6 Şubat 2008 Çarşamba

Internet'te son çılgınlık: facebook!




tavır
dergisi


Sinan Gümüş
Ocak 2008


Başlangıçta sınırlı sayıda kullanıcısı olan internet, zamanla yaygınlaşmaya başladı. Önce şirketlerde vardı. Evlerde kullanımı çok daha sınırlıydı. Zamanla semt merkezlerinde internet kafeler kuruldu. Bu kafeler gördüğü ilgiyle birlikte cadde ve sokak içlerine kadar yaygınlaştı. İnternet, günümüzde artık evlerde de ciddi bir yaygınlık kazanmaya başladı.

Bilgiye ulaşmayı çok kolay kılmasından dolayı, internet kısa sürede çığ gibi büyüdü. Adeta dünya küçük bir “köy” oluverdi. Her yaştan, her nesilden, her sosyal sınıftan kişiler, bilginin her türlüsüne sadece mouse tıklamalarıyla ulaşır oldular. Öyle ki, gerekli ya da gereksiz, yararlı ya da zararlı, doğru ya da yanlış demeden, ayırt etmeden, her türlü bilgi ile dolmaya başladı kafalar. Dolayısıyla çoğu zaman yapılan çarpık, ucubeleşmiş yorumlamalarla, düşünce sistemine ciddi zarar veren bir işlev taşıdı internet. Her zaman “kutsal olan bilgiyi en saf hali ile sunan” ve “insanlığın gelişimine hizmet eden” bir işlev taşımadı.

Dolayısıyla internetten söz ederken, bilgilendirici özelliği büyük olan ama doğru ve dikkatli kullanılmadığında bozan, dağıtan, yozlaştıran ve değerleri tüketen bir işlev taşıdığını söylemek yanlış olmaz.

Internet'te dönem dönem farklı siteler ya da programlar popülerleşebilmekte. Bunlar genellikle ücretsiz sohbet sağlayan MSN ve g-talk gibi programlar, savaş içerikli oyunlar, forum siteleri ve arkadaşlık siteleri olarak karşımıza çıkar.

MSN’i yüzmilyonlarca insanın kullandığı beyinlere çakılır, herkes kendine bir MSN hesabı açma telaşına düşer. Gerçekten hayatı çok kolaylaştıran bir dizi özelliği vardır MSN’in. Arkadaşlarınızla mesajlaşma ya da işinizle ilgili hızlı bilgi paylaşımı imkanı sunmaktadır, herhangi ek bir ücret ödenmeden. Ancak bir yerden sonra bu işlevlerinin dışında, başka arkadaşlar aramaya çalışmanın, tanıdığı tanımadığı kişileri listelerine eklemenin, gerçek hayatta bir arada olma şansı olan insanların konuşacakları şeyleri yüz yüze değil de MSN üzerinden konuşması gibi doğal olmayan sonuçlar doğurmaya başlayabilir. Sorun da bu aşamadan sonra başlar zaten.

Ya da arkadaşlık siteleri... Gerçek hayatta kimsenin yüzüne bakmazken, buralarda hiç tanımadığı kişilerle arkadaşlıklar, dostluklar kurmak hoşuna gider kişinin.

Tüm bunlar yüzlerce internet sitesi üzerinden yaygınlaşır. Ancak içlerinden kimileri çok daha popülerleşerek öne çıkar. Bu popülerlik, genellikle dönemseldir. Ve bunlar birer “çılgınlık” olarak sunulur, pazarlanır.

Şimdi yine böyle bir site, ilginç bir içerikle, tüm dünyada böyle bir “çılgınlığa” yol açarak hızla büyümekte. Adı Facebook olan bu site ABD çıkışlı. Başlangıçta, Amerikalı birkaç üniversite öğrencisinin, bazı seçkin üniversitelerin öğrencilerinin birbirleriyle iletişimini ve tanışmasını sağlamak amacıyla kurduğu bu site, zamanla ABD’nin tüm üniversitelerinde okuyan öğrencileri kapsayacak derecede genişletiliyor. Siteye gerçek isimle üye olunuyor ve üye olan kişi, tüm kişisel özelliklerini giriyor. Doğup büyüdüğü yerden, okuduğu okullara kadar tüm özgeçmişini “profilinden” görmek mümkün. Böylece ortak hobilere sahip kişiler birbirleri ile tanışabiliyor ve gruplar oluşturabiliyor. Site bundan iki sene önce “kapılarını” tüm dünyaya açıyor. Ve herhangi bir üniversitede okuma zorunluluğu aramaksızın. Yani isteyen herkes üye olabiliyor. Bu andan itibaren, siteye üye olanlarda bir patlama yaşanıyor. Şu an sitenin tüm dünyada üye sayısı 58 milyon kişi. Üyelerin yüzde 38’ini Amerikalılar, yüzde 28’ini ise Avrupalılar oluşturuyor. Avrupa’da Facebook’a üye sayısı en fazla olan ülke, 7.7 milyon kişi ile İngiltere. İngiltere’nin hemen ardından 2.1 milyon üye ile Türkiye ikinci sırada geliyor. Ülkemizde de bir “çılgınlık” olarak hızla yayılan Facebook’a, dünyada günde 250 bin kişi üye oluyor. Bu hızla büyüyen bir internet sitesi, internetin en büyüğü olan şirketlerin ağzını sulandırıyor.

Bir süre önce Google, Yahoo ve Microsoft, Facebook’u satın almak için kıyasıya bir yarışa girdiler. Bu yarışın sonunda Microsoft, Facebook’un sadece 1.6’sını, tam 240 milyon dolara satın aldı. Site bir anda onlarca milyar dolarlık bir fiyata yükseldi.

Böyle dizginsiz ve dengesiz büyümenin ardındaki gerçek ne olabilir? Facebook, üyelerine “ilkokuldaki arkadaşlarını bulma” vaadinde bulunuyor. Herkes gerçek kimliğiyle ve doğru özgeçmişiyle bilgilerini girdiğinden, aynı dönemde aynı yerde bulunmuş, aynı okulda okumuş ama yıllardır birbirini göremeyen arkadaşlar, bu “hizmet” sayesinde birbirini görebiliyor. Facebook’un sunduğunu belirttiği en önemli hizmeti bu. Yani yıllardır birbirini tamamen unutmuş, hayatlarından çıkarmış olan insanlar, yeniden birbirini bulma telaşına kapılıyor! İlkokul arkadaşını bulmak, herkes için son derece önemli bir noktaya geliyor. Yani aslında hayatın içinde kimsenin pek de ihtiyaç duymadığı bir durum, yapay olarak gündemine giriyor, hem de “çılgınca”. Herkes yıllar önce bağını kopardığı arkadaşını bulma telaşında. Bulunca ne olacak, o önemli değil, öncelikle bir bulunsun da… Bu kadar adam boşa aramıyor ya!

Facebook’un hizmetleri bununla mı sınırlı, elbette ki değil! Bir arkadaşınız sizi “arkadaş listesine” eklediğinde onun listesindeki tüm arkadaşlarını görebiliyorsunuz. Yani kaç arkadaşı var, bu arkadaşları kimler, ayrıntılarıyla öğrenme şansınız var. Kim bilir, belki ortak bir arkadaşınız da çıkar, bu sayede onu da öğrenmiş olursunuz. İşte Facebook’un, bizim anlayabildiğimiz marifetleri. Çok eski arkadaşları bulup buluşturmak, diğer kişilerin arkadaşlarını ve çevresini öğrenmenizi sağlamak.

Tabi sizin de tüm kişisel bilgilerinizi diğer kişilerin öğrenmesini sağlamak.
Bu sebeplerle tüm dünyayı saran bu ABD patentli sitenin çok ilginç olan bir özelliğini göz ardı etmemek gerekiyor. Facebook’a üye olanların gözden kaçırdığı ise, ne yazık ki bu gerçek. Nedir o? Facebook’la birlikte, kişisel tüm bilgilerinizi, eski ve yeni arkadaşlarınızı, tüm çevrenizi, hobilerinizi, işinizi, ailenizi, sevdiğiniz yemekleri, dinlediğiniz müzikleri, kısacası yaşamınızın tüm ayrıntılarını Amerika’daki bir veri bankasına kaydediyorsunuz. Yani Facebook, bir anlamda kendi kendini fişleme sitesi. Hem de son derece ayrıntılı ve kapsayıcı bir şekilde. Kim kiminle arkadaştır, kim kiminle ne konuşur, bu sitenin veri bankasında kaydedilmektedir. Veri bankasının olduğu yer, Amerika. Site’nin menşei, Amerika. Kapsadığı alan, tüm dünya. Komplo teorisyenliği yapmak değil amacımız, ancak gözden kaçırılan bir yanına da dikkat çekmek isteriz. Mesela Genelkurmay’ın, Facebook’taki bilgilerden yola çıkarak yüzlerce asker kaçağını yakaladığı haberleri çıktı geçtiğimiz günlerde. İsteyen, istediği bilgiye ulaşabilmek için değerlendirebiliyor siteyi, bu yalnızca bilinen ve ortaya çıkmış bir örnek.

Bu kadar şişirilen, bu kadar pohpohlanan ve tüm dünyayı kasıp kavurduğu söylenerek bolca reklamı yapılan bir sitenin, sunduklarıyla gördüğü ilgi arasında bir çelişki var, görülmesi gereken de bu zaten. Kimsenin doğal ihtiyacı olmayan bir şey, yapay bir şekilde dünyasına sokuluyor. Gerçek dostlukları, arkadaşlıkları ve paylaşımları hızla tüketen kapitalizm, yıllar öncesinin arkadaşlarını, hem de çocukken arkadaş olup, zamanla çok farklı dünyalara yönelen kişileri buluşturma derdine düşüyor. Yapay bir nostalji.

Arkadaşlıklarını, ilişkilerini ve kişisel özelliklerini fişlemenin dışında, afişe etme merakı gibi bir duygu da gelişiyor Facebook’la. Herkes herkesle her şeyini paylaşıyor, yaşamın bir mahremiyeti de kalmıyor.

Pazarlanacak, ticari bir metaya dönüştürülecek neredeyse hiçbir şey bırakmayan kapitalizm, şimdi nostaljiye yöneliyor. Bunun üzerinden gelecek karların peşine düşüyor.

İnternet, bugün Facebook’la yaşıyor çılgınlığını. Çocukluk arkadaşları birbirini bulup hoşbeş ettikten sonra ve devamının da gelmeyeceğini anladıktan sonra, yani pazar buna da doyduğunda, yeni “çılgınlıklar” devam edecek karşımıza çıkmaya.