorum. Tolstoy'un, Shakespeare'le ilgili bazı eleştirilerine hak vermeme rağmen, hiçbir zaman Shakespeare'i gözü kapalı seven fanlardan biri olmamama rağmen; benim Shakespeare tarafından yazılmış ölümsüz repliklere saygım asla azalmaz. Kısacası Shakespeare konusunda (ve daha pek çok konuda) Hilmi'yle aynı fikirde değilim. Ama linççilerin iftiracı olduğu konusunda benimle hemfikir olmaya devam ettiği sürece, Hilmi'yle fikir ayrılıklarımız benim için önemli değil.


Hilmi'nin bana ve "İkinci Geliş"e ettiği hakaretler, "apaçık yalan ve iftiraya" dönüşmediği sürece, bana değil, ancak kendisine zarar verir / veriyor. Bana verebildiği tek zarar, Mustafa Demirkanlı'nın o saçma sapan hakaretlere dayanarak, (o hakaretlerin benim ne kadar kötü bir yazar olduğumu kanıtladığına inanmış gibi yaparak) bana saldırması, benimle alay etmeye kalkışması ve beni savunma yapmak zorunda bırakarak bana mesai kaybettirmesiydi...


Benimle alay etmeye heveslenerek bana mesai kaybettiren başkaları da vardı. Bunların durumu Mustafa Demirkanlı'nın durumundan farklıydı. Bunların durumunu anlatabilmem için, benim kendi kamerasıyla sokakta röportaj yapan bir muhabir olduğumu düşün. Olay yerindeyim ve tanıklardan birine ciddi sorular soruyor, olayı aydınlatmaya çalışıyorum. Bunlar, tanığın arkasına (hatta bazen önüne) geçip kamerama doğru bana laf atıyor, dil çıkarıyor, nanik yapıyor; tartışmaya çalıştığım konuyu sulandırıyor, okurlar için izlenemez hale getiriyorlardı. Bugünlere dek, "Sıfır sansür" adına bunları bile engellemiyordum.


Ama sonunda, "Sıfır Sansür"ün tartışmayı ve okurlara bir şeyler anlatmayı imkânsız kılacak bir handikapa dönüşmesinin yanlış olduğuna karar verdim ve bundan böyle (çoğu zaman kalleşçe) suistimal edilmiş "Sıfır sansür" ilkemin daha fazla suistimal edilebilmesine imkân tanımayacağımı açıkladım. Böylece, birkaç kez uyardıktan sonra, suistimal edenleri bloklamaya başladım ve vandalizmin (çoğu zaman kalleşçe) suistimallerine, mesai harcamaktan kurtuldum. Derhal, takma isimlerle onlarca hesap açıp, sayfalarımın ilgili ilgisiz her yerine benim "sansürcü" olduğumu anlatan yorumlar yazdılar ve ben sırf bunları söylemek için 10 dakika önce açılmış bu sahte hesapları da bloklamaya başladım. Zaman zaman bu kirli etkinliklerini hâlâ sürdürüyorlar. Hepsi yıllardır apaçık biçimde sansürcü oldukları halde, vandalların, sırf suistimalleri önlediğim için beni "sansürcü" diye suçlamaları ve onlardan korktuğumu söylemeleri çok eğlenceli. Sayfalarımda, fikri olan herkes için "sıfır sansür" ilkesi geçerli... Ama bana (sırf beni meşgul etmek için) kasıtlı olarak apaçık iftira atanlara veya tartışmaya açtığım ciddi konuları sulandırmak için bana dil çıkarıp, nanik yapan ergenlere daha fazla vakit ayırmayacağım.


Anladığım kadarıyla, Hilmi, yukarıda yazdıklarına çok kızmış, sana mutlaka cevap verecekmiş. Ne cevabı verecek? Herhalde gitarla yaptığı o "Shakespeare'nizskim" saçmalığını silip de, senin "yalancı" olduğunu söyleyemez, değil mi? Henüz vandalizmde diğerleri kadar ilerlemedi. Yani böyle bir şey yapacağını hiç sanmıyorum. O zaman ne cevabı verecek? Saçma sapan tehdit ediyor. O nedenle, onun seni hedef almış olmasından hiç rahatsız olma! Keyfine bak! Hilmi o ilkel yöntemlerle ancak kendini rezil eder. Yapabileceği tek şey, senin bir açığını bulup onu bin kere tekrarla lanse etmek. Açığın (yani gerçek bir açığın) varsa, rahatsız olmakta haklısın! Ama yoksa, sakın aldırma! Çok kafası kızarsa senin erdemlerini kusur gibi lanse etmeye kalkabilir ama o zaman da kendini rezil etmekten başka sonuç alamaz. Yani yine aldırma!


Eğer rahatsızlığın kendine yönelik tehdit nedeniyle değil de, Hilmi'nin bana ve "İkinci Geliş"e yönelik vandalizmi yüzünden ise, yine de "aldırma" derim. Ben aldırmıyorum. Hilmi'nin "İkinci Geliş"i tuvalet kapağına koyup üstüne basması, "İkinci Geliş"in ya da benim ayıbım değil ki... Hilmi'nin bu ilkelliğini ben defalarca teşhir ettim, etmeye de devam edeceğim. Kitabımı kloset kapağında görmek, umurumda bile değil.... Asıl Hilmi, çıplak ayağıyla benim (40 Mustafa ve 50 Hilmi'nin 100 yılda yazamayacağı) kitabımın üstüne basıp fotosunu yayınlamış olmakla düştüğü durumdan nasıl kurtulacağını düşünsün... Ben rahatım: Çünkü Hilmi'nin yazdıkları artık Mustafa vasıtasıyla da beni meşgul edemeyecek. Yani ben durumdan senin kadar yakınmıyorum. Hilmi'nin "İkinci Geliş"e yönelik vandalizmi beni rahatsız etmiyor, çünkü uzun uzun kompozisyon yazmama gerek kalmaksızın, vandalizmi görsel olarak en kolay ve en etkili biçimde teşhir etmemi sağlıyor.


Benim Hilmi hakkında (şu aşamada) söyleyeceklerim bundan ibaret... Onun "İkinci Geliş"le ilgili vandalizmini teşhir etmeye devam edeceğim.


Tunç Yaşar - Hilmi Bulunmaz şahsımla ilgili birtakım paylaşımlarda bulundu. Bulunmaz, Tunç Yaşar izleniyor, Tunç Yaşar hesabı öder gibi başlıklarla yazmış olduğum yazıya çıkıştı ve Mehmet Şahin'in İkinci Geliş hakkındaki sözlerinin altına imza attığımı öne sürdü. Ben Mehmet Şahin'i tanımam etmem. Üzerinde titizlikle durulması gereken konularda, özellikle objektif olmanın tek çıkar yol olduğu durumlarda kişilerin ve öznel yargıların esiri olunmaması gerektiğini düşünürüm hep. Zira bu esaret insanları onulmaz yaralara, içinden çıkılmaz yanlışlara sürükler. Ben Mehmet Şahin'in Dailymotion.com sitesinde bulunan, Mesut Alptekin'in katkılarıyla hazırlanan İkinci Geliş paylaşımını da yetersiz buldum. Eleştiri demiyorum bakın, paylaşım demek en doğrusu. Sanatın vazgeçilmezi olarak kritik olgusu, bu ölçüde seviyesizleşip, ayaklar altına düşüyorsa işler doğru gitmiyor demektir. Tekrar konuya dönecek olursak, herhangi bir açığım, korkum ve borcum olmadığı için içim rahat! Bunu Hilmi Bulunmaz'a da söyledim. Ben zaten Bulunmaz'ın Shakespeare eleştiri metodunun yanlışlığını 2 yıl önce de belirtmiştim. Bu yeni bir durum değil. Söz konusu eleştiriye ait kayıtlar coskunbuktel.com sitesinde mevcut. Bu sözler Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz arasında yaşanan İkinci Geliş tartışmasının üzerine söylenmiş yeni sözler değil. Kayıtların linkini Bulunmaz'a yolladım, kendisi kayıtları inceledi ve bazı yorumlarda bulundu. Benim sözlerimin objektif ve yaşanan anlaşmazlığın dışında söylenmiş sözler olduğunu kendisi de fark etti ve artık Hilmi Bulunmaz beni hedef tahtası haline getirmenin bir anlamı olmadığını düşünüyor. En başından söylediğim gibi, sırtını gerçeklere yaslamak hissi insana güven ve şeffaflık gibi silahlar kazandırır. Bu silahlar beni, sizin de çok sevdiğiniz Sabahattin Ali sözüne götürür. '' Biz hiçbir zaman düşmanlarımızın bize karşı kullandıkları silahları kullanmayacağız. Çünkü bu silahlar, bizim elimizi süremeyeceğimiz kadar kirli ve korkakçadır. ''


Coşkun Büktel - Öyleyse bizim için sorun yok, Tunç. O kirli silahları kullananlar düşünsün.

(Kaynak: facebook)