OYUN
SANSÜRCÜ Yeni Tiyatro Dergisi
sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor.
Alaka düzeyine göre sırala
Tüm yayınları göster
SANSÜRCÜ Yeni Tiyatro Dergisi
sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor.
Alaka düzeyine göre sırala
Tüm yayınları göster
14 Ekim 2014 Salı
TV dizi doktoru, facebook yazarı Coşkun Büktel'in facebook düzeysizliği!
Coşkun Büktel
March 11, 2012
·
Feridun Çetinkaya, Erbil Göktaş ve ben, dün akşam Mis Sokak Demirkafe'deydik. Gecenin flaş sözünü Feridun Erbil'e söyledi: Sistemden beslenenler sisteme karşı çıkamazlar.
Like
Like
·
·
Share
Erbil Göktaş
likes this.
Coşkun Büktel
Tiyatromuzda herkes ya sistemden besleniyor ya da sistemden beslenme umudunu taşıyor.
March 11, 2012 at 12:20pm
·
Like
Erbil Göktaş
Ya bu "sistem" meselesi yeterince demode olmadı mı?... Sistemden beslenmek dediğin ya da Feridun'un dediği, insanların yaşamlarını idame ettirecek bir "sürekli" maaşa kavuşmaları mı? Ölmeyecek ya da orta düzeyde her şeyden kısarak yaşayabilecekleri maa
şa söz etmek ve onu eleştirmek ayıp değil mi?... Sonuçte herkes sistemden besleniyor, sen de Feridun da, beslenme yöntemleri farklı; önemli olan bunun "hakça" ve "adalet" içinde gerçekleşmesi; aldığı maaşı bile haketmeyen varsa siz onu söyleyin, ayrıca, Batı ülkelerinde o senin "beslenme" ya da "maaş" dediğin "şey"i "işsizlik sigortası" olarak veriyorlar, "insana saygı" olarak...
March 11, 2012 at 3:08pm
·
Like
·
3
Coşkun Büktel
Feridun tabii ki, konuşma sıcaklığı içinde, "sistem" deyip geçti. Ama ne demek istediğini sen de, ben de, herkes de anladı. Aldığı maaşı (ödeneği, sadakayı, avantayı, diş kirasını) hak etmeyenleri de yıllardır söylüyoruz, niye sanki söylemiyormuşuz gibi bilmezden geliyorsun? Ödeneğini başka türlü vermezler diye mi?
March 11, 2012 at 3:15pm
·
Like
Coşkun Büktel
Bir de, hakkıyla maaş alan insanları niye buna karıştırıyorsun? Taraftar toplamak için mi?
March 11, 2012 at 3:17pm
·
Like
Erbil Göktaş
Saçmalıyorsun yine... Yani bana yönelik "haksız" dokundurmalar yapıyorsun.... En iyisi senle konuşmamak ama herkes senden korktuğu için, herkesi çok korkutup sindirdiğin için kimse bir şey söyleyemiyor, sen de tüm söylediklerim doğru, doğru da ne, "tanrı kelamı" sanıyorsun... Bari yazık olmasın buradaki sözlerini bir kitapta topla bari, "Vecizelerim" adıyla...
March 11, 2012 at 3:20pm
·
Like
·
1
Coşkun Büktel
Feridun o lafı aslında sana ve senin gibi ödenek aldığı patronu eleştiremeyen, beslendiği kurumun türküsünü söyleyen yayıncılara söyledi. Şimdi sakın ben şunu şunu eleştirdim, seni bile kapak yaptım demeye kalkma! Sansürcüsün ve dün akşam, İBBŞT'nin "bile bile" korsan tiyatro yapmasını bile hâlâ "bürokratik bir hata" olarak mazur göstermeye çalışıyordun! Ayşenil hanım, duydunuz mu? Duyun bunu! Erbil ödülü hak etti.
March 11, 2012 at 3:26pm
·
Like
Feridun Çetinkaya
Ah Erbil Bey, ah! Her zaman olduğu gibi, dün akşam da Coşkun'a ve bana telefon açıp buluşalım, konuşalım diye davette bulunan, bizimle her zaman iletişim kurmaya, bize yakınlaşmaya çalışan siz değilmişsiniz gibi, dün akşam yüzümüze gülüp, sabahında ise
burada, hem benim ne maksatla söylediğimi bildiğiniz ifademi çarpıtıp hem de sıkıştığınız yerde Coşkun'a "En iyisi senle konuşmamak" diye tafra yapmanız, kabaca efelenmeniz hiç olmadı.
Coşkun, dünkü sohbetimizde söylediğim, "Sistemden beslenenler sisteme karşı çıkamazlar" sözünü buraya alıntılamış. Ki bu söz benim icadım falan da değil, genel kabul gören, anonim bir tespittir.
Siz, benim akşamki sohbetimizde kullandığım bu sözü, "Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları reklamlarından nemalanan, Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları'ndan reklam almadan ayakta duramayacak tiyatro dergilerinin, tiyatro konusundaki gerçekleri sorgulayamayacağı, eleştiremeyeceği" bağlamında konuşurken söylemiş olduğumu bile bile, burada resmen benim kastımı çarpıtmışsınız.
Bana hiç söylemediğim, kastetmediğim şeyleri mal etmekle kalmamışsınız, "Sistemden beslenmek dediğin ya da Feridun'un dediği, insanların yaşamlarını idame ettirecek bir 'sürekli' maaşa kavuşmaları mı? Ölmeyecek ya da orta düzeyde her şeyden kısarak yaşayabilecekleri maaşa söz etmek ve onu eleştirmek ayıp değil mi?..." diyerek, bir de beni ayıplamışsınız. Bu da hiç olmadı.
March 11, 2012 at 5:59pm
·
Like
Erbil Göktaş
Sevgili Feridun, salt senin dediğin anlamda konuşmadık anımsıyorsan... Ödenekli kurumlarda insanlara maaş verilirken, ödenek ayrılırken bile "tiyatronun" yaşadığı sorunlardan söz etmiştik; hatta bir ara sen bu kurumların "gereksizliğinden" söz edince,
akşam o acele akış içersinde aklıma gelmeyen bu konuyu gündeme getirdim. Çünkü "sistemden beslenenler" deyince, sadece tiyatro dergileri anlaşılmıyor, genel bir şey çıkıyor, yani ben bile Coşkun'un söylediklerini böyle anlayıp kırıldığım için duygu ve düşüncelerimi belirttim; yoksa "Coşkun'la konuşmamak " mevzusu böyle bir şey... Ayrıca Coşkun'un akşam, "10 milyar reklam ücreti bile alsan hakkın" derken sabah bunu, yukardaki gibi aktarması beni kırıyor; ne yani serzenişte de bulunamayacak mıyız? İşte o zaman "kaale almamak" olur bu!... Kaale alıyorum ki, bu kadar uzun uzun yazıyorum.
March 11, 2012 at 6:43pm
·
Like
·
1
Feridun Çetinkaya
Erbil Bey, kastımın/beni ilgilendirenin, ödenekli Devlet ve Şehir tiyatrolarının tiyatro dergileriyle reklam ilişkisi ve tiyatro dergileri için ne yazık ki bir varlık koşulu, hayat memat meselesi olan bu bağımlılık ilişkisinin tiyatro yayıncılığı ve ha
berciliği üzerindeki belirleyici baskısı olduğunu, size dün akşam özellikle vurgulamama rağmen; bir yanlış anlaşılma olmamasını, sizin ya da herhangi bir başka kimsenin maaşı ya da kazandığı para ile ilgilenmediğimin altını da yine dün akşam özellikle çizerek birkaç kez söylemiştim.
Böyle olduğu halde, sizin bu sabah Puntila misali kalkıp, "Sistemden beslenenler sisteme karşı çıkamazlar" ifademi, özellikle tenzih etmeye özen gösterdiğim bir noktaya, hatta çok daha ötesine, ödenekli tiyatrolardaki memur sanatçıların maaşlarına kadar "çekerek", burada beni töhmet altında bırakmanızı, haksız bir şekilde "ayıplamanızı", üstüne üslük laf kalabalığıyla sözlerimi çarpıtmaya "hâlâ ısrarla devam etmenizi" ibretle izliyorum.
Coşkun, Hilmi Bey ve Ediz Bey ile yaptığınız röportajı yayınlarken nasıl Coşkun, Hilmi Bey ve Ediz Bey'in söylediklerini işinize nasıl geliyorsa öyle, kendi kafanıza göre kesip biçerek, "düzenleyerek" çarpıtıp yayınladıysanız, dün akşamki konuşmamızı da işte bugün burada aynı şekilde çarpıtıyorsunuz.
Yazık... Size iyi günler.
March 11, 2012 at 8:09pm
·
Like
Erbil Göktaş
Benim bir şey yaptığım yok Feridun, gördüğün gibi hala nefs-i müdafaadayım, yani Türkçe söylersek kendini savunmada... Coşkun'a tanrı muamelesi yapıp beni böyle eleştirmeni de ben hayretle izliyorum. Sanki konuyu buraya ben taşımışım gibi davranma lütf
en!...Ben dün gece yaptığımız konuşmaları buraya aktarırken de sadece yanıt veriyordum... Ayrıca bu tartışmayı da ben başlatmadım; ayrıca yaptığım söyleşileri de beğenmeyen, deşifreyi, düzeltmeyi kendisi yapıp getirir; sen de dün gece konuştuğumuz kişilerle söyleşilerini yapıp getir, tek bir cümlesine dokunmadan nasıl yayınlayacağımı da görürsün; başkalarının söyleşisine de bakıp yargı vereceğine, kendi tanıklığında bir yargı üretirsin. Hadi bakalım, hodri meydan, Şakir Güzrzumar'la yaptığın ya da yapacağın gibi, Orhan Alkaya ve Ayşenil Şamlıoğlu'yla söyleşilerini yap getir, virgülüne dokunursam o zaman konuşmaya hakkın olsun; yok söyleşiyi, deşifreyi, düzeltiyi ben yaparsam, orada benim kurallarım geçer. Coşkun'a da söylediğim buydu, yap getir haberini, dedim olmadı; yarım saat diye başladık 2 saat oldu; elbette "editöryal hakkımı" kullanacağım; siz nelerden bahsediyorsunuz Tanrı aşkına; böyle yapmayın lütfen!... Ben de sizlere iyi günler dilerim.
March 11, 2012 at 9:05pm
·
Like
·
1
Mehmet Öge
Özel olarak bir araya gelinmiş, yenmiş, içilmiş, göz göze, diz dize durulmuş; bereketli olsun, bal şeker olsun diyecem... olmamış. Eyvallah, ancak bize de söz düşer ki sohbet burada devam ededurur. Gözünü sevdiğim face. Feridun hocam sanıyorum dayanakl
arını dillendirmeden, bir metafor, bir özlü söz olsun torba dolsun diyerek "Sistemden beslenenler sisteme karşı çıkamazlar" dememiştir elbette. Sayın Büktel' de büyük fotoğrafı göstermesi bakımından cümlenin çarpıcılığını bizimle paylaşmak istemiş. Sağolsun. Fakat görüyorsunuz ama/işte yine yalnız kalmış durumdasınız. (En azından 10 saattir) Kendiniz yazıyor, kendiniz okuyorsunuz. Geceyi geçirdiğiniz kişiye bile anlatabilmiş değilsiniz halen! Sistemi kuran, sisteme karşı duracak adamı besler mi ki. Kralın çıplak olduğunu söylemek her babayiğidin hakkı değildir. Ben sizin babayiğitliğinizi Shem-tk'dan bilirim Feridun hocam, sayın Büktel'i Taksim meydanında kitap satarak idame çabasındaki adamlığından. Önceleri çok şaşırıyordum, derdinizi (bu kadar temiz, nezih, imla kurallarıyla örülü cümlelerle, bağlantılı paragraflarla, örnek ve dayanaklar ile) neden anlatamadığınıza. Artık anladım. Muhataplarınızın sizi "okumuyor" olması imkansız, okuyamıyor olmaları, sisteme karşı çıkamayacak öznelerden seçili olmalarıyla doğru orantılı olsa gerek. Küçük bir örnek vermek gerekirse; neredeyse bütün tiyatro çalışanlarına; şoförüne, müstahdemine, gişecisine, oyuncusuna hedef gösterme gafletinin dahi farkında olamamak ne ile açıklanabilir. Aslında sırf bu tehlike yüzünden yazdım desem yalan olmayacak. İyi günler beyler.
March 11, 2012 at 10:57pm
·
Like
Erbil Göktaş
Tiyatro dergiciliği zor iştir, meşakkatli iştir, “herkesi” memnun edebilmek kolay değildir. Bugün Türkiye’de çıkan 3-4 derginin elbette “eksikleri” olabilir; "eleştiri" geleneğinin doğru düzgün yerleşmediği bir toplumda "eleştirilere" yer vermek bile ç
oğu insanı incitirken, "polemik" adı altında "saldırı" yapmak günümüz konjoktüründe "tiyatro" sanatına zarar verebilir; ancak bunun da herkesin "daha dikkatli" olması ve tiyatro sanatının kendini yenilemesi açısından yararlı olabilir; elbette kendilerine ait alanda diledikleri gibi bir "üslubu" kullanmak herkesin kendi tercihidir ancak "hakkaniyet"i de elden bırakmamak gerekiyor. Benim zaman zaman Mustafa Demirkanlı'yla girdiğim polemiklerde, "üslubumu" sertleştirdiğim dönemler olmuştur; artık şunu açıkça söylemeliyim ki, ne kadar beğenmeseniz de, size ne kadar ters gelse de, Demirkanlı, Feridun Çetinkaya'yla da "mutabık" kaldığımız üzere, 1991 yılından bu yana en azından "habercilik" anlamında Türkiye'deki tiyatro eyleminin "arşivini" büyük ölçüde tutmuştur; en azından bu 21 yıla bakarak "neler olduğunu" büyük oranda saptayabilirsiniz; benimsemediğiniz bir yayıncılık anlayışı olsa da bu bir "realite"dir. Son 5 yıldır Yeni Tiyatro da bu yayıncılık pratiğine eklemlenmiştir; Mustafa'nın yukarda söylediği "zorluklara" tanık olan biri olarak ve dergileri de tekrar gözden geçirdiğimde "sistemle" ters düştüğü zamanları da saptayabiliriz. Yani bu bağlamda alınan reklamların "ticari" usullere göre olduğu da, T.C. yasalarına göre alındığını da söylemeye gerek yoktur. Ben de Yeni Tiyatro Dergisi'ni çıkarırken İzmir'in Menemen ilçesindeki ev hissemi sattığımı ve hala bir evimin olmadığını belirtmekle yetineceğim. Bu işler böyle, dün akşam Büktel'le Çetinkaya'ya da söylediğim gibi, yılın yarısında resmi tiyatro kurumlarından alınan reklamın bütün bir yıl çıkan derginin yıllık matbaa masrafını bile karşılaması zordur. Kaldı ki bunun vergisi, stopajı, muhasebesi, kargosu, postası, eleman giderleri, grafiği, düzeltisi vb. masraflarını da ekleyince, dergicilikten "yetimin hakkını" yiyecek kadar kazanç sağlanması olası değildir; evet sevgili arkadaşlar, Mustafa'ya katıldığımı burada belirtmek zorundayım; şimdiye kadar sizlere dergi beğendiremedik, buyurun kendiniz çıkarın, düşüncesine katıldığımı söyleyeceğim; yok eğer bunu yapmıyorsanız ve ille de yazmak istiyorsanız, bu konuda söyleyecekleriniz varsa, "uzlaşma" zeminini bulmak zorundasınız; bu işler öyle "sorumsuz sınırsız" bir biçimde ve sadece "kendi" bakış açınızı dayatmakla olmaz. Yaşadığım bunca "acı" deneyimden sonra bu "gerçeği" üzülerek sizlere bildirmek zorundayım.
March 12, 2012 at 2:36am
·
Like
·
5
Erbil Göktaş
Sayın Gürzumar, kimseyi "herhangi bir" yere çekmek gibi bir düşüncem yok. Sadece "söylenen" sözlerin "o tarafa" çekilebilmesinin önüne set çekmeye çalışıyorum o kadar!... Aynı zamanda "bir devlet memuru" da olarak "böyle" bir amaca hizmet edilme ihtima
line olanak tanıyabilmem söz konusu olamaz. "Taraflı" eleştirinizi de tam olarak netleştiremedim, Pir Sultan Abdal, oyununun "eleştirisi"nin "kasten" yazdırılması da söz konusu değildir; evet, "teknik" açıdan "biraz" sert bir eleştiriydi ancak yazarına geri gönderip "üslubunu" "teknik" bir temele oturtmasını söyledikten sonra yayınladığımızı da dikkatinize sunarım; yazarı da ikinci izleyişinde "teknik" çoğu sorunların ortadan kalktığını bana söylemiştir ancak "maalesef" ilk gecelerde izlenen oyunlardan sonra yazılan eleştirilerde böyle yaklaşımlar görülebiliyor; ayrıca "eleştiri"nin görevi de bu değil midir? "Taraflı" ve "maksatlı" sözlerinizi açarsanız, bu eleştirilerinizden biz de daha net yararlanabiliriz, diye düşünüyorum.
March 12, 2012 at 4:29am
·
Like
·
2
Erbil Göktaş
Evet, eleştiriyi bir daha okuyup baktım; oyun dediğiniz tüm handikaplarına karşın, İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun olanakları içinde önceki sahneleşinden (Tiyatro Ayna) daha bir somut temele oturmuştu; en azından ben, vergiler yüzünden Anadolu halkının ç
ektiği acıları burada daha net görebildim. "Teknik" derken "oyunculukları" da kastediyordum tabii ki... Evet, başrolü ve eşini oynayan kişileri daha bir öne çıkarmış ve bir kusur bulmamış eleştiriyi yazan arkadaş... Kabul edersiniz ki, oyunda baştan sona yer alan Pir Sultan Abdal rolü "olanaklı" bir roldür ve rolü canlandıran arkadaşın çabası, akıttığı ter, ufak tefek kusurlarının görülmemesini getirmiş olabilir; çünkü o sezonda "Profesyonel" oyunundan sonra, en olanaklı ve gösterişli rollerden biriydi. "Derdini anlatamadı" sözünüze katılıyorum, çünkü ben de anlaşılmaz bir biçimde tüm ekibin oyuna çok fazla asılmadığını gördüm; belki de matinelerde böyle oluyordur, oyuncular akşamki gösteriye saklıyor olabilirler enerjilerini, deyip iyimserliğimi koruyayım. Size de "açık yürekliliğiniz" ve "özeleştiriniz" için teşekkür ederim.
March 12, 2012 at 5:19am
·
Like
Erbil Göktaş
Hoşçakalın...
March 12, 2012 at 5:25am
·
Like
Feridun Çetinkaya
Sevgili Mehmet ve Şakir Bey, anlamak isteyen ve alınganlık edecek bir şeyleri olmayanlar için meselenin aslında çok açık olduğunu gösteren katkılarınız için teşekkür ederim.
Türkiye'deki tiyatronun yıllardır içinde bulunduğu sanatsal ve yönetsel sorun
lar herkesin malumu.
Her yıl mezun olan onlarca tiyatro öğrencisine bırakın istihdam olanakları vaadeden bir tiyatromuzun/bir tiyatro sektörünün yaratılmış olmasını; devletin bugüne dek sunduğu (kısıtlı da olsa) imkânları gereğince doğru ve etkili kullanmayan ve Cumhuriyet'in hediyesi tiyatral kazanımları da adeta bir mirasyedi gibi çarçur eden "tiyatrocular" yüzünden, bugün tiyatromuzun büyük bir var olma yok olma savaşımı içinde olduğu ortadadır.
Bu çarpık tiyatro düzenini ve bu düzene çanak tutan, bu düzenden geçinmeli "resmi tiyatro yayıncılığı"nı eleştirmeyi, teşhir etmeyi kendimce bir görev sayıyor; bunu dün, 90'lı yıllarda DTCF tiyatro bölümündeki arkadaşlarımızla çıkardığımız Agon tiyatro dergisi ruhuyla bugün de aynı saikler ve aynı heyecanla sürdürmeyi, bugün tiyatro için yapılabilecek en önemli ve en değerli şey olarak görüyorum.
Tiyatro alanında bir başarım olup olmaması, aktif olarak tiyatro yapıp yapmamam, bir dergi çıkarıp çıkarmamam bu eleştiri hakkımı kullanmama engel teşkil eder mi?
Türkiye'deki siyasal ve toplumsal çarpıklıları ya da medyayı eleştirmek, teşhir etmek için nasıl mutlaka siyaset yapıyor olmak, milletvekili ya da başbakan olmak, gazete çıkarmak vb. gerekmiyorsa; benim tiyatro ve tiyatro yayıncılığıyla ilgili eleştiri hakkımı kullanmam için de tiyatro yapmam, tiyatrocu ya da tiyatro yayıncısı/dergicisi olmam gibi bir şarta tabii olmam, böyle bir yükümlülüğüm olması de gerekmiyor.
Bunları yazmayı bile zûl sayıyorum ya, Mustafa Demirkanlı'nın bu yöndeki demagojisi çok genel ve klişe ifadelerle de olsa bu noktaya değinmemi gerektiriyor.
Diğer konu Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin 21 yıldır yayımlanıyor olmasının başlı başına bir kerametmiş gibi yuturulmaya çalışılmasına.
Bir derginin ya da gazetenin sırf 21 yıldır yayımlanıyor olması kendi başına bir önem ve değer taşıyor olsaydı, Türkiye'deki çarpık siyasal ve sosyal sistemin bir numaralı çanak tutucusu 64 yıllık Hürriyet gazetesini baştacı etmemiz gerekirdi.
Siyasal iktidarların "resmi tarih" yazıcısı olarak 64 yıldır Türkiye'deki çarpık siyasal sistemin yaşatılması ve meşru gösterilmesi için bir tür suni solunum ünitesi gibi çalışmış, "resmi tarih" yazıcısı Hürriyet gazetesini Türkiye tarihi içinde malum yeri neyse, işte Türkiye tiyatrosunda "Tiyatro... Tiyatro... Dergisi"nin malum yeri de orasıdır.
March 12, 2012 at 11:49am
·
Like
Feridun Çetinkaya
Örneğin, Hürriyet gazetesi ve Ertuğrul Özkök, iftira ve linç kampanyasıyla Ahmet Kaya'yı, Hrant Dink'i nasıl hedef gösterdi ise, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi ve sahibi Mustafa Demirkanlı'nın Coşkun Büktel'i gamalı haçlı bir fotomontajla resmedip, ifti
ralarla hedef göstermesi de bundan farklı bir şey değildir.
Tiyatro... Tiyatro... Dergii sahibi Mustafa Demirkanlı'nın o pek çok övündüğü 21 yılın gerçekte ne olduğunu, "İftiracı, linççi ve sansürcü tiyatro yayıncısının pişkini, 'Bahar temizliği' yapar kış günü... Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin baş destekçileri Lemi Bilgin ve Ayşenil Şamlıoğlu'na
Demirkanlı'nın bulaştırdığı kara leke bir 'Bahar temizliği'yle alınlarından silinebilir mi?" başlıklı yazımda da (bkz.
http://tiyatrofanzini.blogspot.com/.../iftirac-lincci-ve...
) Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne dair bu tespitimi şu ifadelerle dile getirmiştim:
"Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürü Lemi Bilgin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT) Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu gibi ödenekli kamu tiyatroları yöneticileri ve tiyatro iktidarları tarafından (Türkiye tiyatrosundaki çürüme ve yozlaşma gerçeğini manipüle etmek, gerektiğinde tiyatroyla ilgili gerçekleri çarpıtacak ve yönlendirecek şekilde dezenformasyon üretmek, Türkiye tiyatrosu ve tiyatro iktidarlarının icraatları ve uygulamalarıyla ilgili tarihsel gerçeklerin tiyatro tarihine, tiyatro iktidarlarının işine geldiği biçimde yanlı ve yanlış aktarılmasını sağlayacak birtakım sahte belgeler düzenlemek, kısacası bir çeşit düzmece 'resmi tarih' oluşturmak amacıyla kullanılmak üzere) el altında bir 'yandaş tiyatro medyası' bulunsun anlayışıyla, yıllardır ödenekli kamu tiyatrolarının reklam bütçeleriyle fütursuzca ve sorumsuzca beslenen ve desteklenen Mustafa Demirkanlı'nın Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, bu 'ilkellik ve iğrençlik' abidesi iftira fotomontajını yayımlayarak şunu demeye getiriyordu: 'Burada resmini, Nazi faşizminin simgesi gamalı haçla yan yana koyarak fotomontajladığımız tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel bir Nazi faşistidir.'" (bkz.
http://tiyatrofanzini.blogspot.com/.../iftirac-lincci-ve...
)
Tiyatro Fanzini: İftiracı, linççi ve sansürcü tiyatro yayıncısının pişkini, "Bahar...
TIYATROFANZINI.BLOGSPOT.COM
March 12, 2012 at 12:05pm
·
Like
Feridun Çetinkaya
Ha, bir de...
NEREDE KALMIŞTIK?
İftira ve sansür suçunu belgeleriyle teşhir ettiğim Mustafa Demirkanlı, benim karşımda hiçbir zaman iftiracı ve sansürcü olmadığını söyleyemedi.
Sahibi olduğu Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde, bana "ırkçılığın avukatlığına soyunuyor" iftirası atılmasına çanak tuttuğunu da yanıt/tekzip yazımı sansürlediğini de inkâr etmiyor.
Mustafa Demirkanlı, tıpkı Banker Bilo filmindeki üçkâğıtçı Maho gibi: "Evet yaptım, yaptım ama bir sor bakalım niye yaptım?" diyebiliyor ancak.
Bu sayfaları okuyanlara hâlâ saf Bilo muamelesi yaparak battıkça batıyor.
(...)
Mustafa Demirkanlı en son "COŞKUN BÜKTEL'İN SAYFALARIYLA SINIRLI KALMAMAK İÇİN KENDİ FACEBOOK SAYFAMA DA KONUYU TAŞIDIM. İSTİYORLARSA BÜKTEL VE ÇETİNKAYA DA BENİM ALANIMDA GÖRÜŞLERİNİ YAZABİLİRLER. ÜSTELİK BENDE BAŞLIK AÇMA KISITLAMASI DA YOK. GÖRÜŞ BİLDİREN HİÇ KİMSEYİ EVİMİZE DADANAN HIRSIZLA ÖZDEŞLEŞTİRİP ENGEL KOYMUŞ DEĞİLİZ. " diyerek, güya demokratlık taslamış, sureti haktan görünmeye çalışmıştı.
Ancak bu söylediğinin de doğru olmadığı görülmüştü.
Demirkanlı'nın linkini verdiği sayfadaki, "Bu İkili Tarafından 'İğrenilmek' İstemeyenler Bu Yazıyı Okumasın..." başlıklı yeni iftira ve hakaret notunun altına benim ya da Coşkun Büktel'in herhangi bir şekilde görüş ya da yorum yazmasına imkân tanınmıyordu. (Bkz.
https://www.facebook.com/.../bu-ikili.../10150440363112966
)
Çünkü, Demirkanlı'nın her zamanki gibi bizim ne yazdığımızı okurlardan sakladığı, tek taraflı dezenformasyon yaptığı ve bizim kendisi hakkındaki eleştiri yazılarımıza bir tek link vermeye dahi cesaret edemediği söz konusu yeni iftira, hakaret ve dezenformasyon notunun altında, görüş belirtilebilecek, yanıt hakkı kullanılabilecek, herhangi bir yorum bölümü, yorum yazma imkânı yoktu. İşte bu da fotoğrafı, belgesi:
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10150435430365458...
(...)
----------------------------------------------
(Tamamını okumak için: "DEMİRKANLI O KADAR 'GENİŞ' Kİ, FERİDUN ÇETİNKAYA'NIN 'KAZIK' CEVABINDAN HİÇ RAHATSIZ OLMADI!" Bkz.
https://www.facebook.com/note.php?note_id=10151089191010711
)
https://www.facebook.com/notes/mustafa-demirkanlı/bu-ikili-tarafından-iğrenilmek-istemeyen...
FACEBOOK.COM
March 12, 2012 at 12:11pm
·
Like
Coşkun Büktel
Sansürcü yayıncılarımızın anlattıklarından çıkan özet: Sansür yapmak zorundayız. Hakikatin değil de bize reklam verenlerin sesi olmak zorundayız. Şartlar bunu gerektiriyor. Bu şartlarda sansürsüz dergi çıkarılamaz. Çıkarabilirseniz, buyrun siz çıkarın!
Biz, hakikati savunmak şöyle dursun, hakikati savunanlara bile saldırmak (hem de, yalan, iftira, saptırma, demagoji, linç kampanyası, vb dahil her yöntemle saldırmak) onların (hakikatin) sesini her ne pahasına olursa olsun, bastırmak zorundayız. Biz öyle Coşkun Büktel gibi hakikat uğruna Don Kişot'luk etmeye, tiyatral otoriteye boyun eğmeyip karşı çıkarak Theope gibi bir oyun yazdıktan sonra bile on yıllarca sokaklarda seyyar kitapçılık yapmaya, açlığa, soğuğa, sefalete katlanamayız. Hele Feridun Çetinkaya gibi, bir iş yerinde, her gün sabah 9 akşam 7 düzeniyle ve alnımızın teriyle emekçilik etmeye hiç yanaşamayız. Elbette sansürcü ve elbette sahibinin sesi olacağız. Çünkü şartların bunu gerektirdiğini öğrendik. Bir keresinde şöyle "yarım ağızla, hatta çeyrek ağızla" karakterli davranmaya kalktık, o yarım ağızla dahi olsa, karakterli davranmamızı affetmediler. Reklamımız kesildi. Çığlık atmak zorunda kaldık. Bir daha çığlık atmamak için ne gerekirse yaparız: Tiyatronun resmi tarihini reklamverenlerin isteği doğrultusunda oluşturmak ve tiyatral hakikati dayatan iki-üç manyağı susturmak veya itibarsızlaştırmak için yalan, iftira, demagoji, sahtekârlık, linç kampanyası, vb her yöntemi uygularız. Çünkü biz, Don Kişot değiliz. "Ekmeğinin"(!) peşinde sıradan insanlarız. O yüzden tezgâhımızı bozarak ekmeğimize kan doğramaya kalkışan Don Kişot'lara karşı öyle ahlak kaygısı gözeterek yöntem seçme lüksüne sahip değiliz. Çünkü şartlar buna izin vermiyor. Yoksa biz istemez miyiz sansürsüz dergi çıkarmayı? Keşke bizim dergimiz de, Büktel'in bu facebook sayfaları kadar sansürsüz olabilse! Bak ne güzel, "karışmadan duramadım" diyerek, hoop dahil olabiliyor, canımız hangi yalanı isterse söyleyebiliyor, her türlü demagojiyi uyguluyor, reklam verenlerimize burada bile sadaketle hizmet ediyor, sıcak mesajlar gönderebiliyoruz. Yazdıklarımızın asla silinmeyeceğinden emin olmanın güveniyle bu sayfada aklımıza esen her türlü dezenformasyonu gerçekleştirip bu sayfaların okurlarını Büktel'den soğutmak için elimizden geleni yapabiliyoruz. Büktel, takma isimle kendisine edilen küfür ve iftiraları bile silmiyor. Büktel enayisinin "sıfır sansür" takıntısına, hakikat Don Kişot'luğuna ne kadar şükretsek azdır. Böylelikle gelip burada kurtlarımızı döküyor, Büktel'in her teşebbüsünü şaibeli kılmak için nefis bir olanak bulmuş oluyoruz. Enayiliğine doymasın! Ama şüphesiz ki, aynı enayiliği bizden beklemek saflık olur. Nabza göre şerbet verirken arada bir okurlar alışverişte görsün diye biz de eleştiriye benzer bir şeyler yayınlayabiliriz. Ama reklamverenden en küçük bir tepki geldiğinde derhal çark etmeye de hazır ve nazır olduğumuzu reklamverenlerimiz gayet iyi bilir. Ee, okurları kıllandırmamak ve bir ölçüde inandırıcı olmak için, arada bir, dozu gayet iyi ayarlanmış birtakım eleştirimsi laflar da etmek gerek. Reklamverenlerimiz o kadarına da anlayış gösteriyorlar zaten. İşte bizim ekmek paramızı kazanmak için yaptığımız iş, bu. Yayıncılık anlayışımız, bu. Burası Avrupa değil, bizim yayıncılık anlayışımız, bu şartlarda ve bu ülkede mümkün tek yayıncılık anlayışıdır. Hakikat takıntısına kapılmış birtakım manyakların bizim bu anlayışımıza karşı hakikati dayatmasını; "sansür yapmayın, bağımsız olun, reklamverenin reklam kesme tehdidine aldırmayın, baskılara boyun eğmeyin!" diye bize baskı yapmasını elbette kabul edemeyiz. Biz hangi baskıya boyun eğeceğimizi, hangi baskıya karşı duracağımızı iyi biliriz. Hakikat manyaklarının baskılarına asla boyun eğmeyiz.
March 12, 2012 at 2:07pm
·
Like
Coşkun Büktel
ARŞİV: Sansür'ün nedeni ya da gerekçesi olmaz; ancak "bahanesi" olur.
March 12, 2012 at 2:08pm
·
Like
Coşkun Büktel
Dergiden vazgeçmeyi bile düşünebiliyor ama adam gibi sansürsüz bir dergi çıkarmayı akıllarından bile geçiremiyor herifler. Neyse, dezenformasyonun sona ermesi de bir şeydir; buna da şükür!
March 12, 2012 at 9:42pm
·
Like
Erbil Göktaş
Ya, ben sana ve Feridun'a o gece ne dedim, bir anımsar mısın lütfen? Senin "sansür" diye nitelediğin tavrımın nedenlerini açıklayıp, Feridun'a da "yaptığın söyleşileri virgülüne dokunmadan yayınlayacağım" demedim mi?... Niye üzüm yemek yerine, bağcıyı, hatta bağcıları, hatta hatta ovadaki bütün rençberleri dövmeye kalkıyorsun; şimdiye kadar dövdüklerin yetmedi mi, Kötü Co?...
March 12, 2012 at 11:52pm
·
Like
·
3
Feridun Çetinkaya
Sahibi olduğu Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde bana alenen "ırkçılığın avukatlığına soyunuyor" iftirası atmış ve bu iftiraya karşı yanıt hakkımı da alenen sansürlemiş, Coşkun Büktel'i gamalı haçlı bir fotomontajla resmedecek ve internet
sapığı Burak Caney'e teşekkür edecek kadar fütursuzlaşmış Mustafa Demirkanlı ile bugün, ilk fırsatta ağızbirliği eden, utanıp sıkılmadan bocazı şıracı kurgusu içinde birlikte bir de cefakâr tiyatro yayıncılığı ahkâmı kesmeyi midesi kaldırabilen bir kişi olarak Erbil Göktaş'ın, bırakın "sansür yapmayacağım" vaadini, ağzından çıkmış ya da çıkacak herhangi bir "söz"ünün, benim indimde, hele hele bundan sonra, herhangi bir önemi ya da kıymetiharbiyesi olabilir mi? Elbette olamaz!
March 13, 2012 at 10:11am
·
Like
·
1
Erbil Göktaş
Şu "utanıp sıkılmadan" gibi, "herifler" gibi sözcükleri kullanınca bir şey mi söyledim sanıyorsunuz?... Bütün kötü sözleriniz, değerbilmezlikleriniz, nezaketsizlik ve teşhircilikleriniz sizin olsun o zaman!... Ayrıca madem iş "her şeyi "teşhir" etmeye
kadar geldi, şunu sen kendin, kendi ağzınla söylemedin mi; "Mustafa Demirkanlı'nın dergisi habercilik alanında çok iyi" diye... Akşam aramızda söylenen bu sözü, sabah niye yadsıyorsun ben dile getirince... Ayrıca Bay Puntila ve Uşağı Matti'yi de siz Coşkun Büktel'le oynayın bundan sonra, sizin hiç bir oyununuzda ben olmayacağım; eğer olursam "tarih taksiratımı affetsin"!...
March 13, 2012 at 12:47pm
·
Like
·
3
Coşkun Büktel
Yalan ve iftiralarını ve sansür suçlarını belgeleriyle sıraladığımız insanlar, suçları savunma yapmayı olanaksız kılacak kadar net ve sabit olduğu için; her zamanki gibi en iyi savunma saldırıdır diyerek, saldırıya geçiyorlar. Peki bize saldırmak için,
bizim yalan, iftira, sahtekârlık, linç kampanyası, vb gibi herhangi bir insanlık suçumuzu belgelemeleri mümkün mü? Mümkün değil. O zaman, ya çoğunlukla takma isimli sapıkların yaptığı gibi, kanıtsız belgesiz, açıkça iftira atıyorlar (mahkeme sürecini başlattıklarından beri artık pek sık itibar etmedikleri bir yöntem) ya da bizi ille suçlamış olmak için, yapabilecekleri tek şeyi yapıyorlar: Kanıt gerektirmeyen, muğlak ve sınırları belirsiz bir kavrama, "küfür" kavramına sarılıyorlar. Bizi küfür ya da nezaketsizlikle suçlayarak, kendilerinin medeni, bizlerin ise medeniyetten yoksun kaba insanlar olduğumuz yanılsaması yaratarak, okurları dezenforme etmeye çalışıyorlar.
Ben, iftiracılara karşı hangi dozda konuşacağımı iftiracılardan öğrenmeyi reddettiğim için, orospu çocuğu dahil, Türkçe Sözlük'teki her kavramı yerinde ve uygun biçiimde kullanmaktan, sözlerimi sakınmamaktan ve saatimi linççilerin keyfine göre ayarlamayı reddetmekten yanayım. Bu konuda beni her zaman eleştirmiş olan Feridun Çetinkaya ise, linççilere koz vermemek için kötü sözlerden kesinlikle kaçınmaktan yana... Ama Feridun'a herzaman söyledim, söylüyorum: Linççiler bizi kötü sözlerimiz nedeniyle suçluyor değiller; teşhir ettiğimiz suçlarını savunamadıkları için; konuyu o suçlardan başka bir yöne saptırmak ve kendileri de bizi suçlayarak sanki bir bir berabereymişiz gibi bir yanılsama yaratmak için suçluyorlar. Bizi suçlayabilecekleri hiçbir malzemeleri olmadığı için, bizi ancak küfürbaz ya da kaba insanlar olmakla suçlamak zorundalar. Ağzımızla kuş tutsak ve Kraliçe Elizabeeth kadar "temiz" konuşsak bile, bizi suçlayabilecekleri tek konu kabalık veya küfür olduğu için, bizi kabalıkla suçlamalarını asla önleyemeyiz.
Nitekim, daha önce de çeşitli örneklerini gördüğümüz üzere, linççiler (ya da linççi müttefikleri) Kraliçe Elizabeth'ten sonra dünyanın en "temiz" konuşup yazan insanı Feridun Çetinkaya'yı bile, kaba ve küfürbaz olmakla suçlamışlardır. Erbil Göktaş'ın yukarıdaki yorumunda yer alan ifadeler, bu absürd suçlama serisinin son ve en uç örneklerinden biri oldu: Erbil, yalan ve saptırmalarına karşı Feridun'un söylediği "utanıp sıkılmadan" ifadesini ve "herifler" kelimesini bile "kötü söz" saydı ve Feridun'u "nezaketsizlikle suçladı. Biz onları belge ve kanıtlarıyla teşhir ettikten sonra, ancak ondan sonra, yalancılık, iftira ve demagoji ile suçluyoruz. Onlar ise, belgelere karşı çıkamadıkları, savunma yapamadıkları için, hiç değilse bir bir berabere kalalım kurnazlığına başvurarak, bizi "nezaketsizlikle" (veya söylediğimiz her sözü Tanrı sözü saydığımız gibi kendilerinden menkul ahmakça iftiralarla) suçluyorlar. Okurlar ve tarih acaba taksiratlarını gerçekten affedecek mi dersiniz?
March 13, 2012 at 1:32pm
·
Like
Erbil Göktaş
Ben neyin yalanını söylemişim; neyi saptırmışım?... Feridun travmatik bir biçimde, "ödenekli" tiyatrolar kapansın demedi mi? Sen de ben de, buna karşı çıkmadık mı? travmatik çünkü kendisini pek çok insandan yetenekli gördüğü halde, ödenekli bir kurumda
çalışamayıp onlara olan kızgınlığını bu biçimde dile getirmedi mi? hatta ben de ona, "ne gerekiyorsa yapalım, kimle gerekiyorsa konuşup dilekçe verelim" demedim mi?... Ayrıca sen de travmatik bir biçimde Erbil Göktaş'ı "LİNÇ" etmiyor musun?... Hadi diğer insanları "LİNÇÇİ" diyerek "linç" ediyorsun da, beni niye "LİNÇ" etmeye kalkıyorsun?... Çünkü bu senin doğanda da var... Evet, senin yaptığın da bir "linç" GİRİŞİMİDİR; bu GİRİŞİMİNİZİ KINIYORUM. okurlar beni zaten yeterince "onore" ediyorlar, daha bu sabah 3 kişi abone oldu; geçen sayıda Yeni Tiyatro Dergisi'nin satışı yüzde 30 arttı; sen "ALMAYIN" diye veryansın ettiğin halde bir çok insan abone oldu; ancak bunlar senin dediğin gibi "LİNÇÇİ"lerden değildi... Okurlar kesiminde durum böyle; tarih kesiminde ise evet "tarih" beni affetmeyebilir; seninle, Feridun'la oturduğum için; söyleştiğim için... Size yakın durup sizin de hakkınızı savunabildiğim kadar savunduğum için... Evet benim için, "utanmaz" demek de, "herif" demek de, nezaketsizliktir, hakarettir; siz oturup bir şeyleri paylaştığınız insanlara bu biçimde davranırsanız, bu aynı zamanda aymazlıktır; evet bu kadar "insanlıktan çıktığınızı", bu kadar "nefret dolu" olduğunuzu "yeni" farkettim; hele zavallı Feridun'un "ben sistemin dışındayım, yani bir çıkarım yok" derkenki psikolojisini çözümlemeyi kendisine bırakıyorum; çünkü ben çözümlemeyeceğim, kendisi bu durumla bir yüzleşsin; sen de öyle; daha önce de söylediğim gibi, o kahrolası öfke ve nefretlerinizle belki yüzleşebilir, aynalara yumruk atabilirsiniz. Evet, ben gardımı aldım, sizin yumruklarınız artık bana işlemez; ama bir kez de aynalara yumruk atıp elinizi kanatın; bir kendi kanınızı da akıtın; çünkü onlarca insanın ağzını yüzünü kan içinde bıraktınız; hakedeni de etmeyeni de... Evet bu benim için yol ayrımı oldu, iyi de oldu...
March 13, 2012 at 2:17pm
·
Like
·
1
Feridun Çetinkaya
Coşkun, ben mi anlamadım(?)
Erbil Göktaş, "Sahibi olduğu Tiyatro... Tiyatro... Dergisi internet sitesinde bana alenen 'ırkçılığın avukatlığına soyunuyor' iftirası atmış ve bu iftiraya karşı yanıt hakkımı da alenen sansürleyip gasp etmiş, Coşkun Bükte
l'i gamalı haçlı bir fotomontajla resmedecek ve internet sapığı Burak Caney'e teşekkür edecek kadar fütursuzlaşmış" Mustafa Demirkanlı ile ağızbirliği etmiş olmaktan rahatsız olmuyor da benim kullandığım "utanıp sıkılmadan" nitelemesınden rahatsız olmuş öyle mi? Pes, ya hu?
Erbil Göktaş, bu Mustafa Demirkanlı ile ağızbirliği ederken "utanıp sıkılmış" mı yani?
Şayet "utanıp sıkılarak" Demirkanlı ile ağızbirliği etmişse, ne âlâ(!)...
Eğer öyleyse, o zaman ben de, kullandığım "utanıp sıkılmadan" ifademi geri alayım ve hatta Erbil Göktaş'tan özür de dileyeyim(?)...
March 13, 2012 at 2:24pm
·
Like
·
1
Feridun Çetinkaya
Erbil Göktaş, yalan söylüyorsun! "kendisini pek çok insandan yetenekli gördüğü halde, ödenekli bir kurumda çalışamayıp onlara olan kızgınlığını bu biçimde dile getirmedi mi? hatta ben de ona, "ne gerekiyorsa yapalım, kimle gerekiyorsa konuşup dilekçe verelim" demedim mi?..." ifaden her kelimesiyle iğrenç bir iftira... Aşağılık herif!!!!
March 13, 2012 at 2:44pm
·
Like
Coşkun Büktel
Yahu Erbil, sen sıkışınca Mustafa'dan bile iğrenç olabiliyormuşsun... (Hay allah, "iğrenç" dedim, yine nezaketsizlik ettim. Türkçe'de de "iğrenç" kavramını karşılamak için "iğreçten" daha sevimli bir kelime niye bulamamışlar ki? Hadi biz bulalım da nez
aketsiz konuşmuş olmayalım. Mesela iğrenç yerine, "gutlek" diye bir kelime icad edelim mi? Edelim! Öyleyse baştan başlıyoruz):
Yahu Erbil, sen sıkışınca Mustafa'dan bile gutlek olabiliyormuşsun... Madem bana soruyorsun, söyleyeyim: Feridun'un bir devlet kurumuna giremediği de, giremediği için öfke ve komplekse kapıldığı da, iğrenç (şey, "gutlek") bir iftiradır.
Umarım yeterince nazik olmuştur.
Peki sizin cevap veremediğiniz haltlarınız ne olucak? Siz hep böyle "baskın basanın" kafasıyla saldırı halinde mi olacaksınız? Yoksa Feridun'un yukarıda belgeleriyle teşhir ettiği suçlarınızı görmezden gelmenin, hesap verememenin, sizi nazik ve beyefendi kıldığını mı sanıyorsunuz?
March 13, 2012 at 3:05pm
·
Like
Erbil Göktaş
Hadi ordan ya!... Ya da hadi ordan be!... Sen kendi "gutlek"liklerine bak!...
March 13, 2012 at 3:09pm
·
Like
·
2
Erbil Göktaş
İşte Feridun Çetinkaya'nın terbiyesi bu kadar!... Ne oldu senin "terbiyeli yavruya" Coşkun Büktel!.... Gizli kapılar ardında insanları kıskanmak, onların devletten maaş alıyor oluşundan nefret etmek ve bunu çekiştirmek kolaydır. Yüreğin yetmediği için
"ben öyle şey" demedim diye yalan söyledn, ben de beni yalancı çıkarman pahasına göz yummuştum ama değmezmişsiniz. . Sen "ödenekli kurumlar kapatılsın" dedin mi demedin mi? İnsanların maaşlarını kıskandığın, bunun travmasını yaşadığın her konuşmanda ortaya çıktığı gibi bunu gözlerinde de gördüm; hiç kıvırmaya kalkmayın. Siz gidin, kumda oynayın, tiyatro yapan insanların, iyi niyetli insanların yakasını rahat bırakın. Açıklamayım açıklamayım diyordum, ille de yukarda da yalan söylediğini açıklatacaksın bana; bir kere "Coşkun'u da alalım, gidelim kiminle konuşulacaksa konuşalım" demedim mi ben sana... Çünkü gözlerindeki o zavallılık beni etkilemişti; değmezmişsin, değmezmişsiniz; o "aşşağılık" laflarını al da, tiyatro yapan insanları nefretle çekiştirirken meze yaparsınız; ama beni meze yapamazsınız; hadi şimdi defolun gidin hayatımdan, defolun!...
March 13, 2012 at 10:30pm
·
Like
·
2
Oğuz Gemalmaz
Erbil
, sen nasıl düştün bu çukura? Adamlara kusma fırsatı vermişsin.
March 14, 2012 at 2:16am
·
Like
Erbil Göktaş
Sevgili Oğuz, bildiğin üzre ben Yeni Tiyatro Dergisi'ni çıkarıyorum ve "Demokratik Platform" olma gibi bir "niyeti"imiz vardı; o yüzden bu "kişi"lerle de ilgilendim; beni bin pişman ettikleri halde, kendime "bunları da görmezden gelmemek senin işin" di
yerek, her şeye, herkese karşın, çoğu kez "yalnız" kalmak pahasına bile olsa, bu "kişi"lerle konuştum, tartıştım, kavga ettim... Dediğin gibi bu "kişi"ler, işi "kusma"ya kadar vardırdılar, olsun, kusmaları iyidir, belki yıllardır içlerine gömdükleri "cenazeler" kalkar da, sanmıyorum ama birazcık da olsa arınabilirler. Umarım bu "son" görevimde içlerinin temizlenmesine vesile olabilmişimdir, sanmıyorum ama umarım öyle olur.
March 14, 2012 at 2:37am
·
Like
·
1
Coşkun Büktel
MUSTAFA DEMİRKANLI TARTIŞMAYI ŞU SAYFADA DEVAM ETTİRİYOR:
http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=381225431895573&id=100000243596367
March 14, 2012 at 8:19am
·
Like
Coşkun Büktel
SÖYLEDİĞİ HER ŞEYİN CEVABI BU SAYFADA FAZLASIYLA VERİLDİĞİ İÇİN, MUSTAFA'NIN (YUKARIDA LİNKİNİ VERDİĞİM) BİR BAŞKA SAYFAYA TAŞIDIĞI TARTIŞMADA, MUSTAFA'NIN HİLELERİ SAYESİNDE, KLASİK BİR COŞKUN BÜKTEL YAZISI DAHA YAZMAK ZORUNDA KALDIM. İŞTE METNİ:
Ne
güzel, tartışmayı kendi sitende tek yanlı olarak, bizim karşı görüşlerimize yer vermeksizin ve tartışmanın orijinal sayfasına bir link bile vermeksizin, masalcı nine üslubuyla bir güzel anlatıp, okurlarını sakin sakin dezenforme etmişsin. O da yetmemiş, dürüstlük takıntılı, hakikat manyağı enayi Coşkun'un "sıfır sansürlü" sitesine gelip pisliklerini bir de buraya sıvamışsın.
Peki bunun karşılığında minnettar mısın? Hayır. Tam tersine, Coşkun 3 saat sonra yayınladığım bu pisliği, kendi sitesine de eklesin diye sipariş veriyorsun ve "ekleyeceğini sanmıyorum ya" diyorsun. Sanmaman çok doğal. Sen buraya her pislediğinde, ben o pislikleri siteme götürüp, sitemin mizanpajına uydurarak bir kez daha yayınlamak için mesai harcayıamam elbette.
Ben sitemde bu tartışmaları, karşı görüşlerle birlikte (senin görüşlerin de dahil olarak) yayınladım. Yayınladığımda son sözü Erbil Göktaş söylemişti. Ben yayınladıktan dört saat sonra, Erbil Göktaş, tartışma sayfasına yukarıdaki başlığa da aldığım yorumunu girdi. Önemli saydığım için, hem ayrı başlık yaptım, hem de oturup mizanpaj için yeniden mesai harcayarak, siteme de ekledim.
Üç saat sonra da, bu kez sen, kendi sitende yayınladığın şu tek yanlı, sansürlü yalan, iftira ve saptırmalarını ve gayrı ahlaki, gayrı mantiki suçlamalarını yukarıya yapıştırdın. Ben son sözümü söyleyeli 15 saat olmuş. 8 saat önce Erbil'in yukarıya da aldığım son sözünü sitemde yayınlamışım. Sen şimdi kalkmış o tartışmada sıçtıklarımı sitende yayınladın, buraya yapıştırdığım, bu son pislikleri de sitene ekle, diyor; "ekleyeceğini sanmıyorum ya" diyerek, benim, yani önceki yazdıklarından korkmamış ve önceki yazdıklarını sitesinde yayınlamış olan benim, bu son yazdıklarından korkacağımı ima ediyor ve ceviz kadar beyninle beni kışkırtmaya çalışıyorsun. Hayır eklemiyorum. Erbil, tartışma sayfasına, ben iki kez cevap vermediğim halde, üçüncü bir yorum daha eklemiş. Onu da, bundan sonra o sayfaya yazacaklarınızı da, siteme ekleyecek değilim. Ben, bu tartışma bağlamında son sözümü 15 saat önce söyledim. 8 saat önce de, Erbil'in son iki yorumunu cevaplamaksızın üst üste ekleyerek, tartışmayı sitemde bitirdim. Tartışmanın sitemdeki sayfasının sonuna ne yazdığımı hatırlatayım:
BU TARTIŞMANIN FACEBOOK'TAKİ KAYNAK SAYFASINA GÖZ ATARAK, TARTIŞMANIN BUNDAN SONRASINDA NELER OLDUĞUNU GÖREBİLİR YA DA TARTIŞMA HAKKINDA GÖRÜŞLERİNİZİ O SAYFAYA EKLEYEBİLİRSİNİZ;
LÜTFEN, TIKLAYINIZ!
https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=379640435387406&id=100000243596367¬if_t=feed_comment
Sitende tek yanlı olarak, karşı görüşlere yer vermeksizin yayınladığın yalanları bir de gelip benim facebook sayfalarıma özgürce yapıştırabildiğin halde, bir de kalkıp beni de kendin gibi sansürcü olarak tanıtmaya çalışman, okurları dezenforme etmeye kalkışman, iğrenç bir şey! Tabii sana göre insanları alçakça dezenforme etmek kabalık değil, sana göre asıl kabalık, bu alçaklığın adını koymak, alçaklığa, alçaklık demek. Erbil'in acemice yalan ve hakaretlerine cevap vermem gerekmiyor; nasılsa öğrencilerinden başka kimse inanmaz (onlar da ancak yatsıya kadar veya mezun olacakları güne kadar, inanır (veya inanır görünür.) Erbil'in salakça hakaretlerine cevap vermeme gerek yok ama, senin bu sinsi ve alçakça imalarını teşhir etmek zorundayım. Okurlarımın yüzde 99'u senin ne mal olduğunu gayet iyi biliyor ama o yüzde 1'i bile dezenforme etmene katlanamıyorum. Bu nedenle artık üslubun haline gelmiş ve adeta ikinci derin olmuş o gayet pişkin ve sinsi yalan ve iftiralarına hâlâ mesai harcamak zorunda kalıyorum. Sitende sansürlediğin ve tek yanlı yalanlarınla zehirlediğin (ve "bu Mustafa, durmadan suçladığı şu Büktel, Bulunmaz ve Çetinkaya'nın görüşlerini niye hiç aktarmıyor, onların karşı görüşlerinin kaynağına niye hiç link vermiyor?" sorusunu sorabilecek zekâdan yoksun) okurlarına o kadar acıyorum ki... Onlar senin okurların olduğu halde sen onları dezenforme etmekten asla utanç duymazken, o utancı da, senin yerine ben duyuyorum.
Ben sitemde sizin görüşlerinizi de yayınladığım gibi, sonradan ekleyeceğiniz şeyleri okurlar görebilsinler diye her zamanki gibi, ilgili tarışmanın orijinal sayfasına link de verdim. Aynı link, bu sayfanın başlığı altında da var. (Siz kendi sitesinizde, bırakın karşı görüşleri de yayınlamayı, okurlar o görüşleri görmesin diye, tartışma sayfasına link bile veremediniz. Gırtlağınıza kadar yalana, iftiraya, hileye, dezenformasyona ve sansüre batmışsınız, bir de kalkmış, sizin pisliklerinizi sansür etmediğim yetmezmiş gibi, kendi sitemde yayınladığım yetmezmiş gibi, son iki sözü size verdiğim yetmezmiş gibi, bir de kalkmış, biz buraya aklımıza estikçe bir şeyler pisleyelim, sen o pislediklerimizi de sürekli kendi sitene taşı, sürekli bizim pisliklerimizin mizanpajıyla uğraş, yoksa biz de sana sansürcü deriz, böylece berabere kalırız, sansürcülükte eşit oluruz, demeye getirerek, "Ekleyeceğini sanmıyorum ama olsun..." diyorsun. Merak ediyorum, senin sitende acaba kaç okur, "Evet, Demirkanlı haklı, Coşkun da en az Demirkanlı kadar sansürcü" diyordur. Merak ediyorum, acaba "Ulan bu Mustafa da amma geri zekâlı, Büktel senin pisliklerinden korksa, 'sıfır sansür' diye bağıra bağıra ses tellerini yırtmaya gerek duyar mıydı? O Pisliklerinizden korksa, facebook sayfalarında onları özgürce yayınlamanıza izin verir miydi? Bak ne güzel, keyfince pisleyebiliyorsun herifin sayfalarını. O niye senin sayfalarında aynı özgürlüğü kullanamıyor?" sorusunu sorabilecek zekâya sahip bir tek insan evlâdı Mustafa'nın sitesine uğruyor mudur?
Galiba uğramıyor. Mustafa sitesinde bu avantajını(!) kullanıyor. Ama benim özgür sayfalarımda, özgürce iftira atabildiği halde, ben cevap vermeye gerek duymadığımda bile, yok öyle bir avantajı... Bu sayfaların okur profili farklı. Bu sayfaların okurları, gerçeğin tüm taraflarını dinlemeye alışmış... Tek yanlı yayın yapanları, tek kale maç oynayanları, affetmezler burada... Ben "bu" okura güvendiğim, yalnızca "böyle" bir okura yazdığım için sansürcü değilim. Siz ise, gırtlağınıza kadar suça, dolayısıyla yalan ve iftiraya battığınız için, sansüre mecbursunuz ve ancak ahmaklara ve linççilere güvenebilirsiniz.
Tabii, eski devirler geçti, artık ahmakların ve linççilerin sayısı zeki ve vicdanlı insanların sayısından fazladır diyerek kendinizi teselli edebilirsiniz.
4 saat önce · Beğen
March 14, 2012 at 12:44pm
·
Like
Coşkun Büktel
Belki Mustafa Demirkanlı'yı tanımadıkları için, burada neler olup bittiğini kavrayamayıan (örneğin yalnızca kişisel sempatisini baz alarak görüş belirtmeye çalışan ve kusmaktan usandığımızı bilmediği için bizim kusmak için fırsata ihtiyacımız olduğunu
...
See More
Anasayfa
Mustafa Demirkanlı, yalan ve iftiralarıyla Coşkun Büktel'e yalnızca mesai kaybettiriyor; ama ("Evet, İkinci Bir...
COSKUNBUKTEL.COM
March 14, 2012 at 1:24pm
·
Like
Mehmet Öge
Sayın Büktel, "gutlek" süper bir kelime olmuş. İcat. Usta bunu kullanalım. Yeni eserlerinizde, makalelerinizde... Büyük ünlü uyumunu herkes farketti mi?...
March 14, 2012 at 6:53pm
·
Like
Coşkun Büktel
Yok ya, aslında çok şık olmadı... Biraz aceleye geldi.
March 14, 2012 at 7:55pm
·
Like
Bengü Akçakaya
sizin gibi insanların bu dünyaya dursalar dahi fayda sağlayacakları kesin.çoğu zaman durmak ve seyretmek...
March 25, 2012 at 4:27am
·
Like
Bengü Akçakaya
sistemden beslenenler sisteme karşı çıkmazlar çünkü lokum tatlıdır ayrılabilen bizdendir...Allahtandır.
March 25, 2012 at 4:29am
·
Like
Bengü Akçakaya
Dünya da durur gibi görünür fakat döndüğünü ''gelecek'' göstermiştir.Ve hergün aslında yavaşça döner... çekirge gibi zıplayanlar bir gün elbet durulur... Durulduğunda anlar!!! Su da durgundur yerinde dalgalanır... Dalga sesi de müthiştir. İsyan da b
azen iyidir... İsyan başlamadan ÖZGÜRLÜK asla gelmez!!! Bu yazı da bana mı aitmiş araştırın sorun soruşturun muhakkak bir yazan da yazmıştır belki... belki dünya ismini bile kullanmışMIDIRdırDIR mağazallah?!! (:bi galyan bi hortum uçurduk gitti yaw kurtulduk:) Araştırmacı gazeteciler tiyatro araştırması yapabilirler fakat...Madem ki?? ''ben tiyatrocu değilim ki... hiç böyle bir iddiam olmadı...ben salak mıyım da böyle bir iddia da bulunayım?!! ben rejisör kadrosu değil.. figüranlık bile istemem.. haddimi bilirim...Sadece Gazeteciyim...'' DİYEN veya demeyen bir gazeteci asla ''tiyatro'' ''oyun'' ''senaryo'' eleştirmenliğine soyunup kendini düşünmüyorsa 'gazetecilik'gibi kutsal bir mesleği aklın akılsız yorganıyla boğup leşini önümüze atamaz, sergileyemez, sunamaz... gazeteci haber yapmakla yükümlüdür iktisasını bu yönde geliştirmeye çabalamalıdır... Tiyatro ve tiyatrocularla vaya sanatçılarla.. aşık atma hakları yoktur.çünkü gerçek sanatçılar her zaman geleceği daha önceden kestiren... Gerçek sanatçılar bugün yaptıkları eserleri bugün ki zaman kavramı içerisinde değerlendirmezler... bunu hiçbir gerçek sanatçı böyle düşünemez... sanatçı bir su damlası gibidir... fakar eserleri sudur o eser her zaman yolunu bulur... heryerden geçer tıkayamazsın...durduramazsın... Aslını istesen de kirletemezsin... Bir damla su deyip de geçme... geçersen bu dünyada bir damgayla susuz kalacaksın.
March 25, 2012 at 5:36am
·
Like
(Kaynak:
https://www.facebook.com/coskun.buktel/posts/379640435387406)
Sonraki Yayınlar
Ana Sayfa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)