Atatürk'e çakan Haluk Bilginer Allah'a da çakacak mı?
Deli Gaffar
18 Haziran 2014
Peşinen diyeyim de, sonra başım ağrımasın; bu yazı, Haluk Bilginer'in oyunculuğuyla ya da "Kış Uykusu" filmiyle ilgili değil. İyi bir oyuncu mudur, kötü müdür, onu ben bilemem, ama medya sağ olsun, hafta sekiz cuma dokuz ağzımıza burnumuza sokulan bir adam olduğu için beyefendinin engin görüşlerine kayıtsız kalmak olanaksız.
Bu beyle röportaj yapmışlar, sanat sepet konuşuyor ama hızını alamıyor, siyasete tarihe falan da giriyor. Zâten ülkede her boku bir gazeteciler bilir, bir de sinema artizleri! Haluk bey de, ergen dananın bostana girmesi misali memleket meselelerine girmiş. Kendince tezleri falan var tabiî; umumiyetle bizlerin ne kadar cahil ve fodul adamlar olduğumuzu söyleyip "Avröpada öyle mi yeaaa!..." havasında giden bir tirat okuyor. Buna da eyvallah, kimsenin burnunun ayarını biz yapacak değiliz. Ama keyfili sohbet öyle bir über keyif hâline geliyor ki, bir yerde; "Biz 91 yıldır güce tapıyoruz, Atatürk'e tapıyoruz, bütün dertlerimizin sebebi de bu, AKP de bunu değiştiremedi, değiştirmeye kalkarsanız iktidar olamazsınız!…" gibi en bi süper mega übder düber bir fikir fışkırıyor…
Demek ki, Haluk bey, bir oyuncu olmasının yanı sıra, aynı zamanda bir kahve filozofudur. Ve, her kahve filozofu gibi, meydanı boş bulunca biraz desteksiz atmaktadır. Kendisi, şöhretinin zirvesini yaşadığı bir dönemde olduğu için, kimseler lâf edemez, onun ayarını yapma işi de ben deli kulunuza kaldı. Ne yapayım artık vazife kutsaldır:)
Şimdiii… Haluk beyin hesabıynan bakınca, demek ki, 1923 yılı güce tapmanın, yâni Atatürk'e tapmanın başlangıç yılıdır. Ondan öncesi neydi acaba? Bu Atatürk denen adam, yurdumuzda kurulu ileri Hollanda demokrasisini yıkıp, yerine tapınmacılık rejimi mi kurdu? Bilmem, belki de gerçekten öyledir, ya da Haluk bey, boş geçen lise tarih derslerinin yerini Ahmet Altan okuyarak doldurmuştur. Yeni Şafak demeye dilim varmıyor da, Ahmet Altan diyorum işte, siz anlayın:)
Daha önemlisi ise, tapınma konusu. Haluk bey, öncelikle Atatürk'e tapmak demiyor zâten; "kişiye tapmak" diyor. Sonra, o kişinin Atatürk olduğunu açıklıyor. Haluk bey, bu konuda cahil kalmış olabilir, ayıp değil, ayıp olan öğrenmemek, kendisine şimdi tane tane izah edeceğim, okusun iyice bellesin.
Bu kişiye tapma argümanı, Türkiye sağcılarının ve tabiî ki dincilerin yüz yıllık malzemesidir. Burada vurgu, tapma sözcüğünde değil, kişi sözcüğündedir. Yâni tapmak ya da tapınmak dincileri rahatsız eden bir olgu değildir. Tüm fikriyatları tapınma ve hattâ -kendi deyimleriyle- teslimiyet, Tayyip'in dediği gibi "teslimiyyet" üzerine kuruludur. Yanlış olan bir şeylere tapmak değil, İslâm'ın Allah'ından başka bir şeye tapmaktır. Tüm kötülüklerin anası da budur, yâni Allah'a şirk koşmaktır. İslâmcı ideoloji, milletlerin başına gelen felaketleri temelde Allah tarafından verilen cezalar olarak gördüğü için, işte bu hareketi de Türkiye'nin başındaki tek bela olarak algılar, cahil köylülere de bu şekilde pazarlar. Der ki; "Ey Müslümanlar, biz, Allah'ın buyruğuna karşı gelip, ona şirk koştuğumuz için, yâni Allah'a değil, bir insana taptığımız için, başımıza her türlü felaket geliyor. İlerlemek için, kalkınmak için, refah ve huzur için, Atatürk'e tapmayı bırakıp, Allah'a tapmalıyız..." Köylüleri bu hâliyle ikna eden argüman, Haluk Bilginer gibileri ise, biraz liberalcilik vs. eklemesiyle kafa kola alır.
Denilebilir ki; Haluk Bilginer, bu lâfıyla kişiye tapmayı değil de, tapınmayı eleştirmektedir. Bir toplum, psikolojisini tapınma üzerine kurarsa, o toplum ilerleyemez demektedir vs... Öyle olmadığı açıktır; çünkü, Bilginer, tapınma nesnesi olarak, açıkça Atatürk'ten şikâyetlenmektedir. Oysa, 2014 yılının Türkiye'sinde tapılan bir kişi varsa, bunun, Atatürk olmadığı açıktır. Meydanları "Götünün kılı olayım!" diye bağrınan teyzelerle, kefen giymiş yarmalarla dolduran, adına okullar, yollar, hastaneler, üniversiteler yaptırılan, devlet memurluğu sınavlarında adaylara; "Uğruna ölür müsün?" diye soru sorulan; "Kendisi, Allah'ın sıfatlarını üzerinde toplamış bir liderdir!" denilen tek bir kişi vardır; o da Atatürk değildir. İki sayfalık röportaj veren, maşallah her konuda fikri olduğunu gördüğümüz Haluk beyin, nasıl olmuştur da, aklına Tayyip bey değil de, Atatürk gelmiştir? "Kim bu adam?" diye sorulunca, bir de utanmadan; "Otosansürletmeyin beni..." diye kikirdemektedir. Bir muhalif pozlar, bir kahramanlıklar… Sanki, Türkiye'de Atatürk'ü eleştirenlere hattâ sövenlere bir ceza veriliyormuş gibi. O kadar cesur bir aslan demokratsa, Tayyip'in adını aynı şekilde ansın da bir görelim bakalım!…
Saygıdeğer Haluk beyi, itin uygun yerine buyur etmek için çıtayı biraz yükseltelim derim. Dönelim şu tapınma konusuna. Bu kısmı dikkatli oku Haluk bey; anarşist ruhlu, öz liberal bir sanatçısın ya hani, işine yarayabilir.
Türkiye'de, Tayyip'e de tapılmıyor, Atatürk'e de... İşin aslı, bu ülkede tapılan tek bir varlık var; o da İslâm'ın Allah'ı. Misal; Türkiye'nin hiçbir yerinde, Atatürk'e tapmak için yapılmış bir tapınak yoktur. Hiçbir yerde Atatürk'e ya da Tayyip'e tapma görevlileri bulunmamaktadır. Ancak, ülke genelinde Allah'a tapmak için yapılmış 85 bin adet cami vardır. Bu camilerden günde beş kez Arap dilinde ve bilmem kaç desibel şiddetinde tapınma çağrısı yapılmakta, fiilen bir tapınma terörü estirilmektedir. Her çağrıda tapınılacak varlığın (Allah'ın) adı tam 11 kez geçer. Günde beş kez, yâni her camiden günde toplam 55 kez adı anılır. Ülke genelinde, günlük tekrar sayısı 4 milyon 600 bini bulur. Kişi başı ortalama bir dua, iki inşallah, bir maşallah hesabıyla gidersek gündelik dilde de, en az 400 milyon adet tekrar edilir. Ekranlarda günde en az birkaç yüz kez Allah'a tapmak gerekliliği vurgulanır. Üstelik Allah'a tapmak, misal; Tayyip'i delice sevmekten çok daha kötü sonuçlara yol açabilecek bir edimdir. Tüm büyük cinayetler, en âdi cürümler, Allah adına işlenmektedir. 35 bin cami yaptırma derneği, haldır haldır maddî menfaat üretmektedir. Sandıklar, oylar, paralar, mülkler, Allah adıyla yürütülmektedir. Kadınları daha çocukken, esaret altına almak bu Allah'ın emridir. Her yıl bilmem kaç milyon hayvanın boğazlanması, bu Allah'ın emridir. Katledilen 301 madenciye "fıtrat" demek, bu Allah'ın emridir. Katillerin "takdir-î ilâhî" demesi, bu Allah'ın emridir. IŞİD'in toplu katliamları, toplu tecavüzleri, bu Allah'ın emridir. El Kaide'nin, İstanbul'da patlattığı bombalar, bu Allah'ın emridir. Kol kesme, kırbaç, recm hepsi, bu Allah'ın emridir…
Daha da devam etmiyorum; Haluk bey zeki bir adamdır; eminim anlamıştır. Şimdi eğer, o kadar özgür düşünceden, ilerlemeden, aydınlanmadan, demokrasiden, şundan, bundan yana biriyse, elini korkak alıştırmasın; tapınma bahsinde yumruk sallamaya devam etsin. Atatürk nasılsa nakavt oldu; bakalım kofti aydınların yüreği Allah'a da bir kroşe çakmaya yetiyor mu?
(Kaynak: Deli Gaffar'ın Notları)
