28 Mart 2009 Cumartesi

27 Mart 2009 - AKM Önündeki Konuşma Metni


Nedim Saban
28 Mart 2009


27 Mart 2009 tarihinde Atatürk Kültür Merkezi önündeki konuşma metnini dikkatinize sunar, aydınlık bayramlar dilerim.

***

Sahne senin İstanbul!

Gerçekten tam anlamıyla senin…

Burada toplanan kalabalık İstanbulun gerçek sahibidir, sahnenin sahibidir, billboardların ve sanal kutlamaların konu mankenleri değil, 2010’un gerçeğidir. Burada bugün toplananlar ülkesini peşkeş çekmeyen, kültürünü satmayan, Atatürk’ünü, kültürünü, merkezini yıktırmayan coşkulu insanlardır. Merhaba sizlere!

Korkmuyor musunuz? Fişlenmekten korkmuyor musunuz? Arthur Miller’in Cadı Kazanı oyununda olduğu gibi cadı avına kurban gitmekten korkmuyor musunuz? Yarın sabah evinizin basılmasından, içeriye atılmaktan, ödenekli kurumlarda çalışan sanatçılarsanız kurumunuza sahip çıktığınız için disiplin cezasına çarptırılmaktan korkmuyor musunuz? Ya da daha kötüsünü söyleyeceğim? Bu devirde, düzenle kol kola girip, AKM’yi,Muhsin Ertuğrul’u yıktırmak uğruna genel sanat yönetmeni olmaktan, Nazım Hikmet’in sırtından bakan olmaktan, oyun yasaklatmaya göz yumarak danışman olmaktan korkmuyor musunuz? Çocuklarınız varsa, çocuklarınıza yalan söyleyebilirsiniz, ama 10 aydır kapalı duran şu bina, herhalde yalanlarınızı yutmaz değil mi?

Baksanıza ne kadar kötü bakıyor size! Operadaki hayalet çoktan yerini aldı. İnsanları kandırmak kolay, ama Macbeth’teki cadıyı kandırmak mümkün mü? Bir gün gelecek, öcünü çok kötü alacaktır sizden.

Bugün ilk konuşmalardan birini yapsaydım, çok farklı şeylerden söz ederdim mutlaka.

Ama son konuşma hakkı bana verildi, çok farklı bir bakış açısı getirmem gerek.

Kaldı ki, 27 Mart 2008’de operadaki hayalet henüz global ekonomik krizi vurmadan önce pek çok bankanın CEO’su AKM’nin fuayesinden İstanbul borsasını yönetmeye talipken, şimdi donlarına ediyorlar. O dönem bir alışveriş merkezi burada konumlanmayı düşünüyordu belki, sigara yasağından sonra, AKM’nin neresinden sigara içilen balkon çıkartırım da, bunu modern mimari diye yuttururum diye emirler yağdırtıyordur kahverengi takım elbiseli mimarına.

Ben yine de Türkiye’de iyi şeyler oluyor demek iştiyorum…

Türkiye’de iyi şeyler oluyor.

Bizden korkanlar, sizden korkanlar, yıkamıyorlar Atatürk’ü… Atatürk Kültür Merkezini.

***

Türkiye’de iyi şeyler oluyor.

Balıkesir’de küçük bir köy kahvesi, Taylıeli Köyü Kahvesi tiyatro salonuna dönüştürülüyor.

Şu anda “Sigaranın Dumanı” adlı oyunu izlemeye hazırlanıyor köylüler.

Varsın Atatürk Kültür Merkezi kapalı tutulsun, Aziz Nesin Sahnesi kapatılsın, Taksim Sahnesi yıkılsın…

Muş’ta ekonomik krizden bıkan köylüler, Ana Kız Okuldayız kampanyasına destek olmak için, tiyatro kuruyorlar.

Türkiye’de iyi şeyler oluyor…

Kentin merkezinden yıkılan, kostümleri, aksesuarları, kültürel mirası talan edilen Muhsin Ertuğrul’un düşleri talan edilemiyor. Tiyatro kitleselleşiyor, her evin, her köyün, her sokağın temel ihtiyacı haline geliyor.

Türkiye’de iyi şeyler oluyor…

İzmir’de Yenikapı Tiyatrosu, yıllar önce Işıl/Ali Özgentürk’ün başlattığı sokak tiyatrosu mücadelesine devam ediyor. Ve bu çabalarıyla ödül alıyorlar.

Türkiye’de iyi şeyler oluyor.

Genco Erkal, Aydın Doğan Vakfı Ödülünü alıyor.

Su Gösteri Sanatları Merkezi, Sakıncalı Piyade ile Lions Tiyatro Ödülüni alıyor.

Tiyatronun toplumcu işlevinden artık korkulmuyor.

Türkiye’de iyi şeyler oluyor.

Devlet sanatçılığının uçağa önden binmenin dışında hiçbir önemi olmadığını açıkça ifade eden ve devlet tarafından yaş haddiyle emekli edilerek cezalandırılan Macide Tanır için iki genç kız, bankadan kredi alarak, Macide Tanır sahnesi açıyorlar. Dikkatinizi çekerim, seçim öncesi, aynı binayı dokuzuncu kez açmıyorlar, kendi imkanlarıyla tiyatro kuruyorlar. Devletin yapması gerekeni onlar yapıyorlar.

Türkiye’de iyi şeyler oluyor.

Müjdat Gezen, devlet desteğini redediyor, aynı Müjdat Gezen şaibeli bulduğu bir ödüldeki maddi desteği redediyor. Yani artık özel tiyatroların parayla ilişkilendirilmeleri de bitiyor.

Türkiye’de iyi şeyler oluyor.

Bir oyun yasaklanırken üç maymunu oynayan, bir tiyatro yıkılırken bir şenlik yapma cüretini gösteren Tiyatro Oyuncuları Derneği gibi cılız, yıllardır söylem geliştiremeyen pek çok tiyatro derneği gibi ilkesiz derneğin aksine, TOBAV, TOMEB, Tiyatro Eleştirmenleri Birliğigibi sivil toplum örgütleri çağa ayak uydurarak örgütleniyor, haksızlıklar karşısında seslerini duyuruyorlar.

Biz sanatçıların her konuda fikir birliği yapması mümkün değildir. Zaten böyle bir durum sözkonusu olsa, sanatçı olamaz, özgün düşünme ve yaratma yetisine sahip olamazdık. Ancak insanlığı tehdit eden virüslerle mücadelede ortak bir dilde buluşmak şarttır.

Türkiye’de iyi şeyler oluyor. Eskiden gazetelerin görmezden geldiği haberler artık internet sayesinde beş dakikada gerçeğe dönüşüyor.

Türkiye’de iyi şeyler oluyor. Hasan Ali Yücel’den bu yana, oyun çevirileri en yaygın biçimde, Yılmaz Öğüt’le gerçekleşiyor. Yüzlerce tiyatro oyunu, Türk diline kazandırılıyor. Yeni oyun yazarları tozlu raflarda dramaturg oluru beklemiyor. Tiyatroseverlerle hemen buluşuyor.

Her zaman anlatılır. İkinci Dünya savaşı sona erer ermez , Almanya ilk önce tiyatrolarını onarmış.

Kurtuluş Savaşı henüz bitmedi. Kültürel anlamda, mücadele devam ediyor!

Muş’ta, Balıkesir’de, İzmir’de kısmen kazandık savaşı, ama Taksim’de kaybetmeyelim.

Nazım’ları, Genco’ları, Fazıl Say’ları, bu yıl sansürlenen Yahya Kemal’leri, Müşfik Kenter’leri, Asaf Çiğiltepe’leri, Vasıf Öngören’leri, Reşat Nuri Güntekin’leri, Aziz Nesin’leri Ulvi Uraz’ları, Güllü Agop’ları, Münir Özkul’ları, Ferhan Şensoy’ları, Afife Jale’leri, Mustafa Balbay’ları yetiştiren toprakların çocuklarıyız biz.

Savaşı kazandığımız gün, ilk önce tiyatrolarımızı onaracağız.

Yeter ki, savaşırken, ruhlarımızı yıktırtmayalım.

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)