24 Nisan 2012 Salı

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, Arjantin ve Brezilya'yı gezecek!

25 Nisan - 5 Mayıs 2012 tarihlerinde Arjantin ile Brezilya'da bulunacağım için, LİNÇÇİ alçakların, dangalakların, gebeşlerin, namussuzların, onursuzların, orospu çocuklarının, zavallıların o günler içerisinde benim hakkımda herhangi bir HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI sürecine girmemelerini rica ediyorum!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

LİNÇÇİ G&M Demirkanlı/Tekerek'in avukatı Burhan Gün'le LİNÇÇİ Prof. Dr. Nurhan Tekerek'in gelme cesareti gösteremedikleri duruşmaya, Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz tek başına katıldı!

Hilmi Bulunmaz, Nairobi Masai Mara arasında (Fotoğraf: Fikriye Bulunmaz)


T.C.
İSTANBUL
9. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ

DURUŞMA TUTANAĞI


DOSYA NO: 2012/337
DURUŞMA TARİHİ: 11/04/2012
CELSE NO: 8.


HAKİM: AHMET DUYMAZ 25174
KATİP: NURGÜL TEMİZ 66118


Belirli gün ve saatte 8. celse açıldı. Açık yargılamaya devam olundu.


Sanık HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ geldikleri görüldü. Başka gelen olmadı. Açık yargılamaya devam olundu.


Dosyanın bilirkişiden gelmediği anlaşıldı.


Sanık; "Bir diyeceğim yoktur." dedi. 


GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:


1 - Dosyanın bilirkişi incelenmesinden dönmesinin beklenmesine,


Bu nedenle duruşmanın 11/09/2012 günü saat 09:30 bırakılmasına karar verildi. 11/04/2012


Katip 66118                                                                      Hakim 25174

Yeşil sermaye temsilcileri, pembe sermaye temsilcilerini sarsıyor!

Tiyatrocular, niye böyle çıldırıyorlar?


Ali Karahasanoğlu
Yeni Akit
25 Nisan 2012

Ben sanatçı olsam..

Dün sokaklara dökülen tiyatrocular kadar iddialı olsam..

"Bu işi biz biliriz, siz de kimsiniz!" diye meydan okuyacak kadar kendime güvenim olsa..

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Şehir Tiyatroları Yönetmeliği'nde yaptığı değişikliğe hiç itiraz etmezdim.

İtiraz etsem de, küçük bir hatırlatma ile yetinir, sonra köşeme çekilir, çayımı alır (onlar rakılarını alacaklar tabii) yaşanacakları seyrederdim..

Öyle ya..

Bu işi biz biliyoruz.

Bizim sözümüzü dinlemeyip, başka arayışlar içine girenlerin rezil olmalarını seyredeceğiz..

Bu kadar iddialı konuşanlara, bu yakışır.

Ama öyle yapmıyorlar.

Yırtınıyorlar..

Çıldırıyorlar..

Bazı şeylerin avuçlarının içinden kayıp gitmesine, fena bozuluyorlar..

Biliyorlar ki; onların tiyatroculuğu kadar, başkaları da tiyatro oynayabiliyor.

Onların oyunları kadar, başkalarının da yazdığı oyunlar var..

Onların sanatçılığı kadar, başkalarının da sanatçılığı var..

Göreceksiniz yeni sistemde, tiyatrolar dünkü seyircisinden hiçbir şey kaybetmeyecek.

Hatta daha da artacak..

İşte tam da, bu "gerçeği" tahmin ettikleri için çıldırıyorlar..

Halkın değerlerine saygılı tiyatronun, halk ile tiyatroyu buluşturacağını tahmin ettikleri için, kafayı yiyorlar.

"Biz ne yapacağız? Tek sermayemiz; baldır bacak idi.. Aç bacağı, sarfet iki argo kelimeyi.. Al sana tiyatro.. İyi de; bunu bile, ancak belediye desteği ile yürütebiliyorduk.. Şimdi belediye desteği olmazsa, biz bu tiyatroyu nasıl oynayacağız? İçimizdeki en kaşarlılar, en gözdeler bile, her gün küfrettiği Kültür Bakanlığı'ndan para almadan, tiyatro oynayamıyor.. Ya biz ne yapacağız? Hani CHP'li belediyeler, bir elin parmağı kadar olsalar, gider o kapılarda, geçimimizi idame ettiririz. Ama onlar da yok.. Şimdi biz, ne halt yiyeceğiz?" diye kara kara düşünüyorlar..

Ve bunun üzüntüsü ile, sokaklara çıkıp, "Olmaz. Olamaz. İstemezük.. Biz yapalım.. Ne olur, bizi gözden çıkarmayın.. Hani biz de, sizin iktidarınızda yıllardır tiyatro yapıyoruz ya.." evrimiyle, değişikliklerin hayata geçmesini önlemeye çalışıyorlar..

Benden tiyatrocu arkadaşlara nacizane tavsiye..

Kendinize güveniyorsanız, kimseden korkmayın..

Yönetmeliği de değiştirseler, bu işin uzmanı siz iseniz, iş döner dolaşır, sizin kapınızda kalır..

Şöyle düşünelim.. İstanbul Büyükşehir Belediyespor, futbol maçlarına, futboldan anlayan oyuncular yerine, kendi siyasi çizgisinden bürokratları belirleyip, takımı öylece kurup, maçlara onları yolluyor mu?

Böyle bir şeyi hiç düşünüyor mu?

Bir haftalığına böyle bir şey düşünse ve hayata geçirse, ikinci hafta hemen kararından vazgeçmesi kaçınılmaz değil mi?

Aynı şekilde; siz de, alternatifsiz iseniz.. Tiyatroculukta; iddia ettiğiniz gibi, tek ehil yetenekler siz iseniz..

Ya bu iş döner dolaşır size gelir..

Ya da, aslında siz alternatifsiz değilsinizdir..

Sizin yerinize, alternatifleriniz gelir..

Eeee. Kusura bakmayın yani.. Alternatifsiz değilseniz, bu kadar caka satmanıza da, gerek yok hani..

Boşverin, "sanat, başka mesleklere benzemez" hikâyelerini..

Her iş, ehil olanla yürür..

Futbolcu olmayanla futbol oynanmaz..

Başkanlık özelliği olmayanla, başkanlık yürütülmez..

Bakın CHP'li belediyeler dönemine..

Çöpten geçilmiyordu, yollar..

Oysa havalar aynı sizinki gibi idi.

"Belediye yönetimi işi bizim işimiz. Biz biliriz bu işi" diyorlardı..

Sonra ne oldu?

Refahlı belediyeler geldi..

Sokaktaki çöpler, tarih oldu..

Şimdi şimdi, CHP'li belediyeler de, "Artık rakiplerimiz var. Bu dönemde çöp sokaklar da hiç çekilmez yani.. Ne yapıp yapıp, böyle bir şeye fırsat vermeyelim" diyorlar da, CHP'li belediyelerde de, böyle bir rezalet yaşanmıyor artık..

Yoksa...

İSKİ de, CHP'nin İSKİ döneminden güzel yönetiliyor..

Belediye de, CHP'li belediye döneminden iyi yönetiliyor.

Emin olun; şehir tiyatroları da, daha iyi yönetilir..

Yeter ki, siz takoz olmayın..

Gerçi bu saatten sonra, takoz olmanızın da bir önemi yok..

Benden hatırlatması.

(Kaynak: HABER VAKTİM)

Bulunmaz Tiyatro'dan küçük bir doğaçlama çalışma sunuyoruz!

Pembe sermaye temsilcisi Engin Alkan ile yeşil sermaye temsilcisi Mustafa Miyasoğlu, burjuvazinin ayrı renkli formalarıyla çıktıkları televizyon maçında, aynı gamın ayrı notaları olarak kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, emekçi halkın iktidar özlemini ötelemeye ısrarla ve inatla devam ediyorlar hâlâ!

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden bu yana, emekçilerin değil, kapitalistlerin cumhuriyeti olmaya özel bir özen gösteriyor. Bilimsel, kültürel ve sanatsal uğraşlar da, tabii ki, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için işlerlik kazanıyor. 


Sanayi burjuvazisiyle ticaret burjuvazisinin tepişmesi arasında kan kaybına uğrayan emekçi halk, pembe renkli sanayi burjuvalarını yada yeşil renkli ticaret burjuvalarını ciddiye alıp, onların temsil ettikleri düzen partilerine oy vereceklerine, kendilerini iktidara taşıyabilecek ciddi bir örgütlenmeye gidebilse, bilimsel alanları, kültürel alanları, sanatsal alanları, pembe sermaye temsilcileriyle yeşil sermaye temsilcilerine asla ve kesinlikle kaptırmaz.


Özellikle son günlerdeki "yeni yönetmelik" ile gündeme gelen pembe sermaye temsilcisi Engin Alkan ve Balıkçı Kazmacıbaşı Korsan Orhan Alkaya ile yeşil sermaye temsilcisi Hilmi Zafer Şahin'in "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" kurumu, sadece burjuva değerleriyle değil, sosyalist değerlerle de tartışma gündemine gelip, ameliyat masasına yatırılmalı!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Ünlü oyuncu Milli Gazete yazarıyla kapıştı


İstanbul Belediyesi'nin tiyatro ve sanat dünyasını isyan ettiren düzenlemesi canlı yayında sert bir tartışmaya konu oldu...

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Şehir Tiyatroları'nda yaptığı yeni düzenleme ve ardından sanat dünyasının isyan etmesiyle başlayan tartışma TV 8 ekranlarında devam etti. Gökmen Karadağ'ın hazırladığı Haber Aktif, konuyu ünlü oyuncu ve Şehir Tiyatroları rejisörü Engin Alkan ile masaya yatırdı.

Engin, yönetmeliğe sert eleştiriler yöneltirken muhafakar bir yaşam tarzı dayatması ve resmi ideolojinin sözcülüğüyle görevlendirilmek istendiklerini söyledi. Düzenlemeye destek veren Milli Gazete yazarı Mustafa Miyasoğlu ile Engin Alkan arasındaki polemik ve birbirinden çarpıcı izleyici soruları tartışmaya damgasını vurdu.

İşte Engin Alkan yeni yönmetliğe yönelttiği çarpıcı eleştiriler:

BU YÖNETMELİK BİR DARBEDİR

"Şehir Tiyatroları Osmanlı'nın Cumhuriyet'e devrettiği çok köklü bir kurum. Ancak tarihinde ilk defa bir oldu bitti ile adeta bir darbeyle karşı karşıya. Şehir Tiyatroları belediyeye bağlı bir kurumdur ama belediye sadece idari konularda inisiyatif kullanır, bir çeşit yapımcı gibi çalışır. Ancak son zamanlarda idari bürokratların yetkileri giderek genişledi ve son olarak zaten bir iki başlılık vardı."

ŞEHİR TİYATROLARI ADIM ADIM BU NOKTAYA GELDİ

"Adım adım bu noktaya gelindi. Bir de muhafazakar sanat diye bir tartışma başladı eş zamanlı olarak. Belediye şimdi diyor ki siz artık kenara çekilin bizim dediğimizi yapacaksınız. Sadece repartuarı belirlemiyorlar. Çok daha geniş yetkilere sahip oluyorlar. Hangi oyun oynanacak, kim yönetecek, kim oynayacak hepsine karar veriyorlar. Belediye bürokratlarının ağırlıkta olduğu ve atamayla yürüyen bir sistem geldi. Şehir sanatçılarının katılımı olmadan nasıl bir demokrasiden söz edebilirsiniz? Şehir Tiyatroları bir partinin hatta resmi ideolojinin sözcülüğünü yapan bir kuruma dönüştürülmek isteniyor."

SEN YÜZDE 52 OY ALSAN DA TİYATRO YÜZDE 48'İ DE GÖZETMELİDİR

"Şehir Tiyatrosu'nun sahibi İstanbul halkıdır. Vergi ödeyenlere karşı sorumludur. Sadece tek bir yaşam tarzının değil herkesin dünyasını dikkate almak zorundadır. Yüzde 52 oy da alsanız yüzde 48 de vardır Şehir Tiaytroları o yüzde 48'i de gözetmek zorundadır."

MUHAFAZAKAR SANAT ADI ALTINDA MUHAFAZAKAR YAŞAM TARZI DAYATILIYOR

"Muhafazakar sanat denirken kastedilen ve amaçlanan şey muhafazakar yaşam tarzıdır. Sanatımı bir parti propagandasına dönüştürmek her şeyden çok sanatıma zarar verir."


MİLLİ GAZETE YAZARINDAN DÜZENLEMEYE TAM DESTEK!

Programa telefonla katılan Milli Gazete yazarı Mustafa Miyasoğlu ise yeni yapılan düzenlemeye tam destek verdi. Miyasoğlu, yeni düzenlemeyle Şehir Tiyatroları'nın sosyal sorumluluğuna uygun bir üretim içine gireceğini savundu:

"ŞEHİR TİYATROLARI BU MÜDAHALEYİ HAK ETTİ"

"Şehir Tiyatroları, kendileri Kenter Tiyatrosu gibi özgür değildir, kendi kafasına göre takılamaz. Mesela cinsel fanteziler ya da avangart bazı öykülerden uzak durmak zorundadır. Çünkü, kamu bütçesinden desteklenmektedir ve sosyal bir sorumluğu vardır, bunu yeteneği ile sanatıyla yerine getirir. Tiyatroda özgürlük kadar sosyal sorumluluk da vardır. Maalesef Şehir Tiyatroları sosyal sorumluluğunu yerine getirmediği için haklı olarak bu müdahaleye maruz kalmıştır..."

(Kaynak: Milliyet)

400 yıldır dünya sahnelerini kirleten Shakespeare'in "ANTONIUS" ("I" ile) yazdığı oyun, LİNÇÇİ Shakespeare çocuklarının yönettiği Oyun Atölyesi tarafından "ANTONİUS" ("İ" ile) olarak yazılmış!

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından www.tiyatronline.com sitesi, ya İskender Pala'nın adını yazmasını bilmeyen dangalaklar tarafından yönetiliyor yada İskender Pala'nın kendilerine dava açacağını sanarak, İskender'in "d"sini münasip yerine sokuyor!

(Kaynak: tiyatronline)

Yeşil sermaye temsilcisi Erdoğan, pembelere çok fena yükleniyor!

LİNÇÇİ Mimesis sitesinin habercilik anlayışı "kopyala / yapıştır"

Tiyatro sanatını, emekçi halka yararı olan estetik bir değer olarak görmek yerine, kişisel çıkarların karşılanmasını sağlayan bir araç olarak görenlerin yönettiği LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis sitesi, tiyatro hakkında yapılmış hazır haberleri, başka yayın organlarında dile getirilmiş yorumları, üzerinde zerre kadar olsun hiçbir emek harcamadan, âdeta ganimetçi bir mantıkla kendine mâl ediyor. Çünkü, hiçbir LİNÇÇİ kişinin, hiçbir LİNÇÇİ kuruluşun, gerçek anlamda özgün bir dünya görüşü olamayacağı için, bu LİNÇÇİ kişiler, bu LİNÇÇİ kuruluşlar, üretilmiş haberler, üretilmiş yorumlar üzerinden kendilerini var etme kurnazlığında bulunuyorlar. Aşağıdaki haber de, aynen bu mantıkla LİNÇÇİ Mimesis sitesine taşınmış bulunuyor. Kendi haberlerini, kendi yorumlarını sağlıklı bir biçimde yapma yeteneğinden yoksun LİNÇÇİ kişi ve LİNÇÇİ kuruluşlar, özgün haber ve özgün yorum yapan yayın organları karşısında hüsrana uğramaya mahkûmlar. 


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Yönetmeliğe Tepki Gösterenler "İdeolojik Aktörler"

Recep Tayyip Erdoğan; İstanbul Şehir Tiyatroları’nı bürokratlara teslim eden yönetmelik değişikliği için "İstanbul Büyükşehir Belediyemizin aldığı kararın arkasındayım" dedi.

AKP Bursa İl Kongresi’nde konuşan Erdoğan, Şehir Tiyatroları’nı bürokratlara devreden yeni yönetmelik için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a tam destek verdi. Yönetmeliğe tepki gösterenleri de "ideolojik aktörler" olarak niteledi.

Ulusal Kanal

Tayyip Erdoğan'ın İBBŞT Açıklaması

(Kaynak: Mimesis)

Savcı Vurucu, Bulunmaz'ın şikâyetini ciddiye alıp işleme koydu!

Hilmi Bulunmaz, Kenya'nın Mombasa kentindeki zenci yoldaşlarıyla Hint Okyanusu kıyısında derin derin sohbet ediyor. (Fotoğraf: Fikriye Bulunmaz)



T.C.
İSTANBUL
CUMHURİYET SAVCILIĞI


Soruşturma No: 2012/57465


İFADE TUTANAĞI


Müşteki HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ, MEHMET CEMALETTİN Oğlu NEBAHAT'den olma, 10/07/1955 doğumlu, İSTANBUL ili, FATİH ilçesi, HIRKA-İ ŞERİF köy/mahallesi, 54 cilt, 3489 aile sıra no, 18 sıra no'da nüfusa kayıtlı, evli, ilkokul mezunu, Ali Baba Türbe Sokak Onur Han No: 13/8-9 Fatih / İSTANBUL ikamet eder olduğunu söyledi. 0532 642 88 57


Müşteki-mağdura CMK'nun 234 maddesinde belirtilen delillerin toplanmasını isteme, soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak koşuluyla Cumhuriyet Savcısı'ndan belge örneği isteme, vekili yoksa Baro tarafından kendisine bir avukat görevlendirilmesini isteme, 153. maddeye uygun olmak koşuluyla vekili aracılığıyla soruşturma belgelerini ve el konulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceleme, Cumhuriyet Savcısı'nın kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararına kanunda yazılı usule göre itiraz hakkını kullanma haklarıyla CMK 235. Maddesi'nde açıklanan müşteki-mağdur veya vekilinin dilekçelerinde veya tutanağa geçirilmiş olan beyanlarında belirttikleri adreslerin tebligata esas alınacağı, bu adrese çıkarılan çağrıya rağmen gelmeyen kimseye yeniden tebligatın bulunulmayacağı, belirtilen adresin yanlışlığı, eksikliği veya adres değişikliğinin bildirilmemesi nedeniyle tebligat yapılamaması hâllerinde adres araştırılmasının gerekmeyeceği hususlarıyla hukukî sonuçları anlatıldı. Vekil istemediğini, kendi beyanını kendisinin vereceğini belirtmekle,


ŞİKÂYET VE DELİLLERİ SORULDU: "Cumhuriyet Başsavcılığı'nıza vermiş olduğum şikâyet dilekçesi doğrudur. Aynen tekrar ederim. Altındaki imza bana aittir. Şüpheli Mustafa Şükrü Demirkanlı isimli şahısı aynı sektörde, yani tiyatro işiyle uğraşmamızdan dolayı tanırım. Yaptığımız işle ilgili olarak çıkar çelişkisinden dolayı şüpheli bana husumet beslemektedir. Kendisi Tiyatro... Tiyatro... Dergisi isimli bir dergi yayınlamakta ve www.tiyatrodergisi.com.tr isimli bir İnternet sitesinin yöneticisidir. Şüpheli, bahsettiğim İnternet sitesinden daha önce bana hakaret etmişti. Ben, bu konularla ilgili olarak daha önce Cumhuriyet Başsavcılığı'nıza şikâyetlerde bulundum. En son şikâyetime ilişkin soruşturma numaram 2012/40647'dir. 24/04/2012 günü benim arkadaşım olan Coşkun Büktel'in facebook isimli paylaşım sitesinde bulunan profiline şüphelinin benim hakkımda hakaret ve iftira içeren paylaşımlar yayınladığını gördüm. Ben, bu paylaşımlara ilişkin çıktıları dilekçem ekinde sunuyorum. Bu çıktılarda siteye ve paylaşımlara ait bütün bilgiler mevcuttur.


Bu nedenlerden dolayı herkesin görebileceği bir yerde bana hakaret eden, bana iftira eden Mustafa Şükrü Demirkanlı isimli şahıstan şikâyetçi ve davacıyım."


Suçlamalarla ilgili olarak CMK'nun değişik 253. Maddesi'nde belirtilen uzlaşma hükmünün mahiyeti, niteliği, hukuki sonuçları hatırlatılıp soruldu. "Uzlaşmak istemiyorum. Karşı tarafın uzlaşmasını da kabul etmiyorum." dedi. Beyanı okundu, imzası alındı. 24/04/2012


Cüneyt Gülabi Vurucu  Oğuzhan Gürüf  Hüseyin Hilmi Bulunmaz
38213                                   Zabıt Kâtibi          Müşteki
Cumhuriyet Savcısı


***


Ayrıca bakınız: Hilmi Bulunmaz, LİNÇÇİ Mustafa Demirkanlı'yı 4. kez şikâyet etti!

Hilmi Bulunmaz, LİNÇÇİ Mustafa Demirkanlı'yı 4. kez şikâyet etti!

Bulunmaz, Kenya'daki bir otelde kahvaltı ediyor. (Fotoğraf: Fikriye Bulunmaz)


T.C.
İSTANBUL
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NA


ŞİKÂYET EDEN: HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ (T.C. NO: 50482204038)
ADRES: Alibaba Türbe Sk. No: 13 / 8-9 Çemberlitaş - Fatih / İSTANBUL
TELEFON: 0212 513 47 32 - 33 / 0532 642 88 57
E-POSTA: tiyatroyun@gmail.com


ŞİKÂYET EDİLEN: MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI (T.C. NO: 37210675438)
ADRES: Gülbağ Mah. Şahinler Sok. No.42 D.10 Mecidiyeköy Şişli / İSTANBUL
TELEFON: 0212 216 75 20 / 0212 233 16 26 - 44
FAKS: 0212 233 16 07
E-POSTA: tiyatrodergisi@gmail.com


SUÇ: INTERNET ÜZERİNDEN ALENEN  HAKARET VE İFTİRA
SUÇ TARİHİ: 24 Nisan 2012 Salı ve öncesi
TANIKLAR: Mehmet Cemalettin Bulunmaz - Coşkun Büktel


MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI adlı kişinin yöneticiliğini yaptığı www.tiyatrodergisi.com.tr Internet sitesinde belli aralıklarla ve tarihlerde benim hakkımda hakaret ve iftira niteliğinde yazılar yayınlanmasının yanı sıra, bir de facebook üzerinden bana karşı hakaret ve iftira içeren yazılar yayınlanmaktadır . En son ulaşabildiğimiz ve öğrenebildiğimiz 24 NİSAN 2012 tarihi ve öncesinde yazılan ve hâlâ facebook'ta bulunan yazıdır. Bu yazı yoluyla MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI tarafından bana INTERNET üzerinden ALENEN hakaret edilmekte, iftira atılmaktadır, hakeret edilmeye, iftira atılmaya devam edilmektedir.


İlgili hakaret yazısının çıktısı ekte sunulmuştur. Şüphelinin yazıyı kaldırma ihtimaline karşı savcılığın ilgili siteyi tespit etmesi gerekebilir. Bu yayındaki hakaret ve iftira içeren bölüm aşağıdadır:


24 NİSAN 2012 SALI


http://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=410125562338893&id=100000243596367


Siteden aynen alıntılayarak; (Alıntılar "tırnak içinde", kalın ve italik olarak yazılmıştır. Hakaret ve iftira niteliğindeki sözler sarı renkle belirginleştirilmiştir.)


"Burak Caney'in yaptı dediğini de kimin yaptığ belli ama kanıtlanamıyor... Hergün suç duyurusunda bulunan Bulunmaz, o gün neredeydi? evet, o sıra beni de kandırdı, kızının fotografı yayınlanınca sert tepkimi verip, desteğimi çektim o pislik siteden... ama o fotografları Hilmi aylarca kendi sitesinde yayınladı, kendi kızının mahrem fotograflarını...


 O çift '0'lu diye küfrettiğiniz site kime ait, farkında mısın? 


Sadece yönlendirmesi yeniden yapılmış, küfrettiğiniz tiyatrooyun'un sahibi Cemal Bulunmaz... Araştırmana gerek yok, belgeler kamuya açık...


http://kimindir.com/index.php?domain=tiyatrooyun.com Registrant:


Mehmet Cemalettin Bulunmaz


Mehmet Cemalettin Bulunmaz -(46482) ()


Ali Baba Turbe Sok. Onur Han No: 13/8-9 cemberlita


İlgilenenler, likten kontrol edebilir... http://kimindir.com/index.php?domain=tiyatrooyun.com "


HUKUKÎ NEDENLER: HAKARET VE İFTİRA


SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda sunduğumuz nedenlerle şikâyet edilen ve şikâyetçi olduğumuz ve kesinlikle uzlaşma istemediğimiz MUSTAFA ŞÜKRÜ DEMİRKANLI hakkında gerekli soruşturmanın yapılmasını ve cezalandırılması için KAMU DAVASI açılmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. 24.04.2012


ŞİKÂYETÇİ
HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ


EK: Şüphelinin facebook'ta halka açık biçimde yaptığı yayın. 

Hilmi Bulunmaz tiyatro yazarı Melih Anık'ın çizdiği eşkâli tespit etti!

Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." kem sözüyle ünlü LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Nihat Haluk Bilginer'e "YAVŞAK" demişti. Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, Nihat Haluk Bilginer'in tam arkasındaki sakallı kişi...


***


Melih Anık - Sen neredesin "ödenekli tiyatro uzmanı(!)" İngiltere'de mi?


Hilmi Bulunmaz - Melih kardeşim, ben, ne senin, ne de bir başka kişinin, benim gibi davranmasını, benim gibi düşünmesini, benim gibi konuşmasını, benim gibi mücadele etmesini, benim gibi noter onaylı ihtarname almasını, benim gibi savcılara şikâyet edilmesini, benim gibi kamu davalarıyla boğuşmasını, benim gibi tazminat davalarıyla karşı karşıya gelmesini ve daha bir sürü yorgunluk verici işle yoğun bir biçimde uğraşmasını isteyemem. 


Melih kardeşim, herkes, kendi kaldıracağı oranda yükün altına girer. Ben, ne sana, ne de bir başka kişiye görev verecek, hattâ "Peki, LİNÇ KAMPANYASI sürecine neden karşı çıkmadınız?" sorusunu soracak kadar aptal, dangalak, ukala, zavallı biri değilim.


Ancak...


Ben öyle anlıyorum ki, sen "ödenekli tiyatro uzmanı(!)" derken, "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." kem sözünü kullanma kurnazlığında bulunarak, bütün opera oyuncularını, bütün sinema oyuncularını, bütün televizyon oyuncularını, bütün tiyatro oyuncularını töhmet altında bırakmakla birlikte, herhangi bir oyuncunun adını verecek kadar cesur bir yüreğe asla sahip olamadığı için, herhangi bir yargılama sürecinden geçmeme uyanıklığına yaslanan ve kendisine "YAVŞAK" dediği için, tam iki yıl hapsi istenen ve ayrıca cezalandırılan Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın adını verdiği LİNÇÇİ Oyun Atölyesi patronu Nihat Haluk Bilginer'dir!


Eğer...


Benim bir yanlışım varsa, daha şimdiden senden özür dilerim.

LİNÇÇİ ALÇAKLARIN "SESSİZ KALMAYACAĞIZ." DİYE SLOGAN ATMALARI; TASMALARIYLA KULÜBELERİNE SIKICA BAĞLI KÖPEKLERİN "KULÜBELERİMİZİ YIKTIRMAYACAĞIZ!" DİYE SLOGAN ATMALARI KADAR DANGALAKÇA BİR DURUMDUR!

Oyun'un notu: Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı AKP'li Ertuğrul Günay'ın emri altındaki Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'in yönettiği İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Şakir Gürzumar tarafından ışıkçı olarak kullanılan Enver Başar'ın sahibi, Shakespeare özürlü dangalak yazar LİNÇÇİ Yaşam Kaya'nın editörü olduğu LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından www.tiyatronline.com sitesinden alıp, aşağıya aktardığımız haberde adı geçen LİNÇÇİ kuruluşların adlarının üzerini "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik. 


Ayrıca... 


"Sessiz kalmayacağız." olarak yazılmış sloganı, büyük harfle, büyük puntoyla ve "maymungötürengi" ile biz vurguladık: 


"SESSİZ KALMAYACAĞIZ!"


***


İştisan’ın 24 Nisan Açıklaması ve Destek Verenler...

Çok sesliliği tek bir notaya dönüştürecek olan  “muhafazakar sanat” gibi söylemler, demokratikleşme diye sunuluyor. Sanatsal yaratı, siyasi iradeye teslim ediliyor.

Oysa sanat ve demokrasi, hiçbir siyasi iradenin faydacı beklentilerine göre yeniden tarif edilemez. Seçilmişlerin asıl görevi, sanata, ihtiyacı olan özgür ortamı sağlayacak altyapıyı oluşturmaktır...

Türkiye ve dünya kamuoyuna!

Her şeyin farkındayız.

1914’ten beri ehil ellerde olan İstanbul Şehir Tiyatrosu göz göre göre ehlileştirilmeye çalışılıyor.

Dünyada -herhalde- ilk kez bir tiyatro, tiyatro insanlarından arındırılıyor.

Sanatın içinden sanatçı kovuluyor.

Tüm bunlar sanatı ve sanatçıyı hizaya sokma ve halkın gözünde küçük düşürme gayretleridir.

Bilinsin; gerçekleri eğip bükerek hiç kimse sanat ve sanatçı ile halkın arasına nifak sokamaz.

Hedefin ne olduğunu görüyoruz. Özgür düşünceden korkmayan herkes görüyor.

Çok sesliliği tek bir notaya dönüştürecek olan  “muhafazakar sanat” gibi söylemler, demokratikleşme diye sunuluyor. Sanatsal yaratı, siyasi iradeye teslim ediliyor.

Oysa sanat ve demokrasi, hiçbir siyasi iradenin faydacı beklentilerine göre yeniden tarif edilemez. Seçilmişlerin asıl görevi, sanata, ihtiyacı olan özgür ortamı sağlayacak altyapıyı oluşturmaktır. Onlar, bunu sadece sanatçı için değil, öncelikle halk için yapmak zorundadır. Eğer yapmazlarsa, sanat sessiz kalmaz.

SESSİZ KALMAYACAĞIZ.

Öncelikle, dayatılan yeni yönetmeliğe karşı hukuki zeminde hakkımızı arayacağız. 100 yıllık Şehir Tiyatrosu mirasını her zeminde savunacağız.   Ustalarımıza, İstanbul seyircisine ve gelecek kuşaklara karşı  üstlendiğimiz bu sorumluluğu ülkemizdeki ve dünyadaki tüm sanat emekçileri ile paylaşıyoruz.

Hedefimiz,  çağdışı yönetmelik dayatmaları yerine, çağdaş ve özerk bir İstanbul Şehir Tiyatrosu  yasasıdır.

Ülkemize, değerli sanat kurumlarımıza, sanatçılarımıza ve halkımıza yaraşacak olan budur.

Karanlığa ve karanlığın getireceği korkuya karşı birlikte direneceğiz.

Sayın Belediye Başkanı’nın bir canlı yayında kurum sanatçılarına yönelik sunduğu öneriyi düstur kabul ediyoruz:

Herkes kendi işini yapsın!
Bizim işimiz tiyatro.
Korkuya karşı özgür tiyatro!
Korkuya karşı özgür sanat!

24 NİSAN SAAT 11:00’DE İSTANBUL’DA  GALATASARAY LİSESİ ÖNÜNDE  OKUNACAK  BASIN BİLDİRİMİZE DESTEK VEREN DERNEK VE  KURULUŞLAR

SANATÇILAR GİRİŞİMİ
OYUNCULAR SENDİKASI
AMATÖR TİYATRO ÇEVRESİ
TOMEB (İSTANBUL)
TOMEB (ANKARA)
TOBAV (İSTANBUL, ANKARA

YAZARLAR SENDİKASI
TODER
ÇASOD
NAZIM HİKMET KÜLTÜR VAKFI
DETİS
ORDU BELEDİYESİ KARADENİZ TİYATROSU
DİYARBAKIR BELEDİYE ŞEHİR TİYATROSU
MERSİN BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROSU
LEFKOŞA BELEDİYE TİYATROSU
ESKİŞEHİR ŞEHİR TİYATROSU SANATÇILARI
SENDER
ANTALYA BÖLGE TİYATROSU
OYÇED
TEB
BİROY
KÜLTÜR SANAT-SEN
BABİL
TÜRKİYE TİYATROLAR BİRLİĞİ ADINA
İzmir; Yenikapı Tiyatrosu ve Van, Bursa, Denizli, Sinop,
Bartın illerindeki özel tiyatrolar

ALTERNATİF TİYATRO MEKANLARI ORTAK GİRİŞİMİ

Trabzon Umut Oyuncuları
AKLA KARA TİYATROSU
BULANCAK SANAT TİYATROSU
KÜLTÜR-İŞ
ADANA ŞEHİR TİYATROSU
AYIŞIĞI SANAT MERKEZİ
AKDENİZ TİYATROLAR BİRLİĞİ
Pen-DÜNYA YAZARLAR BİRLİĞİ TÜRKİYE ŞUBESİ
KESK
DİSK
TÜM BEL-SEN

İŞTİSAN tarafından hazırlanan bildiri, Türkiye’nin hemen
hemen tüm şehirlerindeki, daha pek çok dernek, özel
tiyatro, şehir ve devlet  tiyatroları’nın yanı sıra
Kesk’in ülke genelinde yapacağı basın toplantıları,İstanbul
İle eş zamanlı olarak saat 11.00 de seslendirilecektir.

(Kaynak: tiyatronline)

23 Nisan 2012 Pazartesi

YANITI MUTLAKA, AMA MUTLAKA ÇOK SERT VERİLECEKTİR!

Devlet Desteği Alan Tüm Tiyatrolara ve Tiyatro İnanlarına: Hilmi Bulunmaz Hakarette Sınır Tanımıyor

Tiyatro… Tiyatro… Dergisi'nin son sayısının kapağında yer alan, Dostlar Tiyatrosu'nun oyunu "Ben Bertolt Brecht" oyunundaki fotografı ortaya kadar yırtıp, parmağını kullanarak, değerli oyuncu Tülay Günal'a yönelik tacizkâr bir resim çektirip yayımlamış. Resmin altına da, eylemini destekleyen, açıklayan şu satırları eklemiş: "LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu'nun patronu, sosyalist sanatçılar Aziz Nesin, Bertolt Brecht, Nâzım Hikmet'in dejeneratörü, LİNÇÇİ Genco Erkal'ın da sürekli olarak yaladığı Kültür Bakanlığı çanağını kırdırmayı başaran yegane kişi Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz,

LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ndeki LİNÇÇİ Genco Erkal'la Tülay Günal'ın gayet sıkı fıkı bir biçimde çektirmiş oldukları kapak fotoğrafının tam orta yerine işaret parmağını yerleştirmeyi zorunlu bir hareket olarak gördü! (Fotoğraf: Cemal Bulunmaz)

Bu ahlak dışı, insanlık dışı tavrı şiddetle kınıyor, maille ihtar etmemize rağmen bu tacizkar tavrını sürdüren şahsa, yasal yollara başvurulacağı bildirilmiştir. Tavrını değiştirmeyen bu kişi için hukuk yollarına başvurulacaktır.


Özel Tiyatrolara Ağza Alınmayacak Küfürler
Asıl mesleği kuyumculuk ve elmas kalemleri uluslar arası ticareti olan Hilmi Bulunmaz, kendisi de 2 kez aynı destekten yararlanmış olmasına rağmen, bu konuda tacizkar tavırlarını sürdürmekte, devlet desteği alan özel tiyatroları kabından mama yiyen köpek olarak resmetmekte, bu tacizleriyle yetinmeyip, Devlet Desteği alan özel tiyatrolara şu küfürleri de internet ortamının sağladığı olanaklarla yapabilmektedir.

"Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, kendisinin, halkın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı'nı kafaya alarak, yıllarca Kültür Bakanlığı çanağı yalayan alçaklara, beceriksizlere, cahillere, çaresizlere, dangalaklara, eblehlere, fırsatçılara, gebeşlere, hıyarlara, orospu çocuklarına, pezevenklere, puştlara, şerefsizlere, zavallılara karşı, tek başına çok büyük bir mücadele verdi ve şimdilik kaydıyla, kendisinin, halkın ve tüyü bitmemiş yetimin hakkına yedirmemeye başladı." sözleriyle, küfürde de sınır tanımadığını tekrar kanıtlamıştır. Hakkında çok sayıda dava açılmasına, açılan davalarda mahkum olmasına rağmen bu tacizkar tavrından vazgeçmeyeceği anlaşılan bu şahsa karşı Hukuk (Tazminat) davaları da açılmaya başladı.

Özel Tiyatrolara Devlet Desteği'nden yararlanan ve galiz küfürlere muhattap olan tiyatro insanlarına Dergimiz Hukuk Danışmanı tarafından destek verilecektir, hukuksal destek almak isteyen tiyatrolar bizi arayabilir.

tiyatrodergisi@gmail.com     0212. 216 75 20

Not: Sayfada kullanılan köpek fotografı, Hilmi Bulunmaz'ın destek alan özel tiyatroları aşağılamak iöin kullandığı fotograftır.


Haber Giriş Tarihi: 23 Nisan 2012

(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro... Dergisi)

Yeşil sermaye temsilcisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı AKP'li Kadir Topbaş'ın hazırlattırdığı yeşil reçete tadındaki yeni yönetmeliği belediye turnikesinden elini kolunu sallaya sallaya geçirmesi için sadece iki günlüğüne vekil tayin ettiği Ahmet Selamet'e ve onun iş arkadaşlarına karşı somut bir eylemlilik yapacaklarına, AKP'li Kadir Topbaş'ın sağduyusuna seslenerek muhalefet etmeye yeltenen pembe sermaye temsilcisi tiyatro esnafı, yarın yine AKP'li Kadir Topbaş'ın sağduyusuna seslenip yakında tiyatro ölüsü için mevlit okuturlarsa hiç şaşmayacağız!

Oyun'un notu: LİNÇÇİ Gülhan Avşar Demirkanlı'nın sahibesi, LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olduğu LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin sanal kuyruğu LİNÇÇİ www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız haberde adı geçen LİNÇÇİ Genco Erkal'ın adı daha net anlaşılsın diye, bu LİNÇÇİ kişinin adının üzerini "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!


***


İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları , 24 Nisan Salı Günü saat 11.00’de Galatasaray Lisesi önünde bir basın açıklaması yapacak.

Halil Ergün, Genco Erkal, Fikret Kuşkan, Altan Erkekli, Zeliha Berksoy, Rutkay Aziz, Tarık Akan, Enver Aysever, Berkun Oya, Meltem Cumbul, Hasibe Eren, Sevinç Erbulak, Füsun Erbulak, Levent Tülek gibi bir çok sanatçı, bu basın açıklaması ile herkesi “Özgür Sanatı Muhafaza Etmeye” çağıracak.

Türkiye’nin birçok ilindeki sivil toplum örgütleriyle eş zamanlı olarak okunacak bu basın açıklamasının İstanbul Galatasaray Lisesi önündeki okumasında siz değerli basın mensubunu da aramızda görmek bizlere güç ve destek verecektir..

Saygılarımızla
İSTİŞAN-İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği

Tarih: 24 Nisan 2012,Salı
Yer: Galatasaray Lisesi önü,Beyoğlu/İSTANBUL
Saat:11:00

Türkiye Genelinde “Özgür Sanatı Muhafaza Etmeye”  çağrı  yapacak, bildiriyi eşzamanlı okuyarak   destek verecekler;

KESK; BURSA, DENİZLİ, BARTIN, VAN ve SİNOP- TÜRKİYE TİYATROLAR BİRLİĞİ; ANKARA- TOMEB, DETİS, KÜLTÜR SANAT-SEN ve KÜLTÜR-İŞ, ORDU- ORDU BELEDİYESİ KARADENİZ TİYATROSU; LEFKOŞA- LEFKOŞA BELEDİYE TİYATROSU; BULANCAK- BULANCAK SANAT TİYATROSU

Haber Giriş Tarihi: 23 Nisan 2012

(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro... Dergisi)

Alınlarındaki LİNÇ lekesine zerre kadar olsun aldırmayan tiyatro haini tiyatrocular, Şakir Gürzumar yönetimindeki İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm kulelerinin ticarî şirketler tarafından ilelebet işgâl edilmesi karşısında süt dökmüş kara kedi gibi susup oturuyorlar!


Yeni Akit, "Korsan Tiyatro" konusundaki tavrını inatla sürdürüyor!

Bu gazete 19 yıldır "silahlı, kalemli, sahneli cunta" ile savaşıyor!


Hasan Karakaya
Yeni Akit
23 Nisan 2012

Ne enteresan değil mi; daha geçtiğimiz 10 yıla kadar, akşamları "demokrasi" ile yatıp, "darbe" ile uyanacağımız "kâbus" dolu günler yaşıyorduk... Diken üstündeydik... "Darbe" ha geldi, ha geliyordu...
Bugün ise, aynı ruh halini "darbeciler" yaşıyor... "15 yıl öncesinin burunlarından kıl aldırmayan kudretli generalleri", bugün diken üstünde... Polis, ha geldi, ha gelecek!..

Devir tersine döndü.
Dün "millet" uyuyamıyordu,

Bugün ise "darbeci"ler!..
Eee, böyledir bu işler...

Eden bulacak!..
Herkes ektiğini biçecek!..

Alma mazlumun ahını,
Çıkar aheste aheste!..

SON DURAK SİNCAN!
"12 Nisan" tarihi, Türkiye'de bir "milat"tır... Çünkü 12 Nisan'da "28 Şubat Darbesi soruşturması" kapsamında düğmeye basılmış ve "darbenin yıldızı" olan dönemin Genelkurmay 2. Başkanı "Çevik Bir" gözaltına alınmış, daha sonra da tutuklanmıştır.

Aynı soruşturma kapsamında, operasyonun "ikinci dalga"sı başlatılmış, 19 Nisan Perşembe günü de dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak gözaltına alınmış, daha sonra o da tutuklanarak Sincan Cezaevi'ne konulmuştur.
Şu ilâhî tecelliye bakın ki;

Bu millete karşı "Topyekûn Savaş" ilân eden, bu savaşta "Silâhlı Kuvvetler" ile "medya"yı, yani "Kalemli Kuvvetler"i de kullanan "cuntacı"lar; malûm olduğu üzre, Sincan'da tank yürüterek, millete gözdağı vermişlerdi.
Çevik Bir, bu "tank yürütme" işini "demokrasiye balans ayarı yapmak" olarak değerlendiriyordu.

Ne ilginç değil mi;
15 yıl önce "demokrasiye balans ayarı" yapanlara, bugün "yargı" ayar çekiyor...

Evet, "cuntaya hukuk ayarı" çekiyor!
İşte, Akit; geçen haftaki manşetlerinde, bu durumu "Son durak Sincan" başlığı ile verdi.

DARBEDE İSRAİL'İN ROLÜ
Erol Özkasnak'a gelince...

Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener'i "yağlı kazığa oturtmakla" tehdit eden Erol Özkasnak'ın gözaltına alınmasını da, "Kazıklı Voyvoda gözaltında" başlığı ile verdik ki; Özkasnak'a, herhalde böyle bir başlık yakışırdı!..
Yeni yeni öğreniyoruz ki;

Gerek Çevik Bir, gerek Erol Özkasnak; "savcı"ya verdikleri ifadelerinde, kendilerinin, aslında "emir kulu" olduklarını, "Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı'nın emirlerini uyguladıklarını" söylemişler.
Ki, söyledikleri doğrudur.

Çünkü askeriyede, işler "emir-komuta zinciri" içinde yürür... İ. Hakkı Karadayı emreder, Çevik Bir yapar... Çevik Bir emreder, Erol Özkasnak yapar!..
O emreder, aşağısı yapar!..

Bir ve Özkasnak'ın Karadayı'yı "işaret" etmeleri de gösteriyor ki; "ordudaki cuntacı yapılanma"ya yönelik "üçüncü dalga" gelebilir ve belki İsmail Hakkı Karadayı da gözaltına alınıp, ifadesine başvurulabilir.
Eğer Karadayı'nın ifadesine başvurulursa, herhalde kendisine şu sorulacaktır:

"27 Şubat günü İsrail'de miydiniz?..
Bu darbede İsrail'in rolü nedir?"

Aslında, bu sorunun cevabı alınmadan "28 Şubat Darbesi"nin sebebi anlaşılamaz... İsrail'deki ve Amerika'daki "Siyonist Yahudi"lerin, o dönemde "askerleri nasıl kullandıkları" mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.
Aksi halde;

Bu soruşturma eksik kalır!
MÜDAHİL OLACAĞIZ, ÇÜNKÜ!

12 Nisan'da başlayan "gözaltı" ve "tutuklama"ların ardından, "28 Şubat süreci"nde zulme uğrayanlar, mağdur edilenler ve yargısız infaza maruz kalanlar tek tek veya kurumsal olarak mahkemelere müracaat edip, "müdahil" olma talebinde bulunuyorlar.
20 Nisan Cuma günü sürmanşetimizden de deklâre ettiğimiz gibi, biz de 28 Şubat soruşturmasına "müdahil" olacağız.

Peki, niye müdahil olacağız?..
Yazı İşleri Müdürümüz, hukuk danışmanımız ve aynı zamanda yazarımız Ali İhsan Karahasanoğlu'nun yazdığı gibi; "Cezaevinde yatan 150 bin kişiye 15-20 kişi daha eklensin" diye müdahil olmayacağız elbette...

Yine Ali İhsan Karahasanoğlu'nun dediği gibi, 28 Şubat soruşturmasına "müdahil" olmak istiyoruz, çünkü;
"Yapanın yanına kâr kalmaması" için!.. "Kamuoyu vicdanının sızlamaması" için!.. İşledikleri "hukuk cinayetleri"nden dolayı bir "özür dileme" erdemi bile göstermeyenlerin "gurur ve kibirlerinin kırılması" için!.. "Medya ayağı"nın da ortaya çıkması için!.. "Eski darbecilere hesap sorulmalı" ve cezalandırılmalı ki, "yeni darbeci"ler ortaya çıkmasın, için!..

O günlerde, doğruları yazmaya "yürek" gerekiyordu...
Yazdık... Bedelini de mahkemelerde hesap vererek, "gözaltı"na alınarak, "kaleşnikoflu saldırı"lara ve "400 polisli baskın"lara uğrayarak ödedik...

"Müdahil" olacağız ki;
Bundan sonrasında "doğru"ları yazmak isteyenler "bedel" ödemesinler!..

"Müdahil" olacağız ki;
Bugün dahi devam eden Güven Erkaya davası doğru bir sonuca kavuşsun...

Evet, içimizde bir uktedir...
Bir mahkeme; "Hakkımızı helal etmiyoruz" manşetinden dolayı Hasan Karakaya ve Abdurrahman Dilipak'ı astronomik tazminata mahkûm etmişti.

O karar sebebi ile Abdurrahman Dilipak'ın evi satışa çıkarıldı...
İşte o kararı iade-i muhakeme yolu ile bozdurmak için, 28 Şubat'a müdahil olacağız.

28 Şubat'ta yaşananları, o kararların nasıl alındığını, gazetecilerin evlerini satışa çıkartacak kadar gözü karalıkları deşifre etmek için, müdahil olacağız.
Ve inşaallah, kazanacağız!

"Müdahil" olacağız ki;
Bizim evlerimize "haciz" koydurup satışa çıkartan "Erkaya ailesi"nin oturduğu "trilyonluk lüks daireler"in nasıl alındığı, o dairelerin alındığı paraların içinde Genelkurmay'ın "terörle mücadele" için ayırdığı para da var mıdır, yok mudur ortaya çıkarılsın!..

Evet, "müdahil" olacağız.
Ve inşaallah kazanacağız.

Dün, bize hesap soruyorlardı.
Şimdi onlar hesap verecek!..

Bunun adı "rövanş" değildir.
"İntikam" hiç değildir!..

Bunun adı;
"Bir hakkın teslimi"dir!..

TİYATRODAKİ İSTİFALAR
Biraz önce dedik ya;

Bir çok gazetenin "sota"ya yattığı, "kuytu bir köşe"ye çekildiği 28 Şubat Süreci'nde, biz "hakikatin peşinde" koşuyor ve bunun için de, gerekirse "arı kovanına çomak sokuyor"duk...
İşin doğrusu;

Bugün de aynısını yapıyoruz...
Yayın hayatına atıldığımız 12 Eylül 1993'te; "Halkın gören gözü, işiten kulağı, haykıran sesi" olmaya söz verdik ya, işte o sözümüzün arkasında olduğumuzun nişanesi olarak, bugün de "hakikat"in peşinde koşuyor, "arı kovanına çomak" sokuyor ve "yamukluk"ları "deşifre" etmeye devam ediyoruz...

Malûm, geçen hafta "kartel gazeteleri"ne göre Şehir Tiyatroları'nda bir "deprem" yaşandı... İddialara göre, "Tiyatroya Belediye Darbesi" vurulmuştu!..
Haberlere göre;

Şehir Tiyatroları'nın Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, yardımcısı Aliye Uzunatağan ve seçilmiş iki üye; Burteçin Zoga ve Volkan Sağırosmanoğlu istifa etmişti... Dış İlişkiler Sorumlusu İrem Arslan Aydın, Sahne Direktörü Hakan Arlı ve Genç Tiyatro Birimi Sorumlusu Tolga Yeter de...

Belediyenin Kültür Sanat Danışmanı Kenan Işık'ın her an istifa edebileceği konuşulurken, pek çok sanatçı da cebinde dilekçesi, sırasını bekliyordu...

Sonunda, "yeni düzenleme"nin kendinden habersiz yapıldığı gerekçesiyle Kenan Işık da istifa etti.

İSTİFALARDA AKİT'İN ROLÜ

Bu "istifa"ların bizi yani Akit'i ilgilendiren yanı ise, "düzenlemeye, dolayısıyla istifalara Akit'in yol açtığı"nın iddia edilmesi...
Gazeteler ve televizyonlar ve hatta istifa edenlerden bazıları demiş ki;

"Akit gazetesinin müstehcen oyunlar sahnelemekle suçladığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın yönetmeliği, bu karalama kampanyasının ardından değişti... Kurumun yönetimini sanatçılardan alıp, belediye bürokratlarına devreden bu yönetmelik üzerine istifalar başladı."
Meğer ne kadar "hayırlı" bir iş yapmışız... Meğer ne kadar "halkın parası"nı korumuş, onun menfaatini ne kadar savunmuşuz...

Çok doğru... 9 Nisan 2012 tarihinde; "Şehir Tiyatroları'nda erotik ve pornografik oyun var" diye bir haber verdik...

Özetle dedik ki;
"İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Şehit Tiyatroları, her geçen gün sahnelediği oyun sayısını artırırken, sayıdaki artışın kaliteye yansımaması dikkat çekiyor... Çok tartışılan ve '+16' ibareli afişleriyle dikkati çeken 'Günlük Müstehcen Sırlar' isimli oyunu sahnelemeye devam eden Şehir Tiyatroları, Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in oyunlarına yer vermezken, ateist Aziz Nesin'in iki oyununu sahneleyip methiyeler düzüyor...

'Kargaşa' adlı oyun da '+16' ibaresiyle sahneleniyor."
Evet, bu haberi verdik ve ardından; hem "kış uykusuna", hem de "kulağının üstüne" yatan Belediye, nihayet uyanmış ve "milletin parasıyla, milletin değerlerine sövdürdüğünü" görüp; "Olmaz" demiş;

"Ben patron olacağım, sana para vereceğim, sen de benim paramla bana söveceksin!.. İşte bu olmaz!.. Bunun adı sanat da değildir, özgürlük de!.."
Gerçekten de;

"Belediye'nin içine çöreklenen" ve "belediyenin parası" ile Belediye Başkanı'nın şahsında, onu seçen halkın inançlarına küfreden bir "klik"tir, bir "cunta"dır, bir "militanlar grubu"dur bu yaygarayı koparanlar!..
Neymiş;

"Özgürlüğümüz kısıtlanıyor"muş!..
Neymiş;

"Gericiler, sanata da el attı"ymış!..
İşte bu "kuru gürültü"yü koparanların "yaygara"ları da "istifa"ları da "ideolojik"tir!..

İŞTE İDEOLOJİK YAPI

Öyle ya;

Sen merhum Necip Fazıl'dan oyun oynamayı reddederken, ateist Aziz Nesin'den "Pırtlatan Bal" ve "Toros Canavarı" oyunlarını sahneye koyarsan!..
Sen kalkar;

"Hayaliniz ne" sorusuna muhatap olan Ayşenil Şamlıoğlu gibi
"Nietzsche, Dürenmatt yapmak istiyorum ama, bugün itibariyle Nazım Hikmet'in Kadınların Savaşı eseri, kafamda öncelik kazanmış proje olarak duruyor" şeklinde cevap verir ve böylece, nasıl bir "ideolojik militan" olduğunu gösterirsen, hiç kusura bakma ama, birilerinin de buna "Dur" demeye hakkı vardır!..

Ohh, ne âlâ memleket!..
"Davul", Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın boynunda olacak, "tokmak" sizin elinizde öyle mi?..

Nerede bu yoğurdun bolluğu!..
Sözün özü; yapılan düzenleme yerindedir... Hatta geç bile kalmıştır. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dediği gibi, Belediye, bu kararının arkasında kararlılıkla durmalıdır.

Bu düzenlemeye "Akit'in yol açtığını" söyleyenlere deriz ki;
"Çorbada bizim de tuzumuz varsa, ne mutlu bize... Unutmayın ki, Akit; halkın gözüdür, halkın kulağı ve haykıran sesidir... Sizler gibi, halk düşmanı değil!"

Selâm ve saygılarımızla...

(Kaynak: HABER VAKTİM)

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, oyuncu Burcu Özer'le konuştu!

Sağcıyla sağcı, solcuyla solcu, futbolcuyla futbolcu, Türkçüyle Türkçü, Kürtçüyle Kürtçü, kurtçuyla kurtçu, pembeyle pembe, yeşille yeşil, Tarafçıyla Tarafçı, LİNÇÇİYLE LİNÇÇİ olacak kadar omurgasız ve dangalak bir yazar olan LİNÇÇİ Yaşam Kaya'ya lâf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan çok daha zor bir iş!

Feridun Çetinkaya - Dün, "İskender Pala o kadar da haksız sayılmaz" diyen @yasamkaya (http://www.tiyatronline.com/haberler/oyun-elestrisi/167/iskener-pala-o-kadar-da-haksiz-sayilmaz.html) bugün en ateşli #sehirtiyatrolariyokedilemez'ci(?)


Hilmi Bulunmaz - Anlayana sivrisinek saz, dangalak yazar LİNÇÇİ Yaşam Kaya'ya davul zurna az!

Aşağıda fotoğrafını görmüş olduğunuz LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro Dünyası adlı İnternet sitesinin patronu LİNÇÇİ İsmail Can Törtop'un sormuş olduğu sorulara keskin yanıtlar veren pembe sermaye temsilcisi Engin Alkan, bakalım ağzından kolayca çıkan şu sert sözlerin arkasında durabilecek mi: "Biz bu yok edilişe izin vermeyeceğiz. ŞT sanatçıları belki de tarihinde ilk kez bu kadar sıkı kenetlendi. Bu yönetmeliği onaylamıyoruz ve uygulamayacağız. Bunun sonuçları neyse hep beraber katlanacağız. Canımızın acıyacağını ve bizi zor günlerin beklediğini biliyoruz. Ancak ben kendi bedenimi, kendi yeteneğimi, kendi becerilerimi onların bu tasarılarına alet etmeyeceğim. Çünkü böyle yaparsam kendime ihanet etmiş olurum."

Oyun'un notu: LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro Dünyası sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız LİNÇÇİ Can Törtop- Engin Alkan röportajındaki önemli bir bölümü "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!


***


Aşağıdaki LİNÇÇİ İsmail Can Törtop-Engin Alkan röportajını okuduğunuzda, çok rahat bir biçimde görebileceğiniz gibi, Engin Alkan, pembe sermaye temsilcisi genel sanat yönetmenlerinin abuk uygulamalarından hiç rahatsız değil. Örnekse, bir önceki Genel Sanat Yönetmeni Balıkçı Kazmacıbaşı Korsan Orhan Alkaya'nın "Bağımsız Muhsin Ertuğrul Sahnesi"ne vurulan ilk kazma olmasını yada Fransız yazar Alain Decaux'un yazarlık onurunu ipine bile takmayarak, bu yazarın yazmış olduğu ve daha sonra tüm dünyada oynanmasını yasakladığı "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu ipine göre ve tabii ki korsan bir mantıkla yönetmesini ve daha bir sürü yazar haklarına saygısızlığını, Sayıştay eski Başkanı Servet Şamlıoğlu'nun kızı Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne yardım ve yataklık yaparak, bu LİNÇÇİ dergiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni peşkeş çekmesini asla ve kesinlikle umursamıyor.


Oysa...


Sen, kullanım ömürleri bittiği için tedavülden kaldırılmış genel sanat yönetmenleri Balıkçı Kazmacıbaşı Korsan Orhan Alkaya'ya ve Ayşenil Şamlıoğlu'na ses çıkaracak yiğitliği gösteremezsen, şu sözlerini de en kısa zamanda yalamadan yutmak zorunda kalırsın:


"Biz bu yok edilişe izin vermeyeceğiz. ŞT sanatçıları belki de tarihinde ilk kez bu kadar sıkı kenetlendi. Bu yönetmeliği onaylamıyoruz ve uygulamayacağız. Bunun sonuçları neyse hepberaber katlanacağız. Canımızın acıyacağını ve bizi zor günlerin beklediğini biliyoruz. Ancak ben kendi bedenimi, kendi yeteneğimi, kendi becerilerimi onların bu tasarılarına alet etmeyeceğim. Çünkü böyle yaparsam kendime ihanet etmiş olurum."


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Engin Alkan ile Şehir Tiyatroları'ndaki Yönetmelik Değişikliği Hakkında Konuştuk


İsmail Can Törtop
23 Nisan 2012

Engin Alkan ile fırtınalı bir günde görüştük. Hem İstanbul’da şiddetli bir rüzgar vardı hem de tiyatro camiasında adeta kasırga etkisi gösteren gelişmeler peşpeşe yaşanıyordu. Önce Afife Tiyatro Ödülleri ile ilgili tartışmalar sonrasında da Şehir Tiyatroları’nda yaşanan yönetmelik değişikliği...

Tiyatromuzun önemli isimlerinden Engin Alkan ile bu iki konuyu da uzun uzun konuştuk.
Röportaj sonrasında ikinci kez izlediğim Tarla Kuşuydu Jüliet oyununda seyircinin İstanbul Belediyesi’ne tepkisi ise dikkat çekiciydi. Sadabat Sahnesi’nde her siyasi görüşten seyircilerin izlediği oyunda tüm salon dakikalarca alkışlayarak belediyenin tiyatronun özgürlüğünü elinden alan yönetmelik değişikliğini protesto etmişti.

Bu önemli konularda Engin Alkan’ın çok önemli görüşlerini iki bölüm halinde yayınlıyoruz. Bu bölümde Şehir Tiyatroları yaşanan yönetmelik değişikliği hakkındaki değerlendirmelerini okuyabilirsiniz...


Engin Alkan'ın Afife Tiyatro Ödülleri Hakkındaki Değerlendirmeleri için Tıklayın

Öncelikle yönetmelik değişikliğini konuşalım. Tiyatrocular neye tepkili?

98 yıllık bu kurum çok badireler atlatmış. Toplu işten çıkarılmalar olmuş, çeşitli yönetmelikler olmuş. Sözen döneminden beri belediyenin atadığı müdür ile GSM (Genel Sanat Yönetmeni) arasında çift başlı bir kartal durumu yaşanıyor Şehir Tiyatroları’nda. Git gide idari konularda yetki sahibi olan müdürlük makamı sanatsal konularda da irade göstermeye çalışıyor. Özellikle son yıllarda gerçekleşen bütçe değişiklikleriyle yönetim katındaki iktidar gerilimi bütün işleyişe yayılmış durumda. Ne var ki Şehir Tiyatroları (ŞT) bir partinin organı olamayacak kadar değerli bir kurum. Belediye bürokratlarının temsil ettikleri partinin görüşlerini idari konulara taşımaları durumunda gerilimler baş gösterdi. Son olarak bu yeni, tepeden inme, birkaç işbirlikçi dışında kimsenin haberdar olmadığı ve alelacele görüşülüp belediye başkanının önüne yatırılan yönetmelik, ŞT’deki kısmen de olsa sanatçılarca yürütülen ve sanatçı uzmanlığı gerektiren iradeyi doğrudan belediye bürokratlarının eline bırakıyor. Yönetim kurulu, repertuar kurulu ve Genel Sanat Yönetmenliği eklenilip çıkarılan kimi sözcüklerle görünüşte aynı gibi ama içerikte büyük bir darbe özeliği taşıyan değişiklikler dayatıyor.

Bir anda olmadı önemli bir durum değil mi?

Yıllardır dile getiriyoruz. Bizim sorunlarımızı çözecek yeni bir yönetmeliğe daha da ötesinde bir ŞT Yasasına ihtiyacımız var. Bunun için İŞTİSAN 3 tane yönetmelik teklifi hazırladı, biri de belediye başkanlığına sunuldu ancak hiçbir yanıt gelmedi. Mevcut yönetmeliklerle işletme sorunları yaşadığımız ortada bu elbette sanatsal konulara da sirayet etmekte. Yönetimin İki başlı kartala dönüşmesi ve beraberinde gelen iktdar oyunları tiyatroya zarar vermekte. Sürekli değişen atamalar ve istikrarsızlık ortamı ŞT’nun sanatsal çizgisini eğip bükmekte, yönetime yakın olmanın ihtiras ve intikam hissiyle iş yapılmaya çalışılıyor.

Korkunç bir bürokratik ağla çevriliyiz, ayrıntı diyebileceğimiz kararlar bile belediye filtrelerine takılıp aylarca bekliyor. Nitelikli kadrolarımız emeklilik nedeniyle erirken yeni kadrolar istihdam etmekte büyük zorluk yaşıyoruz. Repertuarında bu kadar çok oyun olan bir tiyatro olmamıza rağmen yeterince yeni oyuncu alamadığımız gibi, bir oyunda baş rol oynayan genç bir sanatçı diğer bir oyununda neredeyse figüranlık yapmak zorunda kalabiliyor.

Kısaca sahnede telef oluyoruz. Dünyada eşine rastlanmayan bir uygulamayla her birimiz 3-4 oyunda oynayarak çok ağır bir yükü taşımaya, tiyatronun devamını sağlamaya çalışıyoruz. Kaotik bir bürokrasi ve tasarrufu öngören sürü engelle sürekli önümüz kesilmeye çalışılıyor. Her atanan müdür bir öncekinin kadrolarını dağıtıyor, kendi iktidarıyla uzlaşmayan bir GSY ‘nin kararlarına sürekli bürokratik engeller dayatarak işi neredeyse GSY’ nin görevden alınması ile sonuçlanacak süreçlere kadar taşıyabiliyor. Biz ŞT’nin bütün bu hantal çekişmelerden muaf daha özerk ve medeni bir yapıya ulaşması için hayal kurarken birdenbire mevcut yönetmeliği bile aratır bir darbe yönetmeliği ile karşı karşıyayız. Bir çeşit istilaya uğruyoruz.

Yönetmelikteki problemli noktalar neler?

Bu yönetmelik dev bir sansürleme hareketinin, devlet eliyle sanata müdahalenin bir tezahürüdür. Bürokratların egemen olduğu bir yapı, sizi bir partinin sözcüsü olmaya, devamında resmi ideolojinin bir uygulama alanı olma yoluna iter ki bu bir sanat kurumunun sonu demektir. Bürokratlar buraya sansürleri ile gelecekler, filtreleri ve sanatsal önerileriyle. İlk önce daha ılımlı davranmaya çalışılacak ama çok geçmeden sanatçılara sanatı tarifleyecekler, yönetmelikte bunun ucu açık. Yani benim oynayacağım oyunu bürokratlar belirliyor. Bu durumda ŞT belediyeye bağlı bir şube müdürlüğü oluyor ve park ve bahçeler müdürlüğü nasıl yönetiliyorsa yaklaşık aynı mantıkla yönetilen bir kurum oluyor.

Ancak Tiyatro işin uzmanları olmayan insanlarca yönetilecek bir kurum değildir. Burası 98 yıllık TC’nin Osmanlı’dan devraldığı geleneği olan bir kurumudur ve burada işler bazı teamüllerle işler. Bizim gerek ahlaki gerekse mesleki pek çok kuralımız sadece o meslekten olan insanların çok kolay anlayabileceği kurallardır ve bir bürokratla bunları tartışamayız. Bu yönetmelik müdüre benim genel provamı izleyip rejime, oyunculara dilediği gibi müdahale etme hakkı veriyor. Bu müdahale ŞT’nin içi boşaltılarak kent yaşamında etkin ve tiyatro sanatına yön veren bir kurum olmaktan çıkarılması anlamına geliyor. Bu da bir geleneği başta Muhsin Ertuğrul olmak üzere dirsek dirseğe iletilmiş bir geleneğin, bir kültürün sonunun getirilmesi anlamına geliyor.

Son dönem sanki aba altından sopa gösterildiği bir dönem oldu. Birdenbire oldu diyoruz ancak bu değişikliğin yaşanmasından önce bazı işaretler ve yönlendirmeler vardı. Çeşitli yazılar yazılındı, oyunlar müstehcenlikle eleştirildi, şu oyunları oynayın veya oynamayın diye baskılar oldu.

Biz bunları belediyenin kendi içindeki bir iç hesaplaşması gibi algıladık. İskender Pala başı çekti. ŞT oyunları üzerinden bir karalama kampanyası başlattı. Aklı selim kimse bu oyunları seyredip bunları yazamaz. Mesela Günlük Müstehcen Sırlar toplumun ahlaki yapısını tehdit edecek bir oyun değil son derece politik, içinde ideolojilerin tartışıldığı bir oyun. Pek çok oyunumuza aynı şey yapıldı. Tetikçi olarak da Vakit gazetesi yazarları yer aldı. Sonra muhafazakar sanat diye birşey ortaya atıldı. Ve seçmenin görüşünün yansıtıldığı oyunlar oynanmalı denildi. ŞT aktif siyasetin bir oyuncusu olma yoluna çekildi.

Tiyatro güncel politikanın dışında tutulmalıdır. Tiyatro politik midir? Evet, politiktir ama bu partizan bir anlayışın üzerinde bir politik anlayıştır. Sanat yapısı gereği devrimcidir. Topluma başkaldırmayı ve hakkını aramasını ilham eder. Ama sanatı partizan bir politikanın içine çekmek budalalıktır, saçmalıktır.

Doğrusu oyunlara yönelik manipülasyonun bu kadar ileri götürülebileceğini düşünmedik. 98 yıllık bir emeği ve birikimi yok etmelerine izin vermeyeceğiz. ŞT ne bir belediye başkanına ne de bir partiye ait değildir, vergi veren insanlarına aittir. Emekçisi, sanatçısı olarak bu kurumun sahibi mecazen ben olabilirim ama bürokratlar olamazlar.

Peki ideal bir yönetmelik nasıl olmalı?

Herşeyden önce özerk olmalı. Yani güncel politikadan ve rüzgarlarından uzak olmalı. Her seçimde değişen yönelimlere göre savrulan bir yapı oluşturan bir yönetmelik olmamalıdır. Nitelikli kadrolarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Mevcut kadroları eriterek ve yerine yeni atamalar yapmayarak, aracı şirketlerle yevmiyeli bir takım kadrolar ile şişirilerek giderek nitelikli sanatçıların erimesine neden oluyorlar. Beldiyenin bir kurumuna aldığı temizlik elemanıyla, oyunlarımızda gerekli bir dansçıyı söz gelimi aynı prosedürle istihdam ediyorlar. Bizim kadrolarımızı yenilememiz gerekiyor.

Bu çift başlı yönetimin Sanatçı GSY lehine değişmesi gerekiyor. Derneğimiz İŞTİSAN’ın hazırlayıp sunduğu yönetmelik taslağı üzerinde bir çalışılma yapılması sorunlarımızı çözecektir. Buna ek olarak; daha önce denenip vaz geçilen Yerinden yönetim Sistemi geliştirilebilir. Bir intendantlık sistemi kurulabilir. Genel sanat yönetmenleri belli dönemler için belli projelerle gelebilirler. Yani şu kadar zaman içerisinde şu projeleri, şu festivalleri gerçekleştireceği, şu doluluk oranını öngörüyorum gibi taslak projelerle yönetime gelebilir ve belediye de işletmeci kimliğiyle bunları denetleyebilir. Eğer projeler gerçekleştirilmiyorsa o zaman yöneticiler değiştirilebilir. Ama her ne olursa olsun ŞT’ nin sanatçılarına danışılmadan, onlarla ortak bir çalışma gerçekleştirilmeden yapılacak herhangi bir düzenleme öncelikle iyi niyetli bir çaba değildir.

Bu konu aslında ŞT’nin olduğu kadar özel tiyatroların da ilgi alanına giriyor. Sizdeki yönetmelikler gibi özel tiyatroları bağlayan da devlet yardımları var. Bu yardımlarda yapılacak yönetmelik değişiklikleri de özel tiyatroları aynı şekilde etkileyebilir. Özel Tiyatroların yeterince destek verdiğine inanıyor musunuz?

Hayır bulmuyorum. Ödenekli tiyatrolarla özel tiyatrolar arasında çözülmemiş bir rekabet vardır. Bunun sebebi de bizim bilet ücretlerimizdir. Biz ücretlerimizi bu kadar altta tutarak onları en büyük darbeyi indiriyoruz. Özel tiyatrolar daha fazla destek alırlarsa bilet fiyatlarını bizim fiyatlarımıza yaklaştırabilir ya da biz bilet fiyatlarımızı biraz daha arttırarak onlara yaklaşabiliriz. Bizim aramızda bundan farklı bir sorun olamaz, bizim aramızda ancak sanatsal bir rekabet olabilir. Çünkü bizler aynı gemideyiz. Özel tiyatroların da bu konularda ellerini taşın altına koymaları gerekir.

Yeni yönetmelikle ŞT’ na dışarıdan proje satın alabilme yolu açılmış.. Bunu çok merak ediyoruz. Bu kadar sanatçı dururken biz dışarıdan proje alıyoruz.Yani siz bir ekmek fırınısınız ama ekmeğinizi dışarıdan satın alacaksınız. Buradaki amaç çok müphem; Bunlar hangi projeler? Bu projeleri kim yapacak, kim seçecek, kim beğenecek ve halka sunacak... bu noktalar çok kafa karıştırıcı.

Peki bundan sonra ne olacak? Bu yönetmelik ile ilgili tepkilerin boyutu ne olacak?

Öncelikle bir kamuoyu oluşturmak durumundayız. Yıllardır üstümüze üzerimize atılmaya çalışılan asalaklık çamurdan sıyrılmalıyız. ŞT bankamatik sanatçıların olduğu atıl bir kurum değildir. Biz burada alnımızın teriyle haftada yedi oyun oynayan (çocuk tiyatroları ile birlikte 9 oyun oynayan) ve herbirimiz 3-4 oyunda oynayarak ayda en az 28 oyun oynaya, sürekli prova halinde olup aldığımız yetersiz ücretlerin her kuruşunu onurla hak eden insanlarız. Bu dünyada karşılığı olmayan çok ağır çalışma şartları demek. Bunun karşılığında aldığımız ücretler ancak hayatımızı devam ettirmeye yetiyor. Bu ağır şartlardan dolayı tiyatrocu kimliğimizi koruyabilmek için çoğumuz televizyonda iş bulamaz hale geldik. Dizilerde oynayıp devletten maaş aldığımız gerçeği yansıtmıyor. Biz ŞT’ dan arta kalan zamanımızı ki eğer kalırsa, ekmek parası için değerlendirmeye çalışıyoruz. Öyle de olsa bizi dizilerin başrollerinde pek göremezsiniz çünkü önceliğimiz tiyatromuz ve bu yüzden televizyonların istediği çalışma saatlerini sağlayamıyoruz. Bunun yanı sıra kamuoyuna derdimizi çok iyi anlatarak bir kamuoyu tepkisi oluşturmamız gerekiyor. Herşeyden önce şunu çok iyi belirtmek gerekiyor: Biz bu yok edilişe izin vermeyeceğiz. ŞT sanatçıları belki de tarihinde ilk kez bu kadar sıkı kenetlendi. Bu yönetmeliği onaylamıyoruz ve uygulamayacağız. Bunun sonuçları neyse hepberaber katlanacağız. Canımızın acıyacağını ve bizi zor günlerin beklediğini biliyoruz. Ancak ben kendi bedenimi, kendi yeteneğimi, kendi becerilerimi onların bu tasarılarına alet etmeyeceğim. Çünkü böyle yaparsam kendime ihanet etmiş olurum.

İnşallah tüm bunlar geride bırakılır ve gerek ŞT gerekse diğer ödenekli kurumlara bir yasa çıkması konusunda ilham verebilir ve bu işler bu şekilde düzeltilebilir. Bu feryatların arasında sorunlarımıza da dikkat çekiyoruz ve ilk defa belki de sorunlarımız konuşuluyor.

“Bunu sizler hak ettiniz” diyen bazı bilgiç insanlar çıkıyorlar. Kimi maksatlı bir ajitasyon peşindekimi dostane eleştiriyor. Haklılık payları da var. Ama önceliğimiz bağcıyı dövmek olmamalı. Artık bu kan davalarını bırakmalı ve tehlikenin farkına varmalıyız. Bu durumun sirayet edebilecek birşey olduğunu ve bir varlık göstermemiz gerektiğinin anlamak durumundayız. Tiyatro konusunda basmakalıp düşünceleri ola ,tiyatroyu nicedir takip etmeyen bazı insanların değerli fikirleri ortalık bulandırıcı. Şimdi ukalalık yapma zamanı değil.

İsmail Can Törtop
https://twitter.com/cantortop

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)

Sırtını dayadığı 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halmancı patronlar tarafından yönetilen SANSÜRCÜ BİRGün Gazetesi'ne güvenerek, Türkiye'nin en kibar anti-faşisti tiyatro yazarı Feridun Çetinkaya'ya "PİS FAŞİST" diyecek kadar terbiyesizleşen Kültür Bakanlığı çanağı yalayıcısı Tiyatro Kare'nin patronu Nedim Saban, osuruk kadar değeri, keçiboynuzu kadar bile tadı olmayan düzeysiz bir yazıya daha imza atarak, yazarlık kalitesinin hangi sığlıkta olduğunu bir kez daha kanıtladı!

Türkiye Cumhuriyeti tiyatrosu, artık çok ciddi bir yol ayrımına geldi. Türkiye Cumhuriyeti tiyatrosuna egemen olan LİNÇÇİ alçaklar, düzenledikleri LİNÇ KAMPANYASI ile güçlerine güç katmak isterlerken, bu kampanyayla sanatsal olanakları ilelebet ilga ve imhâ edilmek istenen Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz, tam tamına 1100 kişilik kişiliksiz alçak kişiden oluşan bu LİNÇ ORDUSU karşısında susup oturmak yerine mücadele verince, bu kez, HUKUKSAL LİNÇ KAMPANYASI başlatan alçaklar ve bu alçakları cesaretlendirmek için, bu alçaklara tiyatro işi veren zavallı patronlar, önemli bir yol ayrımına sürüklendiler. 


Oysa...


"Theope" yazarı, "Ölüleri Gömün" çevirmeni Coşkun Büktel'le, Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın verdiği anti-faşist, ANTİ-LİNÇÇİ mücadeleyi kavrayamayanlar, ne yazı yazabilirler, ne oyun yönetebilirler, ne söz söyleyebilirler, ne de hayatın akış yatağını algılayabilirler!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Serbest Çağrışım


Nedim Saban
22 Nisan 2012

Bu yazıyı kebaplar ve tabii ki medeniyetler kenti Hatay’dan yazıyorum…

Son geldiğimden bu yana ne yazık ki kebaplar medeniyetlerin önüne geçmiş! Tarihte çok önemli medeniyetlerin beşiği olan Hatay’ın Harbiye’sinde, Fransızlar döneminden kalan tüm çınar ağaçları kesilmiş; Harbiye, çirkin apartmanlar ve ‘kendin pişir kendin ye’cilerin medeniyetine dönüşmüş..

Dünyanın en büyük ikinci mozaik müzesi olan müzede ise, yer sıkıntısı çekildiği gerekçesiyle, onlarca tarihi eser bahçede kimi zaman güneş ışığı, kimi zaman kar yağışının altında kaderlerine terk edilmiş.

Hatay’da, askeriye gazinosunun karşısına mimari açıdan hiçbir özelliği olmayan bir apartman dikerken, binlerce yıllık tarihi eserler bulunmuş; Hilton oteli için kazı yapılırken, antik bir hamama denk gelinmiş. Yeni otel artık bir müze otel olacakmış, tarihi eserlerin eşelenmesinden sonra dikilen yeni bina ise, 21. yüzyıl zevksizliğinin örneği olarak kalacakmış!

Burada onlarca medeniyet, yüz binlerce insan, yüzlerce hükümdarın çöküşüne tanık olan taşlara bakıyorum da, tarih 21. yüzyıl insanını nasıl belgeleyecek, çok merak ediyorum. Bizden 300/400 yıl sonra bu taşlara bakanlar, bizleri alışveriş merkezi, gökdelen, TOKİ konutları ve salak sulak apartmanlar diken bir kebapçı nesil olarak mı hatırlayacak? Sözde pek sevdiğimiz torunlarımıza nasıl bir dünya bırakacağız?

Kadir Topbaş, geçtiğimiz hafta, vekili aracılığıyla utanç verici bir karara imza attı. 19 Nisan’da Kenan Işık’ın da istifasıyla, İskender Pala’nın Şehir Tiyatrosu üzerindeki egemenliği kesinleşmiş oldu. Pala, televizyonları dolaşarak muhafazakâr sanat üzerine düşüncelerini paylaşıyormuş. Nur içinde yatsın Ali Taygun, İskender Pala’nın bir oyununu Şehir Tiyatrosu’nda sergileyerek, Pala’nın keskin burnunu Şehrin Tiyatrosu’nun kokusunu almasını sağlamıştı. Hıncal Uluç, sanatsal olarak hüsranla biten bu fiyasko üzerine en güzel yazıyı yazdı, ben daha fazla yazmaya gerek duymuyorum. Bu olay bile tepeden inme bir anlayışla sanat yaptırılamayacağının kanıtıdır bence.

Sosyal medyada Şehir Tiyatrosu üzerine onlarca görüş paylaşıldı, ancak ne yazık ki twitter ve facebook kahramanlığı yeterli olmuyor!

Kanımca herkes Pala’nın palasına kilitlenmişken, en parlak tweet’i İskender Pala adının serbest çağrışımıyla, canı İskender kebap çektiğini söyleyen sade vatandaş atmış… Ben de kültürlerin yerine kebapların öne çıktığı gezim sırasındaki bazı serbest çağrışımları yazayım bari…

1) Şehir Tiyatrosu operasyonun son dalgasında, hayatlarında hiç tiyatroya gitmeyen köşe yazarları tarafından, koskoca repertuardaki birkaç oyun cımbızlanarak, sözüm ona ahlak dışı bir içerik bulunduğu konusunda yoğunlaşıldı. Belki de hayatlarında hiç tiyatroya gitmemiş, muhafazakâr seçmenler üzerinde “bizim paramızla Aziz Nesin oyunları mı oynanacak?” türünde bir telaş yaratıldı.

2) Haftada yedi temsil oynayan, zamanlarının çoğunu kimi zaman çocuk oyunu, kimi zaman yeni oyun provalarında geçiren, İstanbul’un dört bir yanındaki oyunlara yetişmek için canlarını tehlikeye atan oyuncuların, sanat emekçilerinin emeği hiçe sayılarak, kurumda sayıları parmakla gösterilecek kadar az olan birkaç tembel ya da kabiliyetsizin yeterince çalışmaması bahane edilerek, sanki Türkiye’deki tek KİT Şehir Tiyatrosu’ymuş gibi bir hava yaratıldı. Yeniden yapılandırılması çok kolay olan sistem özellikle kilitlendi.

3) Şehir Tiyatrosu’nun halen sıkıyönetim yönetmeliğiyle yönetildiğini söyleyecek kadar abuk sabuk iddialarla, olay, günün dillere pelesenk olmuş politik söylemine uyulmaya çalışıldı.

4) Bir muhafazakâr sanat söylemi uyduruldu… Sanatın yapısında muhafaza etmek yoktur, devlet eliyle din adamı, hukukçu, profesör filan yetiştirilebilir belki ama özellikle “muhalefet etme dürtüsünden arındırılmış bir sanat nasıl yaratılır?” soruları sorulmadan, içi boş muhafazakâr sanat söylemleri ortaya atıldı. Tarihte saray soytarılarının bile kafasının kopartıldığı, saray şairlerinin hükümdarı fazla pohpohlamadıkları zaman ipe çekildiği, dünyanın her bölgesinde karanlık çağlarda, saray ressamlarının kraliçeleri yeterince güzel çizilemedikleri zaman yok edildikleri hiçe sayılarak, halktan ve gündemden kopuk bir yapay sanat anlayışı üretildi.

5) Ödenekli tiyatro sanatçılarının, kendi tiyatroları yıkıldığı, kültür merkezleri çürüdüğü zamanki tavır yoksunlukları, kamplaşmaları dikkate alınarak, muhalif eylemlerin er geç bastırılacağından iyice emin olundu.

6) Dünyada eşi benzeri olmayan bir uygulamayla sıradan bir müdürlüğe dönüştürülen Şehir Tiyatrosu sanatçılarının henüz ciddi bir örgütlenmesi olmadığı göz önüne alındı. 4 C uygulamasında hiçbir kurum sanatçısının işçilerin yanında olmadığı düşünülerek, savaşlarında yalnız bırakılacakları düşünüldü.

7) Sanatta sözüm ona baskıya karşı çıkan ama ülkesinin heykellerinin parçalanmasını seyreden Kültür Bakanı, ödenekli tiyatrolarda tuluat yapılmaması ve özellikle hükümete dil uzatılmaması konusunda konuşarak, Devlet Tiyatrosu’nu da vurmaya hazırlanan yeni dalgayı hazırladı.

Hatay gezimde muhafazakârların tarihlerine sahip çıkmak yerine, kebaplarına sahip çıktıklarını yakından gördüm. 21. yüzyıl insanının tarihe kebap ve çirkin yapı diken şahsiyetsizler olarak geçeceğine inanmak istemiyorum…

Fani bir dünyalı olarak, taşlara ve ağaçlara nasıl hesap vereceğimizi bilemiyor, çok utanıyorum.

Birgün

(Kaynak: Mimesis)