30 Haziran 2010 Çarşamba

Google Analytics Ekibi'nden OYUN'a e-posta!

Merhaba,

Geçen birkaç haftalık süreçte Google Analytics'e erişimde zorluklar yaşadığınızı biliyoruz.

Google Analytics'in de dahil olduğu bazı Google servislerine erişimde yaşanan zorluklar, Türkiye'de halen devam etmekte olan YouTube yayın yasağıyla doğrudan ilişkilidir. Bu doğrultuda yapılan gerekli düzenlemelerle Google Analytics'in Türkiye erişiminin şu anda düzeltilmiş olduğunu memnuniyetle bildiririz.

Bu süreç boyunca gösterdiğiniz sabır için teşekkür ederiz.

Saygılarımızla,Google Analytics Ekibi

Google Inc, 1600 Amphitheatre Parkway, Mountain View, California 94041

Bu mesaj Google Analytics hesabınızla ilgili olarak yapılmış önemli güncellemelerle ilgili bilgiler içeren zorunlu bir e-posta bildirimidir.



***


Ayrıca bakınız: Haftalık rapor / Bu haftaya özgü not

Her OYUN sosyalist değildir; her OYUN kapitalizmin karşısında başını dik ve yukarıda tutamaz; her OYUN özgürce yazamaz; her OYUN'un yazısı okunmaz!

Sosyalist OYUN DERGİSİ: 1 TL
.

LİNÇÇİ OYUN DERGİSİ: 8 TL
.
***

Ayrıca bakınız: Yeniden merhaba...
.
***
.
LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!
.
Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
.
Linç imzacıları listesi

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosunu büyük şirketler kullanıyor


...ve bu duruma LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, LİNÇÇİ Sahne Dergisi, LİNÇÇİ Mimesis Dergisi, LİNÇÇİ TEB Oyun Dergisi, LİNÇÇİ Kavuklu Dergisi, Yeni Tiyatro Dergisi asla karşı çıkmıyor!

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nden reklâm alarak beslendikleri yada bu kurumdan reklâm alabilme ihtimalini yitirmek istemedikleri için mi susuyor bu dergiler? Bu dergiler, aynı zamanda, bu büyük şirketlerden reklâm alabilme ihtimalini sürekli olarak dağarcıklarının en mutena köşesindeki kasalarda mı saklıyorlar?

Daha önce de benzer bir biçimde sorduğumuz bu sorularımıza bir türlü bir karşılık alamadık! Tiyatro dergisi çıkarabilmek için, mutlaka bir devlet kuruluş ve/ya kurumuna yaslanmak mı gerekiyor? Hiçbir devlet kuruluş ve/ya kurumuna yaslanmadan, tamamıyla özgür ve bağımsız bir biçimde tiyatro dergisi yayınlanamaz mı?

Yukarıda teker teker adlarını andığımız dergilerin tamamının (Türkiye'nin "en saygın ve en yaygın" tiyatro dergisi Yeni Tiyatro dışında) LİNÇÇİ olmasıyla, devlet kuruluş ve/ya kurumlarına olan zorunlu bağımlılıklarının bir denklemi mi var?

Bu dergiler, halkın tiyatral bilincinin gelişmesi, yaşamın estetize edilmesi için mi, yoksa kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için mi yayınlanıyorlar?

Sorular çoğaltılabilir!... (HB)


***


Ayrıca bakınız:

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu, reklâm panolarına sahip çıkabilecek mi?!!

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosunda VOYAGE OTELLERİ gölgesi!

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları İstanbul Devlet Tiyatrosu Sultanahmet reklam panosunda bugünkü program! (03.03.2010)

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları İstanbul Devlet Tiyatrosu Sultanahmet reklam panosunda bugünkü program! (05.03.2010)

Devlet Tiyatroları duyuru ve tanıtım panolarının reklam şirketlerine pazarlanmasına onay veren DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'e Sanat Kurumu'ndan "Hizmet Ödülü"

Emrindeki İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panolarını özel şirketlerin işgal etmesine aldırmayan Lemi Bilgin, Sanat Kurumu'nun Hizmet Ödülü'nü alacak!

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panosu! (29 Aralık 2009)

Türkiye Cumhuriyeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü'nün sokağa düşmüş pür hâli!

İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panosu, kapitalist şirketler tarafından işgal edilince, kısa bir an da olsa, Yeni Tiyatro'yla bu işgali gölgeliyoruz!

Hilmi Bulunmaz, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panosunun önünde durup, reklam panosundaki figürlere ekmek dilimleri sunuyor!

Devlet Tiyatroları reklam panoları işgal altında!

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları İstanbul Devlet Tiyatrosu Sultanahmet reklam panosunda bugünkü program! (09.03.2010)

İstanbul Devlet Tiyatrosu, çok uzun zaman sonra, anasının ak sütü gibi helal olan kendilerine ait reklam panosunu nihayet eline geçirebilmeyi başardı!

İsviçre / Basel'den birkaç fotoğraf...

İsviçre / Basel'de bir "kültür reklam panosu"...

Demirkanlı'nın yönettiği Tiyatro... Tiyatro... dergisini reklamlarıyla besleyen İstanbul Devlet Tiyatrosu, nihayet kendi reklam panosuna sahip çıktı!

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun Sultanahmet semti reklam panosundaki bugünkü program!

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panolarının kullanım hakkı kendi iradesinde değil!

Videoları izlemek için lütfen TIKLAYINIZ:
İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosu


***


LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

Herkes kendine göre hukuk oluşturma peşinde!

"Beni kışkırttı, benzini döküp yaktım"


ÇORUM'da aşkına karşılık vermeyen 16 yaşındaki Nilgün Erkmen'i sokak ortasında benzin döküp yakarak ölümüne neden olmak suçlamasıyla ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle tutuklu yargılanan 19 yaşındaki Osman Karakuş, ilk duruşmada “Yanımda benzin götürmüştüm. ‘Yapamazsın’ dedi. Beni sürekli kışkırttı, tahrik etti. Ben de benzini döküp yaktım” dedi.

(...)

(Kaynak: Milliyet)

Hiçbir oyun yazarı ve çevirmeninin, LİNÇÇİ Hasan Erkek yönetimindeki LİNÇÇİ Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği'ne üye olmalarını asla önermiyoruz!

Tüm eleştirilerimize karşın, Doç. Dr. Sema Göktaş başkanlığında "en az sorunlu dönem"ini yaşayan LİNÇÇİ Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED), LİNÇÇİ Prof. Dr. Hasan Erkek başkanlığında "en çok sorunlu dönem"ini yaşayıp, iyice yerlerde sürünerek, hızla, hem de şimşek hızıyla değer erozyonuna uğruyor!

Çığ gibi büyüyen sorunlara sahip ve bu nedenle "en çok sorunlu dönem"ini yaşayan LİNÇÇİ OYÇED'i yakalandığı "samimîyetsizlik hastalığından kurtarmak" olanaksız olduğu için, oyun yazarları ve çevirmenlerinin, LİNÇÇİ OYÇED'e asla üye olmamalarını öneriyoruz!! (HB)


***


Ayrıca bakınız:

LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

29 Haziran 2010 Salı

"Yala Ama Yutma" oyununun oynanmasını engellemek için elinden geleni yapan habervaktim.com, Aydın Doğan'ın medyasını çok yakından izlemeyi sürdürüyor!

İsmet Berkan görevden alındı


Radikal'de Flaş gelişme! İsmet Berkan görevden alındı. İşte yerine getirilen isim...

Radikal'in Hürriyet çatısı altına girmesiyle Referans ile birleşme çalışmasında son adım da atıldı! Radikal'in Doğan Gazetecilik bünyesinden ayrılıp Hürriyet çatısı altına girmesiyle Referans ile birleşme çalışması ardından son adım da atıldı. Gazetenin genel yayın yönetmeni İsmet Berkan görevden alındı yerine Referans ve Hürriyet yazarı Eyüp Can getirildi.

ŞİMDİ NELER OLACAK?

Kulislerde Radikal ile Referans gazetelerinin birleşiminin ardından yola nasıl devam edileceği de şöyle anlatılıyor:

-Yeni gazetenin adı Radikal olarak devam edecek. -Ama logosunun yanına Referans da eklenecek.

-İki gazetenin personel kadrosundan sinerji yaratıp, 1+1 ile 3 elde edilmesi hedefleniyor.

-Gazete, Avrupalıların 'Ekonomi-Politik' dediği çizgide yayın yapacak.

-Gazete beyaz içerikli eskinin Yeni Yüzyıl tarzında bir mizanpaja sahip olacak. Eyüp Can, şimdiden içerik ve mizanpaj eskizlerine başladı.

-Tiraj olarak 100 bin civarı bir satış ama etkinlik olarak daha yukarısı hedefleniyor.

- Analiz yazılar, tartışma sayfaları ve dış dünya ile ortak ekonomi gündemi sayfalarda geniş yer bulacak.

-İş dünyası ve genç okurları gazeteye çekecek disiplin başlıkları hazırlanıyor. Bilişim, çevre, spor ekonomisi ve stil sayfaları bunlardan başlıcaları...

İSMET BERKAN RADİKAL'DE KÖŞE YAZACAK MI?

İsmet Berkan bugün Radikal'deki yazı işleri çalışanlarını toplayarak eylül ayında yeni gazetenin hayata geçirileceğini duyurdu.

Kendisine yazarlık teklif edildiğini ancak kabul etmediğini açıklayan Berkan, Referans ağırlıklı gazetenin yayın yönetmeninin Eyüp Can olacağını belirtti.

İSMET BERKAN KİMDİR?

Berkan, 1991 yılına kadar Cumhuriyet gazetesinde spor muhabirliği, sayfa sekreterliği ve yayınlanan eklerin editörlüğünü yaptı.

Para dergisinde genel yayın yönetmeni, Aktüel dergisinde editörlük görevi yaparken, bu sırada Hürriyet gazetesinde medya ile ilgili bir köşe kaleme aldı.

Bir dönem Posta gazetesinde de köşe yazarlğığı yapan İsmet Berkan bir yandan da Radikal gazetesinin yayına çıkış hazırlıklarına katıldı.

Radikal'in çıkmaya başlamasıyla bu gazetenin Ankara Temsilcisi ve köşe yazarı oldu. 2000 yılının Ekim ayından beri gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapıyordu

(Kaynak: habervaktim.com)

LİNÇÇİ Ayşegül Baydız kim? LİNÇÇİ Ayşegül Baydız'ın Ayşegül Bayduz'la ad benzerliği dışında bir benzerliği var mı? LİNÇÇİ Ayşegül Baydız, Ayşegül Bayduz mu? Ayşegül'ün soyadı ne?

28 Haziran 2010 Pazartesi

Tiyatromuzda "yasal işlem" başlatan başlatana!

ANKARA'da genç bir bayan: "Müjdat Gezen Tiyatrosu yararına şampuan dağıtıyorum" diyerek halkımızı kandırmaktadır. Bu konuda yasal işlemleri başlattık ancak sizlerin de bu konuda duyarlı olmanızı ve bu tarz taleplere itibar etmemenizi rica ediyoruz.

Saygılarımızla
Müjdat Gezen Tiyatrosu

(Kaynak: Müjdat Gezen Tiyatrosu)

Onlar, tiyatral olarak da iktidar olmak istiyorlar!

FKM’de Workshop Günleri Başlıyor…


Tiyatroda sezon perdesini kapatan FKM Tiyatrosu, 2010-2011 sezonuna yeniliklerle girmek için çalışmalarına başladı. .

2009–2010 tiyatro sezonunu kapatan FKM Tiyatrosu, bir yandan da yeni sezonun hazırlıkları ve yeni oyuncu kadrosu için workshop çalışmalarına başlıyor. “Oyun kurmak” kavramı üzerine yürütülecek atölyede, bu alanda çalışmaları olan deneyimli oyuncu ve Devlet Tiyatrosu sanatçılarından Okday Korunan tarafından gerçekleştirilecek.

“Oyun kurmak” insan için; kültürü var eden en temel özelliğin keşfidir. Tiyatroya uzanan yolda oyun kavramı, yaratının, keşfin, öğrenmenin, heyecanın, paylaşımın dorukta olduğu, ilk gençlik günlerinin olumlu duyarlılığını bir erişkin olarak yeniden keşfetmeyi, geliştirmeyi hedeflemektedir. Sahne insanının şiirli yanını öne çıkarmaya yönelik bir çalışma programı içermektedir. Katılımcılar; Okumayı seven, düşündüklerini sahnede denemek isteyen, “Oyun kurmak” fikrini sahne üzerindeki performansın temeli olarak gören oyuncular olmalıdır. Ses ve beden deneyimlerini paylaşarak ve oyuna dönüştürerek yürütecekleri beş günlük çalışma sonrasında, seyircili küçük gösterimle sonuçlandıracakları atölye çalışması, katılımcıların performansları gözetilerek FKM oyuncuları kadrosunda yer almalarına da olanak sağlamaya açık tutulacaktır.

Katılım için herhangi bir seçme yapılmayacak ancak erken başvuruların, değerlendirmede öncelik kazanılacağı atölye çalışmasında katılım 30 kişi ile sınırlı tutulacak ve katılımcılardan sunulan hizmete katkı olması amacı ile katılım katkı payı alınacaktır.

9 Haziran 2010 Pazartesi günü başlayacak başvurular sırasında katılımcıların kimlik belgeleri ve özgeçmişleri ile katkı paylarını nakden ödeyerek, başvurularını gerçekleştirmiş olacaklardır.

Bu kıymetli imkândan faydalanmak için 27 Haziran’a kadar başvuru yapabilirsiniz.

İçinizde parlak bir yıldız olduğuna inanıyorsanız, atölyemiz sizi bekliyor…

I. Gün: Tanıma tanışma, algı, anlam, anlamlandırma, ifade… Öykü…
II. Gün: Öykü… Doğaçlama teknikleri… Deneme…
III. Gün: Ses, nefes, beden ile öyküyü oyuna taşıma.
IV. Gün: Oyun, amaç, geliştirme, zaman, ölçü…
V. Gün: Kurulu oyun ve gösteri…

Bilgi ve Ön Kayıt;
0212 517 46 97
www.fkmonline.net

(Kaynak: FIRAT KÜLTÜR MERKEZİ)

Faşizm, hep böyle hortladı; böyle hortluyor!

İnsanları, zekâlarına göre kategorize etme çabası, oldum olası hiç hoşuma gitmeyen, anlamsız ve gereksiz bir çaba . Bence, zekâ (anlak) sonradan oluşan değil; doğuştan gelen bir "yetenek". Zekâ, doğuştan gelen bir "yetenek" olduğu için, dolayısıyla, insanın kendi elinde olmayan bir edim. Benim anlayışıma göre, zekânın öğrenmekle geliştirilebilen bir yanı olmakla birlikte, belirleyici yanı, kalıtsal bir durum oluşudur. Durum böyle olunca, insanları zekâlarına göre kategorize etmek, yine bence, faşizan bir tutumdur.

Aşağıya www.milliyet.com.tr sitesinden alarak aktardığımız haber, çok can sıkıcı olduğu ve faşizan kırıntılar taşıdığı için, okurlarımızın dikkatine sunma gereksinimi duyduk! (HB)


***


Alman siyasetçiden korkunç öneri


Alman Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Berlin eyalet teşkilatı içişleri politikaları sözcüsü Peter Trapp, ülkeye gelen göçmenlerin zeka testine tabi tutulmasını istedi.

Trapp, Bild gazetesine yaptığı açıklamada, göç konusunda ülkeye faydalı olacak bazı kriterlerin belirlenmesi, iyi bir meslek eğitiminin ve uzmanlığın yanı sıra zekanın da bir ölçüt olması gerektiğini belirterek, "Göçmenlere zeka testi uygulanmasından yanayım. Bu konuyu daha fazla tabulaştırmamak lazım" diye konuştu.

Hristiyan Sosyal Birlik Partili (CSU) Avrupa politikaları uzmanı Markus Ferber de, göç konusunda Avrupa’da ortak bir uygulamanın olması gerektiğini ifade ederek, aile birleşimi gibi insani nedenlerin, göç için tek neden olamayacağını söyledi.

Ferber, bu konuda Kanada'yı örnek göstererek, bu ülkenin, göçmen çocuklardan Kanadalı çocuklara göre daha yüksek bir zeka düzeyi istediğini kaydetti.

Yeşiller Partisi Berlin Eyalet Meclisi Üyesi Özcan Mutlu ise, Trapp ve Ferber’in sözlerine sert tepki göstererek, zeka testinin milletvekillerine yapılması gerektiğini, bunun sonucunda CDU'lu milletvekillerinin zeka düzeyinin ne kadar düşük olduğunun görüleceğini söyledi.

Göçmenlere zeka testi yapılması talebinin ırkçı bir yaklaşım olduğunu belirten Mutlu, "Almanya Merkez Bankası'nın bir yönetim kurulu üyesi (Thilo Sarrazin) Türklere, Araplara ve Afrikalılara ’aptal’ diyor. Şimdi de bir CDU’lu zeka testi talep ediyor. Bunlar tehlike veren sinyaller. Bunlar ciddiye alınmalıdır" görüşünü ifade etti.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) Berlin Eyalet Meclisi Üyesi Bilkay Öney de, bu tür açıklamaların toplumdaki huzuru bozduğunu, mantıklı siyasetçilerin sorumsuzca açıklamalar yapmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.

(Kaynak: Milliyet)

LİNÇÇİ Tuncer Cücenoğlu'nun "arkadaşları" Berliner Ensemble Genel Sanat Yönetmeni Claus Peymann ile Baki Kiper, Cücenoğlu'nun "Çığ"ını okumuşlar mı?!!

Eğer, Baki Kiper ve Claus Peymann, "Çığ"ı okudularsa, şimdi de "Çığ aslında nedir, neyi sarsıyor?" yazısını okumalılar!

Çünkü...

"Çığ aslında nedir, neyi sarsıyor?" yazısını okumadan, "Çığ" metni hakkında ve bu metnin yazarı LİNÇÇİ Tuncer Cücenoğlu'nun oyun yazarlığı(!) hakkında gerçek dramatik bilgiye ulaşmak asla mümkün değildir!!

Biz, Baki Kiper ve Claus Peymann'a, Coşkun Büktel'in "Çığ aslında nedir, neyi sarsıyor?" başlıklı yazısını mutlaka ve hemen okumalarını öneriyoruz!!!


***


Ayrıca bakınız:

Çorumlu yazar LİNÇÇİ Tuncer Cücenoğlu, Türk aydınlarına iktidarların eteğine yapışarak Avrupa Birliği emperyalizminin kuyruğuna takılmalarını öneriyor

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 11

Eylül


Oğuzcan Önver
27 Haziran 2010


Eylül ayının ilk günleriydi. Çok büyük emek harcayarak kurduğumuz küçük ama tamamıyla kendimize ait olan dünyalarımız ve sağdan soldan "çaldığımız" boyalarla çizdiğimiz duvar resimlerimiz, kötü bir ressamın paletine sıktığı boyaları ve kafatasının içinde tutsak ettiği beynindeki imgeleri gerçeklere aykırı bir biçimde kullanması sonucu henüz berbat edilmemişti. Henüz çok gençtik ve henüz çok umutluyduk!

Gerçeklikten çok uzak duygularım, yer altından bile duyulmuyordu. Çıplak bir sıcak, bedenimi, ruhumu ve tüm hücrelerimi ele geçiriyor ve zafer şarkıları söyleyerek beni mağlup ediyordu.

"Örgütteki üst düzey yetkililer"le görüşmek için ortaklaşa kullandığımız evi terk edip, hiç alışık olmadığım ilginç bir yola çıkmıştım.

Sokaklar, her zamanki gibi "yalnız bir imge" olmanın gururunu taşıyorlardı. Yağmur, sanki birilerinden intikam almak istercesine nefretle ve hıçla yağıyordu.

"Örgütün merkez binası"na vardığımda, herkesin garip bir telaş içinde olduğunu sezdim. Hiç kimse uzun cümleler kurmuyordu ve benim geldiğimi bile asla fark etmemişlerdi. Zaman zaman hissettiğim "varlığımın farkında bile değiller" duygusunu yine duymaya başlamıştım ve bu sefer sesler pek düzenli gelmiyordu kulaklarıma.

Merdivenleri hızlıca çıktım. "Üst düzey yetkililer"le görüşmek için toplantı odasına girmeliydim. Odanın kapısında, şimdiye dek hiç görmediğim şişman bir adam vardı. İçeride çok önemli bir toplantı olduğunu, içeri giremeyeceğimi ve bir süre dışarıda beklemem gerektiğini söyledi. Çaresiz razı oldum söylediklerine ve hiç beklenmediğim bir bekleyişe mahkûm oldum. Bir saat sonra, yine o şişman adam koşarak çıktı içeriden. Bekleyişim uzadıkça, endişelerim beynimde kumar oynuyordu ve kaybeden hep ben oluyordum nedense.

Artık daha fazla bekleyemezdim, o adamların biriyle görüşmem lazımdı. Bu gece yarısı, merkez binasına, bir saldırı ihbarı almıştım ve onları uyarmalıydım. Kapıyı usulca açıp içeri girdim. Doğru dürüst yüzüme bile bakmadı kimse, hararetli bir konuşma sürüyordu. Beni büyük ihtimalle o şişman adam sanmışlardı veya beni görüp pek önemsememişlerdi. Telefonla konuşan adam birden sustu ve telefonu kapattı.

- Arkadaşlar, aldığımız haber büyük ihtimalle doğru!

- Ne yani, şimdi darbe mi olacak?

- Öyle gözüküyor arkadaşlar, her şeye hazırlıklı olmalıyız. Yalnız, bu haberi herkese iletmeyin, teşkilatta panik havası oluşmasını istemiyorum. Bizi yakalarlarsa eğer içeride asla çözülmemeliyiz…

Bu konuşmaları duyar duymaz kendimi dışarı attım. Merdivenlerin başındaki şişman adam buraya doğru geliyordu, ona gözükmeden binadan çıktım. Her şey birbirine karışıyordu. Bahsedilen panik havasını fazlasıyla soluyor olmalıydım. Sokaklarda yürümeye başladım. Artık hem sokaklar hem de ben yalnız birer imgeydik. Aldığım ihbarı bile söyleyememiştim.

Neden bu kadar korktuğumu anlayamıyordum. Örgüt içinde işkenceye nasıl dayanılacağına dair bazı şeyler öğretiliyordu ama ben ne zaman bu konu açılsa ortamdan uzaklaşıp, bu tarz düşünceleri kendimden uzak tutmaya çalışıyordum.

Ben doğduktan kısa bir süre sonra annem ölmüş. Beni babam büyütmüş. Ama ben babamın bana attığı dayaklar dışında hiçbir şey hatırlamıyorum çocukluğum hakkında. Bu yüzden dayak ve işkence sözcükleri bende çok olumsuz tepkimelere sebep oluyor. Devrimci mücadele sırasında bu korkumu biraz olsun azaltmayı başarmıştım ama şuan bu korku geçmişten gelip yüreğimin tam orta yerine yerleşti.

Nereye gidebileceğimi veya kime güvenebileceğimi kestiremiyordum.

O gece yarısı bir parkta uyumaya karar verdim. Bu yanlış bir karar olabilirdi belki ama düzgün düşünme yetimi yitirmiştim.

Uyandığımda bir hastane odasındaydım. Esmer bir doktor bana bakıyordu. Konuşmak istiyordum ama beynimi kontrol edemiyor, anlamsız, boş gözlerle doktora bakıyordum. Bir şeyler söylüyordu sanki ama ben duymuyordum. Buraya nasıl ve neden gelmiştim?

Bir süre sonra konuşmaya ve doktorun söylediklerini duymaya başladım.

Doktor - Burası "Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi" beyefendi... Siz, parkta uyurken çığlıklar atmaya ve bağırmaya başlamışsınız. Sizi buraya, bu hastaneye getirmişler. Çok büyük ihtimalle çok kötü bir rüya gördünüz. Şimdi çok daha iyisiniz ama değil mi?

- Evet...

+ Bir süre daha burada kalabilirsiniz; sonra sizi taburcu ederiz.

- Evet...

"Evet" demekten başka bir şey gelmiyordu aklıma. Kâbusumu hatırlamıştım. Merkez binası patlıyor ve ölüler benden hesap soruyordu. Doktor tam odadan çıkmak üzereyken:

- Şey… Bakar mısınız acaba?

+ Buyurun...

- Radyoda bir patlama haberi var mıydı bugün?

+ Hayır, yoktu!

- Peki, sağ olun...

Biraz olsun içim rahatlamıştı. İhbarların asılsız çıkması çok olağan bir durumdu; ama "örgütün üst düzey yetkilileri" darbe olacağı konusunda son derece emindi ve benim sığınmak için bir yere ihtiyacım vardı.

Sokaklar, artık benim için tehlikeli bir imge haline dönüşmüştü. Âdeta gölgemden korkar olmuştum. Aslında burada kalmak… Evet!... Bu hastanede kalmak benim için çok güvenliydi. Ama bunun için deli numarası yapmam gerekirdi; bu da benim için çok zor olmasa gerekti. Kötü geçirilmiş bir çocukluğa sahip herkes delirmeye meyillidir. Doktor, yaklaşık bir saat sonra geri gelip durumumu sordu. Ona burada kalmak istediğimi, delirmeye başladığımı ve kendimi iyi hissetmediğimi söyledim. Doktor, hiçbir şey sormadan:

"Peki. Size bir oda hazırlatıyorum o zaman, oraya geçip bir süre burada kalabilirsiniz."

dedi.

Mutlu olmuştum. Bu mutluluğum çok uzun sürmedi. Zaten güzel şeyler pek uzun sürmezdi, öyle öğretmişlerdi bana. Endişelerim, beynimi ele geçiriyor, yüreğimde anlam veremediğim bir kuşku filizleniyordu. Doktorun beni hemen hastaneye kabul etmesi, hiç soru sormadan benim deli olduğuma kanaat getirmesi, bana çok sıcakkanlı davranması beni korkutuyordu. Genelde, kimse bana bu kadar iyi davranmazdı. Kısa süreli de olsa kendime bir sığınak bulmuştum. Dışarıda sağanak yağmurlar vardı ve benim korunabileceğim bir sığınağım olmuştu. Kısa sürede hastanedeki hastalarla tanışmaya, onlarla uzun uzun sohbetler etmeye, onları gerçekten ama gerçekten anlamaya başlamıştım. Hayat, iyi insanları daha fazla üzüyordu, bunun bir sebebi olmalıydı.

Odamda kırmızı panjurlu bir pencere vardı. Dışarıdaki hayatla tek bağım bu pencereydi. Günün belirli saatlerinde dışarısını izliyor, insanları gözlemliyordum. Penceremin tam karşı doğrultusunda bahçeli bir ev vardı. Bu evin bahçesinde, küçük bir kız, her sabah, oyuncaklarıyla oynuyordu. O kadar mutlu görünüyordu ki, gözlerim yaşarıyordu.

11 Eylül geldiğinde, çok emek harcayarak kurduğumuz dünyalarımız ve sağdan soldan çaldığımız boyalarla çizdiğimiz resimlerimiz, kötü bir ressam tarafından berbat edilince o kızı aradı gözlerim. Pencereden dışarı baktığımda yalnız sokak imgem, tanklar tarafından tecavüze uğruyordu. Çok üzülüyordum, gittikçe duygusallaşmıştım burada. Yıllarca birlikte mücadele verdiğim arkadaşlarım, kim bilir şimdi hangi ıssız odada, hangi işkence aletiyle ne koşullarda mücadele veriyordu. Belki de benim adımı vermemek için günlerce işkence görüyorlardı. Benim gibi zavallı bir korkak için nelere dayanıyorlardı. Bense bir fare gibi, odamda çırpınıyordum. Pencereden dışarı bakmak, zaman geçtikçe daha zor bir eylem haline geliyor, beynimin tüm tersanelerine giriliyor, tüm kaleleri, bir fare ordusu tarafından zapt ediliyordu.

Bir gün, tüm cesaretimi toplayıp, pencereden dışarı baktım. O küçük kızın evine baskın yapılıyordu. Küçük kız, bahçesindeki oyuncaklarıyla oynayıp, iyi bir masal kahramanı kadar mutluyken, bir sürü adam bir sığır sürüsü gibi içeri girip, o küçük kızın annesinin gözyaşları ve çığlıkları arasında, o küçük kızın babasını apar topar gözaltına alıyorlardı. Küçük kız, o çok sevdiği ve yirmi dört saat yanından hiç ayırmadığı oyuncaklarını bahçede bırakıp hıçkırarak annesine sarıldı; birlikte hıçkırıp birlikte ağladılar; birlikte ağladık. O günden sonra, bir daha hiç dışarı çıkmadı küçük kız, oyuncakları ve bu oyuncakların oluşturduğu milyonlarca imgeler bahçede kimsesiz kaldılar. Küçük kız, tıpkı benim gibi, hayatla tek bağını bir pencere çerçevesinden kurabiliyordu. Saatlerce, günlerce, aylarca oyuncaklarını izledi penceresinden. O kızın pencerenin çerçevesinden oyuncakların izlemesi, hayatımdaki her şeyi kökten değiştirdi. Ben, beni ürküten hiçbir şeyden daha fazla kaçamayacağımı, bu lanet olası hastaneden çıkıp arkadaşlarımın yanında olmam gerektiğini ve işin en ilginci, tıpkı arkadaşlarımın gördüğü gibi ben de işkence görmeyi istedim. Tüm hücrelerimle, tüm kırık dökük imgelerimle, tüm her yerimi kanatan hayal kırıklıklarımla istedim bunu. İnsan, içindeki çocukla barışınca, korkusuz olmayı başarabiliyordu!...

Doktorla görüştüm.

- Ben deli değilim.

- Anlamıştım. Hiçbir deli, deli olduğunu kabullenmez ki!

- Neden? Peki o zaman neden bana yardım ettin?

- Senin emekçilerin mücadelesi içinde olduğunu hemen anlamıştım, bu yüzden sana yardımcı olmak istedim.

-Peki, ama nasıl anladın?

- Ben çok zor koşullar altında okudum. Hayatım boyunca ezilmişlik duygusunu çok yaşadım. Bu tür insanlar, birbirlerini gözlerinden tanır; aynı şey senin gözlerinde de vardı. Gözlerim doldu, gözlerimiz doldu. Gözyaşlarımız o küçük kız için dindi. O küçük kızın gözyaşları bizim için çok Tanrılı ve çok sancılı bir dindi.

Hastaneden çıktıktan sonra, "örgütün merkez binası"na gittim. Bina çok ıssızdı ve ortalıkta hiç kimse görünmüyordu. Sokağın başında nöbet tutan askerlere teslim oldum. Gözaltındaki ilk gecem çok zorlu geçti; görme yetimi kısa bir süre için yitirmiştim; her şey karaltı hâlinde bir uğultuydu sadece. Gözlerim, tekrar eskisi gibi görmeye başladığında, yani hayat yeniden netleştiğinde, küçük oyuncaklarıyla büyük dünyalar kuran o küçük kızın babasını gördüm yanımda. Yaşadıklarımı anlattım; adam, beni dinlemeye başlar başlamaz ağlamaya başladı; o daraltılmış odada kim varsa ağlamaya başladı.

- Kızının adı ne?

- Eylül.

Ben, gözyaşlarımda biriken rengarenk boyalarla "Eylül" adlı bir tablo yapmaya ve "Umut" adlı bir dünyayı yeniden inşa etmeye başladım.


* Oğuzcan Önver, Bulunmaz Tiyatro oyuncusudur!


***

Ayrıca bakınız:

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 1
Bir palyaçonun gözyaşlarıyla makyajını silme çabası...

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 2
Bir Bahar Temizliği

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 3
biLİNÇaltında ölümcül anlar

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 4
İntiharın Genel İdeolojisi

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 5
"Devrimci Ayinler"

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 6
Lunaparklarımdaki atlıkarıncalar

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 7
Bir oyunun cenin hâli!

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 8
Göçebe Nehirler ve Körebe Oynayan Şehirler

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 9
İsrailli çocuklar Gazzeli çocuklarla körebe oynuyor!

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 10
Şövalye

Oyuncu Oğuzcan Önver, şiir de yazıyor!

http://oguzcanonver.blogcu.com/

"İşte bu kötü!"
Kızmayın…Gerçeklerden Konuşalım……


Şekip Taşpınar


Üzgünüm… Köşe başlarını tutmuş olan insanlar yakındıkları için. Bu ülkenin gerçekleri bu değil. Tek tiyatro dergisi var, yönetmen olmak zor, tiyatro yapmak imkansız vs vs… Sakın kızmayın. Gerçeklerden bahsedelim.

Tek tiyatro dergisi yine bizlerin, tiyatrocuların sağduyusuyla ayakta duruyor. Ve yine o tek tiyatro dergisi bu kadar güçlüğe zorluğa rağmen, bizim tek tiyatro dergimizdir denerek ayakta duruyor. Destek vermeliyiz denerek ayakta duruyor. O da çok istemediğimiz yazılara ve sebepsiz eleştirilere rağmen. Hatta tiyatrom ile ilgili sınırlı sayıda oyun tanıtımı yapılıp asla eleştiri yapılmazken. Tek tiyatro dergimizdir diyerek satın alıyoruz. Yani Irak savaşıyla bir ilgisi yok. Geçmişte köşe başlarını tutmuş ve halen tutmaya devam etmiş tiyatro emekçileri ile ilintili. Kızmayın, gerçeklerden bahsedelim.

Ve siz bir an düşündünüz mü geçmişteki sanat politikanızı ve görüşlerinizi? Bir an önce seyirciye sanatı sevdirecek ne yaptınız? Hep safsata, hep fasa fiso. Seyirci enayi değildi ve biz şimdi onlara enayi olmadıklarını anlatmaya çalışıyoruz. O kadar çok enayi yerine konmuşlar ki artık inandırmak güç. Kızmayınız… Gerçeklerden konuşalım.

Bir tiyatro dergisi var ama senin gönderdiğin hiçbir haberi, yazıyı yayınlamayan. Ben ne yapayım o tiyatro dergisini. Alayım ve aldırayım da yaşasın. Yaşasın tiyatro. Yaşasın tiyatro dergisi. Çok zaman önce tavrımı koyduğum, tiyatromdan bahsetmeyen İstanbul dergisini tek tiyatro dergisi diye yaşatmaya çalıştım. Ama artık köşe taşları dağıldı. Elimde vicdanımdan ve tiyatromdan başka bir şey kalmadı. Eee, destek gördüm mü, görmedim… Bir iki sayfa ve forum açmakla da bir fayda görmedim. Ne yapacağım? Tiyatro dergisi yaşasın. Ne olursa olsun, yaşasın ama tiyatro olmasınmış, ne gam. Tiyatro dergimiz var ya… Kızmayın.. Gerçeklerden konuşalım.

Kimseye oyun yönettirilmezmiş. Oyun yönetmek neredeyse bir tabu tiyatroda. Yahu siz, oyun yöneteyim ama bu olsun dediniz mi? Ya da “bu oyunu yönet” dediklerinde kabul mü ettiniz? Asıl kendi önünüzü tıkayan sizlersiniz. Ve tabii bizim önümüzü de. Köşe başlarında duruyor ve yol ayrımlarına izin vermiyorsunuz. Kızmayın lütfen. Gerçeklerden konuşalım…

Bir idarecinin sanat görüşü ve rotası olmalıdır. Kim iddia edebilir son onbeş yıl içinde böyle bir sanat görüşü olduğunu? Ve siz değerli büyüğüm, her gelenin sanat politikasını kabul etmediniz mi? Yooo, hayır dediniz mi? Bu yanlış, doğru budur dediniz mi? Evet, haklısınız, doğru neye göre doğru. Göreceli değil mi? Ama sizin doğrunuz olmadı mı? Peki bu doğruların ulaşacağı nokta burası mıydı? Değildi. Neden? Çünkü bir doğru dayatmadınız ve hep kabullendiniz. Bu sayede pek çok oyun yönettiniz. Şimdi sorun ne? Sorun şu; biz sizin gibi her önümüze gelene atlamadık, tavrımızı koyduk ve bir sanat politikamız var. Bir düşündüğümüz var. Hiçbir şey zor değildi aslında siz her şeyi kabul etmeden önce. Kızmayın rica ederim. Gerçeklerden konuşalım.

Ne bu seksen milyonluk ülkenin tek tiyatro dergisi, ne bu ülkenin oyun yönettirilmeyen sanat politikası. Asıl sorun her şeyi kabullenen, geleceğini kuramayan, geçmişini hatırlamayan zihniyetin suçu. Yoksa bu ülkede tiyatro öyle bir araçtı ki silah gibi…

Kızmayın… Gerçeklerden konuşalım…

Şekip Taşpınar Adana DT

(Kaynak: tiyatronline.com)


***


Ayrıca bakınız:

Hiçbir zaman LİNÇÇİ olmayan İhsan Ata, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından LİNÇÇİ Demirkanlı'nın yönettiğ LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro...'yu eleştiriyor!


***


LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

LİNÇÇİ OYUN YAZARLARI VE ÇEVİRMENLERİ DERNEĞİ (OYÇED) ARTIK AVUKAT KULLANIYOR YADA LİNÇÇİ OYÇED, YASADIŞI LİNÇÇİLİKTEN YASAL LİNÇÇİLİK SÜRECİNE GİRDİ!

LİNÇÇİ Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği'nin (LİNÇÇİ OYÇED) avukatı Burhan Gün'ün aba altından gösterdiği sopayı, tiyatro kamuoyunun da görmesi için, gelir gelmez, anında yayınlıyoruz: "TEKZİP"* (HB)

* Avukatımızın yaptığı uyarı sonucu, bu yazı, yayınlandığı özgün sayfasında olduğu gibi kalıp, sunuş yazısıyla birlikte "ayrıca bakınız" bölümünü bu sayfadan girdik.
(28 Haziran 2010)


***


Ayrıca bakınız:

LİNÇ KAMPANYATÖRÜ Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği yöneticileri duyarlılık gösterip, iç yazışmalarını bile bize gönderme kararı almışa benziyor!

On bir yaşına yeni basmış, soyut düşünebilme becerisini henüz edinmiş bir çocuğun düzeyine bile ulaşamayan LİNÇÇİ Prof. Dr. Nurhan Tekerek'ten inciler

Sayın LİNÇÇİ Prof. Dr. Nurhan Tekerek'in LİNÇÇİ Mitos-Boyut tarafından yayınlanan kitaplarını bu cici bacımız yazı yazmayı öğreninceye dek okumuyoruz!

LİNÇÇİ Prof. Dr. Nurhan Tekerek'in web sitesi!

YENİ TİYATRO DERGİSİ'NİN DÜZENLEDİĞİ "'YENİ BİR DÜNYA İÇİN' YENİ TİYATRO TOPLANTILARI"NIN ÜÇÜNCÜSÜ, 29 MAYIS 2010 GÜNÜ, BULUNMAZ TİYATRO'DA YAPILDI...

Bir LİNÇ darbesi girişimiyle Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek isteyenlerin mükerrer imza kullanma alçaklığı!

Yalan makinesi, küfürbaz, LİNÇ ÇAĞRICISI Mustafa Demirkanlı ve 3. Abdülhamid Timur'un sözde "küfür karşıtı" kampanyasına alet olanları teşhir ediyoruz

Tiyatro eğitimi veren kurumları tanıtıyoruz / 1

Arkasını finans kapitale yaslamanın dayanılmaz hafifliğiyle LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından biri olan MİMESİS, arka kapağını PAMUKBANK'a vermiş!


***


LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

27 Haziran 2010 Pazar

Hiçbir zaman LİNÇÇİ olmayan İhsan Ata, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından LİNÇÇİ Demirkanlı'nın yönettiğ LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro...'yu eleştiriyor!

Oyun'un notu: Aşağıdaki yazıyı, LİNÇÇİ Yaşam Kaya'nın editörlük yaptığı LİNÇÇİ tiyatronline.com sitesinden alarak olduğu gibi yayınladık. Ancak, yazıda bulunan LİNÇÇİ adlara biz link verip, bu adları kırmızı renkle biz belirginleştirdik. Ayrıca, yazıdaki bariz yazım yanlışlarını kırmızı renkle belirtip, doğrularını yeşil harflerle biz yazdık!

Yazının hiçbir müdahaleye uğramamış, "tertemiz" ve özgün hâlini okumak isteyenler, aşağıda verdiğimiz linki tıklayabilirler...


***


LİNÇÇİ Tiyatro Tiyatro dergisi.. ve diğerleri…


İhsan Ata


Herkes Bir (bir) şeyler yazıyor, herkes bir şeyler karalıyor. herkes (Herkes) bir amaç uğruna inandığı şeyleri savunuyor. ama (Ama) ortada olan bir gerçek var..

Şekip taşpınar (Taşpınar) beyfendinin (beyefendinin) Kızmayın…Gerçeklerden Konuşalım…… ("Kızmayın…Gerçeklerden Konuşalım……") yazısı üzerine yazıyorum. bugüne kadar yazılarımın hiç birinde (hiçbirinde) kişiye eleştiri yapmadım ve yapmamam gerektiğini sevgili büyüklerimden, hocalarımdan öğrendim. ama (Ama) işin görünmeyen kısımlarını neden görmek yada bakmak istemiyoruz. İçimdeki isyanı daha fazla durduramayarak yazmaya karar verdim.

… Tek tiyatro dergisi var, Tek (tek) tiyatro dergisi yine bizlerin, tiyatrocuların sağduyusuyla ayakta duruyor. Ve yine o tek tiyatro dergisi bu kadar güçlüğe zorluğa rağmen, bizim tek tiyatro dergimizdir denerek ayakta duruyor. Destek vermeliyiz denerek ayakta duruyor. (şekip taşpınar) (Şekip Taşpınar) Bunları herkes söylüyor. samimi (Samimî) olmakta fayda var. Sene 1991 ve 2005 bu geçen sürece bakalım. neler (Neler) oldu bu geçen süreçte..(?) LİNÇÇİ tiyatro dergisi (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi) nasıl bu noktalara geldi..(?)

Herkes geçen bu süreci düşünsün ve şapkasını bir defada (defa da) olsa önüne koysun. Belki de ilk defa gerçekleri düşünerek bu noktaya nasıl gelindiğini düşünüldüğünde bir sonuç çıkarılabilir.

Devlet tiyatrolarında (Tiyatroları'nda) yaşanan sıkıntılar, İzmit şehir tiyatrosu (Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları), İstanbul şehir tiyatroları (İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları) ve sonunda LİNÇÇİ Tiyatro dergisi (Tiyatro... Tiyatro... Dergisi)..

Zaten tiyatroları bastırarak, kapattırmak, oynatılmamak, yönetmemek, yönetilememek isteniyor bunlara birde (bir de) LİNÇÇİ Tiyatro dergisi (LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi) halkası eklendi.

Sayın LİNÇÇİ Nurhan tekerek (Tekerek): BU ÇIĞLIĞA SES VERMEK AMA NASIL? HANİ TİYATRO DUYARLI İNSANLARIN HARCIYDI!… Sayın hocama burada küstahlık yapıp eleştiride bulunamam. saygım (Saygım) buna engeldir. Ama sayın hocam Lütfen (lütfen) söyleyin. Bu dergi hangi anlamda Gerçekten (gerçekten), tarafsız ve gerçek yayın ilkeciliğiyle davrandı? Neden eleştiriler yayınlanmadı.(?) Neden hep popülist kişilerle röportajlar yapılıp , tanıtımlarına sayfalarca yer ayrıldı. Bir örnek vereyim size, Oidipus diye bir oyun oynandı. Hatırlarsınız. Türkiyede gururla bahsettiği, her yerde ayakta alkışlandığı, ödüllere doymayan bir oyun olduğu söylendi. Ama bunlarla ilgili tek bir kelime , tek bir harf yazılmadı, Şahide (Şahika) TEKAND hanım efendiyle ilgili bir tek röportaj göremedim? hafızanızı hiç yormanıza gerek yok. Yakın tarihteki bir olay. Gerçek bir yayın anlayışı sizce böyle mi olmalıdır. Objektif ve araştırmacı yayın anlayışı nerde? Madem övgü dolu sözler yazıyorsunuz ...

(Can doğan Hocam dan’da ) (Can Doğan Hocam'dan da / hocamdan da)

Cevap bekliyorum.

Popüler kesmin yandaşçılığı olan ve şaşalı ödüller vererek belki de tiyatroyu gururla ayakta tutan, herkesin yapabileceği bir iş değil ''Büyükler Mektebi olan '' bir yer imajı vermeye çalışıldı. ama kimse işin arka tarafında neler olduğunu sormadı. Kimse merak edip;Yazılarım neden yayınlanmıyor? Neden haberlerim , oyun tanıtımların, röportajlarım dergide yayınlanmıyor. Bunlar sorulmadı. Sayın LİNÇÇİ demirkanlı (Demirkanlı) şimdi kalkıp sizleri haber yapsaydık Tiraj yapamazdık ? mı (Tiraj yapamazdık mı?) diyecek Tiraj ortada!

Ortada bir gerçek var.

Her zaman hayiflendiğim konuyu bur da şekip beyfendinin yazısına katılarak açıklamak isterim. yıllardır Türkiye’nin tek tiyatro dergisi özelliğini koruyan bu dergide yaşananlara bakmak lazım.

Her kesmin tiyatro haberlerini veriyormu (veriyor mu)?

Tanıdık, politik ve ÇÜK (çok ünlü kişiler)'in dışında bilinmeyen isimlerin yazılarını, eleştirilerini yayınlıyor mu.?

84 sayfalık tiyatro dergisinde kendisine ve kendi kadrosunda bulunan eleştirmenlere yer veriliyor.

O zaman şunu sormak lazım. LİNÇÇİ Tiyatro.. Tiyatro.. Dergisi . Türkiye’nin mi dergisi ? yoksa kendileri için hazırlanmış bir portalmı (portal mı)?

LİNÇÇİ Tiyatrodergisi.com.tr sitesinde yayınlanan haberleri okuyan ve belki de acıma noktasına gelen bu yayın .. herkesin dergisi olmadığı için bir çöküş yaşamıştır. Şaşalı (Şaşaalı) ve popülist yaklaşımıyla kendi kesimlerinin (Sosyete) dışında Kimseyi dergiye haber etmeyen, Ödül gecelerinde boy boy resimleriyle sağa sola hava atan bir dergi olan bu yayın .. alan kişiye ne kadar hitap eder, yada niçin almalı merak konusu...

Ülkemizde 15 yıldır "İnadına" yayın hayatını sürdürmeye çalışan tek tiyatro dergisi olan LİNÇÇİ Tiyatro Tiyatro Dergisi 1 Şubat 1991 de, yani ilk sayısında, Irak Krizi'nin de etkisinden de olsa gerek; "Tiyatrocular 'Barışa Evet' Diyor" u kapak yapmış diyor LİNÇÇİ Nurhan Tekerek hocam. Tiyatro dergisinin çığlığı adlı yazı ilk yayınlandığında ilk kendiniz bilgisayar karşısına geçip yazmaya başlamıştınız.

Geçen ayın dergi kapağına bakalım birde (bir de); Yılların sinema sanatçısı ve tiyatro oyuncusu ödüllü oyuncu Julide kuraldı (Jülide Kural'dı)..

Uzun zamandır tiyatro yapmayan .. yaptığı zamanda (zaman da) olay yaratan bu sanatçının neden resmi (fotoğrafı) dergi kapağı oldu.. Çünkü kadir inanırın (Kadir İnanır'ın) sevgilisi, Dizilerde (dizilerde) oynuyor ve popülerdi. Örnekleri çoğaltabiliriz. Mucizeler komedisi (Komedisi) Ocak 20054'in (2005'in) kapak resmiydi. Özlem tekin (Tekin) röportak (röportaj) konuğuydu. Yıllardır bir kere bile perdesini kapatmayan hadi bizleri geçtik. Devlet tiyatroları (Tiyatroları) da bir tarafa Kenterler, Poyrazoğlular, Hadi çamanlar (Çaman'lar), LİNÇÇİ Genco erkallar (Erkal'lar) gibi usta isimler ile neden röportaj yapmıyorlar? neden afişleri kapakları süslemiyor? satış kayğısımı (kaygısı mı) dersiniz. bence dergiyi alan herkes bunları zaten televizyonlarda ve magazin programların da (programlarında) görüyor. dergiyi alan kişi (bir abonesi olarak en azından ben) dolu dolu tiyatro haberleri, oyun eleştirileri, kimsenin bilmediği oyun tanıtımları, röportajları beklerim.

Dergi yapmak zor sanaattir. oturduğun yerden .. televizyonda gördüğün haberden... her gün gözümüze sokulan haberleri dergiye yansıtırsan .. korktuklarınla karşılaşmak kaçınılmazdır.

LİNÇÇİ Tiyatro dergisiyle (LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nde) çıkan haberlerde hemen yazılanlar üzerine konuşan ve hiç bir (hiçbir) araştırma yapmayan destek olmak üzere seferber olan insanlarımız var. Saygı duyuyorum. Ki bende (ben de) hem kendi sitemde hem de üyeliğimi yeniletmek için başvuruda bulundum. Yalnız benim burada ki (buradaki) isyanım LİNÇÇİ tiyatro dergisinin (LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin) kapanması için değil.. Öyle olsaydı tekrar abonelik müracaatında bulunmam, bur da (burada) kimseyi abone etmeye teşvik etmem .. hatta hatta Sayın LİNÇÇİ demirkanlının (LİNÇÇİ Demirkanlı'nın) mailinde vardır. Gaziantep'te şube kurup pazar ağını genişletmek teklifini sunmazdım...

Arkadaşlar tekrar bir tiyatro dergisi gelmez burada ki isyanım. yaşanan çarpıklıklar.. belli bir düzen üzerine oturulmuş hep aynı şeylerin getirmiş olduğu .. sıkıcılık. Popülist yaklaşımıyla yer edinme çabaları..

Amacım... yanlışların düzenlenmesi, hatırlatılması fark edilmesini sağlamaktır. yaşananlardan ders alınmasıdır.. daha geniş bir ağ üzerine derginin inşaa edilmesi.. O kadar zaman harcayıp gönderen eleştirileri dahi yayınlamaktan aciz olan dergiye sesleniyorum.. Kendi kadrosuyla zor bir göreve çıkmış.. sonuna kadar destekliyorum. Ama! habercilik zor iştir. Yayın ağını genişleterek .. herkesime kulak vermek ve araştırma yapmak zorundadır.

Bence LİNÇÇİ Tiyatro dergisinin (LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin) bugünkü konumunun nedenleri; yenilemekte fayda görüyorum. Popülist yaklaşımlar.. tanındık röportajlar.. Bilindik yazarların eleştirileri. ve hep aynı haberler.. Onlar sanıyor ki kapakta Ünlü görmek istiyoruz. Bu bir moda dergisi değil! bu Tiyatro dergisidir. bunları kınamak yangına körükle gitmek yerine.. bunların en kısa zamanda düşünülmesi ve buna göre hareket edilerek daha çok kitlelere ulaşacağını .. Bu dergiyi eline alan herkesin farklı haberler görüp dolayısıyla daha da ilginç kılacağını inancındayım.

Bunlar yetmezmiş gibi bu haberin yayınlamayan tiyatro sitelerine sitemde bulunuldu. Sen benim yazımı yayınlamazsan senin yazından yayınlanmaz. Bu doğa kanunudur. Bunlar düşünülmesi gereken şeylerdir.

Haksız olduğum konularla ilgili Cevap bekliyorum …

***

İhsan ATA 'a mail atmak istiyorum...

Yazara gönderdiğiniz eleştiriler yayınlansın istiyorsanız, lütfen mailinizde belirtiniz.


Sevgili İhsan Ata,

Bir tiyatro dergisini politikası ve içeriği ile eleştirmek farklı bir şeydir, derginin fiilen varlığını korumaya katkıda bulunmak farklı bir şeydir. Kuşkusuz her dergi yayın politikası, genel tutumu ile eleştirilebilir. Ama dergi ortadan kalkarsa eleştirilecek şey de ortadan kalkar. İki şeyi birbirine karıştırmamak gerek. LİNÇÇİ Tiyatro Tiyatro Dergisi (LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi) kimi zaman benim yazılarımı da yayınlamamış, ya da geciktirmiş olabilir. Kimilerinin etkinliklerine daha fazla ağırlık vermiş olabilir. Popüler düzeyde kalmış olabilir. Bunlar işin farklı boyutları. Ancak ortada şöyle ya da böyle bir tek dergi varsa -seksen milyonluk Türkiye'de- ve biz en az üç bin tiyatrocu, eleştirmek için dahi olsa, ayda 5 milyon vererek bu dergiyi almıyorsak, ortada acı bir gerçek var demektir. Olaya bu perspektiften yaklaşmak lazım (lâzım). Dergiyi yaşatmak farklı şeydir, eleştirmek farklı. Tekrar ediyorum bunlar birbirinden farklı şeylerdir...

Selamlar...
LİNÇÇİ Nurhan Tekerek

***

Sevgili hocam LİNÇÇİ nurhan tekerek (LİNÇÇİ Nurhan Tekerek) ... Fazla zamanınızı almadan cevaplayacağım. LİNÇÇİ Tiyatronline.com'daki (LİNÇÇİ tiyatronline.com'daki) yazımın kopyalarını gönderdim, (amaç yazdığım yazıların arkasında olma göstergesidir.) size, sayın LİNÇÇİ demirkanlıya (LİNÇÇİ Demirkanlı'ya) ve yine sitesinde övgüyle bahseden sayın can hocama..

Burdaki (Buradaki) amacım, yine söylediğim gibi derginin kapanması değil asla(!) derginin bugün gelinen noktasıdır. Bu noktaya gelinmesindeki süreçlere baktım ve tekrar ayağa kalkıp yayın hayatına devam etmesi için önerilerde bulundum. Yanlız (Yalnız) yazdığım yazılarla ilgili yanlışlıklar varsa lüften söyleyin...

Kişisel ego tatminim nedeniyle ... yazılarımız yayınlanıyormu (yayınlanıyor mu)? derken. Bahsettiğim daha evrensel herkes için geçerlidir. Sadece daha geniş daha objektif olması açısından söyledim. ''Bir tiyatro dergisini politikası ve içeriği ile eleştirmek farklı birşeydir, derginin fiilen varlığını korumaya katkıda bulunmak farklı bir şeydir.'' hocam derginin fiilen varlığını korumak için içeriğinin değişmesi talebinde bulundum. Kapansın demedim. Ama politikayı eleştirmez, yayın içeriğiyle ilgili değişikliğe gidilmezse sonuç daha korkunç olur. varlıgını (Varlığını) korumak elbette görevimiz. ama varlıgını (varlığını) koruyabilmek için içeriği daha objektif ve yalın olmalıdır. düşüncesini savundum.

Sonuç itibariyle burdaki (buradaki) dergiyle yapabileceklerimi geçen yazımdada (yazımda da) belirtmiştim. Türkiyenin tek tiyatro dergisinin kapanmasını istemekse tiyatroyla ilgilenen biri olarak ihanet sayarım. Saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

İhsan ATA

***

Sayın Ata,

Ben yazdığım yazıda derginin politikasına dair hiç bir (hiçbir) şey söylemedim dikkat ederseniz. Tabii ki, açıkça derginin kapanmasını istiyorum diye hiç kimse belitmez (belirtmez) ya da düşünmez diyelim. Ancak dergiye ilgi göstermemek, ya da satın almamak da bir tepkidir ve dergiyi sıkıntılı duruma düşürür. Ayda 5 milyon vermek hiç kimseyi rahatsız etmez. Ama almazsanız giderek tirajı düşer ve kapanır. Zaten olan da bu. Benim kast ettiğim (kastettiğim) de bu... Siz o dergiyi alırsınız, ve eleştirirsiniz. Ya da o dergiyi almaya devam ederken bir başka alternatif de üretirsiniz.

Ayrıca eminim sizinkinin benzeri pek çok eleştiri alıyordur LİNÇÇİ Tiyatro Tiyatro Dergisi (LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi). Kendileri bir yayın politikası belirlemişlerdir. O politikayı her tiyatrocudan gelen eleştiriye göre değiştirmeleri mümkün değildir. Onlar o işi yapıyorlar. Eğer siz kendi ya da sizin gibi düşünenlerle bir politika oluşturup yayın yapmaya soyunursanız, hem daha iyi olur, bir alternatif oluşur. Ve siz kendi yayınınızda o dergiyi eleştirirsiniz. Bilimsel ve sanatsal ilişkiler ve eleştiriler bana göre böyle bir yolu gerektiriyor. Ayrıca ben LİNÇÇİ Tiyatro Tiyatro Dergisi (LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi) için değil, "bir tek" dergi için “yalnızca kendi düşüncemi” belirtiyorum.

Hoşçakalın.

LİNÇÇİ Nurhan Tekerek

(Kaynak: tiyatronline.com)


***


Ayrıca bakınız:

LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi