24 Haziran 2014 Salı

Kahvaltıda Büktel kitapları okuduğumda iştahım tamamıyla kapanıyor...

Aile ilişkimin, dâvâlarımın, gezilerimin, estetik mücadelemin, işlerimin, sanatsal çalışmalarımın vb... uğraşlarımın aşırı yoğunluğu nedeniyle el atamadığım Coşkun Büktel kitaplarının değerlendirilmesine, Büktel'in "1. Ulusal Yazarlık Çalıştayı" ardından bana hınzır bir "İFTİRA" ("Bu temiz değil. Burda çürük kokan bi şey var!...") atmasıyla ağır ağır başladım! Elimden düşürmediğim kitapları, ne zaman okusam, sürekli olarak ağzım kuruyor, başım dönüyor, canım sıkılıyor, çaresizlik içinde kalıyor, dirayetimi yitirerek, mide bulantılarıyla tir tir titriyorum!

Bunun birçok nedeni var!... Ancak, birincil neden, emekçi halka, sosyal devlete ve tüyü bitmemiş yetime zarar veren kitapları, örnekse "İkinci Geliş" kitabın, hem de iki kez okuyarak, duvara çaldıktan sonra roman olmadığını anlamama karşın, bu anlayışımı sadece yazarına belirtmekle yetinmiştim. Tarihe ve toplumlara karşı sorumluluk bilinci gelişmiş bir aydın olarak, bir iki küçük klavye darbesiyle durumu sunmuştum!... Ne yazık ki, yukarıda saydığım; "ilişkilerim, işlerim, uğraşlarım" nedeniyle, Büktel kitaplarının "en zararlı"sı "İkinci Geliş" hakkında çok ciddî bir eleştiri yazısı yazacak zaman bulamamıştım. Hoş, yine aynı zamansızlık sorunuyla boğuşuyorum ya! Ancak, bana atılan hınzır "İFTİRA" ("Bu temiz değil. Burda çürük kokan bi şey var!...") sonucu, her ne denli derinlikli bir eleştiri yapamayacak olsam bile, görsel gereçlerin de katkısıyla, bu zararlı kitabı okurların dikkatine sunmayı sürdürüyorum!

Antik Yunan duygusuyla duygulanıp, İngilizce düşünerek, Türk dilinde yazan Coşkun Büktel, bırakınız "Türk dilinin en iyi yazarı" olmayı bir yana, gerçek anlamda bir yazar bile asla olamaz! Ancak, ben, "dereyi geçerken at değiştirecek" kadar oynak şahsiyet olmadığım için, "LİNÇ KAMPANYASI" sürecinde ilişkiyi bozacak niyetle hareket etmedim! 

Kendisini dünyanın merkezinde, hattâ dünyayı kendi uydusu sanacak kadar bencil, benmerkezci, tekbenci olan yazar Coşkun Büktel, Türkiye tiyatrosundaki "yazı yazma özürlü insanlar"ın çokluğundan aldığı cahil cesaretiyle, herkesi susturmuş olabilir! Ne var ki, beni asla ve kesinlikle susturamaz! Çünkü ben, "meta estetiği üreticisi yazarlar"a sürekli ders verebilecek denli estetik bilinci gelişmiş ve bu gelişmişliği borçlu olduğu "Marksist Estetik" kavramına yaslanan ısrarcı ve inatçı bir sanatçıyım... 

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz