Türkiye'nin gelip takıldığı bu dar boğaz aslında AK
Parti'nin kurumsal kimliğinin değil, Erdoğan ve çevresindeki küçük bir
azınlığın eseri. Dershaneleri kapatma teşebbüsüne, AK Parti içinden ne kadar
büyük bir tepki geldiğini ve bu direncin Erdoğan'ın ısrarı ile aşıldığını
hatırlayalım. Mevcut savaş, kişisel bir savaş olarak sürüyor. Ne kadar güçlü
bir lider olursa olsun, AK Parti'nin kurumsal kişiliği ile Erdoğan'ı
ayırdığınız zaman her şeyin rengi değişiyor. Erdoğan kazanamayacağı bir savaşa,
hesap hatası yaparak girdi; şimdi kişiselleştirerek sürdürüyor. Böylece
istikrarın kurucu aktörü olmaktan çıkıp, sürdürülmesi mümkün olmayan bir
güvensizlik ortamının müsebbibine dönüşüyor. Savaşın kişisel niteliğini görmek
için şu sorunun peşine düşmek yeterli: Bir siyasî parti, doğal seçmen tabanını
oluşturan bir Cemaat'e karşı neden ölümüne bir savaş açar? Bir parti seçim
kampanyasını, rakip partilere karşı değil de neden kendi seçmen kitlesine karşı
yürütür? Kurumsal yapısı ve refleksleri ile bir siyasî parti, böyle bir hatayı
nasıl yapar?
Yazının tamamını okumak için tıklayınız: "Adalet elbette yerini bulur"
***
Ayrıca bakınız:
"Yeşil Sermaye", tam ortasından ikiye bölününce güzel sözler okuyoruz!
Emirle "Atatürkçülük" yapan yazar "emirle" giderken, gayet sert yazıyor!
Camiciler ile Particiler birbirine girince, toplumsal kıvılcımlar saçılıyor!...
Hayata ideolojik sınıfsal değil, kişisel bakanların hırsı da kişisel oluyor!
Kendi yazarlarını tam olarak ikna edemeyen yeşil sermaye, renk atıyor!
Yazının tamamını okumak için tıklayınız: "Adalet elbette yerini bulur"
***
Ayrıca bakınız:
"Yeşil Sermaye", tam ortasından ikiye bölününce güzel sözler okuyoruz!
Emirle "Atatürkçülük" yapan yazar "emirle" giderken, gayet sert yazıyor!
Camiciler ile Particiler birbirine girince, toplumsal kıvılcımlar saçılıyor!...
Hayata ideolojik sınıfsal değil, kişisel bakanların hırsı da kişisel oluyor!
Kendi yazarlarını tam olarak ikna edemeyen yeşil sermaye, renk atıyor!
