31 Ağustos 2011 Çarşamba

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, bu yılki Makedonya gezisi sırasında, "Üsküp Çocuk Tiyatro Merkezi"ni ziyaret etmeyi asla ve kesinlikle ihmâl etmedi!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, Makedonya'nın başkenti Üsküp'te bulunan "Çocuk Tiyatro Merkezi"nin önünde... (Fotoğraf: Fikriye Bulunmaz)


Her ne kadar, Amerika Birleşik Devletleri Emperyalizmi ile Avrupa Birliği Emperyalizmi'nin kıskacına tutsak olsa da, daha önceki sosyalist uygulamaların vermiş olduğu alışkanlıklar nedeniyle çocuk tiyatrosuna büyük değer veren Makedonya'daki tiyatral etkinlikler, değişik halkların değişik dilleriyle sürüp gidiyor.

Makedonya'nın başkenti Üsküp'teki Evliya Çelebi Caddesi ile Eski Çarşı'nın kesiştiği noktada etkinliklerini sürdüren "Çocuk Tiyatro Merkezi", Makedonca, Arnavutça, Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanmış bir tabela ile halkın beğenisini üzerine çekmeyi başarıyor. Çocuk izleyicileri birer kumbara olarak değil, geleceğin bireyleri olarak algılayan "Çocuk Tiyatro Merkezi", yaz aylarında bulunmamız nedeniyle etkinliklerini seyrekleştirse, hattâ durma noktasına getirmiş olsa bile, tiyatroya meraklı insanlara bilgi verme derdindeki yetkililer tarafından yönetiliyor.

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın bilgi almak için uğradığı "Çocuk Tiyatro Merkezi", son derecede alçak gönüllü "gönüllüleri" tarafından doyurucu bilgilerle kendisini tanıtmaya devam ediyor hâlâ...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

''Sosyalist'' bir şairin ölümü:

Serkan Engin dizi yazmaya başlıyor:

canım dostlarım, bayramdan sonra bir yapım şirketinde dizi senaristliğine başlıyorum:)
uzun vadedeki hedefim ise yılmaz güney, zeki demirkubuz gibi kendi sinema dilini kurmuş, toplumcu-gerçekçi bir yönetmen olmak,
dizi senaristliğinden kazanacağım paralarla da ilk uzun metrajlı filmimi çekmek...


KAYNAK: TWİTTER

Ben, her ne kadar uzun metrajlı bir film çekmek istesem de eğer bu isteğimi gerçekleştirebilmek için bir gün dizi yazmam gerekirse asla dizi yazmam. Diziden kazandığım parayla bir film çekmem. Çünkü biliyorum ki: o diziler halkları uyuşturmak için kurgulanmış büyük bir tuzak. Ve biliyorum ki: o dizilerin yazarlarına verilen paralar reklam gelirlerinden elde ediliyor. İsrail'e destek sunan bir şirketin bana verdiği paradan utanırım. Filistinli çocukların karnını mermiyle dolduran katillerin parasını almam. Aç kalsam da almam. Ölsem de almam. O mermilerin resmi sponsoru olamam. Serkan Engin dizi yazarsa şayet ''Bütün ötekiler benim...'' diyemez. Serkan Engin bir gün dizi yazarsa şayet ''İmgeci sosyalist şiir'' hakkında tek kelime edemez. Ettirmezler. Dizi parasıyla toplumcu-gerçekçi sinemaya girilmez. Çünkü bu tavır inandırıcı, samimi olmaz.
Bir dönem ''abi'' dediğim sanatsal yolculuğuma destek sunmuş Serkan Engin'e bundan sonra ''abi'' demem. Nasıl ki: ben, ödül alan bir şairi eleştirdikten sonra o şairle yaşadığım tartışmada ödüllü şairi savunan bir ''ödül karşıtı sosyalist şair'' beni hayal kırıklığına uğratmışsa, bu dizi haberi de beni aynı ölçüde hayal kırıklığına uğrattı. Belki de buna hayal kırıklığı değil de ''sosyalist bir şairin sonu'' demeliyiz.
Oğuzcan Önver

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, sözcüğün tam anlamıyla bir halklar mozaiği olan küçücük ve hüzünlü ülke Makedonya'dan dönüp, tekrar yazmaya başladı!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, Ohri Gölü'nün Makedonya bölümünde yeni bir yolculuğa hazırlanrken... (Fotoğraf: Fikriye Bulunmaz)


Ertelenen gezi tasarılarıyla boğuşmaktan yorulduğum için, birkaç yıldır, arka arkaya "keyif gezileri" yapmaya başladım. Bu yılki Almanya, Fransa, Gürcüstan, İsviçre, İtalya gezilerime Makedonya gezimi de dahil ederek, "tasarılarını tasarı olmaktan çıkaran adam" konumuna ulaşmanın tatlı huzurunu yaşıyorum.

Türkiye tiyatrosunun entelektüel ve estetik düzeysizliğini bir milim olsun aşağı itip, bu tiyatronun düzeyini bir gram olsun artırmayı sağlamanın haklı mücadelesi içerisinde olduğumdan, gezi yazılarımı ya kaleme alamıyor yada kaleme aldıklarımı yeteri denli beğenmediğim için, onları yayınlamayı pek düşünmüyorum. Her ne denli, gezi yazılarımın düzeylerini beğenmemekten kaynaklanan nedenlerle onları yayınlamayı, (hiç olmazsa şimdilik) düşünmesem de, tadımlık düzeyinde bazı değinilerde bulunmayı da asla ihmâl etmiyorum. Özellikle, geçen ay Gürcüstan'a yaptığım gezimi, tadımlık düzeyinde de olsa, zaman zaman okurlarıma sunmam nedeniyle almış olduğum bazı "beğeni belirtileri", beni, Makedonya gezim hakkında da yazı yazmaya yönlendirecek düzeyde yüreklendirdi.

Makedonya'nın başkenti Üsküp'ten bindiğimiz uçaktan İstanbul'a iner inmez kendimizi Altınoluk'a atmak için yola çıktığımızdan, şimdilik kaydıyla uzun yazılar yazmaya pek niyetim olmamakla birlikte, "fırsat bulursam", başta tiyatro yazıları olmak üzere, tekrar yazı yazmaya başlayacağım.

Şimdilik merhaba...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

24 Ağustos 2011 Çarşamba

TÜRK tiyatrosunun LİNÇ tiyatrosu hâline geldiği bir süreçte, Melih Anık'tan geyik muhabbetini sorgulayan önemli bir (kısa) oyun!

OYUN SEÇME SANATI

(Benzerlikler tesadüfidir. )

OYUNCU 1 - Sezon açılacak biz hala oyun seçemedik

OYUNCU 2 - Sezonun ilk günü perde açılacak diye bir şey mi var?

OYUNCU 1 - Sezonun ilk günü ne zaman?

OYUNCU 2 - 1 Ekim.

OYUNCU 3 - Biz devlet tiyatrosu muyuz ? Biz özel tiyatroyuz. Keyfimiz ne zaman isterse o gün açarız.

OYUNCU 1 - Öyle ya.. Bizim sezonun başı bizim sezonu açtığımız gündür.

OYUNCU 2 - Peki bizim oyunun ilk günü ne gün olacak?

OYUNCU 1 - Oyunu seyircili oynadığımız ilk gün.

OYUNCU 3 - Oyun yok ortalarda siz ilk günden bahsediyorsunuz.

OYUNCU 2 - Yardım için başvuruyu da kaçırdık.

OYUNCU 1 - Boş ver iyi oldu. 25 kez oynamak var. Bir de hesap kapatması sıkıntılı. Parayı alırken iyi de hesap kapatırken kötü oluyor. Hem biz özgür bir tiyatroyuz.

OYUNCU 2- Yardım da yardım olsa..Gazete ilânına bile yetmiyor.

OYUNCU 3 - Ödüller de var. En az 15 kez oynanacak aday olmak için. 75 kişilik salonda..

OYUNCU 2 - Ödüle ne gerek var?

OYUNCU 3 - Olur mu.. İlanlarda işe yarar. “Ödüllü oyun” İyi duruyor.

OYUNCU 2 - Seyirci de ödüllü oyun istiyor.

OYUNCU 1 - Kolay canım. Yaparız bir şeyler. Daha ortada oyun yok biz ödül hesabı yapıyoruz.

(sessizlik)

OYUNCU 3 - Benim aklımda bir oyun var ama

OYUNCU 2 - ???

OYUNCU 1 - Ve şimdi söylüyorsun!!!

OYUNCU 3 - Çaresiz kalırsak söylerim dedim.. Hem tam da toparlayamadım.

OYUNCU 2 - Nasıl yani? Sen mi yazdın?

OYUNCU 3 - Yok canım nerde.. Yani oyunu biliyorum da metni yok elimde. Oyunun ismini bilmiyorum, kim yazmış bilmiyorum.

OYUNCU 2 - Dalga mı geçiyorsun?

OYUNCU 1 - Ne biliyorsun öyleyse?

OYUNCU 3 - Konusunu.

OYUNCU 2 - Çattık.

OYUNCU 3 - Söylemesem daha iyi galiba.

OYUNCU 1 - Söyle.

OYUNCU 2 - Madem ki başladın.

OYUNCU 3 - Emin misiniz? Kesmeyeceksiniz ama.

OYUNCU 2 - Bir başla..

OYUNCU 1 - Biz biliyor muyuz?

OYUNCU 3 - Bilmem. Bana çok ilginç geldi. Bilirsiniz ben çok okurum.

OYUNCU 2 - Çok okursun ama bu kadar zamandır bir oyun öneremedin.

OYUNCU 1- Okumadığın ama duyduğun bir oyunu öneriyorsun..

OYUNCU 3 - Ele gelir bir şey yok ki.

OYUNCU 1 - Ne demek ele gelmek?

OYUNCU 3 - Yani oyunun toplumsal bir mesajı olmalı. Ne dediğini bilmeli.

OYUNCU 1 - Güldürüyor mu sen onu söyle.

OYUNCU 3 - İşte ben bunun için tiyatrodan soğudum, bırakacam bu işi..

OYUNCU2- Başka ne iş yapabilirsin? Dizilerden de aramıyorlar.

OYUNCU 1- Bunu hele hiç aramazlar..

OYUNCU 3- Sizi arıyorlar da.. Düzenin ona göre olacak. Tiyatronu dizilere ayarlayacaksın. Havucun dizi olacak. Sponsorun olacak.

OYUNCU 1- Sen yapamıyorsun ya.. Bok at bakalım. Adamlar düzeni kurmuş.

OYUNCU 2- Biz de yapalım.

OYUNCU 3- Olur .. Hemen şimdi! Biz işimize bakalım.

OYUNCU 1- Doğru.. Sen devam et.. Güldürüyor mu senin oyun?

OYUNCU 3- Aklınıza ilk o geliyor. Güldürüyor mu? İnsan gülen hayvan ya! Komedi düşünen, HAYVAN!

OYUNCU 1 - Güldürmezse kimse gelmiyor. Tiyatro ticari bir iş, kutsallaştırma! Oyunculuk da bir meslek, kasaplık gibi..

OYUNCU 3 - İyi o zaman siz bulun oyunu. Kasaba sor bakalım oyun var mı?

OYUNCU 2- Eski yazarların oyunları kasap kağıdı olurmuş bir zamanlar..(sırıtır)

OYUNCU 1 - (Sinirli O2’yi keserek) Seninki güldürmüyor mu?

OYUNCU 2 - (Toparlanır) Anlat belki güldürecek yanlarını buluruz. Olmazsa yorumla çözeriz…

OYUNCU 3 - Benim oyunda cinayet var, ölüm var! Ne gülmesi?

OYUNCU 1 - Olsun! Gülünesi cinayetler yok mu?

OYUNCU 2 - POST MODERN ÖLÜMLER çağı bu çağ!

OYUNCU 3 - Ölüm diyorum siz post modern diyorsunuz. Yormayın beni.

OYUNCU 1 - YORUM arkadaş yorum! Tiyatroda yorumla yapamayacağım şey yok! Sen anlat bir kere! Ben neler çıkarırım oyundan.

OYUNCU 3 - O kadar iddialıyız ha! Sen yazsaydın ya!

OYUNCU 1 - Yazıyorum ama daha içime tam sinmedi. Kenara koydum.

OYUNCU 2 - Turşu mu bu! Zamanı gelince yersin!

OYUNCU 3 - Sizle de ancak turşudan konuşulur. Vazgeçtim ben.. Oyun moyun yok..Unutun.

OYUNCU 1 - Ne unutması!

OYUNCU 3 - Ben unutmuşum zaten.

OYUNCU 2 - Amma nazlandın ya!

OYUNCU 1 - Anlatmazsan anlatma!

(sessizlik)

OYUNCU 1 - Biz neden trajedi oynamayalım? Güldür güldür nereye kadar!

OYUNCU 2 - Güldürünce para kazanamıyoruz bari ağlatalım.

OYUNCU 1 - Bizim anamız ağlıyor. Salon yok zaten.. İzin almak bir dert. Randevu evi bile daha kolay açılıyor.

OYUNCU 2 - Onun amacı herkes tarafından biliniyor da ondan. Biz tiyatro yapıyoruz. Ne çıkacak belli olmaz! Bak ne yapalım sen anlat biz gidişata göre yorumla düzeltiriz oyunu.

OYUNCU 1 - Cinayet var demiştin değil mi ! Kim kimi öldürüyor?

OYUNCU 3 - Kral olacak Baron, önce eski kralı sonra rakiplerini…

OYUNCU 1 - Kral ha! Tarihi oyun mu? Kalabalık olur tarihi oyunlar. 3 kişilik olur mu?

OYUNCU 3 - OLUR! 20 kişiyi 7 şer 7 şer oynarız.

OYUNCU 1 - 20 karakter ha! Çok! Bir sahnede kaç kişi var en çok?

OYUNCU 3 - Bilmem. Oyun yok ki elimde.

OYUNCU 2 - Orası kolay. Uyarlarız. Hem yorum olur. Bir sahnede Baron olan bir başka sahnede… Başka kim vardı?

OYUNCU 3 - Cadılar.

OYUNCU 2 - Baron cadı olur.

OYUNCU 3 - Olur mu Baron cadılarla konuşuyor.

OYUNCU 2 - Cadılar?

OYUNCU 3 - 3 tane..

OYUNCU 1 - Bir taneye inmez mi?

OYUNCU 3 - İnmez. Çünkü cadılar da birbiri ile görüşüyor.

OYUNCU 2 - İki tane olur o zaman. Nerden tasarruf etsek kârdır.

OYUNCU 1 - Bunlar çözülür bir yolla. Konuşturmayız cadıları aralarında. Sen konuyu anlat.

OYUNCU 3 - Baron ormanda yürürken cadılarla karşılaşır. Cadılar ona 3 kehanet söyler.

OYUNCU 1 - Bir tane cadı söylesin o zaman. Üç cadıya ne gerek var?

OYUNCU 3 - Üç kehanet üç cadı.. Anlasana. Üç sihirli bir sayı.

OYUNCU 1 - Biz de ‘bir’in sihrini anlatırız. Hem oyunun gidişatına bakalım, belki bizim yorumda ‘üç’ gereksiz olacak.

OYUNCU 2 - Neyse sen anlat. Cadı Baron’a ne diyor?

OYUNCU 3 - Kral olacaksın diyor. Bunu öğrenen karısı Kral’ı öldürmesi için kocasını zorluyor. Baron da hırs yapıyor. Baron evine gelen Kral’ı öldürüyor, suçu uşakların üstüne atıyor.

OYUNCU 1 - Uşaklar kaç kişi?

OYUNCU 3 - İki.

OYUNCU 2 - Kadro çoğalmaya başladı.

OYUNCU 1 - Uşaklar görünmese de olur. Varmış gibi yaparız, ışıkla falan.

OYUNCU 2 - Ha bu iyi.. Manken kullanalım!

OYUNCU 3 - Zaten Baron uşakları da öldürür. Onların ölümünü onlarsız anlatmak mümkün ama Kral’ın çocukları var.

OYUNCU 1 - Kral’ın kaç çocuğu var?

OYUNCU 3 - İki..

OYUNCU 2 - Bire inmez mi?

OYUNCU 3 - İnmesin..Böyle giderse sahnede sen ben ve o kalacağız. Hem bize bir kadın oyuncu lâzım.

OYUNCU 1 - Neden o?

OYUNCU 3 - Baron’un karısını oynayacak.

OYUNCU 1 - İçimizden biri oynasa olmaz mı? Hem erkek gibi kadın imajına daha da uyar.

OYUNCU 3 - Yok artık!

OYUNCU 2 - Hadi sen anlat ..Sonra bakarız.

OYUNCU 3 - Kral’ın çocukları korkar kaçar. Baron kendini Kral olarak ilan eder. Ama bir de rakibi vardır ve ondan kurtulması gerekir. Onu ve çocuğunu öldürmesi için 3 kiralık katil tutar.

OYUNCU 1 - Gene mi üç? Cinayete bir kişi yetmiyor mu? Cadıyı oynayan katili oynasın.

OYUNCU 2 - Anlat sen..

OYUNCU 3 - Üç katil rakibi öldürür ama oğlunu ellerinden kaçırırlar. Kral’ın verdiği ziyafete öldürdüğü rakibi hayalet olarak gelir.

OYUNCU 1 - Ziyafet kalabalık mı?

OYUNCU 3 - Eeee.. tabii.. Baronlar, uşaklar..

OYUNCU 1 - Gitgide kalabalıklaşıyor. Aile yemeği olsa?

OYUNCU 3 - Çekirdek mi ?

OYUNCU 1 – Ne çekirdeği? Nevşehir? (O1 ve O2 katılasıya güler) Şaka şaka… Konuşuyorlar mı?

OYUNCU 2 - Konuşmasa.. Onları mankenden yapalım. Işık da ayarlanırsa canlı gibi olurlar.

OYUNCU 1 - Yahu sen mankenden başka şey bilmez misin? Bakarız..Sen anlat!

OYUNCU 3 - Nerde kalmıştık.. Hayalet girer..

OYUNCU 2 – Ne hayalet de mi var? Çok oluyor ama.. Hayalet ışık olsun! Girermiş gibi yapalım. Kral onu görmüş gibi yapsın.

OYUNCU 3 - Öyle olacak zaten. Zira Kral hayaleti hayalinde görüyor.

OYUNCU 1 - Ne güzel oldu. Hayalindeki hayalet! Mükemmel! Bunu unutma bir yerde kullanalım.

OYUNCU 3 - Kral hayaletten rahatsız olur ve cadılara gider.

OYUNCU 1 - Cadıya …

OYUNCU 3 - Cadı … Bir başka barona dikkat etmesini söyleyince Kral onun karısı ve çocuklarını da katleder.

OYUNCU 1 - Dur dur kaç kişi öldü şimdiye kadar.. Kral, rakibi, iki uşak etti 4.Şimdi kadın ve çocuklar..Çocuklar kaç tane?

OYUNCU 3 - İki..

OYUNCU 1 - Toplam 7..

OYUNCU 2 Tam kasaplık… Keşke kasaba sorsak! Tamam tamam sustum!

OYUNCU 1 Ölenleri karakter olarak saymayalım. Zaten ölecekler, sahneye çıkarmaya gerek yok.

OYUNCU 3 - Bu arada Kral’ın iş birlikçi karısı da ölüyor.

OYUNCU 2 - Oldu bu iş! O da sahneye çıkmasın. Biz üç kişi oynarız bu oyunu!

OYUNCU 3 - Olmaz. Kadının çok ünlü bir tiratı var .. Uyur gezerken vicdan azabıyla ellerindeki kan izlerinden kurtulmaya çalışıyor. Bu çıkarılmaz.

OYUNCU 1 - Uyur gezen biri uyur gezerken vicdan azabı duyar mı?

OYUNCU 2 - Duyar duyar…

OYUNCU 1 - Bu böyle devam edecek mi?

OYUNCU 3 - Sonuna geliyorum. Sonunda Kral da öldürülür.

OYUNCU 1 - Kral da çıkmasın diyeceğim ama…

OYUNCU 2 - Yuh artık…

OYUNCU 3 - Sonunda eski Kral’ın oğlu tahta çıkar.

OYUNCU 1 - Bu kadar mı?

OYUNCU 3 - Bu kadar! Ne oldu beğenmedin mi?

OYUNCU 1 - Bu oyunda toplumsal bir şey yok ki. Krallıkta geçiyor, biz ise demokrat bir toplumuz. Kral mral yok. Bize ne kadar uzak. Kimse kimseyi öldürmüyor Kral olayım diye.. Hele o cadı…lar…

OYUNCU 2 - Güldürür mü bu oyun? Güldürecek bir yanı da yok. 8 ölü.

OYUNCU 1 - Ama ölümler komik. Elden kan izi çıkarmak falan.. Ne kadar komik. Caninin elinde kan izi kalır mı?

OYUNCU 2 - Cadılar kahin, ne olacağını görüyorlar. Hem her trajedide komedi saklıdır.

OYUNCU 1 – Aferin sen biliyorsun bu işi. Entelektüel cadı! İşte bu daha da komik!

OYUNCU 2- Bir de soytarı koysak?

OYUNCU 1- Soytarı çıkarma başımıza. Biz kadroyu azaltmaya çalışıyoruz sen arttırıyorsun.

OYUNCU 2- Ama Soytarı gerçekleri söyler ve güldürür.

OYUNCU 1- Gerçek ne? Hem gerçeğe kim güler?

OYUNCU 2- Şimdi herkes gerçeğe gülüyor! Kâhinin söyledikleri bir bir çıkıyor ortaya.

OYUNCU 1- Bizim gazeteciler gibi desene..

OYUNCU 2- Gazeteci Soytarı! Tamam, yazalım bir kenara.

OYUNCU 3 - Anlamıyorsunuz! İktidar mücadelesi var oyunda. İktidar için her şey mübah! Hem sonda kıssa da var. Haksız elde edilen durmaz gider . Katiller yakayı ele verir, canları ile öderler .

OYUNCU 1 - İşte bunu sevdim. Toplumsal mesaj geliyor gibi.

OYUNCU 2 - Bak ne aklıma geldi. Öldürülenler yok mu bizim toplumda, aydınlar falan.. Onları ima edelim.

OYUNCU 1- Faili meçhuller. O zaman katilleri göstermeyelim..

OYUNCU 2- Güzel,tuttum ben.. Faili belli değilse sahnede göstermeyelim.

OYUNCU 1- Tüm öldürenleri ışık yapalım.

OYUNCU 3- Baş roldeki ne olacak? Asıl katil o!

OYUNCU 1- Doğru ya.. Bir o kalsın o zaman.

OYUNCU 3- Dalga mı geçiyorsun!

OYUNCU 1- Yorum yapıyorum.

OYUNCU 3 - Hay senin yorumuna.

OYUNCU 2- Durun yahu, geldik işin sonuna. Bozmayın..Anlat sen..

OYUNCU 3- (Sabırla)Öldürülenler toplumun ileriyi gören cadıları da olabilir. Malum bizde aydın, cadı sayılır!

OYUNCU 2 - Harika gidiyoruz. İyi yoldayız. Durmayalım!

OYUNCU 1 - (Küsmüşken hemen döner) Bu şekilde bugüne getiririz oyunu.

OYUNCU 2 - Peki giysiler nasıl olacak?

OYUNCU 1 - Tarihi gibi ama soyut!

OYUNCU 2 - Her dönemi hatırlatır gibi. Özellikle eskiye vurgu yok! Anlayan anlasın işte!

OYUNCU 3 - Nasıl anlatacağız bunu dekor tasarımcısına?

OYUNCU 1 - Ben anlatırım.. Ama para harcamasak da hep birlikte kotarsak! Anonim bir yorumla.

OYUNCU 2 - İyi fikir. Oldu bu iş. Ekonomik olmak gerek.

OYUNCU 3 - Peki ama konu var, metin yok ortada.

OYUNCU 1 - Biz yazarız olmaz mı?

OYUNCU 3 - Olmaz. Konuyu çalmışsınız derler. Oyunun yazarını yazmalı afişe. Metinde belki başka şeyler de buluruz. Sonra içini biz doldururuz.

OYUNCU 1 - Kime sorsak? Kimbilir?

OYUNCU 3 - (O2'ye) Sen internetten bir bak bakalım. Belki bir ipucu çıkar.

OYUNCU 1 - Doğru.. Bana çok tanıdık geliyor oyun. Galiba yabancı birinin bir oyunu var buna benzer.

OYUNCU 2 - Shakespeare olmasın.

OYUNCU 1 - Benziyor onun diline.

OYUNCU 3 - Ne dili? Konuyu anlattım daha.

OYUNCU 1 - Yani bu trajedi, kral,cadı falan… Bana onu hatırlattı.

OYUNCU 2 - Türkçesi var mıdır?

OYUNCU 3 - Vardır olmaz mı? Yıllardır her önüne gelen Shakespeare çevirdi. Bunu da çevirmişlerdir.

OYUNCU 3 - Ama iyi değil hiçbir tercüme.

OYUNCU 1 - Biz çevirelim.

OYUNCU 2 - Doğru.. Beyin fırtınası ile yaparız.

OYUNCU 3 - Sen İngiltere’de bulundun bir süre..Sahneye de çıktın.. Sen de kolejde öğrendin İngilizceyi. Benim Türkçem iyidir size göre, iyi bir ekip oluruz.

OYUNCU 1 - Kadın oyuncu da edebiyat bilsin bari. Takım oldu. Tamamdır.

OYUNCU 3 - Gerek yok. Benim kardeşim edebiyat fakültesinden mezun o yapar.

OYUNCU 2- iyi de o Türk edebiyatından değil mi?

OYUNCU 3- Evet ama seçme ders almış İngiliz edebiyatı üzerine.

OYUNCU 2- Sorun olmaz diyorsun yani..

OYUNCU 3- Olmaz … Çevirirken halk da lâzım bize..

OYUNCU 1- Niye o?

OYUNCU 3- Çok küfürlü imiş Shakespeare’in dili..

OYUNCU 2- Bizim kültürümüz de sağlamdır evelallah.

OYUNCU 3- Bu tam sokak ağzı ! Ben de bilirdim sokakları ya, unuttum zamanla.. İlişkimiz de kalmadı sokakla.

OYUNCU 1- Yahu ne çok durdunuz küfür üzerinde. Bizim kafedeki garsonu alırız ekibe. Çocuk hem Tarlabaşılı hem de futbol fanatiği..

OYUNCU 3- Tarlabaşı’nda oturan herkes küfür bilecek diye bir kural mı var?

OYUNCU 1- Bu bileninden.. Çay getirirken bile yürüyüşü yeter be …

OYUNCU 2- Sahi dövecek gibi. Geçen hafta statta olay çıkarmış.Göz altında kaldı bir gece..

OYUNCU 3- Biz nerden bulduk bu belayı..

OYUNCU 1- (sırıtır) Tercümede kullanırız diye düşündüm, aldım..

OYUNCU 2- Tamam gelsin, bizi dövmesin de… Kadın oyuncu da var ya o da bir işe yarar..

OYUNCU 1 - Kadın ne bilsin o zaman?

OYUNCU 2 - Şart mı bir şey bilmesi. Biz ekip olduk çoktan. Çok karışan da olmasın. Kadın şu sıralarda bir tv dizisinde oynuyor olsun.

OYUNCU 1 - Millet dizi yıldızına geliyor. Hatta mümkünse biz de rol kapalım birer dizide.

OYUNCU 2 - Buldun da..

OYUNCU 1 - Baş rol olmasa da olur canım. Bir bölüm de olsa olur.

OYUNCU 3 - Ha .. Öylesi olsun madem. Oyunu bugüne getirmek için benim bir fikrim var.

OYUNCU 1 - Nedir?

OYUNCU 3 - Hani bir çocuk var ya, bizim her oyunumuzu seyreden. Onu sokalım sahneye.. Yabancılaşır seyirci.

OYUNCU 1 - O çocuk yapabilir mi?

OYUNCU 3 - Yapar yapar.. Neler seyretti bu çocuk. Bizi kaç kere seyretti sahnede. Bir şeyler kapmıştır. Ne yapsın,ne yapsın…?

OYUNCU 2 - Gazete satsın sahnede ..! Bugünün gazetesini göstersin . Hatta Soytarı olsun! Gazeteci soytarı!

OYUNCU 3 - Sen de taktın soytarıya. Kötü olmayalım gazetecilerle.

OYUNCU 2 - Ama fikir güzel.. Hepsi de soytarı değil ya!

OYUNCU 1- iyi de çocuğun ailesi ne der?

OYUNCU 3- Benim kardeşim halleder. Hem şart mı ailesinin bilmesi?

OYUNCU 1- Değil mi? Turneye falan gidersek nasıl götürürüz çocuğu?

OYUNCU 2- Oyun küfürlü diyorsun.. +18 olursa çocuk ne olacak?

OYUNCU 1- Doğru bir de o var.

OYUNCU 3- +18 tavsiye, zorunluluk değil.

OYUNCU 1- Seyirci için mi?

OYUNCU 3- Oyun oldu da tüyü eksik kaldı! Düşünürüz zamanı gelince. Hem kim bakacak! Şimdi iş bölümü: (O2'ye)Sen internete gir . (O1'e)Sen kadın oyuncuyu ara. Çok umut verme ağzını ara. Ekonomi.. Unutma! Hem zaten altı üstü bir tirat.. Onu da uykuda söyleyecek… Ama dizide oynayanından olsun emi. Ben de dekoru düşüneyim.

OYUNCU 2- Kadın görünür ama konuşmaz, sesi teypten veririz. Ucuza gelir. Fiziği güzel olsun yeter. Mesela manken…

OYUNCU 3- Başlarım mankenine.. Olmaz OLMAZ.. Kadın önemli.. Ucuzlatmayın bu kadar! Sizinle yola çıkanda kabahat ya.. Kadın, okullu oyuncu olacak.

OYUNCU 1- (Kısık sesle O 2’ye) Senin arkadaşına bir rol buluruz, kızdırma şimdi..(Arayı bulur gibi O2’ye göz kırpar, O3'e) Kızma, buluruz manken gibi bir oyuncu…

OYUNCU 3- ?!!!

OYUNCU 2 - (Sevinmiş) Ne yazayım arama motoruna?

OYUNCU 3 - (Gözü O1’de,kızgın) Shakespeare, cadı, kral, baron, katil, aydın, cinayet, kanlı el.

OYUNCU 1 - Hadi iş başına. Tiyatro! Tiyatro!

OYUNCU 2- (Telefona sarılır,çıkarken) Oh be! (Telefona) Senin iş tamamdır CADI....!

-SON-

(Kaynak: Melih Anık)

Kısa bir ara...


Kısa bir ara... bulunmaztiyatro

Kültür Bakanlığı çanağı yalayan tiyatro patronlarını ve reklâm verdiği tiyatro dergilerini denetlemeyen Ertuğrul Günay restorasyon skandalına tosladı!

Türk tiyatro esnafının kötücül emellerine teslim olan Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı AKP'li Ertuğrul Günay, toplumsal ve kültürel devinimin hızını ayrımsayamadığından, olay ve olguların çok uzağında kalıyor. Özellikle, Kültür Bakanlığı çanağı yalayan tiyatro patronlarıyla Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'den reklâm adı altında avuç dolusu para (avanta, bahşiş, diş kirası, iane, iaşe, sadaka, sus payı) alan tiyatro dergilerinin patronlarının âdeta tutsağı durumundaki AKP'li Ertuğrul Günay, arkasında çok büyük bir oy gücü olmasına karşın, emrindeki bakanlığına bağlı Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'in, hiçbir zaman için tam zamanında, yani Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nün etkinlik programlarını yayınlamaları gereken tarihte yayınlanmayan LİNÇÇİ tiyatro dergilerine reklâm vermesi karşısında sinik bir kişilik sergileyerek, inisiyatif kullanamaz duruma düşüyor!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Günay: Kiliseye dönüştürülen camideki restorasyonu inceleyeceğim


CİHAN - 24.08.2011 - 16:49 Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İzmir Çeşme'ye bağlı Alaçatı beldesindeki Pazaryeri Camii'ndeki restorasyonu tekrar inceleyeceğini söyledi. Caminin bir kısmında kiliseye ait Frenk kalıntıları olduğunu belirten Günay, bu alanın sadece özel günlerde özel misafirlere açıldığını kaydetti.

Haymana'da bir otel inşaatının temel atma törenine katılan Bakan Günay, burada gazetecilerin sorularını cevapladı. İzmir'in Çeşme ilçesine bağlı Alaçatı beldesindeki Pazaryeri Camisi'nin, restorasyonuna ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine Günay, restorasyon yapılan yerin hala cami olarak kullanıldığını söyledi. Günay; "Seçim sırasında mekanı gördüm. Cami olarak kullanılıyor." dedi.

(Kaynak: Zaman)

Makedonya'da olacağımdan, yayınımızda ciddi aksamalar olacak!

Yarından (25 Ağustos 2011) başlayarak, yaklaşık olarak bir hafta Makedonya'da ve hemen ardından bir hafta da Altınoluk'ta olacağımdan, yayınımızda ciddi aksamalar, belki de donmalar olacak. Bu nedenle, izleyicilerimizden, okurlarımızdan özür dileriz.

8 Eylül 2011 günü, İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesi Duruşma Salonu'nda, LİNÇÇİ Prof. Dr. Nurhan Tekerek ve LİNÇÇİ kişilerin avukatı Burhan Gün'le hukuk maçımız olduğu için, tatilimi kısa kesmek zorundayım.

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz

facebook bataklığındaki magazinel düzeysizlik, twitter'a da yansıdığından, yeteneksiz tiyatrocu Haluk Bilginer'e, Zuhal Olcay'a, Erol Köse'ye sıçradı!

Oyun'un notu: Milliyet'ten alıp olduğu gibi aşağıya aktardığımız haberdeki yazım yanlışlarını düzeltmedik.


***


"Onca yoksulluk varken", kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için sanat yapan(?!) Erol Köse, Haluk Bilginer ve Zuhal Olcay, tabii ki, sınıflarının gerektirdiği bir yaşam biçimiyle hareket ediyorlar. Toplumu kapitalize eden bu kişiler, yoksulluğun ve yoksunluğun üzerini düşlerle drajelendiren birer meta esteti olarak soluk alıyorlar.

Genç ölüler cumhuriyeti olarak adlandırdığımız bir coğrafyada kan gölünde yüzen halk, ne yazık ki, facebook bataklığı ve twitter gibi sanal ortamlardaki magazinel evrene tutsak edilmek isteniyor. Banal bir hayatın bayat ekmeğiyle ömür kilometresini doldurmanın ötesinde bir çaresi bulunmayan halk, ellerindeki nasırın ve gözlerindeki yaşın ayrımına vardığında, tabii ki, burjuva sanatçılarının değeri hızla, hem de şimşek hızıyla yok olarak, yüzlerindeki yapay gülüşler tarihin çöplüğüne iltica edecek.

İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi'nde bir başka dava nedeniyle Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın iki yıl hapsini isteyen LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin patronu Nihat Haluk Bilginer'in de taraf olduğu aşağıdaki haberi, özellikle gündeme getirdik. Böylelikle, Nihat Haluk Bilginer gibi sanatçıların(?!), nasıl bir yaşam biçimi içerisinde bulunduklarını daha yakından duyumsamanızı istedik. Lütfen, okuyunuz...

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz


***


Erol Köse'ye twitter sorgusu!


Twitter hesabından “Haluk Bilginer’in eski eşi Zuhal Olcay’ı dövdüğünü iddia eden” Erol Köse dün polise ifade verdi

Köse “Adımı kullanarak hesap açmışlar. Yazılanlarla ilgim yok” dedi.

Twitter’daki sayfasında usta oyuncu Haluk Bilginer’in, bir dönem evli olduğu Zuhal Olcay’ı dövdüğünü iddia eden Erol Köse, Olcay’ın şikâyeti üzerine dün polise ifade verdi. Emniyet Müdürlüğü’nde 3 saat kalan Köse, Twitter’daki sayfasında yazılanların kendisine ait olmadığını öne sürdü. Twitter’da adının kullanılarak sayfa açıldığını söyleyen Köse “Bu benimsayfamdeğil. Yazılanlarla ilgimyok. Bunu başkaları yapıyor” dedi.

‘YALANCISIN’

Köse, Twitter’daki sayfasında 2 ay önce yaptığı açıklamada Haluk Bilginer’in bir dönemevli olduğu Zuhal Olcay’ı dövdüğünü iddia ederek “Haluk Bilginer’in Zuhal Olcay’ı kaç kere dövdüğünü bilen var mı, evet şahidim, komşumdular. Altunizade Mesa’da Olcay kaç kez ‘imdat’ diye dayak yerdi. Kadına şiddetin kültürle alakası yok. Tümsite şahit, hadi Zuhal yalanlasın, hodri meydan” diye yazmıştı. Bu açıklamanın ardından Zuhal Olcay “10 yıldır o sitede oturuyorum, biz geldiğimizde Erol Köse taşınmıştı. Herhalde kafayı yedi, dikkat çekmek için yapıyor. Böyle hasta ruhların ne yapacağını bilemezsiniz. Zaten Haluk’un böyle konularda benim savunmama ihtiyacı da yoktur. O çok değerli bir insandır” sözleriyle yanıt vererek polise şikâyetçi olmuştu.

(Kaynak: Milliyet)


***


Ayrıca bakınız:

Yayınımızda beş günlük bir aksama olacağı için özür dileriz! (HB)

400 yıldır dünya tiyatro sahnelerini kirleten William Shakespeare'i ve Shakespeare çocuklarını yerden yere vuran Hüseyin Hilmi Bulunmaz, yargılanıyor!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı "açılışı"nı LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin avukatı Süleyman Anıl'la birlikte yaptı!!!

Hilmi Bulunmaz, kendisini "Seni şubeye çektiririm!" diye tehdit eden Nihat Haluk Bilginer'in tehditçi avukatı Süleyman Anıl'ı savcılığa şikâyet etti!

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, kendisini tehdit eden Nihat Haluk Bilginer'in avukatı Süleyman Anıl'la ilgili olarak BAKANLIK BÜROSU'na bilgi verdi!

Gürcüstan'ın her köşesinde sayılamayacak kadar çok tarih var!

Bir asalak olarak Tolstoy'un ensesinde kene olan Çerkov'a tepki!

Oyun'un notu: Aşağıda sunduğumuz tadımlık yazıyı aktardığımız kitap, Düşün Yayınevi tarafından basılmış. Hemen hemen tüm yayıncıların yaptıkları gibi, dile özen göstermeden, yalapşap bir mantıkla yayınlanmış olan "Sofiya Tolstoy'un Güncesi" kitabından aktardığımız tadımlığı, yayıncının davranışına müdahale etmemek için, olduğu gibi yayınladık!


***


"Sofiya Tolstoy'un Güncesi"den küçük bir tadımlık:

Çok üzgünüm... L.N. nin güncesini okumak isterdim ama şimdi kilit altında veya Çerkov'un elinde.

Halbuki biz yaşamımız boyunca birşey gizlemedik: her birimiz ötekinin tüm mektuplarını, tüm güncelerini okuduk; benim okumadığım, onun tek satırı yoktur. Benim çektiğim acıyı kimse anlayamaz, bu acı öylesine dokunaklı ve yürek dağlayıcı ki, ancak ölüm dindirebilir.

Düşün Yayınevi, 1985, Sofiya Tolstoy'un Güncesi, çev. Muzaffer Kuşuloğlu, sf. 604

Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, W. Shakespeare'i tuş eden Lev Nikolayeviç Tolstoy'un hakkını Sofiya'nın sadık eşi Lev Nikolayeviç Tolstoy'a veriyor!


Tolstoy'un hakkını Tolstoy'a... bulunmaztiyatro

"Kim Kimdir?" adlı site, Tolstoy'u öldükten sonra okula göndermiş!

"Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910)" başlıklı bölümünün altında şöyle bir uyarı yazısı ("YASAL UYARI: Kim Kimdir? tescilli bir markadır ve Web Sitesi 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri kanununa uygun yayın yapmaktadır. www.kimkimdir.gen.tr adresinde yayınlanan yazılı, görüntülü içeriklerin ve fotoğrafların sahibi olan FORSNET'in Yazılı izini olmadan bilgi ve belgelerin tamamının kopyalanması, çoğaltılması ve izinsiz olarak başka sitelerde ve yerlerde kullanılması yasaktır. Alıntı olarak kısmi kullanmalarda her hangi bir sakıncı yoktur.") yayınlayan "Kim Kimdir?" adlı site, 1910 yılında ölen Tolstoy'u, öldükten 33 yıl sonra, Kazan Üniversitesi'nde Doğu Dilleri okumaya göndermiş:

"Anne ve babasının olmaması sebebiyle eğitimini halaları üstlendi ve 1943 yılında Doğu dilleri okumak üzere Kazan Üniversitesi'ne gönderildi."

(Kaynak: Kim Kimdir?)

400 yıldır dünya tiyatro sahnelerini kirleten William Shakespeare'i kündeye getirip tuş eden Lev Tolstoy ve eşi Sofiya Tolstoy'un düşünceleri yaşıyor!

Okunması gereken bir yazı: "How a Canadian university nabbed the rights to the memoirs of Tolstoy’s wife"

Yalan makinesi Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın çaldığı kavalın etkisiyle fareli köy hâline gelen Türk tiyatrosundaki LİNÇÇİ kişilerin okumadığı kitap!...

Oyun'un notu: Aşağıda sunduğumuz tadımlık yazıyı aktardığımız kitap, Düşün Yayınevi tarafından basılmış. Hemen hemen tüm yayıncıların yaptıkları gibi, dile özen göstermeden, yalapşap bir mantıkla yayınlanmış olan "Sofiya Tolstoy'un Güncesi" kitabından aktardığımız tadımlığı, yayıncının davranışına müdahale etmemek için, olduğu gibi yayınladık!


***


"Sofiya Tolstoy'un Güncesi"den küçük bir tadımlık:

Bir türlü alışamadığım ve beni şaşırtan birşey var: insanların yalan söylemesi. Arasıra bir olayı anımsamaya, açıklamaya ve gerçeği ortaya çıkarmaya uğraşıyorum. Ama bu girişimler tümüyle yararsız oluyor; insanlar çoğunlukla gerçeği bilmek, öğrenmek istemiyorlar: yararları o yönde olmadığı için gerçek gerekli olmuyor.

Düşün Yayınevi, 1985, Sofiya Tolstoy'un Güncesi, çev. Muzaffer Kuşuloğlu, sf. 609