Yazar Seda Çelikçi, tiyatrocu Hilmi Bulunmaz ve sinemacı Mesut Alptekin, Alain Decaux'un yazdığı "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu tam bir korsan mantığıyla sahneleyerek, "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" (İBBKT) tarihine yepyeni bir skandal ekleyen İBBKT eski Genel Sanat Yönetmeni Balıkçı Kazmacıbaşı Korsan Orhan Alkaya'nın yediği naneyi yakından görmek için Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne beş kuruş bile ödemeden korsanca girip, olay yeri incelemesinde bulundular!
Orhan Alkaya: 'İnatla mücadele etmekten başka yol yok'
Geçtiğimiz hafta Hadi Uluengin ve İskender Pala’nın, İBB Şehir Tiyatrolarını açıkça hedef alan yazıları ve sanata yönelik son yıllarda artan saldırıları, tiyatro sanatçısı ve şair Orhan Alkaya ile konuştuk. Alkaya, “Bu yıkıcı zihniyete karşı direnmek ve inatla mücadele etmekten başka yapacak bir şey yok” dedi.
Son dönemde AKP yandaşı yazarların İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarını açıkça hedef alınan yazılar kaleme alması ve bütün olarak sanata dönük müdahaleleri üzerine tiyatro sanatçısı Orhan Alkaya ile konuştuk.
soL: Hürriyet gazetesi yazarı Hadi Uluengin Rosenbergler Ölmemeli oyunu üzerine bir saldırı yazısı yazarken, Zaman gazetesi yazarı İskender Pala ise Günlük Müstehcen Sırlar oyununu hedef aldı. Bu iki ismin sanata ve tiyatroya açık saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Orhan Alkaya: Karşımızda ilginç bir koalisyon var. Farklı köklerden gelen insanlar. Kendilerini farklı biçimlerde tanıtmış insanlar bunlar. Görülüyor ki ortak bir hedefte buluştular. Seyretmedikleri oyunlara saldırdılar. Altını çizerek söylüyorum izlemedikleri oyunlara saldırdılar. Ne “Rosenbergler Ölmemeli” üzerine yazan Hadi Uluengin, ne de “Günlük Müstehcen Sırlar” üzerine yazan İskender Pala oyunları seyretti.
Pala bu oyunu eğer gerçekten seyretmiş ve parkta iki teşhirci görmüşse ortada büyük bir algı sorunu olduğu kesin. Ancak bir öğretim üyesinin bu kadar büyük algı bozukluğu içinde olduğunu düşünmüyorum.
Peki buna algı bozukluğu diyemiyorsak nasıl tanımlamamız gerekir bu saldırıları?
Bu zaman zaman karşılaştığımız bir şey. Bu 1914 yılından beri konservatuarların kurulmasından beri karşılaşılan bir sürecin yeni bir kimliği bürünmüş halidir. Bu engelleri yıka yıka bugüne geldik ve 98. yılımızdayız. Ortada bir zihniyet var ve açıkça izlemedikleri oyuna karşı sanat düşmanlığını kışkırtıyorlar.
Biz 98 yıllık süreçte bu saldırılara karşı perde kapatmadan bugünlere geldik. İkinci Dünya Savaşı’nda ekmek karneyle dağıtılırken, perde kapatmadık. 70 sente muhtaç halde olunduğu zaman perde kapatmadık. Yine kapatmayacağız. Çünkü biz halkıyla bütünleşmiş bir tiyatroyuz.
Bu saldırıları bu çerçevede değerlendirsek süreç nereye gidebilir sizce?
Bu yıkıcı söylemlerin sahipleri olsa olsa Şehir Tiyatroları’nın sübvansörü olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. Bundan belki kısmi dönemli başarılar elde edebilirler ama bu 98 yıllık tiyatro geleneği yıkmaya hiçbirinin gücü yetmeyecek.
Bildiğiniz gibi sanata yönelik saldırılar son yıllarda iyiden iyiye artarak heykel yıkmaya, tiyatroları sinemaları kapatarak AVM’lerin içine yerleştirmeye kadar vardı. Bu süreci bir sanatçı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Total olarak çok olumsuz bir niyet kayması var. Açık bir saldırıyla karşı karşıyayız. Bu yaşadığımız her dönem başımıza gelen bir olay. Şimdi de çok yönlü olan başka bir saldırı var. Bunun bir an önce müdahale edilip düzeltilmesi gerekiyor diye düşünüyorum.
AVM konusuna gelince; sürekli söylerim İstanbul dünya metropolleri içerisinde kültür merkezleri konusunda açık ara en yoksul olanıdır. Zaten ortada çok az kültür merkezi ve sanat alanı varken, bu yıkıcı zihniyetler sanat merkezlerini yıkıp AVM’ye sokmaya çalışıyor. Çünkü her şeye ticari olandan yana bakma eğilimindeler. Bu eğilimle başa çıkmak gerekiyor.
Son olarak, bu eğilimle başa çıkmak için ne yapmak gerekiyor?
İnat etmekten ve direnmekten başka yapacak bir şey yok. Mücadele edeceğiz.
Oyun'un notu: Türkiye dramatik yazarlığının "Everest"i "Theope" oyununun yazarı Coşkun Büktel'le Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını ilelebet ilga ve imhâ etmek için bir araya gelen 1100 kişilik kişiliksiz alçak kişi tarafından imzalanmış bir iftira metnini tiyatro piyasasına sahte para sürer gibi enjekte edenLİNÇ KAMPANYASIana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin sanal kuyruğuLİNÇÇİtiyatrodergisi.com.tr sitesinden alıp olduğu gibi aşağıya aktardığımız imzasız yazıdaki bazı yerleri, daha net anlaşılsın diye "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!
***
Türkiye Tiyatrosu, yarısı çürük bir elmanın, tam ortasından kesildiği bir zamanı yaşıyor. Elmanın sağlam yarısına sahip çıkmak isteyen "mutsuz azınlık", elmanın çürüyen yarısına yuva yapmış kurt görünümündeki "mutlu çoğunluk" ile diyalektik bir toplumsal savaşım sürecinin en sert zamanını yaşıyor!
Türkiye Tiyatrosu, sanatsal ve/ya tiyatral şovenizm bataklığına boğazına kadar batmış dangalaklarla, ağzımızdan çıkan her sözcüğün bir kavram birimi olduğunu duyumsayan ve bu duyumsamayı halka mal etmek için gecesini gündüzüne katan mücadeleci kuramcıların uzlaşmaz çelişkilerine yataklık ediyor.
Türkiye Tiyatrosu, oyun yazarıAlain Decaux'un kendi beyniyle, kendi dünyasıyla, kendi emeğiyle, kendi gözüyle ilmek ilmek oluşturduğu "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu, bizzat kendisinin "yasaklamış" olmasına zerre kadar olsun aldırış etmeyen Korsan Orhan'la, sadece Korsan Orhan'a değil, onun en yakın "silah arkadaşı" Ayşenil Şamlıoğlu'na karşı müthiş derecede sert ve "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun yazarı Alain Decaux'un beynini, dünyasını, emeğini, gözünü kendi istenciyle "yasaklamış" olmasına saygı duyan insanların karşıtlığına tanık oluyor.
Türkiye Tiyatrosu, iğrenç bir iftira metnine dayanmaktan başka hiçbir şansı kalmamış insanların imzalamak mecburiyetinde kaldıkları çaput değerindeki bir algıyı ağır ağır pazarlayan LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin sanal kuyruğuLİNÇÇİtiyatrodergisi.com.tr ile Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın Sosyalist OYUN Sitesi'nin karşıt görüşlerindeki tarihsel süreçte yeni ufuklara kulaç atıyor.
Sözün özü...
AKP'li Kadir Topbaş'ın emir komutasındaki "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" (İBBKT) eski Genel Sanat Yönetmeni, "Öyle Bir Geçer Zaman ki"deki "Balıkçı" ve tabii ki "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya, ilkel bir korsan gibi Alain Decaux'un "Rosenbergler Ölmemeli" oyununu ipinin keyfine göre satışa sunuyor ve İBBKT yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu da, sorgusuz sualsiz bu ilkel korsanlığa yardım ve yataklık yapıyor.
Durum böyle olunca da...
Ayşenil Şamlıoğlu'ndan reklâm adı altında avuç dolusu para (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı) alan tiyatro dergileri, yazar Alain Decaux'ın yazarlık kararına göre değil, Alkaya&Şamlıoğlu (AŞ) iradesine göre görüş belirtip, kalemlerini, AŞ'nin çıkarları doğrultusunda kullanmak zorunda kalıyorlar!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Rosenbergler Olayı, ONK Ajans ve Tanıdığımız Çakallar...
"Rosenbergler Ölmemeli" oyununun başına gelenlerle ilgili herkes bir şeyler yazdı, kimi İBBŞT'nin yanında durmaya çalıştı, kimileri de İBBŞT'nin karşısında durmaya, fırsat yakalamışken vurmaya çalıştı.
Yazının sonunda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, gerek görmeyenler de bütününü okuma zahmetine katılmasın.
Sorumluluk doğal olarak İBBŞT'de, telif işleri ile ilişkiyi kuran birim olan Dramaturgi birimi kusurlu, telif sözleşmesini yapması gereken idari birim kusurlu. ONK Ajans için ise şimdilik sadece ağır kusurlu demekle yetineceğim. Bazı belgeler gün yüzüne çıkınca daha kapsamlı tanım yapabileceğiz. Ortada yanıtlanması gereken çok soru var.
Olayın başına dönüp kronolojik olarak gitmemiz gerekecek, bölük pörçük açıklamaları toparladığımızda tekrarlar olacak ama ancak bütünlük içinde bir yorum yapabiliriz.
Orhan Alkaya, "Rosenbergler Ölmemeli"yi sahnelemek isteyip, Sanat Yönatimi'nden onay alıp okuma provalarına başlamadan önce (15 Haziran), dramaturgi ONK'u arayıp, telif hakkının kendilerinde olup olmadığını soruyorlar, ONK Ajans, kendilerinde olduğunu söylüyor. Bunu Osman Karaca da inkar etmiyor.
ONK Ajans'ın bu aşamada derhal yapması gereken, SACD’la iletişime geçmek.
ONK Ajans'ın "Eğer söz konusu oyun bize bağlı bir ajans ya da kuruluşta ise Tiyatro'ya çeşitli sorular olan bir form yolluyoruz. Tiyatroca doldurulan bu formu oyunun dünya hakları bağlı olduğu gerçek ya da tüzel kişilere yolluyoruz." açıklamasından anlaşıldığı ve İBBŞT'nin açıkladığına göre bu form doldurulmuş ve ONK'a Kasım ayında iletilmiş. ONK bu zamana kadar SACD'la ilişkiye geçmeliydi, geçmiş mi?.. Anlaşıldığı kadarıyla "hayır" oysa tek işi bu... komisyonla ticari ilişki yürüten bir kuruluş, tıpkı emlak komisyoncuları gibi...
Buraya iki not düşmemiz gerekiyor.
1. 15 Haziran'da bilgi sahibi olan ONK, SACD'la ilişkiye geçmemiş.
2. Kasım ortasında İBBŞT'den formu alan ONK, SACD'la yine ilişkiye geçmemiş. Evraklarda eksiklik var, demiş, eksiklik varmış, tamamlanmış aralık ortasında ancak ONK, SACD'la yine ilişkiye geçmemiş. Neden?
Burada, İBBŞT'nin çok uzun yıllara dayanan ilişki güveni içinde ısrarlı davranmaması söz konusu, ancak ONK; "dert etmeyin bu ajans yavaş çalışır, 'hep geç yanıt verir" diyerek, rahatlatır.
Şimdi bu noktada "hep geç yanıt verir"i belleğimize yazarak, devam edelim.
Kasım ortasında oyunun provası başlıyor, Ocak başında prömiyer yapıyor ve provaların başladığı tarihten itibaren ONK aranmaya devam ediyor, aynı yanıtlar, ama telefonda... yazılı değil... Nasıl bir hata!..
Artık 11 Ocak kapıya geldiğinde elde sözleşme olmadan adım atılmaması gereken bir noktaya ulaşılmış durumda İBBŞT, ancak "güven" denen illet devreye giriyor ve hiç kimse Osman Karaca'nın şu açıklamayı yapacağı kuşkusunu duymuyor: "Rosenberg’ler Ölmemeli ile ilgili olarakŞehir Tiyaroları'nın ajansımıza başvuru yaptığı doğrudur, ancak kendilerine sözleşme yapacağız diye bir garanti verilmiş değildir ve ortada yapılmış bir sözleşme de yoktur. Hak sahibinden olumlu izin gelmeden ajansımızın sözleşme yapması kesinlikle mümkün değildir."
"hep geç yanıt verir"i unutmadan ilerleyelim.
Yıllarca çalıştığınız bir ajans, bunca yıldır kazandığı komisyonlarla var olmuş, var olurken en büyük müşterilerinden biri de sizsiniz... Bu noktada adaletli olalım, kim kuşku duyardı ONK Ajans'ın "hep geç yanıt verir"inden?
Kusurları bir kenara bırakarak sona yaklaşalım...
Hadi Ulergin'in yazısıyla kamuya yansıyan durum sonrası, İBBŞT Sanat Yönetmenliği tarafından ONK Ajans'a bu Hadi'nin iddiasının gerçekliği sorulduktan bir gün sonra "hep geç yanıt verir" ajans ertesi günü yanıt veriyor.
ONK Ajans şu soruların yanıtını kamuoyuna açıklamak durumundadır.
1. "hep geç yanıt verir" ajans nasıl oldu da hemen yanıt verdi?
2. Orhan Alkaya sizinle ofisinizde yaptığı görüşmede, SACD Ajans'la yaptığınız yazışmaları istediğinde bulamadınız -bu kadar mı dağınık bir ajanssınız?- , veremediniz... İlk işiniz bu yazışmaları açıklamanız olmalı.
3. Hadi Uluergin yazmasaydı, iddianıza göre telif sözleşmesi yapılmamış bir oyun sahnelenmeye devam ediyor olacaktı, neden müdahale etmediniz?
4. Bu aksaklıklar, sezon sonuna kadar devam etseydi, telifler ne olacaktı? Sizin asli göreviniz olan -takip işini- yok sayarak, görmemezlikten mi gelecektiniz? Yoksa sorunsuz çözülecek başka bir planınız mı vardı?
5. "hep geç yanıt verir"ajans neden başvuru yaptığınızı iddia etmenize rağmen, son sorunuza hemen cevap verdi?
İBBŞT'de, özellikle bu sözleşmeleri yapan idari birimlerin kusuru var ama bu kusur alkışlanacak bir kusur, tiyatronun kendi işleyişinin bürokrasinin çarklarıyla çözümlenemeyeceği gerçeğini bilenlerin, sahiplenenlerin kusuru... Bu kusur kadı kızında bile olur.
ONK Ajans, SACD Ajans'la yaptığı tüm yazışmaları açıklamazsa, kusurlu olmaktan çıkıp vicdanlarda sanık olmaktan kurtulamayacaktır. Olay Hukuk'a da yansıyacağına göre ilişkiler yumağı bir bir çözülecektir. Belki de bu süreç ONK Ajans'ı daha yakından tanımamızı sağlayacak...
Çünkü, akıllarda çok daha fazla soru var. Alain Decaux, oyununu 1984'de Fransa'da sahnelenmesinden çekmiş, ancak Fransa'da 2000 yılında sahnelenmiş ve Lyon Festivali'nde büyük ödül almış. SACD'da mı ONK kadar ilgisiz?
Alain Decaux, Fransa'da bakanlık yapmış bir şahsiyet, işin içine siyaset girdiyse akıllara çok soru gelir? "Rosenbergler Ölmemeli"mi önemli yoksa bilmediğimiz bir başka şey mi daha önemliydi?
Rosenbergler Sovyet casusu muydu? Hâlâ bilmiyoruz... KGB ajanının açıklamasını mı baz alacağız?
Ama şunu biliyoruz, Rosenbergler işlemedikleri bir suçtan dolayı idam edildi.
ONK Ajans, belgelerle açıklama yapmak zorunda... Umarım kusurunun ötesi yoktur...
Oyun'un notu: LİNÇ KAMPANYASIana sponsorlarından Tiyatro Dünyası sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" oyuncusu Arda Aydın'a ait yazıdaki önemli bulduğumuz bazı yerleri, daha net anlaşılması ve üzerinde derin derin düşünülüp, ibret alınması için, "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik!
***
Alain Decaux'un 1968 yılında yazdığı "Rosenbergler Ölmemeli" oyunuyla ilgili olarak ortada gayet net ve çok somut bir durum var:
Yazmış olduğu pırlanta değerindeki "Rosenbergler Ölmemeli" oyunununetki gücüyle evrensel ünü iyice pekişmiş oyun yazarı Alain Decaux, 1996 yılından bu yana, "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun oynanmasını "yasaklamış" ve bütün dünya, yazarın bu görüşüne derin bir saygı gösterirken, "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" (İBBKT), Alkaya&Şamlıoğlu (AŞ) ikilisiyle, bu görüşü ipine bile takmadan, "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun üzerinde tepine tepine dans ederek, ilkel güdülerini tatmin etmek istercesine korsanlık sıfatını hak etmiştir.
En katılaşmış insanlık vicdanına bile sığmayacak bir korsanlıkla "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun telif haklarını sikkesine dahi takmayan, yani nasıl olsa yazarı tarafından "yasaklanmış" olmasının verdiği rahatlıkla beş kuruş olsun ödeme niyeti taşımayan tiyatroya, bu tiyatro resmî bir tiyatro da olsa, biz, ister istemez, korsan tiyatro adını anasının ak sütü gibi helal ederiz.
Başta "Theope" adlı oyunun yazarı Coşkun Büktel, Zaman Gazetesi muhabirive Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz olmak üzere, çok küçük bir grup yazar, İBBKT'nin zorla ve hileyle sahneye koyduğu "Rosenbergler Ölmemeli" oyunu için korsan bir uygulama sıfatını telaffuz etme cesareti gösterebildi.
İBBKT eski Genel Sanat Yönetmeni "Kazmacıbaşı"Orhan Alkaya ile İBBKT yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun, büyük bir düşünce ürünü olan ve Alkaya&Şamlıoğlu (AŞ) gibi düzeysiz tiyatro esnafı tarafından hiçbir zaman için yazılamayacak ciddiyetteki "Rosenbergler Ölmemeli" oyunu, bizzat bu oyunun yazarı Alain Decaux tarafından "yasaklanmış" olduğuna göre, bu oyun, hiçbir koşulda asla ve kesinlikle oynanmamalıydı!
"Hayır, biz oynarız!" diye diretirseniz, biz de, size, korsan deriz. Hattâ, Arda Aydın'ın katkısıyla kunduz ve/ya çakal deriz!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Rosenbergler Ölmemeli Tamam da Ya Çakallar?
Arda Aydın 28 Şubat 2012
Günlerdir Rosenbergler Ölmemeli adlı İBŞT 2011-2012 sezonu oyunuyla ilgili haberler, karalama kampanyaları vs. ile karşı karşıyayız. Bu meselenin Zaman Gazetesi merkezli deşilmesiyle başlayan sürece, Hadi Uluengin ve Engin Ardıç adlı yazarların da katılması, sonrasında Şehir Tiyatroları yönetiminin meseleye eğilmesiyle ortaya çıkan durum, yorucu ve bir o kadar da kırıcı hale geldi nihayet. Bir linç kampanyası diyerek meseleyi abartmaktan yana değilim fakat, ortada bir suç varmış gibi gösterilmeye çalışılması ve suçlunun da oyunu sahneleyen kurum gibi gösterilmesi artık ayıp olmaya başladı.
ONK ajansın tam göbeğinde olduğu meselenin, Şehir Tiyatroları’nda at koşturmak isteyenlerin çekiştirmesiyle tamamen kuruma mal edilmesi ne denli doğrudur, bir durup düşünelim.
Şimdi ortada bir oyun var ve yabancı bir yazar tarafından yazılmış. Bu yabancı yazar kendi ülkesinde bir ajans (menajer; adı herneyse)‘la çalışmakta ve oyunun oynanması halinde maddi (kimi zaman manevi) haklarını korumak konusunda bu ajansla anlaşma yapmaktadır. Yazar diğer ülkelerde oyunları oynandığı zaman da bu ajansı, o ülkelerdeki telif haklarını korumakla görevlendirmiştir. O ajans da diğer ülkelerdeki ajanslarla iletişime geçerek, kendi yazarının telif haklarını koruma altına alır ve böylece “ajans komisyonu” denen şey devreye girmiş olur.
Az önce belirttiğim manevi kısımlar da sözleşme kapsamındadır. Yani ajans, yazarının manevi değerlerini de korumakla yükümlüdür. İşte Alain Decaux adı burada önemlidir. Yazarın 1996’da ortaya çıkan belgelerle birlikte, yazdığı oyunun artık geçerliliğini yitirdiğini söylediğinden ve bu oyunun oynanmamasını istediğinden önce kendi ajansının, sonra da eser odaklı olduğu için, çalışılan diğer ajansların haberi olur. Buradan kimseyi töhmet altında bırakmak istemem, ancak ONK ajans neredeyse bir yıldır Şehir Tiyatroları’nda sahneleneceği kesin olan bir oyunun “manevi” durumunu kuruma bildirmek konusunda geç kalmıştır. SACD adlı Alain Decaux’nun ajansı da bu oyunun durumuyla ilgili bir yazıyı, ONK ajansa 1 seneye yakın bir zamandır yollamadıysa, yazarın oturup düşünmesi gereken bir durum var demektir. Eğer ortada sadece Hadi Uluengin ve Engin Ardıç’ın bildiği bir gerçek varsa da, bu ONK ajansın işini ne denli “iyi” yaptığına dair bir işaret olabilir. Yani artık bundan böyle isteyen istediği yabancı yazarın oyununu oynamak için ONK ajansı değil, yabancı yazarın varsa asıl ajansıyla temasa geçebilir.
Bir tiyatro oyunu telif gerektiriyorsa sistem üç aşağı beş yukarı bu şekilde işler. Yani açık açık söylemek gerekirse, "KİMSE, YAZARIN OYUNLA İLGİLİ VERDİĞİ BİR KARAR VAR MI DİYE ARAŞTIRMAK ZORUNDA DEĞİLDİR". Ancak yazar, kaleme aldıklarıyla ilgili neler düşünüyor diye araştırma yapılır ve bulunabilen tüm belgeler oyunun selahiyeti ve doğru okunup aktarılabilmesi açısından dikkatle ele alınır. Gelgelelim meselenin bu kısmı da Şehir Tiyatroları tarafından araştırıldı. Yazar Fransız olduğu için bu araştırma internet üzerinden derinlemesine ve fransızca yapıldı. Bu meseleyle ilgili Şehir Tiyatroları’nın kendine bir savunma mekanizması oluşturma zorunluluğu da olmaz, olamaz. Sanatçı sorumluluğunu sonuna kadar yerine getiren bir ekip bu işi pür dikkat yaptı zaten.
Kaldı ki üç aydır sahnelenen, prömiyeri ayrı, basın galası ayrı yapılan, yönetmenin popülerliği yüzünden basında çokça yazılıp çizilen “sorunlu” oyun, ajansın gözünden kaçıyorsa bu büyük bir sorundur. Ayrıca ONK ajansın, yazarın ajansından cevap gelmeden başlandığını söylediği oyuna üç aydır hiçbir müdahalede bulunmaması ve bu sebeple basını ayağa kaldırmaması da bir hayli “DUYGUSAL” geldi bana...
Yazımı yazmaya karar verirken çıkış noktamı oluşturan meseleye gelirsek! "Şehir Tiyatroları korsan oyun oynuyor" cümlesini kuran tüm basın mensuplarını yaratıcılıklarından dolayı tebrik ediyorum ve bu yaratıcılığı ateşleyen derin hatanın asıl sahipleriyle ilgili de bir lakap düşünüp düşünmediklerini sormak istiyorum. Örneğin bu meselenin bir yerinde durup, korsan dedikleri kurumu bu sorunla karşı karşıya bırakan kişi ya da şirketler için "kunduz" ya da "çakal" yaratıcı lakaplarını bulabilecekler mi?
Dezenformatör ve LİNÇÇİ tiyatrodergisi.com.tr sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız haberin vurgulanması gereken kısımlarını, "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirdik. Anlaşılmaz bir dille kaleme alınan aşağıdaki haberi çok dikkatli okuduktan sonra, üçüncü paragrafın içeriği üzerinde özellikle durarak, "Oyuncularınçoğu yavşaktır genellikle..."kem sözüne karşı tepki gösterip, bu sözü eden Nihat Haluk Bilginer'e "YAVŞAK" dediği için İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından cezalandırılan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz hakkında verilen mahkeme kararının ilgili bölümünü aktarıyoruz:
Ben, LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı'ya karşı ne zaman "suç" işlemişim?
8 Eylül 2010 tarihinde!
İstanbul 35. Sulh Ceza Mahkemesi, yukarıdaki alıntıda okumuş olduğunuz kararı ne zaman vermiş?
21 Aralık 2011 tarihinde!
Peki...
Bugün sonuçlanan dava, hangi tarihli "suç" ile ilgili?
Yukarıda yazmıştım: 8 Eylül 2010 tarihli "suç" ile...
8 Eylül 2010 tarihi, 21 Aralık 2011 tarihinden önce gelmez mi?
Evet!
Peki...
"...kararın kesinleşmesi durumunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bozulacak ve her iki mahkumiyetini de çekecektir."
Sözü ne anlama gelir?
Ben, bu dava da içinde olmak üzere, hayatım boyunca, hemen hemen bütün davalara avukatsız girdim. Dolayısıyla, hukuksal bir yanlış hesaplama yapma olasılığım var. Ben, yanlış bir hesap yapmışsam, daha şimdiden okurlarımdan son derecede özür dilerim.
Ancak...
İstanbul Barosu Tiyatro Topluluğu Genel Sanat Yönetmeni Avukat Burhan Gün'le yediği içtiği ayrı gitmemekle birlikte, bütün duruşmalara gelirken bu avukatı yanından eksik etmeyen LİNÇÇİTiyatro... Tiyatro... Dergisi kurucusu ve yöneticisi LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı, nasıl oluyor da, "maymungötürengi" ile belirgin hâle getirdiğimiz aşağıdaki sözleri edebiliyor?
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Hilmi Bulunmaz'a 2. Mahkumiyet!
Asıl mesleği kuyumculuk ve elmas kalemleri ticareti olan, amatör tiyatrocu Hüseyin Hilmi Bulunmaz, "küfürsüz yayıncılık yapın" ikazlarına aldırış etmeden küfür ve hakaretlerini artırarak sürdürmesi üzerine hakkında çok sayıda dava açılmıştı.
Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı'nın şikayeti üzerine açılan hakaret davasının 2. duruşmasında TCK 125/1 maddesi gereği suçu sabit görülerek mahkum olmuş, CMK 231 maddesi gereği 5 yıl süreyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Haluk Bilginer'in şikayeti üzerine açılan davada da mahkum olmuş olan Hilmi Bulunmaz bir üst mahkemeye itiraz etmişti, usül yönünden incelenecek dava kesinleştikten sonra bu davaya da muhtemelen bir üst mahkemeye yapacağı itirazın görüşülmesi ve kararın kesinleşmesi durumunda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bozulacak ve her iki mahkumiyetini de çekecektir.
H. Hilmi Bulunmaz hakkındaki diğer davalar devam etmektedir. Hakaretlerini durdurmayıp, aksine artırdığı için Tiyatro... Tiyatro... Dergisi Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı, şahsi ve kurumsal olarak Dergi adına da yeni suç duyurularında bulunacağını, ayrıca ceza mahkemesinde sonuçlanmış olan bu dava konusu için ayrıca Hukuk davası da açacağını belirtti.
Basında çıkan haber, yorum ve İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu'nun şu sözü ilgimizi çekti:
"ONK Ajans'a yönelik hukuksal girişimin başlatılacağı da ifade edildi."
Bu durum hakkında ayrıntılı bilgi gereksiniyoruz...
OYUN DERGİSİ
ADINA
HİLMİ BULUNMAZ
***
"Rosenberg'ler
Ölmemeli" ile ilgili zorunlu bir açıklama
Şehir Tiyatroları'nda
sahnelenen Alain Decaux’un "Rosenberg'ler Ölmemeli" adlı
oyunu ile ilgili olarak, basında çıkan, yazarının söz konusu
oyunun sahnelenmesine izin vermediği halde nasıl temsil edildiği
sorusunu içeren yazılardan sonra oyunun afişten indirilmesi ile
ilgili Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil
Şamlıoğlu’nun yaptığı basın toplantısında yapmış olduğu
talihsiz açıklamadan 26 Şubat Pazar günkü Milliyet gazetesinde
yayınlanan haber sayesinde haberdar olduk. Habere göre, Sayın
Şamlıoğlu basın toplantısında şu ifadeyi kullanmış; "Ben
bir oyuna karar veriyorum, Onk Ajans'a oyunun telifi siz de mi diye
soruyorum. Evet telif hakları bizde deyip bizimle
telif sözleşmesi yapıyor. Böyle
dramatik bir atlamayı nasıl yaptılar, doğrusu şaşırıyorum”
Sayın Şamlıoğlu’nun
yukarıdaki talihsiz ifadesinde doğru taraflar var ancak çıkardığı
sonucun gerçekle ilgisi yoktur. Bizim çalışma yöntemimizi şöyle
özetleyebiliriz. Tiyatro, bir oyunun hakları ajansımızın
işbirliği yaptığı bir kuruluşta mı diye sorar. Eğer söz
konusu oyun bize bağlı bir ajans ya da kuruluşta ise Tiyatro'ya
çeşitli sorular olan bir form yolluyoruz. Tiyatroca doldurulan bu
formu oyunun dünya hakları bağlı olduğu gerçek ya da tüzel
kişilere yolluyoruz. Onlardan gelecek izne dayanarak tiyatro ile
sözleşme yapıyoruz.
"Rosenberg’ler
Ölmemeli" ile ilgili olarak Şehir Tiyaroları'nın ajansımıza
başvuru yaptığı doğrudur, ancak kendilerine sözleşme yapacağız
diye bir garanti verilmiş değildir ve ortada yapılmış bir
sözleşme de yoktur. Hak sahibinden olumlu izin gelmeden ajansımızın sözleşme yapması kesinlikle mümkün değildir.
Şehir Tiyatroları, elinde yazılı bir izin ya da sözleşme olmadan
söz konusu oyunu sahnelemeye kalkmıştır. Şehir Tiyatroları bu
tutumlarıyla FSEK’nu ihlal etmiştir ve suçlu durumdadır. Suçu, ajansımız üzerine yıkmak istemesi de, Şehir Tiyatroları'nın
bir ayıbıdır.
Milliyet Gazetesi'nin Internet sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız haberde birkaç küçük hatâ olmakla birlikte, "geçtiğimiz cumartesi son kez oynanan oyun" ifadesi de tamamıyla yanlıştır. Çünkü, "Rosenbergler Ölmemeli" oyununun korsan gösterisi geçtiğimiz pazar günü saat 15.00 ve 18.00 seanslarında da gerçekleştirilmiştir. Bulunmaz Tiyatro sanatçıları Mesut Alptekin, Hilmi Bulunmaz ve Seda Çelikçi, 26 Şubat 2012 Pazar günkü korsan gösterilerden 15.00'deki oyunu izlemişlerdir.
Milliyet Gazetesi'nin iletişim ve künye bilgileri içerisindeki 505 61 11 numaralı telefonu aradığımızda, karşımıza çıkan santral memuru, Milliyet Gazetesi'nin taşındığını ve yeni telefon numarasının 337 99 99 olduğunu belirtti. Bu telefon numarasını tuşladık ve karşımıza Vatan-Milliyet gazeteleri santral memuru çıktı. Milliyet Gazetesi'nin henüz çok yeni taşındığı için, santrala bağlanamadığını dile getiren santral memuru, bize, Milliyet'in direkt telefon numarası olan 337 93 41'i verdi ve biz, bu numarayı uzun uzun çaldırmamıza karşın, herhangi bir kişiye ulaşamadığımız için, onların bu yanlışını düzeltme şansımız olmadı.
Daha sonra ONK Ajans'ı arayıp, ajans sahibi Osman Necmi Karaca ile sohbet ettik ve Milliyet Gazetesi'ndeki önemli yanlışlığı vurguladık. Osman Necmi Karaca bile,"Rosenbergler Ölmemeli" oyununun korsan gösteri olarak "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları" tarafından pazar günü de oynandığını öğrenince oldukça şaşırdı!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
'Sözleşmeyi göstersinler 53 yıllık ajansı kapatırız'
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda (İBBŞT) ocak ayından beri sahnelenmekte olan “Rosenbergler Ölmemeli” adlı oyunla ilgili tartışmalar sürüyor. Basında yer alan haberlerde oyunun tarihi gerçeği çarpıttığı ve Fransa’da sahnelenmesinin yazarı tarafından yasaklandığı yolundaki tepkilerden sonra geçtiğimiz cumartesi son kez oynanan oyunun gösterimine İBBŞT yönetiminin kararıyla son verildi.
Yaşanan süreci Milliyet’e anlatan İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, “Ben bir oyuna karar veriyorum, ONK Ajans’a oyunun telifi sizde mi diye soruyorum. Evet telif hakları bizde deyip bizimle telif sözleşmesi yapıyor. Yıllardır çalıştığımız bir ajanstır. Böyle dramatik bir atlamayı nasıl yaptılar, doğrusu şaşırıyorum” değerlendirmesinde bulundu.
‘Böyle bir sözleşme yapmadık’
Şamlıoğlu’nun sözlerine dün ONK Ajans’tan yanıt geldi. ONK Ajans’ın kurucusu Osman Necmi Karaca, Milliyet’e yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Talihsiz bir ifade kullanmış Ayşenil Şamlıoğlu. Bir oyunla ilgili başvuru olduğunda, oyun haklarını bizim temsil ettiğimiz bir oyunsa, bir form yolluyoruz. Formda, yönetmeni kimdir, kaç kişilik salonda oynananacak gibi sorular bulunuyor. Formu, yazarın yurtdışında temsil edildiği ajansa yolluyoruz. İnceliyorlar ve bununla sözleşme yap veya yapma diyorlar. Parasını tahsil edip gönderiyoruz.”
Karaca, “Rosebergler Ölmemeli”de sürecin benzer şekilde geliştiğini ancak oyunun yazarı Alain Decaux’nun Fransa’daki ajansı SACD’dan cevap gelmediğini belirtti: “Şehir Tiyatroları’nın başvurusunu Fransa’daki SACD Ajansı’na ilettik. Onlardan yanıt gelmedi. Birkaç defa tekrarladık, yine yanıt gelmedi. Şamlıoğlu’nun ifadesinde yanlış taraf şu: Telif hakkı sözleşmesi yaptık, diyor. Böyle bir sözleşme yapmadık. ‘Rosenbergler Ölmemeli’ adına sözleşme yaptığımı kanıtlarsa 53 senelik ajansını kaparım.” Karaca açıklamasını “Suçlu Şehir Tiyatroları’dır. Sözleşme olmadan nasıl başlarlar? Telif hakları belli olmadan nasıl temsil etmeye başlarsın? 10 gün içinde yanıt vereceğim diye söz mü verdim?” cümleleriyle tamamladı. Şehir Tiyatroları ise ONK Ajans’ın açıklamasına cevap vermeyeceğini söyledi. Konuyla ilgili olarak konuşan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi Başkanı Üstün Akmen de “İBBŞT, ONK Ajans ile sözleşme yaptıysa ve de Ajans oyunun yasaklı olduğunu bile bile mukavele imzalamışsa yapım giderlerini İBBŞT’ye kuruşu kuruşuna ve derhal ödemelidir. İBBŞT oyunun yaratıcı kadrosu ve oyuncuları için ayrıca tazminat talep etmelidir.”
Mahkemenizde
benimle ilgili olarak görülmekte olan bu dava, anlaşılması kolay, çok basit ve
toplum tarafından rahatça kanıksanmış bir dava değildir. Bu dava, herhangi bir
karşılıksız çek, hafif yaralama, işyerindeki sekretere taciz uygulama yada
benzeri basit ve çok rastlanan bir dava değildir. Bu davaya, karşılıksız çek,
hafif yaralama, işyerindeki sekretere taciz uygulama yada basit ve çok
rastlanan bir dava gözüyle bakıldığında, bu davayla ilgili olarak gerçek
anlamda bir yargılama yapılamamış, bu davanın öznelliği göz ardı edildiği için
nesnel hukuk kurallarına uyulmamış ve adaletin terazisi doğru kullanılamamış
olur.
Çünkü...
Bu davaya
benzer "ENTELEKTÜEL LİNÇ" davaları, ülkemizde
hemen hemen hiçbir zaman için vuku bulmamış ve dünyada da eşi benzeri çok az
vuku bulmuştur. Bu davanın gayet net ve oldukça somut bir biçimde anlaşılır
olması, yalın hâle gelmesi, toplum tarafından rahatça kanıksanır bir biçim
alması, tiyatro kamuoyunun vicdanını rahatlatabilmesi için, daha önce
mahkemenize sunmuş olduğum belge, bilgi, delil, kanıt ve benzeri gerçekleri
kılı kırka yararak incelemekte sayılamayacak kadar yarar var. Sadece incelemekle
kalmayıp, bu özgün davanın gerektirdiği özellikteki bilgi birikimine sahip bir
bilirkişiye bu belge, bilgi, delil, kanıt ve benzeri gerçekleri
inceletmelisiniz.
Çünkü...
Bu davayla
sadece ben ve benim tiyatro dünya görüşüm yargılanmıyorum; "Türkiye Tiyatro
Tarihi" de yargılanmış oluyor. Örnekse, "Oyuncuların çoğu
yavşaktır genellikle..." kem sözünü kullanarak, bütün opera
oyuncularını, bütün sinema oyuncularını, bütün televizyon oyuncularını, bütün
tiyatro oyuncularını töhmet altında bırakan Nihat Haluk Bilginer, bu kem
sözüyle, herhangi bir özne kullanmamış, herhangi bir kişinin adını vermemiş
olduğu için, "hukuksal bir kurnazlık yaparak" yargılanmaktan
kurtulmuş, ancak, kendisine "yavşak" dediğim için, ben
yargılanarak ceza almıştım. "Yavşak davası" ile ilgili
olarak ülkemizdeki bütün yargılanma süreci sona erdiği için, içime hiç sinmese
de, sona eren bu davayı, tabii ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımayı
düşünüyorum.
Ancak...
Ülkemizdeki
yargıçlar, herhangi basit bir davaya asla ve kesinlikle benzemeyen,
"Türkiye Tiyatro Tarihi" konusunda belge oluşturacak böyle davaları
ellerine aldıklarında, sadece hukuksal duyarlılıklara değil, aynı zamanda
estetik, tarihsel ve toplumsal duyarlılıklara da çok büyük özen
göstermelilerdir.
İmdi...
Müşteki Mustafa
Şükrü Demirkanlı ile aramızdaki hukuksal süreci, karşılıksız çek, hafif
yaralama, işyerindeki sekretere taciz uygulaması yada benzeri basit ve çok
rastlanan bir dava olarak görmemenizi istememin başat nedenlerini sıralıyorum:
1) Size daha önceleri sunmuş olduğum belgelerde görebileceğiniz yada
yeni belgeler istediğinizde derhal sunabileceğim gibi, Mustafa Şükrü
Demirkanlı, benim hakkımda "BİRİNCİ LİNÇ KAMPANYASI" düzenlemiş
bulunan Burak Caney adlı sanal kişinin kendisi yada çok yakın arkadaşlarından
biridir. Görülmekte olan bu dava, Burak Caney etmenini "es" geçerse,
bence, estetik, tarihsel ve toplumsal işlevini tam anlamıyla yerine getirememiş
olur.
2) Size sunmuş olduğum belgelerde çok net bir biçimde görülebileceği
gibi, Mustafa Şükrü Demirkanlı, benim hakkımda"İKİNCİ LİNÇ
KAMPANYASI" sürecini başlatarak, "1100 KİŞİLİK
BİR LİNÇ ÖRGÜTÜ" kurmuştur. Bu davayı, basit bir dava olarak
görmeyip, bu davanın, aslında bir "ÖRGÜT DAVASI" olduğunu
duyumsamanızı ve bu yönde bir kanaat geliştirmenizi arzu ediyorum. Keza, Nihat
Haluk Bilginer'in de desteğiyle yürütülen bu dava, inanıyorum ki, tarihsel
gerçekliği yazan belgelerde mutlaka bu yönde yerini alabilecektir.
3) Başını Ömer Faruk Kurhan'ın çektiği ve benim BERAAT etmemle
sonuçlanan İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi ve bu ceza davasına koşut olarak
süren İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde derdest olan 25.000,00 TL'lik
dava da, Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın kurmuş olduğu "LİNÇ
ÖRGÜTÜ" eylemlerindendir ve ben bu süreci de
"ÜÇÜNCÜ LİNÇ KAMPANYASI" olarak niteliyorum. Bütün bu LİNÇ
KAMPANYALARI,tikel olarak, bu davadan bağımsız bir biçimde hukukun
ameliyat masasına yatırıldığında, tabii ki, nesnel bir yargılama hiçbir zaman
gerçekleşemez.
Ancak...
Yukarıda
belirttiğim ve ayrıca üç maddeden oluşan görüşlerim, tabii ki, çok özet bir
bilgidir. Mahkemenizin zamanını (ç)almamak için, görüşlerimi özetleyerek
yazdım. Ne var ki, siz, benden daha fazla belge, daha fazla bilgi, daha fazla
delil, dahaf fazla kanıt, daha fazla tanık isterseniz, ben bu isteğinizi derhal
karşılarım. 28 Şubat 2012