30 Kasım 2010 Salı

Bulunmaz Tiyatro sanatçısı Oğuzcan Önver'in anı defteri / 20

Ön sıralarda oturmalarına, sofralarında kuş sütünden başka her şeyin bulunmasına karşın, arka sıradakilerin çaresizliklerini paraya ve/ya üne dönüştürmek için, "Arka Sıradakiler" televizyon dizisiyle topluma ninni söyleyenlere karşı, arka sıralarda oturmalarına, sofralarında inek sütü bile bulmakta zorluk çekmiş olmalarına karşın, ön sıradakilerin insan sevgisinden uzak oluşlarını eleştirip bu eleştiriyi mücadeleye dönüştürmek için "Ön Sıradakiler" Internet dizisiyle topluma düşünebilme yetisi kazandırmaya çalışanları karşı karşıya getirme çabası yada...


"Ön Sıradakiler" / "Arka Sıradakiler", Hamdi Alkan ve "Öğretmen Kemal"


Oğuzcan Önver
30 Kasım 2010


Hamdi Alkan'la tanışmayı, onunla televizyon vs. hakkında sohbet etmeyi, şimdiye dek aklımın ucundan bile hiç geçirmedim. Onun gezindiği mekânlarla benim gezindiğim mekânlar, birbirine taban tabana zıt konumlarda ve ben bu zıtlıktan çok memnunum.

Ben, Hamdi Alkan'ı, çocukluğumun hayal meyal hatıraları arasındaki unutulmuşluğundan, belleğimi zorlayarak, hep "Reyting Hamdi", "Gazman" ve benzeri saçmalıklara bulanmış olarak zar zor çekip çıkarmaya çalışıyorum. Benim için, günümüzde "Recep İvedik" ve türevleri neyse, çocukluğumun bembeyaz düşlerini kirleten "Reyting Hamdi", "Gazman" ve benzeri saçmalıklar da odur! Ben, biyolojik, psikolojik ve somatik olarak hızla büyüdükçe, "Reyting Hamdi", "Gazman" ve benzeri saçmalıklar, benim gözümde çok daha büyük bir hızla küçüldü. O zamanlar, "Reyting Hamdi", "Gazman" ve benzeri saçmalıkları piyasaya süren Hamdi Alkan ve "saz arkadaşları", şimdilerde, halkın, kapitalist çıkarlar doğrultusunda daha hijyenik bir biçimde sömürülebilmesi için, televizyonlarda diziler yönetiyor!!!

Bense, henüz lise üçte okuyan bir genç olarak, Bulunmaz Tiyatro'nun "dar olanakları" içerisinde bilimle, edebiyatla, estetikle, felsefeyle, kültürle, sanatla, sinemayla, tiyatroyla uğraşmaya çabalıyorum.

Ben, tiyatro ve diğer sanatlarla uğraşmaya başladığım günlerde, Bulunmaz Tiyatro'da, Coşkun Büktel'le tanışma ve onun kitabı "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları"nı okuma şansım olmuştu. Coşkun Büktel'in kaleme aldığı bu kitabı okumadan önce, Hamdi Alkan'ın tiyatroyla ilgilenmiş biri olduğunu hiç bilmiyordum. Hamdi Alkan'ın toplumsal duruşu, tiyatro sanatıyla uğraşmış birinin toplumsal duruşuna asla benzemiyor. Entelektüel kaygı güden bir insan görüntüsünden daha çok, para kazanmak isteyen bir esnaf görüntüsü çizen Hamdi Alkan, evlilikleri, boşanmaları (Örneğin bakınız: SABAH) ile gündeme gelmekle, üzerine tam oturan bu esnaf görüntüsünü giderek "sağlamlaştırıyor" ve toplumda böyle tanınmış oluyor. Bundan böyle, topluma yaydığı bu tanınmışlık duygusunu, kendisi değiştirmek istese bile, asla değiştiremez!

Coşkun Büktel'in yazdığı "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları" kitabının, Hamdi Alkan'la ilgili bölümünü okudukça; Hamdi Alkan'ın, yine Coşkun Büktel tarafından yazılmış "Shakespearesiz Herifler" adlı o müthiş ve insanı koltuğundan hoplatan oyunun "başrol" oyuncusu olduğunu öğrenmem, ne yalan söyleyeyim, beni oldukça şaşırttı.

Yine, adını andığım bu kitabın ilgili bölümündeki sayfaları yavaş yavaş çevirip okudukça, Hamdi Alkan'ın, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü sınavlarında, çok ciddi haksızlıklara uğradığını gördüm. O'na yapılan bu alçakça haksızlığa çok sinirledim, bu alçakça yapılmış haksızlığa karşı, hesap sorma güdülerimi bir türlü gemleyemedim! Duygularıma, güdülerime gem vuramamamda, Coşkun Büktel'in dile getirdiği şu sözler de belirleyici oldu:

"Konservatuara girebilseydi, Hamdi Alkan, bugün belki de Reyting Hamdi olmayacaktı."*

Bu sözü okur okumaz, gözümün önüne ansızın üşüşen "Reyting Hamdi", "Gazman" ve benzeri saçmalıklar, canımın sıkılmasına neden oldu ve ben de, Coşkun Büktel'in dile getirmiş olduğu bu sözcüklerle düşünce geliştirmeye başladım. Hamdi Alkan, konservatuara giremediği için, belki de tiyatroya küsmüş, tiyatrodan uzaklaşmış, televizyonda saçma sapan diziler yapmak zorunda kalmıştı yada zâten içerisinde kış uykusuna yatmış Vandal ruhlu bir vahşi ayı vardı da, o harekete geçerek, toplumsal ilişkileri kapitalizmden yana oluşturma kaygısıyla televizyon bataklığına düşmüştü!

Oysa, Hamdi Alkan, bu kadar çabuk -belki hiç- pes etmemeliydi, içindeki estetik adlı çocuğa kulak verip kış uykusunda mışıl mışıl uyuyan dezestetik Vandal ruhlu ayıya kulak vermemeliydi!

Hamdi Alkan'ı, mahallesinin dışında "hiç kimse" tanımasa, onu "hiç kimse" izlemese, kendisi çok ünlü ve çok zengin olmasa da olurdu. Böylelikle, Hamdi Alkan, en azından gençken gördüğü toplumsal düşlerinden vazgeçmemiş olurdu. Ben, "hiç kimse"nin gençlik hayalinin "Reyting Hamdi", "Gazman" ve benzeri saçmalıklar olabileceğini asla düşünmüyorum! "Televizyon kültürü" ile insanları uyutmak, onları kendilerine bile yabancılaştırmak için, o iğrenç, o saçma sapan, o teşhirci dizileri yapmak yerine, hiçbir şey yapmamayı, Oblomov ruhuna sahip olmayı, "tembellik hakkını" savunmayı yeğlerdim, yeğlerim! Varsın, (uyutma göreviyle yanıp tutuştuğum kitleler tarafından) tanınmayayım!! Varsın, ceplerimi, (o iğrenç, o kara ve o kirli) paralarla doldurmayayım!!!

***

Biz, Bulunmaz Tiyatro olarak, "Ön Sıradakiler"** adıyla hazırlayıp Internet ortamında yayınlayacağımız "dizi" için kolları sıvamaya başlarken, aklımızda sadece, "bir anti-televizyon dizisi yapalım" düşüncesi vardı. Bu düşünce üzerine yoğunlaştıkça, "bir şeyler" oluşturduk ve böyle bir iş yapmaya karar verdik. "Ön Sıradakiler" adıyla yola çıktıktan sonra, "Arka Sıradakiler" televizyon dizisine de şöyle bir göz atma gereksinimi duydum.

Şunu çok açık ve çok net söylüyorum; "Arka Sıradakiler" televizyon dizisini izlemeyi, beynim bir dakika, sinirlerim iki dakika, gözlerim üç dakika, kulaklarım dört dakika ve midem beş dakika bile kaldırmadı.

Beynimi, sinirlerimi, gözlerimi, kulaklarımı, midemi sakinleştirebilmek ve kendime hâkim olabilmek için, Internet üzerinden, "Arka Sıradakiler" adlı televizyon dizisinin "ideolojik akrabası" ABD kaynaklı "Gossip Girl" ve "Küçük Sırlar" dizisinin çakması, özgünlükten bir gram olsun nasibini alamamış "Öğretmen Kemal" (Sahi, Mustafa Kemal Atatürk, "Başöğretmen" değil miydi? Yani ona da "Öğretmen Kemal" denmiyor muydu?! Ne bu buram buram kokan "Jakobenist / Tepeden İnmeci" itici televizyon dizisi mantığı?!!!) adlı televizyon dizisinin birkaç özet bölümünü, ıkına sıkına, boncuk boncuk terleyerek, zar zor izledim. Türkiye adına çok, halkım adına daha çok üzüldüm. Özellikle "Öğretmen Kemal" adlı televizyon dizisinde, her anlamda çok açık bir teşhircilik var! "Kız oyuncular", aşırı kısa mini etekleriyle şimdilik bacaklarını sergileyerek, hem insanların düşünme merkezini beyinlerinden uzaklaştırıp bedeninin tam orta yerindeki organa yönlendiriyorlar ve hem de para kazanıp ünlü olarak sınıf atlamayı amaçlıyor! Bu oyuncu müsvettelerinin, bu insan sûretlerinin, oyunculukla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmadığını, olamayacağını bilince çıkarabilmek için, bu saçma sapan televizyon dizisini otuz saniye izlemeniz, yeter de artar bile!

Halkı mışıl mışıl uyutan ve insanlığın oluşturduğu estetik bilinci dumura uğratan bu düzeysiz, bu dezestetik diziler, tabii ki tüketim nesnelerine daha yakın duran gençler izlesin diye çekiliyor. Hedef kitlesi genç yaştaki bireyler olan bu saçma diziler; gençleri apolitikleştirerek, depolitikleştirerek, onları yozlaşmış, sadece kendi keyfini düşünen bencil insancıklar olma yoluna itekliyor. Varlıkbilimsel (ontolojik) sorular, felsefi-politik konular, dünyaya dair, insanlara dair evrensel sorunlar, bu dizilerde hiç yer almadığı gibi, bu evrensel sorunların üzerinin örtülmesi için, özellikle üretiliyor...

Kasıtlı olarak yapılıyor bu düzeysiz diziler! Kapitalizmin yüceltilmesi için yapılıyor bu saçma diziler! Televizyon, doğası gereği reklâmla besleniyor, meta estetiği üretiyor. Reklâmlar olmasa, meta estetiği oluşturma kaygısı olmasa, bu düzeysiz, bu saçma diziler de olmaz! Büyük şirketlerden reklâm alabilmek içinse sanat yapılmaz yada daha yerinde bir deyişle, komprador kapitalistler olmadan, bu düzeysiz, bu saçma diziler, bir saniye bile soluk alamazlar!

Hamdi Alkan’ın yönettiği "Arka Sıradakiler" ve "Öğretmen Kemal" gibi dezestetik, düzeysiz, güzellik duygusundan yoksun, iğrenç, saçma sapan, ruhsal uyuşturucunun meşrulaştırılmış hâli, tamamıyla teşhirci bir mantıkla hazırlanmış bu diziler, büyük paralara yapılıyor. Yazarlar, yönetmenler, oyuncular, bu dizilerden çok para ve çok ün kazanıyorlar.

Bulunmaz Tiyatro'nun olanaksızlıklar içerisindeki olanaklarda yapılan "Ön Sıradakiler" ise, bir saatlik bir süreçte, çoğunlukla doğaçlama yöntemiyle ve çok basit bir kamerayla hazırlanıyor. "Arka Sıradakiler"in teknik imkânlarının belki de milyonda biriyle çekiliyor.

"Arka Sıradakiler" insanları uyutmayı, "Ön Sıradakiler" insanları uyandırmayı amaçlıyor!

Başta söylediğim gibi, Hamdi Alkan'la hiç tanışmadım, hiç tanışmak istemedim. Keşke onunla yaptığı dizileri eleştirirken değil de, bir tiyatro oyununa girerken yada bir tiyatro oyunundan çıkarken tiyatro üzerine konuşabilsek, keşke onunla tiyatro yapmaya çalışırken karşı karşıya gelebilseydik.

***

* Coşkun Büktel,Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları, Sayfa 89
** ‘Ön Sıradakiler’ adıyla, her cumartesi günü kısa bir video çekimi yapılacak olan "anti-dizi", üniversitelerdeki güzel sanatlar fakültelerinin sahne sanatları bölümüne "oyuncu ve yazar" hazırlayan paralı bir kurstaki çarpıklıkları gündeme getirecek.


***


Ayrıca bakınız:

Oyuncu Oğuzcan Önver, şiir de yazıyor!

http://oguzcanonver.blogcu.com/

"İşte bu kötü!"

Berfin Bahar, Bulunmaz Tiyatro sanatçısı, şair, öykücü, film yönetmeni, fotoğrafçı, oyun yazarı, oyuncu Oğuzcan Önver'in güzel bir öyküsünü yayınladı!

Bulunmaz Tiyatro (Oğuzcan Önver) da oradaydı!

TUTKAL romanının yazarı Oğuzcan Önver diyor ki...

Bulunmaz Tiyatro, burjuva azınlık için değil, proleter çoğunluk için çalışıp, halk çocuklarının ücretsiz oyunculuk çalışmalarına katılmasını sağlıyor!

Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın kurup yönettiği Bulunmaz Tiyatro'da sanatçılık yapan Oğuzcan Önver, Ayşenil Şamlıoğlu'nun tiyatrosunu izliyor / 1



***


GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 1
Bir palyaçonun gözyaşlarıyla makyajını silme çabası...

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 2
Bir Bahar Temizliği

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 3
biLİNÇaltında ölümcül anlar

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 4
İntiharın Genel İdeolojisi

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 5
"Devrimci Ayinler"

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 6
Lunaparklarımdaki atlıkarıncalar

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 7
Bir oyunun cenin hâli!

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 8
Göçebe Nehirler ve Körebe Oynayan Şehirler

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 9
İsrailli çocuklar Gazzeli çocuklarla körebe oynuyor!

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 10
Şövalye

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 11
Eylül

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 12
Genç bir oyuncunun yazarlık acıları...

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 13
Bir sen eksiktin ayışığı!

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 14
Theope üzerine mütevazı düşünceler...

GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 15
''Tuncer Cücenoğlu Sıkıntısı''


Bulunmaz Tiyatro sanatçısı Oğuzcan Önver'in anı defteri / 16
İran'ın Franz Kafka'sı: Sâdık Hidâyet!


Bulunmaz Tiyatro sanatçısı Oğuzcan Önver'in anı defteri / 17
Kapitalizm ve onun kuyruklu yalanı facebook


Bulunmaz Tiyatro sanatçısı Oğuzcan Önver'in anı defteri / 18
Kapitalizme EVET diyen, sosyalizme HAYIR der. Sosyalizme HAYIR diyen, kapitalizme EVET der! Günümüzde, EVETle HAYIR aynı anlama geliyor!! KIRK KATIRın KIRK SATIRdan hiçbir farkı yoktur!!!

Bulunmaz Tiyatro sanatçısı Oğuzcan Önver'in anı defteri / 19
Sanatın hayattan ayrılamayacağına dair küçük bir yazı: İyi bir insan olunmadan, iyi bir sanatçı asla olunamaz!



***


www.oguzcanonver.blogspot.com

Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek isteyen LİNÇÇİ militanlar, legal çalışmalarının yanı sıra, illegal çalışma da yürütüyorlar!!!

Yardım forumu > Blogger > adnantonel

adnantonel adlı kişinin tartışmaları

Google Yardım'a katılma tarihi: 12 10 2010
Soru sayısı: 7
Yanıt sayısı: 0
Tüm soruları son etkinlik ölçütüne göre sıralayarak görüntüle
Konu Soran:
Yanıt
Son Yanıt

Siber tehdit Hilmi Bulunmaz, http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/06/sayn-lincci-yrd.html

kategori: Öneriler21 11 2010adnantonel1 21 11 2010gencay Kötüye kullanım ihbarı kategori: Öneriler12 10 2010adnantonel2 16 11 2010Farfaraa Herkesi aşağılayan

Bu siteyi derhal kapatın,http://tiyatroyun.blogspot.com/

kategori: Öneriler18 10 2010adnantonel1 29 10 2010Snowmann

kişilik haklarıma saldırı http://tiyatroyun.blogspot.com/2007/04/belgesel-film-almalar.html

kategori: Genel sorular17 10 2010adnantonel
0 --
kişilik haklarına ağır saldırı,derhal bu blogu durdurun http://sinemadergisi.blogspot.com/2009_02_01_archive.html

kategori: Genel sorular17 10 2010adnantonel0

--

İnsan hakları suçu işleniyor kategori: Genel sorular16 10 2010adnantonel0 -- blogspot sitesinde şahsıma yönelik hakaretler bulunuyor.

Bu sitenin kategori: Genel sorular12 10 2010adnantonel0 --

(Kaynak: Blogger)

"Kel başa şimşir tarak", "dam üstünde saksağan vur beline kazmayı" ve Çorumlu yazar LİNÇÇİ Tuncer Cücenoğlu'nun "Çığ" oyununa kondurulan Romence afiş!

(Kaynak: tiyatrodunyasi.com)

Sosyalizmin tiyatral ışıldağı Günay Akarsu'yu asla unutmadık!

12 Eylül Faşizmi, devrimci insanları işkence tezgâhlarından geçirip bu devrimci insanların bir kısmını "genç ölüler cumhuriyeti" mezarlığına "ekti"...

12 Eylül Faşizmi, özel tiyatroların ön bahçelerinde açan özgür çiçekleri soldurmak için, onlara Kültür Bakanlığı çanağı yalatmaya başladı.

12 Eylül Faşizmi, tiyatro dergilerini, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği'nin inisiyatifine teslim ederek, onların hızla, hem de şimşek hızıyla çürümesine neden oldu!

12 Eylül Faşizmi, reklâm (avanta, diş kirası, sadaka, sus payı) alarak tay tay duran tiyatro dergilerini hızla, hem de şimşek hızıyla çürütürken, onları LİNÇÇİ olmaya yazgıladı!!

12 Eylül Faşizmi, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü", Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekili olarak parlamentoya girip Kültür ve Turizm Bakanı olan Ertuğrul Günay'a "15. Yıl Festival Onur Ödülü" vermesinin toplumsal alt-yapısını oluşturdu!!!

12 Eylül Faşizmi, devam ediyor hâlâ!!!...

Ancak...

Sevgili Günay Akarsu'nun dünya görüşü doğrultusunda toplumsal bir örgütlenmeye gidilebilseydi...

12 Eylül Faşizmi, devrimci insanları işkence tezgâhlarından geçirip bu devrimci insanların bir kısmını "genç ölüler cumhuriyeti" mezarlığına "ekemezdi"...

12 Eylül Faşizmi, özel tiyatroların ön bahçelerinde açan özgür çiçekleri soldurmak için, onlara Kültür Bakanlığı çanağı yalatmaya başlayamazdı!

12 Eylül Faşizmi, tiyatro dergilerini, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği'nin inisiyatifine teslim ederek, onların hızla, hem de şimşek hızıyla çürümesine neden olamazdı!!

12 Eylül Faşizmi, reklâm (avanta, diş kirası, sadaka, sus payı) alarak tay tay duran tiyatro dergilerini hızla, hem de şimşek hızıyla çürütürken, onları LİNÇÇİ olmaya yazgılayamazdı!!!

12 Eylül Faşizmi, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü", Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekili olarak parlamentoya girip Kültür ve Turizm Bakanı olan Ertuğrul Günay'a "15. Yıl Festival Onur Ödülü" vermesinin toplumsal alt-yapısını oluşturamazdı!!!

Yani...

12 Eylül Faşizmi, hâlâ devam ediyor olamazdı!!!...

Sevgili Günay Akarsu, seni, sesini, sosyalist düşünü, bugün, yüreğimdeki rüzgârların çıkardığı fırtına eşliğinde daha derinden hissediyorum... (HB)


***


Ayrıca bakınız:

"Vikipedi/Sabri Günay Akarsu"
"Tiyatro TÖS"
"S. Günay Akarsu'yu tanıyanları çağırıyoruz"
"S. Günay Akarsu'yu tanıyanlar arıyor"
"Yargılı infaz yada Oyun içinde Oyun"
"Kapitalist OYUN risalesi hiçbir şey söylemiyor"
"'Günay Akarsu ve tiyatro'"
"Bir zamanlar tiyatro yayıncılığından bir kapak"
"Günay Akarsu, 'Emek Ödülü'ne karşı çıkardı"
"Kapitalist tapınakta sosyalistleri ağırlamak(!)"
"Hilmi Bulunmaz da katılıyor"
"merhaba"
"Günay Akarsu'dan son miras"
"Hilmi Bulunmaz'dan Günay Akarsu izlenimleri"
"Günay Akarsu'nun sosyalist kimliği vurgulandı"
"Günay Akarsu yada tiyatroda bilimsel sosyalizm"
Sabri Günay Akarsu 77 yaşında / Özgür Tiyatro

LİNÇÇİ Kaya'dan, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Halman'a "Emek Ödülü", AKP'li Kültür Bakanı Günay'a "15. Yıl Festival Onur Ödülü" veren TAKSAV'a kıyak!

Kendisine "Eğitimci, Tiyatro Eleştirmeni" deme cesaretinde bulunurken asla utanmayan ve tabii ki aslında LİNÇÇİ olan Yaşam Kaya, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) düzenlemiş olduğu 15. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'ni "yıkama-yağlama" yapmak için kaleme aldığı aşağıdaki yazısında kullandığı yukarıdaki fotoğrafta görünen boş koltuklara, vitrinlerde kullanılmak için tasarlanmış birer "cansız manken" yerleştirebilmeyi akıl edebilseydi, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü" veren TAKSAV'ın tiyatral tezgâhına küçük bir katkı daha sunmuş olurdu! (HB)


***


Oyun'un notu: Yazıdaki bariz yazım yanlışlarını kırmızı renkle belirtip, doğrularını yeşil harflerle biz yazdık. Ayrıca, kahverengi sözcükler bize ait!

LİNÇÇİ yayıncı(?!) Yaşam Kaya'nın kaleme almış bulunduğu yazının(?!) hiçbir müdahaleye uğramamış, "tertemiz" ve "özgün" hâlini ağır ağır anlamaya çalışıp yavaş yavaş okumak isteyenler, aşağıda verdiğimiz linki hafif bir "mouse" darbesiyle ve gayet yumuşakça tıklayabilirler!


***


Sanat Adına Ankara'da Mükemmel Bir Festival!..


Yaşam Kaya
30 Kasım 2010


15. Uluslar arası (Uluslararası) Ankara Tiyatro Festivali, 26 Kasım Cuma günü sıcak, samimi bir törenle Ankaralı tiyatro severlerin (tiyatroseverlerin) karşısına geçti. Türkiye’de süre gelen tiyatro festivallerinin içinde ayrı bir yeri olan festival için yazılacak, söylenecek çok cümle var. TAKSAV’ ın öncülüğünde; Kültür (ve Turizm) Bakanlığı, Devlet Tiyatrosu (Tiyatroları) Genel Müdürlüğü, birçok belediye, sivil toplum örgütleri, özel şirketler tarafından desteklenen festival, yarattığı sinerji ile Anadolu’da tiyatro yapmaya çalışan insanlara umut oluyor. 58 yerli ve yabancı tiyatro topluluğunun seyirci karşısına geçmeye başlaması şehrin kültürel dokusunu hareketlendirmeye başlamış. Hayatında ilk kez tiyatroya gitmeye hazırlanan insanlara yönelik çalışmalardan tutun da, kültürel olarak Türkiye’ nin tüm insanlarını aynı potada eriten oyunlar festivalin önemini kat be kat arttırıyor!

Festivalin ilk gününe katılan bir eleştirmen olarak gördüklerim beni çok şaşırttı! Öncelikle TAKSAV’ ın organizasyon anlamında dinamik çalışması, festivali benimsemiş kadroların tiyatroya gösterdikleri ilgi, Türkiye’de “tiyatro festivali” yapmaya çalışanlara büyük dersler veriyor. Özellikle de İstanbul’da uluslar arası tiyatro festivali yapmaya çalışan güruhun Ankara’da “halk” için yapılan bu festivali görmesi gerekli. Oyunların demokratik ülkelerde nasıl seçiliyorsa öyle seçildiği aşikar. Kürtçe oyundan tutun da Anadolu’ nun neredeyse tüm bölgelerini temsil eden yapıtlar festival bünyesinde aynı potada eritilmiş.

Ankara Uluslar arası Tiyatro Festivali’ ne (15. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'ne) sahip çıkan yerel yönetimlerin çabasını taktir (takdir) etmek gerekli. Kültür (ve Turizm) Bakanlığı’ nın festivale sağladığı destek, gerçek anlamda bir tiyatro festivalinin sahnelerde yerini aldığını bizlere kanıtlıyor. Kültür (ve Turizm) Bakanı’ nın ve bürokratlarının bu işi sahiplenerek festival gecesinde bulunmaları, festival ciddiyetinin 15 yıldır düzenli olarak devam ettiğini gösteriyor.

İlk Kez Tiyatroya Gidecek İnsanlar!

(15. Uluslararası) Ankara Tiyatro Festivali açılışında gösterilen görüntüler 15 yıllık birikimi ortaya çıkarıyor ve insanı iki kez düşünüyor (düşündürüyor). Oğuzhan Müftüoğlu, Can Yücel, Rıfat Ilgaz, Emil Galip Sandalcı, Fikret Başkaya, Korkut Boratav, Halit Çelenk, Ali Asker, Halil Ergün, Aytaç Arman, Erbil Tuşalp, Gençay Gürsoy, Haluk Gerger, Hayri Kozanoğlu… gibi birbirinden önemli isimlerin kurduğu TAKSAV’ ın insanları kültürel olarak bilinçlendirme hamlesi, kurucu isimlerin yaptıklarıyla örtüşmüş. Hayatında hiç tiyatroya gitmemiş insanlara yönelik yürütülen çalışma sonucunda binlerce insan tiyatro sanatının gücü ile tanışmış, yine binlercesi festival boyunca tanışmaya hazırlanıyor. Belirli bir elit kesme yönelmeyen festival, Anadolu coğrafyasındaki tüm insanlara ulaşarak kültürel devrime öncülük ediyor. (TAKSAV, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman'a "Emek Ödülü" ve 12 Eylül Faşizmi ardılı AKP'den milletvekili seçilen, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a "15. Yıl Festival Onur Ödülü" verilmesine öncülük ediyor.)

Festival Açılışında Bir Deha!

Yurt içinde ve dışında pek çok ödül alan ve dünya çapındaki festivallerde Türkiye'yi temsil eden Berfin Aksu’ nun keman dinletisi, festival açılışına gelen insanları büyülerken, açılışa da damgasını vurdu. Piyanoda Larisa Aliyeva’ nın eşliğinde birbirinden güzel bestelere kemanı ile hayat veren Berfin Aksu, küçücük ellerinde dünyayı tutuyor. Türkiye kadınının ikinci sınıfa itildiği günümüzde, Berfin Aksu gibi isimler herkese umut oluyor. Festivalin 15 yıllık geçmişi içinde dünyaya gelip, festival ile büyüyen bir dehanın sanattaki ustalığı parmak ısırtıyor. Festivalin yarattığı sanat ruhu toplumun tüm kesimlerine ulaşıyor ki, Berfin Aksu gibi dehalar sanatın farklı alanlarında mükemmel başarılar elde edebiliyorlar. 12 yaşındaki Berfin’in ustalığına yazacak cümle bulmak çok zor. Bu denli genç bir usta ile tanışırken, festival onur ödülü verilen Müşfik Kenter’ in adının yeni yapılacak bir tiyatro binasına verilecek olması herkesi derinden sevindiriyor.

15. Uluslar arası (Uluslararası) Ankara Tiyatro Festivali, tiyatro sahnelerinin merkezinin Anadolu coğrafyası olduğunu bir kez daha gösteriyor. (Yalancı olduğunu kanıtladığımız! / Bakınız: TAKSAV'cı Yener Aksu yalan söylüyor!) Yener Aksu ve ekibinin çalışması fevkalade başarılı! Türkiye’ nin kültür sanat gündemine damgasını vuruyor. Festivale katılan grupların zoraki şartlar altında sürdürdükleri tiyatro yolculuklarında Ankara önemli bir durak! Emeklerini Ankaralı tiyatro severlere sunan amatör, profesyonel tiyatrolar şehre taşıdıkları enerjilerle insanları bilinçlendiriyorlar. Festival 6 aralıkta sona erecek. Bu tiyatro şölenini kaçırmayın…

(Kaynak: tiyatronline.com)

Tiyatronun "t"sini bile bilmediğini sandığımız Şahin Mengü, Kültür Bakanlığı çanağındaki kırıntılarla midesini doyuran ruhsuz tiyatrocuları savunuyor!

CHP Milletvekili Şahin Mengü biraderim, anladığım kadarıyla, boş zamanlarında tiyatroyla ilgili "soru önergesi" vermeyi kendisine iş edinmiş. "Jakobenist / Tepeden İnmeci" bir mantıkla siyaset yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), komprador kapitalizmi kendisinden çok daha iyi temsil eden Adalet ve Kalkınma Partisi'ne ofsayttan gol atabilmek için, hakemin dalgınlığından yararlanan kurnaz futbolcu gibi algılamakta hiçbir sakınca görmediği Şahin Mengü biraderimizi, TBMM'deki "soru önergesi" sahasına sürmüş .

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü biraderim, damarlarındaki asil kanda mevcut olan "Jakobenist / Tepeden İnmeci" kudrete yaslanarak, Cumhuriyet Halk Partisi'nin halktan uzak politikasını ilelebet muhafaza ve müdafaa edebilmek için, kendisini oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sürükleyen Manisa halkına şirin görünmek ve ayrıcı tiyatro dünyasında kendisine ışıltılı bir vitrin edinmek düşüncesiyle olsa gerek, bir gram bile anlamadığını sanıdığım tiyatro bağına destursuz giriyor!

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü biraderim, bu işler, öyle "soru önergesi" ile filan çözülebilecek denli basit işler değil. Bu işler, son derecede karmaşık ve oylumlu işlerdir.

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü biraderim, bu tiyatro esnafının röntgenini çekmeden, bu tiyatro esnafının genlerindeki DNA'ları mikroskopik ortamda inceleme altına almadan, bu tiyatro esnafının Türkiye halkı üzerindeki "Jakobenist / Tepeden İnmeci" mantığını sorgulamadan, öyle "soru önergesi / moru mönergesi" vererek, ne kendine, ne ailene, ne yakın çevrene, ne Manisa halkına, ne Ege Bölgesi halkına, ne Türkiye halkına bir yararın olur!!

CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü biraderim, sen iyisi mi, öncelikle benim gündeme getirdiğim ve benden başka hiçbir tiyatrocunun severek gündeme getirdiğini sanmadığım Kültür Bakanlığı çanağını yalama sendromunu iyice araştırıp incele ve ondan sonra, "soru önergesi mi, moru mönergesi mi" ne vereceğine karar ver!!! (HB)


***


ÖZEL TİYATROLARLA İLGİLİ SORU ÖNERGESİ


Şahin Mengü
30 Eylül 2010



Tiyatrolar, çağdaş anlayışa uygun etkinlikleriyle, kültür ve sanatımıza sağladıkları katkılarla toplumsal gelişimin önemli bir parçasıdır. Devlet tiyatroları ve kamu desteği ile faaliyetlerini yürüten tiyatrolar dışındaki özel tiyatrolar sanata katkılarını güçlükle sürdürmektedir.

Bilindiği üzere; Tiyatro sanatının yaygınlaşıp sevilmesini sağlamak, yerli oyun yazarlarını teşvik etmek, oynanan oyunların kalitesini yükseltmek ve bu yolla Türk tiyatrosunun gelişmesini ve tanıtılmasını sağlamak devletin asli görevleri arasında yer almaktadır. Bu amaçla, 1982 yılından itibaren özel tiyatrolara devlet desteği yapılmaya başlanmıştır.

Ancak Hükümetiniz döneminde özel tiyatroların projelerine verilen desteğin her geçen yıl azaltılması ve paraların zamanında ödenmemesi özel tiyatroları zor durumda bırakmaktadır.

2010–2011 tiyatro sezonu açılmasına rağmen özel tiyatrolara verilecek destekleme miktarı ve hangi projelerin destekleneceği belirlenmemiştir. Giderek artan teknoloji, maliyet ve işletme giderlerini, var olan seyirci gelirleri ile karşılamanın mümkün olamayacağı, devlet desteğini alamayan tiyatroların perdelerini erken kapatmak zorunda kalacağı düşüncesi sanat camiasını tedirgin etmektedir.

Buna göre;

1- Bakanlığınızca özel tiyatrolara 2010–2011 sezonu için destekleme kapsamında dağıtılacak para miktarı ne kadardır?

2- 2010–2011 sezonunun açılmasına rağmen tiyatrolara devlet desteğinin verilmemesinin nedeni nedir?

3- 2010–2011 sezonu özel tiyatro destekleri hangi tarihte dağıtılacaktır?

4- Devlet Tiyatrolarının, Devlet Opera ve Balesinin yanında özel tiyatroların ödeneklerinin de her yıl azaltılması, Hükümetinizin bir politikası mıdır?

5- Sanatsal etkinliklerin topluma etkin şekilde duyurulmasının en iyi yolu gazete ilanlarıdır. “Ticari ilan” olarak nitelendirilen bu ilanların giderlerinin, turizm acentelerinde olduğu gibi yarısının Bakanlığınızca karşılanması yönünde bir çalışmanız var mıdır?

6- Tiyatroların bilet gelirlerinden alınan KDV oranının % 1’e indirilmesi konusunda bir çalışmanız var mıdır?

7- Özel tiyatroların gelişmesi ve desteğin artırılması için şans oyunları hâsılatından %0,5’lik pay aktarılması konusunda Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

(Kaynak: sahinmengu.com.tr)

Bu sezon, hangi tiyatro ne kadar Kültür Bakanlığı çanağı yaladı?

Ben, bu ülkede "kölelik" düzeyinde çalıştım!

Ben, bu ülkede "zulüm" düzeyinde askerlik yaptım!!

Ben, bu ülkede "işkence" düzeyinde siyasi tutuklu oldum!!!

Ben, bu ülkede "ciddi insan" düzeyinde vergi veriyorum!!!...

Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle zar zor ayakta durmaya çalışan, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) milletvekili Ertuğrul Günay'ın yönettiği(?!) Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, bana hiç sormayıp benden asla izin almayı aklının ucundan bile geçirmeden, halkıma hiç sormayıp halkımdan asla izin almayı aklının ucundan bile geçirmeden, tüyü bitmemiş yetime hiç sormayıp tüyü bitmemiş yetimden asla izin almayı aklının ucundan bile geçirmeden, tiyatro sanatına toplumsal ve estetik katkı yapmak için değil, devlet desteği (avanta, diş kirası, sadaka, sus payı) almak için tiyatro yapan esnafa ulufe dağıtıyor!

Ben, sade vatandaş olmanın yanı sıra, profesyonel bir tiyatro sahibi olarak, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tiyatro esnafına çanak yalatmasına ve tiyatro esnafının da Kültür Bakanlığı çanağı yalamasına kesinlikle karşıyım.

Ben, bu durumu esefle kınıyorum.

Ben, bu durumu lanetliyorum.

Götüne güvenen borazancıbaşı olduğu gibi, izleyicisine güvenen tiyatrocu olsun!...

Hilmi Bulunmaz

(Bakınız: Kültür Bakanlığı çanağı)

29 Kasım 2010 Pazartesi

Turşusu çıkmış oyuncular, prensesi konserve kutusunda uyutup cıvık cıvık popüler kültür üreterek sinema endüstrisine müsvette yetiştirme yarışındalar!

Oğuzcan Önver
29 Kasım 2010


Kuzenimle, yılda ancak birkaç kez görüşebiliyoruz; bunun sebebi, oturduğumuz şehirlerin farklı olması. Bu görüşmelerimizden biri de, bu geçtiğimiz cuma günü gerçekleşti.

Kuzenim bize geldi ve sinemaya gitmeye karar verdik. Vizyonda iyi bir filmin olmadığını biliyordum. Zâten ne zaman "iyi" film vardı ki?! İki seçeneğimiz vardı; Mahsun Kırmızıgül'den "New York'ta Beş Minare" ve Çağan Irmak'tan "Prensesin Uykusu".

"New York'ta Beş Minare" ile "Prensesin Uykusu"nu toplasak, gerçek anlamda, adam akıllı bir film bile etmeyeceğini zâten az çok tahmin ediyordum.

Yakın zamanda, "Fransız Yeni Dalga Sineması"nın kurucularından François Traffaut'nun filmlerini izlemeye başlamıştım ve böylelikle sinema ufkum bir anda genişlemişti, sinemaya bakış açıp hızla değişmeye başlamıştı.

"New York’ta Beş Minare" filmini izlemeyi, zâten hiç istememiş ve kuzenimi bu konuda ikna etmiştim. Belki de ileride, Türkiye Sineması'nın yüz karası olabileceğini düşündüğüm bir filmi izlemek hiç içimden gelmedi! "Oyuncuların çoğu yavşaktır genellikle..." diyebilecek kadar oyunculuk sanatına yabancılaşmış ve dolaylı olarak, bana da "yavşak" muamelesi yapan Haluk Bilginer'in de içinde bulunduğu "New York'ta Beş Minare" filmine giderek, kendime "yavşak" denilmesine asla razı olamazdım!

"New York'ta Beş Minare", "yavşak" engeline takılıp vize alamayınca, "Prensesin Uykusu" filmine gitmekten başka bir seçeneğimiz kalmamıştı...

Çağan Irmak sineması, "iki ters bir düz" yada "iki adım ileri, bir adım geri" giden bir sinemadır. Çağan Irmak, bir popüler film, bir "sanatsal kaygılar güden" film yapar. Filmlerinin izlenme oranları da bununla doğru orantılıdır; bir filmi çok izlenir; çok para kazandırır, diğer filmi az izlenir; az para kazandırır.

Çağan Irmak; bu stratejiyle bugünlere kadar geldi ve hem kendi egosunu bir nebze tatmin edebileceği, yabana atılmayacak birkaç film yaptı, hem de günümüz popüler sinemasında "önemli" bir yer edindi. Çağan Irmak’ın "Issız Adam" filmi, bence tam bir fiyaskoydu ve böylelikle çok eleştirildi; çok fazla popüler kaygılar güdülerek yapılmış, sinemasal değeri eksilerde dolaşan bir filmdi; "Issız Adam". Bu filmin ardından "Karanlıktakiler" geldi ve yönetmenin sarsılan imajını biraz olsun düzeltti, zira "Karanlıktakiler", ilk gösterimini, Montreal Film Festivali’nde yaptı ve bazı eleştirmenlerden geçer not aldı.

Çağan Irmak’ın piyasaya son çıkan filmi "Prensesin Uykusu" ise cıvık cıvık, popüler kültür kokan, salt bir "patlamış mısır sineması" örneği. Bu filmi izlerken sadece patlamış mısırınızla etkileşim içine girebilir ve tüketim çılgınlığınızı bir üst vitese geçirebilirsiniz.

Film, kabaca; iki öksüz ama mutlu adamın ve ölmek isteyen yaşlı bir yeşilçam yönetmeninin uyuyan küçük bir kızı uyandırma çabalarından oluşuyor. Film, kimi yerlerde animasyonun kimi yerlerde çizgi filmin olanaklarını kullanmış. Animasyonlar etkili olmasa da çizgi film bölümler yeterince iyi. Film boyu süren ‘pollyanacılık’ insanı çok huzursuz ediyor. Gülen, mutlu insanlar moral bozuyor. Filmde bazı klişelerle de dalga geçilmiş. Klişelerle geçilen dalgalarda boğuluyor izleyiciler. Bu ucuz eleştiriler bizi oldukça sıkıyor ve yönetmenin istediği duygular bize bir türlü geçemiyor. Filmde bize geçmeyen o kadar çok duygu var ki…

Karakterlerin gerçeklikten çok uzak, inandırıcı olmayan tavırları izleyende bir rahatsızlık oluşturuyor; gerçek hayatta böyle insanlar yok! Hayatı boyunca gülen pozitif kalmayı başaran bir insan görmedim ben bu ülkede. Bu ülke koşullarında bu kadar pozitif kalmak mümkün değil!

Müzik grubu Redd’in filmle aynı adlı şarkısından yola çıkarak çekilen film, bu grubu filmin merkezine yerleştiriyor ve bu, filmin en büyük zaafı haline geliyor! Bu grubun sadece müziklerini kullanıp işi tadında bırakmak gerekiyordu. Tüm senaryoyu bu grup üzerine kurmak pek anlaşılır değil. Redd, çok tanınan bir rock grubu değil! O yüzden bu grubun filmin merkezine yerleşmesi oldukça saçma. Redd, bir ‘Beatles’ değil ki gerçek anlamda fanatikleri olsun? Hele de çok küçük bir kızın bu grubu dinleyip, çok sevmesi, grubun posterlerini toplaması vs. pek inandırıcı değil!

Oyunculara gelirsek; Çağlar Çorumlu oldukça iyi performans sergilemiş. Genco Erkal ve Ayşenil Şamlıoğlu dışında diğer oyuncular hakkında olumlu veya olumsuz söyleyecek pek sözüm yok.

Ayşenil Şamlıoğlu’nun oyunculuğu beni fazlasıyla şaşırttı. Ben, Ayşenil Şamlıoğlu’nu daha önce hiç izlememiştim. Onun, sadece, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni olduğunu biliyordum. Böyle bir kurumun başında olan birinden çok iyi bir oyunculuk beklediğim için, hayal kırıklığına uğradım. Kütüphanede çalışan, Anadolulu bir kadını canlandıran Ayşenil Şamlıoğlu, inandırıcı olmayan şivesiyle ve yapmacık tavırlarıyla bize o kadının Anadolulu olduğunu bile inandıramıyor. Oyuncu olmayan birinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın başında olması, Türkiye tiyatrosunun içinde bulunduğu absürt felaketi özetliyor!

Filmde, önemli bir yer tutan, ölmek isteyen, başarısız olmuş, yaşlı bir yönetmen rolünde Genco Erkal’ı izliyoruz. Erkal’ın oyunculuğu bana hep biraz yapay ve epeyi abartılı gelmiştir. Bu filmde de (rolünün getirdiği bir şey olsa gerek) abartılı oyunculuğu devam ediyor. Ben, onu izlerken aklıma hep "Acaba gerçek hayatta da Genco Erkal, filmdeki gibi pişmanlıkları olan, ölmek isteyen, istediklerini yapamamış bir sanatçı mı?" sorusu geldi. Zira, Genco Erkal; "Marx'ın Dönüşü" oyununu oynayan, sol bir tiyatro yaptığı düşünülen, ama Efes Pilsen’den sponsorluk (para) alan bir oyuncu. Acaba, bu ve LİNÇ KAMPANYASI için verdiği imza, onu mutsuz ediyor mu? Aklıma bu sorular geldi hep onu izlerken ve onun adına üzüldüm.

Özetlersek; bu film, bir masal kadar bile inandırıcı, bir masal kadar bile samimî olamayan, başarısız, sinema bağlamında hiçbir değeri olmayan, boş bir film. Belki de bu filmi bir çocuk filmi olarak tasarlamıştır Çağan Irmak, çünkü salondaki çocuk sayısı yetişkin sayısıyla hemen hemen at başı gidiyordu.

LİNÇÇİ Yücel Erten'in "gizlenme koruganı facebook bataklığı" haberlerini sizlere sunduğumuz için, içimizin çok rahat olduğunu asla söyleyemeyiz (OYUN)

LİNÇÇİLER VE LİNÇÇİ YÜCEL ERTEN, BÜKTEL VE DOSTLARINA KARŞI EN KİRLİ VE EN KORKAKÇA SİLAHLARI (SANSÜR VE TAKMA İSİM) KULLANIYOR


Coşkun Büktel
28 Kasım 2010


Aldığım duyumlara göre, Yücel Erten'in, başta Coşkun Büktel olmak üzere hoşuna gitmeyen herkesi dışlayıp engellediği veya hoşuna gitmeyen yorumları derhal sildiği "herkese açık"(!) "özgür"(!) ve "demokratik"(!) facebook sayfalarında; İzmir DT'li sanatçılar ("Sezuan'ın İyi İnsanı"nı yönetmek üzere İzmir DT'ye gelen ama "aralarında Sezuan'ın iyi insanını bulamadım" deyip, İzmir DT sanatçılarını suçlayarak, oyunu yönetmekten vazgeçen) Yücel Erten'i ve onun yalakalarını, topa tutuyorlarmış.

Yücel Erten, tartışmanın başlangıç döneminde, "tarihe ibret belgesi kalması için bu yorumları silmeyeceğim" diye söz vermesine rağmen, bu tavrını tebrik eden ve eski tavırlarını hatırlatıp eleştiren Feridun Çetinkaya'nın yorumunu "Bu sayfada Büktel tetikçilerine yer yok" diyerek sildiği gibi, daha sonra başka yorumları da silmeye devam etmiş. Ne de olsa Yücel'in verdiği söz, Büktel sözü gibi senet sayılmaz, o yüzden sahibi tarafından çiğnenip çöpe atılmasında sakınca yoktur.

"Büktel" adını ne zaman görse haç görmüş vampir ya da Sheltox sıkılmış sivrisinek gibi telaşlanan Yücel'in sansürle malûl facebook sayfasında günlerdir sürmekte olan tartışma (kapışma) kolay kolay bitecek gibi görünmüyor. Bazı arkadaşlar, Yücel'in "tarihe belge olsun diye silmeyeceğim" sözüne itibar etmemek gerektiğini çoktan anladıkları için, her şeyi, daha sonra Yücel'in silemeyeceği "sıfır sansürlü" demokratik bir ortamda yayınlamak üzere kaydediyorlar. İşte o zaman, o "sıfır sansür" ortamında, Yücel'e benim de iki çift lafım olacak. Ve ben elbette, kendimi Yücel'den sakınmak için sansüre sığınmak gibi bir çaresizliğe bugüne dek asla düşmediğim gibi, o zaman da düşmeyeceğim. Çünkü bir "sıfır sansür" ortamında, haklılığımın ve entelektüel yetilerimin, değil yalnızca linç iftiracısı Yücel'i caydırmaya, takma isim güvencesiyle yazan kalleş sapıkları bile canından bezdirip kaçırmaya yeteceğinden eminim.

Büktel'e ve Büktel adını anan herkese en kirli ve en korkakça silahla (sansür) tepki veren Yücel, bana Sabahattin Ali'nin şu sözünü hatırlatıyor:

"Biz hiçbir zaman, düşmanlarımızın bize karşı kullandıkları silahları kullanamayacağız. Çünkü bu silahlar, bizim elimizi süremeyeceğimiz kadar kirli ve korkakçadır."

(Kaynak: Merhumpaşa. 2. sayı, 16 Ekim 1947. Ayrıca bakınız: "Markopaşa Yazıları ve Ötekiler" Cem Yayınları, 1986. Sayfa 128.)

Ben okuyamıyor olsam da, sizler, (içinde Büktel adının geçtiği yorumlar eklemediğiniz sürece) Yücel Erten'in facebook sayfasında İzmir Devlet Tiyatrosu sanatçılarını suçlaması üzerine başlayan ibretlik tartışmayı okuyabilirsiniz; işte linki: kaynağa tıklayınız!


***


Ayrıca bakınız: Budalalığını meziyet sanan, sıfır bile alamayacak kadar tiyatro sanatının estetiğinden anlamayan LİNÇÇİ Erten, Jakobenist ruhunu üzerimize sıçratıyor!

Budalalığını meziyet sanan, sıfır bile alamayacak kadar tiyatro sanatının estetiğinden anlamayan LİNÇÇİ Erten, Jakobenist ruhunu üzerimize sıçratıyor!


Oyun'un notu: Bu mukaddime sunuş yazısını kaleme yazgaçlayarak alan Hilmi Bulunmaz'ın hemen alt kattaki paragraflarda işlediği izleksel ve tematik olguların görselliğini, göstergeselliğini, göstergebilimselliğini, semiyolojik dışavurumunu algılayamamakla birlikte, üstada olan aptalca bağlılımız nedeni ve sebebiyle, zâten aynı zamanda "açık ve kaçık toplum ideolojisi"nin üst-yapısallığının konstrüksiyonel fonksiyonel diyagonalliğindeki bu paragrafların içerdiği muhtevanın düşünce fikrine asla müdahale etmek istemedik!

Bizim asla ve kesinlikli bir mantıkla anlayamadığımız için kafa karışıklığını yaşama sürecine girdiğimzden Avrupa Birliği formlarına, normlarına, forum ve yorumlarına paralel bir çizginin koşutluğuna evrinen bu paragrafları, anlayan beri gelsin!!

Üstat Hilmi Bulunmaz, ne zaman ki vakit geldiğini ve hattâ timingin antremanını optimum noktada tutamayıp ipin ucunu kaçırır gibi keçiselleştiğinin hüsnü kuruntu sürecini proses ederse, işte o ânın enstantanesinde tane tane salkım hanımın üzüm bağındaki bağcıyı dövebilme ihtimaliyle olasılık ve logaritma hesaplaşması neticesinde LİNÇÇİ Yücel Erten üzerine bir değerlendirme sunuşu neşretme gayreti içerisine girse, resmen 657 kere saçmalıyor!!!

Neyse ki, bu ülkede "Sezuan'ın Kötü İnsanı" yaftasıyla piyasaya sürebileceğimiz yönetmen kırıntıları var da, biz de bu sayede, karşıtların birlik ilişkisiyle zıtların beraberlik ve yüzüklerin efendiliğinin başını çeken "Sezuan'ın İyi İnsanı" olabilecek insanların kalitesini algılayabiliyoruz!!!...


***


LİNÇÇİ Yücel Erten, "DALYARAK... ORTADAKİ SANDIK SİKE SİKE USANDIK... ÇÜKTEL... DALKÜREK... DÖRTVEREN..." sözleriyle dünya çapında ün kazanmaya aday bir "facebook bataklığı" üyesi fâni.

LİNÇÇİ Yücel Erten, ettiği küfürler, imzaladığı LİNÇ KAMPANYASI belgeleriyle, "facebook bataklığı" çukuruna, hergün biraz daha batıyor!

LİNÇÇİ Yücel Erten, damarlarındaki asil kanda mevcut olan "Jakobenist / Tepeden İnmeci" kudret sayesinde, kendisinin "sadrazamın sol bacağı" olduğunu ve bu nedenle, sürekli olarak tepede durduğunu sandığından, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, kendisini, meta estetiği inşa etme hareketinin içindeki minimalist ve militarist akımın derinlerindeki devlet ruhuna nakşettirmeye çalışıyor!!

LİNÇÇİ Yücel Erten, başta İzmir Devlet Tiyatrosu emekçileri olmak üzere, kendisi dışındaki bütün insanların, kendisinden daha aşağı bir yerde, örnekse Kasımpaşa gibi çukur bir yerde olduğunu duyumsayan bir mantıkla tiyatro yaptığı, insanlara kuş bakışı baktığı için, kendisi dışındaki tiyatro emekçilerini, güdülecek koyun olarak görmeye alışmış biri.!!!

LİNÇÇİ Yücel Erten'le ilgili ilginç ve acayip bir haberi, Yeni Asır Gazetesi'nden okuyup ibret alınız!!!... (HB)


***


Erten ile İzmirli oyuncular facebook'ta birbirine girdi


İlker Çoban
26 Kasım 2010


Yücel Erten, İzmir Devlet Tiyatrosu'nda yöneteceği oyun için istediği oyuncuların başka eserlerde görevli olması yüzünden rol alamamasına kızdı. Oyuncular karşılık verdi

Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü ve oyun yönetmeni Yücel Erten'in, İzmir'de sahnelemek istediği "Sezuan'ın İyi İnsanı" adlı oyun için istediği oyuncuların başka oyunlardaki görevleri yüzünden kendisine verilmeyişi tartışma yarattı. Erten'in, sosyal paylaşım sitesi facebook'a, "İzmir Devlet Tiyatrosu'nda Sezuan'ın iyi insanını aramaya çıkmıştım. Bulamadım, dönüyorum.." ifadesine, İzmirli tiyatrocular da sert yanıtlarla karşılık verdi.

İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Hülya Savaş ise yaptığı açıklamada, oyuncularının büyük çoğunluğunun birkaç oyunda birden rol aldığını, Erten'in istediği oyunculara bu nedenle rol veremediklerini belirterek, "Yönetmenin istediği oyuncuların başka oyunlarda görevleri var. Hepsi yoğun ve yorgun. Erten bu yüzden alınganlık göstererek o cümleyi yazınca, oyuncu arkadaşlarımız da tepkilerini dile getirmişler" dedi.

Toplam 74 oyuncularının olduğunu, 50'den fazlasının şu anda çeşitli oyunlarda rol aldığını ve 10 oyuncunun ise tedavi gördüğünü belirten Savaş, "Bu konuda sanal ortamda tartışma yapılmasını doğru bulmuyorum" dedi.

PAMUK TIKAMAK

Tartışma, İzmir Devlet Tiyatrosu oyuncusu Yusuf Köksal'ın, Erten'in facebook'ta dile getirdiği tespitinin hakkaniyetli olmadığını belirtmesi üzerine büyüdü. Yönetmen Erten, "Yusuf kardeşim sen bu çok bilmiş lafları kendine sakla. Ben ölü g.t'ne, pamuk tıkar gibi tiyatro yapmam. İstiyorsan sen yap" şeklindeki sözleri üzerine Köksal, "Bu mudur yani yaklaşımınız? Ben yazdıklarınızdan utandım, bilmem başkaları da utanır mı? Doğru ve sağlıklı bir rol dağılımı yapmaya 'ölü g. t'ne pamuk tıkamak' diyorsanız, bana söz bırakmıyorsunuz demektir. İzmir Devlet Tiyatrosu oyuncularına hakaret etmekten de vazgeçin lütfen" şeklinde yanıt yazdı. İzmir Devlet Tiyatrosu oyuncuları da Erten'in sözlerini kınayarak, yazdıklarıa yorumlarla tepkilerini dile getirdiler.

Tartışma sırasında uzun bir yazı ile kendisini savunan Yücel Erten, tartıştığı oyuncuları suçladı. Oyuncu kadrosunu oluşturmaya çalıştıkları listeden Tayfun Eraslan, Yusuf Köksal, Serdar Kamalıoğlu ve Ozan Yıldırım'ın oyunda rol almayı reddettiğini iddia etti. Bunun üzerine oyunu İzmir'de sahnelemekten vazgeçtiğini belirten Erten, İzmir'de "18 Ekim'de başlayan rol dağıtım çalışmaları, söz konusu sanatçıların görevden kaçmaları ve yönetimin bu konudaki dirençsizliği nedeniyle 23 Kasım'da son buldu. Böyle bir tiyatroda oyun yapmayacağımı belirterek geri çekildim" diye konuştu.

İşte facebook'taki tartışmadan notlar

Serdar Kamalıoğlu: DT'de genel müdürlük yapmış, saygı değer bir tiyatro adamına yakışmayan üslubunuz karşısında daha ne söyleyebilirim ki. Siz ölmüşsünüz, haberiniz yok. Yeni dizide yine bekleriz. Sanırım size çakmak yerine bir paket pamuk alsam kızmazsınız..)))))

Yücel Erten: İşte bir tane daha. "Hem suçlu hem güçlü!" Otur, sıfır!

Canan Erener: Türk tiyatrosunun önemli bir ismi olarak bildiğimiz sayın Yücel Erten. Siz de bu kadar çirkin bir üslupla tiyatro yapma biçiminizi anlatıyorsanız, daha ne demeli? Bilemedim...

Özlem Fidan Kamalıoğlu: İyi ki hocam olmamışsınız... Akıldan kınayan, akıllı olsa bari. Tiyatroyu pamuk tıkamaya benzeten sizler, tedavi sırası sizindir...

Didem Onur Dizdaroğlu: Bir İzmir DT çalışanı olarak burada 'büyük yönetmen' diyebildiğimiz bir sanatçının bu tarz konuşmasını kendisine hiç yakıştıramadım ve eshefle kınıyorum kendisini! Buradaki tüm oyuncular iyi, disiplinli insanlardır... Böyle yönetmenlerle çalışmak istemiyorum!

Yücel Erten: Budalalıklarını meziyet sananlarla laf yarıştırmam. Yolunuz açık olsun...

Mustafa Şen: İzmir Devlet Tiyatrosu'nda yaşadığınız kast seçememe durumunuz sonunda hakaretleriniz ve bunu internet ortamında gayet aleni bir biçimde tartışmanız... Bir tiyatroyu bu kadar basit ve saçma cümlelerle eleştirmeniz... Şaşkınlık içindeyim....

Ceyhan Gölçek: Keşke hakaret etmeden önce insanları tanısaydınız. Bu arada sizin gözünüzde 'düşen' insanlar, en çok çalışan insanlar bu tiyatroda. Onlar öyle kolay harcanacak oyuncular değiller. Biraz sağduyu...

İbrahim Raci Öksüz: İzmir Devlet Tiyatrosu eleştirilebilir. Ama İzmir DT'ye, hele hele bu tiyatronun bir tarafından ter akıtan, canla başla çalışan oyuncularına hakaret etmek kimsenin haddi değildir. Değil Yücel Erten, isterse Peter Brook olsun. Yazıklar olsun Yücel Erten, yakışmadı. Hiç yakışmadı. Ha bu arada sormak istiyorum, şakşakçılar neredeler diye?

Tayfun Eraslan: Burada yazılanlar üstünden İzmir D.T. hakkında fikir yürüteceklere not: Çok Bilen Çok Yanılır, Ölüm Öpücüğü, Şili'de Av, Yoksun, Yollarda, Bir Garip Orhan Veli, Henry ve Alice'in Gizli Yaşamları, Bavul, Barut Fıçısı, Jean Darc'ın Öteki Ölümü, Sakarca, sezon başından bu yana yeni çıkan ve geçen sezonlardan devam eden oyunlar... Tarihe geçsin diye yazdım..

Yücel Erten: İroni diyebilirsiniz, kinaye diyebilirsiniz, ister beğenir ister beğenmezsiniz... Ama bundan "İzmir DT sanatçıları iyi insanlar değil, kötü insanlardır" anlamını çıkarırsanız, kendi meslekdaşlarınıza siz hakaret etmiş olursunuz, ben değil. Böylesi budalalığa kızamam bile. Biraz acır, biraz güler geçerim...

Oyunun konusu

"Sezuan'ın İyi İnsanı", Alman yazar Bertolt Brecht'in oyunlarından biri. Brecht, bu oyunun bir kısmını 1939-1941 yılları arasında, ABD'de yaşarken yazmış ve 1943 yılında tamamlamıştır. Sezuan ilk olarak 1943'te sahnelenmiştir. Brecht'in oyunu "Sezuan'ın İyi İnsanı"(1943) bugünkü toplum düzeninde hem iyi insan olmak, hem de ayakta kalabilmek mümkün mü, sorusunu ele alıyor.

(Kaynak: Yeni Asır)

28 Kasım 2010 Pazar

On yıldır Rahmi Dilligil dâvâsı rantını yiyen yayıncı(!) Demirkanlı'ya ders!

Oyun'un önemli notu: Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz şu satırları yayınlar yayınlamaz, hem gecenin geç saati ve hem de pazar / tatil günü olmasına karşın LİNÇ imzacısı Mustafa Şükrü Demirkanlı en aşağıdaki yazıyı, yangından mal kaçırır gibi, apar topar yayınlamak zorunda kaldı:

"Evet, doğru, ifade olanaklarımız imha edilmek istendi, imha edilmek isteniyor, imha edilmek istenecek. Türkiye tiyatrosunun gururunda değil, ama kuburunda yetişen tam 1100(?!) alçak, benim ve Coşkun Büktel'in sanatsal ifade olanaklarımızı Internet ortamında da olsa, imha etmek için, bütün alçaklıklarıyla üzerimize geldiler ve geldikleri gibi de gittiler. Ancak ben, Rahmi Dilligil'e asla benzemem; ben, Rahmi Dilligil'in sürdüğü gibi bir hayat sürmedim, sürmeyeceğim. Rahmi Dilligil'in çocuğuna, okuldaki arkadaşları, belki Mustafa Demirkanlı'nın doldurmasıyla 'hırsızın çocuğu' şeklinde bağırmış olabilirler. Ancak, ben, kendi haklarımı savunmasını bildiğim gibi, Rahmi Dilligil'in de haklarını savunabilecek durumdayım. Ne var ki, konuya tam olarak vakıf olmadığım için, şimdilik susup bekliyorum. Benim, suskunluğumu bozup Rahmi Dilligil'in haklarını da savunabilecek kadar gücüm ve zamanım olduğunda, bu konuya da değinmeye, bu konunun da ardına düşmeye kesin kararlıyım. Şimdi, nasıl olsa 'Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları'ndan, 'Lemi Bilgin'in Devlet Tiyatroları'ndan, 'Nejat Birecik'in Şehir Tiyatroları'ndan bol kepçe reklâm (avanta, diş kirası, sadaka, sus payı) alıyorsun diye, Mustafam Demirkanlım, kendine çok fazla güvenme. Ben, 'Rahmi Dilligil Dosyası'nı yeniden açabilecek bir duruma gelirsem, Ayşenil de, Lemi de, Nejat da, bayağı düşünmeye başlayacaklar!!!"

(Kaynak: Eğer Türkiye tiyatrosu bu hızla çürümeyi sürdürürse, Lemi Bilgin'le Ayşenil Şamlıoğlu'nun beslediği Mustafa'nın onursuzluğu, insanlık onurunu yenecek!)

***

Tarihi Dava İ. Rahmi Dilligil İçin Sonuçlandı... Hukuk Katledildi, Her Şey Yasal...

2001 yılında başlayan ve ancak sona yaklaşan "1. Perde Operasyonu" ile anılan davada İ. Rahmi Dilligil “Mahkumiyet Hükmünün Geri Bıraktırılması” kararıyla 6 yıl hapis alması kararına rağmen, her türlü indirimden yararlanarak mutlu sona ulaştı.

Dilligil savunmasında: "BDT Müdüründen 10.500 TL. Borç para aldığını, bu paraların tüketici kredisi olarak bankadan çekildiğini, kürsiyerlerden toplanan paraların kendisine gönderilmediğini, gardrop, dolap gibi malzemelerin kendi bilgisi dışında BDT personeline yaptırıldığını, parasını ne ise ödeyeceğini söylediğini, yatı borç para alarak satın aldığını, işlemlerin izninin bitmesi nedeniyle Hasan Ulusoy’a tamamlattırdığını, TV, VCD, Dekoderi Demirbaşa kaydetmek üzere Devlet Tiyatrolarına gönderdiğini savunmuştur."

Mahkeme bu savunmaya karşın şu kararı vermiştir: "Sanık İ. Rahmi Dilligil hakkında İhtilasen zimmet suçuna iştirak suçunu işlediği iddiası ile mahkememize kamu davası açılmış ise de, yapılan yargılamaya toplanan delilere ve tüm dosya kapsamına göre sanığa yüklenen suçun adiyen zimmet suçu niteliğinde olduğu ve sanığın üzerine atılı bu suçu işlediği, iddia, savunma, tanık anlatımları, keşif, bilirkişi raporları, ödenti dekontları ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCK Nun 202/1 maddesi gereğince cezalandırılması halinde 6 yıl, TCK Nun 202/2-3-son cümle gereğince cezadan 1/3 oranında indirim yapıldığında 4 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasının gerekeceği, bu durumda sonuç ceza açısından 765 sayılı TCK. nun sanık aleyhine olacağı, 5237 sayılı TCK. Nun sanık lehine olduğu anlaşılmakla,

Sanık İ. RAHMİ DİLLİGİL'in zimmet suçu sabit olduğundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK. Nun 247/1 Maddesi gereğince sanığın suç işleme kastının yoğunluğu, suçun işlendiği yer ve zaman, sanığın şahsi ve sosyal durumu ve fiilden sonraki davranışları dikkate alınarak takdiren 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Sanığın Yargılama sürecinde hükümden önce olaydan dolayı etkin pişmanlık duyduğu anlaşıldığından verilen ceza TCK. Nun 248/2-2. Cümlesi gereğince cezasından 1/3 oranında indirim yapılarak sanığın 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına,

TCK.nun 249/1 madddesi gereğince zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle ceza takdiren yarı oranında indirilerek 1 Yıl 8 ay hapis cazasıyla cezalandırılmasına,

Sanığın yargılama sürecindeki olumlu davranışları dikkate alınarak TCK. Nun 62. Maddesi gereğince cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın 1 YIL 4 AY 20 GÜN HAPİS CEZASIYLA CEZALANDIRILMASINA.
Sanığın cezasından başkaca artırım ve eksiltim yapılmasına takdiren yer olmadığına, sanığın suç işleme hususundaki eğilimi ve sabıkasız oluşu dikkate alınarak sanığa verilen ceza ile ilgili olarak CMK.nun 231/5 maddesi gereğince HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA,

CMK.nun 231/8 maddesi gereğince sanığın 5 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına,

Sanığın denetim süresi içerisinde herhangi bir yükümlülük yüklenmesine takdiren yer olmadığına,

Sanığın CMK.nun 231/10 maddesi gereğince denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemediği anlaşıldığında hükmün ortadan kaldırılarak davanın düşürüleceğine karar verileceğinin sanığa ihtarına,

CMK.nun 231/11. maddesi gereğince sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi halinde mahkemece hükmün açıklanacağının sanığa ihtarına , (İhtar edildi.)

Diğer sanıklar; Hasan Acar 5 YIL 2 AY 15 GÜN HAPİS CEZASIYLA CEZALANDIRILMASINA, M. Emin Gümüşkaya’nın 5 YIL 2 AY 15 GÜN HAPİS CEZASIYLA CEZALANDIRILMASINA karar verilmiştir.

… sanık İ. Rahmi Dilligil yönünden Bursa 5. Ağır Ceza mahkemesine itirazı kabil, diğer sanıklar yönünden Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar açıkça okunup usulen anlatıldı.”

Ne oldu peki?..

Devlet Tiyatroları adına müdahil olarak davaya katılan Başhukuk Müşaviri Av. Hüseyin Düzgün Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz etmedi. Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Türk Milleti adına aldığı karar İ. Rahmi Dilligil açısından kesinleşti, 5 yıl süreyle tekrar aynı suçu işlemezse bu işlediği suç da yok sayılacak.

Doğal refleks olarak, ayrıca görevi gereği davaya müdahil olarak katılan Devlet Tiyatroları Başhukuk Müşaviri Hüseyin Düzgün’ün neden itiraz etmediğini ise mağdur konumundaki kurum olan Devlet Tiyatroları ve Kültür ve Turizm Bakanlığı açıklayacaktır.

Devlet Tiyatroları tarihinde ilk kez bu denli önemli bir davaya muhatap olmuş, başrol oyuncusu ihmaller sonucu 5 yıl sonra aklanmış olarak yaşamına devam edecektir, diğer sanıklar için ise zaman aşımı uygulanmasına 4 yıl kalmış olup, onların da zaman aşımından yararlanacağı kuşkusu kamuoyunu endişeye sevk etmiştir.

"1. Perde Operasyonu” ile görevini yapan kolluk kuvvetleri yıllar sonra şu soruyu kendilerine sorarsa, haksız mı olurlar: “Biz neden bu kadar uğraştık?

Hukuk’la Yasa arasındaki çelişkiler kamu vicdanını sarsmaya devam ederse kaybedecek sadece Türkiye olacaktır.

Her şeyin yasal olması, her şeyin hukuksal olduğu anlamını taşımaz, kamu vicdanı nasıl rahat edecek?

(Kaynak: http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=2585)