Google'a "Mustafa Demirkanlı facebook" diye yazdığınızda, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin yukarıdaki kapak fotoğrafı çıkıyor!
30 Mart 2012 Cuma
Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, Sultanahmet'teki Devlet Tiyatroları İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm kulesinin fotoğrafını çekerken şöyle düşünmek zorunda kaldı:"'Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle...' kem sözünün karşısında susup oturan, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm kulelerinin ticarî şirketlerin reklâmlarıyla kirletilmesi karşısında susup oturan, LİNÇ KAMPANYASI ile sanatsal özgürlükleri ilelebet ilga ve imhâ edilmek istenen Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'ın susturulması isteği karşısında susup oturan aciz ve zavallı insanların bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti'nde soluk alıp vermek bana çok büyük acı, çok büyük hüzün veriyor!"
Bugün Kenya'ya gidiyorum... Çok yakın bir zamana kadar, ülkemden uzaklaşıp, herhangi bir ülkeye giderken, yüreğimin derininde çok büyük bir sızı, beynimin zonklayan yerlerinde kalıcı gürültüler hissediyordum.
Bugün Kenya'ya gidiyorum... Babamın saptamasına göre, dört yüz yılı aşkın bir zaman önceki kökümüz Afrika'ya (Mısır) dayanıyormuş. Ülkemden uzaklaşıp, Mısır'a gitmelerim dışında, Türkiye'den ayrılırken, bir daha ülkeme dönmem söz konusu olmayacakmış gibi, yüreğimde sönmez yangınlar oluşuyordu.
Bugün Kenya'ya gidiyorum... Sadece Türkiye'ye değil, Mısır'a da oldukça uzak olan Kenya'ya gitmek, yüreğimin derininde çok büyük bir sızı, beynimin zonklayan yerlerinde kalıcı bir gürültü ve yine yüreğimde sönmez bir yangına neden olmuyor artık!
Neden?
Bunun birçok nedeni var...
Ancak...
Bunun en büyük nedenlerinden biri, tiyatro sanatına müthiş derecede saygısızlık gösteren 1100 kişilik kişiliksiz alçak kişinin yaşadığı bu ülkenin en büyük tiyatrosu (Devlet Tiyatroları) bırakınız dramatik, estetik değerlere sahip çıkmayı bir yana, kendisine ait reklâm kulelerinin namusuna, onuruna bile sahip çıkamayacak kadar zavallı kişiler tarafından yönetiliyor olmasıdır.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
Bugün Kenya'ya gidiyorum... Babamın saptamasına göre, dört yüz yılı aşkın bir zaman önceki kökümüz Afrika'ya (Mısır) dayanıyormuş. Ülkemden uzaklaşıp, Mısır'a gitmelerim dışında, Türkiye'den ayrılırken, bir daha ülkeme dönmem söz konusu olmayacakmış gibi, yüreğimde sönmez yangınlar oluşuyordu.
Bugün Kenya'ya gidiyorum... Sadece Türkiye'ye değil, Mısır'a da oldukça uzak olan Kenya'ya gitmek, yüreğimin derininde çok büyük bir sızı, beynimin zonklayan yerlerinde kalıcı bir gürültü ve yine yüreğimde sönmez bir yangına neden olmuyor artık!
Neden?
Bunun birçok nedeni var...
Ancak...
Bunun en büyük nedenlerinden biri, tiyatro sanatına müthiş derecede saygısızlık gösteren 1100 kişilik kişiliksiz alçak kişinin yaşadığı bu ülkenin en büyük tiyatrosu (Devlet Tiyatroları) bırakınız dramatik, estetik değerlere sahip çıkmayı bir yana, kendisine ait reklâm kulelerinin namusuna, onuruna bile sahip çıkamayacak kadar zavallı kişiler tarafından yönetiliyor olmasıdır.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
On günlüğüne Kenya'da bulunacağım için yayınımız aksayacak!
Sadece on günlüğüne de olsa... 1100 kişilik kişiliksiz alçak kişinin yaşama şansı bulduğu Türkiye Cumhuriyeti'nden uzaklaşıp, Hint Okyanusu'na kıyısı olan doğu Afrika ülkesi Kenya Cumhuriyeti'nde bulunacağım için, son derecede mutluyum.
Sadece on günlüğüne de olsa... LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne reklâm adı altında verdiği avuç dolusu para (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı) ile bu dergiyi besleyen Ayşenil Şamlıoğlu, Lemi Bilgin ve Nejat Birecik'in yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti'nden uzaklaşıp, Kenya Cumhuriyeti'nde gezmek, bana çok iyi gelecek.
Sadece on günlüğüne de olsa... Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'a "ANA AVRAT SÖVMEK" ile yetinmeyerek, şimdi de, ağız dolusu küfürler edip, canı sıkıldıkça "orospu çocuğu" demeye cesaret eden LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın tas kebabı yediği Türkiye Cumhuriyeti'nden uzaklaşıp, Kenya Cumhuriyeti'nde kulaç atmak, benim mutluluğuma yepyeni mutluluklar katacak.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
Sadece on günlüğüne de olsa... LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'ne reklâm adı altında verdiği avuç dolusu para (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı) ile bu dergiyi besleyen Ayşenil Şamlıoğlu, Lemi Bilgin ve Nejat Birecik'in yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti'nden uzaklaşıp, Kenya Cumhuriyeti'nde gezmek, bana çok iyi gelecek.
Sadece on günlüğüne de olsa... Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'a "ANA AVRAT SÖVMEK" ile yetinmeyerek, şimdi de, ağız dolusu küfürler edip, canı sıkıldıkça "orospu çocuğu" demeye cesaret eden LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın tas kebabı yediği Türkiye Cumhuriyeti'nden uzaklaşıp, Kenya Cumhuriyeti'nde kulaç atmak, benim mutluluğuma yepyeni mutluluklar katacak.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
Tiyatro yazarı Melih Anık, LİNÇÇİ Ömer F. Kurhan'a "hooop" dedi!
Türkiye, garip bir ülke... Bu ülkedeki tiyatro eleştirmenleri, gerçek tiyatro eleştirisi yapmak yerine, tiyatro sanatının daha da düzeysizleşmesi yarışına girerek, sadece ve yalnızca sahnede gördükleri devinimlerin raportörlüğünü yapmaya çalışıyorlar.
Türkiye, garip bir ülke... Bu ülkedeki tiyatro üzerine yazı yazan kişiler, genellikle genelleme hastalığına tutulup, sadece ve yalnızca öznesiz tümce kullanma saplantısıyla hareket ediyorlar.
Türkiye, garip bir ülke... Bu ülkedeki tiyatro eleştirmenleri tiyatro eleştirisi yapabilme yeteneğine sahip olmadıklarından, tiyatro üzerine yazı yazan kişiler genelleme hastalığına tutulmuş olduklarından, ister istemez, "başka işler" yapan kişiler, tiyatro esnafının yapmadıklarını yapmaya çabalıyorlar. Melih Anık da, "başka iş" yapan bir kişi olmasına, tiyatro sanatından herhangi bir çıkar gözetmemesine karşın, duyarlı bir insan olduğu için, tabii ki, tiyatro sanatına müdahale etme gereksinimi duyuyor.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Sıcağı Sıcağına: "İKSV Tiyatro Festivali Nasıl Eleştirilmeli?"
Melih Anık
30 Mart 2012
Kusuruma bakma Ö .Faruk Kurhan!
Bir yazı yazmışsın “mesafeli” durarak İKSV Tiyatro Festivali’ne mazeret üretmeye çalışmışsın!
Aklıma şu geldi hemen:
"Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
zarurî neticesi bu!
deme, bilirim!
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
o, bu dilden anlamaz pek.
O, 'hey gidi kambur felek,
hey gidi kahpe devran hey,'
der.
Ve teker teker,
bir an içinde,
omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri,
yüzleri kan içinde
geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak
geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlûpları.."
(Nâzım Hikmet- Şeyh Bedrettin Destanı)
***
İKSV'nin 2012 programına baktığımızda ne görüyoruz? Zayıf bir program. Geçmiş yılları nasıldı? Zayıf! Buna "mesafeli" olmanın yararı ne? Zayıf olduğuna mazeret mi üretmek gerekiyor? İKSV Tiyatro Festival'i kaç yıllık? 23. Dünyada 23 yıllık festivaller nasıl? O festivaller sosyo-ekonomik-politik koşullardan etkilenmedi mi? Geçen 23 yılda İKSV Tiyatro Festivali dünyada nerede, dünya nerede?
İKSV Tiyatro Festivali’nin zayıflığı getiremediği yabancı topluluklardan kaynaklanmıyor ki. En önemli nedeni “kişiliği yok”. Ne olduğu belli değil. İçine her şey atılmış bir çorba! Bu çorba 23 yıldır her festival döneminde değişiyor. Neyi hedeflediği belli değil. Dünyayı bir kenara bırakın İstanbul içinde bile merak uyandırmıyor nerde kaldı ülkenin başka bölgeleri, şehirleri. Ufku dar. Birkaç kişi her şeyi yapmaya çalışıyor. Bir danışma kurulu yok meselâ. Oysa bu ülkede yurt dışını takip eden tiyatro insanları var. Tiyatro camiasında “arama konferansı” ile düşünceler toplanmıyor. Katılım ve paylaşım artmıyor. İKSV, örneğin tiyatro programını turizmin bir parçası olarak tasarlayamıyor. Organizasyona “iş adamı” gibi bakamıyor. Var olanı “satamıyor”. Akademisyeni var akademik değil, sanatçısı var sanatsal değil, kurumu var kurumsal değil, pazarlamacısı var pazarlayamıyor, vizyonerleri var vizyonu yok!
İKSV kaldırmayacağı yükleri taşımaya kalkıyor diyorsun. Demek ki kendini bilmiyor! Her seferinde geriye giden bu yol akılcı mı? Her seferinde aynı mazeretler, “salon yok” falan. İKSV Tiyatro Festivali, Dublin, Avignon, Edinburg, Berlin, Viyana vb benzemeye çalışmanın işe yaramayacağını bilmiyor mu? İstanbul’da düzenlenecek bir festivalin dünyada yeri nasıl olmalı? Dünyada yapılmayan ne? Düşünülmüş mü? Ayağını yorganına göre uzat neyin varsa ona göre bir festival yap bari! “Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zarurî neticesi bu!” demek festivali düzeltmeye yeter mi? Boyunu posunu bileceksin, üzerine uymayan bir elbiseyi giymeye zorlanmayacaksın. 23 yılda da bir şeyler öğrenmiş ol artık bir zahmet! 23 yılda bir salon yapamaz mısın meselâ?
"Besleme!" Tiyatro camiası kendi sanatını “öyle “görüyor zaten! Bundan da utanmıyor yıllardır. Bu sermayenin etiketi değil, tiyatrocuların kendilerinin koyduğu bir yafta. ABD’de İngiltere’de tiyatro bir meta olmuş satılıyor. Yani tiyatronun doğası gereği falan deme lütfen. Oyunlar için şirketler kuruluyor, hisse senedi satılıyor. Tiyatro, kurumları ile yaşıyor. Her on yılda bir “birleşelim, örgütlenelim” diyen bir topluluk neyi başarabilir? Ama biz kendi işimize bakalım.
İKSV Tiyatro Festivali ile ilgili yazılarım duruyor blogumda. Son yazdığım yazı ile ilgili Bülent Eczacıbaşı mesaj göndermiş. Ne olacak merak ediyorum. Ben konuyu deşiyorum ama tiyatrocular sus pus. İKSV'ye sorular sordum geçen yıl. Tabii ki cevap alamadım. Kaç seyirci, kaç bilet, kaç davetiye? Kaç para toplandı? Ne harcandı? Her halde bilen birileri var. İKSV’nin 23 yılda festival ile ilgili bir tez yapma amacı var mı? Bunu yapmak için ne lazım? Para mı? Diyarbakır Tiyatro Festivali, İKSV Tiyatro Festivali’nin seçeneği neden olsun? Trabzon’da Eskişehir’de İzmir’de yapılan festivaller seçenek mi olacak birbirine?
Türkiye’deki “in-yer-face” sanatçıları buluşmasını önermen beni çok şaşırttı. Neden mi? Tiyatroda “in-yer-face” sanatçılığı diye bir şey mi var? Bu konuda “senin ‘in-yer-face’in mi daha iyi” diye tartışma mı yapılacak? Zaten 20 yıl var arada! Tek kitapla sorun çözülür mü, çözüldü mü? Yeni sorunlar yok mu?
İki hususa çıkmış yazının yolu, entelektüel kaynak ve örgütlenme kapasitesi. Kaynak da var, organizasyon kapasitesi de. Yeter ki yapmaya niyetin olsun!
Reklâmdan promosyondan sıyrılınca hemen sendika, parti, STÖ falan gündeme geliyor nedense. Solcu da olsan reklama, promosyona ihtiyacın var. İşin gereğini yapmak zorundasın yani. “Öncüler” için vakit geç, inatçılar ise “yeni bitti”. Tiyatro festivali yapılmayacak mı?
İKSV “adam gibi festival yapsın” demek sübjektif bir talep değil. Zira “adam gibi”nin nitelikleri her yerde aynı. Ama tartışmayı “gel sen yap”a getirmek bunca yanlışlık ortadayken o yanlışların üstünü kapatma çabası olur.
İKSV Tiyatro Festivali’nin ne olduğu belli, bunu açıklamak için uzun uzun sosyo-ekonomik-politik değerlendirmelere de gerek yok. Önce ne olduğunu kabul etmekle başlar her iş. Arkadan nasıl ve kim tarafından düzeltileceği ortaya çıkar. Ama “mesafeli” durmamak, yanlışlığı açıkça söylemek lâzım.
Nasıl eleştirileceği ise durduğunuz noktaya ve görmek istediklerinize bağlı. Hem eleştiri öznel bir şey. Ben kendi bildiğim gibi eleştiriyorum. Kusuruma bakma Ö. Faruk Kurhan!
(Kaynak: Günlük)
***
Ayrıca bakınız:
Kıçı kırık burjuva tiyatrosunun sadık yazarlarından Shakespeare çocuğu ve LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan, bu kez de "Eczacıbaşı Festivali"ni zemzem suyuyla vaftiz etmeye çalışıyor!
Türkiye, garip bir ülke... Bu ülkedeki tiyatro üzerine yazı yazan kişiler, genellikle genelleme hastalığına tutulup, sadece ve yalnızca öznesiz tümce kullanma saplantısıyla hareket ediyorlar.
Türkiye, garip bir ülke... Bu ülkedeki tiyatro eleştirmenleri tiyatro eleştirisi yapabilme yeteneğine sahip olmadıklarından, tiyatro üzerine yazı yazan kişiler genelleme hastalığına tutulmuş olduklarından, ister istemez, "başka işler" yapan kişiler, tiyatro esnafının yapmadıklarını yapmaya çabalıyorlar. Melih Anık da, "başka iş" yapan bir kişi olmasına, tiyatro sanatından herhangi bir çıkar gözetmemesine karşın, duyarlı bir insan olduğu için, tabii ki, tiyatro sanatına müdahale etme gereksinimi duyuyor.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Sıcağı Sıcağına: "İKSV Tiyatro Festivali Nasıl Eleştirilmeli?"
Melih Anık
30 Mart 2012
Kusuruma bakma Ö .Faruk Kurhan!
Bir yazı yazmışsın “mesafeli” durarak İKSV Tiyatro Festivali’ne mazeret üretmeye çalışmışsın!
Aklıma şu geldi hemen:
"Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
zarurî neticesi bu!
deme, bilirim!
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
o, bu dilden anlamaz pek.
O, 'hey gidi kambur felek,
hey gidi kahpe devran hey,'
der.
Ve teker teker,
bir an içinde,
omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri,
yüzleri kan içinde
geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak
geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlûpları.."
(Nâzım Hikmet- Şeyh Bedrettin Destanı)
***
İKSV'nin 2012 programına baktığımızda ne görüyoruz? Zayıf bir program. Geçmiş yılları nasıldı? Zayıf! Buna "mesafeli" olmanın yararı ne? Zayıf olduğuna mazeret mi üretmek gerekiyor? İKSV Tiyatro Festival'i kaç yıllık? 23. Dünyada 23 yıllık festivaller nasıl? O festivaller sosyo-ekonomik-politik koşullardan etkilenmedi mi? Geçen 23 yılda İKSV Tiyatro Festivali dünyada nerede, dünya nerede?
İKSV Tiyatro Festivali’nin zayıflığı getiremediği yabancı topluluklardan kaynaklanmıyor ki. En önemli nedeni “kişiliği yok”. Ne olduğu belli değil. İçine her şey atılmış bir çorba! Bu çorba 23 yıldır her festival döneminde değişiyor. Neyi hedeflediği belli değil. Dünyayı bir kenara bırakın İstanbul içinde bile merak uyandırmıyor nerde kaldı ülkenin başka bölgeleri, şehirleri. Ufku dar. Birkaç kişi her şeyi yapmaya çalışıyor. Bir danışma kurulu yok meselâ. Oysa bu ülkede yurt dışını takip eden tiyatro insanları var. Tiyatro camiasında “arama konferansı” ile düşünceler toplanmıyor. Katılım ve paylaşım artmıyor. İKSV, örneğin tiyatro programını turizmin bir parçası olarak tasarlayamıyor. Organizasyona “iş adamı” gibi bakamıyor. Var olanı “satamıyor”. Akademisyeni var akademik değil, sanatçısı var sanatsal değil, kurumu var kurumsal değil, pazarlamacısı var pazarlayamıyor, vizyonerleri var vizyonu yok!
İKSV kaldırmayacağı yükleri taşımaya kalkıyor diyorsun. Demek ki kendini bilmiyor! Her seferinde geriye giden bu yol akılcı mı? Her seferinde aynı mazeretler, “salon yok” falan. İKSV Tiyatro Festivali, Dublin, Avignon, Edinburg, Berlin, Viyana vb benzemeye çalışmanın işe yaramayacağını bilmiyor mu? İstanbul’da düzenlenecek bir festivalin dünyada yeri nasıl olmalı? Dünyada yapılmayan ne? Düşünülmüş mü? Ayağını yorganına göre uzat neyin varsa ona göre bir festival yap bari! “Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zarurî neticesi bu!” demek festivali düzeltmeye yeter mi? Boyunu posunu bileceksin, üzerine uymayan bir elbiseyi giymeye zorlanmayacaksın. 23 yılda da bir şeyler öğrenmiş ol artık bir zahmet! 23 yılda bir salon yapamaz mısın meselâ?
"Besleme!" Tiyatro camiası kendi sanatını “öyle “görüyor zaten! Bundan da utanmıyor yıllardır. Bu sermayenin etiketi değil, tiyatrocuların kendilerinin koyduğu bir yafta. ABD’de İngiltere’de tiyatro bir meta olmuş satılıyor. Yani tiyatronun doğası gereği falan deme lütfen. Oyunlar için şirketler kuruluyor, hisse senedi satılıyor. Tiyatro, kurumları ile yaşıyor. Her on yılda bir “birleşelim, örgütlenelim” diyen bir topluluk neyi başarabilir? Ama biz kendi işimize bakalım.
İKSV Tiyatro Festivali ile ilgili yazılarım duruyor blogumda. Son yazdığım yazı ile ilgili Bülent Eczacıbaşı mesaj göndermiş. Ne olacak merak ediyorum. Ben konuyu deşiyorum ama tiyatrocular sus pus. İKSV'ye sorular sordum geçen yıl. Tabii ki cevap alamadım. Kaç seyirci, kaç bilet, kaç davetiye? Kaç para toplandı? Ne harcandı? Her halde bilen birileri var. İKSV’nin 23 yılda festival ile ilgili bir tez yapma amacı var mı? Bunu yapmak için ne lazım? Para mı? Diyarbakır Tiyatro Festivali, İKSV Tiyatro Festivali’nin seçeneği neden olsun? Trabzon’da Eskişehir’de İzmir’de yapılan festivaller seçenek mi olacak birbirine?
Türkiye’deki “in-yer-face” sanatçıları buluşmasını önermen beni çok şaşırttı. Neden mi? Tiyatroda “in-yer-face” sanatçılığı diye bir şey mi var? Bu konuda “senin ‘in-yer-face’in mi daha iyi” diye tartışma mı yapılacak? Zaten 20 yıl var arada! Tek kitapla sorun çözülür mü, çözüldü mü? Yeni sorunlar yok mu?
İki hususa çıkmış yazının yolu, entelektüel kaynak ve örgütlenme kapasitesi. Kaynak da var, organizasyon kapasitesi de. Yeter ki yapmaya niyetin olsun!
Reklâmdan promosyondan sıyrılınca hemen sendika, parti, STÖ falan gündeme geliyor nedense. Solcu da olsan reklama, promosyona ihtiyacın var. İşin gereğini yapmak zorundasın yani. “Öncüler” için vakit geç, inatçılar ise “yeni bitti”. Tiyatro festivali yapılmayacak mı?
İKSV “adam gibi festival yapsın” demek sübjektif bir talep değil. Zira “adam gibi”nin nitelikleri her yerde aynı. Ama tartışmayı “gel sen yap”a getirmek bunca yanlışlık ortadayken o yanlışların üstünü kapatma çabası olur.
İKSV Tiyatro Festivali’nin ne olduğu belli, bunu açıklamak için uzun uzun sosyo-ekonomik-politik değerlendirmelere de gerek yok. Önce ne olduğunu kabul etmekle başlar her iş. Arkadan nasıl ve kim tarafından düzeltileceği ortaya çıkar. Ama “mesafeli” durmamak, yanlışlığı açıkça söylemek lâzım.
Nasıl eleştirileceği ise durduğunuz noktaya ve görmek istediklerinize bağlı. Hem eleştiri öznel bir şey. Ben kendi bildiğim gibi eleştiriyorum. Kusuruma bakma Ö. Faruk Kurhan!
(Kaynak: Günlük)
***
Ayrıca bakınız:
Kıçı kırık burjuva tiyatrosunun sadık yazarlarından Shakespeare çocuğu ve LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan, bu kez de "Eczacıbaşı Festivali"ni zemzem suyuyla vaftiz etmeye çalışıyor!
29 Mart 2012 Perşembe
LİNÇÇİ Gülhan Avşar Demirkanlı'nın sahibesi olduğu Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin başlattığı LİNÇ KAMPANYASI için koşar adım imza veren LİNÇÇİ Kenan Işık'a "sevgili Işık" diyecek kadar LİNÇ KAMPANYASI konusundan habersiz Haşmet Babaoğlu, tiyatroyla ilgili olarak kaleme aldığı köşe yazısında, sıradan bir tiyatro izleyicisinin ifadesinden bile çok daha düzeysiz bir mantıkla tiyatroya yaklaşmakla birlikte, tiyatronun ne olduğu konusunda sıradan sözlerle hem kendisini ve hem de okurlarını oyalıyor!
Oyun'un notu: LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız Sabah Gazetesi yazarı Haşmet Babaoğlu'nun yazısındaki LİNÇÇİ Kenan Işık'ın adını, daha net anlaşılsın diye "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!
***
Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki gibi çok köşe yazarı yoktur. Hattâ bizdekine benzer bir mantıkla hareket eden köşe yazarı da bulmanız neredeyse olanaksızdır. Türkiye'deki köşe yazarları, anlamadığı konularda da kalem oynatmaya meraklı insanlardır. Oysa, başka ülkelerde, herhangi bir konuda yazı yazan yazarlar, konularına vakıf olmanın mutluluğuyla yazı masasının başına geçerler.
Aşağıda okuyacağınız son derecede düzeysiz tiyatro yazısını kaleme alan Haşmet Babaoğlu da, bütün diğer köşe yazarları gibi, anlamadığı konularda da ahkâm kesmeyi bir alışkanlık hâline getirmiş. LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis sitesinin hangi düzeysiz yazılarla beslendiğini çok net bir biçimde anlayabilmek için, biraz sabırlı davranıp, lütfen aşağıdaki anlamsız yazıya bir göz atma zahmetinde bulununuz.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Tiyatro ölmüyor, öldürülüyor!
[Haşmet Babaoğlu'nun Sabah gazetesinde yayınlanan "Tiyatro ölmüyor, Öldürülüyor" başlıklı yazısını aynen yayınlıyoruz]
“İnsanı usandıracak kadar sık tekrarlanan bir söz bu: Miadını doldurdu tiyatro, öldü…
Gerçekten de öldüyse, bugün Dünya Tiyatro Günü’nü kutlamak yerine yasını tutalım tiyatronun!”
Kenan Işık'ın Dünya Tiyatro Günü’nü kutlamak için kaleme aldığı bildiri böyle başlıyor.
Hüzünlü bir ironi taşıyor bildiri!
Neden? Çünkü sevgili Işık'a göre tiyatroyu kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bir anıt mezara gömüp unutmak aslında hayatı, insanı ve insanca olanı unutmakanlamına geliyor.
***
Tiyatroyu “anlatmak”, gelişmeyi de teknolojik ilerleme sananlar tiyatronun miadını doldurduğunu söylemekten hiç vazgeçmeyecekler.
Sinema, televizyon ve internetin seyirciyi öykünün sahiciliğine ikna etme veya “büyüleme” teknolojileri tiyatronunkine göre çok daha etkiliyken…
Çağlar geçse de tiyatronun ayakta kalacağına inanmak böyleleri için imkânsızdır!
Eh o açıdan bakarsanız, haklı da görünürler.
Öyle ya!
Kapıyı sert çarpınca yıkılacakmış gibi sarsılan eğreti dekor, iyi ütülenmemiş kostümler, yapaylık duygusunu bir türlü bastıramayan ışıklandırma, döne döne seyircinin başını döndüren sahne ve elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen oyuncular…
Bütün bunlar gerçekten de eski zaman seyirliklerinden bugüne kalmış acıklı tortular gibidir.
***
Anlatmak için değil, “yaşamak” için vardır.
Teknolojiyi değil, hayatı esas alır!
O gün, o saat “yaşanan” bir şeydir oyun!
Sahnedekiler de, seyirciler de, herkes etiyle, kanıyla, canıyla oradadır!
Tiyatronun “ölümsüz” yanı işte bu noktadır!
Bu sanat yaşayacaksa eğer, bir öyküyü sahnesine taşıdığı için değil, seyirciyle oyuncu arasındaki mucizevi bağı kurma ayinini gerçekleştirdiği için yaşayacak!
İyi de, tiyatrocular bunun tam anlamıyla farkındalar mı?
Böyle oyunlar var mı? Kaçı böyle?
Ya seyirciler? Çoğu zaman sahneye bir tv ekranına bakar gibi bakmıyorlar mı?
Aklımız fikrimiz sadece oyuncularda değil mi? O oyuncuların çoğu sahnede “yaşamak” veya “yaşatmak” yerine berbat ve profesyonel bir aldırmazlıkla “oynamayı” seçmiyorlar mı?
Uzun sözün kısası…
İlle de bir ölümden söz edeceksek eğer, ihtiyarlıktan olmadığını bilelim.
Tiyatrocular öldürüyor tiyatroyu!
NOT: Tabii şunu eklememek haksızlık olur: İstanbul’da iki yıldır tiyatronun özünü yakalamış harika deneysel çalışmalar izliyorum. Umutluyum.
Sabah
(Kaynak: Mimesis)
***
Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki gibi çok köşe yazarı yoktur. Hattâ bizdekine benzer bir mantıkla hareket eden köşe yazarı da bulmanız neredeyse olanaksızdır. Türkiye'deki köşe yazarları, anlamadığı konularda da kalem oynatmaya meraklı insanlardır. Oysa, başka ülkelerde, herhangi bir konuda yazı yazan yazarlar, konularına vakıf olmanın mutluluğuyla yazı masasının başına geçerler.
Aşağıda okuyacağınız son derecede düzeysiz tiyatro yazısını kaleme alan Haşmet Babaoğlu da, bütün diğer köşe yazarları gibi, anlamadığı konularda da ahkâm kesmeyi bir alışkanlık hâline getirmiş. LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis sitesinin hangi düzeysiz yazılarla beslendiğini çok net bir biçimde anlayabilmek için, biraz sabırlı davranıp, lütfen aşağıdaki anlamsız yazıya bir göz atma zahmetinde bulununuz.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Tiyatro ölmüyor, öldürülüyor!
[Haşmet Babaoğlu'nun Sabah gazetesinde yayınlanan "Tiyatro ölmüyor, Öldürülüyor" başlıklı yazısını aynen yayınlıyoruz]
“İnsanı usandıracak kadar sık tekrarlanan bir söz bu: Miadını doldurdu tiyatro, öldü…
Gerçekten de öldüyse, bugün Dünya Tiyatro Günü’nü kutlamak yerine yasını tutalım tiyatronun!”
Kenan Işık'ın Dünya Tiyatro Günü’nü kutlamak için kaleme aldığı bildiri böyle başlıyor.
Hüzünlü bir ironi taşıyor bildiri!
Neden? Çünkü sevgili Işık'a göre tiyatroyu kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bir anıt mezara gömüp unutmak aslında hayatı, insanı ve insanca olanı unutmakanlamına geliyor.
***
Tiyatroyu “anlatmak”, gelişmeyi de teknolojik ilerleme sananlar tiyatronun miadını doldurduğunu söylemekten hiç vazgeçmeyecekler.
Sinema, televizyon ve internetin seyirciyi öykünün sahiciliğine ikna etme veya “büyüleme” teknolojileri tiyatronunkine göre çok daha etkiliyken…
Çağlar geçse de tiyatronun ayakta kalacağına inanmak böyleleri için imkânsızdır!
Eh o açıdan bakarsanız, haklı da görünürler.
Öyle ya!
Kapıyı sert çarpınca yıkılacakmış gibi sarsılan eğreti dekor, iyi ütülenmemiş kostümler, yapaylık duygusunu bir türlü bastıramayan ışıklandırma, döne döne seyircinin başını döndüren sahne ve elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen oyuncular…
Bütün bunlar gerçekten de eski zaman seyirliklerinden bugüne kalmış acıklı tortular gibidir.
***
Anlatmak için değil, “yaşamak” için vardır.
Teknolojiyi değil, hayatı esas alır!
O gün, o saat “yaşanan” bir şeydir oyun!
Sahnedekiler de, seyirciler de, herkes etiyle, kanıyla, canıyla oradadır!
Tiyatronun “ölümsüz” yanı işte bu noktadır!
Bu sanat yaşayacaksa eğer, bir öyküyü sahnesine taşıdığı için değil, seyirciyle oyuncu arasındaki mucizevi bağı kurma ayinini gerçekleştirdiği için yaşayacak!
İyi de, tiyatrocular bunun tam anlamıyla farkındalar mı?
Böyle oyunlar var mı? Kaçı böyle?
Ya seyirciler? Çoğu zaman sahneye bir tv ekranına bakar gibi bakmıyorlar mı?
Aklımız fikrimiz sadece oyuncularda değil mi? O oyuncuların çoğu sahnede “yaşamak” veya “yaşatmak” yerine berbat ve profesyonel bir aldırmazlıkla “oynamayı” seçmiyorlar mı?
Uzun sözün kısası…
İlle de bir ölümden söz edeceksek eğer, ihtiyarlıktan olmadığını bilelim.
Tiyatrocular öldürüyor tiyatroyu!
NOT: Tabii şunu eklememek haksızlık olur: İstanbul’da iki yıldır tiyatronun özünü yakalamış harika deneysel çalışmalar izliyorum. Umutluyum.
Sabah
(Kaynak: Mimesis)
Kıçı kırık burjuva tiyatrosunun sadık yazarlarından Shakespeare çocuğu ve LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan, bu kez de "Eczacıbaşı Festivali"ni zemzem suyuyla vaftiz etmeye çalışıyor!
Oyun'un notu: LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis Dergisi ve Mimesis Portal'in ağababalarından LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan'ın kişisel sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız tadımlık yazıdaki önemli bulduğumuz bazı yerleri "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik. LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan'ın yazısını tam olarak değil de, sadece tadımlık olarak sunmamızın bir tek nedeni var: Yazı o denli sığ ve o denli anlaşılmaz ki, yazının tamamını okuyan insan, bu yazıyı okuduktan hemen sonra, hastalanıp haftalarca yatağa düşebilir!
***
Türkiye Tiyatrosu kavramının oluşması için kavga veren insanlarla, bu kavrama ihanet eden insanların karşıtlığını yaşamaya devam ediyoruz. Peki, bu karşıtlığı somutlamak için, hangi sözcüğü kullanabiliriz? Türkiye Tiyatrosu kavramının karşıtlığının en dinamik ifadesi "LİNÇÇİ olmak yada LİNÇÇİ olmamak" ikileminde yatıyor.
Türkiye Tiyatrosu kavramının ve bu kavramın uzantısında oluşabilecek tiyatro kuramının yapıcıları (ki ilk akla gelen Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'dır), Türkiye Tiyatro Tarihi içerisinde hiçbir zaman için rastlanmamış ve hiçbir zaman için rastlanmayacak iğrenç bir LİNÇ KAMPANYASI ile susturulmak istenmiştir.
Orospu çocuğu Burak Caney'in başlatmış olduğu "BİRİNCİ LİNÇ KAMPANYASI" ile deviremedikleri Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'ı, hemen ardından, LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin başını çektiği "İKİNCİ LİNÇ KAMPANYASI" ile alt etmeye çalışan gerici tiyatro esnafı, 1100 kişilik kişiliksiz alçak kişi karşısında bir adım bile gerilemeyen Hilmi Bulunmaz'ı, bu kez, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis'in ağababası Ömer Faruk Kurhan eliyle oluşturdukları "ÜÇÜNCÜ (HUKUKSAL) LİNÇ KAMPANYASI" cenderesinde sıkıştırmak istemişlerdir.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın, hukuksal alanda da mücadele etmekten hoşlanması sonucu, LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan, maymungötünden bile daha kırmızı bir hâle gelip, eşekten düşmüş karpuza dönmüştür. Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını değil, Eczacıbaşı Holding'in sınıfsal çıkarlarını savunan LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan, şimdi de, açık açık "Eczacıbaşı Festivali"ni yıkayıp yağlamakta, hattâ zemzem suyuyla vaftiz etmek istemektedir!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
(...)
Elbette İKSV Tiyatro Festivali eleştirilebilir, yeri geldiğinde tiyatro adına oradaki insanların iyi niyet ve emeği de takdir edilebilir. Fakat eleştirinin çerçevesi doğru kurulamayıp tarihsel ve sosyal bağlamı ihmal eden sübjektif talepkârlık üzerinden şekillenince, her konuda olduğu gibi tartışma gelip şuraya dayanır: "Buyurun, daha iyisini, daha güzelini yapın; sizi tutan mı var?"
(Kaynak: Ömer Faruk Kurhan)
***
Türkiye Tiyatrosu kavramının oluşması için kavga veren insanlarla, bu kavrama ihanet eden insanların karşıtlığını yaşamaya devam ediyoruz. Peki, bu karşıtlığı somutlamak için, hangi sözcüğü kullanabiliriz? Türkiye Tiyatrosu kavramının karşıtlığının en dinamik ifadesi "LİNÇÇİ olmak yada LİNÇÇİ olmamak" ikileminde yatıyor.
Türkiye Tiyatrosu kavramının ve bu kavramın uzantısında oluşabilecek tiyatro kuramının yapıcıları (ki ilk akla gelen Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'dır), Türkiye Tiyatro Tarihi içerisinde hiçbir zaman için rastlanmamış ve hiçbir zaman için rastlanmayacak iğrenç bir LİNÇ KAMPANYASI ile susturulmak istenmiştir.
Orospu çocuğu Burak Caney'in başlatmış olduğu "BİRİNCİ LİNÇ KAMPANYASI" ile deviremedikleri Coşkun Büktel'le Hilmi Bulunmaz'ı, hemen ardından, LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin başını çektiği "İKİNCİ LİNÇ KAMPANYASI" ile alt etmeye çalışan gerici tiyatro esnafı, 1100 kişilik kişiliksiz alçak kişi karşısında bir adım bile gerilemeyen Hilmi Bulunmaz'ı, bu kez, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis'in ağababası Ömer Faruk Kurhan eliyle oluşturdukları "ÜÇÜNCÜ (HUKUKSAL) LİNÇ KAMPANYASI" cenderesinde sıkıştırmak istemişlerdir.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın, hukuksal alanda da mücadele etmekten hoşlanması sonucu, LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan, maymungötünden bile daha kırmızı bir hâle gelip, eşekten düşmüş karpuza dönmüştür. Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını değil, Eczacıbaşı Holding'in sınıfsal çıkarlarını savunan LİNÇÇİ Ömer Faruk Kurhan, şimdi de, açık açık "Eczacıbaşı Festivali"ni yıkayıp yağlamakta, hattâ zemzem suyuyla vaftiz etmek istemektedir!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
(...)
Elbette İKSV Tiyatro Festivali eleştirilebilir, yeri geldiğinde tiyatro adına oradaki insanların iyi niyet ve emeği de takdir edilebilir. Fakat eleştirinin çerçevesi doğru kurulamayıp tarihsel ve sosyal bağlamı ihmal eden sübjektif talepkârlık üzerinden şekillenince, her konuda olduğu gibi tartışma gelip şuraya dayanır: "Buyurun, daha iyisini, daha güzelini yapın; sizi tutan mı var?"
(Kaynak: Ömer Faruk Kurhan)
Shakespeare çocuğu Can Yücel'in şiirlerini uyarlayan LİNÇÇİ Genco Erkal'ın tiyatro oyunuymuş gibi kakaladığı "CAN"ı LİNÇÇİ Kemal Kocatürk sahneye fışkırtıyor!
Oyun'un notu: LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin sanal kuyruğu tiyatrodergisi.com.tr sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız haberdeki LİNÇÇİ kişi adlarının anlaşılması için "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!
**
"Can" Nisan ayında da dolu dolu "Can"lanmaya devam ediyor
Can, Can Yücel Şiirlerinden Uyarlayan : Genco Erkal
Video-Desenler : Mehmet Güleryüz
Yöneten ve Oynayan : Kemal Kocatürk
Müzik : Ayça Kocatürk
Çevre Düzeni : Sırrı Topraktepe
Işık : Aslı Atasoy
“Canlıyız, canlı mı canlı
Ölüler yaşamadıkları için ölüler.
Yaşam adına ölenler
Kıyamete kadar yaşayanlar.”
Hayatın içinden bir an bile eksilmemiş, kendine bile sığmamış ve taşmış bir şairi 85. Doğum yılında kendi şiirlerinden uyarlanmış hayat öyküsüyle anıyor “Tiyatro Kumpanyası”. Can Yücel’in şiirlerinden Genco Erkal'ın uyarladığı tek kişilik oyunu Kemal Kocatürk yönetiyor ve oynuyor. Can Yücel şiirleri kadar muzip, sert, dik ve duyarlı, Türk resminin desen virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Mehmet Güleryüz’ün “Can” için hazırladığı video-desenler de rol alacak Kemal Kocatürk'le birlikte. Can Yücel’in kendi şiirlerinden hayat öyküsüyle yeniden “can” bulmasına tanık olacağız; Doğumundan, Adana cezaevi yıllarına, Kuzguncuk’tan Datça’ya, Datça’da huzuru bulduğu “anasının gözü mavi”liklerde “Can”ın izini kâh gülerek, kâh ağlayarak sürerken ülkemizin son 40 yılına da Can Yücel’in gözünden bir bakış atacağız. Gelin siz de “Can”ın yeniden şiir, resim ve müzikle “Can” bulmasına şahit olun.
“Anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
Kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
Taksinize mülkünüze dairenize…
Vesairenize…
Şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
Aşk yokmuş sizde beş paralık!
“Can” 31 Mart 20:30 Akatlar Kültür Merkezi, 2 Nisan 20:00’de Ankara Sanat Tiyatrosu Sahnesi, 3 Nisan 20:00’de ODTÜ, 6 Nisan 20:30 CKM, 11 Nisan Kozzy Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Sahnesi, 12 Nisan 20:30 Muammer Karaca Tiyatrosu, 19 Nisan 20:30 CKM, 28 Nisan 19:30 Akbank Sanat Tiyatrosu’nda izleyici karşısında olacak.
www.tiyatrokumpanyasi.com
(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro... Dergisi)
**
"Can" Nisan ayında da dolu dolu "Can"lanmaya devam ediyor
Can, Can Yücel Şiirlerinden Uyarlayan : Genco Erkal
Video-Desenler : Mehmet Güleryüz
Yöneten ve Oynayan : Kemal Kocatürk
Müzik : Ayça Kocatürk
Çevre Düzeni : Sırrı Topraktepe
Işık : Aslı Atasoy
“Canlıyız, canlı mı canlı
Ölüler yaşamadıkları için ölüler.
Yaşam adına ölenler
Kıyamete kadar yaşayanlar.”
Hayatın içinden bir an bile eksilmemiş, kendine bile sığmamış ve taşmış bir şairi 85. Doğum yılında kendi şiirlerinden uyarlanmış hayat öyküsüyle anıyor “Tiyatro Kumpanyası”. Can Yücel’in şiirlerinden Genco Erkal'ın uyarladığı tek kişilik oyunu Kemal Kocatürk yönetiyor ve oynuyor. Can Yücel şiirleri kadar muzip, sert, dik ve duyarlı, Türk resminin desen virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Mehmet Güleryüz’ün “Can” için hazırladığı video-desenler de rol alacak Kemal Kocatürk'le birlikte. Can Yücel’in kendi şiirlerinden hayat öyküsüyle yeniden “can” bulmasına tanık olacağız; Doğumundan, Adana cezaevi yıllarına, Kuzguncuk’tan Datça’ya, Datça’da huzuru bulduğu “anasının gözü mavi”liklerde “Can”ın izini kâh gülerek, kâh ağlayarak sürerken ülkemizin son 40 yılına da Can Yücel’in gözünden bir bakış atacağız. Gelin siz de “Can”ın yeniden şiir, resim ve müzikle “Can” bulmasına şahit olun.
“Anamın ipiyle indim gökdelen damınızdan
Kelebek gibi girdim kelebek camınızdan
Taksinize mülkünüze dairenize…
Vesairenize…
Şiir fenerimle de baktım, son çığlık!
Aşk yokmuş sizde beş paralık!
“Can” 31 Mart 20:30 Akatlar Kültür Merkezi, 2 Nisan 20:00’de Ankara Sanat Tiyatrosu Sahnesi, 3 Nisan 20:00’de ODTÜ, 6 Nisan 20:30 CKM, 11 Nisan Kozzy Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Sahnesi, 12 Nisan 20:30 Muammer Karaca Tiyatrosu, 19 Nisan 20:30 CKM, 28 Nisan 19:30 Akbank Sanat Tiyatrosu’nda izleyici karşısında olacak.
www.tiyatrokumpanyasi.com
Haber Giriş Tarihi: 29 Mart 2012
Yeni Tiyatro Dergisi, Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'la yine konuştu!...
Oyun'un notu: Her harfini, her hecesini, her sözcüğünü, her tümcesini, her paragrafını kılı kırka yararak yazan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın ağzından âdeta birer kurşun gibi çıkan sözcükler, aşağıdaki metinde bilerek yada bilmeyerek, isteyerek yada istemeyerek çamur gibi anlamsız bir hâle getirilmiştir. Koşullarımız elverdiğinde, bu sözlerin, birer çamur gibi değil de, birer kurşun gibi anlamlı hâle gelmesi için, yukarıda görmüş olduğunuz konuşmayı metin biçiminde okurlarımıza sunacağız!
***
Akademisyen, oyun yazarı, şair, Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş'ın yönettiği ve İstanbul Devlet Tiyatrosu emekçisi Ediz Baysal, "Theope" oyununun yazarı Coşkun Büktel'in de katıldığı "açık oturum"daki sözlerimin bir kısmı Yeni Tiyatro Dergisi'nde yayınlanırken olduğu gibi sansürlenmiş olmakla birlikte, bazı önemli sözlerim de, tam karşıt anlama gelebilecek, beni yanlış tanıtacak bir biçimde yayınlanmış bulunuyor.
Yukarıda ses kaydı olarak yayınlamış olduğum konuşmayı, daha önce, Mart / 2012 tarihinde metin olarak yayınlayacağım sözünü vermeme karşın, işlerimin ve seyahatlerimin aşırı yoğunluğu nedeniyle, bu sözümü bir türlü tutamadım. Yarın (30 Mart 2012) Kenya'ya gidip 10 gün gezeceğim için, tabii ki, bu konuşmayı metin hâline getirmem, ne yazık ki, yine ertelenmiş olacak.
Ancak, ivedilikle şunun bilinmesini isterim:
Yeni Tiyatro Dergisi'nin 34 ve 35. sayılarında yayınlanan "açık oturum", tiyatro tarihine ışık tutmak bir yana, tiyatro tarihinin yanlış yazılmasına neden olacak bir metindir. Bu "açık oturum", beni, benim evrenimi, hayatımı ortaya koyduğum işçi sınıfı ideolojisini aydınlatan değil, karartan bir metindir. Bu "açık oturum", benim de, diğer tiyatro esnafı gibi kapitalist düşünceyle devinen bir insan olduğumu duyumsatan bir metindir.
Benim böyle bir söyleşi yapmama neden olup, bu konuda beni ivmelendirip isteklendiren Coşkun Büktel'e söylemiş olduğum gibi, ben bu söyleşinin yayınlanabileceği kanısında değildim. Bu söyleşi, sansürlenmiş ve sözlerimin anlamı çarpıtılmış biçimde yayınlanacağına hiç yayınlanmamış olsaydı, tiyatro tarihindeki yerimi daha doğru dürüst almış olurdum. Coşkun Büktel'in, Yeni Tiyatro Dergisi için söyleşi yapmamız önerisini kabul edip, küçük burjuva zaafıma yenik düştüğüm için, başta işçi sınıfı olmak üzere, halkımdan, tüyü bitmemiş yetimden son derecede özür dilerim.
Yukarıdaki ses kaydında çok rahat bir biçimde dinleyebileceğiniz sözlerimin senfonik boyutunun değil, aşağıdaki sansürlenmiş ve karşıt anlamlar kazanabilmiş kakofonik boyutunun yayınlanması, umarım devrimci tiyatroya çok büyük zararlar vermez.
Kenya seyahati sonrası gücüm ve zamanım yeterse, yukarıdaki ses kaydını yazılı hâle getirip, emekçi halkıma borcumu ödeyeceğim!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Hilmi Bulunmaz'la "Beraat" Tartışmaları!... (2)
Coşkun Büktel - Biz, size katılın demediysek Devlet Tiyatrosu sanatçısısınız diye...
Ediz Baysal - Ben kendimi pasif bir dinleyici olarak görmüyorum. Siz demediniz ama ben kendiliğimden konuşuyorum...
Hilmi Bulunmaz - Benim katılın demememin nedeni, DT'li olmanızdır.
Ediz Baysal - Emekliyim ama...
Hilmi Bulunmaz - Ama ben "Ölüleri Gömün"ü de gördüm. Sizi DT sanatçısı olarak gördüm. Beğendim ve burada çay içiyoruz.
Ediz Baysal - Devlet Tiyatrosu'nda çok önemli bir görevi yerine getiriyorum. Belgeciliği yerine getiriyorum ve oluşturuyorum ama burada... eee, bir kuruma bağımlı olduğum için gerçeği örtbas etmeyi düşünemem.
Coşkun Büktel - Teşekkür ederim.
Ediz Baysal - Ben teşekkür ederim. Beni kabul ettiğiniz için. Beraat kararının yorumunu biraz daha kendimce geliştirerek anlamaya çalıştım. Ee, sen dedin ki... Yargıcın kararını verirken sadece şikayetçiyi değil, şikayetçinin çevresindeki insanları da göz önünde bulundurduğunu.
Coşkun Büktel - O anlayışı mahkum ettik.
Ediz Baysal - Onların, Hilmi Bulunmaz'la ilgili ithamlarının gerçek olmadığını gördük. Bulunmaz'a "küfürbaz" dediler. Ama ben Bulunmaz'ı küfürbaz göremiyorum. Bulunmaz küfürbaz olsaydı o davada kolay kolay beraat verilemezdi.
Coşkun Büktel - Hakim karşı tarafı görüyor. Karşı taraf belge olmadan rahatça iftira atabiliyor. Mesela benim eski karım sayesinde Devlet Tiyatrosu'na girmeye çalıştığımı Mustafa Demirkanlı söylüyor. Karşı tarafın iğrenç yöntemleri küfürden çok daha iğrenç, bu nedenle karşı tarafın bizi şikayet etmesi ayrı bir iğrençlik. Kendinize bakmadan bir adamı suçluyorsunuz. "Temiz" bir insana karşı Hilmi'nin sözleri suç sayılabilir. Hilmi zaten "temiz" bir insana bunları söylemez. "Eşek herif" bile demez. Hilmi kibar ve ince adamdır. Normal hayatında asla küfür etmez. Ben de öyleyim. Biz onlara karşı üslubumuzdan vazgeçmiyoruz. Onlar her zaman nezaketli konuştular ama en iğrenç iftiraları attılar.
Erbil Göktaş - Argo çok gereksiz. Argodan daha etkili yöntemler var. Onları söylemelisin. Argo gerçekten çok gereksiz ve incitici...
Hilmi Bulunmaz - Yapılan mahkemeyi 1100 kişinin Hilmi Bulunmaz'a açtığı dava olarak görmek lazım. İşte böyle olunca da 1100 kişiye karşı bir tek Bulunmaz'ın olması ve bunun yaşanması önemlidir. Mahkeme 1100 kişiye karşı Bulunmaz'ı korumuş ve 1110 kişinin ithamlarının yanlış olduğunu göstermiştir.
Coşkun Büktel - Doğru. Linççiler dışındaki insanlara karşı gayet medeni olduğunu görüyor.
Ediz Baysal - Linççilerin ithamları da suya düşüyor.
Hilmi Bulunmaz - Erbil beraat ile ilgili soracağın başka sorular var mı?
Coşkun Büktel - Evet yani...
Erbil Göktaş - Tabii ki ben bu kadar "kavga" yapılmasından yana değilim. Karşı karşıya kaldığınız arkadaşı kazanmak isterdim. Hatta onu uyardım da. Bana da yönelik yazılar yazmaya başlayınca, "lütfen dikkat et, kahramanlığa soyunuyorsun ama çok kötü ortada kalacaksın" diye yazmıştım. Ben ona olanak sağlayayım ve etkileşim olsun diye ona el uzattım. Ama O, benim elime "bıçak" attı. Bir insan olarak çok kötü duruma düştü. Belli yere gelmişsin, 30 yıl tiyatro yapmışsın... Kağıttan kuleler gibi birden bire düşen bir insan oluyorsun...
Coşkun Büktel - Feridun Çetinkaya gibi tertemiz insanı, dünyadaki en iğrenç insanın bile küfürbaz diyemeyeceği kadar temiz bir insanı; sen tanıyorsun Feridun Çetinkaya'yı, bu adama bile "ırkçılığın adamı" dedi yaa!...
Ediz Baysal - O zaman siz de haklılığını kanıtladınız.
Erbil Göktaş - Evet, "ben seni uyarmıştım bak" deme hakkınız var. 30-35 yıldır bu camianın içinden, kalbinden, ciğerinden gözlemleyen biri olarak, biliyordum Kurhan'ın ne olacağını. O yüzden O'na "sakın kahramanlığa soyunma" dedim.
Coşkun Büktel - "Giyinemezsin ama"...
Erbil Göktaş - Evet, "giyinemezsin ve ortada çırılçıplak kalacaksın" dedim ve öyle oldu. Yazdım ama beni dinlemedi. Ben size karşı imza verenleri uyarırken, bu olayın kan davasına dönüşmesinden korkuyordum. Orada bana da "küfürbaz destekçisi" diye bir sürü laf ettiler. Oysa ben "küfüre" karşı olduğumu açıklamıştım.
Coşkun Büktel - Onlar şu an "biz onu çoktan unuttuk, biz kendi işimize bakıyoruz" diyorlar. Biz de, "sizin imzalarınız durdukça biz asla unutmuyoruz" diyoruz.
Erbil Göktaş - Sen kendine haksızlık ediyorsun, bu tür işlere yoğunluğunu verip... Tabii ki onların eksikliği varsa?...
Hilmi Bulunmaz - Varsa değil. Var! O yüzden konuşuyoruz.
Erbil Göktaş - Evet... ama ne bileyim, bir roman yazmayı, bir şiir yazmayı, yeni oyun yazmayı özlerken... Ben beraata geleyim en iyisi. Arkadaşımız Ömer Faruk, eee tabii çok zor durumda, seni mahkemeye veren birisi olarak senin beraat etmen onu çok zor duruma sokmuştur. Tabii bir de akademisyen arkadaşımız var.
Hilmi Bulunmaz - Bu akademisyenin adı Prof. Dr. Nurhan Tekerek.
Erbil Göktaş - İsim verme!
Hilmi Bulunmaz - Neden vermeyeyim, beni mahkemeye vermiş.
Erbil Göktaş - Belki bir hata yapmıştır.
Hilmi Bulunmaz - "Belki" değil, hata yaptı.
Erbil Göktaş - Senin de çok sert üslubun var. Belki bu sert üslup olmasaydı belki mahkemeye vermezdi.
Coşkun Büktel - Sen şunu anlamıyorsun. Hilmi ile benim kafama odun indirseler bize dönüp "canım belliydi zaten başlarına bunların geleceği, bunlar da hak etti" derlerdi. Bunu çok rahat bir şekilde derler.
Hilmi Bulunmaz - İrfan Aslaner de bunu dedi. "İki pişmiş kellenin kafasını ezelim" dedi.
Coşkun Büktel - Bize "buyurun gelen Galatasaray'a kafanızı kıralım" dediler. Biz de kalktık gittik kafamızın kırılması için, ama kafamızı kıran olmadı. Galatasaray'a gittiğimizde "oraya değil buraya gelmediniz" dediler. Birisi bıçakları bilemekten söz ediyor. Öyle bir ortam var. Bunlardan bahsedenler var. Sen bize yardım ettiğin için de sana neler dediler. Sana da bunları dediler.
Erbil Göktaş - Bana da karşı oldular. Birlik Kurma girişimi vardı. Tiyatro Yayıncıları Birliği; ben onlara "gelin bu kan davasını bırakalım, hep birlikte olalım, gücümüz artsın ve Türk Tiyatrosu kazansın" önerisini götürdüm.
Coşkun Büktel - İşin kötü yanı başımıza bir iş gelmesini normal görenler, başımıza bir şey gelmemesini de normal görmekteler. Bu da şunu gösteriyor. Biz tehdit altındayız. Buraya neden geldim?...
Erbil Göktaş - Siz de insanları rencide ediyorsunuz.
Coşkun Büktel - Karşımızda ölüm tehditleri var sen rencide edilmekten bahsediyorsun.
Erbil Göktaş - Ben mahkeme konusundan bahsediyorum. İnsanlar rencide olunca, Hilmi Bulunmaz'ı mahkemeye vermeye mecbur kaldılar. Ben Ömer Faruk Kurhan ve Nurhan Tekerek'den bahsediyorum.
Hilmi Bulunmaz - Ama sen isim verme dedin Erbil.
Erbil Göktaş - Tamam o zaman Kurhan ve akademisyen diyelim. Sen de Boğaziçi'nde bir yere gelmiş insandan bahsediyorsun; bu insanı yerin dibine soktun. O da içine sindiremedi, kendisini düşündü. Boğaziçi'nden gelmesine karşılık ağbilik yapamadı ve öngörülü davranamadı. "Bıçak bilemek" derken ise, "bilmem kaç kişi toplar sizi tükürüğümüzle boğarız" demek istedi ama o da olmadı.
Coşkun Büktel - Bıçak bilemesiyle tükürüğün ne ilgisi var? "Bıçak bilemek" ne demek farkındasın değil mi?
Erbil Göktaş - "Sizi boğacağız" dediğinde Cuma Boynukara, "eyvah Erbil'i götürdüler yok edecekler" demiş.
Hilmi Bulunmaz - Kim götürdü? Nereye götürdü?
Erbil Göktaş - Erbil'i gömdüler...
Hilmi Bulunmaz - Neyi gömüyorlar?
Coşkun Büktel - Kurdukları birliklere ne oldu?
Hilmi Bulunmaz - Tiyatro Yayıncıları Birliği'ne ne oldu? Hepsi bitti.
Erbil Göktaş - Bunlar iyi örgütlenemediler. Eğer iyi örgütlenselerdi... Ben onlara dedim; Hilmi Bulunmaz ile Coşkun Büktel'i de yanınıza alın dedim. Hep birlikte olalım dedim ama beni dinlemediler.
Hilmi Bulunmaz - Onların varlık nedeni bize karşı olmaları. Biz olmasak onlar olmaz ki. Boğaziçi Gösteri Topluluğu bize karşı linç girişimine girmeseydi, "Limited Şirket" kuramaz ve bol bol çanak yalayamazdı. Kültür Bakanlığı çanağını yaladılar ve çanak yalayarak var oldular. Bunlar bizim sayemizde oldu. Bunların Türk Tiyatrosu'na hiç bir ama hiç bir faydası yok.
Erbil Göktaş - Olabilirdi, olmaz mıydı?
Hilmi Bulunmaz - O zaman katır da doğururdu.
Erbil Göktaş - Ama bir şey yaptılar; İstiklal'de bir sahne açtılar. Haksızlık etmeyelim.
Hilmi Bulunmaz - Linç Kampanyası'ndan sonra her şey yaptılar. Sonra her şeyi de yaptılar. Kültür Bakanlığı ve Boğaziçi Üniversitesi'nden destek geldi. Tüm bunlar bizim sayemizde oldu. Ben bunu yargıçlara söylüyorum. Yargıçlar neyi kabul etti? Beraat kararında esas önemli olan o benim için. Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı konuşacaklar, ne yapmış bu adam? İlkokulu zor bitirmiş, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz üzerinden "koskoca üniversite hocaları linç kampanyası düzenlemiş" diyecekler. Ben bunu zaten yazıyorum. Yargıç dedi ki, "sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz beraat ediyor." Bu, yargının sosyalist olduğu anlamına gelmiyor, benim davamın, sınıfsal mücadelemin haklı olduğu anlamına geliyor.
Coşkun Büktel - Aynen böyle mi dedi?
Hilmi Bulunmaz - Hayır aynen böyle demedi. Mealen dedi. Yanlış anlamayın "sosyalist sanatçı bravo, berat etti" demedi. Ama bu anlama gelir. İnsanlar 100 yıl sonra baktığında, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı konuşması önemli, bana bu yeter. Yargıç bile dedi; "Bulunmaz'ın söylemi, incitici ama eleştirisel"!...
Erbil Göktaş - İncitici neden? Keşke olmasa.
Coşkun Büktel - İncitici olmak zorundayız.
Erbil Göktaş - Hilmi gerçekten yazmak istiyor musun? Bu tür mücadele etmek kolay geliyor; tiyatronun polemik kısmı ilgini çekiyor. Aksaklıkları dile getirmen önemli. Yazarların ve özellikle yayınevlerinin hata yapmaması, özellikle yazım hatalarını sıfıra indirmeleri şart, haklısın... Ancak...
Hilmi Bulunmaz - Benim enerjim var. Her şeyi çok ince ayrıntılarına kadar incelerim. Mesela Savaş Aykılıç önce bunu eleştiriyorum. Erbil Göktaş'ı eleştiriyorum. Coşkun Büktel'i eleştiriyorum. Bu üstün olduğum anlamına gelmez. Bu konuda çok dikkatliyim. Türkiye'de üstüme 2. kişi yok. Linççilere karşı daha çok dikkatliyim. Bu konuda emek harcayan belki de tek kişiyim. Ben herkesin yazısını irdeliyorum. Görünür nedeni linççi olup olmadığı Bir de görülmeyen nedeni var. Sınıfsal nedeni. Özellikle linççi olmayanları uygun bir dille uyarıyorum. Linççileri uygun dille uyarmam. Çünkü onlar doğrudan kapitalizme hizmet ederler.
Coşkun Büktel - Beni de düzeltiyor.
Hilmi Bulunmaz - Tabii kibarca onu da düzeltiyorum.
Coşkun Büktel - Ben de Hilmi'yi düzeltiyorum. Hilmi çok dikkatli.
Hilmi Bulunmaz - Linççiler yakalasalar mat edecekler.
Coşkun Büktel - Tenezzül ediyorlar ama bulamıyorlar.
Hilmi Bulunmaz - Bulsalar da teşekkür ederim.
Erbil Göktaş - Beraata gelelim. Beraatla ilgili düşüncelerin nelerdir?
Hilmi Bulunmaz - Bu soru çok genel bir soru. Böyle genel sorulduğu zaman ucu bucağı kaçıyor. Beni hamal ilgilendiriyor. Prof. Dr. Özdemir Nutku ya da Prof. Dr. Nurhan Tekerek'in benim yazılarımı okumasından ziyade, sokaktaki hamalın okuması beni daha çok ilgilendirir. Zaten beni hamal okuyor. Yüzlerce, binlerce, insan okuyor. Köylüler, işçiler emekçiler, emekliler okuyor.
Coşkun Büktel - Sanmıyorum. Bu çok büyük iddia.
Hilmi Bulunmaz - Ben sanıyorum demedim zaten. Düzenlediğimiz bir kampanyada "Terzi Fikri Anıtı" dikilsin kampanyamızda ilk haftada 100 imza toplandık. İmza atanlar, işçi, göçmen, emekçiler oldu. Ben "sınıfa" hitap ediyorum. Bu sınıfın beni kabul etmesi yeterlidir. Halk çocukları için yazıyorum. Üstün Akmen ya da Özdemir Nutku okusun diye yazmıyorum. O yüzden, sosyalist Hilmi Bulunmaz'a kapitalist tiyatrocuların açtığı onlarca dava vardır. Dolayısı ile hiç birinde "şaibe" yoktur.
Coşkun Büktel - Şeytanın avukatı olarak soruyorum. Acaba Üstün Akmen'in bana "şu var, şöyle dedi" diyerek soruyorum. "Sizin ne yaptığınızı ve ne dediğinizi herkes biliyor"... Madem herkes biliyor. Sen de küfürbaz olarak, yazdığın yazıları kendi internet sayfandan silerek mi, örtbas ederek mi, o sayede mi davayı kazandın?
Hilmi Bulunmaz - Ben sözümün ve her yazdığımın arkasındayım. Her şeyin altına imzamı atıyorum. Linççi Oyun Atölyesi'nin genel sanat yönetmeni Kemal Aydoğan ve patronu Haluk Bilginer, o yazıları silmediğim için 2 yıl hapis istemli dava açtılar. İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi'nde süren davam var, hakkımda onlarca dava var. Silmediğim için 2 yıl hapis yatarım. Eğer hakim bu kararı verirse...
Coşkun Büktel - Sileceğime seve seve yatarım diyorsun.
Hilmi Bulunmaz - Evet, sileceğime seve seve yatarım; tükürdüğümü yalamam, diyorum.
Coşkun Büktel - Karşımızdakilerin bunları anlayacağını hiç sanmıyorum. Anlamaları imkansız. Linççilerde vicdan aramak imkansız.
Hilmi Bulunmaz - Ömer Faruk Kurhan Boğaziçi Üniversitesi'nin gölgesinde yetişen, linççilerin ağababalarından birisidir. Zaten bunu dava açtıkları zaman avukatı Uğur Demirci Tosun ve İlhan Yılmaz Bey dile getirdi. Kendi beyan etti. Uzun süre Boğaziçi Gösteri Sanatları'nın kavgası yapılmıştır. Ben neyin kavgasını veriyorum, kendimi bildim bileli emperyalizm, faşizm ve liberalizme karşı mücadele veriyorum. Benim oyun yazmamın, oyun yönetmemin hiçbir anlamı yok. İrili ufaklı 100 oyuna imza atmış olan bir insanım. Benim üretken olmamın nedeni sosyalist olmam. 24 saat çalışan, kavga veren insanım. Ben şunu devamlı vurguladım. Boğaziçi Üniversitesi'nin ağababası olan, Robert Koleji kurulurken emperyalist, Amerikalı Robert vardır. Ahmet Vefik Paşa sadrazam ve tiyatro insanı, onu dize getirerek zorla onaylatmış, zorla, baskıyla o yerleri almıştır. Ketenpereye getirerek almıştır orayı. Bu tarihlerinde yazmaktadır.
Erbil Göktaş - Şimdiki Boğaziçi Üniversitesi'nin yerini mi?
Hilmi Bulunmaz - Evet evet. Ne zaman Napolyon öne çıktı işte o zaman itiraf etmek zorunda kaldı. Ahmet Vefik Paşa Osmanlı İmparatorluğu'nun bugüne göre başbakanıdır. Ben "tarihinizde bu var, bu kadar alçaklık var" dediğimde internet sitesinden hemen tarihçesini söküp aldılar. Ben bunu yazdım. Ben ilkokul mezunu cahil bir insan olduğum için, İngilizcesini çıkarmadılar meşhur tarihçiler. Bu sefer unuttunuz dedim. Şimdi çıkardılar mı çıkarmadılar mı tam olarak bilmiyorum. Bakmadım. Boğaziçi Üniversitesi 12 Mart faşizmi ve Talat Halman'ın desteği ile sırtını devlete dayayıp delillerini karartan bir üniversitedir. Biz böyle bir ülkede yaşıyoruz. Böyle emperyalist bir ülkede tiyatro yazsam, şiir yazsam ne olur?
Erbil Göktaş - Olur olur, iyi olur.
Coşkun Büktel - "İyi olur" dediği "bu para kazansın" diyor.
Erbil Göktaş - Hayır böyle demedim. Saptırma lütfen! Bir takım sevmediğiniz kurumlar var diye, Türkiye'nin "Durgun Don"unu yazmayalım mı? Şolohov gibi...
Coşkun Büktel - Ben yazdım ama 6 yıldan beri yazan yok.
Hilmi Bulunmaz - Türkiye'nin "Durgun Don"unun yazan birisiyim. Oğuzcan Önver'i yetiştirdim. 15 yaşında yanıma gelip 16 yaşında oyun yazan birisi konumuna getirdim. Ozan Akgül yanımda değil şu anda ama kitabını bastım. Erbil Göktaş Kitaplığından serisinde kitabı basıldı. Ben kitabın basılmasında maddi olarak destek oldum. Ben burada bir şey deşifre etmek istemiyorum. Ama seve seve, kendim teklif ederek destek oldum. İnsancıl Yayınları'ndan Afşar Timuçin'in şiir kitabının parasını ben verdim. Cengiz Gündoğdu yaşıyor. O dönem 8 bin lira verdim. Oldukça büyük bir para.
Coşkun Büktel - Linççiler neye karşı çıkıyor. Ozan Akgül'ün "Doğum" adlı kitabı nereden çıktı. Yeni Tiyatro Dergisi'nin "Erbil Göktaş Kitaplığından" çıktı. Bundan para kazanma imkanı var mı? Hayır yok.
Erbil Göktaş - Tüm kitaplar böyle değil.
Hilmi Bulunmaz - Bunu ben teklif ettim ve ben destek olmak istedim.
Coşkun Büktel - Bu adam cebinden masraf ederek, yatırım yaparak mücadele eden, halka bir şeyler anlatan bir adam. Linççiler böyle bir adama karşı çıktılar. Ben ne diyorum; "Devlet Tiyatrosu'nda oyunlarım oynanmadı" diyorum. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları oynamak için bana geldiler, ama ben kabul etmedim. Ben "Theope, Ankara Büyük Tiyatro'da oynanacak" diyorum. Ben bunu istiyorum. Parayı kabul etmiyorum. Benim durumum için "büyük paralar istiyor ve havasını atıyor", diyorlar. Hilmi için ne diyecekler, kitap basımı için destek veren bir insana nasıl saldıracaklar, "küfürbaz" diyerek lafı geçiştiriyorlar.
Hilmi Bulunmaz - 2 saatten beri çekim yapılıyor. Bu röportaj dergide yayınlandıktan sonra, ben de kendim yayınlayacağım. 2 saatten beri konuşuyoruz. Küfür ettim mi? Ben küfürbaz mıyım? Ben küfürbaz değilim ki.
Coşkun Büktel - Evet.
Hilmi Bulunmaz - Bana küfür edenlere ben de küfür ederim.
Coşkun Büktel - Hilmi küfür etmez. Kibar insandır, biz küfür ederken bilinçli küfür ediyoruz. Ben "orospu çocuğu" kavramını çok bilinçli bir şekilde seçerek kullanıyorum. Gayet düşünerek, asla bir öfke yok. Dalgınlıkla değil. Tamamen seçerek kullanıyorum.
Erbil Göktaş - Öyle dedin diye kimsenin annesi öyle olmaz ki.
Coşkun Büktel - Elbette, kimsenin annesi öyle olmaz. Ben zaten orospulardan da özür diledim. Ben daha ilk kullandığımda dedim; "orospu" kelimesi, "kalleş, hinoğluhin, arkadan vuran" anlamına geliyor.
Hilmi Bulunmaz - 1995 Şubat'ından 2000 yılının 10 Ağustos'una kadar, ben seks işçileriyle birlikteydim. Bulunmaz Kültür Merkezi'ne geldiler. ÖDP Beyoğlu Belediye Başkan adayı Demet benim arkadaşımdır. Seks işçiliği yaptı, saklamıyor. Esmeray "Cadının Bohçası"nı oynayan kadın seks işçisiydi. Arkadaşım bu da, bunu saklamıyor. Ben kime "orospu" dedim, kime "orospu çocuğu" dedim. Onlar birer emekçidir. Gerektiği için söyledim. Beraata gelirsek, benim Ömer Faruk Kurhan'la kişisel bir çatışmam yok. Ben onunla 5 saat oturdum ve konuştum. Onun ayrı bir sınıfa ait olduğunu o zaman anladım. Olaya kesinlikle ben sınıfsal olarak bakmaktayım. Rant yiyen, yan gelip yatan ve Türkçe konuşup, Türkçe düşünmekten yoksun insanları, hukuksal olarak yendiğim zaman hüzünlü bir mutluluk hissediyorum. Bu bir sınıfsal kavgadır. Benim bir davayı kazanmak bir içtihat oluşturmakta. Türk Tiyatrosu'nda hukuksal bir içtihat oluşturdum. Tüm bu çabalar oyun yazmaktan çok daha önemli 1100 linççi halkımla benim aramdaki barikattır. Ben o barikatı aşmak istiyorum. Berlin duvarını yıkmaktan zordur. Bu barikatı yıkmak zorundayım.
Coşkun Büktel - Ben de en son olarak şunu söyleyeyim: Hayatta tanıdığım ve küfürden nefret edenlerin bir listesini oluşturursak listenin başında Hilmi Bulunmaz gelir. Onun da dediği gibi bu bilinçli bir söylemdir. Linççilere karşı bir mücadeledir.
Erbil Göktaş - Umarım, Türk Tiyatrosu bu süreci de çok yara almadan atlatır. Atlatmalı da... Karşınızda yer alanların bu konudaki "yapıcı" tutumlarını ben bekliyorum... Sizlere de bu tartışmaya katıldığınız için teşekkür ederim.
(Kaynak: Yeni Tiyatro Dergisi, Şubat 2012, 35. sayı)
28 Mart 2012 Çarşamba
Hayatı sağdan sola doğru okutan Zaman Gazetesi, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin LİNÇÇİ olduğunu bilmediği gibi, TEB'in adını da doğru dürüst yazmaktan yoksun muhabirler çalıştırıyor!
Oyun'un notu: Zaman Gazetesi'nden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız haberdeki yanlış sözcüğü "maymungötürengi" ile belirgin hâle getirip, doğrusunu "çimenrengi" ile biz yazdık!
***
Türkiye Cumhuriyeti, gerçekten çok garip bir ülke. Bu ülkedeki tiyatro esnafı, bırakınız bilimsel gerçekleri bir yana, salt gerçeğin bile ayrımında değil. Türkiye'deki tiyatro esnafının cahilliğini anlayabilmek için, bu esnafın egemenliğindeki tiyatro dünyasının rengine şöyle bir bakmak bile, her şeyi çok güzel anlatabiliyor.
Örnekse...
1100 kişilik kişiliksiz alçak kişinin bir araya gelip, "Theope" adlı oyunun yazarı Coşkun Büktel'le Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını ilelebet ilga ve imhâ etmek için iğrenç bir LİNÇ KAMPANYASI düzenleyebilecek kadar gözü dönmüş olmasının, zâten Türkiye'deki tiyatro esnafının nasıl bir rezâlet içerisinde bulunduğunu ve bu rezil tiyatro esnafını her koşulda pohpohlayan LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin dangalaklığı pişmiş kelle gibi sırıtıyor!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Tiyatro Eleştirmenler (Eleştirmenleri) Birliği'nin ödülü 'Karıncalar'a
Tiyatro Eleştirmenler (Eleştirmenleri) Birliği'nce, Dünya Tiyatrolar Günü kapsamında verilen "Yılın Tiyatro Ödülü"ne Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı "Karıncalar" layık görüldü.
'Karıncalar', Eskişehir Şehir Tiyatroları'ndan Basri Albayrak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndan Gökhan Aktemur, Ankara Devlet Tiyatrosu'ndan Umut Toprak tarafından John Steinbeck ve Boris Vian'ın eserlerinden oyunlaştırıldı. Ödül, nisan ayı içindeki bir temsil öncesinde verilecek.
(Kaynak: Zaman)
***
Türkiye Cumhuriyeti, gerçekten çok garip bir ülke. Bu ülkedeki tiyatro esnafı, bırakınız bilimsel gerçekleri bir yana, salt gerçeğin bile ayrımında değil. Türkiye'deki tiyatro esnafının cahilliğini anlayabilmek için, bu esnafın egemenliğindeki tiyatro dünyasının rengine şöyle bir bakmak bile, her şeyi çok güzel anlatabiliyor.
Örnekse...
1100 kişilik kişiliksiz alçak kişinin bir araya gelip, "Theope" adlı oyunun yazarı Coşkun Büktel'le Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını ilelebet ilga ve imhâ etmek için iğrenç bir LİNÇ KAMPANYASI düzenleyebilecek kadar gözü dönmüş olmasının, zâten Türkiye'deki tiyatro esnafının nasıl bir rezâlet içerisinde bulunduğunu ve bu rezil tiyatro esnafını her koşulda pohpohlayan LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro Eleştirmenleri Birliği'nin dangalaklığı pişmiş kelle gibi sırıtıyor!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Tiyatro Eleştirmenler (Eleştirmenleri) Birliği'nin ödülü 'Karıncalar'a
Tiyatro Eleştirmenler (Eleştirmenleri) Birliği'nce, Dünya Tiyatrolar Günü kapsamında verilen "Yılın Tiyatro Ödülü"ne Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı "Karıncalar" layık görüldü.
'Karıncalar', Eskişehir Şehir Tiyatroları'ndan Basri Albayrak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndan Gökhan Aktemur, Ankara Devlet Tiyatrosu'ndan Umut Toprak tarafından John Steinbeck ve Boris Vian'ın eserlerinden oyunlaştırıldı. Ödül, nisan ayı içindeki bir temsil öncesinde verilecek.
(Kaynak: Zaman)
Sosyalist OYUN Dergisi'nin kurucusu ve Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, akademisyen, oyun yazarı, şair Erbil Göktaş yönetimindeki Yeni Tiyatro Dergisi için yapılan ve Erbil Göktaş'ın yönetip, Coşkun Büktel, Ediz Baysal'la birlikte Hilmi Bulunmaz'ın katıldığı ve ses kaydı, tam tamına 2 saat 5 dakika 58 saniye sürmesine karşın, sansürlenerek yayınlanan "Hilmi Bulunmaz'la 'Beraat' Tartışmaları!..." söyleşisinde Ediz Baysal tarafından kullanılmış sözlerin sansürlenmiş hâlini, şimdilik kaydıyla, tek tek numaralandırarak replik biçiminde yayınlıyor; "Hilmi Bulunmaz'la 'Beraat' Tartışmaları!..." söyleşisinin "en az konuşan adamı" Ediz Baysal'ın Yeni Tiyatro Dergisi'nde sansürlü olarak yayınlanan repliklerini, sansürsüz olarak yayınlamakla birlikte, diğer konuşmacıların sözlerini de en kısa zamanda replik hâline getirip, sansürlü ve sansürsüz olarak ağır ağır, tek tek, yavaş yavaş yayınlayacağız!
1 - "1100 kişi" mi diyorlar?
2 - Kötülük yapılırken Türk Tiyatrosu'na kötülük yapılıyor. Coşkun Büktel'e değil. Yapılan kötülük Türk Tiyatrosu'na.
3 - Türk Tiyatrosu'nun durumu ne kadar kötü. Türk Tiyatrosu'na ne kadar zarar verildi.
4 - Bu iddia özellikle Hilmi Bulunmaz'ın ben dava ile ilgili bağ kurmak istiyorum. Hilmi Bulunmaz'ın küfürbaz olduğuyla ilgilidir değil mi?
5 - Ben kendimi pasif bir dinleyici olarak görmüyorum. Siz demediniz ama ben kendiliğimden konuşuyorum...
6 - Emekliyim ama...
7 - Devlet Tiyatrosu'nda çok önemli bir görevi yerine getiriyorum. Belgeciliği yerine getiriyorum ve oluşturuyorum ama burada... eee bir kuruma bağımlı olduğum için gerçeği örtbas etmeyi düşünemem.
8 - Ben teşekkür ederim. Beni kabul ettiğiniz için. Beraat kararının yorumunu biraz daha kendimce geliştirerek anlamaya çalıştım. Ee, sen dedin ki... Yargıcın beraat kararını verirken sadece şikayetçiyi değil, şikayetçinin çevresindeki insanları da göz önünde bulundurduğunu.
9 - Onların, Hilmi Bulunmaz'la ilgili ithamlarının gerçek olmadığını gördük. Bulunmaz'a "küfürbaz" dediler. Ama ben Bulunmaz'ı küfürbaz göremiyorum. Bulunmaz küfürbaz olsaydı o davada kolay kolay beraat verilemezdi.
10 - Linççilerin ithamları da suya düşüyor.
11 - O zaman siz de haklılığını kanıtladınız.
(Kaynak: Yeni Tiyatro Dergisi, Ocak 2012 / 34. sayı ve Şubat 2012 / 35. sayı)
***
Yeni Tiyatro Dergisi'nde sansürlü olarak yayınlanan Ediz Baysal'ın sözlerini sansürsüz olarak sunduğumuz repliklerin sonundaki parantez içlerinde bulunan dakikalar, "Hilmi Bulunmaz'la 'Beraat' Tartışmaları!... (1)" söyleşisinin ses kaydındaki zamanı gösterir!
1 - Bir kişiye karşı değil mi bu dava? (3.38)
2 - Feragat mı ediyor şimdi hakaret davasından? (4.22)
3 - Yani oradan para alamaz ama!... (4.45)
4 - Hilmi Bulunmaz, nasıl dava açar? "Haksız yere suçlandım!"(5.03)
5 - Bildiriyi kaç kişi imzaladı? (17.49)
6 - Bu iddia sizin, özellikle Hilmi Bulunmaz'ın, özellikle yani davayla bağlantı kurmak istiyorum; "küfürbaz" olduğu değil mi? (20.25)
7 - Tamam, davayla ilgili... (20.45)
8 - Orospu çocuğu... (21.03)
9 - Demek ki (LİNÇ KAMPANYASI için verilen imzalar)
çekilebiliyor. (Somer Karvan) 'Ahmakım' demiş (imzasını)
çekerken. Genco Erkal bunu niye söyleyemesin, Yücel Erten
niye söyleyemesin? (27.08)
çekerken. Genco Erkal bunu niye söyleyemesin, Yücel Erten
niye söyleyemesin? (27.08)
10 - Nefret suçu, nefret suçu bu! Başka ülkelerde bunun cezası var!!! (27.38)
Oyun'un notu: Parantez içindeki yazılar bize aittir!
Devam edecek...
Devam edecek...
***
Ayrıca bakınız:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







