30 Ekim 2010 Cumartesi

"Boğaziçi Üniversitesi Fraksiyonu"nun tiyatro yayını Mimesis, Éric-Emmanuel'in soyadını sünnet etti; artık ona, "Schmitt" yerine, "Scmitt" denilecek!

(Kaynak: Mimesis)


***


Hilmi Bulunmaz
31 Ekim 2010


Ben, zamanında, ilkokulu bile zar zor bitirmiş bir zavallı, bir halk çocuğu olduğumdan; avanak, berduş, cahil, çaresiz, dirayetsiz, ebleh biri sayılabilirim.

Ben, bir zavallı, bir halk çocuğu olduğumdan, benim hakkımda, bana karşı, tam 1100(?) kişilik; mürekkep yalamış, aydın, entelektüel, münevver bir grup, bir LİNÇ KAMPANYASI başlatabilme cesaretine sahip olabilir.

Benim ve tiyatro yazarı Coşkun Büktel'in sanal âlemde de olsa, LİNÇ edilmemiz için başlatılan bu LİNÇ KAMPANYASI ucubesini desteklemek adına sıraya giren elit, seçkin kişilerin önemli bir kısmı, "Boğaziçi Üniversitesi Fraksiyonu"na mensup olabilir.

Benim mücadele alanım olan tiyatroyu, bu aydın, bu entelektüel, bu münevver, bu elit, bu seçkin kişiler işgâl etmiş olabilir.

Ancak...

Ben, örnekse içinde "Eric-Emmanuel Schmitt" adı geçen bir haber yayınlayacağım zaman, mutlaka, ama mutlaka, bu adamı anlatan belgelerin, bilgilerin öz kaynağına giderek araştırma yaparım.

Benim arkamda, "Amerikan Emperyalizmi'nin bilimsel izdüşümü" Boğaziçi Üniversitesi değil, halk çocukları olduğundan, ben, kılı kırka yararak yayıncılık yapmak zorundayım. Ayrıca, ben, bir yanlış yaptığımda, hemen özür dilemesini bilirim!

Ancak...

Başta, LİNÇÇİ "Boğaziçi Üniversitesi Fraksiyonu" olmak üzere, halk için değil, kapitalizmin en son aşaması için kalem oynatanlar, hata üstüne hata, yanlış üstüne yanlış, LİNÇ üstüne LİNÇ yapmalarına karşın; benden, bizden, halkımdan ve tüyü bitmemiş yetimden asla ve kesinlikle özür dilemiyorlar. "Boğaziçi Üniversitesi Fraksiyonu"na mensup kişiler, tıpkı, mazlum halkları sömüren kovboy şapkalı adamlar gibi davranarak, burunlarını yukarı kaldırıp, bizim gösterdiğimiz hatalarını, bizim gösterdiğimiz yanlışlarını, hiçbir açıklama yapmadan "düzeltme" uyanıklığında bulunuyorlar. Yaptıkları bu "düzeltme" sonucu, benden, bizden bahsetmedikleri için, beni, bizi yalancı çıkarmakla birlikte, okurlarını da eşşşek yerine koyuyorlar!

Bu yayınımızdan sonra, yine öyle yapacaklar! Yine, benim, bizim gösterdiğimiz ve yukarıdaki fotoğrafla belgelediğimiz hatalarını, yanlışlarını, sözde düzeltecekler ve benden, bizden, yani halk çocuklarından asla bahsetmeyip, havanda su döver gibi, o iğrenç yayıncılıklarını sürdürecekler. Arada bir "etik, etnik, estetik" gibi lâfların içerisini boşaltarak deforme ettikleri bu lâfları, okurların yüzüne fışkırtıp, akılları sıra, entelektüel mastürbasyonlarını ilelebet muhafaza ve müdafaa edecekler!

Peki, "Schmitt"in adını sünnet ederek, "Scmitt" hâline dönüştüren, "Boğaziçi Üniversitesi Fraksiyonu" tiyatro yayını, bu "suç"u işlediği gün, LİNÇÇİ Mimesis sitesinde kimlerin fotoğrafları vardı? Bu iğrenç siteyi, kimlerin fotoğrafları süslüyordu?

"Boğaziçi Üniversitesi Fraksiyonu" tiyatro yayını LİNÇÇİ Mimesis'teki fotoğraf sahiplerinin adlarını teker teker sıralıyoruz:

LİNÇÇİ Cansu Fırıncı, İhsan Ata, LİNÇÇİ Yaşam Kaya, Melih Anık, Mehmet K. Özel, LİNÇÇİ Üstün Akmen, LİNÇÇİ Metin Boran, Ceren Okur, LİNÇÇİ Ömer F. Kurhan, Nedim Saban, Türkar Çoker, Mehmet Atak, Zafer Diper, Ahmet Bozkurt, LİNÇÇİ Levent Soy, LİNÇÇİ Berna Kurt, Hakan Urcu, Barış Yıldırım, LİNÇÇİ Fırat Güllü, Gökçen Özbek, LİNÇÇİ Yrd. Doç. Dr. Adnan Tönel, Mehmet Esatoğlu, Serkan Fırtına, Gizem Aksu... vb.

Peki...

Anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite (ve bazıları) yüksek lisans, doktora, doçentlik "okumuş" bu aydınlar, bu entelektüeller, bu münevverler, bu elitler, bu seçkinler, kendilerinin de yazı(?) yazdıkları, haber(?) yayınladıkları "Boğaziçi Üniversitesi Fraksiyonu" tiyatro yayını LİNÇÇİ Mimesis'in "diğer yazıları"nı okumuyorlar mı? Bu münevverler, tam 1100(?) kişilik bir "ordu" olmalarına karşın, "iki elleriyle bir siteyi doğrultamıyorlar" mı?

Bunca okul okumuş, bunca mektep-medrese görmüş, bunca mürekkep yalayıp teori yutmaktan mide fesadına uğramış bu 1100(?) kişilik "insan topluluğu", ilkokula bile tam tamına beş yıl devam edememiş "cahil" birinden ders almaktan, fırça yemekten hiç utanmıyorlar mı?


***


Ayrıca bakınız: www.eric-emmanuel-schmitt.com)

Bulunmaz Tiyatro; çalışma...

Hilmi Bulunmaz inatla konuşuyor...

Bulunmaz Tiyatro çalışma videoları...

Bulunmaz Tiyatro, 04/03/2007 tarihli çalışmalarının videosunu sitesine yükledi. Video'yu buradan da izleyebilirsiniz.
YouTube yasağı kaldırıldı


Mahkeme tarafından kapatılan internet sitesi Youtube için sevindirici haber. Kapatma kararını veren mahkeme Youtube yasağını kaldırdı.

Savcı, siteye erişimin serbest bırakılması için Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na gerekli yazıyı yazdı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Kürşat Kayral, Emniyet Genel Müdürlüğü Bilim Suçları Büro Amirliği’ne yazı yazarak Youtube’un kapatılmasına gerekçe olan ve Atatürk’e hakaret içeren dört videonun siteden kaldırılıp kaldırılmadığını sordu.

Emniyetten söz konusu videoların kaldırıldığına yönelik cevap alan Kayral, 5651 sayılı
İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8. maddesinin 9. fıkrasına dayanarak Youtube’a erişimin engellenmesi kararının kaldırılmasına karar verdi.

Savcı, siteye erişimin serbest bırakılması için
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na gerekli yazıyı yazdı.

Youtube erişim, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla 5 Mayıs 2008’den beri engelleniyordu.


(Kaynak: Milliyet)

İstanbul Devlet Tiyatrosu, yaptığımız yayınlar sonucu tiyatro kamuoyuna hesap vereceğine, kendisine ait reklâm panolarının üzerindeki adını siliverdi!

Bir "İSTANBUL DEVLET TİYATROSU" varmış!
.
Bir "İSTANBUL DEVLET TİYATROSU" yokmuş!
.
Bir "DT" varmış!
.Bir "DT" yokmuş!
.
.
Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu "reklâm panolarındaki İstanbul Devlet Tiyatrosu'nu Gömün" zihniyetine, sonuna kadar karşı çıkacağız!... (Hilmi Bulunmaz)
.
.
YAZISI YAKINDA!
.
.
Ayrıca bakınız:
.
ÇOK ACAYİP BİR "GECEKONDU": Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosu!

.
İstanbul'un "en güzel yerleri"ndeki reklâm panolarını "üç otuz paraya" kiraya veren Devlet Tiyatroları'nın patronu Kültür Bakanlığı, fotoğraf seçecek!
.

Kılıfı hazırlanmış minarenin önünde; Hilmi Bulunmaz'ın kamerasına şımarık bir poz veren gerekçesi hazırlanmış İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosu!
.
Bu sabah baktığımda, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosundaki değişiklik, yine canımı sıktı; İDT'nin reklam panosu teamülü herkesin canını sıkmalı

.
"Ölüleri Gömün" oyununa "gala" yapıldığı gün, oyuna emeği geçenler sahneye çağrılmışken, oyunun çevirmeni Coşkun Büktel neden sahneye çağrılmadı ki?!!

.
İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panolarının, kapitalist kuruluşlar tarafından işgal edilmesine, hangi kişiler, kuruluşlar ve kurumlar karşı çıkıyor?!

Hiçbir dayanağa, hiçbir desteğe, hiçbir payandaya gereksinme duymayacak kadar kendi kendine yoğun bir deneme sürecinden geçen Oğuzcan Önver'in yazısı!

Mutlaka okuyunuz: Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın kurup yönettiği Bulunmaz Tiyatro'da sanatçılık yapan Oğuzcan Önver, Ayşenil Şamlıoğlu'nun tiyatrosunu izliyor / 1

Bu sabah baktığımda, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosundaki değişiklik, yine canımı sıktı; İDT'nin reklam panosu teamülü herkesin canını sıkmalı

Devlet Tiyatroları'nda öyle bir teamül oluşmuş ki...

İstanbul Devlet Tiyatrosu (İDT), kendisine ait olan reklâm panolarını, kendi oyunlarının duyurusunu yapmak için gönül rahatlığıyla kullanamıyor!

Devlet Tiyatroları'nda öyle bir teamül oluşmuş ki...

Ticarî kuruluşlara peşkeş çekilen İDT reklâm panoları, tiyatro mevsiminin henüz başında olmamıza, İDT oyunlarının tanıtılmasına ciddi bir biçimde ihtiyaç duyulmasına karşın, tiyatro izleyicilerinin yararına değil, ticarî kuruluşların yararına kullanılıyor!!

Devlet Tiyatroları'nda öyle bir teamül oluşmuş ki...

Sabun reklâmından tutun, çekirdek reklâmına dek, gerekli gereksiz birçok ticarî malın pazarlanması için kullanılan İDT reklâm panoları, İDT'nin kendi çıkarları için kullanılamaz hâle gelmiş!!!

Devlet Tiyatroları'nda öyle bir teamül oluşmuş ki...

İDT'nin bu teslimiyetçi teamülünü, esefle, hiddetle, nefretle ve şiddetle kınıyor, "İDT'nin reklâm panoları İDT'ye" diye haykırıyoruz!!!... (HB)


***


Önemli not: Kültür Bakanlığı çanağı yalayanlar, Devlet Tiyatroları'ndan reklâm (avanta, diş kirası, sadaka, sus payı) alanlar, asla bizim gibi bir eleştiri getiremezler. Onlar, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosu konusunda gıkını bile çıkaramazlar!

İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panolarının, kapitalist kuruluşlar tarafından işgal edilmesine, hangi kişiler, kuruluşlar ve kurumlar karşı çıkıyor?!

İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panolarının, kapitalist kuruluşlar tarafından işgal edilmesine, aşağıda kısaltılmış adlarını ve başkanlarını sıraladığımız tiyatro kuruluşlarından hangileri karşı çıkıyor?

ATD (Metin Bahçıvan)
ÇOGED (Okay Şenol)
DETİS (Şahin Ergüney)
KÜLTÜR SANAT-SEN (Yavuz Çetinkaya)
OYÇED (Hasan Erkek)
TEB (Üstün Akmen)
TİSEN-G
TİYAP
TOBAV
(Tamer Levent)
TODER (Yalçın Özden)
TOMEB (Orhan Kurtuldu)
TTB (Zafer Gecegörür)
TTD (İbrahim Vehbi Atabay)

300 tane bile basıldığını, 100 tane bile satıldığını, 50 tane bile okunduğunu sanmadığımız LİNÇÇİ SAHNE Dergisi'ne DT ile İBBŞT, neden reklâm veriyor?

Hilmi Bulunmaz
28 Ekim 2010


Türkiye'nin LİNÇÇİ olmayan biricik tiyatro dergisi Yeni Tiyatro, "Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları"ndan Kasım 2010 sayısına reklâm alamadı!

Türkiye'nin "en saygın ve en yaygın" tiyatro dergisi Yeni Tiyatro, 1000 tane basılmasına, 900 tane satılmasına, her bir dergiyi birkaç kişi birden okuması nedeniyle, binlerce kişi tarafından okunmasına karşın, "Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları"ndan Kasım 2010 sayısına reklâm alamadı!

Türkiye'nin LİNÇÇİ olan tiyatro dergilerinden SAHNE, iki ayda bir, zar zor yayınlanmasına karşın, "Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları"ndan gani gani reklâm almayı sürdürüyor!

İstanbul'da değil, Ankara'da basılmasına, İstanbul'daki kitapçıların tümüne birden asla ve kesinlikle dağıtılamamasına karşın, adının içerisinde "Ankara" değil, "İstanbul" bulunan; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndan, yani "Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları"ndan, tereyağdan kıl çeker gibi reklâm alabilen SAHNE, bu becerisini LİNÇÇİ olmasına mı borçlu?

Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın ana sponsorluk yaptığı LİNÇ KAMPANYASI için "uygun adım marş marş" imza veren, 300 tane bile basıldığını, 100 tane bile satıldığını, 50 tane bile okunduğunu sanmadığımız LİNÇÇİ SAHNE Dergisi, tıpkı Demirkanlı'nın LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi gibi,"Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları"ndan nasıl oluyor da bu kadar rahatlıkla reklâm alabiliyor!

"Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları", bir yandanLİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'yle "organizasyon ortaklığı" yaparken, bir yandan da, LİNÇÇİ tiyatro dergilerine reklâm vererek, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, toplum mühendisliği mi yapıyor?

Oysa...

"Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları", kapitalizmi geliştirmek için de olsa, izleyicilerini artırma düşüncesiyle de olsa, entelektüel bir tiyatro düzlemi oluşturmak için de olsa, birkaç yüz tane basıp, sadece reklâm (avanta, diş kirası, sadaka, sus payı) alarak yayınlanan LİNÇÇİ tiyatro dergilerine değil, Türkiye'nin "en saygın ve en yaygın"tiyatro dergisi Yeni Tiyatro'ya reklâm vermek zorunda!

Biz, her ne kadar, dergilere reklâm verilerek tiyatro izleyicisinin niceliğini ve niteliğini geliştirebilmenin çok zor olduğunu düşünsek de, "Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları", madem ki dergilere reklâm vererek kendini var etmek istiyor, o hâlde, LİNÇÇİ ve doğru dürüst okunmayan dergilere değil, Türkiye'nin "en saygın ve en yaygın"tiyatro dergisi Yeni Tiyatro'ya reklâm vermek zorunda!

Ancak...

"Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları", ısrarla ve inatla, LİNÇÇİ dergileri beslemeyi programına almışsa, bizim sert muhalefetimizi de programına alma cesareti gösteriyor demektir!

Nasıl davranacakları, kendilerinin bileceği bir iş...

Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi, "Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları"nı kendi mantığına göre yönetmeyi sürdürürse, bizim sert muhalefetimizin rüzgârına da katlanmak zorunda kalır!

Nasıl davranacakları, kendilerinin bileceği bir iş...

"Ayşenil Şamlıoğlu'nun Şehir Tiyatroları", ya LİNÇÇİdergileri besleyecek yada entelektüel kaygılar taşıyan "demokratik platform" dergisi Yeni Tiyatro'nun sayfalarında görünmenin "haklı gururu"nu taşıyacak!

Nasıl davranacakları, kendilerinin bileceği bir iş...

Yeni Tiyatro'nun 22. sayısındaki 38. sayfadan çok önemli bir söz: "Ergin Orbey gibi genel müdürlerle, (...) müdürlerin görev süreleri kısa olmuştur."

Ergin Orbey, 29 Mayıs 1978'de Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'ne getirildi ve 28 Aralık 1979 tarihinde Cüneyt Gökçer, Ergin Orbey'in yerine, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü yapıldı!

Şu anda Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nü sürdüren K. Lemi Bilgin, ilk kez olarak, 24 Ağustos 1998 tarihinde bu kurumun başına getirildi!!

(Kaynak: Vikipedi)


***


(...)

"Ekonomik depolitizasyonun, tiyatronun toplam giderlerinde kendisini göstermeyeceği ödenekli tiyatrolarımızdan Devlet Tiyatroları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda daha değişik bir ekonomik baskı uygulanır. Bu da, sanatçıların belli sürelerde maaşlarını kesme şeklinde kendini gösterir. İktidarların gelişlerine göre değişen Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ve Şehir Tiyatroları yönetimi oldukça ince işleyen ancak Türk tiyatrosunun en önemli katmanlarında, merkezi idare niteliğini taşımaktadır. Ergin Orbey gibi genel müdürlerle, yani eleştiriye açık, kendisinin tek başına bir değer taşımadığının ayırdında olan alçak gönüllülüklere yönelebilen müdürlerin görev süreleri kısa olmuştur. Ergin Orbey'de merkezlenen bu yönetim anlayışı döneminde, yerli ve yabancı yazarların denetimden uzak kaleme aldıkları, sanata yakışır sorgulama çıkışlı oyunları, hakkıyla temsil edilme çabasına girilir ve seyirciden layık oldukları tepkiyi görürler."

(...)

Yeni Tiyatro Dergisi'nin yirmi ikinci sayısındaki

"12 Eylül'de Depolitizasyon ve Tiyatro (2)"

başlıklı yazıyı okuyunuz ki, Devlet Tiyatroları gerçeğini, biraz daha yakından tanıyınız!!!

29 Ekim 2010 Cuma

LİNÇ ahlâkı üreten Mimesis, hangi yüzle ahlâktan bahsediyor?

Türkiye; tuhaf, göt üstü düşen, garip bir coğrafya. Bu tuhaf, bu göt üstü düşen, bu garip coğrafyada, tiyatro esnafının ve bu esnafın çürümüş soluğuyla kendine pazar payı elde etmeye çalışan tiyatro medyasının da, ister istemez ahlâkı zayıf oluyor!

Aşağıda okuyacağınız "Tiyatro ve Ahlak" başlıklı yazıyı yazan, yayımlayan, yayınlayanların hepsi LİNÇÇİ.

Gerçekçi tiyatro yazarı Coşkun Büktel'le sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için, yoğun bir çaba harcayarak bir LİNÇ KAMPANYASI düzenleyen "Boğaziçi Üniversitesi Fraksiyonu" mensubu bu kişiler ve bu fraksiyona yardım ve yataklık edenler, Büktel'le Bulunmaz'ın verdiği mücadele karşısında, net bir yenilgi almış olsalar da, hâlâ ahlâktan bahsederek, tiyatro kamuoyu nezdinde kendilerini aklayıp, bir güzel gusül abdesti almak istiyorlar...

Lâf cambazlığı, lâf ebeliği, lâf kalabalığı, lâfazanlık... yaparak, okurun gözünde çağcıl, demokrat, devrimci, entelektüel, ilerici... bir hava oluşturmaya çalışan bu zavallı "Boğaziçi Üniversitesi Fraksiyonu"nu oluşturan zevat, sınıfsal bilincin örselenmesi, sınıfsal çelişkinin görünmez kılınması, özetle, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, sözcüklerin anlamlarını bulanıklaştırarak, kavramların içerisini boşaltıyor.

LİNÇ ahlâkının yerleşmesi için yayın yapan LİNÇÇİ Mimesis'te yayınlanan aşağıdaki yazının aslı-esası şu tümcede saklı:

"Elbette burada yeni bir etik tanımlayalım derken sınıfsal ya da dini bir ahlak anlayışının peşine takılmaktan söz etmiyoruz."

Birincil çelişki olan sınıfsal durumu gün yüzüne çıkarmak yerine, ikincil çelişkilerle (etik, etnik, estetik) gününü gün eden LİNÇ ahlâkçısı Mimesis, emekçilerin iktidara yürümesinin önündeki ciddi bir engel olarak varlığını sürdürüyor.

Aman ha, bu LİNÇ ahlâkçılarına karşı dikkatli olmayı, ısrarla ve inatla sürdürelim! (HB)


***


Tiyatro ve Ahlak


Yukarıdaki başlık Stanislavski’nin ünlü makalesinden esinlenilerek koyulmuştur. Stanislavski bir bilim adamı titizliğiyle çalışmasına rağmen gerçekte sanat pratiğine bir din gibi yaklaşırdı. Sahne kutsal bir mekandı ve seyirciye her zaman en güzel olanı vermekle yükümlü olan oyuncular bu mekana girerken sadece gündelik hayatın fiziksel kirlerinden değil, modern yaşamın insan ruhunda yarattığı tahribattan da kurtulmayı başarabilmek zorundaydılar. Kutsal bir tiyatro fikrini hayata geçirmeye en çok yaklaşan kişi olarak Grotowski’nin Stanislavski’den "babam" diye bahsetmesi boşuna değildir.

Ama zaman geçti ve toplumlar baş döndürücü bir hızda değiştiler. Geleneksel ahlaka farklı jenerasyonlar birkaç kez meydan okudular ve sınıfsal ya da dinsel bir ahlak fikri oldukça büyük bir darbe yedi. Cinsel devrim, kadın haraketlerinin yükselişe geçişi, eşcinsel haklarında sağlanan önemli ilerlemeler vs… derken bir başkaldırı çağı olan 20. yüzyıl geride kaldığında Stansilavski’nin “ahlak”ı da tiyatroculara biraz antipatik gelmeye başladı. Oysa tam da bugün, 21. Yüzyılın ilk on yıllık dilimini henüz geride bıraktığımız şu günlerde tüm sahne sanatları camiasının yeni bir "etik" tanımına şiddetle ihtiyaç duyduğu hissediliyor. Elbette burada yeni bir etik tanımlayalım derken sınıfsal ya da dini bir ahlak anlayışının peşine takılmaktan söz etmiyoruz. Yaptığınız işi belli bir felsefe ve kamusal sorumluluk duygusuyla icra etmenizi sağlayacak bir mesleki etikten bahsediyoruz daha ziyade. Sanat endüstirisinin çarklarına kapılıp gitmemize engel olacak, "yaratı özgürlüğü" ile "ne yaparsan yap ama iyi sat" anlayışının ürünü bir serbest piyasa sanatçılığını birbirine karıştırmamıza engel olacak, sanat üreticileri olarak toplumsal ve siyasi duruşlarımızı sağlamlaştırmamıza hizmet edecek bir ilkeler bütünü ortaya koymanın zamanı geldi de geçiyor.

Eğer böyle güçlü bir etik duruş sergilemek mümkün olursa, ancak o zaman gerçekte önemli bir toplumcu sanat eseri örneği olan "Fatmagül’ün Suçu Ne?"yi sanat tüccarlarının ve "ahlaksız" paparazzi sanatçılarının elinden kurtarabiliriz. Sonuçta biz gösteri sanatları insanları kendi etik değerlerimize sahip çıkmıyorsak "Fatmagül’ün Suçu Ne?"

(Kaynak: Mimesis)

Türkiye'nin en saygın ve en yaygın tiyatro dergisi Yeni Tiyatro, tüm eksikliklerine, tüm fazlalıklarına karşın LİNÇ batağına saplanmadan yayınlanıyor!

Bulunmaz Tiyatro'nun her sayı reklâm verip, her sayı beş tane satın aldığı ve Bulunmaz Tiyatro Genel Sanat Yönetmeni sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz tarafından "Türkiye'nin en saygın ve en yaygın tiyatro dergisi" olarak onurlandırılan Yeni Tiyatro 'nun yirmi ikinci sayısı huzurlarınızda!

LİNÇ KAMPANYASI için imza veren alçaklara karşı mücadele eden sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz diyor ki:

Hilmi Bulunmaz, Maksim Gorki'nin uzun yıllar yaşadığı İtalya'nın Napoli kentine bağlı Capri Adası'ndaki evinin bahçesinde dinlenirken. Gorki'nin "Ana" romanını da yazdığı Capri Adası'ndaki bu ev, günümüzde Hotel Villa Kruppolarak varlığını sürdürüyor!


Oğlumu, İstanbul Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi'nde okuttum. Kızımı, Beykent Üniversitesi'nde okutuyorum!

Oğlumu ve kızımı, Amerikan Emperyalizmi'nin "bilimsel izdüşümü" olan Boğaziçi Üniversitesi'ne göndermeyi, aklımın ucundan bile geçirmedim!!!


***


Boğaziçi Üniversitesi otağındaki LİNÇÇİLER:
BGST Dansçıları
BGST Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu
Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları
BÜFK Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü
Tiyatro Boğaziçi

(Kaynak: Linç imzacıları listesi)


***


Ayrıca bakınız:

Amerikalı zât-ı muhteremler tarafından kurulmuş Boğaziçi Üniversitesi'nin "yetiştirmesi" zât-ı muhteremlerin yönettiğiLİNÇÇİ Mimesis, yazı yazamıyor!

DİKKAT (Boğaziçi Üniversitesi'nde) LİNÇÇİ VAR: Doç. Dr. Ali Kerem Saysel


***


LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

300 tane bile satıldığını sanmadığımız tiyatro dergileri(!)ne reklâm veren DT'li Lemi Bilgin'in patronu Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'a yol mu göründü?

(Kaynak: habervaktim.com)


***


Hilmi Bulunmaz
29 Ekim 2010


Türkiye, ülke olma vasfını bile karşılayamayan, tuhaf bir coğrafya.

Türkiye, Osmanlı'nın bile çok daha gerisine düşmüş bir kültürel yapılanmayla ayağa kalkmaya yeltenmesine karşın, mayasında çağcıl kültür ögeleri bulunmadığı için, bir türlü ayağa kalkamadığı gibi, sürekli olarak göt üstü düşen bir coğrafya.

Türkiye, yüzölçümü ve nüfus olarak bir ülke görünümüne sahip olmasına karşın, bırakınız dünya halklarıyla barışık bir hâlde yaşamayı, kendi içindeki halklarla bile barışçıl bir yaşama kültürü oluşturamamış garip bir coğrafya.

Bu tuhaf, bu göt üstü düşen ve bu garip coğrafyanın Kültür Bakanı da, ister istemez, tuhaf, göt üstü düşen ve garip bir kişi oluyor!

Ne Musa'ya, ne Davut'a, ne İsa'ya, ne de Muhammed'e yaranabilecek bir donanıma sahip olan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, başta tiyatro sanatı olmak üzere, sanatın hiçbir dalından anlamıyor. Kültür ve sanattan anlamayan bir adamı, sadece "sol" seçmenlere göz kırpmak için vitrinine yerleştiren Adalet ve Kalkınma Partisi, kendine çok yakın, kendisinin "ruh ikizi" odaklardan da, çok ciddi eleştiriler alıyor. Örnekse, yukarıda linkini verdiğimiz habervaktim.com sitesi, kendi düşünsel dizgesine göre, son derecede haklı bir haber/eleştiri getiriyor.

Biz, tiyatro sanatıyla iştigal eden bir yayın olarak, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ı sürekli olarak uyarmamıza karşın, kendisine sesimizi duyuramıyor, kendisine sözümüzü dinletemiyoruz.

Oysa...

Biz, çok somut verilerin, çok gerçekçi istemlerin, çok karşılanabilir isteklerin peşindeyiz. Biz, Ertuğrul Günay'ın, bizim gibi sosyalist ideolojiyle düşünüp, sosyalist ilkelerle kültür üretmesini beklemiyoruz. Biz, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın emrinde çalıştığını sandığımız Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'in, 300 tane bile satıldığını sanmadığımız LİNÇÇİ tiyatro dergileri(!)ne (Örnekse Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, SAHNE Dergisi) reklâm (avanta, diş kirası, sadaka, sus payı) vermesini, asla ve kesinlikle istemiyoruz.

Benim, halkımın, tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, hiç olmazsa, bu "Cumhuriyet Bayramı" vesilesiyle, bir durum değerlendirmesi yaparak, 300 tane bile satıldığını sanmadığımız LİNÇÇİ tiyatro dergileri(!)ne (Örnekse Tiyatro... Tiyatro... Dergisi, SAHNE Dergisi) verdiği reklâmı (avanta, diş kirası, sadaka, sus payı) derhal kesmesini ve buradan elde ettiği tasarrufu, yetimlerin açlığını gidermesi için kullanmasını istiyoruz.

28 Ekim 2010 Perşembe

EVRENSEL GAZETESİNDEN METİN BORAN, COŞKUN BÜKTEL'İN IRWIN SHAW'DAN ÇEVİRDİĞİ "ÖLÜLERİ GÖMÜN" OYUNUNUN DT SAHNELEMESİ HAKKINDA YAZDI: TIKLAYINIZ!

TARAF GAZETESİNDEN FERHAT ULUDERE, COŞKUN BÜKTEL'İN IRWIN SHAW'DAN ÇEVİRDİĞİ "ÖLÜLERİ GÖMÜN" OYUNUNUN DT SAHNELEMESİ HAKKINDA YAZDI:
TIKLAYINIZ!

ÖZKAN ULUKÖK, COŞKUN BÜKTEL'İN IRWIN SHAW'DAN ÇEVİRDİĞİ "ÖLÜLERİ GÖMÜN" OYUNUNUN DT SAHNELEMESİ HAKKINDA YAZDI:
TIKLAYINIZ!

(Kaynak: www.coskunbuktel.com)


***


Ayrıca bakınız: "Ölüleri Gömün" oyununa "gala" yapıldığı gün, oyuna emeği geçenler sahneye çağrılmışken, oyunun çevirmeni Coşkun Büktel neden sahneye çağrılmadı ki?!!

"Ölüleri Gömün" oyunu için, Prof. Dr. Cevat Çapan demişti ki...

"Irwin Shaw'un 'Bury The Dead' adlı oyunu, dünya tiyatro edebiyatında yerini sağlam biçimde almış, bizim savunmamıza hiç ihtiyacı olmayan çağdaş bir klasiktir. Coşkun Büktel'in 'Ölüleri Gömün' adlı çevirisi ise, Shaw'un oyunundaki heyecan verici tüm özellikleri, Shaw'a layık bir başarıyla Türkçe'de canlandırıyor."

Kaynak: C. Büktel, "Yönetmen Tiyatrosu"na Karşı Kaknüs Yayınları, 2001. Sayfa 322
(Bakınız: HB, "'Ölüleri Gömün'ü gömmek isteyenler")

Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları kurucusu olmasına karşın, LİNÇÇİ olmayan Melih Anık, Oğuzcan Önver'in kaleme aldığı "Dullar" eleştirisini önemsemiş!

Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları (BÜO) kurucusu, "profesyonel izleyici" Melih Anık'ın, ''Dullar'' eleştirim hakkındaki yorumu...


Oğuzcan Önver
28 Ekim 2010


Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları (BÜO) kurucusu, "profesyonel izleyici" Melih Anık, ''Dullar'' eleştirimi okuduktan sonra, aşağıda görebileceğiniz mesajı, twitter üzerinden bana yollamış. Twitter'da beni takip etmediğinden, sayın Melih Anık'a, bu ince davranışı için, özel olarak teşekkür edemedim. Blogumdan, Melih Anık'a, eleştirimi okuduğu ve yorumunu bana gönderdiği için, teşekkür ederim.

İşte, Melih Anık'ın çok kısa, ancak, çok samimî ve çok yüreklendirici sözleri:

"'Dullar' eleştirini okudum. Beni seyretmekten kurtardın, teşekkür ederim."

Direct message sent by Melih Anık (@melihanik) to you (@oguzcanonver) on Oct 25, 7:37 AM.

(Kaynak: oguzcanonver.blogspot.com)


***


Ayrıca bakınız: Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın kurup yönettiği Bulunmaz Tiyatro'da sanatçılık yapan Oğuzcan Önver, Ayşenil Şamlıoğlu'nun tiyatrosunu izliyor / 1

LİNÇÇİ A. Ertuğrul Timur bile "facebook bataklığı"ndan şikâyetçi!

ÖNEMLİ BİR NOT


A.Ertuğrul Timur


DOSTLARIMIN DİKKATİNE

4-5 Gündür ilginç bir şekilde facebook hesabım kullanım dışı kalmıştır.

Geçtiğimiz hafta hesabıma benim bağlı olduğum anda başka bir yerden de erişim olduğu uyarısı çıkıp askıya almış beni bir teste (doğrulamaya) tabi tutmuş ve hesabımı yeniden kullanımıma açmıştı. Bunu da facebook sayfamda yazmıştım.

Fakat bir iki gün önce yeniden hesabımı güvenlik nedeniyle kapadıklarını ve ancak cep telefonu numaramı girmemi gireceğim bu cep telefonuma gelecek kısa mesajı kutuya yazıp hesabı yeniden kurtarabileceğimi belirten bir sayfa açıldı.

Malesef ki gelen koda rağmen hesabım ısrarla açılamıyor. Hata olabilir düşüncesi ile eşimin ve aileden başkalarının telefonlarını da girip yeniden kod isteğinde bulundum fakat kendi yolladıkları kodun hatalı olduğunu belirtip sayfamı kullanımıma açmıyorlar.

Girebilenlerden öğrendiğime göre sayfama son 4-5 günde bazı kişilerin eklediği rutin resim video duyuru vs türü eklemeler dışında bir ekleme tahrifat vs yapılmamış bu nedenle şimdilik kötü niyetli bir kullanım olduğunu düşünmüyorum fakat ne yazık ki sayfaya giriş şansım yoktur ve akıbeti de belirsizdir. Facebook iletişimle yazışmalarım sürüyor (daha doğrusu tek yönlü yazmalarım) Fakat bu süre zarfında benimle oradan bağlantı kurulamayacağını bilmenizi rica ederim

(Kaynak: tiyatrohaber.net)


***


Ayrıca bakınız:

LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

LİNÇ KAMPANYASI imzacısı Haluk Işık'ın da bir oyunu var!

Diyarbakır'ın tiyatro festivali


Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali, inatla yoluna devam ediyor. Bu yıl 8.si yapılacak olan festival, bugün başlıyor.

Diyarbakır'ın yetiştirdiği önemli kültür ve sanat adamlarından oyun yazarı Orhan Asena'nın adını taşıyan festivali Diyarbakır Devlet Tiyatrosu (DDT) düzenliyor. 14 Kasım'da sona erecek festivalde, DDT'nin yanı sıra İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Sivas ve Trabzon devlet tiyatrolarından sezonun seçkin örnekleri yer alacak.

Diyarbakırlı tiyatroseverlerin konuklarından Ankara DT, Behiç Ak'ın yazdığı, Serhat Nalbantoğlu'nun yönettiği, "Tek Kişilik Şehir"le katılıyor festivale. Cüneyt Mete, Devrim Yakut ve Benian Dönmez de, Tek Kişilik Şehir'in sahnedeki 'sâkinleri' olacak. İzmir DT, Haluk Işık'ın kaleme aldığı, M. Doğan Yağcı'nın sahneye koyacağı, "Yollarda" ile Diyarbakır'a geliyor. Hülya Savaş, Nilgün Öğrük Alkın, Aygen Avcı, Vedat Aksu ve Tuhan Karapınar da Diyarbakır yollarına düşecek oyuncular. Van DT, "Küçük Korsan" ve "Gayrı Resmi Hürrem" adlı iki oyunla Diyarbakır yolunu tutarken; Sivas DT, "Duvarların Ötesi'', Trabzon DT "İstibdat Kumpanyası'', İstanbul DT de ''Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk'' ile festivale katılacak. Misafirlerinin ikramına karşılık Diyarbakır DT ise, açılış oyunu " Ölümü Yaşamak''ın yanı sıra, "Titil ile Bibil'' ve "Yaşlı Palyaço'' oyunları ile festivale ev sahipliği yapacak. KÜLTÜR SANAT

ZAMAN


***


Ayrıca bakınız:

LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

27 Ekim 2010 Çarşamba

Peki, öldürdüğünüz siviller, dilediğiniz özürü duyabilecekler mi?

(Kaynak: Milliyet)


Ben, PKK (Partîya Karkerên Kurdîstan / Kürdistan İşçi Partisi) ideolojisini, ilk kez olarak, 12 Eylül Faşizmi öncesi, 1978 yılında duydum. "Ulusların kendi kaderini tayin hakkı" konusunda bilgim olduğundan, bu ideolojiye karşı bir sempati beslememekle birlikte, antipati de beslemeyi düşünmedim.

İşçi, yıldız, orak-çekiç... gibi sosyalist argümanları kullandığı için, zaman zaman kendime yakın hissetmiş olsam da, sınıfsal bilinci değil, ulusal bilinci ön plana alan bir siyasal tavırla hareket eden PKK, sosyalizmin oluşmasına değil, kapitalizmin oluşmasına katkıda bulunduğundan ve özellikle sivillere yönelik olarak uyguladığı öldürme olayları nedeniyle, bu hareketin yakınında bulunmam, asla söz konusu olamazdı.

Şimdiye dek, PKK'nin sivillere yönelik uyguladığı öldürme olaylarına, partinin yetkili ağızlarından herhangi bir açıklama getirilmediği için, örnekse, şimdiye dek, hiçbir zaman ve tam netlikte "Mavi Çarşı, Çetinkaya Mağazası" gibi yerlerdeki sivilleri öldürmelerle ilgili olarak doyurucu bilgi verilmediği, bu konuda özür dileme çabası içerisine girilmediği için, PKK'ye karşı tavrımı netleştiremiyordum.

Ancak...

Yukarıdaki başlığı yinelemekte yarar görüyorum:

"Peki, öldürdüğünüz siviller, dilediğiniz özürü duyabilecekler mi?"

Ben, sosyalist de olsam, bir sanatçı olduğum ve "en büyük sanat, yaşama sanatı"na hizmet ettiğim için, ölme/öldürme, şehit olma/şehit etme olaylarına karşı bir insanım. "İktidar namlunun ucundadır"ı gören gözler, bedenime çok yakın dursa da, özellikle sivillerin ölmesine, sivillerin öldürülmesine sonuna kadar, bir kez daha yineliyorum; "sonuna kadar" karşıyım.

Bence, sivilleri öldüren hiçbir siyasal yapı, insanlığa, asla ve asla, hiçbir gelecek sunamaz. Sivilleri öldüren bir asker, nasıl ki, benim için, hiçbir zaman "haklı" olamazsa, sivilleri öldüren bir gerilla da, hiçbir zaman "haklı" olamaz.

Savaşan taraflar; ister asker, isterse gerilla diye nitelenmiş olsunlar yada bir başka adlarla, bir başka sıfatlarla hareket etmiş olurlarsa olsunlar, sivilleri öldürme hakkına asla sahip değillerdir. Eğer sivilleri öldürmüşlerse, onlar, gerçek anlamda ve gerçekler için savaşıyor olamazlar. Sivilleri öldüren savaşçılar, hiçbir zaman için "vatansever asker" yada "özgürlük savaşçısı" olamazlar. Sivilleri öldürenler, ancak, çapulcu olarak adlandırılır, barbar olarak sıfatlandırılırlar.

Sivilleri öldürenler, bu yanlışları için özür dilemeye başlamışlarsa, bu da, hüzünlü de olsa, sevindirici bir durumdur.

Ben, İstanbul Savaş Karşıtları Derneği Kurucu Üyesi ve Genel Sekreteri olmadan önce de, olduktan sonra da, derneğimiz Askerî Mahkeme kararıyla kapatılmış ve biz, hiç de hak etmediğimiz bir biçimde yargılanmış olsak da ve şimdi hâlâ, sivillerin öldürülmesine kesinlikle karşıyım.

Ben, bir sanatçı olarak, hangi nedenle olursa olsun, insanın insanı öldürmesine sonuna kadar karşıyım!

Başta tiyatro sanatçıları olmak üzere, bütün sanatçılar, insanların insanları öldürmesine bahane hazırlayan her türden araç-gereç konusunda, son derecede dikkatli davranmalılar. Türk ve Kürt sözcüklerinin, her ikisinde de, yerleşim yerleri değişik de olsa, aynı dört harf bulunması (alfabetik sırayla; k, r, t, ü), halklar arasındaki kardeşliğin gelişmesine hizmet etmeli; ulusal bayrakların, insan kanıyla sulanan sınırlar çizmesi, artık çağın gerisinde kalması için, çok büyük bir mücadele başlatılmalı. Sadece bir tarafa seslenerek; "Silahları bırak!" demek yerine, silahların bırakılması için, her iki tarafa da aynı şeyi söylemeli; "Silahları bırakın, silahlara veda edin, silah tüccarlarını zengin etmekten vazgeçin!" diye haykırmalıyız...

Sürecek... (HB)


***


(...)

Birçok yerde PKK kaynaklı patlamalar oluyor. PKK ‘şehirlerde eylemlere geçeriz, cehenneme çeviririz’ gibi söylemlerde bulunuyor. Sokakta dolaşan, halktan insanların yaşayacağı zararları ve doğuracağı nefreti göremiyor musunuz?

O konuda yaşananların bir kısmı bizim dışımızdadır. Hakkâri Geçitli’deki gibi. Şunu söyleyeyim, son yıllarda gelişen bazı durumlardan ötürü, bu konuda kendimizi daha fazla anlayış, ilke boyutuyla güçlerimizi örgütlemiş durumdayız. Metropolde de eylem olsa, nerede olsa, tek bir sivilin zarar görmemesi bizim temel ilkemiz olacak. Geçmiş dönemde de oldu, ama artık olmayacak.

'Evet hata yaptık'

Çok acı olaylar var. Mavi Çarşı, Çetinkaya ve benzeri olaylarda çok sayıda masum sivil yaşamını kaybetti…

Evet bizden kaynaklı hatalar oldu. Yeri gelse, zamanı gelse kendimizden kaynaklı bu hatalar için özür de dileriz, telafi etme yoluna da gideriz. Ama unutmamak gerekir ki, bize ait olmayan eylemleri de devlet bizim üzerimize yıkmaya çalıştı. Buna rağmen biz, bizden kaynaklı eylemlerde hiçbir sivilin zarar görmemesi için tüm güçlerimizi, eğitimden geçirmede, anlayış kazandırmada daha emin ve güvenli biçimde konuşabilirim. Asla olmayacak. Benim topluma yönelik mesajlarım da bu yöndedir.

(Kaynak: Radikal)
Hilmi Bulunmaz, (sureti haktan -çevirmen haklarını savunmaktan- yana görünerek, insanlar arasına nifak sokmaya çalışan Mustafa Demirkanlı'nın tuzağına düşmekten özenle sakınarak) "Ölüleri Gömün" galasını sorguluyor ve Şakir Gürzumar'ın sözünü ettiği gayrı insani ve gayrı ahlaki "teamüle" karşı çıkarak, sözde değil özde, "gerçekten", çevirmen (insan) haklarını savunuyor ve çevirmen (insan) emeğini yüceltiyor.

(...)

"Mustafa Demirkanlı, benim, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatroları'na değil, Coşkun Büktel'e hesap sormamı istiyor. Kendisi öyle istiyor diye, öyle davranacak hâlim yok. Benim karşımda, bu konuda, esas itibariyle, muhatap olarak İstanbul Devlet Tiyatrosu var!"

(...)

Hilmi Bulunmaz'ın nihayet tamamladığı gala yazısını okumak için, lütfen, tıklayınız:

"Ölüleri Gömün" oyununa "gala" yapıldığı gün, oyuna emeği geçenler sahneye çağrılmışken, oyunun çevirmeni Coşkun Büktel neden sahneye çağrılmadı ki?!!

(Kaynak: www.coskunbuktel.com)


***


Ayrıca bakınız:

SOSYALİST SANATÇI HİLMİ BULUNMAZ'I, AVUKATI BURHAN GÜN VEKÂLETİYLE CUMHURİYET SAVCILIĞI'NA ŞİKÂYET EDEN MUSTAFA Ş. DEMİRKANLI, FAALİYETİNİ SÜRDÜRÜYOR!

Irwin Shaw'un yazdığı, Şakir Gürzumar tarafından yönetilmiş "Ölüleri Gömün" oyununu çeviren Coşkun Büktel'in "gala"da sahneye çağrılması unutuldu mu?

İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü ve "Ölüleri Gömün"ün yönetmeni Şakir Gürzumar'ın aşağıdaki açıklamasını hiç samimi bulmuyoruz!

Herhangi bir tiyatral konunun facebook bataklığında tartışılmasına karşı olsak da, "Ölüleri Gömün" oyununun yüzü suyu hürmetine bu haberi sunuyoruz!!!

Ölüleri Gömün'ün çevirmeni Coşkun Büktel, neden sahneye çağrılmadı?

Oyun'un notu: İstanbul Devlet Tiyatrosu (İDT) Müdürü ve "Ölüleri Gömün" oyununun  yönetmeni, Sayın Şakir Gürzumar tarafından dile getirilmiş; "Devlet Tiyatrosu'nun teamülünde çevirmeni sahneye davet etmek yoktur..." sözünü odağına alan aşağıdaki yazı ivediliği gereği hızla yazılmış küçük bir taslaktır!... Yazıyı kaleme alan Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, yazının geliştirilmesine gereksinim duyarsa, yazının üzerinde çalışmayı mutlaka sürdürecek ve bu işin peşini zinhar bırakmayacaktır...

***


Hilmi Bulunmaz

27 Ekim 2010

"Devlet Tiyatrosu'nun teamülünde çevirmeni sahneye davet etmek yoktur." konusuna girebilmem için, gerekli kafa dinginliğine kavuşma alıştırmalarına başlamadan önce, hemen şunu belirtmeliyim:


Demokrasinin zorunlu bir yansıması olan; inandırıcı bir dil kullanarak, kamuoyunu ikna edebilecek bir yanıt verilemeyen yazının başlığındaki soruya yanıt arama çalışmalarımız, büyük bir ısrarla ve inatla sürecek...


***


İşlerimin çok yoğun olduğu bir süreçte, "Ölüleri Gömün" oyununun çevirmeni Coşkun Büktel, bana telefon ederek 20 Ekim 2010 tarihinde, çevirdiği bu oyunun İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı olarak "Cevahir Sahnesi"nde "gala"sının yapılacağını ve "gala"ya gelmemi belirtti...


"Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali" nedeniyle izlediğim "Ölüleri Gömün" oyununu, bir kez daha izlemek ve "gala"ya da katılmak için yola çıktım. İstanbul trafiğinin bezdirici macerasına teslim olup pestilim çıktıktan sonra, kendimi Şişli Cevahir Sahnesi'nin arka sırasına attım!...


Festivalde izlediğim bu oyun, birkaç makyajın dışında, benim için, aynı sıkıcılığa sahip olarak, olağanüstü zor ilerledi. "Yönetmen tiyatrosu / asparagas tiyatro" mantığıyla sahnelenen oyun, bütün iyi niyetli çabalara karşın, benim yüreğime, bir damla olsun tertemiz su serpmedi.


Benim amacım sahnelenme üzerine yazı yazmak olmadığı için "Devlet Tiyatrosu'nun teamülünde çevirmeni sahneye davet etmek yoktur." konusundan uzaklaşmamaya, "özen göstermem" gerekiyor!...


Oyun bitince, "gala"larda âdet olduğu üzere, emeği geçenler çağrıldı!...


Çevirmen Coşkun Büktel, sahneye çağrılmadığı gibi, adından bile asla, hiç bahsedilmedi. Zâten, bana boğulacakmışım duygusu veren Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları, bir de işbu değerbilmez tavrıyla benim tamamıyla soluksuz kalmama neden oldu...

Çevirmenin çağrılmaması nedeniyle, salondakilerin hiçbirinden hiçbir itiraz sesi çıkmadığından, ben de, pişmiş aşa su katmama düşüncesiyle, istediğimde slogan düzeyinde bile yüksek çıkan sesimi, İstanbul Devlet Tiyatrosu mekânında kullanma düşüncesi içerisine zinhar girmedim!...


İngilizce yazılmış, adı "Bury the Dead" olan oyunu, neden "Ölüleri Gömün" adıyla izlemiştik? Yoksa bu oyunun bir çevirmeni mi vardı?!!!


Şaka bir yana, yabancı dillerde yazılıp dilimize çevrilmiş tüm oyunların olduğu gibi, "Bury the Dead"ın da bir çevirmeni var! Bu çevirmenin adı Coşkun Büktel!... "Ölüleri Gömün" adıyla dilimize kazandırılmış "Bury the Dead"ın çevirmeni, İstanbul Devlet Tiyatrosu yöneticileri tarafından, afişlere, reklâm kulelerine, oyun tanıtmalıklarına, basındaki bilgiye, İDT sitesine, Büktel'le yapılan sözleşmeye göre, Coşkun Büktel!


***


Galalardaki zorunlu tapınma biçimi için "gerekli ritüeller"e katılmasam, "gala"larda ikram edilen herhangi bir şeyi yiyip içmesem bile, tiyatral pazarı gözlemlemek için, bu etkinliklere katılmaya özen gösteriyorum...


"Ölüleri Gömün"deki "sahneye çağrılma seansı"ndan sonra, fuayeye çıkıp, havayı kokladım... Görebildiğim kadarıyla herkes hayatından son derecede memnundu! Hiç kimse, izlediği oyunun çevirmeni bulunması gerektiği kanısında değildi... Kızıl şarabın mest ediciliğine teslim olanlar aynı zamanda çevirmenin önemsizliğini bile içselleştirmişlerdi! Herkes, her şeyi bilmesine karşın, kimse kimseye hiçbir şey söylemiyordu!... Bir yudum kızıl şarap içilip bir paragraf kıtır yapılıyordu... Bir yudum şarap!


İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun, bu tiyatronun bulunduğu "Şişli Cevahir Alışveriş Merkezi"nin insana boğulacakmış hissiyatını veren mekânının dışına çıkınca, hemen, Coşkun Büktel'e, neden sahneye çağrılmadığını, neden adının anılmadığını sorduğumda, "bilmedi"ğini, zâten kendisinin oyunun sahnelenme biçimini kesinlikle hiç beğenmediğini dile getirdi...


Büktel'le arkadaş olmamın dayatmasıyla değil de "Devlet Tiyatroları'nın kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için çalıştırıldığı"nı bilmeme karşın; insan emeğini ve çevirmen emeğini önemsediğim için, "tarihe not düşmek" adına, aşağıda okuyacağınız küçük bir yazı yazdım:


Irwin Shaw'un yazdığı, Şakir Gürzumar tarafından yönetilmiş "Ölüleri Gömün" oyununu çeviren Coşkun Büktel'in "gala"da sahneye çağrılması unutuldu mu?

20 Ekim 2010 günü akşamı "gala"sına gittiğimiz (Irwin Shaw'un yazıp Şakir Gürzumar'ın yönettiği İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı) Ölüleri Gömün oyununun selam sahnesinden sonra, oyunda "emeği geçen" herkesin adı anılmasına, "herkes" sahneye çağrılmasına karşın, salonda bulunan oyunun çevirmeni Coşkun Büktel'in adı anılmamış, Büktel sahneye çağrılmamıştır. Bu durum, bizi çok rahatsız etmiştir. Büktel'in adını anmayan, onu sahneye çağırmayan mantığın hiçbir inandırıcı gerekçesi olamaz... (HB)


14-17 Ekim 2010 günlerinde, pazar günü de dahil olmak üzere, 31. Uluslararası Kuyumculuk Fuarı'ndaki standımıza yoğunlaşmamız; yine 14-21 Ekim 2010 günlerinde, kuyumculuk işi yaptığımız merkezizimin büyük bir tadilat geçirmesi; 20 Ekim 2010 günü, Ömer Faruk Kurhan tarafından, benim aleyhimde açılan 25.000,00 TL'lik tazminat davasının duruşmasına katılmak için yaptığım yoğun hukuksal hazırlık; 22 Ekim 2010 günü, Sayın Profesör Doktor Nurhan Tekerek ile Sayın Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın avukatı Burhan Gün'ün, beni İstanbul Basın Savcılığı'na şikâyet etmesinin itirazını hazırlamak için harcadığım büyük çaba; Bulunmaz Tiyatro'nun devingen ortamına uyum sağlama çalışması; uluslararası ticarî ilişkilerimin devasa boyutu; oğlumun, birdenbire Antalya'ya gezmeye gitme tutkusu ve daha bir sürü nedenler, "Ölüleri Gömün" oyununun "gala"sında yaşanan yanlışlığı ele almamı tamamıyla engelledi.


İşlerimin, tüm bu boğucu çalkantısına karşın, tabii ki, tiyatro yayınlarını yakından izlemeyi, oyun "gala"larına gitmeyi asla ihmâl etmedim. Ne var ki, tiyatro sanatına, yazarak müdahale etme şanşım hızla azalıyordu. Bu arada, işyerimdeki tadilat sürecinde, günlerce süren Internet'sizlik ve her ne hikmetse, aynı zamana denk gelecek bir biçimde, evimdeki Internet'in azizliği ve bilgisayarımın bozulması, yazı yazmamı, tamamıyla durdurdu.


Benim, yukarıda alıntısını yapıp, linkini verdiğim bir paragraflık yazımın yayınlanmasının ardından, 24 Ekim 2010 tarihli ve "Büktel'in İki Yüzü" başlıklı bir yazı yazıp yayımlayan Mustafa Demirkanlı, yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, Coşkun Büktel'i irdeliyordu. Demirkanlı, Türkçe özürlü, yazım yanlışlı, ifade kabızlı bu yazısında, "Ölüleri Gömün" oyununu ele alıyormuş gibi yapıyordu.


Mustafa Demirkanlı, ya oyun sahnelemenin ne olduğunu, kırıntı hâlinde bile olsun, hiç bilmiyor yada Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nden gelen reklâm paralarının sıcaklığının hatırına, "yönetmen tiyatrosu / asparagas tiyatro" uygulaması olan "Ölüleri Gömün" oyunu için, oyunun yönetmeni Şakir Gürzumar'ın, aynı zamanda İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü olduğunu, bir saniye olsun aklından çıkarmadığından olsa gerek, " -bana göre olağanüstü bir sahnelemeydi-" esnaflığında bulunmayı asla ihmâl etmiyor.


İçerisine "sanırım" sözcüğünü boca ederek savurduğu, dışa vurduğu, düşünsel cerahatini akıttığı yaklaşımla, Coşkun Büktel'in yanlış tanınmasına yönelik propagandasını hızla, hem de şimşek hızıyla sürdüren Mustafa Demirkanlı, yirmi yıldır Türkiye tiyatrosunu kirleten Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin uzantısı, kuyruğu konumundaki www.tiyatrodergisi.com.tr sitesine, Coşkun Büktel'in sahneye çağrılmadığını, zamanında değil de, neden ancak benim sormamdan günler sonra sormaya yöneliyormuş izlenimi oluşturdu? Demirkanlı'nın, daha önce dili mi tutuldu? Benim dikkat çekmemden önce, kendisinin basireti mi bağlandı?


Mustafa Demirkanlı, hakkımda bir savcılık soruşturması başlattığı için, daha farklı ve daha değişik sorular sormayı, şimdilik erteliyorum!!!


Mustafa Demirkanlı'nın ("Ölüleri Gömün galası"nda Coşkun Büktel'in sahneye çağrılmamasına değindiği) şu sözü oldukça ilginç:


"Peki bu durumdan kim rahatsız oldu? Sadece Hilmi Bulunmaz. Büktel’den tık yok. İşine geldiği zaman Bulunmaz’ın yazdıklarını sitesine taşıyan Büktel, bu kez, hem de kendisi ile ilgili bir konuda hem sessiz hem de üç maymunu oynadı.


Sizce neden?


Bu sorunun yanıtını Bulunmaz bile bulamaz."


facebook bataklığı diye adlandırdığım düzeneğe de sirayet eden bu tartışma, facebook bataklığını yakından izlemediğimden, benim için tam olarak algılanmış değil. Coşkun Büktel'in, telefon ederek, facebook bataklığı sürecini anlatması ve bu konuyla ilgili olarak, sadece bir kez girdiğim facebook bataklığı, bana yeteri denli donanım sunmasa da, facebook bataklığının kokularını zaman zaman duyumsadığımı söyleyebilirim.


Mustafa Demirkanlı, benim, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatroları'na değil, Coşkun Büktel'e hesap sormamı istiyor. Kendisi öyle istiyor diye, öyle davranacak hâlim yok. Benim karşımda, bu konuda, esas itibariyle, muhatap olarak İstanbul Devlet Tiyatrosu var!


***


Peki, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü ve "Ölüleri Gömün" oyununun yönetmeni Şakir Gürzumar, bu konuda nasıl bir açıklama yaptı?


Şimdi, Şakir Gürzumar'ın, konuyla ilgili açıklamasını okuyalım:


"Ne olduğunu anlamadığım, daha doğrusu iyi anladığım bir durumumun içerisindeyim....'ÖLÜLERİ GÖMÜN" oyununu hiç tartışmam... Tartışmak isteyenle de sabaha kadar otururum.... Ama iş bok atmaya gelince orada da elbetteki dururum..... Devlet Tiyatrosu'nun teamülünde çevirmeni sahneye davet etmek yoktur. Yazar davet edilir.... Ölmüşse yapacak tabii ki bir şey yoktur. Anladığımız kadarıyla Coşkun Büktel'i kasıtlı olarak, küçültmek amacıyla, hatta sahnede söyleyecekleri adına sahneye davet etmediğimiz söylenmekte ve benim başında bulunduğum kuruma dahi saldırıda bulunulmaktadır......... Kim olursanız olun, ne söylerseniz söyleyin, tarih artık bu uşaklığınızdan yıldı ve sizleri ve başta bağlı olduklarınızı yazacak...... Yalanı atın bir tarafa... Her çevirmen gibi elbetteki Coşkun Büktel de çeviri haklarını alacaktır.... Ama Coşkun Büktel benim başında olduğum kuruma telif haklarıyla ilgili bir kez dahi gelmemiştir. Hele ki, bu konuyla ilgili tek bir memurla bile muhatap olmamıştır...... Olmuşsa, ben bu kurumun müdürüyüm, adını verin o memurun...... Beyler, ayıptır..... Mesnetsizlik üstüne oturmayın, günün birinde hatırlatırız!!!!!!!!!!!!!


ŞAKİR GÜRZUMAR"


Metnin dilbilgisine, yazımına, ifade biçimine asla müdahale etme gereksinimi duymadığımız İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü ve "Ölüleri Gömün" oyununun yönetmeni Şakir Gürzumar, bana göre, hiçbir şey açıklamadığı bu yazıyı neden kaleme almış acaba? Asla anlayabilmiş değilim!


Tamamıyla "öznesiz tümce" kurma kurnazlığında bulunmuş Şakir Gürzumar. Ele aldığı konunun içerisinde eleştirdiği kişi Mustafa Demirkanlı mı, Hilmi Bulunmaz mı, yoksa bir başka kişi yada kişiler mi?


"Öznesiz tümce" kurma kurnazlığında bulunan Şakir Gürzumar, gönlüne göre yazıyor ve biz, onun kimi yada kimleri imlediğini tahmin etmek zorunda kalıyoruz. Gerçi, Şakir Gürzumar'ın kimi yada kimleri hedef aldığı belli olsa da, onun bu davranışı, bir devlet adamı tavrına yakışmıyor!


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Ne olduğunu anlamadığım, daha doğrusu iyi anladığım bir durumumun içerisindeyim."


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Ne demek şimdi bu? Çemberden bile daha yuvarlak konuşmak, hiç hoşuma gitmiyor.


Şakir Gürzumar diyor ki:


"'ÖLÜLERİ GÖMÜN' oyununu hiç tartışmam..."


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Bu sözler, ne anlama geliyor? "Ölüleri Gömün" oyununu tartışmak toplumsal bir suç mu, dinsel açıdan günah mı, bu oyunu tartışanların ağzına kırmızı biber mi sürülüyor?


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Tartışmak isteyenle de sabaha kadar otururum...."


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Ahkâm keserek, yazılı tartışmadan rahatsızlık duyup, karşılıklı konuşmayı mı yeğliyorsun? Yani, kol kırılıp yen içinde mi kalsın?


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Ama iş bok atmaya gelince orada da elbetteki dururum."


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Mustafa Demirkanlı yada bir başkası, nerede, nasıl bir "bok atmaya" yeltendiyse, bu sözün sahibini "açıkça, mertçe, Türkçe" dile getirmek gerekir. Bir söz, bir dilden bir dile çevrilirken, bir çevirmene gerek duyulur. Ancak, Türkçe dilinden Türkçe diline çeviri yapmak için, bir çevirmene gereksinim duyulmamalı. Şakir Gürzumar, "öznesiz tümce" kurduğunda, onun beynindeki kişi yada kişileri biz tahmin etmek zorunda kalıyoruz. Oysa, hiç de böyle bir tahminde bulunmak zorunda kalmamalı, müneccim rolüyle sahneye çıkmamalıyız!


Şimdi gelelim, zurnanın "zırt" dediği yere...


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Devlet Tiyatrosu'nun teamülünde çevirmeni sahneye davet etmek yoktur."


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Ben, en hafif ve en kibar bir dille söylüyorum; Şakir Gürzumar, doğruyu söylemiyor!


Çünkü, daha dün denilebilecek kadar yakın bir zamanda, Kenter Tiyatrosu'ndaki "Profesyonel" oyununun "gala"sında, bu oyunun çevirmenleri Başar Sabuncu ile Bilge Emin sahneye çağrılıp onurlandırıldılar!


Devlet Tiyatroları'ndaki teamül, çevirmenleri sahneye çağırmaktır, çağırmamak değil!!!


Ayrıca, varsayalım ki, çevirmenlerin sahneye çağrılmaması, bir "teamül" olsun; bu teamülün kırılması, bertaraf edilmesi, tarihe karışması, utanç hanesine yazılması için, bırakalım İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü olmanı bir yana, "Ölüleri Gömün" yönetmeni olman, sana mücadele etme görevini yüklemez mi?


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Yazar davet edilir... Ölmüşse yapacak tabii ki bir şey yoktur. "


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Ben, Şakir Gürzumar'ın, çevirmenin üstünü örtme kurnazlığına, kasıklarımı tutarak gülüyorum! Ya siz?... Buna resmen konuyu saptırmak denir? Bizim konumuz yazar değil ki, bizim konumuz çevirmen birader!!!


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Anladığımız kadarıyla Coşkun Büktel'i kasıtlı olarak, küçültmek amacıyla, hatta sahnede söyleyecekleri adına sahneye davet etmediğimiz söylenmekte ve benim başında bulunduğum kuruma dahi saldırıda bulunulmaktadır........."


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Kim yada kimler, bu sözleri söylemiş? Kim yada kimler, başında bulunduğun kuruma dahi saldırmış? Şakir kardeşim, sen, "öznesiz tümce" kurarsan, tıpkı Nihat Haluk Bilginer'in yaptığı gibi, herkesi töhmet altında bırakmakla birlikte, eleştirilmekten, ihtarname çekilmekten, savcılığa çağrılmaktan, mahkeme edilmekten yırtarsın.


Yok canım, hemen telaşlanma! Örnek olsun diye, gözünde durum canlansın diye, tüm bunları söylüyorum. Ben, beni hukuksal sürece sokmayan hiç kimseyi, hukuksal sürece asla sokmam. Bunu, bana ihtarname çeken Oyun Atölyesi, Nihat Haluk Bilginer, Kemal Aydoğan; beni savcılığa şikâyet eden Mustafa Şükrü Demirkanlı, Prof. Dr. Nurhan Tekerek, beni mahkemeye veren Ömer Faruk Kurhan, Burhan Gün... anlamışlardır kanısındayım. Senin de bu durumu bilmeni isterim.


Senin başında bulunduğun kuruma, "açıkça, mertçe, Türkçe" saldırıda bulunamayan alçakları ölçüt olarak almanı pek arzu etmem. Örnekse, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, yani ben, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panolarıyla ilgili olarak, bıkmadan, usanmadan, senin başında bulunduğun kuruma, saldırıda bulunmama karşın, senden yada senin başında bulunduğun kurumun bir başka sorumlusundan, küçücük bir gık bile çıkmıyor. Neden acaba?...


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Kim olursanız olun, ne söylerseniz söyleyin, tarih artık bu uşaklığınızdan yıldı ve sizleri ve başta bağlı olduklarınızı yazacak......"


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Kim bu uşaklık yapan kişi yada kişiler? Mustafa Demirkanlı mı, ben mi, yoksa bir başka kişi yada kişiler mi? Bu konuda, lütfen beni, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ı, kendine örnek al. Örnekse, Nihat Haluk Bilginer, herkese, ad vermeden "yavşak" diyor; ancak, ben, ad vererek, Nihat Haluk Bilginer'e "yavşak" diyorum ve diyetini ödemeye hazırım. Benim önerim, sen de aynısını yap. Çevirmen kullanma!


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Yalanı atın bir tarafa..."


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Bence sen, "teamül yalanı"nı at bir tarafa. Örnekse, gözlerini yumup "Profesyonel" oyununun "gala"sını bir düşün; çevirmenler Başar Sabuncu ile Bilge Emin sahneye çağrıldı mı, çağrılmadı mı? İstersen, oyunculara (Bülent Emin Yarar, Yetkin Dikinciler, Gülen Çehreli, Cenap Oğuz) sor. Onlar, "Evet çevirmenler sahneye çağrıldı!" deyip canını sıkarlarsa ve sen bu söze inanmak istemezsen, dekor tasarımcısı Nurettin Özkönü'ye, giysi tasarımcısı Gülümser Erigür'e, ışık tasarımcısı Önder Arık'a, müzikten sorumlu Cenap Oğuz'a, yönetmen yardımcısı Gülen Çehreli'ye, asistan Tuğçe Şartekin Karasu'ya sorabilirsin. Hayır, onlardan değil de, işçilerden görüş almak istersen, sahne amiri Reşit Arslan'a, kondüvit Emre Akgül'e, ışık kumandanı Serdar Yaman'a, dekor sorumlusu Taner Tan'a, Serdar Erman'a gerçeğin, sadece gerçeğin ne olduğunu sorup öğrenebilirsin.


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Her çevirmen gibi elbetteki Coşkun Büktel de çeviri haklarını alacaktır...."


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Elbette! Herhalde!! Tabii ki!!! Bu tümce; "arılar bal, inekler süt yapar" gibi çok yalın ve herkesin çok rahat anlayıp, anlaşabileceği gayet somut bir söz. Ancak, bu söz, konumuzla ilgili hiçbir derdimize asla derman olamaz. Biz, çevirmenin maddi hakkından değil, manevi hakkından bahsediyoruz. Biz, "Ölüleri Gömün" oyununun çevirmeni Coşkun Büktel'in sahneye çağrılmamasının acısını yaşıyoruz. Bunun hesabını soruyoruz ve yanıtını bir türlü alamıyoruz.


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Ama Coşkun Büktel benim başında olduğum kuruma telif haklarıyla ilgili bir kez dahi gelmemiştir. Hele ki, bu konuyla ilgili tek bir memurla bile muhatap olmamıştır......"


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Böyle bir açıklama yapman, Mustafa Demirkanlı'nın sözlerine bir yanıt gibi duruyor. Ancak, yine de, sen, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü olduğun için, "öznesiz tümce" kurma hakkına sahip değilsin, senin böyle bir hakkın yok!


Şakir Gürzumar diyor ki:


"Olmuşsa, ben bu kurumun müdürüyüm, adını verin o memurun...... Beyler, ayıptır..... Mesnetsizlik üstüne oturmayın, günün birinde hatırlatırız!!!!!!!!!!!!!"


Şakir Gürzumar'ı değerlendirelim:


Bu sözlerde, hem ihbarcılığı gönendirmek ve hem de âdeta sıkıyönetim komutanı edası var. Hiç hoş değil, hiç şık değil, hiç yakışmamış!


Evet, Türkiye tiyatrosu hızla, hem de şimşek hızıyla çürüyüp ceset hâline gelmeyi sürdürüyor ve bu çürümenin kokusu, bütün toplumun burun direklerini haşat ediyor. "Ölüleri Gömün" gibi önemli ve anti-militarist bir oyunu, açılım çağında olmanın verdiği güvenle de olsa, sahneye taşıyan bir yönetmen ve İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü bir kişiye, "öznesiz tümce" kurmak asla yakışmıyor.


Son söz: "Ölüleri Gömün", ama çevirmeni asla gömmeyin!!!



***



Ayrıca bakınız:


SOSYALİST SANATÇI HİLMİ BULUNMAZ'I, AVUKATI BURHAN GÜN VEKÂLETİYLE CUMHURİYET SAVCILIĞI'NA ŞİKÂYET EDEN MUSTAFA Ş. DEMİRKANLI, FAALİYETİNİ SÜRDÜRÜYOR!


Irwin Shaw'un yazdığı, Şakir Gürzumar tarafından yönetilmiş "Ölüleri Gömün" oyununu çeviren Coşkun Büktel'in "gala"da sahneye çağrılması unutuldu mu?


İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü ve "Ölüleri Gömün"ün yönetmeni Şakir Gürzumar'ın aşağıdaki açıklamasını hiç samimi bulmuyoruz!


Herhangi bir tiyatral konunun facebook bataklığında tartışılmasına karşı olsak da, "Ölüleri Gömün" oyununun yüzü suyu hürmetine bu haberi sunuyoruz!!!