ÜŞENMEYİP YAZARAK BİR KARA PROPAGANDANIN DAHA FOYASINI AÇIĞA VURDUK: MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN "ÇÖP KUTUSU" SUÇLAMASI
BİZ HİÇBİR YAZIYI ÇÖP KUTUSUNA ATMADIK! SANSÜR ETMEDİK! BİZ SUÇ BELGELERİNİ ÖRTBAS AMACIYLA SONRADAN ÇÖP MUAMELESİ YAPARAK BİZZAT YAZARLARININ SİLİP YOK ETTİĞİ ÇÖP DEĞERİNDEKİ TÜM O YAZILARI KAYBOLMASIN DİYE KORUMAYA ALDIK. ANA SAYFAMIZDAN LİNK VERDİĞİMİZ AYRI BİR BÖLÜMDE YAYINLAYIP, SAHİPLERİNİN ÇÖP GİBİ SİLİP ATTIĞI O ÇÖP YAZILARI OKURLAR İÇİN HER DAİM ULAŞILIR KILDIK. VE O ÇÖP YAZILARI KORUDUĞUMUZ BÖLÜME, GAYET HAKLI BİR İSİMLENDİRMEYLE "ÇÖP KUTUSU" DEDİK.
BİZ O ÇÖP YAZILARI SİTEMİZİN "ÇÖP KUTUSU" ADINI VERDİĞİMİZ BÖLÜMDE KORUYUP OKURLARA ULAŞTIRIRKEN, SAHİPLERİ O YAZILARI SİLİP YOK EDEREK, KELİMENİN GERÇEK ANLAMIYLA "ÇÖPE ATTI"...
Hikayenin aslı şu: Biz, facebook öncesi "o dönemde" bizim hakkımızda her gün, şuursuz bir öfkeyle, ipe sapa gelmez düzinelerce sayfa yazı yazarak sitelerimizi bloke etmeye çalışan ve birkaç haftada bizim aleyhimize çalakalem yazdığı yazıların toplamı 90'ı aşan Ertuğrul Timur'un çöpten daha fazla değerli olmayan o çöp yazılarıyla sitelerimizin ana sayfasını elbette işgal edemezdik. Ama vandalların suç belgesi olan o iğrenç çöp yazıların kaybolmasına da razı değildik. O nedenle o yazıları ayrı bir bölümde yayınlamaya ve ana sayfamızdan o bölüme link vermeye karar verdik. Bu kararı birlikte aldık ama uygulamayı yalnızca Hilmi'nin daha kolay yayın yapılabilen blogunda sürdürdük. Yani pratik uygulamayı, sağolsun, Hilmi tek başına üstlendi. Buraya kadar her şey normal mi? Normal. Niye normal? Yazıları yayınlamışız. Çöpe atmamış ya da sansür etmemişiz. Yazıların varlığını biz korumuşuz. "Biz" diyorum ama aslında bütün emek Hilmi'ye ait, ben yalnızca manevi destek verdim. O yazılar bugün hâlâ okunabiliyorsa bizim (aslında sırf Hilmi'nin) sayemizde okunabiliyor. Ama biz bir şey daha yapmışız: Timur'un kusar gibi her gün 3-5 tane ürettiği ve bizim bile çoğunu okumadığımız o çöp değerindeki yazıların bulunduğu ayrı bölüme, "Timur'un Çöp Kutusu" adını vermişiz. (Galiba bu adı ben bulmuşum. Mustafa öyle diyor. Kabulümdür, yaratıcı bir buluş.) Böylece, yazıların tümüne tek tek cevap vermektense, bir tek cevap vermiş, o yazıların çöp olduğu yolundaki eleştirimizi tüm bölümün başlığı yapmışız. Emekten büyük tasarruf!... Bu eleştirimizde, yani o yazıları yayınladığımız bölüme "Timur'un Çöp Kutusu" adını vermekte, haklı mıyız? Kesinlikle haklıyız. Neden? Çünkü Timur, sonradan o yazıların hepsini çöpmüş gibi silip yok ederek, o yazılara çöp muamelesi ederek, o yazıların çöpten daha değerli olmadığını bizzat kendisi kanıtladı. Sahiplerinin sahiplenmediği şeylere çöp demez miyiz? Biz o yazıları çöp saydık ve onları yayınladığımız bölümü "Çöp Kutusu" diye adlandırdık. Yazıların sahibiyse onların çöp olduğuna biraz geç uyandı ve bizi sonradan onaylayarak tüm çöplerini silip yok etti. Çöpe attı.
Kısacası biz Timur'un yazılarını çöpe atmadık. Biz Timur'un yazılarını sansür etmedik. Tam tersine, biz o yazıları korumaya aldık ve bugün o yazılar hâlâ okunabilir konumdaysa, bu, bizim sayemizdedir. Sahibinin bile sonunda çöp olduğunu anlayarak silip yok ettiği o 90 yazıyı, Hilmi Bulunmaz'ın sitesinde "Timur'un Çöp Kutusu" bölümünde, meraklıların okuyabilmesi, bugün hâlâ mümkündür. Yani o yazıları sansür etmek, silip yok etmek anlamında "çöpe atan" kişi, bizzat yazıların sahibi Ertuğrul Timur'dur. Ama o yazıları "Timur'un Çöp Kutusu" adlı özel bir bölümde korumaya alarak, meraklı okurlar ve ilgililer için her daim ulaşılabilir kılan, vandalizmin belgeleri olarak onları koruyup kollayan ise biziz; yani Hilmi'dir. Hilmi'nin emeğine ortak çıkışım, Mustafa'nın bu konuda Hilmi'yi değil, sürekli olarak beni suçlaması yüzündendir. Benim en büyük emeğim, bu yazının yazılarak, Mustafa'nın kara propagandasının bir de bu vesileyle teşhir edilmesinden ibarettir.
Nedir bu kara propaganda? Bilindiği üzere, Mustafa, (pek çok kişi işin aslını nasılsa biliyor diye bizim cevap vermeye gerek duymayışımızdan da yararlanarak) bu "Çöp Kutusu" olayını yıllardır hep, bizim (daha da çok benim) sansürcülüğümüzün bir kanıtı olarak sunmuş, o yönde kullanmış ve kullanmakta; okurlara işin aslını ve özünü anlatmaya asla yanaşmaksızın, genel ve bulanık ifadelerle, bizi, özellikle de beni, yazıları çöp kutusuna atan sansürcüler olduğumuz halde, hâlâ kalkmış "sıfır sansürden" bahseden iki yüzlü sahtekarlar olmakla suçlamakta; aslında bizim de bal gibi sansürcü olduğumuzu iddia etmektedir. Peki Mustafa yalan olduğunu gayet iyi bildiği halde bunu niçin iddia ediyor? Bizi kandırmak için mi? Elbette hayır! Okuru kandırmak için... Çünkü "Sıfır sansür" ilkesiyle yayın yapan Coşkun Büktel'in karşısında, Mustafa, yalan ve iftiraların okurları etkileyemeyeceğini, okurlar indinde inandırıcı olamayacağını biliyor. Bu durumda ne yapması gerek? Büktel'in elinden Theope'yi almaya kalktılar, olmadı. Şimdi de "sıfır sansür" ilkesini almaya kalkıyorlar. Theope'yi şaibeli kılamadılar, akılları sıra "sıfır sansür" ilkesini şaibeli kılacaklar. İşin özüne hiç inmeksizin genel bir ifadeyle, yazıları çöpe attı diyerek ve hiçbir şey açıklamayarak, kafaları karıştırmaya, Büktel'in de sansürcü olduğu şaibesini oluşturmaya ve her zamanki gibi, okurları eşşek yerine koyup dezenforme ederek, okurları inanılır tek referans dayanağından, vandal yalanların zehrine karşı tek panzehirden yoksun etmeye çalışıyorlar.
Facebook öncesi o dönemde, "Timur'un Çöp Kutusu"nu yapınca, diğer vandalların da çöp değerindeki tüm iftira yazıları için aynı uygulamayı başlattık. Daha doğrusu Hilmi başlattı. Daha sonra, çalakalem hızıyla günde 4-5 tane çöp yazı yumurtlayan Timur'un hızı kesildi. Kendisi her nasılsa bir aydınlanma yaşadı ve önce yazmayı, daha sonra yayıncılığı bıraktı. Ve biz de "Çöp Kutusu" uygulamasını bıraktık ve vandalların hakkımızda zaten artık kırk yılda bir yayınladığı yazıları, eskiden olduğu gibi yine ana sayfadan (Hilmi'nin ana sayfasından) vermeye başladık.
Bırakın "sıfır sansür" ilkesinin yaratıcı ve uygulayıcısı ve dünyanın en demokrat insanlarından biri olan Coşkun Büktel'i, hiçbir insandan hesap sormaya hakkı bulunmadığı halde; bugüne dek hiçbirinin cevabını veremediği düzinelerce suçun suçlusu olduğu halde, Mustafa Demirkanlı sık sık suçlu sandalyesinden kaşla göz arasında sıvışarak savcı koltuğuna kurulup karşısına çıkan herkesten pişkince hesap sormayı alışkanlık edinmiştir. Biz Mustafa'nın savcı rolünü asla kabul etmedik ve okurları dezenforme etme şansı bulunmadığı sürece, (onun suçunu örtbas çabasıyla konuları saptırma çabasından ibaret) suçlamalarına cevap vermek gereği duymadık. Çöp kutusu suçlamasına da yıllarca cevap vermek gereği duymadık. Ama bu arada, olayın aslını bilmeyen ve bizi ancak facebook'tan sonra tanımış yeni bir kuşak oluştu ve işin aslını açıklamadığımız takdirde, Mustafa'nın bu yalanla bu kuşağı zehirleme tehlikesi belirdi. O nedenle, bu sabah, üşenmeyip panzehir niteliğindeki bu yazıyı yazayım, dedim.
Mustafa Demirkanlı, herhangi bir insanı sansürcü ya da küfürbaz olmakla suçlayacak en son insandır. Kısa süre önce her zamanki gibi sansür içerikli yeni bir "bahar temizliği" yaparak , suç belgesini örtbas amacıyla silip yok ettiği ve bugün zaman aşımı dolmadığı için "benimdir" diye kabul etmeye de, herkes defalarca okuyup ezberlediği için "hayır benim değildir" diye reddetmeye de yanaşmadığı (hepsi de tamamen dayanaksız ve haksız) şu küfürlerine rağmen, insan, nasıl olur da, başkalarını küfürbaz olmakla suçlayabilir, anlamak mümkün değil:
"Büktel, sen ne kadar korkak bir adamsın ve sen ne kadar yalanı ilke edinmiş bir adamsın ve sen Büktel ne kadar iftiracı bir adamsın. Adamsan karşıma çık, ne diyeceksen yüzüme söyle, bunu sana defalarca söyledim ve sen hepsinde kaçtın... Sadece yalan, iftira ile yaşamayı tercih ediyorsun. Eğer sen adamsan, karşıma çıkamıyorsan sıkıştığın yerde adımı kullanma! Bu takma ismlilerin sahibi tam bir orospu çocuğudur, bunları bana maletmeye kalkan da kendi sıfatını kendine yakılştırsın ama Büktel bir daha belgesiz konuşmam deme, eğer utanma duygun varsa. Tekrar ediyorum, bu takma isimlileri yaratan Orrospu çocuğudur!!! Sakın bana küfrettin deme! Ben şerefsizlere küfrediyorum, o şerefsiz elini kaldırırsa, "benim o derse" ben de evet o elini kaldırana küfrettim diyeceğim. Karşıma çıkmadan bu iftiralarla yaşamayı tercih ediyorsan bu ancak sana yakışır. Pis iftiracı, yalancı... Yüreğin ve kendine güvenin varsa karşıma çık pis iftiracı... Utanma duygusunu yitirmiş sahte yazar..."
KAYNAK: http://www.coskunbuktel.com/bukteldemirkanlineicti.htm
BİZ O ÇÖP YAZILARI SİTEMİZİN "ÇÖP KUTUSU" ADINI VERDİĞİMİZ BÖLÜMDE KORUYUP OKURLARA ULAŞTIRIRKEN, SAHİPLERİ O YAZILARI SİLİP YOK EDEREK, KELİMENİN GERÇEK ANLAMIYLA "ÇÖPE ATTI"...
Hikayenin aslı şu: Biz, facebook öncesi "o dönemde" bizim hakkımızda her gün, şuursuz bir öfkeyle, ipe sapa gelmez düzinelerce sayfa yazı yazarak sitelerimizi bloke etmeye çalışan ve birkaç haftada bizim aleyhimize çalakalem yazdığı yazıların toplamı 90'ı aşan Ertuğrul Timur'un çöpten daha fazla değerli olmayan o çöp yazılarıyla sitelerimizin ana sayfasını elbette işgal edemezdik. Ama vandalların suç belgesi olan o iğrenç çöp yazıların kaybolmasına da razı değildik. O nedenle o yazıları ayrı bir bölümde yayınlamaya ve ana sayfamızdan o bölüme link vermeye karar verdik. Bu kararı birlikte aldık ama uygulamayı yalnızca Hilmi'nin daha kolay yayın yapılabilen blogunda sürdürdük. Yani pratik uygulamayı, sağolsun, Hilmi tek başına üstlendi. Buraya kadar her şey normal mi? Normal. Niye normal? Yazıları yayınlamışız. Çöpe atmamış ya da sansür etmemişiz. Yazıların varlığını biz korumuşuz. "Biz" diyorum ama aslında bütün emek Hilmi'ye ait, ben yalnızca manevi destek verdim. O yazılar bugün hâlâ okunabiliyorsa bizim (aslında sırf Hilmi'nin) sayemizde okunabiliyor. Ama biz bir şey daha yapmışız: Timur'un kusar gibi her gün 3-5 tane ürettiği ve bizim bile çoğunu okumadığımız o çöp değerindeki yazıların bulunduğu ayrı bölüme, "Timur'un Çöp Kutusu" adını vermişiz. (Galiba bu adı ben bulmuşum. Mustafa öyle diyor. Kabulümdür, yaratıcı bir buluş.) Böylece, yazıların tümüne tek tek cevap vermektense, bir tek cevap vermiş, o yazıların çöp olduğu yolundaki eleştirimizi tüm bölümün başlığı yapmışız. Emekten büyük tasarruf!... Bu eleştirimizde, yani o yazıları yayınladığımız bölüme "Timur'un Çöp Kutusu" adını vermekte, haklı mıyız? Kesinlikle haklıyız. Neden? Çünkü Timur, sonradan o yazıların hepsini çöpmüş gibi silip yok ederek, o yazılara çöp muamelesi ederek, o yazıların çöpten daha değerli olmadığını bizzat kendisi kanıtladı. Sahiplerinin sahiplenmediği şeylere çöp demez miyiz? Biz o yazıları çöp saydık ve onları yayınladığımız bölümü "Çöp Kutusu" diye adlandırdık. Yazıların sahibiyse onların çöp olduğuna biraz geç uyandı ve bizi sonradan onaylayarak tüm çöplerini silip yok etti. Çöpe attı.
Kısacası biz Timur'un yazılarını çöpe atmadık. Biz Timur'un yazılarını sansür etmedik. Tam tersine, biz o yazıları korumaya aldık ve bugün o yazılar hâlâ okunabilir konumdaysa, bu, bizim sayemizdedir. Sahibinin bile sonunda çöp olduğunu anlayarak silip yok ettiği o 90 yazıyı, Hilmi Bulunmaz'ın sitesinde "Timur'un Çöp Kutusu" bölümünde, meraklıların okuyabilmesi, bugün hâlâ mümkündür. Yani o yazıları sansür etmek, silip yok etmek anlamında "çöpe atan" kişi, bizzat yazıların sahibi Ertuğrul Timur'dur. Ama o yazıları "Timur'un Çöp Kutusu" adlı özel bir bölümde korumaya alarak, meraklı okurlar ve ilgililer için her daim ulaşılabilir kılan, vandalizmin belgeleri olarak onları koruyup kollayan ise biziz; yani Hilmi'dir. Hilmi'nin emeğine ortak çıkışım, Mustafa'nın bu konuda Hilmi'yi değil, sürekli olarak beni suçlaması yüzündendir. Benim en büyük emeğim, bu yazının yazılarak, Mustafa'nın kara propagandasının bir de bu vesileyle teşhir edilmesinden ibarettir.
Nedir bu kara propaganda? Bilindiği üzere, Mustafa, (pek çok kişi işin aslını nasılsa biliyor diye bizim cevap vermeye gerek duymayışımızdan da yararlanarak) bu "Çöp Kutusu" olayını yıllardır hep, bizim (daha da çok benim) sansürcülüğümüzün bir kanıtı olarak sunmuş, o yönde kullanmış ve kullanmakta; okurlara işin aslını ve özünü anlatmaya asla yanaşmaksızın, genel ve bulanık ifadelerle, bizi, özellikle de beni, yazıları çöp kutusuna atan sansürcüler olduğumuz halde, hâlâ kalkmış "sıfır sansürden" bahseden iki yüzlü sahtekarlar olmakla suçlamakta; aslında bizim de bal gibi sansürcü olduğumuzu iddia etmektedir. Peki Mustafa yalan olduğunu gayet iyi bildiği halde bunu niçin iddia ediyor? Bizi kandırmak için mi? Elbette hayır! Okuru kandırmak için... Çünkü "Sıfır sansür" ilkesiyle yayın yapan Coşkun Büktel'in karşısında, Mustafa, yalan ve iftiraların okurları etkileyemeyeceğini, okurlar indinde inandırıcı olamayacağını biliyor. Bu durumda ne yapması gerek? Büktel'in elinden Theope'yi almaya kalktılar, olmadı. Şimdi de "sıfır sansür" ilkesini almaya kalkıyorlar. Theope'yi şaibeli kılamadılar, akılları sıra "sıfır sansür" ilkesini şaibeli kılacaklar. İşin özüne hiç inmeksizin genel bir ifadeyle, yazıları çöpe attı diyerek ve hiçbir şey açıklamayarak, kafaları karıştırmaya, Büktel'in de sansürcü olduğu şaibesini oluşturmaya ve her zamanki gibi, okurları eşşek yerine koyup dezenforme ederek, okurları inanılır tek referans dayanağından, vandal yalanların zehrine karşı tek panzehirden yoksun etmeye çalışıyorlar.
Facebook öncesi o dönemde, "Timur'un Çöp Kutusu"nu yapınca, diğer vandalların da çöp değerindeki tüm iftira yazıları için aynı uygulamayı başlattık. Daha doğrusu Hilmi başlattı. Daha sonra, çalakalem hızıyla günde 4-5 tane çöp yazı yumurtlayan Timur'un hızı kesildi. Kendisi her nasılsa bir aydınlanma yaşadı ve önce yazmayı, daha sonra yayıncılığı bıraktı. Ve biz de "Çöp Kutusu" uygulamasını bıraktık ve vandalların hakkımızda zaten artık kırk yılda bir yayınladığı yazıları, eskiden olduğu gibi yine ana sayfadan (Hilmi'nin ana sayfasından) vermeye başladık.
Bırakın "sıfır sansür" ilkesinin yaratıcı ve uygulayıcısı ve dünyanın en demokrat insanlarından biri olan Coşkun Büktel'i, hiçbir insandan hesap sormaya hakkı bulunmadığı halde; bugüne dek hiçbirinin cevabını veremediği düzinelerce suçun suçlusu olduğu halde, Mustafa Demirkanlı sık sık suçlu sandalyesinden kaşla göz arasında sıvışarak savcı koltuğuna kurulup karşısına çıkan herkesten pişkince hesap sormayı alışkanlık edinmiştir. Biz Mustafa'nın savcı rolünü asla kabul etmedik ve okurları dezenforme etme şansı bulunmadığı sürece, (onun suçunu örtbas çabasıyla konuları saptırma çabasından ibaret) suçlamalarına cevap vermek gereği duymadık. Çöp kutusu suçlamasına da yıllarca cevap vermek gereği duymadık. Ama bu arada, olayın aslını bilmeyen ve bizi ancak facebook'tan sonra tanımış yeni bir kuşak oluştu ve işin aslını açıklamadığımız takdirde, Mustafa'nın bu yalanla bu kuşağı zehirleme tehlikesi belirdi. O nedenle, bu sabah, üşenmeyip panzehir niteliğindeki bu yazıyı yazayım, dedim.
Mustafa Demirkanlı, herhangi bir insanı sansürcü ya da küfürbaz olmakla suçlayacak en son insandır. Kısa süre önce her zamanki gibi sansür içerikli yeni bir "bahar temizliği" yaparak , suç belgesini örtbas amacıyla silip yok ettiği ve bugün zaman aşımı dolmadığı için "benimdir" diye kabul etmeye de, herkes defalarca okuyup ezberlediği için "hayır benim değildir" diye reddetmeye de yanaşmadığı (hepsi de tamamen dayanaksız ve haksız) şu küfürlerine rağmen, insan, nasıl olur da, başkalarını küfürbaz olmakla suçlayabilir, anlamak mümkün değil:
"Büktel, sen ne kadar korkak bir adamsın ve sen ne kadar yalanı ilke edinmiş bir adamsın ve sen Büktel ne kadar iftiracı bir adamsın. Adamsan karşıma çık, ne diyeceksen yüzüme söyle, bunu sana defalarca söyledim ve sen hepsinde kaçtın... Sadece yalan, iftira ile yaşamayı tercih ediyorsun. Eğer sen adamsan, karşıma çıkamıyorsan sıkıştığın yerde adımı kullanma! Bu takma ismlilerin sahibi tam bir orospu çocuğudur, bunları bana maletmeye kalkan da kendi sıfatını kendine yakılştırsın ama Büktel bir daha belgesiz konuşmam deme, eğer utanma duygun varsa. Tekrar ediyorum, bu takma isimlileri yaratan Orrospu çocuğudur!!! Sakın bana küfrettin deme! Ben şerefsizlere küfrediyorum, o şerefsiz elini kaldırırsa, "benim o derse" ben de evet o elini kaldırana küfrettim diyeceğim. Karşıma çıkmadan bu iftiralarla yaşamayı tercih ediyorsan bu ancak sana yakışır. Pis iftiracı, yalancı... Yüreğin ve kendine güvenin varsa karşıma çık pis iftiracı... Utanma duygusunu yitirmiş sahte yazar..."
KAYNAK: http://www.coskunbuktel.com/bukteldemirkanlineicti.htm