28 Nisan 2011 Perşembe
1 Mayıs İşçi Bayramı ve Devrimci Dünya Tiyatro Günü Bildirisi / 2011Oğuzcan Önver
.............................."Günlerin bugün getirdiği, baskı, zulüm ve kandır!" *
Devletin, ezen-ezilen sınıflararası savaşta, ezenlerden yana taraf takınmak zorunda olduğunu, hattâ, devletin, bu sınıflararası savaşta, buyruğunda bulunduğu ezenlerin kazanması ve buna bağlı olarak ezilenlerin kaybetmesi için, kasıtlı olarak ezenlerden yana davrandığını gayet iyi biliyoruz.
Devlete biçilen bu "ulvi" görev, bu varoluş amacı dışında, sanatsal olarak devletin işleyişine yakından baktığımızda, günümüz Türkiye'sinde, devletin, sanat yapıtı oluşturma sürecini de, ezenlerin lehine olmak üzere, ezilenlerin aleyhine olarak, her geçen gün hızla baltaladığına tanık oluyoruz.
Bu ülkede, yürekli insanların yönetimindeki birkaç kuruluş dışında, egemenlerin sunduğu çanakların içindeki kırıntıları yalamadan, saltık anlamda sanat yapmak, neredeyse olanaksız hâle gelmiş durumdadır. Basılmamış kitapların bile sansürlenmesi, henüz yeni dikilmiş heykellerin âdeta kurban ediliyormuşçasına hırçınca yıkılarak "ucube" hâle getirilmesi, namuslu ve onurlu sanatçılara yönelik olarak LİNÇ KAMPANYASI düzenlenmesi, bağımsızlık yanlısı sanatçıların üzerinde otorite kurma çılgınlığı çabası, vb. düşünen insanların yüreğine bir zıpkın gibi saplanıyor.
Devlet, ezilenlerin sanatsal haklarını engelleyerek, toplumsal ve vicdanî bir suç işlemektedir!
Bu ülkede, derhal, sanat düşmanlarını, yıktıkları heykellerin altında bırakacak, yaktıkları kitapların ateşinde yakacak yürekli sanatçılar yetişmelidir. Kapitalist üretim ilişkilerine teslim olmuş günümüz toplumunda, yürekli sanatçıların yetişmesi çok zor görünse de, tarihten aldığımız toplumsal güçle söylüyoruz ki, halkın somut haklılığı ve sanatın gerçek gücü, sanat düşmanlarının terbiye olmasını sağlayacak yürekli sanatçıları ortaya çıkaracaktır.
Sanatın tüm alanlarını olduğu gibi, tiyatro dünyasının bağırsaklarını temizlemeden, hayatın yüreği toplumsal duyarlılıkla atmaya başlayamayacaktır.
Sanatın tüm alanlarını yeniden icat etmek için, toplumun tüm katmanları üzerlerine düşen yaşamsal görevin bilincine varmalı ve bu bilinçle hareket ederek, 400 yıldır dünya tiyatro sahnelerini kirleten William Shakespeare'in ruhunu, sonsuza dek yalnızlık mezarına gömmelidir.
.............................."Gün gelir, gün gelir, zorbalır kalmaz gider." *
*1 Mayıs Marşı - Sarper Özsan
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından www.tiyatronline.com'un tiyatro cahili editörü LİNÇÇİ Yaşam Kaya, LİNÇÇİ / Shakespeare çocuklarını bolca yağlamış!
***
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından www.tiyatronline.com sitesinin tiyatro cahili editörü LİNÇÇİ Yaşam Kaya, LİNÇÇİ / Shakespeare çocuklarının tiyatro sanatını kirletmelerini şirin göstermek için, elindeki tüm olanakları sonuna kadar kullanarak, izleyicileri/okuyucuları yanlış yönlendiriyor.
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
Yeni Bir Hayat İçin - LİNÇÇİ Tiyatro Boğaziçi
LİNÇÇİ Yaşam Kaya
28 Nisan 2011
LİNÇÇİ Tiyatro Boğaziçi'nin uzun zamandan bu yana sahnelediği “Yeni Bir Hayat İçin” günümüze göre güncellenerek yeniden sahnelerde boy gösteriyor. LİNÇÇİ Cüneyt Yalaz ve LİNÇÇİ Uluç Esen tarafından yazılan, LİNÇÇİ Cüneyt Yalaz'ın tek başına sahnede devleştiği oyunda Selim Özben’ in 40 yaşında yeniden kendisine bir hayat kurma macerası anlatılıyor. Yalnızlık içinde hayatını bir film gibi ortaya döken karakter; cinsel sorununu, kadınlarla yaşadığı tuhaf ilişki biçimlerini, evindeki çaresizliği, hayattan beklentisini sunuyor bizlere. Sezonun en sağlam komedisi üzerine konuşulacak çok nokta var!
Güncel Bir Komedi
“Yeni Bir Hayat İçin” oyununda dikkat çeken birçok nokta var. Öncelikle günümüze göre güncellenmiş metin, içinden geçtiğimiz politik olaylarla müthiş biçimde birleştirilmiş. Asker ironileri, anayasa referandumuna toplumsal bakış, başbakan hicvi, muhalefet partilerine yönelik sistemli eleştiriler metni tek düze olmaktan kurtarıyor. Selim Özben’ in yaşamı içinde o’ nu etkileyen politik, sosyal çalkantılar izleyenlerin yaşamına da ayna tutuyor. Konunun izleyenler tarafından sevilmesinde, sahnede anlatılan olaylarla kurulan empatinin katkısı çok büyük. LİNÇÇİ Cüneyt Yalaz, herkesin anlayabileceği bir üslupla sahnede devleşiyor!
Orta Sınıf İnsanın Hikayesi
Oyun, Selim Özben adlı karakterin yeni bir hayata adım atacakken yine başa dönmesi ile başlıyor. Lise ve üniversite yılları; iş hayatındaki çarpıklıkları; evlilik çatışmaları; seks üzerine saplantıları; sosyalleşme merakı karakterin tüm ruh halini bizlere apaçık gösteriyor. Karakterin çocukluk yılları dahi komedinin doruk noktasına çıktığı yerler oluyor. Metni yazan LİNÇÇİ Cüneyt Yalaz ve LİNÇÇİ Uluç Esen insan psikolojisini muhteşem çözümlemişler. Türkiye toplumunun kadın ya da erkek nasıl bir yaşamın izini sürdüğünü çok doğru analiz etmişler. Sıradan, gündelik olarak hepimizin karşısına çıkabilecek bir insanın hayatını böylesine büyük komediye dönüştürebilmek kolay uğraş değil. LİNÇÇİ Tiyatro Boğaziçi Tiyatro Sezonuna Damgasını Vuruyor!
LİNÇÇİ BGST LİNÇÇİ Tiyatro Boğaziçi, İstiklal Caddesi üzerindeki Maya Sahnesi’ ni yeniden tiyatro ortamına kazandırarak güzel bir iş gerçekleştirdi. Grubun çalışmalarının bütünlük içinde tek sahnede yer alması, tiyatro ortamına derin bir soluk aldırdı. Kaliteli yapımlar art arda seyirciye sunulurken, ödenekli tiyatroların boğucu ortamından kaçan izleyen için Maya Sahnesi sığınılacak liman konumunda. “Yeni Bir Hayat İçin”, bu limanda izleyeceğiniz sezonun en iyi komedisi. LİNÇÇİ Cüneyt Yalaz'ın tek başına sahnede harikalar yarattığı iddialı gösteriyi sakın kaçırmayın!
Oyun, 28 Nisan; 5, 19 Mayıs 20-30’ da Maya Sahnesi’nde…
(Kaynak: tiyatronline.com)
Sümeyye Erdoğan Skandalı konusundaki bizim tavrımız çok net!

Türkiye'deki LİNÇÇİ / Shakespeare çocuklarının kapitalist ve emperyalist tiyatro kültürü oluşturduğu tiyatro yayın organları, sanki Irak'ı işgal eden Amerika ve/ya İngiltere'de yayın yapıyorlarmış gibi davranıp "Sümeyye Erdoğan Skandalı" konusunda net bir tavır takınma cesareti gösteremiyorlar!
Yeşil burjuvazinin vitrinindeki pembe edebiyat mankeni: Elif Şafak!
12 Eylül Faşizmi ile birlikte, nasıl ki tiyatro patronları Kültür Bakanlığı çanağı yalamaya başladılarsa, edebiyatçılar da hızla yeşil burjuvazinin dümen suyuna girdiler.
12 Eylül Faşizmi ile birlikte, sahte duygular mimarları yetiştirme mantığıyla hareket eden yeşil burjuvazinin toplum mühendisleri, halkın emek değerlerini bulandırmak için, büyük bir çaba harcama telaşına kapıldılar.
12 Eylül Faşizmi ile birlikte, yeşil burjuvazinin vitrinini süsleyen pembe edebiyat mankenlerinden biri olarak "piyasa" edinen Elif Şafak, ilköğretim çocuklarının zekâ ve akıl düzeyinden bile aşağıdaki insanlara seslenen yazınsal mantığıyla, okurlarda müthiş bir durağanlık oluşturuyor.
12 Eylül Faşizmi ile birlikte, Türkiye yazın coğrafyasına egemen olan mantıktaki edebiyatçılar, o denli iç burkan ve o denli sınıfsal mücadelenin üzerini örten işler üretiyorlar ki, dünya edebiyatını izleyen okurlarda, âdeta isyan duygusu oluşturuyorlar.
12 Eylül Faşizmi ile birlikte, edebiyat piyasasını kara bir gölge gibi istilâ eden pembe edebiyat mankenlerinden Elif Şafak'ın "Siyah Süt" adlı kitabını okuduğumda mideme ağrılar girmişti. "Esas memleketim" olan Mısır'daki gezimde okuduğum bu kitap, hiçbir yazınsal değer taşımayan, estetik bilinçten tamamıyla yoksun biri tarafından yazıldığı hemen anlaşılan, insanlarda kımıltısızlık duygusu oluşturan ve edebiyat eseri denilmemesi gereken bir "şey"...
12 Eylül Faşizmi ile birlikte, yeşil burjuvazinin vitrinindeki pembe edebiyat mankeni Elif Şafak'ın "piyasa değeri" artsın diye yapıldığını sandığımız aşağıdaki haberi okuyunuz!
Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz
***
'Aşk' kendi rekorunu kırdı
Yazar Elif Şafak’ın 2009 yılı Mart ayında yayımlanan “Aşk” romanı kendi rekorunu kırarak 600 bin baskı adedine ulaştı
"Aşk", geçen yıl Temmuz ayında 500 bin satış rakamına ulaşarak, en kısa sürede en çok satan roman unvanını almıştı. Mevlana ve Şems’in ilahi aşkı üzerinden Ella ile Aziz’in dünyevi aşklarını anlatan “Aşk”, biri 1200’lerde diğeri ise günümüzde geçen iki öyküyü iç içe okura sunuyor. “Aşk”, yurtdışında da pek çok ülkede yayımlandı.
(Kaynak: Milliyet)
27 Nisan 2011 Çarşamba
LİNÇÇİ Atsız Karaduman, LİNÇÇİ tiyatronline.com'a yazsa da, AKP'lilere (Başbakan, Kültür Bakanı, Başbakan'ın kızı) ve Lemi Bilgin'e tavır geliştirdi!
"Kendinizi, yaranma duygusuna kaptırırsanız, işi doğru yapamazsınız." Merkez Bankası Eski Başkanı Durmuş Yılmaz
ARKADAŞLARA…
M. Atsız Karaduman
28 Nisan 2011
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan, daha önce 177 kez oynanmış "Genç Osman" adlı oyunun "CURCUNA" sahnesinde her akşam yapılanları kendi üzerine alınmasaydı. İnteraktif sahnelerde, oyuncunun, oyun gereği arka sıralardan bir serciyle birebir iletişim içine giremeyeceğini bilip, "bir tek seyirci ben miyim?" diye vehme kapılmasaydı.
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan, sakızını bir oyuncunun sahneden fark edeceği biçimde çiğnemeseydi ve salonu terk etmek için perde arasını bekleseydi.
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan çıktı diye, -sanki emir almış gibi- 250 Polis Koleji öğrencisi de oyunu terk etmeseydi ve okul müdürü oyunu terk eden bu öğrenciler hakkında soruşturma açsaydı.
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan, oyunu terk ettikten sonra bütün devlet erkânını ayağa kaldıracak bir girişimde bulunmayıp, sade bir seyirci olarak şikayetlerini, -tüzel kişiliğe haiz bir devlet kurumuna- bir dilekçe ile yazsaydı.
Keşke; Sayın Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, bu olay üzerine Devlet Tiyatroları'nın tüzel kişiliğini zedeleyecek açıklamalarda bulunmasaydı. Devlet Tiyatroları'nın sahnelerinde kusur teşkil edebilecek bir durum tespit edildiğinde, nelerin yapılacağı, yasamızda ve sözleşmemizde çok açık bir biçimde yazılıdır. Keşke Sayın Bakan, "neyle suçlandığını bilmeyen, savunması alınmamış" bir sanatçıyı odasına çağırıp "O terbiyesizliği yapan sen miydin?" demeseydi.
Keşke; Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tarafları dinlemeden, "ideolojiye deli gömleği giydirilmesi " diyerek, bir yorumda bulunmasaydı.
Keşke; Sayın Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Devlet Tiyatroları Sanatçıları için "Beylerin rahatı kaçacak" demeseydi! Çünkü Devlet Tiyatroları Sanatçıları'nın -ancak-sahneye çıkmadıkları zaman rahatları kaçar ve biliyoruz ki, Devlet Tiyatroları temsillerine devam ettikçe birilerinin rahatı kaçar.
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan, facebook'ta, basına da yansıyan, o talihsiz mektubu yazmasaydı. "Adam aslen sakıza değil başörtüye takmıştı!" diye niyet okumasaydı. Böyle diyerek, daha sonra bazı basın organlarında yapılan ucuz propagandalara yol açmasaydı.
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan, oyuncunun "halkın çoğu aç, azı toksa" repliğini söylerken, -bugüne kadar her akşam, 177 temsilde- "azı tok" sözünde ön sıraları, "çoğu aç" sözünde de arka sıraları gösterdiğini bilseydi. Üstelik, Sayın Kültür Bakanı'nın, hükümetin diğer bazı bakanlarının ve devletin bütün üst düzey bürokratlarının da bu oyunu ön sıradan seyrettiklerini ve bu mizansenden hiç de -kendisi gibi- rahatsız olmadıklarını bilebilseydi.
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan, facebook'ta yazdığı mektubunda, oyuncu arkadaşımı;
"şımarıklık,
kabalık,
faşistlik,
cahillik,
medeniyetten nasibini alamamışlık,
terbiyesizlik,
hoşgörüsüzlük,
sığ düşünceli olmak,
çağın gerisinde kalmış olmak,
saygıdeğer olmamak…"
gibi, aldığı eğitime, toplumsal konumuna yakışmayan sözcüklerle ve ifadelerle suçlamasaydı. Ve keşke, Sayın Sümeyye Erdoğan, oyuncu arkadaşımıza yönelik bu hakaretlerin devamında da "sanat camianız, sanatçılar, ne sen nede senin gibiler" diyerek, hakaretlerini bütün bir meslek grubuna yöneltmeseydi.
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan, mektubunda ifade ettiği gibi, "GÖZÜNÜZÜN DİBİNDE OLACAĞIM, ALIŞSANIZ İYİ OLUR!" düşüncesini hayata geçirip Devlet Tiyatroları'nın her temsiline gelse de, hakaret içeren kelimeleri kullanmasının kendine yakışmayacağını anlayabilse.
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan, facebook'taki mektubunda "bir ileri bir geri oynarken, bir yandan da en öne geldikçe bana bakarak kaş göz işaretleri yapmaya başladı" diyerek oyunun mizansenini ve dansını kendi üzerine alınmasaydı. "facebook"ta o mektubu yazarak oyuncu arkadaşımın bazı basın ve yayın organlarında yargısız infazına ve arkadaşıma yönelik orantısız güç kullanımına fırsat vermeseydi.
Keşke; Sayın Sümeyye Erdoğan, kendine yakışmayan üslubu fark edip, facebook'ta yayımladığı bu mektubu yayından kaldırdıktan sonra, oyuncu arkadaşımızdan ve camiadan özür dileseydi.
Keşke; Sayın Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, "Patlatmadıktan sonra sakız çiğnenebilir!" diyerek, adabımuaşeret kurallarına bir ilave yapmak zorunda kalmasaydı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı'nın Fransa Devlet Başkanı Sarkozy'i Esenboğa Havaalanı'ndan uğurlarken, ne amaçla sakız çiğnediğini anımsasaydı.
Keşke; Sayın Kültür Bakanı, "Sen seyirciye bakmayacaksın, oyununu oynayacaksın, seyirciyle oynamaya kalkıyorsan sanatı anlamak konusunda bir sorunun vardır." diyerek, oyuncu arkadaşımıza tiyatro yöntemleri öğretmeseydi.
Keşke; Sayın Kültür Bakanı basit bir sakız olayından yola çıkarak basın ve yayın organlarında Devlet Tiyatroları'nın kapatılması yorumlarına yol açacak:
"Devlet hala bu kurumu taşımak zorunda mı?"
"Devletin kadrolu sanatıçsı olması gerekir mi?"
"Bunu bütünüyle özel kurumlara terk etsek, harcadığımız cari gideri doğrudan sivil toplumun bu organizasyonlarına mı versek?"
"Devlet Tiyatrosu'mu, yoksa doğrudan doğruya, devletin sanatı desteklemesi mi?"
gibi açıklamalar yapmasaydı.
Keşke; "Devlet Tiyatrosunun cari harcamalarına 100 milyon TL gidiyor." diyerek Devlet Tiyatroları'nın bütçesindeki 30 milyon TL'lik cari harcamalarını bu kadar abartıp, kamuoyunu yanlış bilgilendirmeseydi.
Keşke; Sayın Bakan, bu açıklamaları yaptıktan sonra, kamuoyundaki tepkilerden, özellikle özel tiyatro sahiplerinin "Devlet Tiyatroları olmazsa tiyatro hayatı ölür!" açıklamalarının ardından:
"Ben Devlet Tiyatroları'nı kaldıralım demedim ki…"
"Bizim derdimiz sanatın halkla buluşması…"
"…onun için siz basın mensubu arkadaşlarım buluttan nem kapmayın…"
"…çalışanlara kulak vermeyin"
"…siz asıl halka bu işi nasıl götürürüz, ülkeyi öyle bir sanat sahnesi yaparız, lütfen o konuda arayışlarımıza yardımcı olun…"
demeseydi de; bu konu ile ilgili yardımı Devlet Tiyatroları çalışanlarından ve Devlet Tiyatroları çalışanları'nın sivil toplum örgütlerinden isteseydi.
Keşke; Sayın Bakan, "İsmi bilinen bir kişinin orda olması sadece bir tesadüf, belki bazı densizliklerin farkına varmamızı sağlayan bir tesadüf oldu." derken kastettiği densizlikleri, oyunu izlediğinde bizzat kendisi fark etseydi.
Keşke; Sayın Bakan, kendi bakanlığı dönemini överken, özveri ile hizmet veren Devlet Tiyatroları çalışanlarının emeklerini yok saymasaydı.
Keşke; Genç Osman gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki bazı milletvekilleri de "tek eşlilik kavramına" sadık kalabilselerdi.
Keşke; "Devlet Tiyatroları kapansın!" söylemiyle bu kuruma düşmanca tavır alanlar, Van Devlet Tiyatrosu'nun düzenlediği 10. Akdamar Gençlik ve Çocuk Şenliği kapsamındaki yürüyüşte, çocukların, sokaklarda "İnadına Tiyatro", "Tiyatro Yaşamın Aynasıdır", "Yaşasın Tiyatro" çığlıklarını duyabilselerdi.
Keşke; Sayın Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Avrupa Birliği Ülkeleri ile Türkiye'nin kişi başı kültür harcaması rakamlarını karşılaştırsaydı!
Almanya : 101 Euro
Fransa : 197 Euro
İtalya : 112 Euro
İspanya : 119 Euro
İngiltere : 143 Euro
Yunanistan : 32 Euro
Türkiye : 10 Euro
Keşke; Kurum olarak, bu ve buna benzer olaylardan gerekli dersleri alsaydık ve kurumsal anlamda dağınık bir görüntü vermeseydik.
Keşke; Bu kadar çok "keşke" demek zorunda kalmasaydım.
SANATÇILARA…
Turan Oflazoğlu'nun yazdığı "Genç Osman" adlı oyunu 26 yıl sonra yeniden repertuara aldığı için Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü'ne çok teşekkür ederim.
Sayın Turan Oflazoğlu; ilk defa 1981-1982 sezonunda sahnelenen "Genç Osman" adlı oyununuz hâlâ taptaze, hâlâ çok şeyler söylemekte, hâlâ birilerini rahatsız etmekte, hâlâ çoğumuzu düşündürmekte. Aşağıda alıntı yaptığım sahnedeki; Dinsiz, Kâfir, Zındık replikleriyle din, siyasete alet edilerek, genç, reformist bir padişahın nasıl katledildiğini gözler önüne serdiğiniz için bir kez daha teşekkür ederim.
Riyakârlığın, dönekliğin, dini istismarın, dini Türkçe anlamanın, namuslu, dürüst, ahlaklı, erdemli, velhasıl adam gibi adam olmanın ne demek olduğunu bütün çıplaklığıyla gösteren bir oyun yazdığınız için bir kez daha teşekkür ederim.
Sayın Şakir Gürzumar, oyunun CURCUNA sahnesini, dördüncü duvarı kaldırıp bütün seyirciyi oyunun içine katarak göstermeci bir anlayışla yorumladığınız için teşekkür ederim.
Sevgili oyuncu arkadaşım Tolga, "Genç Osman" adlı oyunu 15 Nisan 2011 Cuma günü seyrettim. Emeğine, yüreğine sağlık. Sahneden ışıl ışıl parlayan bir oyuncuyla aynı kurumda olmanın gururunu yaşadım. Sayın Sümeyye Erdoğan'ın, basında çıkan mektubuna verdiğin seviyeli, ölçülü, sanatçı kimliğine yakışan cevabın için teşekkür ederim. Mektubun cevabında, "sürçü lisan ettiysek affola" demişsin; doğrudur, oyunculuk böyledir, biz her akşam söyleyeceğimizi söyleriz, alınanlara da bu cümleyi ederiz.
CÜMLEYE…
ya da
"DURUM BOMBOKSA…" I.YENİÇERİ
(...)
Çalsın çalsın çalsın ki sazlar
Güneylerin soluğuna dönüp ayazlar
Isıtsın içimizi altın bakışlı yazlar
Akça kızlar, olur olsun olmazlar!
(Saz kesilir.)
Ama biz, saz taksimi olmazsa yaparız söz taksimi.
Dinleyen hayran olur, dinlemeyen viran olur.
Lakin diyeceksiniz…
II. İstanbullu
Sarı hardal kokar mı gül gibi
Kara karga öter mi bülbül gibi?
I. Yeniçeri
Sınamayı kurt yemedi ya! Bir deneriz,
Evvel Allah, her güçlüğü yeneriz. Yalnız
O yoksa, bu yoksa…
IV. İstanbullu
Ne yoksa?
I. Sipahi
Rakı değil mübarek elmas tozu, yıldızlar çaktı boğazıma!
Kemence yoksa zulüm işkence çoksa durum bomboksa;
Kanun yoksa kurallar çoksa düzen yoksa
Kudüm yoksa adam çoksa kıdem yoksa
Durum bomboksa, ney yoksa
Sevda çoksa, sevgili yoksa
İştah pek çoksa metelik yoksa
Çoklar aç azlar toksa durum bomboksa…
Çalmazsa çalmasın sazlar!
(...)
I. Sipahi
Ut yoksa et but çoksa umut yoksa
Bulut çoksa rahmet yoksa durum bomboksa;
Dümbelek yoksa kelek çoksa yenecek yoksa
Ödlek çoksa erkek yoksa durum…
Birlikte
Bomboksa!
I. Sipahi
Keman yoksa havadan nem kapan çoksa aman yoksa
Zaman çoksa imkan yoksa..
I. Sipahi
Nekkare yoksa yâre çoksa çare yoksa
Tef yoksa çirkef çoksa hedef yoksa durum…
Birlikte
Bomboksa!
I. Sipahi
Zil yoksa rezil çoksa anlatacak dil yoksa
Velhasıl durum…
Birlikte
Bomboksa!
I. Sipahi
Çalmazsa çalmasın sazlar!
(...)
Osman
Aklı tutulmuş, yüreği kararmış bunun;
İslam'ın halifesini değil, İslam'ın peygamberini dahi
Boğazlayabilir bu yobaz, hem de İslamiyet adına.
(...)
Osman
Elime fırsat geçerse anlarsınız!
Davut
"Öz halkım anlamıyor kur'an'ın dilini.
Allah'ı Türkçe konuşturmalıyız" diyen kimdi
İstanbullu
- Tövbe, tövbe!
- Böyle mi dedi paşa?
Osman
"Sizler anlayasınız diye Arapça konuştuk"
Diyor Allah kitabımızda. "Türklerle konuşurken
Türkçe konuşurum" demektir bu.
Davut
Arapça bilen bir alay hoca var ülkede.
Onlar açıklayamaz mı Kur'an'ın içindekini?
Osman
Bu işte dahi aracı mı gerek, Davut?
Davut
Türk, Arapça dua etse Allah anlamaz mı?
O her şeyi bilen değil midir?
II. İstanbullu
Anlamaz olur mu Allah?
Osman
Ama Allah'ın anlaması değil
İnsanın anlamasıdır insana gereken. Onun için
Allah'a kendi dilimizle konuşturmalıyız,
Biz dahi kendi dilimizle seslenmeliyiz Allah'a
Davut
Bu ne laubalilik, bu ne kendini bilmezlik!
Allah kullarıyla konuşur mu hiç?
Osman
Öbür kutsal kitaplar hep Allah üstüne konuşurlar;
Kur'an'ın en büyük yeniliğiyse
Allah kendisini konuşturmasıdır, kardeşlerim.
Elbette yoldaşımızdır Allah, yoldaşımız olmalıdır.
Davut
Bu sözler haza küfür değil midir?
Bu sözler dinlemek dahi küfre batmak değil midir?
Nedir böylesine, yoldaşlar, söyleyin?
Sesler (seyircilerin gerisinden)
I. İstanbullu
Dinsiz! (Yeniçeri ve Sipahiler tekrar ederler)
II. İstanbullu
Zındık! (Yeniçeri ve Sipahiler tekrar ederler)
I. İstanbullu
Kafir! (Yeniçeri ve Sipahiler tekrar ederler)
Davut
"Peygamberin koyduğu kurallar ancak kendi çağında,
Kendi toplumunda geçer akçedir" diyen kimdi?
Bir ses
Tövbe bunu da mı söyledi, paşa?
Osman
"Çağın şartlarına uyun" diyor peygamber efendimiz
ANLAYANA…
Biz tiyatrocuyuz, oyun karakterlerinin söylemleri üstünden karışırız hayata, müdahil oluruz. Burada, yaşamış bir karakterin, bir başka yaşamış karaktere söylediklerini yinelemek istiyorum, bir oyun metnindeki repliklerinden alıntılayarak... "Aşkın Sıradanlığı" oyununda, geçen yüz yılın en önemli felsefeci-siyaset bilimcilerinden Hanna Arendt, dünyanın önde gelen felsefecilerinden Martin Heidegger'e ne diyor, bakın:
HANNA - Siyasete girmemeliydin, Profesör Heidegger. Platon'un sözünü bana öğreten sendin: Filozof, siyasetçi olmaya kalkarsa ya felsefesi yozlaşır, ya siyaseti, ya da her ikisi birden.
Biz de, -Hanna Arendt'ten mülhem- diyoruz ki; "Siyasetçi, sanatçı olmaya kalkarsa, sanatçılara akıl öğretmeye yeltenirse, sanat ortamını düzenlemeye soyunursa, yani siyasetçi sanata bulaşırsa; ya siyaseti yozlaştırır, ya sanatı, ya da her ikisini birden… Sanatçı günlük siyasete bulaşırsa, ya sanatını yozlaştırır, ya siyaseti, ya da her ikisini birden!
Gelin ey siyasetçiler, sanatı yozlaştırmayın, bizi de ucuz, günlük siyasetinize bulaştırmayın.
(Kaynak: tiyatronline.com)
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), www.tiyatrohaber.net'i TERAKKİ VAKFI'nın kurmadığını belirtti...
Bilgilendirmekimden www.tiyatrohaber.net
kime tiyatroyun@gmail.com
tarih 27 Nisan 2011 14:15
konu Bilgilendirme
gönderen gmail.com
imzalayan gmail.com
ayrıntıları gizle 14:15 (7 saat önce)
Sayın Hilmi Bulunmaz,
Sizinle geçmişte yaşanmış yayın yoluyla tartışma veya polemikler olmasına karşın artık sizinle sanal yahut fiili yada hukuki hiç bir ortamda hiç bir şekilde bir sorunum, bir polemik konum olmadığını açıklamama karşın zaman zaman tarafınızdan üzerimden polemik çabası sürdürdüğünüzü üzülerek görmekteyim. Elbette ki sizi kısıtlayacak yetki ve niyette değilim. Fakat bunlardan haberim olduğu takdirde gerek duyduğumda saygı çerçevesi içerisinde size gerekli açıklamaları yapabilirim.
Sayın Bulunmaz,
Yayınlamış olduğunuz bilgiler herhangi bir tescilli domain satın alındığında girilmesi gereken yasal ve zorunlu bilgilerdir ve whois sorgulamasu yapınca görülebilen herkese açık bilgilerdir. (Daha önce benzer whois bilgilerinden söz ettiğimde sayın Erbil Göktaş beni mahkemeye vermekle tehdit etmişti fakat benim tabi ki böyle bir niyetim yok zira bu bilgiler Domain whois sorgulaması yapan herkesin rahatlıkla görebileceği halka açık bilgilerdir)
Dolaysıyla da sizin hayal gücünüzle ilişkilendirdiğiniz türde bir gizli kapaklı bir durum söz konusu olsaydı bu herkesin bir şekilde ulaşabileceği bilgilerde bu gizli kapaklı ilişkiyi açığa çıkaracak şekilde bir kayıt herhalde tercih edilmezdi diye düşünüyorum.
Blogspot türü alanlarda bu tür zorunluluklar olmasa da resmi tescilli domain alımlarında bu bilgilerin girilmesi zorunludur, uluslararası şartnameler gereğidir. Faturanız bu adrese gönderildiği gibi gerektiğinde yasal yada resmi yazışmalar bu adresten yapılır, size ulaşılabilir.
Peki nedir burada girilmesi gereken bilgiler?
Ad, soyad, telefon numarası ve mektup adresidir.
Bildiğiniz gibi işçi statüsünde çalışan birisiyim ve sizin gibi kendime ait bir işyerim yada bürom yoktur. Verebileceğim iki adresten birisi ev, diğeri ise iş adresimdir. Takdir edersiniz ki insanlar kamuya açık, herkesin rahatlıkla ulaşabileceği alanlarda ev adresini kullanmayı pek de fazla tercih etmez. Dolaysıyla siz de yayınlarınızda ev adresi , ev telefonu değil iş adreslerinizi iş telefonlarınızı vermektesiniz. Bir fark var ki sizin işyerinizin patronu sizsiniz benim iş yerimde ben bir çalışan kişiyim.
Ama oranın sadece bir çalışanı olsam da bu iş adresimi kullanamayacağım anlamına gelmez. Bugün pek çok kişi özel yada resmi yazışmalarını iş adresinden yapar, özel siparişlerini iş adreslerine verebilir, banka dekontlarını iş adresine isteyebilir vs.
Yani özet olarak buradaki tüm bağ benim herkesçe görülebilecek olan bu alana "bana ulaşılabilecek bir mektup adresi olarak" iş adresimi vermiş olmamdan ibarettir. Kurum olarak ve kurum adı olarak geçmemekte salt fatura veya resmi tebliğlerde bana ulaşılabilecek mektup adresi olarak geçmektedir. Bu nedenle de herhangi bir izin almam da gerekmemiştir.
Bilgilerinize.
Not : Bu açıklamam Tekzip amaçlı olmadığı gibi ille de yayınlanması yada yayınlanmaması gibi bir şart da taşımamaktadır.
***
Oyun'un notu: Ayrıca tıklayınız!
LİNÇÇİ / Shakespeare çocukları sanal karargâhı Mimesis editörlerinin özrü kabahatinden büyük yada götüyle tiyatro dünyasını deviren düzeysiz yazarlar!
LİNÇÇİ / Shakespeare çocuğu Cüneyt Yalaz'ın yönettiği(?!) LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis sitesinin 13 Nisan 2011 tarihinde yayınlamış bulunduğu "Tiyatro Herkes İçindir" müsveddesinde şu sözler de vardı:"Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Genç Osman adlı oyununda sadece başörtülü oldukları için bir grup seyircinin uğradığı muameleyi (...) kınıyoruz."
(Bakınız: "LİNÇÇİ / Shakespeare çocuklarının Mimesis'i üfürüyor!")
İktidar borazanı Zaman Gazetesi'nin hiç yoktan var ettiği "Sümeyye Erdoğan Skandalı" sürecinde, bu gazetenin paçasına yapışarak yayın yapmayı bir görev bilmiş LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis sitesi, mal bulmuş mağribi (yada sazan balığı) gibi, bu yapay gündem maddesinin üzerine hızla zıplayarak, Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncusu Tolga Tuncer'in, âdeta LİNÇ edilmesine boyu posu oranında şimşek hızıyla katkıda bulundu.
Peki, "Sümeyye Erdoğan Skandalı" konusunda bir kurban olarak saptanmış bulunan Tolga Tuncer, LİNÇÇİ Mimesis sitesinin iddia ettiği gibi, "Genç Osman" oyununda oynarken, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ağzı sakızlı kızı Sümeyye Erdoğan'ın başörtüsüne herhangi bir söz söylemiş miydi?
Hayır, söylememişti!
Bunu nereden biliyoruz?
Bunu, Tolga Tuncer'in ifadesinden, Sümeyye Erdoğan'ın söylediklerinden, Devlet Tiyatroları'nın kapı gibi resmî raporundan biliyoruz!!
Biz, Tolga Tuncer'in ifadesi bile söz konusu değilken, Sümeyye Erdoğan'ın söyledikleri henüz berraklık dahi kazanmamışken, Devlet Tiyatroları kapı gibi resmî raporu daha düzenlememişken, sadece ve sadece sezgilerimize güvenerek, iktidarın temsilcisi Sümeyye Erdoğan'dan yana değil, emekçilerin temsilcisi Tolga Tuncer'den yana mücadele saflarına katılmıştık!!!
Çünkü...
Biz, sosyalist bir düşünceyle yayıncılık yaptığımızdan, kendimizi emekçilerin yalansız dolansız dünyasından yana gönül düşürmeye mecbur tutuyoruz...
Çünkü...
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mimesis sitesindeki Shakespeare çocukları, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için yayıncılık yaptıklarından, kendilerini iktidarın yalanlı dolanlı dünyasından yana gönül düşürmeye mecbur tutuyorlar...
Aşağıdaki utanç belgesini okuduğunuzda, LİNÇÇİ Mimesis sitesinin özrünün kabahatinden çok daha büyük olduğunu ve onların, götleriyle tiyatro dünyasını deviren düzeysiz yazarlara sahip olduklarını hemen anlayabilirsiniz!!!...
***
Tiyatro Herkes İçindir 2
Geçtiğimiz hafta Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Genç Osman adlı oyununun temsillerinden birisinde gerçekleşen bir olay üzerine yayınladığımız “Tiyatro Herkes İçindir” adlı editör yazısı ilerleyen günlerle birlikte gerek Barış Yıldırım ve Ömer Faruk Kurhan gibi yazarlarımız, gerekse olaya yorumlarıyla katkı sunan çeşitli okuyucularımız tarafından eleştirel bir bağlamda tartışmaya açıldı. Burada iki temel eleştiri ön plana çıkmaktaydı: Öncelikle ortada bir başörtüsü krizi olduğunu gösterecek yeterli kanıt yoktu ve şartlar böyleyken kınama yapılmasının doğru bir tavır olup olmadığı sorgulanıyordu, ikinci olarak da bu olayın yazıda geçtiği biçimde Yala ama Yutma vakası ile yan yana zikredilmesinin nedeninin anlaşılamadığı belirtiliyordu. Yazar ve okuyucularımızdan gelen soru ve açıklama taleplerinin çoğalmaya başlaması nedeniyle konuyla ilgili bir başka yazı daha kaleme almaya karar verdik.
Öncelikle Mimesis Editör yazısının, editörlerin çeşitli güncel sorunlar üzerine geliştirdikleri genel tespitleri ortaya koymak için yazıldığını belirtmeliyiz. Bunlar kişisel yazılar olmaktan çok portalin işleyişini sağlayan ve ona yön veren asli unsurların, çoğunlukla ortak ya da eğilimsel olarak ağır basan görüşlerini kamusallaştırma işlevi gören kolektif metinler olarak tasarlanmaktadırlar. Bu yazılar hiçbir biçimde yazarları bağlamaz. Hatta bazı konularda yazarların fikirlerine ters düşmeleri de doğal kabul edilmelidir. Bu zaman zaman editörler arasında bile olabilmekte ve bu anlamda yazıya şerh koymak isteyen editörler bunu yorum bölümünde belirtebilmektedirler.
Bu hatırlatmanın ardından ilk olarak ikinci eleştiriye dair bir açıklama yapmak istiyoruz. Hak ihlali açısından Yala ama Yutma vakası ile Genç Osman vakası aslında aynı bazda elbette ki değerlendirilemez. Bu iki vakayı yan yana getirirkenki amacımız birincisinde tereddütsüz biçimde hak ihlalini tartışmaya başlayan geniş kesimin, ikinci hak ihlali karşısında birçok farklı kriteri devreye sokması ve benzeri bir tavır göstermeyerek tutarsızlık sergilemesiydi. Niyetimiz Mimesis’in, müsebbibi hangi siyasal görüşe bağlı olursa olsun tüm hak ihlallerine karşı aynı kararlılıkla tavır almayı önemsediğini hatırlatmaktı. Çünkü bize göre ikinci vakada hâkim olan eğilim önce politik kriterleri devreye sokmak ve seyirci hakları konusundaki tartışmaları ise önemsizleştirmek şeklinde olmuştur.
Diğer meseleye gelirsek, editörler olarak bizlerin bu mesele ile ilgili genel kanaati kurulan ortam, seçilen oyunculuk üslubu ve oluşturulan söylem itibariyle seyircide rahatsızlık yaratacak bir jestin gerçekleştiği yolunda olmuştur. Yazının yayınlanmasından sonra Sümeyye Erdoğan’ın mektubunun facebooktan kaldırılması ve oyuncunun kerhen de olsa yanlış anlaşıldığı için özür dilemesinin var olan durumu değiştirdiği ve bu bağlamda aslında Mimesis editoryal yazısının da tekrar gözden geçirilmesinin uygun olacağı, zaten olayın netlik kazanması beklenmeden böyle bir kınama yazısının yazılmasının da uygun düşmediği yolunda bazı eleştiriler dile getirildi. Bu eleştirilerde kısmen haklılık payı olsa da biz editörler söz konusu gösteride yaşananları farklı bir perspektiften ele aldığımızdan tartışmanın bu noktaya kilitlenip kalmasına çok anlam verememekteyiz. Şu bir gerçektir ki pek çok başörtülü seyirci birçok ortamda devletin “has sanatlar” olarak kendi bünyesine kattığı klasik müzik, opera, bale ve elbette büyük oranda tiyatro gösterilerine katıldıklarında uğradıkları ayrımcı hatta bazen hakarete varan tavırları nasıl sineye çekmek zorunda olduklarını dile getirmekten çekinmemektedirler. Ama pek çok durumda bu türden aşağılayıcı jestlere verilen tepkiler bireysel olmaktan kurtulamamakta ve geniş bir kamuoyunun böyle bir sorunu gündeme getirmesini sağlayacak güçlü bir karşı tavra dönüşememektedir. Bizce Sümeyye Erdoğan’ın Genç Osman adlı gösteride sergilediği tavır tüm bu birikim dikkate alınarak anlam kazanır.
(Kaynak: Mimesis)
2011 Uluslararası Dünyâ Tiyatro Bayramı Bildirisi için kollarımızı sıvadık!
2011 Uluslararası Dünyâ Tiyatro Bayramı Bildirisi: Çiçek açan tiyatro ağacı, emekçilere meyve verecek!Hilmi Bulunmaz
"Günümüzün toplumlarında her insana, aklı başına geldiği andan itibaren Shakespeare'in en büyük şair, en büyük oyun yazarı olduğu ve onun yapıtlarının da mükemmelliğin doruğunu oluşturduğu fikri aşılanır."
Lev Tolstoy
Dünyâ, gökten düşen üç elmanın çürümüş yarısıyla, çürümemiş yarısının mücâdelesine sahne olmayı sürdürüyor hâlâ.
Dünyâ, çürümüş tiyatroyla, çürümemiş tiyatronun karşıtlığına, her geçen gün yeniden ve daha yakından tanık oluyor.
Dünyâ, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdâfaa edilmesi için savaşım veren ceset hâline gelmiş tiyatrocularla, emekçilerin iktidara yürümesi için ömrünü yatıran tiyatro sanatçılarının amansız kavgasıyla derinden sarsılıyor.
Dünyâ, bir yandan, William Shakespeare’in sâhte diline dört yüz yıldır sarılan sâhte tiyatroculara yaşam olanağı tanırken, bir yandan da, bu duygu sâhteciliğine karşı müthiş bir direnç gösteren devrimci tiyatroculara yardım ve yataklık ediyor.
Dünyâ, Shakespeare’i bir tabu olarak gören dangalakların soluklarına aldırmanın yanı sıra, Lev Tolstoy tarafından kâleme alınmış "Shakespeare ve Dram Sanatı Üzerine" adlı yapıtın yardımıyla hayâta ve sanata müdâhale edenlerin halkçı sevinçlerine de olanak sağlıyor.
Dünyâ, tiyatroyu, emperyalist düşüncelerle "27 Mart Dünyâ Tiyatro Günü" kıskacına tutsak etmek isteyen kapitalist tiyatrocularla, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı, 1 Mayıs Tiyatro Bayramı ile taçlandırıp, "1 Mayıs İşçi ve Tiyatro Bayramı" adıyla dayatan sosyalist sanatçıların çekişmesini izlemenin haklı gururunu yaşıyor.
Dünyâ, 1 Mayıs’ta İşçi Bayramı’nı kutlarken, biz sosyalist tiyatrocular, bu bayramın köklü geçmişini içselleştirmekle birlikte, bu şanlı günü Tiyatro Bayramı olarak da kutlamanın sevincini yaşıyoruz.
***
Oyun'un notu: Bulunmaz Kültür Merkezi Genel Sanat Yönetmeni Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın hazırladığı "2011 Uluslararası Dünyâ Tiyatro Bayramı Bildirisi", Sosyalist OYUN Dergisi'nin Mayıs / 2011 tarihli on beşinci sayısında da yayınlanacaktır.
26 Nisan 2011 Salı
Kültür Militanları, Shakespeare çocuklarının tam karşısındaki İstanbul Devlet Tiyatrosu Küçük Sahne'de Sosyalist OYUN Dergisi'ni dağıtma eylemi yaptı!

Bulunmaz Kültür Merkezi Kültür Militanı ve Sosyalist OYUN Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Oğuzcan Önver, dergisini dağıtıyor!
Not: Bulunmaz Kültür Merkezi Kültür Militanı Mesut Alptekin'in çekmiş olduğu diğer fotoğrafları görebilmek için, lütfen, TIKLAYINIZ!
Not: Bulunmaz Kültür Merkezi Kültür Militanı Mesut Alptekin'in çekmiş olduğu diğer fotoğrafları görebilmek için, lütfen, TIKLAYINIZ!
LİNÇ imzacılarını tanıtıyoruz: Profesör Doktor Yusuf Eradam
YUSUF ERADAM (Prof. Dr.)Şair, öykü yazarı, çevirmen, eleştirmen, amatör fotoğraf sanatçısı ve besteci Yusuf Eradam, 1954 yılında Bor'da doğdu. Darüşşafaka Lisesi (www.darussafaka.org) (İstanbul), Hacettepe Üniversitesi’nin İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü, Fransız Kültür Merkezi’nde (Ankara) ve Moray House College of Education’da (İskoçya) öğrenim gördü (MA TESOL, İngiliz Kültür Heyeti bursuyla). İngiliz Kültür Derneği ve Hacettepe Üniversitesi’nde İngilizce, University of Nevada Las Vegas’ta (UNLV) ve Saginaw Valley State University’de (SVSU, Michigan) karşılaştırmalı edebiyat dersleri verdi.
Yurt içinde ve dışında çeşitli panel, seminerlere, radyo ve televizyon programlarına ve konferanslara katılıp dil, edebiyat, çeviri ve popüler kültür alanlarında bildiriler sunup konuşmalar yaptı. Şiirleri, öyküleri, çevirileri ve fotoğrafları yurt içi ve dışında yayımlandı ve “Külkedisi” ve “Dirgendeki Tay” başlıklı iki öyküsü ABD’de üniversitelerde okutuldu. “Külkedisi” 2003’de İstanbul Kısa Filmciler Derneği’nin “Sokak” konulu kısa film öyküsü yarışmasında birincilik ödülünü aldı. Eyvah başlıklı öyküsü (What a Pity!) de Michigan’da yayımlanan Cardinal Sins dergisinin 1999 Öykü Ödülü’nü aldı. “Bitli Saniye Abla ile Dokunmatik Pehlivan Enişte” başlıklı öyküsü Deutche Welle’de yayımlandı. “Latife İdi, Yapardı” başlıklı öyküsü ise Emre Özünlü tarafından “Ağaç Kabukları” adıyla radyo oyunu haline getirildi.
N. Emin Güven, ütopyası Wondiana’nın eyaletlerinden Jurancon’un valiliğine ve ülkenin şair-i azamlığına Eradam’ı tayin etti. 1999 yazında İngiliz Kültür Heyeti bursuyla 25. Cambridge, Dünya Yazarlar Konferansı’na, 2008 yılında ise İsveç Yazarlar Birliği’nin burslu davetlisi olarak ilk Waltic Kongresi’ne katıldı ve Harold Pinter, Salman Rusdie, Doris Lessing gibi yazarlarla tanıştı.
Metis Çeviri Ankara temsilciliğini de yapan Eradam, Yusuf Cemali, Fikri Belli ve Gary Mc Yeah Well takma isimlerini artık kullanmıyor.
Amerikan Etüdleri Derneği ve ÇEVBİR kurucuları arasında yer alan Eradam, Darüşşafaka’dan Mezunlar Derneği, Harold Pinter, David Mamet, Turkish Pen, Edebiyatçılar Derneği, ÇEVBİR (Kitap Çevirmenleri Birliği) gibi toplulukların da üyesidir.
İlk fotoğraf sergisini Saginaw’daki Cage galeride Nazım Hikmet’in şiirleri eşliğinde “Humanscapes from Turkey” başlığıyla Saginaw’da (Michigan) depremzede Darüşşafakalı çocuklar yararına açtı. Fotoğrafçılığa onu teşvik eden Mustafa Ertekin’den, AFSAD’da Ersin Altan ve İsa Özdemir’den dersler aldı; ikinci sergisini (“Amerika’dan İnsan Manzaraları”) Nisan 2002’de Ankara Üniversitesi, DTCF girişinde; üçüncü sergisini “Beden(k)lerim” adıyla Mayıs 2005’de Ankara’da Amerikan Kültür Derneği’nde, dördüncü sergisi “Musalla Taşı Sakinleri: Cihangir’den İnsan Manzaraları”nı da Cihangir’deki MaviKum Kitabevi’nde 2007 yılında yine ve hep gurur duyduğu ve “olmasaydı, olamazdım” dediği ve iğneden ipliğe nesi varsa bağışlayacağı Darüşşafaka yararına açtı. Eradam’ın fotoğraflarından örnekler Ekim 2008’de Cihangir’deki Uluslar arası etkinliklerde de yer alıyor.
Beste yapıp şarkı sözü de yazan Eradam, Darüşşafaka’da Türk Halk Müziği Korosu (1960 sonları) ve Maydanozlar Grubu’nda (1970li yıllar), Hacettepe Üniversitesi Türk Sanat Müziği Korosu’nda (1973-76) ve Anadolu Halk Ezgileri Topluluğu (1999-2001) içinde şarkı ve türkü söyledi ve 1983’te “Yaşayamam,” 1984’te de “Kaç Para?” adlı söz ve besteleri kendisine ait iki şarkısı ile Eurovision Türkiye finallerinde, 1985 yılında da Marmaris Şarkı Yarışması finalinde yarıştı.
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Anabilim Dalı başkanıyken emekli olan Eradam, İstanbul Cihangir’e taşındı ve çeşitli üniversitelerde Amerikan Edebiyatı, Popüler Kültür, Çeviri ve Yazarlık dersleri verdi. Eradam, Radikal, Milliyet Sanat, Turkish Book Review, Şiir Atı, Yarın, Cumhuriyet, Patika, Hece, Şiir Atı, Tiyatro Tiyatro, Evrensel, Evrensel Kültür, Litera, Littera, Bir Bilet Gidiş-Dönüş; Bilim ve Sanat Kitabevi Kültür Sanat Rehberi, Cihangir Postası, Yazko Çeviri, Metis Çeviri, Bilim ve Sanat, Adam Öykü, Ç.N., Doğu-Batı, Paspatur vb. gazete ve dergilere yazıları, şiirleri ve çevirileri ile katkıda bulundu, bulunuyor.
Thespis’in Delileri adlı köşesinde Tiyatro Tiyatro dergisine kuramsal eleştiriler de yazan Eradam, Haliç Üniversitesi’nin Mütercim Tercümanlık Bölümü’nü kurduktan sonra tam zamanlı öğretim üyeliğinden ayrıldı ve şimdi Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Amerikan Sinemasında Belli Başlı Konular” ile “Popüler Kültür ve ABD” derslerini veriyor.
Kitapları:
Gül Kanadı Dudağım (Şiir);
Ben’den Önce Tufan: Sylvia Plath ve Şiiri (İnceleme);
Aşk Bir Şiddet Eylemidir (Deneme, Anı, Mektup);
Kirli Kırlent (Öykü)
Ahkâm Vakti Tohumları (Şiir);
Yamyamın Yemek Kitabı (Mizah);
Zıvanasız Denemeler;
Vanilyalı İdeoloji: Küresel Bellek Üzerine Denemeler;
Cihangir Vampiri. (Öykü);
Susma Cesareti (Deneme)
Musalla Taşı Sakinleri: Cihangirliler (Fotoğraf ve Haiku)
Çevirileri:
Paul Auster, Cam Kent;
Paul Auster, Kilitli Oda;
Sylvia Plath, Ariel.
Okot p’Bitek, Lawino’nun Türküsü. (G. Siper ile birlikte);
Herman Melville, Katip Bartleby;
Glen O. Gabard, Krin Gabard, Psikiyatri ve Sinema. (H. Satılmışoğlu ile birlikte).
İmzası, katkısı bulunan kitaplar:
Jan Greenberg (ed) Side by Side;
Naomi Shihab Nye (ed) This Same Sky;
N. Shihab Nye (ed), The Space Between Our Steps;
Gülseren Tuğcu Karabulut, Bir Gamze, Bir Kuştüyü Yastık;
S. Huntington, Medeniyetler Çatışması;
Maya Angelou, Kadın Kalbi;
Greg Nagan, Sallama Klasikler;
Francine du Plessix Gray, Aşıklar ve Zorbalar;
John Gray, Alexandre Tekniği Rehberiniz;
Gürsel Aytaç (ed.) Çağdaş Dünya Edebiyatı Çeviri Seçkisi;
Kudret Emiroglu (çev. Ed) Vineland Sagaları;
Ataol Behramoğlu, Özdemir İnce (ed) Dünya Şiiri Seçkisi;
Çocuklar İçin Atlaslar (Özkaynak yayınları için çevrilip hazırlanan bu atlasların akıbeti bilinmiyor).
(Kaynak: yusuferadam.com)
Serkan Engin'in "The G Point of the Night / Gecenin G Noktası" adlı şiiri Mediterranean Poetry'de yayınlanmaya hak kazandı!
.........................................Serkan Engin...................................................................Posted by the editor on 2011/04/26
A Turkish poet, Serkan Engin was born in 1975 in Izmit/Turkey. He was influenced by his parents to study at Navy Military Lycee but was dismissed from Navy Military High School in 1995 because he was undisciplined. He then studied at technical high school in Kocaeli University, and now he is a vigorous antimilitarist.
His poems have been published in more than fifty literature journals in Turkey and he has also published a poem manifest at a literature journal in 2004, "Imagist Socialist Poetry". He has tried to start a new poetry movement in Turkish Poetry. He has also published numerous articles in literature journals about literary theory according to his poetry movement. The basic motto of his poetry movement is "Imagist in the form, socialist in the content" and the other basic motto is "If you have no fight, you don’t have any poem".
The G Point of the Night
our skins have touched
to the G point of the night
there is a red earthquake
at the lonely places of the skin
the desire has been chatty
when your breath covered my body
your breath is the prologue
of your rainy motions
i am the discoverer
of your body’s secret city
my hands has travelled by spelling
through the white atlas of your skin
the wasps of my tongue have settled
in the weeny poppy field
which is at the south of your face
oh my love, the subjective of my life
oh your boobs are as the Dardanelles
that can not be passed by the enemy fleet
they are spanning from
one shoulder of yours to the other
as the Great Wall of China
the hegemony is at your boobs absolutely
at the night which has cross eyed spelling
***
All poems on this post: © Serkan Engin
Published on mediterranean.nu with the permission of Serkan Engin
(Kaynak: mediterranean.nu)
Şafak Karali Skandalı'nın peşini asla, kesinlikle bırakmayacağız!
Ve O Tiyatrocu Konuştu!..Gaziantepli Zeynep Pusüç tarafından Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde, 3 gün önce tabanca ile ayaklarından vurulan ve halen hastanede tedavi gören tiyatro sanatçısı Şafak Karali ilk kez konuştu.
Mahkeme tarafından Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne sevk edilen Zeynep Pusüç'ten 'eski öğrencisi ve psikilojik yardım alması gereken biri' olduğu gerekçesiyle şikayetçi olmadığını söyleyen Karali, ancak yeni öğrendiği suçlamaları nedeniyle kendisinden şikayetçi olacağını bildirdi.
İzmit'in Yahya Kaptan semtindeki Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nin kafeteryasında tiyatrocu arkadaşlarıyla birlikte sohbet ettiği sırada yanlarına gelen Gaziantepli Zeynep Pusüç'ün tabanca ile ayaklarına ateş etmesi sonucu dizine isabet eden kurşunlarla yaralanan Şafak Karali, hastanede ilk kez açıklama yaptı. Yaşananlar karşısında şaşkın ve çok kırgın olduğunu belirten Karaali, avukatları aracılığıyla da ilk anda şikayetçi olmadığı Zeynep Pusüç'ten şikayetçi olacağını söyledi.
'O DÖNEM SAPLANTILARI VARDI'
Hasta yatağında güçlükle konuşan Şafak Karali, Zeynep Pusüç'ün 10- 12 yıl önce Gölcük Değirmendere'deki sanatevindeyken öğrencisi olduğunu kaydederek, o dönemlerde saplantıları olduğunu, o zamanki arkadaşları ile kendisinin ona telkinde bulunduğunu, profesyonel yardım alması gerektiğini belirterek yol göstermeye çalıştığını söyledi. Karaali şöyle konuştu:
"Normalde açıklama yapmak istemiyordum. Öğrencilerim bir bildiri hazırlıyorlar. Avukatlarım aracılığıyla neyin ne olduğunu görüp, bir yol haritası çıkartıp harekete geçeceğiz. Yalnız hayal kırıklığına uğradığım inanılmaz bir karalama kampanyası var, veya yanlış bilgilendirme var. Böylesi bir öğrencim benim olmadı. Böylesi bir kurguya sahip, bu kadar manik depresif, şizofren mi, artık kavramım yetmiyor. Çok büyük takıntıları var. Bu takıntıların içersinden çıkamamış. 10 sene sonra bu aşamaya getiriyor olması ve beni vurduktan sonra 6 sayfalık bildirgeyi orada hazır bekleyen insanlara vermesi ilginç. Bir ölüm makinesi halinde. Zaten 11 yıl önceki gözlerini gördüm ben onun. 'Ben davacı değilim' dedim. Halen insani ve öğretmen şapkam var, sorumluluk şapkam var."
'KÖTÜLÜK, İYİLİĞİN OLMADIĞI YERDEDİR'
Cezaevlerinde bile tiyatro üzerine eğitimler verdiğini, öğrencileri arasında mahkumlar, dekanlar, doktor ve öğretim gödrevlilerinin de bulunduğunu anlatan Karali şöyle devam etti:
"Ben yönlendirmeye çalıştım. Birinci ve ikinci kitabımın da temeli budur. Kötülük iyiliğin olmadığı yerdedir. Ben hep iyinin olduğu yerde olmaya çalıştım. Onun için en çok kötülerin olduğu yer cezaevlerinde 2 yılım geçti. Bu yöntemle dünya kadar oyuncum oldu ama bu arkadaşta başarılı olamadım. Yapacak birşey yok. Ama şikayetçi olacağım."
(Kaynak: Gaziantephaberler.com)
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) kurduğu www.tiyatrohaber.net'i TERAKKİ VAKFI mı kurdurdu?
Görseli büyütmek için üzerine tıklayınız! (Kaynak: whois.pho.to)LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), Internet ortamını, kişisel çıkarları için büyük bir ustalıkla kullanan bir zât-ı muhterem.
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Ahmet Ertuğrul Timur, canı sıkıldıkça, değişik Internet siteleri kuran bir zât-ı muhterem.
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Ertuğrul Timur, uzun yıllardır TERAKKİ VAKFI çıkarları için çalışan bir zât-ı muhterem.
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Timur, en son olarak kurduğu ve hâlâ sahipliğini yaptığı tiyatrohaber.net sitesi için TERAKKİ VAKFI adresini gösteren bir zât-ı muhterem.
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Timur, tiyatrohaber.net sitesini kurduğunda, TERAKKİ VAKFI adresini ve telefon numarasını kullanmak için TERAKKİ VAKFI yöneticilerinden izin alırken, onlara nasıl bir gerekçe sunmuş olabilir? Bu sorunun yanıtını çok merak ediyoruz!
Yoksa...
LİNÇ KAMPANYASI düzenlenmesi için, Timur'u teşvik edip onu üzerimize salan TERAKKİ VAKFI'nın ta kendisi mi?!!!
'BABA KUSURA BAKMA'Serkan Engin
25 Nisan 2011
"Baba bana bağırma" diyen Akgün Akova’ya ince selamlarımla…
Baba kusura bakma. Senin istediğin gibi sigortalı işi olan, senin tuttuğun takımı tutan, çok çocuklu ve ilk erkek çocuğuna senin adını koyan, erke, güce, makama, etikete, kariyere tapan biri olamadım. Tuttum insan olmaya kalkıştım ben baba…
Kusura bakma baba, senin gibi futbolu sevemedim. Eski futbolcuydun oysa sen ve adımı eski, ünlü bir futbolcudan esinlenip koymuştun hatta. Kendi tutmadığı takımı tutanlara söven, onları döven, öldüren biri olamadım. Sosyal aidiyet kaygısıyla bir futbol takımının başarısı üzerinden kendimi tanımlamaya ihtiyaç duyacak kadar aciz olmadım. Endüstriyel futbolun aktörleri servet içinde yüzerken, cebimdeki üç kuruşu onları izleyeceğim diye harcayıp servetlerini finanse etmedim. Futbol deyince aklıma hep Salazar geldi baba. Sen tanımazsın ama Portekizli ve tüm dünyalı yoldaşlarım iyi bilir. Ne demişti faşist it: “Portekiz’i üç şeyle yönettim: Fado-Futbol-Fiesta”…
Baba kusura bakma, senin istediğin gibi subay olamadım. Beni beş sene zorla askeri okulda okutmuştun baba ve değil şikâyet, sitem bile ettirmezdin çektiğim acılara. İlk gençliğim acılar içinde geçti senin yüzünden. Beş sene cehennemin cehennemini gördüm baba, insanın insana zulmünü, askerliğin nasıl bireyleri tek tip ve kişiliksiz robotlar haline getirmeye çalıştığını, ölmeye ve öldürmeye amade insanlık dışı zavallılar yaptığını gördüm. Asla hiyerarşiye uyamadım baba, emre amade olamadım, silah şirketlerinin çıkarları ve birilerinin erk mücadelesine uşaklık etmek için ölmeye ve öldürmeye hazır hale gelmedim. Tam beş sene boyunca üniformalı bir sivildim ben baba. Hatta anti-militarist oldum sonra, bilinç sıçramaları yaptıkça.
Demirden bir sapan yapmıştın bana fabrikada, hani şöyle kauçuklu, meşinli afili bir şey, ama ben hiç kuş vurmadım baba. Tuttum omuz omuza verdim haylaz serçelerle, kırlangıçlarla dost oldum, kumrulara imrendim, kargalarla birlikte hayata nanik yaptım, martılarla birlikte denize sevdalandım.
Fabrika demişken… Sen işçi sınıfının yüz karasısın baba. Bana patron, amir yalakalığını öğütlerdin hep hiç utanmadan. Ne emeğinin değerinin farkındaydın ne sınıf bilinci edinmek için çabaladın. Korkak, güce tapan, tavşan boku gibi kokmaz bulaşmaz bir lümpensin sen baba, ömrünü bira ve futbolla heba eden.
Doğuştan gelen aidiyetlerimle ne övündüm ne yerindim baba. Çünkü benim seçimim değildi hiçbiri. Sen Kürtleri aşağılardın hep annen Kürt olduğu halde yarı yarıya. “Senin anan da Kürt” dediğimde bir seferinde, utancını gizlemeye çalışan acınası gülümseyişini hiç unutmadım baba. Ben ise kızıl bir Laz takasıyım baba Kürdistan dağlarında yüzen. Çünkü ben aidiyet olarak proletaryayı seçtim baba. Öyle babadan kalma devrimci olmadığımdan, uzun yıllar kendimle ve hayatla çarpışarak edindiğim ve böylece çok sağlam içselleştirdiğim ve sürekli sıçramalar yapmaya biriken bilincimle. Aklıma gene gelmişken tekrar söyleyeyim: Sen ve senin gibi işçiler proletaryanın yüz karasıdır baba.
Baba kusura bakma seni ve senin gibileri hiç sevemedim. Senin gibi olamadım kusura bakma, tuttum İNSAN oldum baba.
(Kaynak: BİRGün)
T.C. Kültür ve Turizm Bakanı AKP'li Ertuğrul Günay'la Tolga Tuncer arasında "beynamaz" olan Lemi Bilgin, ağzına geleni hiç tartmadan söyleyiveriyor!
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı AKP'li Ertuğrul Günay'ın emrinde çalışan Lemi Bilgin, LİNÇÇİ Osman Wöber'le (solda) LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı (sağda) arasında poz vermekten gayet mutlu görünüyor!***
Lemi Bilgin: Türkiye 5 uluslararası tiyatro festivaline ev sahipliği yapıyor
ANKARA (CİHAN)- Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, özelikle son 3 yılda tiyatronun yaygınlaşması noktasında ciddi adımlar atıldığını, farklı şehirlerde her akşam perde açan yeni sahnelerin hizmete girdiğini söyledi. Dünyanın birçok ülkesi ile ortak projeler yürütüldüğünü dile getiren Bilgin, Türkiye’nin 5 uluslar arası tiyatro festivalinin ev sahibi olduğuna dikkat çekti.
Devlet Tiyatroları Genel Müdür Lemi Bilgin, Cihan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada Devlet Tiyatroları'nın 60 yıldır çalışanların özverisi ile Türkiye’nin her yerine kaliteli tiyatro götürmek için çaba sarf ettiğini belirtti. Özelikle son 3 yılda, devlet tiyatrolarının yaygınlaşması, yeni sahnelerin açılması, yeni festivaller yapılması, kadro alımları, Türkiye’nin yurt içi ve dışında temsili gibi konularda ciddi bir hamle olduğunu kaydetti.
Bilgin, “Dünyanın birçok ülkesinden, birçok önemli kuruluş ile ortak projeler yapıldı. Şu anda 5 tane uluslar arası festival yapıyoruz.” dedi.
Her yıl Türkiye’ye 50 yabancı tiyatro grubunun geldiğini ifade eden Bilgin, “Hepsi de, hem tiyatromuz, hem işleyişimiz, hem atölyelerimiz anlamında büyük hayranlıkla ülkemizden ayrılıyorlar.” diye konuştu.
Tiyatronun yaygınlaşması noktasına ciddi adımlar atıldığını söyleyen Bilgin; bu kapsamda Elazığ, Malatya, K.Maraş, Gaziantep, Çorum, Samsun, Zonguldak gibi birçok farklı ilde devamlı perde açılan yeni sahnelerin hizmete girdiğini belirtti. Bilgin, yurt dışı turneleri dâhil yılda 6 bin kez perde açtıklarını kaydetti.
Seyirci ilgisinin de çoğaldığını belirten Bilgin, “Büyük şehirlerde kapalı gişe oynuyoruz. Genel anlamda yüzde 90’ı aşan bir seyirci ilgisi var. Koltuk sayımız arttırıldı, seyirci sayımız arttı.” dedi. Yaz- kış sezonlarında turneler yapıldığını, festivallerden ödüllerle dönüldüğünü dile getiren Bilgin, “Biraz mütevazi olduğumuz için görevimiz diye bakıyoruz. Bütün bunlar olurken, başka türlü tartışılmak çalışanları üzüyor.” diye konuştu.
TÜRKİYE’NİN EV SAHİPLİĞİ YAPTIĞI ULUSLAR ARASI TİYATRO FESTİVALLERİ
Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı tiyatro festivalleri şöyle:
Ankara Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali: Festival, Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na tiyatro sanatı ile katkıda bulunmak, Türk tiyatrosunun dünya çocukları yoluyla yurt dışına açılımını sağlamak amacıyla yapılıyor. Birincisi 2005 yılında düzenlenen festivale bugüne kadar 100’ün üzerinde tiyatro grubunun katılımı sağlandı. 7. Küçük Hanımlar Küçük Beyler Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali 24–29 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Bin Nefes Bir Ses Uluslararası Türkçe Tiyatro Yapan Ülkeler Festivali: Türkçenin zenginliğini ve yayılmış olduğu geniş coğrafyayı yansıtması hedeflenen festivalin ilki 2008 yılında Konya’da gerçekleştirildi. Bu sene 4. düzenlenen Bin Nefes Bir Ses Uluslar arası Tiyatro Festivali’nin açılışı 14 Nisan’da gerçekleşti. Festival, 24 Nisan’a kadar devam edecek.
Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali: Antalya’daki kültürel çalışmaları desteklemek amacı ile Almanya, İspanya ve Gürcistan’dan seçkin tiyatro gruplarının katılımı ile geçen sene ilk kez gerçekleştirildi. 2. Uluslararası Antalya Tiyatro festivali 17–22 Mayıs tarihlerinde sanatseverlerle buluşacak.
Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali: 1999’da ulusal olarak düzenlenmeye başlayan Devlet Tiyatroları Sabancı Tiyatro Festivali, 2002’den itibaren uluslar arası boyut kazandı. Birçok saygın yerli ve yabancı tiyatro grubunu Adana’da bir araya getiren festivalin 13’üncüsü 27 Mart’ta başladı. Festival, 28 Nisan’a kadar devam edecek.
Karadeniz Uluslararası Tiyatro Festivali: Karadeniz ve Trabzon’un kültürel ve ekonomik gelişmesine katkı sağlamak amacıyla 11 yıldan bu yana Karadeniz Uluslararası Tiyatro Festivali düzenleniyor. Bu sene 12’ncisi yapılacak tiyatro festivali kapılarını 2-15 Mayıs tarihleri arasında açacak. CİHAN
(Kaynak: POLİS HABER)
Sakız çiğneyerek "Genç Osman" adlı oyunu izleyip, hiç yoktan Sümeyye Erdoğan Skandalı imal eden mantığın "ucube" diye heykel yıkmasını yadırgamıyoruz!
İnsanlık Anıtı'nın baş kısmı yerinden söküldüKars'taki İnsanlık Anıtı'nın yıkımı kapsamında heykellerden birinin söküme başlandı. Heykelin ilk olarak baş kısmı kesilerek yerinden söküldü.
Başbakan Erdoğan'ın Kars gezisi sırasında 'ucube' olarak nitelendirdiği İnsanlık Anıtı'nın yerinden kaldırılması için dün başlayan çalışmalara bugün sabah 06.30 sıralarında yeniden başlandı. 8 kişiden oluşan Avşin İnşaat görevlileri, iki insan figüründen oluşan anıtın kale tarafındaki figürün baş kısmının kesimin ardından, bu kısmı vinç yardımıyla yerinden söktü. Heykelin parçası bir kamyona yüklenerek, belediyenin garajına götürülmek istendi. Ancak bu kısım kamyona sığmayınca, heykelin bulunduğu alana TIR getirilmesi istendi. Görevliler, sökülen parçanın TIR'a yüklenerek belediye garajına götürüleceğini belirtti. Çalışmalar esnasında çevik kuvvet personeli de güvenlik önlemi aldı.
(CİHAN)
(Kaynak: Zaman)
LİNÇÇİ Üstün Akmen, LİNÇÇİ Genco Erkal'a Onur Ödülü verdi!
Oyun'un: LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin kuyruğu LİNÇÇİ www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinden alıp olduğu gibi aşağıya aktardığımız haberdeki LİNÇÇİ kişilerin sıfatını biz eklemekle birlikte, bu LİNÇÇİ kişilerin adlarını daha anlaşılır kılmak için üzerlerini kırmızı renkle biz belirgin hâle getirdik!***
Sadri Alışık Ödülleri Sahiplerini Buldu
Bu yıl 16'ncısı gerçekleştirilen ödül töreninin sunuculuğunu, Kerem Alışık ve Hülya Avşar yaptı.
16. Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri sahiplerini buldu.
Beşiktaş Belediyesi ve Efes sponsorluğunda Mustafa Kemal Merkezi Attila İlhan Salonu'nda düzenlenen ödül töreninin sunuculuğunu, Kerem Alışık ve Hülya Avşar yaptı.
Atilla Dorsay başkanlığında, Burak Göral, Çolpan İlhan, Fehmi Yaşar, Halil Ergün, Ömür Gedik ve Yavuz Bingöl'den oluşan sinema seçici kurulunun değerlendirmesine göre, sinema dalında şu isimler ödül aldı:
''Yılın en iyi kadın oyuncusu: Selma Ergenç (Ses)
Yılın en iyi erkek oyuncusu: İsmail Hacıoğlu (Çakal)
Yılın en iyi yardımcı kadın oyuncusu: Ayda Aksel (Aşk Tesadüfleri Sever)
Yılın en iyi yardımcı erkek oyuncu: Tansu Biçer (Beş Şehir)
Komedi ya da müzikal dalında yılın en iyi kadın oyuncusu: Sevinç Erbulak (Prensesin Uykusu)
Komedi ya da müzikal dalında yılın en iyi erkek oyuncusu: Sermiyan Midyat (Ay Lav Yu)
Komedi ya da müzikal dalında yılın en iyi yardımcı kadın oyuncusu: Özge Borak (Eyyvah Eyvah 2)
Komedi ya da müzikal dalında yılın en iyi yardımcı erkek oyuncu: Mustafa Üstündağ (Vay Arkadaş)
Umut veren oyuncu: Bartu Küçükçağlayan (Çoğunluk)
Ayhan Işık Jüri Ödülü: Mehmet Günsür (Ses, Aşk Tesedüfleri Sever)
Onur ödülü: Filiz Akın ile Tunç Başaran ''
TİYATRO ÖDÜLLERİ
LİNÇÇİ Üstün Akmen başkanlığında Cem Duygulu, Çolpan İlhan, Filiz Kutlar, Hami Çağdaş, LİNÇÇİ Hasan Anamur, Nil Aykon, Refika Sezik ile Rengin Uz'dan oluşan tiyatro seçici kurulunun belirlemelerine göre ödül alanlar ise şöyle:
''Yılın en iyi yapım yönetmeni: Murat Daltaban (Kutlama-Dot Koleksiyon)
Yılın en iyi kadın oyuncusu: Almila Uluer Atabeyoğlu (İsmene-Semiha Berksoy Vakfı)
Yılın en iyi erkek oyuncusu: Reha Özcan (Bedensiz Kadın-İDT)
Yardımcı rolde yılın iyi kadın oyuncusu: Ayça Varlıer (Leyla'nın Evi-Tiyatrokare)
Yardımcı rolde yılın en iyi erkek oyuncusu: Ali Mert Yavuzcan (Bakhalar/Marat-Sade-İBŞT)
Müzikal ya da komedi dalında yılın en iyi yapımının yönetmeni: Engin Alkan (Generaller,Savaş ve Barbekü-Tiyatro Adam)
Komedi ya da müzikal dalında yılın en iyi kadın oyuncusu: Suzan Aksoy (Büyük İkramiye-Tiyatrokare)
Komedi ya da müzikal dalında yılın en iyi erkek oyuncusu: Bülent Şakrak (Annem Yokken Çok Güleriz-LİNÇÇİ Tiyatro Gerçek)
Komedi ya da müzikal dalında yardımcı rolde en iyi kadın oyuncu: Sema Çeyrekbaşı (Temiz Ev-İDT)
Komedi ya da müzikal dalında Yardımcı rolde yılın iyi erkek oyuncusu: Bahtiyar Engin (Alevli Günler-İstanbul Halk Tiyatrosu) ''
Efes Özel Ödülü'nü Punk Rock oyunuyla Gonca Vuslateri ve Hakan Kurtaş ile ''Güzel Şeyler Bizim Tarafta'' oyunuyla Öykü Karayel, '' Müzikal ya da komedi dalında Efes Özel Ödülü''nü Neslihan Arslan (Temiz Ev-İDT) aldı. Bu kategoride erkek oyuncu adayı belirlenemedi.
''Seçici Kurul Özel Ödülü''ne Tiyatro 0,2, ''Onur Ödülü''ne ise LİNÇÇİ Genco Erkal layık görüldü.
Bu arada, ödül vermek için sahneye çıkan tiyatro sanatçısı Göksel Kortay, törenin açılışında hayatını kaybeden sinema ve tiyatro oyuncularının gösterildiği kısa filmde, eşi Kerem Yılmazer'in yer almamasını eleştirerek ''Terör saldırısında hayatını kaybeden sanatçı olarak bütün dünya basınında haber olan eşimin bu filmde adının geçmemesi beni çok incitti'' dedi.
Kars'taki İnsanlık Anıtı'nın yıkılmasının eleştirildiği gecede Onur Ödülü'ne layık görülen LİNÇÇİ Genco Erkal ise ödül almasına rağmen büyük bir burukluk içinde olduğunu belirtti. LİNÇÇİ Erkal, ''Ödül aldığım için sevinemiyorum. Zira AKM hala kapalı. Muammer Karaca tiyatrosu 5 yıldızlı bir otele çevrilmek isteniyor. Başbakan istedi diye heykeller yıkılıyor. Sanatçılara saldırılıyor'' diye konuştu.
Sanatçı Mustafa Ceceli'nin de mini bir konser verdiği gecede, ödül töreninin ardından sanatçılar toplu fotoğraf çektirdi.
Kaynak: Habertürk, 26 Nisan 2011
...................................Haber Giriş Tarihi: 26 Nisan 2011
(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)
25 Nisan 2011 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

