31 Mayıs 2012 Perşembe

Kendisini 2 yıl hapiste çürütmek istediği ve T.C. İSTANBUL 7. SULH CEZA MAHKEMESİ YARGICI MUSTAFA BAĞIRKASI tarafından "6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILAN" Hilmi Bulunmaz, Milliyet'teki Nihat Haluk Bilginer'e çok yakından baktı!

Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, kendisini tam tamına iki yıl (rakamla 2 yıl) hapiste çürütmek isteyen Nihat Haluk Bilginer'in her attığı adımı, her aldığı soluğu, her yaptığı yanlış işi yakından, hem de çok yakında izlemekte son derecede kararlı! (Fotoğraf: Cemal Bulunmaz)


***


Ek bilgi: "5651 Sayılı yasanın 4. maddesinde mahkeme kararına rağmen düzeltme yapmayan içerik sahibi veya sorumlu kişi hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası yaptırımı getirilmiştir. Şikayete konu olan olayda sitenin sahibi ve sorumlusu olan Hilmi Bulunmaz'ın yapılan tebligata rağmen düzeltmeyi yapmadığı içerikten mahkemenin belirttiği yazıları çıkartmadığı eklenen tebligat parçaları ve internet çıktılarıyla anlaşılmıştır."


(Kaynak: T.C. İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI BASIN BÜROSU İstanbul Cumhuriyet Savcısı İSMAİL ONARAN 27654)


***


Ayrıca bakınız:


Türkiye'nin tek sosyalist tiyatrosu Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın tam tamına iki (rakamla 2) yıl hapiste çürümesi için hukuku kendi kişisel menfaati için sonuna dek kullanan ve Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'la arasında süren davada sadece beş (rakamla 5) duruşma sürmesine karşın, inanılması güç ve oldukça düşündürücü bir durumla (tam tamına üç -rakamla 3- yargıç - ONUR ÖZSARAÇ, OKTAY AÇAR ve MUSTAFA BAĞARKASI- değişikliğine gidilerek -, sıkıntılı bir hukuk sürecinden sonra, ancak, MUSTAFA BAĞARKASI tarafından ve yalnızca "6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA" karar verilen Hilmi Bulunmaz, burjuva tiyatro esnafı Nihat Haluk Bilginer'in basına yansıyan bütün hayatını mercek altına alıp, ameliyat masasına yatırıyor!

Halkların dilini kirleten Shakespeare, Kürt dilini de kirletecek!

Sadece Türk dilini değil, bütün dilleri kirleten sahte duygular mimarı William Shakespeare, zâten uzun yıllardır dili imhâ edilmek istenen Kürt halkının dilini de kirletmeye başlayacak. 


Yüz yılı aşkın bir zaman önce yazılıp, 1896 yılında sansürlü olarak Rusya'da Rusça ve hemen bir yıl sonra sansürsüz olarak İngiltere'de İngilizce olarak yayınlanmış büyük yazar Tolstoy'un "Sanat Nedir?" kitabının Türkçe baskısına eklenen ve ilk kez olarak 1906 yılında "Rus Sözü Gazetesi"nde yayınlanmış "Shakespeare ve Dram Sanatı Üzerine" bölümünü okuma zahmetinde bulunmayan Türk ve Kürt tiyatrocular, Eylül 2007 tarihinde arı bir Türkçe'yle basılan bu kitabın 301-375. sayfalar arasındaki William Shakespeare'in ezenlerden yana, ezilenlere karşıt gerçekliğini öğrenme gereksinimi duymadıkça, hiçbir halkın dili gerçek anlamda asla ve kesinlikle özgürleşemeyecektir!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Hamlet Amsterdam'da Kürtçe Sahnelenecek


Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu (DBŞT), Hollanda'nın Amsterdam Rast Tiyatrosu ortaklığı ile Shakespeare"in ünlü Hamlet oyununu Kürtçe sahneleyecek.

28 kişilik kadrosu ile DBŞT tiyatro için çalışıyor. 15 gün süren “8. Liselerarası Tiyatro Şenliği”nden sonra 29 Nisan-6 Mayıs tarihleri arasında “1. Amed Tiyatro Festivali” düzenleyen DBŞT, pek çok bölgeden 16 tiyatro grubuna ev sahipliği yaptı. Festivalin ardından DBŞT oyuncuları Antik Yunan Tragedyası olarak bilinen Sophokles’in “Antigone” adlı oyunuyla “18. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali”ne katıldı. 25-26 Mayıs günleri iki temsille Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde Kürtçe sergilenen oyunda iktidar, ölüm, yas, kamu vicdanı ilişkisini irdelendi. DBŞT oyuncuları 11-17 Haziran tarihleri arasında İtalyan Halk Tiyatrosu olan Commedia Dell’Arte formuyla hazırladığı ve “1. Amed Tiyatro Festivali”nde prömiyerini yaptığı “Xulame Du Xwedi / İki Efendinin Uşağı” adlı oyunuyla Süleymaniye turnesine gidiyor. DBŞT, şimdi de İspanyol yazar Fderico Garcia Lorca’nın “Kanlı Düğün / Şahiya Xune” adlı oyunu için çalışma başlattı. 2012-2013 sezonu için Almanya’daki Teather Ander Ruhr rejisörlerinden Ferhat Keskin ile birlikte çalışacak olan DBŞT, töre cinayetini konu alan oyunun prömiyerini Ekim 2012’nin ilk haftasında yapacak. DBŞT, Hollanda’nın Amsterdam Rast Tiyatrosu ortaklığı ile de Shakespeare’in ünlü Hamlet oyununu Kürtçe sahneleyecek. Rast Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmeni Diyarbakırlı Celil Toksöz’ün yöneteceği oyun için 17 Ekim 2012’de Amsterdam’da dünya prömiyeri yapılacak. DBŞT’nin Hamlet oyunu için Amsterdam’da 8 gösterim için salon tutuldu. Oyun dengbej stranı ile sahnelenecek. Diyarbakır Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Rüknettin Gün, DBŞT oyuncularının çok farklı formlarla çalışan Türk, Alman, Hollanda gibi tiyatrolarda yetişmiş yönetmenlerle çalışma imkanları bulduklarını ve bunun da DBŞT’yi geliştirerek zenginleştirdiğini söyledi.

(Kaynak: haberfx)

Sadece ve yalnızca tiyatro alanında değil, her yerde LİNÇ var!

Toplumsal kavgaya çok yakın, gayet yatkın bir alan olan tiyatro sanatına dek sızan LİNÇÇİ orospu çocuklarının bulunduğu ülkemizde, günlük hayatın kılcal damarlarına kadar sızmayı başarmış LİNÇ kültürü, artık bizi zerre kadar olsun şaşırtmıyor.


Vedat Sakman'la arkadaşım Cezmi Ersöz'ün gözü dönmüş magandalar tarafından âdeta LİNÇ edilmek istenircesine saldırıya uğrayıp, hırpalanmalarına gönlüm el vermediği gibi, bu maganda ruhlu insanları esefle, hiddetle, nefretle, şiddetle kınıyor, Vedat Sakman'la Cezmi Ersöz'e geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Vedat Sakman ve Cezmi Ersöz'e saldırı


Müzisyen Vedat Sakman ve yazar Cezmi Ersöz Fethiye'nin Göcek beldesinde 3 kişinin saldırısı sonucu yaralandı.

MUĞLA - Yazar-şair Cezmi Ersöz ve müzisyen-besteci Vedat Sakman ile oğlu Kutsal Sakman, Muğla’nın Fethiye İlçesi’ne bağlı Göcek beldesinde 3 kişinin saldırısı sonucu çeşitli yerlerinden yaralandı.

Olay dün gece Göcek’te sahneye çıkan Vedat Sakman’ın programı öncesinde meydana geldi. Vedat Sakman’ın oğlu Kutsal Sakman’ın işletmeciliğini yaptığı eğlence yerinde programa çıkmaya hazırlanan Vedat Sakman’a önce "Çalacaksan çal, çalgıcı" diyerek sözlü tacizde bulunan Y.A., daha sonra masadaki bardağı Vedat Sakman’ın başına attı. Y.A.’nın arkadaşları İ.T. ve B.O.’nun da karıştığı kavgaya, Sakman’ı dinlemek için eşi Dila Ersöz ile birlikten Bodrum’dan gelen yazar- şair Cezmi Ersöz de müdahale etti.

Kavgada Vedat Sakman, başına isabet eden bardakla yaralanırken, saldırganları engellemeye çalışan Cezmi Ersöz’ün aldığı yumruk darbeleriyle burnu kırıldı. Vedat Sakman’ın oğlu Kutsal Sakman da kaburgaları zedelendi ve atılan şişe nedeniyle yüzünden yaralandı.

İşletmede büyük çaplı maddi hasar meydana gelirken ölümle tehdit edilen Vedat Sakman ve Cezmi Ersöz, Göcek Jandarma Karakol Komutanlığı’na giderek saldırganlardan şikâyetçi oldu. Karakolda ifadesi alınan saldırganlar serbest bırakıldı.

Vedat Sakman ve Cezmi Ersöz geceyi hastanede geçirdikten sonra bugün tekrar kontrol için Fethiye Lokman Hekim Esnaf Hastanesi’ne gitti.

Yaşananları anlatan Cezmi Ersöz, olayın açık bir ’maganda saldırısı’ olduğunu söyledi. Ersöz, "Eşim ve birkaç arkadaşımla otururken, müzik yapmak için hazırlanan Vedat Sakman’a 3 kişinin oturduğu yan masadan sözlü sataşma oldu. Bunun üzerine ‘Üslubuna dikkat et’ diyen Vedat Sakman’ın başına bardak atıldı. Ardından çıkan kavgada herkesin kaçıştığını fark ettim. Kırılan şişelerle üzerimize saldırdılar. Bu sırada benim burnum kırıldı. Mekanda da çok büyük hasar oluştu. Saldırganlardan şikayetçi olduk" diye konuştu.

Ölümcül bir saldırıya maruz kaldıklarını söyleyen Vedat Sakman ise "Oğlum Kutsal Sakman’ın işlettiği mekanda sahneye çıkmaya hazırlanırken, beklenmedik bir tepkiyle karşılaştım. Sözlü olarak kendilerini uyardıktan sonra fiili olarak saldırıya geçtiler. Ben başımdan, Cezmi Ersöz burnundan, oğlum ise yüzünden kaburgalarından darbe aldı" dedi.

(Kaynak: ntvmsnbc)

Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz diyor ki: "Aşkın Nur Yengi ile Nihat Haluk Bilginer'in yapay gündem oluşturduğu rüzgârdan kafamı kaldırdıkça, doğal bir dille yazılmış 'Kolera Günlerinde Aşk' romanını okuyorum!"

Hilmi Bulunmaz, "Kolera Günlerinde Aşk"ı okuyor! (Fotoğraf: Ahmet Özkara)


***


Kendilerine "romancı" sıfatını yakıştırıp, yayımladıkları kitaplara "roman" etiketi vurarak piyasa yapan hiçbir Türk yazarı "romancı, yazdıklarını da "roman" diye nitelemeye dilim varmıyor. Batılı bir dille düşünüp, ülkesinin somut gerçekliğinin ayrımına varamamış Türkçe yazılar çiziktirenlerin "roman" diye niteleyerek piyasaya sürdükleri kitapları okurken, inan olsun, başım dönüyor, midem bulanıyor, kusma duygusuyla kıvranıyorum. Bu duyguma, Nobel Edebiyat Ödülü almış Orhan Pamuk ve onun "roman" diye nitelediği roman görünümlü kitaplar da neden oluyor. "Roman" etiketiyle piyasaya sürülmüş bulunan Orhan Pamuk damgalı kitapların birçoğunu okudum. Bu kitapları ve bu kitapları örnek olarak alıp yazılan diğer düzeysiz kitapları okurken, nasıl ki, büyük acılar çekiyorsam, "roman" etiketiyle okurun gözünü boyamasına karşın, bırakın yazınsal kurgu tadı vermesini bir yana, henüz özne-nesne diyalektiğini bile çözmekten yoksun kitaplarla yazınsal evrenim âdeta bit pazarı görünümüne bürünüyor.


Çevirilerinin oluşturduğu tüm barikatları da göz önünde bulundurarak, özellikle "üçüncü dünya romancıları" diye sınıflandırabileceğimiz yazarların evrenine düşünsel olarak iltica etmek, beni son derecede rahatlatıyor. Bu rahatlamayı bana armağan edenlerden biri de Gabriel García Márquez. "Kırmızı Pazartesi" ve "Yüzyıllık Yalnızlık" romanlarının yanında daha geride duruyormuş izlenimi veren "Kolera Günlerinde Aşk", roman nitelemesini hak etmiş önemli kitaplardan biri. 


Günlük koşuşturmalarım, yurtdışı gezilerim, mahkemelerim, LİNÇÇİ orospu çocuklarıyla boğuşmalar, görünmez kazaların hayatımı sarsması, işlerimin aşırı yoğunluğu ve bu yoğunluğun oluşturduğu yorgunlukları aşmış olabilirsem, tabii ki bir de keyfim yerine gelirse, başta "Kolera Günlerinde Aşk" olmak üzere, bir "Gabriel García Márquez romancılığı" yazısı kaleme alabilirim.


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Gabriel García Márquez'in kaleme alırken kesinlikle böbürlenmediği "Kolera Günlerinde Aşk" romanından estetik duygu, yazınsal tat veren küçücük bir tadımlık:


Sevinçten öleceğini sandı. Düşünmeye vakit bulamadan, becerebildiğince ellerini yıkadı, "Şükürler olsun, Tanrım, sana şükürler olsun, ne iyisin" diye mırıldanarak; Hildebranda'nın yemeğe kimin geleceğini söylemeden, ondan istediği Allah'ın belası patlıcanlar yüzünden hâlâ banyo yapamadığını düşünüyordu, güneşten derisi soyulmuş yüzüyle, çok çirkin ve yaşlı olduğunu, kocasının onu bu durumda görünce geldiğine pişman olacağını düşünüyordu. Allah kahretsin. Ellerini becerebildiğince önlüğüne kuruladı, becerebildiğince kendine çeki düzen verdi; delice çarpan yüreğini biraz olsun yatıştırabilmek için, annesinin dünyaya getirirken ona donattığı tüm kibri takındı, sonra nazlı ceylan yürüyüşüyle, başı dik, bakışları aydınlık, burnu havada kocasını karşılamaya gitti; eve dönmenin büyük sevincinden ötürü yazgısına gönül borcu duyuyordu; seve seve dönecekti onunla, kuşkusuz kocasının umduğu kadar kolay olmasa da; yaşamını tüketen acıları sessizce ona ödetmeye kararlıydı.


(Kaynak: Gabriel García Márquez, "Kolera Günlerinde Aşk" Can Yayınları, 20. baskı, Mart 2011, sayfa 323)


Ayrıca bakınız:

Türkiye'deki yazarlar roman yazabilmek için Kolombiya'ya gitmeli!

Türkiye'deki yazarlar roman yazabilmek için Kolombiya'ya gitmeli!

Hilmi Bulunmaz, Sultanahmet'teki evinde. (Fotoğraf: Cemre Eylül Bulunmaz) 


Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, Şadan Karadeniz çevirisini içine pek sindiremese de, Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez'in "Kolera Günlerinde Aşk" kitabını, önemli bir roman olarak değerlendirmeyi uygun gördüğünü dile getirip, Türk yazarlara roman örneği olarak sundu.


***


Gabriel García Márquez'in kaleme alırken kesinlikle böbürlenmediği "Kolera Günlerinde Aşk" romanından estetik duygu, yazınsal tat veren küçücük bir tadımlık:


Bunlar bir pazartesi günü oldu. Cuma günü, akşam saat yedide, Fermina Daza, yanına yalnızca bir sandıkla vaftiz evladı olan kızı alıp kendisine ve kocasına sorulacak sorulardan kaçınmak için yüzü bir dantel örtüyle örtülü, San Juan de la Cienaga'ya düzenli seferler yapan küçük gemiye bindi. Doktor Juvenal Urbino, Fermina Daza'nın kesin bir karara varmadan önce düşünmek için yeterli bir süre kuzini Hildebranda Sanchez'in Flores de Maria köyündeki çiftliğine gitmesini kararlaştırdıkları üç gün süren tüketici bir konuşmanın ardından, aralarında anlaştıkları gibi, limana gitmedi. Çocuklar, nedenini bilmeksizin, uzun zamandır istedikleri, birkaç kez ertelenen bir yolculuk gibi aldılar bu yolculuğu. Doktar Urbino, acımasız küçük dünyasında hiç kimsenin kötücül yorumlar yapmamasını sağlayacak biçimde düzenledi her şeyi, bunu öyle bir yaptı ki, Florentino Ariza, Fermina Daza'nın yok oluşuna ilişkin hiçbir iz bulamadıysa, bunun nedeni gerçekte hiçbir izin olmamasıydı; soruşturma yollarından yoksun olması değil. Kocası, öfkesi geçer geçmez karısının eve döneceğinden kuşku duymuyordu. Ama Fermina Daza öfkesinin hiç geçmeyeceğinden emindi.


(Kaynak: Gabriel García Márquez, "Kolera Günlerinde Aşk" Can Yayınları, 20. baskı, Mart 2011, sayfa 319)

Kitlelerin hayat tarzını TV dizisi hâline getirenlerin doğal sonucu!

Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilebilmesi için, her renkten sermaye temsilcisi kişilerin meta estetiği üretmesi gerekir. Kapitalizmi sürekli olarak güzelleyen reklâmcı meta estetlerinin yetmediği yerde, örnekse Aşkın Nur Yengi ile Nihat Haluk Bilginer de, toplumsal rolleri gereği, meta estetiğine hizmet etmek zorunda olan kişiler olarak, pembe ve/ya yeşil sermaye, kendilerinden meta estetiği üretmelerini istediklerinde, karınlarını doyurmak için, tabii ki, bu isteğe, seve seve yada söke söke boyun eğiyorlar. 


Hayatlarını, meta estetiği üretimine yatıran Aşkın Nur Yengi ile Nihat Haluk Bilginer, ürettikleri meta estetiğini eleştiren kişilere yumuşak bakmıyorlar. Kendilerinin içinde bulunduğu toplumsal ruh durumunun dengesini iyice bozacak kadar çok ciddi eleştiri getirenleri de, mahkemelerde "süründürmeye" dek gidebiliyorlar.


Ancak, olan sonuçta kendilerine oluyor ve daha çok meta estetiği üretmek zorunda kaldıklarında, kendileri de sadece birer meta boyutuna indirgenmiş ve artık birer özne olarak değil, birer nesne olarak görülmeye başlanıp, magazin tuzağına düşmüş oluyorlar!


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Aşkın evde Haluk nerede


Faruk ZABCI - Zafer ÖZTÜRK
31 Mayıs 2012


Hürriyet, Aşkın Nur Yengi’yi Haluk Bilginer’in Londra’daki evinde görüntüledi.


OBJEKTİFE BÖYLE YANSIDI  - FOTO-GALERİ
BU MUTLULUK MAZİ Mİ OLUYOR - FOTO GALERİ

Aşkın Nur Yengi ve Haluk Bilginer, ayrılık kararı aldıklarını basına açıkladıktan sonra İngiltere’ye gitti. Bilginer, geçtiğimiz perşembe sabahı “Antonius ve Cleopatra” adlı oyunu sahnelemek üzere ekibiyle birlikte Londra’ya hareket etti, ondan birkaç saat sonra da Yengi kızı Nazlı’yla birlikte aynı şehre uçtu. Çiftin, ilişkileri hakkında konuşmak için bir süre Bilginer’in Londra’daki evinde birlikte kalacakları öne sürüldü. Aşkın Nur Yengi’nin Haluk Bilginer’in Londra’daki oyununu izlemeye gitmesi de barıştıkları yönünde söylentilere neden oldu. Hürriyet, önceki gün Aşkın Nur Yengi’yi Haluk Bilginer’in Londra’nın lüks semtlerinden Chelsea’deki evinde kızı Nazlı’yla birlikte görüntüledi. Hürriyet muhabirleri, evin önünde üç gün boyunca nöbet tutmalarına rağmen Haluk Bilginer’i görüntüleyemedi. Ve bu durum, “Haluk Bilginer bu evde kalmıyor mu?” sorusunu akıllara getirdi.

(Kaynak: Hürriyet)


***


Ayrıca bakınız:


Aşkın nur yengi Bilginer düet yılbaşı türk max ile  serkansaglamserkansaglam

Pembe sermaye temsilcisi gazetecilerle yeşil sermaye temsilcisi gazeteciler arasındaki tartışma düzeyi o kadar düştü ki, artık Taraf Gazetesi ile Vakit Gazetesi iyice bel altı çalışmaya başladılar!

Emekçi halkın iktidar özlemi için değil, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için yayın yapan Taraf Gazetesi ile Vakit Gazetesi, yapay konuları, birer doğal konuymuş gibi göstererek, halk kitlelerine ninni söylemeye devam ediyorlar.


İnsanların en doğal gereksinimlerine bile yapay dayatmalarla yanıt veren yeşil sermaye temsilcisi Adalet ve Kalkınma Partisi, "kürtaj" müdahalesiyle yapay tartışmaların oluşumuna hız kazandırıyor.


Emekçi halkın iktidar özlemine doğru dürüst bir programla yaklaşabilecek ciddi bir siyasal örgütlenme söz konusu olmadığı için, tabii ki, sermaye basını, toplumu istediği gibi yönlendiriyor.


Biz, bir tiyatro yayını yayınlamamıza, tiyatro yayıncısı olmamıza karşın, "biz kendi işimizle uğraşalım" saflığına yatıp, Kültür Bakanlığı çanağı yalayacak kadar alçalmayı asla istemiyoruz. 


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Tencere yuvarlandı kapağını buldu


Hadi Uluengin adlı yazar(!) da Taraf'ını seçti… Kim bu Hadi Uluengin? Okuyacaklarınız karşısında çok ama çok şaşıracak, büyük bir ihtimalle de mideniz bulanacak. İşte Hadi Uluengin gerçeği:

Bir iki ay öncesine kadar Hürriyet'te yazan Hadi Uluengin, Ahmet Altan yönetimindeki Taraf'a katıldı.

Uluengin, 1 Haziran'dan itibaren Taraf'ta yazacak…

Taraf'ta birkaç gündür duyuruları yer alıyor.

Peki kim bu Hadi Uluengin?

1951 İstanbul doğumlu..

1978-79 yıllarında Aydınlık Gazetesi'nin Brüksel Temsilcisiydi.

Brüksel temsilciliği görevini, 1983-91 yılları arasında Cumhuriyet ve Güneş gazeteleri için yaptı.

1991 yılında Hürriyet'te köşe yazmaya başladı.

Birkaç ay önce Hürriyet'ten ayrıldı.

Halen Brüksel'de yaşıyor.

Şimdi de Bürüksel'den Taraf'a yazı gönderecek.

Yazarın o ulu(!) entelektüel birikiminden bundan böyle Taraf okurları faydalanacak.

KIZIYLA İLGİLİ YAZDIKLARI

Hadi Uluengin'in Hürriyet'teki geçmişi düşünüldüğünde ilk akla kızıyla ilgili kaleme aldığı yazısı geliyor.

Uluengin'in 1995'te kaleme aldığı bu yazısı mide bulandıran cinstendi ve bugün bile halen hatırlandığında iğrendiriyor.

Uluengin, bu yazısında, kızının cinsel maceralarını anlatıyordu.

Hadi Uluengin, ergenlik çağına gelmiş kızının “artık sevgilisi ile yatmaya karar verdiğini” söylediğini; kendisinin de, “hastalık ve hamilelik tehlikesine karşı dikkat etmesi kaydıyla bunu izin verdiğini” anlatıyordu.

Uluengin, büyük tepki toplayan yazısını Hürriyet'teki 12.08.2005 tarihli köşesinde savunarak, "Fakat inanıyorum ki aynı yazı bugün yayınlanmış olsa gayet ‘sıradan' sayılır. Zira aradan geçen süre içinde Türkiye toplumu, dolayısıyla da o toplumun ‘ahlaki kıstasları' hızla değişti ve dönüştü" dedi.

Uluengin'i o yazısı şöyleydi:

"On yıl önce kızımın cinselliğiyle ilgili yazım kıyamet koparmıştı

Kızımın cinselliğine ilişkin olarak on yıl önce Hürriyet'te yazdığım bir yazı o sıra kıyametler kopartmıştı. Hatta, kıyamet ne kelime, skandal yaratmıştı. Nedeni mi?

Çünkü, o sıra artık ergenlik çağına gelmiş olan kerimem aramızdaki ilişkinin samimiyet ve dürüstlüğüne güvenerek, bana, artık sevgilisiyle yatmaya karar verdiğini söylemişti. Ben de, AIDS ve hamilelik tehlikelerine dikkat etmesi kaydıyla, kendisinin özgür ve sorumlu olduğu cevabını vermiştim. Bunu gazetedeki sütunuma aktarınca da af buyurun, ‘pezevenkliğim'den (!) bile dem vurmak cüretini gösterenler çıktı.

Oysa, tabii ki haklıydım! Ama eğer ortada bir ‘yanlış' (!) varsa, o ‘yanlış'ı belki benim fazlasıyla ‘öncü' ve ‘aykırı' davranmam oluşturmuştu. Zaten özünde ‘tabu' addedilen cinsellik gibi konuyu bir de üstelik ‘baba kız', ‘ebeveyn evlat' çerçevesine taşımak fincancı katırlarını ürküttü. Sahte bir ‘ahlak' anlayışı sarsıldı.

Fakat inanıyorum ki aynı yazı bugün yayınlanmış olsa gayet ‘sıradan' sayılır. Zira aradan geçen süre içinde Türkiye toplumu, dolayısıyla da o toplumun ‘ahlaki kıstasları' hızla değişti ve dönüştü. Bana göre de mutlaka ve mutlaka ‘iyi'ye ve ‘sağlıklı'ya doğru dönüştü. Yani şimdi daha az ikiyüzlüyüz ve daha çok dürüstüz. Çocuklar olarak da ebeveynler olarak da... Hayatın temel öğelerinden birisini oluşturan ve aslında herkesin bildiği cinselliği ‘normalleştirmek' konusunda hem ebeveynler, hem onların çocukları olarak yabana atılmayacak mesafe kat ettik. Birazcık Beyoğlu'nda gezinerek pırıltılı ve önyargısız bir gençliği seyretmek; yahut, yine ‘genç radyolar'da yapılan prezervatif reklam ve uyarılarını dinlemek, yukarıdaki harikulade dönüşümü saptamaya yeter !

Ne mutlu! Sağlıklı ve sorumlu, dolayısıyla özgür bir cinsellik yaşayacak olan çocuklarımız için de ne mutlu; artık onlara bu ortamı hazırlamak olgunluğuna erişen biz ebeveynler için de ne mutlu!"

TENCERE YUVARLANDI KAPAĞINI BULDU

Böyle bir kişilik olan Hadi Uluengin'in artık Taraf'ta yazacak olması “tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” şeklinde yorumlandı. Taraf'ın Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan'ın da cinsellik konusunda sapıkça yazılarının olduğu biliniyor.

“AHMET ALTAN AHLAKI”NI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

(Kaynak: HABER VAKTİM)

30 Mayıs 2012 Çarşamba

"Bağımsız Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne vurulan ilk kazma" ile "Rosenbergler Ölmemeli Skandalı" parantezine tutsak olan "İstanbul Büyükşehir Belediyesi Korsan Tiyatroları"nı daha yakından algılayabilmek, tedavülden kaldırılmış Genel Sanat Yönetmeni Balıkçı Kazmacıbaşı Korsan Orhan Alkaya'yı daha derinden tanıyabilmek için, bu korsan kuruluşun birkaç yıl önceki kapısını iyice aralamakta son derecede büyük bir yarar var!

GELİYOR GELİYOR YEŞİL FAŞİZM GELİYOR!

(Kaynak: HABER VAKTİM)

LİNÇÇİ Üstün Akmen'in yönettiği LİNÇÇİ TEB'den gelen e-posta!

DEĞERLİ SANATSEVERLER.

AŞAĞIDAKİ BİLDİRİYE ÇAĞIRICI OLARAK KATILMAK İSTİYORSANIZ, LÜTFEN İMZALADIĞINIZI BELİRTİP

sercan.aycan@andante.com.tr ADRESİNE GÖNDERİNİZ.

PEŞİN TEŞEKKÜRLERİMİZLE.

TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
         YÖNETİM KURULU
                     adına
             ÜSTÜN AKMEN

Fazıl Say bu ülkenin yetiştirdiği ender değerlerden biridir. Sanal ortamda “tweet “ ve “retweet” denilen yazışmalar nedeniyle hakkında soruşturma açılmış olması, 1,5 yıl hapis cezası istemiyle iddianame hazırlanıp İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi, demokrasiye, insan haklarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne aykırı, dahası utanç vericidir. Kaldı ki sanal ortamdaki o yazıları okumak ya da okumamak bireyin tercihine kalmıştır. Sadece uluslararası arenada değil, kendi ülkemizde de bu utancı hiçbir savcının, hiçbir mahkemenin bize yaşatmayacağına inanmak istiyoruz. Başta düşünce ve ifade özgürlüğü olmak üzere, laiklik, çağdaş hukuk devleti gibi demokrasinin gereği olan kavramlarla uyuşmayan bu girişimin derhal durdurulması konusunda tüm hukukçulara, sanatseverlere ve kamuoyuna çağrıda bulunuyor, bu amaçla Fazıl Say’ın yanında olduğumuzu belirtip, ülkemizin aydınlık düşünceli insanlarını, tüm kamuoyumuzu imzalarıyla destek vermeye çağırıyoruz.

FAZIL SAY'A DESTEK GİRİŞİMİ


***


Ayrıca bakınız:


Sansürcü Fazıl'ın özrü kabahatinden büyük yada adam utanmıyor!



LİNÇÇİ Genco Erkal ve Fazıl Say'ın sansür ettiği şiir gündemde!

LİNÇ imzâcısı Genco Erkal'la Fazıl Say'ın SANSÜRLEDİĞİ şiiri unutma!

Nâzım'ın sansürlenen Ermeni şiiri

Ünlü şair Nâzım Hikmet'in Akşam Gezintisi şiirinin 5 dizesinin sansürlendiği ortaya çıktı

Nâzım'ın dizelerindeki soykırım sansürlendi mi?

Ünlü şair Nâzım Hikmet'in Akşam Gezintisi şiirinin 5 dizesinde Ermeni meselesine değiniliyor. Ancak hep sansürlenen bu dizeleri Nokta dergisi ortaya çıkardı ?.

Prof. Murat Belge'nin "Nâzım Hikmet Ermeni meselesiyle pek ilgilenmedi" iddiasını araştıran Nokta dergisi şairin Akşam Gezintisi adlı şiirinde Ermeni sorununa ilişkin dizelerin bulunduğunu ortaya çıkardı. Ancak şiirin çoğu zaman Ermeni katliamı konusunun geçtiği beş dizesinin sansürlenerek yayınlandığı belirtilen haberde, Nâzım Hikmet ve Said Nursi için "Bildiğimiz gibi değilmiş; Meğer zamanında sözlerini söylemişler" denildi. Şair Turgay Fişekçi ise Sabah'a yaptığı açıklamada dizelerden 'Nâzım Ermeni soykırımı vardır ya da yoktur' dedi diye sonuç çıkarmanın yanlış olduğunu söyledi. Fişekçi şiirin kitaplarda sansür edilmesiyle ilgili olarak da "141 ve 142'den korkan yayıncıların kararıdır" dedi.

'SOYKIRIM' DEDİ Mİ?

Nokta Dergisi tarafından gündeme getirilen tartışma Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü Başkanı Prof. Murat Belge'nin Birikim Dergisi'nde çıkan "Türk Edebiyatında Ermeni Sorunu" başlıklı makalesiyle başladı. Makalesinde 1915 olaylarının Türk edebiyatı tarafından görmezden gelindiğini ileri süren Belge, Nâzım Hikmet'in de benzer bir tutum içerisinde olmasına çok hayret ettiğini yazdı. Nokta Dergisi de Nâzım Hikmet'in Akşam Gezintisi adlı şiirinde Ermeni meselesini yazdığını üstelik de bu dizelerin sık sık sansüre uğradığını ortaya koydu. Belge bu kez dergiye verdiği yanıtta "Nâzım Hikmet benim çok sevdiğim bir yazar. Ermeni soykırımı konusunda böyle bir şiirinin çıkmasına çok sevindim. Öbür türlüsü canımı sıkardı" dedi.

SANATA SAYGISIZLIK

Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Genel Sekreteri şair Turgay Fişekçi ise şairin Ermeni soykırımı ile ilgili tartışmaların içine çekilmesine tepki gösterdi. Nâzım Hikmet'in enternasyonalist bir komünist olduğunu vurgulayan Fişekçi "O halklar arasında bir çatışmayı değil, dayanışmayı kabul ederdi. Dolayısıyla Nâzım Hikmet herhangi bir halkı küçük düşürecek, karalayacak tutum ve düşüncede olamazdı" dedi. Fişekçi, Türkiye'de yıllarca cezaevinde yatmasına, baskılara uğramasına rağmen ülke dışına çıktıktan sonra Nâzım'ın ağzından Türkiye aleyhinde tek bir söz bile çıkmadığını hatırlattı.

Oratoryoda sansüre uğrayarak okunmuştu

Nâzım Hikmet'in Akşam Gezintisi şiiri 2002 yılında da tartışma konusu olmuştu. UNESCO'nun 100'üncü doğum yılı nedeniyle 2002 yılını Nâzım Hikmet Yılı ilan etmesinin ardından Kültür Bakanlığı da etkinlikler düzenlemişti. Bunlardan biri de Nâzım Oratoryosu CD'siydi. Besteleri Fazıl Say'a ait olan oratoryoda sanatçı Genco Erkal Nâzım'ın şiirlerini seslendirmişti. Akşam Gezintisi de bu şiirlerden biriydi. Ancak burada da Ermeni bölümünün sansürlenerek okunduğu ortaya çıktı. Sansürlü oratoryo Ermeni sanatçı Khatchatour Pilikian tarafından 19 Şubat 2006 tarihinde verilen bir konferansta da gündeme getirilmiş hatta Pilikian Ermeni soykırımını ilk dile getiren sanatçının Orhan Pamuk değil Nâzım Hikmet olduğu vurgulamıştı.

İşte Şiirin O Dizeleri...

bakkal karabetin ışıkları yanmış
affetmedi bu ermeni vatandaş
kürt dağlarında babasının kesilmesini
fakat seviyor seni çünkü sen de affetmedin
bu karayı sürenleri Türk halkının alnına

Nevzat ATAL

(Kaynak: HABERTÜRK)

elimde hortum çiçekleri suluyordum

ve ben
daha dokuz gün önce
dokuz yüksek basamaktan oluşan
mermer bir merdivenden düştüm
dünyaya meydan okuyan beynimin üstüne


elimde hortum
çiçekleri suluyordum


ve ben
akşamın geceye teslim olduğu saatte
mermer bir merdivenden düştüm
dünyaya meydan okuyan beynimin üstüne


elimde hortum
çiçekleri suluyordum


ve ben
akşamın geceye teslim olduğu saatte
artık kafatasımın üzerinde geziyordum
kafamda uzun bir yarık 
içimde onulmaz bir hüzün vardı
bunların hiçbirine zerre kadar aldırmadım


elimde hortum
çiçekleri suluyordum


ve ben 
sırtüstü yatıp yıldızlara bakarken
bir atardamar uzandı en uzak yıldıza doğru
kafamdan boncuk boncuk kan aktı kan


elimde hortum
çiçekleri suluyordum


ve ben
oğluma bağırdım bahçeden
koş
gel
su akmasın boşuna
ölüyorum galiba
bu suyu al 
çiçekleri sula


oğlum hortumu aldı
çiçekleri suladı


ve ben
kafamın içindeki kesilen atardamarı görünce suda
ölüm çok yakınımdaydı


oğlum hortumu aldı
çiçekleri suladı


ve birden
boncuk boncuk
damla damla
hızlı hızlı
akan kan
bardaktan boşanırcasına yağdı


oğlum hortumu aldı
çiçekleri suladı


ve ben
kendimde değildim artık
oğlum sırtlandı beni
götürdü işçilerin 
son soluğunu verdiği hastaneye
öleceksen
eğer böyle erken
sen de işçilerin öldüğü hastanede öl
dedi


oğlum hortumu aldı
çiçekleri suladı


kanın akışı hızlanınca birdenbire
hak verdim oğlumun bu isteğine


oğlum hortumu aldı
çiçekleri suladı


ve ben
direndim
ölmedim


ve birdenbire
boncuk boncuk
damla damla
hızlı hızlı
akan kanı içtim
kana kana


elimde hortum
çiçekleri suluyordum


şimdi
elleri büyük
gözleri küçük
simitçilerle birlikte
son kalan simitteki susamın nöbetini tutuyorum
akşamın geceye teslim olduğu saatlerde


elimde hortum
oğlum hortumu aldı
çiçekleri suluyordum
çiçekleri suladı


foto: ahmet özkara
şiir: hilmi bulunmaz
otuz mayıs iki bin on iki

Sansürcü Fazıl Say'ın özrü kabahatinden büyük yada adam utanmıyor!

Kapitalist düzenin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilebilmesi için, hep pembe sermayeye hizmet etmeyi sürdüren Fazıl Say, Nâzım Hikmet'in "Akşam Gezintisi" şiirinin üzerinde tepinerek, bu şiiri SANSÜR etmiş ve bu şiirin etinden, sütünden, yününden yararlanmasına karşın, sanki hiçbir kabahat işlememiş gibi, insan içine çıkmaya devam ediyor hâlâ!...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

***

Fazıl'dan Nâzım'a otosansür!

Fazıl Say, Nâzım Oratoryosu'nda 'sansür' uygulandığı iddiasını söyleyen Facebook'tan yanıt verdi... İşte o yanıt ve sansürlü dizeler...

Oral Çalışlar'ın cuma günü Nâzım Oratoryosu'ndaki Ermeni kıyımı ile ilgili bir bölümünü çıkartıldığını söyleyen yazısına, Fazıl Say dün Facebook üzerinden yanıt verdi. Say, 'Ermeni soykırımı konusunun çok ateşli olduğu bir dönemde bu bölümün çıkartıldığını' ama artık Nâzım'ın şiriinin aynen okunduğunu duyurdu.

Oral Çalışlar, cuma günü Radikal'deki köşesinde Ermeni tehciri konusundaki red ve inkâr yaklaşımından söz ederken Nâzım Hikmet'in aşağıdaki dizelerinin oratoryoda seslendirilmediğini yazmış, "Nâzım'ın dizeleri de unutturulmak istendi" demişti:

Bakkal Karabet'in ışıkları yanmış
Affetmedi Ermeni vatandaş
Kürt dağlarında babasının kesilmesini.
Fakat seviyor seni,
Çünkü sen de affetmedin,
bu karayı sürenleri Türk halkının alnına.

Fazıl Say ise açıklamasında "Oral Çalışlar, Orhan Pamuk'u koruma amaçlı, aydınlar bildirgesini ilk benim önüme koydu, ilk imzalayan da bendim. Ermeni meselesine, duyarlı yaklaşımımı bilir, yine de bakın, bu tür yazılar onların işidir, kurnazlığıdır" dedi. Say, mesajında 'Hapisten çıktıktan sonra' şiirinin oratoryonun notalarında aynen olduğu gibi yer aldığını, sansürün söz konusu olmadığını hatta son 4-5 konserde aynen okunduğunu duyurdu. Ancak 2002-2006 yılları arasında 'olay çıkmasın diye bir otosansür' uygulandığını söyledi: 

"Şiirdeki 7-8 kelime, zaten ermeni meselesinin bir savunusu filan da değildir... o bölümün 7-8 kelimesin içeren bir otosansür (şiire ve o anki müziğe, dolayısıyla, otosansür) uygulamak zorunda kalmıştık bir kaç konserde, tahrik ve olay çıkmasın diye... Buna sansür denilmez. Bu kadarını anlamamazlık yapılamaz."

(Kaynak: SABAH)

Müjdat Gezen, ilginç bir davadan garip bir biçimde mahkûm oldu!

Gezen'e hapis şoku!


Gezen, Dilara Dilek Selek'e 'hakaret' ettiği gerekçesiyle 3 ay 15 gün hapse mahkum edildi.

Tiyatro sanatçısı Müjdat Gezen, ''Muzurevi'' adlı oyununun senaryosunun kendisine ait olduğunu savunan senarist Dilara Dilek Selek'e ''hakaret'' ettiği gerekçesiyle 3 ay 15 gün hapse mahkum edildi. Ceza 5 bin 250 lira adli para cezasına çevrildi.

Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, müşteki Dilara Dilek Selek ve avukatı Güçlü Emre Özgür ile tiyatro sanatçısı Gezen'in avukatı Ali Saim Yapıcı katıldı.

Beyanların ardından Hakim Zeynep Şahin, Müjdat Gezen'i, ''alenen hakaret'' suçunu işlediği gerekçesiyle 3 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldığını söyledi.

Hakim Şahin, cezayı günlüğü 50 liradan toplam 5 bin 250 lira adli para cezasına çevirdiğini açıkladı.

Mahkeme heyeti, hükmün açıklanması ise ertelenmedi.

İDDİANAMEDEN

İddianamede, Müjdat Gezen'in 2 Ocak 2011'de bir gazetede yayımlanan ''Muzurevi Kimin Eseri'' başlıklı haberde, Muzurevi''nin kendisine ait olduğunu savunan şikayetçi Selek ile ilgili, ''Bu kadının eseri nerede yayınlanmış, nerede basılmış?

Hiçbir yerde. Benim bir de huzurevim var. Oradaki yaşananları yazdım. Benim mi ondan çalma ihtimalim yüksek, onun mu benden?

Benim yazıp yönettiğim bir eser için para talebini benden yapıyor. Kadın dolandırıcı. Manevi tazminat davası açtım. Kadının eserini de okudum, benimkine benzemiyor. Bu kadar açık dolandırıcılık var mı?

Hapse attıracağım'' dediği belirtilerek, ''yayın yoluyla hakaret'' suçunu işlediği kaydediliyordu.

(Kaynak: HABER VAKTİM)

Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için yayıncılık yapan pembe sermaye temsilcisi Taraf Gazetesi'ndeki yazılarında saçmalama, dumura uğratma hakkını tepe tepe kullanan Roni Margulies, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için yayıncılık yapan yeşil sermaye temsilcisi habervaktim.com sitesi tarafından düzeysiz, insafsız ve ölçüsüz bir biçimde eleştirildi!

Türkiye'deki yayıncılık yapan dergilerin, gazetelerin, sitelerin hemen hemen bütünü, hepsi, tamamı, tümü, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için yardım ve yataklık yapıyorlar.


Emekçi halkın iktidar özlemi için değil, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için yayınlanan Taraf Gazetesi de, habervaktim.com sitesi de, renkleri farklı, biri pembe, diğeri yeşil de olsa, tabii ki, emek değerleri için değil, sermaye değerleri için etkinlikte bulunuyorlar. Hâl böyle olunca da, insan düşüncesinin sıçradığı yüksekliği, olabildiğince aşağı, daha aşağı çekiyorlar! 


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Taraf'ta Başbakan'a çok ağır itham


Ateist Ahmet Altan'ın Taraf'ında Başbakan Erdoğan'a yönelik bu kez de “kafayı mı yedi” dedikodusu yapıldı.

Taraf'ın Yahudi asıllı yazarı Roni Margulies, kürtaj ve sezaryen ile ilgili açıklamalarından ötürü eleştirdiği Başbakan Erdoğan'la ilgili çok ağır bir dedikoduyu dillendirerek “Çeşitli çevrelerde ‘Acaba kafayı mı yedi, yoksa hastalığından mı böyle oluyor?' şeklinde tartışmalara tanık oluyorum” diye yazdı.

Margulies'in yazısı şöyle:

“Muziplik olsun diye midir, zor bir ülkede bakan olmanın verdiği can sıkıntısını hafifletmek için midir, Hükümet üyeleri kendi aralarında bir yarışma düzenlemiş besbelli.

“İdris Naim Şahin'i kim yakalayabilir” yarışması.

Koca koca adamların çocuk gibi oyun oynaması halk tarafından hoş karşılanmayacağı için, yarışmayı gizli tutuyorlar. O nedenle, yarışmanın koşullarını, ödülün ne olacağını bilemiyoruz.

Ama yarışma konusu belli: En kaz kafalı lafı kim edebilir, en cahil ve kaba ifadeyi kim kullanabilir.

Akşam olup eve döndükten, ortalıktan el ayak çekildikten sonra, her kabine üyesi sıcak yatağında uzun uzun düşünüyordur: Yarın nasıl bir laf edebilirim de İdris Bey'i bile geride bırakabilirim?

Şu anda Başbakan açık ara önde gidiyor.

O kadar ki, çeşitli çevrelerde “Acaba kafayı mı yedi, yoksa hastalığından mı böyle oluyor?” şeklinde tartışmalara tanık oluyorum.

Hiçbiri değil.

Yarışmayı kazanmaya çalışıyor.

Üstelik bunu yaparken uzun uzun düşünmesine gerek yok.

Örneğin, sezaryen ve kürtaj hakkında konuştuğu zaman, söylediği şeyler zaten hayatı boyunca inandığı, hiç kuşku duymadığı şeyler.

Ve bu söyledikleri dünyanın her yanında tüm köktendinci ve aşırı sağcı insanlarla paylaştığı inançlar.

Bunları tartışmak anlamlı değil. Dinî inanç çünkü bunlar.

Sperm ile yumurta biraraya geldikten sonra hangi aşamada “hayat” başlar? Bu tartışmayı dindar bir insanla yapmanın anlamı da yok, gerek de yok. …”

Habervaktim.com

(Kaynak: HABER VAKTİM)

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Kırmızı Pabuçlu Shakespeare Çocuğu Nihat Haluk Bilginer, Shakespeare Çocukları'nın diyarı İngiliz mahallesinde sahte duygular mimarı William Shakespeare'in "Antony and Cleopatra" oyununu allayıp pullayıp Türkçe olarak satmaya çalışırken, The Guardian Gazetesi'nin önemli eleştirmeni Michael Billington'dan zar zor üç (rakamla 3) yıldız alabildi!


Antony and Cleopatra – review

Shakespeare's Globe, London
3 out of 5
Antony and Cleopatra at Shakespeare's Globe
Turkish delight ... Oyun Atölyesi company's production of Antony and Cleopatra at Shakespeare's Globe, performed in Turkish. Photograph: John Haynes
One important aspect of the Globe to Globe season is its appeal to expatriate communities. On a hot Saturday afternoon the Globe was packed with Turks, young and old, who had come to see this production from Istanbul's Oyun Atölyesi company; and when Haluk Bilginer, who worked in England from 1980 to 1992, made his first appearance as Antony he was greeted with the kind of entrance round of applause that used to be reserved for West End stars.
  1. World Shakespeare festival
  2. Various venues
  1. Starts 23 April 2012
  2. Until 8 September 2012
  3. Festival website
But I have to say the best thing for me about Kemal Aydogan's briskly traditional production was Zerrin Tekindor's Cleopatra. Famed in Turkey not just as an actor but also as a visual artist, she certainly created quite a picture as Shakespeare's heroine by looking, in her tight-fitting white gown, like Hedy Lamarr's Delilah in the old Cecil B DeMille movie. Tekindor also gave us the full temperamental range of Cleopatra. She hurled herself at an unsuspecting chaise longue in sexual frustration at Antony's absence. Having first displayed her vindictive fury, she went into gales of screeching laughter at the messenger's description of Antony's wife, Octavia. And, even if it seemed much abridged, she captured the majesty of Cleopatra's death. You could well understand why Antony's ghost turned up to take one last look at his Egyptian queen.
That, in truth, was one of the few surprising aspects of Bilginer's stolidly reliable Antony. He had the right look of ruined grandeur and was suitably full of breast-beating anger after the defeat at Actium; what he lacked was much sense of physical enslavement to his captivating Cleopatra. And, although there were some nice economical touches, such as the use of water-pitchers to evoke the sea-battles and good use of a solo woodwind instrument at the climax, there were few fresh insights into character: Kevork Malikyan's Enobarbus seemed strangely marginal, and Mert Firat's Octavius was the usual cold-blooded politician rather than, as in Janet Suzman's recent production, someone secretly enthralled by Antony's charisma. But this, I suspect, was really a production principally for Turkish speakers, who seemed thrilled to see two of their theatre's most famous stars come together.
(Kaynak: The Guardian)

Hayatı gerçeklikten, tiyatroyu sanattan, oyunculuğu estetikten hızla uzaklaştıran ve sadece sinema, televizyon, tiyatro esnaflığı yapan tiyatro patronu Kırmızı Pabuçlu Shakespeare Çocuğu Nihat Haluk Bilginer, tereciye tere satamamanın buruk düş kırıklığıyla yüzeysel dünyasında yüzmeye devam etmek zorunda kalacak!

Oyun'un notu: www.magazinkolik.com sitesinden alıp, olduğu gibi aşağıya aktardığımız yazıdaki önemli bulduğumuz bazı yerleri, "maymungötürengi" ile belirgin hâle biz getirip netleştirdik!


***


Haluk Bilginer KIRIK NOT ALDI!


Haluk Bilginer'in oyunculuğuna kırık not 


Oyun Atölyesi beş üzerinden üç yıldız aldı 


Haluk Bilginer performansında eksik


Kemal geleneksel prodüksiyona imza attı


Haluk Bilginer bağlılığını yansıtamadı


Kevork Malikyan tuhaf şekilde marjinal


Mert Fırat alışılmış soğukkanlı siyasetçi


Türkçe konuşanlar için bir prodüksiyon


***


Haluk Bilginer... İNGİLİZ ELEŞTİRMENLERDEN KIRIK NOT ALDI!


İngiliz The Guardian gazetesinin tiyatro eleştirmeni, "Antonius ile Kleopatra" oyununu Londra’da Türkçe olarak sahneye koyan Haluk Bilginer'in oyunculuğuna kırık not verdi.


Londra’nın 1500 kişi kapasiteli açıkhava tiyatrosu Shakespeare’s Globe’da geçen cumartesi Türkçe sahnelenen ve bu açıdan bir ilk olan Oyun Atölyesi'nin "Antonius ile Kleopatra" yorumu, İngiliz The Guardian gazetesinden beş üzerinden üç yıldız aldı. The Guardian’ın tiyatro eleştirmeni Michael Billington, Antonius’u oynayan Haluk Bilginer'in performansında bir eksik olduğunu savunurken, Kleopatra rolündeki Zerrin Tekindor’u övdü.


Kemal Aydoğan'ın "canlı ve geleneksel bir prodüksiyona" imza attığı belirtilen yazıda, Tekindor’un dar beyaz elbisesi içinde, Hedy Lamarr’ın canlandırdığı Delilah karakterini hatırlattığı ifade edildi. Tekindor’un, Kleopatra’nın duygularındaki tüm iniş çıkışları yansıtması da aynı şekilde övüldü.


Haluk Bilginer'in ise Antonius’un çökmekte olan heybetine uygun görünümünü ve Aktium bozgununda öfkesini sergileyişini beğenen yazar, buna karşın onun Kleopatra’ya "fiziksel bağlılığını tam yansıtamadığını" savundu.


Ayrıca Kevork Malikyan'ın oynadığı Enobarbus karakteri "tuhaf şekilde marjinal", Mert Fırat'ın canlandırdığı Octavius ise "alışılmış soğukkanlı siyasetçi" olarak nitelendi.


Son cümlede, "Sanırım bu, özellikle Türkçe konuşanlar için bir prodüksiyondu. Onlar tiyatrolarının bu iki yıldızının bir araya gelmesinden heyecanlanmış görünüyorlardı" dendi.


ARKADAŞINI YALNIZ BIRAKMADI


Kıvanç Tatlıtuğ, daha önce "Aşk-ı Memnu"da, şimdilerde ise "Kuzey Güney" dizisinde birlikte rol aldığı Zerrin Tekindor'u bu özel gününde yalnız bırakmadı. Shakespeare's Globe'da sahnelenen "Antonius ile Kleopatra" oyununu izleyenler arasında o da vardı.

(Kaynak: magazinkolik)