28 Temmuz 2011 Perşembe

Akşam Gazetesi, okurlarını aldatmak için asparagas bir haber yapmamışsa, yazılanların zerre kadarı bile doğruysa üstünde düşünmemiz gereken bir haber!

Ben, ulusların kendi kaderini belirleme hakkına saygı duysam da, silah tüccarlarını zengin etmekten öte pek bir işlevi olmayan savaşlara karşıyım. Bu karşı oluşumu, sadece lâfta bırakmamak, eyleme dönüştürmek için, yaklaşık olarak yirmi yıl önce İstanbul Savaş Karşıtları Derneği'ni kurup Genel Sekreter olarak mücadele ettim. Bu eylemim karşılığında Askeri Mahkeme'de yargılandım ve derneğimiz kapatıldı.

Ben, silah tüccarlarını zengin etmekten öte pek bir işlevi olmayan "T.C. - PKK SAVAŞI" diye tırnak işâretine tutsak edilen kara propagandanın tutsağı olup, ya birinciden yada ikinciden yana olmayı, hiçbir zaman için yeğlemedim. Bir kedi yavrusunun bile yaşaması için mücadele ettiğim için, herhangi bir askerin ve/ya herhangi bir gerillanın ölmesine, hiçbir zaman için sevinmedim.

Ben, Beşiktaş - Galatasaray karşılaşması sonucunda elde edilen skorlarla şakalaşan insanların ruh durumuyla öldürülen insan bilançosuna yaklaşmadım.

Ben, "5 - 2 galibiz" yada "4 - 8 mağlubuz" gibi lâflarla ölülerini yarıştıran geri zekâlılardan nefret etmeye devam ediyorum hâla. T.C., PKK'yi 5 - 2 yense yada PKK, T.C.'yi 8 - 4 yense neye yarar? Böyle bir spor karşılaşmasının skorunu konuşur gibi muhabbet etmek, başkalarını bilemem ama beni insanlığımdan uzaklaştırır.

Ben, benim bütün düşüncelerimi bana buyruk olarak sunan bu duygularımla okuduğum aşağıdaki haberi, derin derin nefes alarak ve Beşiktaş - Galatasaray skorunu konuşan şakacı insanların ruhundan uzaklaşarak okumanızı salık veririm...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Şok açıklamalar!


18 yaşında PKK'nın dağ kadrosuna katılan, 3 yıl önce terör örgütünden kaçan 'Polin' yaşadıklarını anlattı: Dağda tecavüze uğradım. Bu şekilde ailemin yanına dönemezdim. Dağda PKK, şehirde töre korkusu yaşadım...

18 yaşında katıldığı terör örgütünden 3 yıl önce kaçan 'Polin' (29), kadın gözüyle dağı anlattı. 'Polin' Mersin'de doğmuş. Mardinli bir aşirete mensup. Okula gönderilmemiş. Erkek arkadaşının teklifiyle Kandil'e çıkan genç kız iki ayda okuma yazma öğrenmiş. Bir süre örgütün basın-yayın biriminde çalışmış. İşte 8 yıllık öyküsü:

Erkek arkadaşımın teklifi üzerine Türkiye'den ayrıldım, ailemle iletişimi koparttım. İran'a gittik. Küçük bir gruba katılıp ideoloji eğitimi aldım.

ORADA BIRAKIP GİTTİ

Grupta tek kadın bendim. Erkek arkadaşım bırakıp gitti. Tek başıma kaldığımda adapte olmaya çalıştım ama başarılı olamadım. Beni işe yaramaz olarak görüyorlardı. Daha sonra Kandil'e, büyük bir grubun içine yolladılar. Orada daha fazla kadın vardı. Yaş ortalamamız düşüktü. 13-14 yaşında kız arkadaşlarım vardı. Okuma yazmayı öğrendim. Örgütün gazeteciliğini yapmaya başladım. Kadının yerini, silahlanmasını konu eden yayınlarda görev yaptım. Bazen köylere iner röportajlar yapardım.

ÖLÜMLERE ÜZÜLDÜM

Çok fazla iletişim kurmazdık. Bir kadının erkeklerle konuşması hoş karşılanmazdı. Jeneratörle çalışan bir televizyonumuz vardı. Günde bir kez haber saatinde televizyonu açardık. Örgütten biri öldüğünde de bir asker öldüğünde de aynı acıyı yaşadım. Çünkü gerçek suçlu onlar değildi. Kuralları belirlenmiş bir oyunun içinde kaybolmuş hayatlardık.

45 GÜN HAPİS YATTIM

Abdullah Öcalan'ın aleyhinde konuşmalar yapınca tutukladılar. 45 gün hapis yattım. Soruşturmamı bizzat Karayılan yürüttü. Üst düzey yöneticilerle sık sık karşılaşıyordum. Hep problem çıkardığım için çok soruşturmam oldu. İşkencelere maruz kaldım.

GERİ DÖNEMEZDİM

Korkusuzluğumu hem kendime hem çevreme ispatlamak için mücadele içerisindeydim. İlk darbeyi tecavüze uğrayarak aldım. O an sanki uçurumdan düşmüştüm. 6 ay adeta bitkisel hayat yaşadım. Geri dönmek istedim, imkansızdı, töre vardı. Bu halde aileme dönemezdim. Dağda PKK'nın şehirde törenin korkusunu yaşadım

İNTİHARA SÜRÜKLENDİ

Ortadoğu'da bir kadınsan, yaşamanla ölmen arasında fark yok. Dağda 14 yaşındaki bir arkadaşım bir erkekle konuştu diye intihara sürüklediler. Gözlerimin önünde tüfeğiyle kendisini vurdu. Sabaha kadar can veremedi. Yüzü gözümün önünden gitmiyor. İnlemelerini, 'Ne olur beni vur' diye yalvarışını unutamıyorum.'

TOPRAĞI ÖPTÜM

Türkiye'ye gelince ilk yaptığım şey toprağa sarılıp öpmek oldu. Mersin'e döndüğümde teslim oldum. Hiç çatışmaya katılmadığım, kimseyi öldürmediğim ve pişman olduğum için ceza almadım. Ancak denetimler hala devam ediyor. Bu ülkeyi bu hale sokan ne Kürtler ne de Türkler. Bizim adımıza karar veren güçlerin etkisindeyiz. Kardeşi kardeşe kırdırıyorlar. Benim dedelerim de Kurtuluş Savaşı'nda şehit oldu. Şimdi bu ayrılık niye?

SON NEFES İÇİN SUYA ATLADIM

Bir gün röportaj için köye gittim. Irak'ta Süleymaniye Karakolu'na teslim oldum. Örgütten geldiler. Karakoldakiler onlara vermedi. Çıkabilmem için bir tanıdığın teslim alması gerekiyordu. Bir arkadaşım beni aldı. Irak'ta bir ailenin yanına yerleştirdi. 2 yıl orada yaşadım. Çalıştım. Formalite evlilik yaptım. Ama 6 ay dayanabildim. 12 yılın sonra ailemi aradım. Beni öldü zannediyorlarmış. Önce inanmadılar. Dedem almaya geldi fakat Irak'tan çıkışım zordu. Yakalanırsam bir ömür hücre cezası alacaktım. Kendimi Zap Suyu'na attım. 'Son bir nefesim dahi kalsa onu ailemin yanında vereceğim' diyerek suyu geçtim, ülkeme ulaştım.

AKŞAM

(Kaynak: habervaktim.com)