10 Mart 2010 Çarşamba

Bitaraf görünmek adına araf semalarında kanat çırpan Taraf gazetesinin bertaraf olmasına "katkı" sunan Mehmet A. Şadoğlu'nun yaptığı bir vücut çalımı!

“Hepimiz Ermeniyiz” dönüşümü, onca özürler ve protokoller dahi kâfi gelmedi…


Sen neymişsin be TARAF…


Yaşamımdaki hayati kırmızıçizgilerim; yalan, riyakârlık, nankörlük ve ihanettir…

Çocuklarıma ve çevreme ısrarla vurguladığım o dur ki, bir saniye sonrası meçhul olan hayatta ne kadar büyük hata ve yanlış yaparlarsa yapsınlar, sorumlu oldukları Yaratıcıları Allah olduğundan insanlardan çekinip yalan söylememeleri, en ahlâksız bir davranış olan riyakârlık yapmamaları, çıkarcı ve fırsatçı nefislerinin peşinde koşup nankörlükten kaçınmaları, kendilerini insanlığa yücelten, adalet ve merhamet katan değerlerine ihanet etmemeleridir.

Ancak erdemliğin en önemli mihenk taşları olan ve yaratığı insanlığa ulaştıran bu faziletler; demokrasi ve çağdaşlık manipülasyonlarının güttüğü seküler düşünce ve anlayışları meşrulaştırarak yozlaşmayı etkileştirmiş, ünlü filozof Diogenes misali öğlen vakti ele alınan bir fenerle “bir adam” bulabilmenin imkânsızlığı artık abartı olmaktan çıkmıştır.

Oysa toplumlar, erdem ve fazilet sahibi olmayan ahlâk fukarası kimseleri küçümsemek yerine baş tacı yapabilmişler, dolayısıyla en üstün “iyi” erdem ve fazilet olmaktansa; bilge, şan, mevki, rütbe ve servetler, hor görülmesi gereken “uydurma iyi”ler olabilmiştir.

Kişilerin ahlâkları değil ya akademik unvanları ya makamları ya zenginlileri ya da aydın izamlı bilgileri ölçü alınmış, kendini hırs ve ihtirastan uzak tutmayıp ihtiyaçlarını aza indirmeyen ve sahip olduklarına şükretmeyen yığınların çoğalmasıyla özgüvenini yitiren insanlık maddeleşebilmiştir.

İnsanlar, insan olabilmenin ayrıcalığıyla dorukta yaşamaları gerekirken; mana ve madde denklemini çözemediklerinden geçici güçlere, gösterişlere ve fiiliyatsız sözlere itibar ederek, insan görüntüsündeki yaratıklara dönüşmüşlerdir.

Kendileri olmak yerine başkaları olmaya imrenerek, farkında olmadan hilkatteki eşlerini taparcasına öven ve artıklarıyla beslenip sığıntı tutsakları olmayı şeref sayabilmişlerdir.

Kişi, doğru veya yanlış hangi davranış içinde olursa olsun mutlaka dürüst davranmalı, işlediği hata ve yanlışları riyakârca kamufle ederek savunmak yerine insanca kabul edip, topluma olumsuz bir örnek olmaktan kaçınmalı ya da haya edip susmalıdır. En üstün meziyetin erdemlik ve fazilet olduğu unutulmamalı, nefsin kışkırttığı benliksel arzu, yalan, nankörlük, ikiyüzlülük, şehvet ve ihtirastan arınarak; şeytanın en gururlandığı kötülük olan ihanete kalkışılmamalıdır.

İnsan, yaratık bir acziyette bulunmasından sahip olduğu emanetsel akıl, bilgi, güç, makam ve servetiyle her şeyi gözlemleyebilen ve üstün bir iktidarda olduğu yanılgısından öyle hatalar yapmakta, dolandırılmakta ve aldatılmaktadır ki; samimi, dürüst ve adil sandığı kişinin nasıl pazarlıklı bir yalancı, riyakâr, nankör ve hain olduğunu kestiremeyebilmekte, dolaysıyla sanıldığı gibi iktidar değil bir hiç olduğu ortaya çıkmaktadır.

Taraf Gazetesinin Genelkurmay oligarşisine karşı millet lehine duruşu herkes gibi şahsımı da etkilemiş, haklarında hiçbir bilgim olmadığı kuruluşa hem maddi hem de manevi desteği zorunlu hissetmiştim. Bu sebeple kendilerine büyük bir bütçe ayırmış, hiç ihtiyacım olmadığı halde sadece destek amacıyla bir yıl boyunca her gün yayınlanmak üzere gazetelerine reklam vermeyi uygun görmüştüm. Bu arada tekliflerini hazırlarlarken, internet sitelerindeki sayfalarına da ilan verme önerisinde bulunmuşlar ve olumlu karşılayarak bir yıllık bedeli derhal nakit ödemiştim.

Bu arada bir arkadaşım, “Taraf Gazetesi ve yazarlarının zannettiğim gibi dürüst, ilkeli ve adil olmadığını, her birinin gizli mason ve liberal olup sivil inisiyatif makyajıyla Müslüman halkımızı devşirebilmek amacıyla sömürdüklerini, vahiy karşıtı felsefelerinden dolayı adımın kirleneceğini ve savunduğum İslam’a düşman olan bir kuruluştan uzak durmam” uyarısında bulunmuştu.

Bunun üzerine yanlış bir karar verdiğimi düşünüp, ilişkiyi yürüten yardımcıma reklamdan vazgeçilmesini istedim. O sırada reklam grup başkanı bayanın bir hatasını bahane ederek, reklam akdimizi feshettiğimizi ve yaptığımız ödemenin iade talebinde bulunduk. Söz konusu yetkili, ilandan ve şahsımdan yönetim kadrosunun haberdar olduğunu, vazgeçmemiz durumunda çok zor durumda kalacaklarını ifade ederek, yardımcımı ikna etmeye çalıştı. Gerçi meblağ da 5.000 TL gibi komik bir rakamdı. Acaba Taraf Gazetesi; 5.000 TL gibi bir rakamı kaçırmamak için mi, adıma ihtiyaç duyduklarından mı, yoksa gazetede vereceğim büyük bütçeli reklamdan dolayı mı böylesine ısrarcı olabildiklerini bilmiyor, doğrusu üzerinde de durmuyordum. Çünkü sözlü ve yazılı tüm ilişkileri yardımcım yürütüyor ve gelişmeleri detaylıca incelemiyordum.

Ancak Taraf yöneticileri, paniğe kapılarak defalarca sözlü ve yazılı özürler dilemek suretiyle vazgeçmememiz ısrarında bulunmuşlar, razı edebilmek maksadıyla gazetelerinde üç kere bedava ilan yayınlamayı teklif etmişler ve Genel Müdür olduğunu söyleyen Hilmi Seçilmiş adındaki şahıs ve yeni atadıkları reklam grup başkanı Beste Yalın hanım da yardımcıma yalvarırcasına ilişkiyi sürdürmede duygusal baskı uygulamışlardı.

Bütün bu anormal ısrarlar karşısında gevşeyerek, sadece bir reklam, adıma ne zarar gelebilir ki düşüncesi içinde sadece internetteki sayfalarında reklamın çıkmasına sessiz kaldım. Bunun üzerine reklam yayınlanmaya başlamış ve iki defa gazetelerinde de yer vermişlerdi.

Aradan yirmi gün geçmesi akabinde Türkiye’nin en korkunç ajan-provokatörü hain Aziz Nesin belâsını milletimin başından savabilmek için başına koyduğum ödül, amaçlarına ulaşamayan halk cellâdı İslam düşmanlarını öfkelendirmiş, Taraf Gazetesine savaş açarak, reklamımı yayınlamasından kin kusmuşlardı. Ancak öncesinde seküler düzen yanlısı lobilerin Taraf’a baskı yaptıkları ve fikirlerimi çok tehlikeli bulduklarından Taraf’ın aracı olmaması konusunda yoğun kulis faaliyetlerinde oldukları bilgisine de ulaşmıştım.

Bu baskılar karşısında cesur, kararlı, ilkeli, adil ve samimi bir özgürlük mücadelesi yürüttüğünü sandığım Taraf Gazetesi, yalvarıp yakararak zorla aldıkları reklamı hiçbir bilgi vermeksizin derhal yayından kaldırmışlar, böylece arkadaşımın uyardığı gibi nasıl sinsi ve çakal bir riyakâr olduklarını ispatlamışlardı. Ancak yine de hak ettikleri tepkiyi göstermemiş ve yasal yollara başvurarak bir hak arama yoluna gitmemiştim. Çünkü etiketle dolaşan sefilleri muhatap alacak bir seviyede değilim. Ta ki geçen gün öğrendiğim 1915’teki Ermeni canilerden özür dileme ihanetleri, reklamın kaldırılmasının bir şer değil hayır olduğunu ortaya çıkarmıştı. Kimilerinin beni Taraf’çı yapmaları, inancıma ve kişiliğime vurulmuş en korkunç kara bir lekeydi.

Bu ahlâksızlık ve döneklik karşısında bir an nefsimin sesine uyarak Taraf Gazetesini satın almayı, o Ermeni eşkıya yanlısı masonları kapı dışarı ederek, sersefil bırakmayı düşünüp yardımcılarıma talimat vermiş, ancak nefsim doğrultusunda hareket etmemin şeytandan bir farkım olmayacağı muhakemesiyle imanımın ağır basması üzerine, zaten boyunlarında fiyat etiketleriyle dolaşan hainleri satın almaktan vazgeçtim. Doğrusu, bir şeyler karalamasalar ve birilerinin maşası olmasalar aç kalırlar…

Birkaç gün önce Ermeni diasporasının sadık köpeklerinden liberal mason Yıldıray Oğur adlı yazı işleri müdürü, tıpkı Ermeni eşkıyalardan özür dilemesi gibi halk cellâtlarından özür dileyerek, ”Bu ilan bir dikkatsizlik sonucu tarafta yayınlandı. Bu konudaki uyarıların ardından da yayından kaldırıldı. Uyarılar için teşekkürler” açıklaması, aslında toplumu aydınlatan ve mutlaka dürüst olması gerekenlerin nasıl bu kadar alçalabildiklerini, yalan söyleyebildiklerini, iğrenç riyakârlıkta bulunabildiklerini ve ihanet edebildiklerini sorgulamaya gerek yoktu. Çünkü o Yıldıray Oğur adındaki yaratıkta, Taraf’ın diğer yazarları gibi analarımızın ırzına geçen, çocukları ve yaşlıları diri diri yakan Ermeni eşkıyalardan özür dileyebilen hainlerden birisiydi. Mehmet Ali Şadoğlu’na ihanet etmeleri ne yazar…

Zihinleri ve kalpleri iğfal edilmiş aydın görünümündeki bu ucubeler, bağımsız Müslüman Türkiye ve şerefli geçmişimiz aleyhine öyle bir kenetle birbirlerine bağlanmış bir düşmanlık içindedirler ki, kendileri gibi ihanet eden canavar Ermeni canilerini savundukları gibi milletimizin hayati değerlerine savaş açıp birbirine kıydırmaya kalkışmış Aziz Nesin’i de desteklemeyi; demokrasi ve aydınlıkla özdeşleştirebilmektedirler. 1915 de vatanını ve halkını müdafaa edip din, namus ve vatanlarını koruyan kahraman askerlerimizi nasıl soykırımla suçlayıp aşağılayarak canilerden özür dileyebilmişlerse; halkımı büyük bir fitneden koruduğum için beni de aydın katliamcısı biri olmakla yaftalayabilmişlerdi.

18.yüzyılın kapitalist filozofu Adam Smith’in “Bırakın geçsinler, bırakın yapsınlar” sloganı, o maskeli hainlerin temel düsturlarıdır. Onların demokratik anlayışları; din ve halk düşmanları, Ermeni katliamcılar, ABD ve İsrail işgalciler ne isterlerse yapsınlar ama sen asla direnme ve karşı koyma… Aksi takdirde demokrasi düşmanı, aydın katliamcısı, çağdaşlık ve özgürlük karşıtı, jenosit, katil veya terörist olursun!

Her ne maskeye bürünseler de zamanla o maskelerin altında sakladıkları ucube yüzleri berraklaşmakta, fakat milletçe uğradığımız zararın telafisi çok zor aşılabilmektedir.

Bu sebeple düştüğüm hataya düşmemenizi, sivilleşmek adına nasıl bir tuzağın içine çekilmek istendiğimizi dikkatle takip etmelisiniz. Vahiy karşıtı hümanist, çağdaş, sivil ve demokrat aldatmacalara kanmamanızı, kendilerini etiketleştirmiş batıl aydın bozuntularının oyunlarına gelmemenizi, içtenliksiz fikirlerine itibar etmemenizi; aksi takdirde sizler için canlarını feda eden atalarınızın çektiklerinden daha beterini tatmaktan kurutulamayacağınızı bilmenizi isterim.

Yahudi-mason ittifakının kurguladığı senaryo, birbirine zıt fikirli ama aynı amaca hizmet eden şövalyelerin yemi olmamaya gayret ediniz ki Müslüman halk düşmanı dâhili haçlıların galebe çalmaları mümkün olmasın. Ancak içimizdeki cerahatleri temizlersek dışarıdakilerin iştahını kapatabiliriz…

Millet lehine mücadele ettiğini sandığım Taraf Gazetesi aleyhine yapılan yorumlara sitemde sansür uygulayarak ve duyuru yayınlayarak fitnesel bir provokasyonun içinde yer almamaya özen gösterdiysem de, Ermeni eşkıya yanlısı, gizli millet ve vahiy düşmanı olduklarını öğrendikten sonra nasıl yalancı, riyakâr ve hain oldukları gerçeğini kamuoyuna duyurmayı görev bildim. Bundan dolayı hiç kimse üslubumun sert ve ağır olduğunu düşünmesin, tecavüze uğrayıp ahırlarda yakılan ana ve çocuklarının dayanılmaz acılarını hissetmeye çalışsın.

Evet, Taraf Gazetesi; 1913-1915 yılları arasında vatanımızı ve şerefli milletimizi canlarını ortaya koyarak savunan, hunharca ırzlara geçerek yakaladıkları atalarımızı ahırlarda yakan Ermeni canileri püskürten yiğit kahramanlarımızın milli mücadelelerini “Büyük Felaket” olarak değerlendirmiş ve alçakça o acımasız şeytanlardan özür dileyebilmişlerdir.

Olayları ısrarla saptırmaya çırpınanlara cevabım odur ki geçmişi vahşetlerle dolu olan toplumların sonraki nesillerinden hesap sorulmasına ve atalarının yaptıkları zulümlerden yargılanmasına karşıyım. Bir ailedeki suçlunun dahi diğer fertlerine iliştirilmesini şiddetle eleştirmişimdir. Ancak özellikle 1915 deki vahşilerden özür dilenmesini kaldırabilecek pespaye bir yürek, o sözünü ettikleri çağdaş ve demokrat bir seküler düşünce taşımadığımdan hainlere gösterdiğim tepkinin çok hafif kaçtığı da dikkatlerden kaçmamalıdır.

Dolayısıyla benim gibi aptal yığınların sandığı gibi Taraf Gazetesinin amaçları cunta oligarşine karşı değil Müslüman ordumuza karşı bir harekât olduğu; liberal ve sosyalist düşünceleriyle demokrasiyi kullanarak, masonik taktiklerle Müslüman Türkiye Milletini dünyada mahkûm edebilmek maksadıyla sinsice haçlı bayraktarlığı yaptıkları tartışılmazdır.

Anıtkabir Tapınak Şövalyelerinden farklı bir görüşe sahip olsalar da, amaçları din-dışı düşünceleri egemen kılmak ve Türkiye’yi Müslüman imajından koparabilmek hedefi taşımalarından hiçbir ayrıcalıkları yoktur.

Şu gerçeği de okuyucularımın bilgilenmesi açısından açıklamakta yarar görüyor; “neden Taraf gibi bir haine alacağımı hibe ettiğimi” soranlara, o paranın Taraf’ın kasasında kirlenmesinden dolayı olduğunu bilmelerini isterim.

Sakın ha, hiç kimse Taraf’ın parayı reddeden demokratik bir kahramanlıkta bulunduğunu düşünmesin. Asıl o büyük rakamı kendilerine verseydim değil reklamı kaldırmayı, bilakis yazılarımı savunmakla kalmayıp, kapımda dahi köle olurlardı.

Ayrıca tıpkı şahsım gibi halkın gönüllerinde taht kurdukları statüko mücadeleleri de cuntacıların keselerini açmalarına kadardır. Ancak ihanetsi bir misyonu yürüttüklerinden hedefsi konularda olmasa bile, bir kısım bilgileri çıkarlarına tahvil ettikleri de muhakkaktır.

Ermeni Diasporası Taraf Gazetesi’nin yazarlarından Sevan Nişanyan; “Türkiye’nin soykırımı kabul edip, özür dilediği takdirde ortada bir problem kalmayacağını, Türkiye’nin soykırımı utanmazca reddettiğini” söyleyebilecek kadar cüretkâr olabilmesinin takdirini sizlere bırakıyorum.

İşte Taraf, işte Nişanyan! Nerede Türk Milleti…

Taraf Gazetesi; Ermeni Diasporası’nın Türkiye lobisi mi ki tam 23 yazarı 1915 olaylarında alçakça kıyıma ve tecavüze uğramış atalarımızı soykırım yapmakla suçlayabilmiş ve o günün Ermeni canilerinden özür dileyebilmiştir?

“Şeytanla işbirliği yapmanın ilk kuralı; YAPMA…”


Explore posts in the same categories: Uncategorized

This entry was posted on 10 Mar 2010 at 12:03 am and is filed under Uncategorized. You can subscribe via RSS 2.0 feed to this post's comments.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

You can comment below, or link to this permanent URL from your own site.


7 Comments on “Sen neymişsin be TARAF…”

Mustafa Onur Says:

10 Mar 2010 at 12:59 am

Sayın Şadoğlu, madalyonun diğer yüzüne bakınca; herkesin fikrini serbestçe söyleyebilmesini ve bu konuda Türkiye’de ilkleri gerçekleştirmiş bir gazete olan Taraf’ın, görüşleri ne olursa olsun, ne düşünürse düşünsün, bir kimsenin öldürülmesi için, 250.000 dolar para ödülü koyan bir insanın reklamını alması ve de bunu yayınlamakta ısrar etmesi iki yüzlülük olurdu. O yüzden Taraf’a ilk eleştirim, bu reklam işine hiç girmemeliydi. Sizinle gazete arasındaki sözleşmeyi, görüşmeyi bilemem, ama sadece sizin söylemlerinize inanmak durumunda da değilim. Aziz Nesin, millet içerisinde ne kadar fitneci bir durumda olursa olsun, onunla mücadele yine fikir düzeyinde olmalıydı yoksa ortalık kimin güçü kiem yeterseye dönüşür ki, masumlara yazık olur. iyi geceler.

Cevapla


sadoglu Says:

10 Mar 2010 at 2:10 pm

Sayın Onur, Müslüman oluşumdan olaylara ancak vahyin emrettiği doğrultuda bakar ve en büyük hümanist olan şeytanın aldatmacalarıyla ifade ettiğiniz bir yargıya gitmem. Ayrıca insanların birbirlerine karşı hoşgörüyle yaklaşması, inanç ve fikirleri ne kadar zıt da olsa birbirlerine tahammül ederek barış ve saygı içinde yaşamalarını vurgulayan biri olarak, hiç kimse ama hiç kimsenin içsel şeytanlığını hümanizmle örtbas etmesine izin vermem. Yaratıcım Allah ne emretmişse onu yapar, ilahıma, peygamberime, dinime saldıranlara ve düzeni bozmaya çalışan fitnecilere asla müsamaha göstermem.

“Allah ve Resulüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır. ” Maide.33

Cevapla


Mustafa Onur Says:

10 Mar 2010 at 3:57 pm

Sayın Şadoğlu, o halde tetik çekecek el aramamalı, o gün o tetiği kendiniz çekmeli idiniz ! Neden yapmadınız? Ha şöyle söylerseniz bir manada anlayabilirim; Benim amacım o kişinin fiziksel olarak ölmesi değildir, mücadelem fikri boyuttadır.İnsanların bu kimsenin yol açtığı zararın ve sona doğru götürdüğü yolun yanlış ve sapıkça olduğunu belirtmek ve bunu insanlara anlatabilmektir. Eğer derdim benim budur, diyorsanız, size madden ve manen katılırım. Ama takdir ederseniz ki, fikire fikri ile karşı koymak daha etkilidir, fikre şiddet ile hucüm istenen sonuçu vermeyecektir.Haklı iken haksız duruma düşmak kuvvetle muhtemeldir. Aslında aynı amaç için farklı yollarımız var yoksa ayrı düşmüş değiliz.

Talat Says:

10 Mar 2010 at 5:21 pm

İşte benim tanıdığım, sevdiğim, saygı duyduğum ve kendi ailemden üstün tuttuğum “doğruluk ve dürüstlüğüne” imrendiğim Mehmet Ali Şadoğlu…

Hani nerede Taraf, hani nerede Tarafı savunan beyinsiz ucubeler!

Cevapla


herseydenazaz Says:

10 Mar 2010 at 9:41 pm

Mehmet Ali Şadoğlu eğer gerçek bir dindar, ALLAH sevgisi olan bir kişi olsaydı ; yalanları söyleyen , yanlış bilgiler veren , doğruları kabulleneyemen ya da kabullenmek istemeyen ve ordu düşmanı olmazdı.

Cevapla


Mustafa Onur Says:

10 Mar 2010 at 9:53 pm
Hiç bir alakası yok, buna katılmam mümkün değil. Yalan söylediğini (Şadoğlu’nun) ispat ediniz ! Yanlış bilgiler verdiğini ispat ediniz ! Hepsinden öte, Allah sevgisi olan bir insan, dindar olan bir insan ile ordu bağlantısı nedir? Yanılıyorsunuz !



sadoglu Says:

11 Mar 2010 at 12:11 am

herşeydenazaz’a cevabım odur ki; ibrete alem olsun diye yalancı ve riyakarlığını deşifre etmek maksadıyla absürt yorumunu yayınlıyorum. Daha önceki yorumlarında Nesin’i savunabilmek amacıyla Taraf’ı hainlikle , ABD’den daha tehlikeli olmakla, asker düşmanlığı yapmakla ve beni de Taraf’çı olmakla suçlarken, şimdi de ani bir dönüşle Taraf’ı destekleyen bir düşünceye sapması, onursuz ve ikiyüzlü sefiller için normal olsa gerek. Onun gibi riyakarların bundan böyle yorumlarını yayınlamayacağım.

Riyakar sefilin “Ancak şu kadarını demeden rahat edemeyeceğim” başlıklı yazıma yaptığı yorum şöyleydi:

“Bana da sorsalar ABD mi daha tehlikeli yoksa Taraf mı ?Ben de Taraf derim. Taraf denen gazete ihtilale,statükoya ve baskıya karşı durmuyor… Taraf askerin düşmanı olan,baskıcı ve statükonun ta kendisi bir gazetedir…”

Nasıl olsa Nesin’in köleleri ve Ermeni diasporasının sadık köpekleridirler…

O riyakar alçak şunu da bilsin ki; Taraf ile aramızda geçen ilişkilerin tamamı maille resmiyet kazanmış yazışmalardır. Doğru olup olmadığını bana değil, dün düşman bugün dost bellediği Taraf’a sorsun…

(Kaynak: Mehmet Ali Şadoğlu Blog)


***


"Yala Ama Yutma" adlı tiyatro oyununun bertaraf olması için net bir taraf tutan habervaktim.com, aynı netlikteki tavrını A. Şadoğlu'nda da gösteriyor!