31 Temmuz 2010 Cumartesi
GENÇ BİR OYUNCUNUN ANI DEFTERİ / 12
Oğuzcan Önver
31 Temmuz 2010
Temmuz ayının son günü. Günlerden cumartesi. Her cumartesi günü olduğu gibi, ben, saat 17.00 itibariyle Bulunmaz Tiyatro'daydım. Tiyatromuzdaki çalışmaları yürüten Hilmi Bulunmaz'ın tiyatroya gelmesini bekliyordum. Bulunmaz Tiyatro'daki çalışmalara sürekli olarak, yoğun bir ilgiyle katılan diğer arkadaşlarım (Mehmet Şahin hariç) yaz tatilinde oldukları için gelmemişlerdi. Ben, Hilmi ustayı bekliyordum. Usta gelir gelmez;
"Kalemin, kâğıdın var mı?" dedi.
"Var!" dedim.
Ve hemen, hiçbir zaman asla bırakmadığım kalemle kâğıda sarıldım. Hilmi usta, beyaz bir poşetten büyük bir cam kavanoz çıkartıp, sertçe yere fırlatarak, kavanozun paramparça olmasına neden oldu:
"Şu anda ne hissediyorsan hemen yaz." dedi.
Bu beklenmedik durum karşısında çok şaşırmış ve çok irkilmiştim. Ancak, tüm şaşkınlığıma, tüm irkilmişliğime karşın, yine de yazmaya başladım. İçinde bulunduğum durumun ivmelendirmesi nedeniyle, yazarken hiçbir şey düşünmüyor ve âdeta soluk almadan, dolu dizgin yazıyordum. Yaklaşık üç-dört dakika sonra...
Yazdıklarım biter bitmez, yazar Coşkun Büktel tiyatromuza geldi. Böylelikle, saatlerce tiyatro üzerine sohbet ettik. Saat 21.00'e gelmek üzereyken, ben, tiyatrodan tam ayrılıyordum ki Hilmi Bulunmaz, bu haftaki çalışmamızın başında yazdığım yazıyı hatırlatarak;
"Oku!" dedi.
Ve, yazılmasının üzerinden dört saat geçmesine karşın, hâlâ dumanı tüten yazımı hemen okudum.
Yazının okunmasının ardından, bu yazıyı yazmamı esinleyen cam kırıklarının başında, yukarıda görmüş olduğunuz fotoğrafım çekildi. Ben, çok kısa sürmüş ve tamamıyla "doğaçlama" biçiminde gelişmiş olsa da, bu çalışmanın bana çok şey kattığını düşünüyorum. Daha önce, kimse bu kadar yakınımda, bu kadar "korkunç" bir ses çıkaran, bir cam kavanoz kırmamıştı ve ben bu "korkunç" sesi, hiç bu kadar yakından duymamıştım. Aşağıda sunduğum "doğaçlama" yazı, tamamıyla bu yaşadıklarımın izdüşümüdür...
***
İşte o cam kırıklarının çıkardığı "korkunç" sesin dondurduğu kısacık anda yazılan küçücük bir yazı
Her şey birbirine girmişti. Etrafta kimseler yoktu. Kendimi çok yalnız hissediyordum. Yalnız hissetmek, yalnız olmaktan daha zordu. Cam kırıkları, canımı acıtıyordu. Cam kırıklarına, canım sıkılıyordu. Kulaklarımdaki bir ses, hiç durmadan dans ediyordu. Oysa ben, dans etmeyi hiç bilmiyorum! Kimse benimle dans etmiyor. Ben, bunları düşlerken kulaklarımdaki sesin ivmelendirdiği dans hızlanıyor. Sağır olmanın eşiğine geliyorum. Bir uçurum kıyısına gelir gibi…
Aşağıya asla bakamıyorum. Çocuklar düşüyor düşlerimde. Kafam iyice karışıyor. Çocukken uçurtma uçururdu tüm arkadaşlarım. Onlar uçurtma uçururlarken, ben, öylece bakardım. Ben, uçurtma uçurmayı da bilmiyorum! Kimse benimle uçurtma uçurmuyor. Tüm arkadaşlarımın uçurtmalarının iplerini kestiler. Bizim de, idam sehpalarındaki ipimizi kestiler. Kimse, hiçbir zaman, hiçbir şey düşlemesin diye...
Belki her şey birbirine girmedi. Belki biz bilmesek de, bir yerlerde birileri vardı. Belki bazı camlar hiçbir zaman kırılmadı. Belki canım hiç acımadı. Belki dans etmeyi biliyorumdur da, şimdi aklıma gelmiyordur dans etmeyi bildiğim. Hem dans etmeyi bilmeden aşk olur muymuş? Aşk olsun size! O çok uzaklardan gelen ses, bir şiir mi taşıyor içerisinde? Şairlerin hepsi, kendi şiirleriyle kazdıkları uçurumlardan, hem de paraşütsüz atlamamışlar mıydı?
Her ne haltsa?! Ben, yepyeni bir şiir ülkesi inşa etmek için, küflü masallar anlatıyorum soysuz aristokratlara!
-Hey nöbetçiler! Bir kez olsun can kulağıyla dinleyin beni! Madam Bovary'i getirin bana! Onun gözlerini siyah toprağa gömeceğim! Siyah topraktan beyaz güne birlikte dirileceğiz!!!
Sonra?…
LİNÇÇİ Can Törtop'un sahibi olduğu LİNÇÇİ tiyatrodunyasi.com yazarı Melih Anık, tiyatro duvarına "sus" işareti yapan hemşire fotoğrafı asmak istiyor!
Oyun'un notu: Yukarıdaki fotoğrafta çok rahat bir koltukta oturduğu belli olan Melih Anık'ın yazıp, LİNÇÇİ İsmail Can Törtop'un sahibi olduğu LİNÇÇİ tiyatrodunyasi.com sitesinde yayımladığı "Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali'nden Tiyatronun Görünüşü" başlıklı yazısı ilginç bir konuyu içeriyor. Aşağıda çok küçük bir tadımlık olarak sunduğumuz Anık'ın yazısındaki kahverengi harflerle yazılan sözcük bize ait. Ayrıca, bazı sözcükleri, daha rahat anlaşılsın ve daha rahat akılda kalsın diye, kırmızı renkle biz belirginleştirdik!
***
Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali'nden Tiyatronun Görünüşü
Melih Anık
30 Temmuz 2010
Düzen böyle…
Bazen sektörün (tiyatronun) yararı için fedakarlık yapmak, susmak gerekir.
(Kaynak: tiyatrodunyasi.com)
***
Ayrıca bakınız:
Ali Erdoğan'ın yazıp yönettiği, LİNÇÇİ İsmail Can Törtop'un da oynadığı KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ BİR ROL için Kültür Bakanlığı çanağından 21.000 TL yalanmış!
Ali Erdoğan, ya Kültür Bakanlığı çanağı yalamanın bir "destek" olduğunu düşünmüyor, ya destek gördüğünü unutmuş, yada 21.000 TL'yi bir bahşiş sanıyor!
LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!
Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
30 Temmuz 2010 Cuma
Doğuş Otomotiv tezgâhtarı, sansürcü, beyaz Türk Fazıl Say'ın arabesk yavşaklığından utanıyorum! (Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz)
(Kaynak: habervaktim.com).
Nâzım'ın en ünlü şiirlerinden biri, Türkiye'nin en tanınmış piyanistinin eşliğinde, en başarılı Nâzım yorumcusu olarak tanınan tiyatro sanatcısı LİNÇÇİ* Genco Erkal'a sansürlenerek okutturuluyor. Bu sansür CD'de ve Fazıl Say'ın babası Ahmet Say'ın içeriğini hazırladığı CD'nin kitapçığında belgeleniyor. (Kaynak: Koray Düzgören, "'Sansüre uğradım' demek için sansüre karşı olmak gerek")
* Genco Erkal'ın, anasının ak sütü gibi hak etmiş bulunduğu LİNÇÇİ sıfatını biz ekledik! (OYUN)
***
Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için iktidarı işgal eden yönetimin "Nâzım Hikmet sansürü"ne bilinçli destek sunan Fazıl Say, Nâzım Hikmet'in dünya görüşünden özür dileyinceye dek, iki elim Fazıl Say'ın yakasında olacak!… (HB)
***
Arabeskle dansöz oynatmış!
İbrahim Şahin
30 Temmuz 2010
"Türk halkının arabesk yavşaklığından utanıyorum" diyen ünlü piyanist Fazıl Say’ın 40. doğum gününde, arabesk müzik eşliğinde dansöz oynattığı ortaya çıktı.
16 Ocak’ta İstanbul'da yapılan ve Say’ın eski sevgilileri Hande Ataizi ile Demet Sağıroğlu’nun da katıldığı doğum günü partisinde 2 bin TL’ye sahneye çıktığını söyleyen oryantal Dora, “Dans etmem için Fazıl Say'ın asistanı beni aradı. Ben de kabul ettim. Gece yarısından sonra sahneye çıktım. İbrahim Tatlıses'ın ‘Ben insan değil miyim?” adlı parçasının remiks versiyonları da çalındı. Say’ın bana pek fazla eşlik ettiği söylenemez” dedi.
(Kaynak: Milliyet)
***
İçinde Fazıl Say adı geçen sayfalarımıza bakınız:
Sansürcü Fazıl Say/Genco Erkal
Muhallebi yazarı: 3. Abdülhamid
FAZIL SAY İMDAT!
Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 1
Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 2
"UNUTMAMAK İÇİN"
Büktel tekrarlıyor!...
Dostlar, Yapı Kredi'nin verdiğini az buldu!
Frankfurt Kitap Fuarı bir mihenk taşıdır!...
Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapan Genco Erkal'ın patronu olduğu Dostlar Tiyatrosu, şimdi de İzmir'den parayı götürecek!
Sol sansürcü Fazıl Say, sağ sansürcü AKP'li Ertuğrul Günay'dan hesap sorarken, sanatçı onuruyla değil, pazar payını yitirme korkusuyla hareket ediyor!
Elini, dilini, belini burjuvazinin emrine veren tiyatro esnafı, gençlerin samimi sorularını savuşturmak için, adeta birer "sanatsavar" gibi davranıyor
Bu iddia doğruysa, Kazmacıbaşı istifa etmeli!
LİNÇÇİ Genco Erkal'ın patronu olduğu LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu, Kültür Bakanlığı çanağı yalamanın koşulunu yerine getirmek için oyun oynamak zorunda!
Genco Erkal, Tansu Çiller, Talât Sait Halman, Özdemir Nutku, Kerem Kurdoğlu, Ömer F. Kurhan, Boğaziçi Üniversitesi'nde SANSÜRCÜLÜK eğitimi mi aldılar?
LİNÇÇİ olmayan Dündar İncesu, LİNÇÇİ TİYATRONLINE'daki yazısında, LİNÇÇİ "DOSTLAR TİYATROSU'na ve de" LİNÇÇİ "GENCO ERKAL'a teşekkür ederim." diyor!
"Nâzımcılar" Nâzım'a sansüre göz yumacak mı?
Fazıl Say'ı, Charles Bukowski tadıyla eleştirmek!
Fazıl Say, komprador kapitalist "Doğuş Otomotiv" adına parmaklarını tuşlarda gezdirerek kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesini sağlıyor!
Doğuş Otomotiv'in tezgâhtarı, sansürcü ukala Fazıl Say'ın twitter hesabı topluma uymadı!
Hindistan'da her yıl yapılan drama festivali...
İdeal Drama ve Eğlence Akademisi (IDEA) tiyatro festivali, beşinci yılını kutluyor.(Kaynak: mumbaitheatreguide.com)
Sosyalist damarı olmayan, emekçi kitlelere yaslanmayan ve milliyetçi duyguları şaha kaldıran hareketler iflas etmeye mahkûmdur!
Amerikan patentli, Türk Silahlı Kuvvetleri damgalı 12 Eylül Faşizmi, "kardeşin kardeşi öldürmesini önlemek için yönetime el koyduğunu" iddia etmesine karşın, gerçek anlamda, "kardeşin kardeşi öldürmesi için" temel hazırladı.Amerikan patentli, Türk Silahlı Kuvvetleri damgalı 12 Eylül Faşizmi, 12 Eylül öncesi kapitalizmin karnında, kucağında ve kundağında büyüyen faşizmin, komünistleri, sosyalistleri, emekçileri, işçileri, köylüleri, emekçi kitlelerden yana kafa patlatan aydınları katletmesini, çarpıtarak, "kardeşin kardeşi öldürmesi" hikâyesine dönüştürdü. Oysa söz konusu olan, "kardeşin kardeşi öldürmesi" değil, tıkanan kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için teçhizatlandırılan resmî ve sivil faşist "milisler"in insan avına çıkmasıydı...
Kapitalizm, faşizmi, her anlamda teçhizatlandırırken, bir yandan dinci örgütlenmeyle ılımlı İslâm'ı iktidara taşıdı ve bir yandan da Kürt milliyetçiliğinin hortlamasına neden olarak, sınıfsal savaşımın üzerine kapkara bir lekeyle bezenmiş kesif bir bulut kondurdu!
Silah tüccarlarının kâr payı arttıkça, Türk ve Kürt taraflarındaki sosyalizm işaretleri hızla, hem de şimşek hızıyla bayraklardan, flamalardan sökülüp, sloganlardan siliniverdi.
İşçi, köylü, emekçi, ezilen sözcükleri daha az kullanılmaya ve ölüm, şehit sözleri daha fazla kullanılmaya başlandı.
Türk emekçileriyle, Kürt emekçilerinin öldüğü, öldürüldüğü süreçte, Türk burjuvazisiyle, Kürt burjuvazisinin kasaları şişmeye başladı.
Ve şimdi...
www.milliyet.com.tr sitesinden alıp olduğu gibi yayınladığımız aşağıdaki öğretici haberi defalarca okumakta yarar var! (HB)
***
''Ne PKK beni dinliyor ne de devlet''
Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştü. Ankara'ya ve Kandil'e mesajlar verdi. Öcalan, 'Ölen polisler askerler için de üzülüyorum' derken sözlerini şöyle sürdürdü
Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştü. Ankara'ya ve Kandil'e mesajlar verdi. Öcalan, 'Ölen polisler askerler için de üzülüyorum' derken sözlerini şöyle sürdürdü: Devlete sesleniyorum sorunu çözeceksen çöz. İmha edeceksen et.
PKK'ya sesleniyorum. Yapacaksan yap teslim olacaksan teslim ol... Öcalan aşırı sıcaklardan da etkilendiğini söyledi. Her hafta olduğu gibi bir kez daha avukatlarıyla görüşen Öcalan ilginç açıklamalar yaptı. İşte o açıklamalardan satır başları:
ASKERLER VE POLİSLER İÇİN ÜZÜLÜYORMUŞ
Bu toplum daha ne kadar kaldıracak bu yaşananları. Ben bu yaşananlardan üzüntü duyuyorum, sadece PKK'lılar için değil ölen polisler-askerler için de üzülüyorum. Ama yetmiyor.
"BİR SAAT BİLE UYUYAMIYORUM"
Endişeliyim, kaygılıyım, olanlardan memnun değilim. Bunların yaşanmaması için, sorunun çözümü için gece gündüz düşünüyor, çabalıyor, hatta bir saat bile uyuyamıyorum. Bu gelişmelerden rahatsızım ve bunları aşmaya çalışıyorum.
"PKK DA DEVLET DE BENİ DİNLEMİYOR"
Devlet de PKK da bildiğini okuyor. İşte görüyorsunuz iki taraf da beni dinlemiyor, aldıkları kararları uyguluyorlar. Ben devlet ile PKK arasında boğulmayıp, bunları aşmaya çalışıyorum.
"DEVLET VE PKK’YA SESLENİYORUM"
Devlete sesleniyorum, bu sorunu çözeceksen çöz, imha edeceksen et! PKK'ya da sesleniyorum, devrim yapacaksan yap teslim olacaksan da ol! Artık bu işi uzatmanın manası yok, artık toplum bu çözümsüzlüğü, oyalamayı kaldırmıyor.
Bana burada yedi-sekiz yıldır dört kez 'bekleyin' dediler, her seferinde seçim var dediler. Ama sonuç ortada. Ben referandumdan sonra oyalamaya izin vermeyeceğim. İşte referandumdan sonra bu sefer önümüzde seçim var, seçime az süre kalmış bahanesiyle oyalanmayı kabul etmeyeceğim
SICAKLARDAN ŞİKAYETÇİ
Sağlık koşullarım daha önce belirttiğim gibi, farklı bir şey yok. Nefes alma sıkıntım devam ediyor. Bu son günler çok sıcak olduğu için etkiliyor, oldukça havasız ve boğucu. (Hürriyet)
(Kaynak: Milliyet)
ÇOK ACAYİP BİR "GECEKONDU": Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosu!
Çünkü...
Türkiye Cumhuriyeti, "devlet eliyle burjuva yetiştirme" politikasıyla kuruldu. "Burjuva yetiştirme çiftliği" olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, ister istemez, burjuva kültürünü de kendisi hazırlamak zorundaydı. Halkın ivmelendirmesiyle, halktan gelen isteklerle değil, Kemalist ideolojinin "sınıfsız toplum" dayatmasıyla, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için çeşitli tiyatro kurumları kuruldu.
Bunlardan biri de, Devlet Tiyatroları...
Kurulduğu günden bu yana, "Alman tınılı, bakır sesli memurların" egemenliğinde varlığını sürdüren Devlet Tiyatroları, okul bahçelerine kondurulmuş Atatürk büstlerini andıran bakışlı aktörlerle sahneleri işgal ederken, emekçilerin iktidarına giden yolda bir barikat gibi duruyor!
İnsan sıcağı imgesiyle değil, beton soğukluğuyla hareket eden gri renkli ve soğuk meze tabağı kılıklı Devlet Tiyatroları (kendilerini "tiyatro dergisi sahibi" olarak etiketleyen dilenci kılıklı adamlar sayesinde), kendini "bir şey" sanıyor.
Oysa...
Başta LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı, LİNÇÇİ T. Murat Demirbaş, LİNÇÇİ Prof. Dr. Hasan Anamur olmak üzere, tiyatro dergisi sahibi ve/ya yöneticisi kaportalı, "insan çakması" kişiler, Devlet Tiyatroları'nı gaza getirmeseler, ikide bir AKP'li Ertuğrul Günay ve Günay'ın emrinde çalışan Lemi Bilgin'le röportaj adı altında "yağ satarım bal satarım, ustam ölmüş ben satarım" şarkısı söylemeseler, Devlet Tiyatroları asla hiçbir varlık gösteremez. Zâten hiçbir zaman için halkın çıkarları için değil, fraklı ve/ya arabesk politik görüşlüler için varlığını sürdüren Devlet Tiyatroları, bu yılışık ve LİNÇÇİ tiyatro dergisi sahibi zavallılar olmasa, bir saniye bile varlığını sürdüremez!
Evet...
Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz ve herkesin, her an görebileceği bir konum ve durumda olmasına karşın, Hilmi Bulunmaz'ın ortaya çıkarıp tiyatro kamuoyunun gündemine soktuğu İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosu, Devlet Tiyatroları'na ait oyunların afişleriyle donatılacağına, çoğunlukla kapitalist şirketlerin çıkarları için "yayınını sürdürüyor"...
İstanbul Devlet Tiyatrosu'na ait reklâm panoları konusunda, Devlet Tiyatroları'ndan reklâm alabilme ihtimalini yitirmemek için, hiçbir tiyatro dergisi, kılını bile kıpırdatabilme cesareti gösteremiyorlar. Hele bir göstermeye yeltensinler, hemencecik reklamları kesiliverir!
Emekçilerin dünyasını değil, kapitalistlerin dünyasını yansıtan, yansılayan Devlet Tiyatroları, doğası gereği, tiyatro dergilerini beslemek zorunda.
Çünkü...
Bu tiyatro dergileri sayesinde kendini makyaj odasına tutsak eden Devlet Tiyatroları, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, başta Mustafa Şükrü Demirkanlı gibi bir LİNÇ KAMPANYASI ana sponsoru olmak üzere, tüm tiyatro dergisi sahiplerini sürekli olarak reklâmla besleyip, onlara sponsor oluyor.
Özetle...
LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı ve diğer LİNÇÇİ dergiciler, LİNÇ KAMPANYASI düzenlediği için (daha önceden de aldığı gibi) Lemi Bilgin'den reklâm alıyor. Lemi Bilgin, benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin ödediği vergileri, çar çur ederek, bana, halkıma ve tüyü bitmemiş yetime asla hiçbir şey sormadan, bizden hiçbir zaman izin almadan, LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı ve benzerlerine reklâm adı altında sadaka veriyor.
LİNÇÇİ Demirkanlı ve diğer tiyatro dergisi yöneticileri, aldıkları sadaka nedeniyle, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosu faciasına asla ses çıkarmıyorlar, çıkaramıyorlar, çı-ka-ra-ma-ya-cak-lar!
Çünkü...
Tiyatro dergisi patronlarının mide değerlerinden başka düşünecekleri hiçbir değerleri yok! Asla yok!! Kesinlikle yok!!! (HB)
***
Ayrıca bakınız:
Tam bağımsız tiyatro yapabilmek için Kültür Bakanlığı çanağı yalamamak, resmî tiyatro dergisi olmamak için Devlet Tiyatroları reklâmı almamak gerekir!
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosunu büyük şirketler kullanıyor
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu, reklâm panolarına sahip çıkabilecek mi?!!
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosunda VOYAGE OTELLERİ gölgesi!
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları İstanbul Devlet Tiyatrosu Sultanahmet reklam panosunda bugünkü program! (03.03.2010)
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları İstanbul Devlet Tiyatrosu Sultanahmet reklam panosunda bugünkü program! (05.03.2010)
Devlet Tiyatroları duyuru ve tanıtım panolarının reklam şirketlerine pazarlanmasına onay veren DT Genel Müdürü Lemi Bilgin'e Sanat Kurumu'ndan "Hizmet Ödülü"
Emrindeki İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panolarını özel şirketlerin işgal etmesine aldırmayan Lemi Bilgin, Sanat Kurumu'nun Hizmet Ödülü'nü alacak!
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panosu! (29 Aralık 2009)
Türkiye Cumhuriyeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü'nün sokağa düşmüş pür hâli!
İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panosu, kapitalist şirketler tarafından işgal edilince, kısa bir an da olsa, Yeni Tiyatro'yla bu işgali gölgeliyoruz!
Hilmi Bulunmaz, İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panosunun önünde durup, reklam panosundaki figürlere ekmek dilimleri sunuyor!
Devlet Tiyatroları reklam panoları işgal altında!
Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları İstanbul Devlet Tiyatrosu Sultanahmet reklam panosunda bugünkü program! (09.03.2010)
İstanbul Devlet Tiyatrosu, çok uzun zaman sonra, anasının ak sütü gibi helal olan kendilerine ait reklam panosunu nihayet eline geçirebilmeyi başardı!
İsviçre / Basel'den birkaç fotoğraf...
İsviçre / Basel'de bir "kültür reklam panosu"...
Demirkanlı'nın yönettiği Tiyatro... Tiyatro... dergisini reklamlarıyla besleyen İstanbul Devlet Tiyatrosu, nihayet kendi reklam panosuna sahip çıktı!
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun Sultanahmet semti reklam panosundaki bugünkü program!
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü İstanbul Devlet Tiyatrosu reklam panolarının kullanım hakkı kendi iradesinde değil!
Kültür Bakanlığı çanağı yalamaya mahkûm tiyatro topluluklarıyla Devlet Tiyatroları reklâm pastası yemeye mahkûm tiyatro dergilerinin göremediği konu!
Videoları izlemek için lütfen TIKLAYINIZ:
İstanbul Devlet Tiyatrosu reklâm panosu
***
LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!
Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
Oyun yazarı Cuma Boynukara, LİNÇ KAMPANYASI imzacılarının asla giremediği Bulunmaz Tiyatro Fakir Baykurt Sahnesi'ni ziyaret edip önerilerde bulundu...
Doğuş Otomotiv'in tezgâhtarı, sansürcü ukala Fazıl Say'ın twitter hesabı topluma uymadı!
Say hakaret ederek hesabını kapattıPiyanist Fazıl Say ‘arabesk yavşaklığından utanıyorum' sözlerinin sosyal paylaşım sitesi Twitter'da büyük tepkiler alması üzerine hesabını kapatma kararı aldı.
Yine twitter aracılığıyla hesabını kapatacağını duyuran Say profiline şunları yazdı: Bu twitter profili manen ve ruhen kapatılmıştır. Paylaşmayın-paylaşmıyalım. Yaşarız gider. Tartışma kapandı. Tüm bitlerden, yavrularını arabeskçilerle karşılaştırdığım için özür dilerim. Hata yapmışım.
(Kaynak: habervaktim.com)
***
İçinde Fazıl Say adı geçen sayfalarımıza bakınız:
Sansürcü Fazıl Say/Genco Erkal
Muhallebi yazarı: 3. Abdülhamid
FAZIL SAY İMDAT!
Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 1
Say konuşuyor; Büktel değerlendiriyor / 2
"UNUTMAMAK İÇİN"
Büktel tekrarlıyor!...
Dostlar, Yapı Kredi'nin verdiğini az buldu!
Frankfurt Kitap Fuarı bir mihenk taşıdır!...
Kültür Bakanlığı çanağı yalayıp, Efes Pilsen tezgahtarlığı yapan Genco Erkal'ın patronu olduğu Dostlar Tiyatrosu, şimdi de İzmir'den parayı götürecek!
Sol sansürcü Fazıl Say, sağ sansürcü AKP'li Ertuğrul Günay'dan hesap sorarken, sanatçı onuruyla değil, pazar payını yitirme korkusuyla hareket ediyor!
Elini, dilini, belini burjuvazinin emrine veren tiyatro esnafı, gençlerin samimi sorularını savuşturmak için, adeta birer "sanatsavar" gibi davranıyor
Bu iddia doğruysa, Kazmacıbaşı istifa etmeli!
LİNÇÇİ Genco Erkal'ın patronu olduğu LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu, Kültür Bakanlığı çanağı yalamanın koşulunu yerine getirmek için oyun oynamak zorunda!
Genco Erkal, Tansu Çiller, Talât Sait Halman, Özdemir Nutku, Kerem Kurdoğlu, Ömer F. Kurhan, Boğaziçi Üniversitesi'nde SANSÜRCÜLÜK eğitimi mi aldılar?
LİNÇÇİ olmayan Dündar İncesu, LİNÇÇİ TİYATRONLINE'daki yazısında, LİNÇÇİ "DOSTLAR TİYATROSU'na ve de" LİNÇÇİ "GENCO ERKAL'a teşekkür ederim." diyor!
"Nâzımcılar" Nâzım'a sansüre göz yumacak mı?
Fazıl Say'ı, Charles Bukowski tadıyla eleştirmek!
Fazıl Say, komprador kapitalist "Doğuş Otomotiv" adına parmaklarını tuşlarda gezdirerek kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesini sağlıyor!
Doçent Dr.'a çocuk tacizinden tutuklamaYaşar Anter
30 Temmuz 2010
Bodrum’da bir kız çocuğunu taciz ettiği ve bilgisayarında çocuk pornosu görüntüleri bulunduğu öne sürülen Doç. Dr. V.Y. tutuklandı. Uluslararası bir çocuk pornosu şebekesiyle işbirliği yaptığı iddia edilen doçentin 1992-1993 yılında Boğaziçi’nde ders verdiği, hakkında İstanbul’da da aynı yönde şikayetler olduğu belirlendi.
MUĞLA’nın Bodrum İlçesi’nin Ortakent-Yahşi Beldesi’nde 12 yaşındaki bir kızın elle taciz iddiası üzerine ailesi polise başvurdu. Şikâyet üzerine tacizle suçlanan 69 yaşındaki Doç. Dr. V.Y.’nin yazlık evine baskın yapıldı. Muğla’dan gelen özel ekip, V.Y.’yi gözaltına aldı, bilgisayarlarına el koydu. Doçentin evinde, çocuk pornosu ve kendi çektiği öne sürülen çıplak çocuk fotoğraflarının kayıtlı olduğu 2 bilgisayar ve 30’a yakın CD bulundu.
Boğaziçi Üniversitesi’nde “çevre etiği” dersleri veren, evrim üzerine kitapları bulunan Doç. Dr. V.Y.’nin uluslararası bir çocuk pornosu şebekesiyle işbirliği yaptığı ve Muğla Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Büro Amirliği tarafından yaklaşık 6 aydır teknik takipte olduğu iddia edildi.
Başka şikâyetler de var
Doç. Dr. V.Y. Bodrum ve Muğla’da ayrı ayrı sorgulanırken, 12 yaşındaki kız da anne ve babasıyla birlikte adliyeye gelerek, cinsel tacize uğradığı yönünde savcıya ifade verdi. Bodrum Adliyesi’ne gece yarısı getirilen Doç. Dr. V.Y.’nin işlemleri 6 saat sürdü. Nöbetçi mahkemeye sevk edilen V.Y. tutuklanarak Muğla Cezaevi’ne gönderildi. Doç. Dr. V.Y. hakkında İstanbul'da da aynı yönde şikâyetler olduğu, polisin buradaki soruşturmasını sürdürdüğü belirtildi. Evli olan Doç. Dr. V.Y.’nin eşinin görme engelli olduğu anlaşıldı.
Çocuklarla tiyatro yapıyorduk
KIZ çocuğunu taciz ettiği öne sürülen evli, üç kız çocuk, üç kız torun sahibi Doç. Dr. V.Y.’nin, çocuğu, “Evde tiyatro oynayacağız” diyerek kandırdığı anlaşıldı. V.Y. ifadesinde, “Ben çocukları tiyatro öğretmek için evimde topluyordum. Zaman zaman da bu gösterileri kameraya alırdım. Tiyatro eğitimi sırasında bazı hareketleri öğretmek isterken çocuklar konuyu ve hareketleri yanlış anlamış olabilir, benim tacizle işim olmaz” dedi.
Boğaziçi’nde de ders verdi
V.Y.’nin 1986’da soyadını V.A. olarak değiştirdiği ortaya çıktı. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Özçaldıran, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Doçentliğini eski soyadını kullanırken aldığı için 1992-1993 eğitim öğretim yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde yarı dönemli ders verdiği sırada V.Y. adını kullandı. 2003’ten 2007’ye kadar da YÖK'ün Boğaziçi’ne bağladığı Etiler Otelcilik ve Turizm Meslek Yüksekokulu’nda turizm işletmecilik etik dersi verdi. Fakat burada derslere yeni soyadıyla, yarı zamanlı öğretim üyesi olarak girdi. AB Çevre Ödüllerinin 2009- 2010 jürisinde Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlisi olarak yer alan V.Y.’den, jürideki diğer Boğaziçili akademisyenler Yüksekokul’da ders verdiği için şüphelenmemişler.”
(Kaynak: hurriyet.com)
29 Temmuz 2010 Perşembe
Bizce, "facebook bataklığı", emperyalist kültürün yayılması için icat edilmiş bir "sosyal paylaşım canavarı". Bizce, "facebook bataklığı", insanlardaki "toplumsal savaşım arzusu"nu dumura uğratıp, bu arzuyu sanal âlemde tutsak ederek, insanların "toplumsal savaşım yapıyormuş gibi" davranış geliştirilmesine "yardım ve yataklık" ediyor. Böylelikle sahte ve sentetik duyguların, gerçek ve estetik duygular olarak palazlanmasına ve pazarlanmasına neden oluyor.
Bizce, "facebook bataklığı", insanlığın ilerlemesi ve "daha yaşanılır bir dünya" oluşturulması için harcanması gereken enerjiyi sündüren bir "alan".
Bizce, "facebook bataklığı", toplumsal ve estetik bilinci gelişmemiş kişilerin cirit attığı bir yapay iktidar ve yapay muhalefet bahçesi.
Bu düşünceler ışığında izleme alanımıza aldığımız
"facebook bataklığı" haberlerini zaman zaman sitemize taşıyoruz. www.milliyet.com.tr sitesinden alarak aşağıya aktardığımız "facebook bataklığı" haberi de bu düşüncelerin ivmesiyle sizlere sunulmuştur. Okumanızda yarar var. (HB)
***
Facebook üyelerinin kişisel bilgileri internette
Popüler sosyal paylaşım sitesi Facebook’un 100 milyon kullanıcısının kişisel bilgileri bir internet güvenlik uzmanı tarafından internette yayımlandı.
Kullanıcıların kişisel ayarlarınca gizli tutulmayan verileri toplamak için Facebook profillerini özel bir programla tarayan Ron Bowes, mahremiyet konusuna dikkati çekmek için verileri yayımladığını söyledi.
İnternette "torrent" olarak indirilebilir dosya şeklinde yayımlanan 100 milyon Facebook kullanıcısının bulunduğu liste, her aranılabilir kullanıcının profilini, ismini ve kendine özgü kimliğini sağlıyor.
Dosya internette hızla yayılırken, Facebook’tan yapılan açıklamada, bilgilerin zaten herkese açık, gizli olmayan veriler olduğu savunması yapıldı.
Dünyanın en büyük dosya paylaşım sitesi Pirate Bay’de, kullanıcı listesi hızla dağıtılıp, indirilirdi. "Lusifer69" isimli bir kullanıcı, listeyi, "Harika ve biraz korkutucu" diye niteledi.
(Kaynak: Milliyet)
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Daha en basit bir haberi yazabilecek bir "moderatör"e bile sahip olamayan "Lions Direklerarası Seyircileri", halka, tiyatro sanatını yanlış tanıtıyor!
"Enstrümantal grupları teşvik ediniz. Tiyatro kurulmasına önayak olunuz. Tatil mevsiminde 'Mahallî Şenlik'ler düzenlenmesine yardımcı olunuz. Bahar ve Hasat Şenlikleri'ni teşvik ediniz."Rotary Dergisi Sayı: 8
(Kaynak: Görünmeyen Önderler: Rotary ve Lions Kulüpleri, sf. 14)
***
Oyun'un notu: Aşağıdaki haberi, LİNÇÇİ İsmail Can Törtop'un sahibi olduğu LİNÇÇİ tiyatrodunyasi.com sitesinden alarak olduğu gibi yayınladık. Ancak, haberde bulunan LİNÇÇİ adlara biz link verip, bu adları kırmızı renkle biz belirginleştirdik. Ayrıca, haberdeki bariz yazım yanlışlarını kırmızı renkle belirtip, doğrularını yeşil harflerle biz yazdık! Bunun yanı sıra, anlaşılması güç ve okunamaz hamlıktaki haberi, biraz olsun olgunlaştırıp okunur hâle getirmek için yaptığımız müdahaleleri de kahverengi harflerle yine biz yazdık!!!
Haberin hiçbir müdahaleye uğramamış, "tertemiz" ve özgün hâlini okumak isteyenler, aşağıda verdiğimiz linki tıklayabilirler...
***
Direklerarası Seyircileri, Kalkan – YEŞİLKÖY'deki 3. Köy Seyirlik ve Köy Tiyatroları Buluşması'ndaydılar
Moderatör
27 Temmuz 2010
9-12 Temmuz’da Kalkan -Yeşilköy’deki III. Köy Seyirlik Oyunları ve Köy Tiyatroları Buluşmasına (Buluşması'na) Ömer Can Derman, Meral Derman ve Ülkü Baykut Direklerarası Seyircileri olarak katıldılar.
Belediye Başkanı Ahmet Akdeniz, Bayram Karagül, Birgül Karagül ve Gürhan Arıtürk başta olmak üzere, katkı verenlerin iyi niyet ve özverilerinin harmanlandığı çok başarılı bu Organizasyon (organizasyon) sırasında bir kültür merkezinin temeli atıldı, beş de oyun seyredildi.
Geçmişte Köykent Projesinin (Projesi'nin) uygulaması, 8 yıllık eğitim ve okul öncesi eğitim için pilot bölge olarak seçilerek birçok ilklerin uygulaıcıları (uygulayıcıları) olmuş Yeşilköylüler. "Gönüllü Tiyatroların (Tiyatrolar'ın)" oyunlarını da Dünya Kupasının (Kupası'nın) finallerine rağmen 2500 nüfuslu beldede (komşu belde belediyelerinden temin edilen sandalye sayısı 1800 idi) tüm sandalyelerin dolu olarak oyunların ilgi ile seyredilmesi hiç kimseyi şaşırtmadı.
Damdan tiyatronun seyredildiği dünyadaki tek yer (Nereden biliyorsunuz? Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?) de Yeşilköy Beldesi oldu.
Gazeteci Tayfun Talipoğlu’nun Anadolu’da yaptığı geziler sırasında ortaya çıkan Köy Tiyatrolarının (Tiyatroları'nın) üç senedir Yeşilköy’de buluşmalarına vesile olmasının vefa duygusu ile "BAMTELİ KÜLTÜR MERKEZİ" nin temeli atıldı.
Haziran 2010 da (2010'da) açılışı yapılan Kalkan Anfi Tiyatrosunu (Amfitiyatrosu'nu) da ayni (aynı) yöntemle bitiren bu ruh bu defa Kalkan’da yaşayan İngiliz hemşerilerini de içlerine katarak; bu sezon Amfi Tiyatroda (Amfitiyatro'da), (tamamlanmasından sonra “Bamteli Kültür Merkezinin (Merkezi'nin)" kapalı mekanında) birlikte sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunmak üzere beraber çalışmaya başladılar. İngiltere’den ilk gurup (grup) eylül'de (Eylül'de) gelecek.
Kalkan seyircisine bu Anfi Tiyatroda (Amfitiyatro'da) oyun sergilemek isteyen tiyatro guruplarının (gruplarının) Kalkan Belediyesi ile temasa geçmeleri bekleniyor.
Tiyatrolar Buluşmasında (Buluşması'nda) ; Antalya Büyükşehir Belediyesinin (Belediyesi'nin) “Kadınlar Tiyatro ile Buluşuyor” Yard. Doç. Dr. Merih Taşkaya’nın Koordinatörlüğünde (Koordinatörlüğü'nde / koordinatörlüğünde) yürütülen projenin ilk oyunu “BİR EVET İKİ HAYIR ARASI HAYAT” Oyunun Yazarı: Meryem Nart da bu projeye katılan hanımlardan biri. (Görülen o ki; Proje (proje) amaçları açısından başarıya ulaşmış. Programa Katılanlar (katılanlar) açısından, tiyatro eğitiminin verdiği özgüven, destek, dayanışma ve duygularının nasıl geliştirdiği çok net gözleniyordu.)
Aslanköy Çadır Tiyatrosu Kadınlar Topluluğu, Hüseyin Aslanköylü’nün Yazıp Yönettiği (yazıp yönettiği): “MERRAVCI”
Bademler Köyü Tiyatro Gurubu (Grubu): LİNÇÇİ Yunus Emre Gümüş'ün Yazdığı (yazdığı) ve LİNÇÇİ Alper Akdeniz'in Yönettiği (yönettiği) "DOLANTILI GARDROP KOMEDYASI"
Yeşilköy Halk Tiyatrosu: Ali Yörük'ün Yazdığı (yazdığı), Müfit Kayacan'nın Yönettiği (yönettiği) "ÇATALLI KÖY"
Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin Üç Kafadar Çocuk Tiyatrosunun (Tiyatrosu'nun) "BİR BAVUL HİKAYE"
"Köy Tiyatroları Buluşması" sırasında seyredilen oyunlar oldu.
(Kaynak: tiyatrodunyasi.com)
***
Ayrıca bakınız: 'Bir kurum neden ödül verir?..'
Üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir kitap!
Görünmeyen Önderler: Rotary ve Lions Kulüpleri
"Onca Yoksulluk Varken", bunca festival niye?
Lions Kulüpleri, sadece pilot bölge seçtikleri İzmir'deki bakkalları, kasapları, manavları değil, Lions ödülleriyle tiyatro esnafını da yönlendiriyor!
Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için "meta estetiği" oluşturan çürümüş Türkiye tiyatrosuna "Lions Tiyatro Ödülleri" de yön veriyor!
***
LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!
Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
LİNÇÇİ TEB, yeni LİNÇÇİLER yetiştirecek!
Oyun'un notu: Yukarıdaki "afiş" ve aşağıdaki "yazı", bize LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) adı kullanılarak gönderildi. Biz de, bu "afiş" ve bu "yazı"nın LİNÇÇİ TEB tarafından gönderildiğini var sayarak, olduğu gibi yayınladık. Ancak, yazıda bulunan LİNÇÇİ ada biz link verip, bu adı kırmızı renkle biz belirginleştirdik. Ayrıca, yazıdaki bariz yazım yanlışını kırmızı renkle belirtip, doğrusunu yeşil harflerle biz yazdık! ***
LİNÇÇİ TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
OYUNCULUK VR (VE) DİKSİYON ATÖLYESİ
***
Ayrıca bakınız:
LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!
Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
26 Temmuz 2010 Pazartesi
LİNÇÇİ Tiyatro Eleştirmenleri Birliği, LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu'nun patronu, Kültür Bakanlığı çanağı yalayan LİNÇÇİ Genco Erkal'ı koruma altına almış!
Oyun'un notu: Aşağıdaki haberi, Sayın LİNÇÇİ Gülhan Avşar'ın sahibi, Sayın LİNÇÇİ Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, Sayın LİNÇÇİ Ayşe Nalân Özübek'in Yazı İşleri Müdürü olduğu ve AKP'li Sayın Ertuğrul Günay'ın yönetimindeki Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı emrinde çalışan Sayın Lemi Bilgin'in yönettiği Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nün verdiği reklamlarla beslenen LİNÇÇİ Tiyatro... Tiyatro... Dergisi'nin yan kuruluşu, gölgesi gibi hareket eden LİNÇÇİ tiyatrodergisi.com.tr sitesinden alarak olduğu gibi yayınladık! Ancak, haberde bulunan LİNÇÇİ adlara biz link verip, bu adları kırmızı renkle biz belirginleştirdik!Haydi TEB, bizi de IATC'ye şikâyet et!
***
LİNÇÇİ TEB, AYSA ORGANİZASYON’U IATC’YE ŞİKAYET ETTİ
UNESCO’nun en önemli sivil toplum kuruluşlarından Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (IATC)’nin Türkiye Merkezi (LİNÇÇİ TEB), on beş yıldır ülkemizin köklü tiyatrolarının organizasyonlarını gerçekleştiren Aysa Organizasyon’un geçtiğimiz günlerde LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu yapımı “Marx’ın Dönüşü” oyununun İzmir’in Çeşme ilçesindeki gösterisindeki “organizasyonsuzluğunu” sert bir dille eleştirdi ve kınadı. Oyunun gerekçesiz olarak iptal edildiğini, iptal edilen oyunun başlama saatinden çok önce Çeşme Açıkhava Tiyatrosu’nun kapısında toplanan seyircilere gerekçesiyle birlikte açıklanmadığını, biletli seyircilere bilet ücretlerinin iade edilmediğini, bu arada durumu açıklayan bir AYSA Organizasyon yetkilisinin dahi ortalıkta bulunmadığını saptadıklarını belirten Tiyatro Eleştirmenleri, açıklamasında: “Bu laubalilik, bu vurdumduymazlık tiyatromuza zarar vermektedir. Tiyatromuza zarar verenleri ortamdan tasfiye etmek ise bizim görevimizdir,” denildi.
Organizasyon firmalarının, tiyatro turnesi düzenleme çalışmalarında “panayırcılık” zihniyetinden hâlâ” kurtulamamasının ürkütücü olduğunun vurgulayan LİNÇÇİ TEB yöneticileri: “Tiyatro seyircisini ‘adam’ yerine koymak, iptal gerekçesini yazarak bir iki yere asmak, gişeyi açık tutarak içine bir yetkili oturtmak, böylece bilet ücretlerini özür dileyerek sahiplerine iade etmek bu kadar mı zordu,” diye sordu. Kırk bir yıllık LİNÇÇİ Dostlar Tiyatrosu'nu ve anılan oyunun elli bir yıllık oyuncusu LİNÇÇİ Genco Erkal'ı tiyatro eleştirmenleri olarak ciddiyetten uzak organizasyon firmalarına yem yaptırmayacaklarını vurgulayan eleştirmenler, yurtdışında benzer skandallara neden olunmaması için durumu uluslararası merkezlerine de duyuracaklarını ve AYSA’nın yurtdışı bağlantılarını da engelleyeceklerini açıkladılar.
................................Haber Giriş Tarihi: 26 Temmuz 2010
(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)
***
Ayrıca bakınız:
LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!
Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
Balzac'ın Lanetli Çocuk adlı kitabını finans kapital Yapı Kredi Yayınları yayınlıyor, iktidar basını Zaman Gazetesi duyuruyor, bize de okumak düşüyor!
Balzac'ın 'Lanetli Çocuk'u 173 yıl sonra Türkçede Fransız yazar Honoré de Balzac'ın Lanetli Çocuk adlı kitabı Yapı Kredi Yayınları tarafından ilk kez Türkçe olarak yayımlandı.
Orçun Türkay'ın çevirisi ile okurla buluşan kitabın birinci bölümü 1831'de, ikinci bölümü 1836'da Paris'te, kitabın tümü ise 1837'de basılmış. 1845'te İnsanlık Güldürüsü'nün Felsefesel İncelemeler bölümünde yerini alan eser, gizemli bir dille yazılmış felsefî bir öykü. Süregiden bir iç savaş içinde çelimsiz bedenler, büyük kalpler, çiçekleri ve denizi okuyabilen ama insanlarla yaşayamayan çocukların öyküsü... KÜLTÜR SANAT
ZAMAN
25 Temmuz 2010 Pazar
Kemal Oruç, "Sahneden organ bağışı kampanyası" başlatmış; bir de LİNÇ KAMPANYASI için imza veren yüzsüzlere "yüz nakli ameliyatı" kampanyası başlatsa!
Oyun'un notu: Aşağıdaki yazıyı, LİNÇÇİ Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) sahibi olduğu LİNÇÇİ tiyatrom.com sitesinden alarak olduğu gibi yayınladık. Ancak, yazıda bulunan LİNÇÇİ adlara biz link verip, bu adları kırmızı renkle biz belirginleştirdik. Ayrıca, yazıdaki bariz yazım yanlışlarını kırmızı renkle belirtip, doğrularını yeşil harflerle biz yazdık! Yazının hiçbir müdahaleye uğramamış, "tertemiz" ve özgün hâlini okumak isteyenler, aşağıda verdiğimiz linki tıklayabilirler...
***
LİNÇÇİ KAAN ERKAM VE ONUN SAHİBİ OLDUĞU LİNÇÇİ ODA TİYATROSU ELEMANLARI, ALİ KIRAN BAŞ KESEN Mİ, ARAKÇI MI, BAL TUTAN PARMAĞINI YALARCI MI, BANKER Mİ, ÇETE Mİ, DEVEYİ HAVUDUYLA YUTUCU MU, DOLANDIRICI MI, EŞKIYA MI, GASPÇI MI, HAYDUT MU, HIRSIZ MI, KABADAYI MI, KÜLHANBEYİ Mİ, MAFYA MI, OCAĞA İNCİR AĞACI DİKİCİ Mİ, SERSERİ Mİ, OCAK SÖNDÜRÜCÜ MÜ, SOYGUNCU MU, ŞAKİ Mİ, ŞEBEKE Mİ, SUÇ ÖRGÜTÜ MÜ, TALANCI MI, TEFECİ Mİ, TEŞKİLATÇI MI, UĞRU MU, ÜÇKAĞITÇI MI, YALANCI MI, YANKESİCİ Mİ, YOLKESEN Mİ?
BİZE BU SORUYU SORDURAN AŞAĞIDAKİ YAZIYI ÇOK DİKKATLE VE LİNÇÇİLERİN NELER YAPABİLECEĞİNİ DÜŞÜNEREK OKUYUNUZ!
LİNÇÇİ olma alçaklığını, LİNÇ KAMPANYASI için imza verme şerefsizliğini asla gösterme girişiminde bulunmayan Kemal Oruç'un kaleme aldığı ve aşağıda yayınladığımız yazının en önemli ve en can alıcı iki paragrafını, yazının içerisinde okuyacak olsanız bile, mutlaka bir an önce, hemen, şimdi okuyunuz:
"Çalışma dışı bir diğer sorunsa sponsordan alınan paranın aktarılmasında aracı (yardımcı) olan LİNÇÇİ Kaan Erkam'ın sahibi olduğu LİNÇÇİ Oda Tiyatrosu'nun parayı türlü bahanelerle geç ve eksik vermesi olmuştur. Bu nedenle kostüm ve dekor provası yapılamamıştır. Paranın bir kısmı eksik verilmiş; muhasebe konusunda hiçbir şekilde bilgi verilmemiştir. Yaklaşık bir buçuk ay boyunca paraya da LİNÇÇİ Kaan Erkam'a da ulaşılamamıştır. Sekreteri Çağla Hanım ise hiçbir şekilde doğru bilgi vermemiştir. Sonunda “Maliye hesaplarımıza el koydu.” denmiş ve ödeme hiçbir şekilde yapılmamıştır.
LİNÇÇİ Kaan Erkam'ın LİNÇÇİ Oda Tiyatrosu mutlaka bu duruma bir açıklık getirmek zorundadır. Aksi takdirde bu kurum tarafımızca karalanmıştır."
***
SAHNEDEN ORGAN BAĞIŞI KAMPANYASI
Kemal Oruç
kemal.oruc@yahoo.com
-Sahneden Destek Kampanyası 1-
Drama Kumpanya’nın, “Sahneden Destek Kampanyası” adıyla başlattığı ve sahne hayatına son verene kadar sürdüreceği ana projenin ilk bölümü olan “Sahneden Organ Bağışı Kampanyası” Ata Diyaliz Merkezi’ndeki diyaliz hastası gençlerle birlikte gerçekleştirilmiştir.
Projenin ana amacı diyalize bağlı yaşayan kişilerin hayatlarına, üretim içinde bulunarak, daha sıkı bağlanmalarını sağlamaktı. Diğer iki amaç ise; ülkemizde organ bağışı konusunda insanların daha duyarlı olmasını sağlamak, ayrıca, herkesin tiyatro yapabileceğini gösterebilmekti.
Proje, diyaliz merkezinden gelen altı gençle birlikte yürütüldü. Çalışma yeri olarak Koşuyolu Mahalle Evi seçildi. Haftada iki gün diyalizden hemen önce yapılan çalışmalar toplam üç ay sürdü ve çalışmalar sonunda bir oyun sahnelendi.
Kurumda daha önce de oyun sergileme girişiminde bulunulmuş; ama yapılan keyifsiz, teknik çalışmalar ve yönetimin ilgisizliği katılımcıların tiyatrodan soğumasına neden olmuş; bu nedenle kişilerin öncelikle kalıcı olmalarını ve çalışmalardan keyif almalarını sağlamak gerekmiştir.
Ana amaca bağlı olarak yapılan ilk çalışmalar katılımcıların kişisel gelişimine yönelikti. Bedensel kontrol, dikkat ve odaklanma, empati, iletişim becerileri vb. konuların işlendiği çalışmalarda yaratıcı drama yöntemi kullanılmış; kişilerin keyif alarak öğrenmesi sağlanmıştır.
Bu çalışmaları duyan iki kişinin daha katılmasıyla toplam sayı sekize ulaşmıştır.
Diyaliz hastası gençler haftada üç gün(değişebilmekte) diyalize girmektedir. Diyalize girmediği takdirde vücudu şişmekte, özellikle damar şişmeleri belirgin olarak görülmektedir.
Bu dönemlerde katılımcılar yorgun olmaktadır. Eğitmenin bu zamanlarda oldukça anlayışlı olması, çalışmanın temposunu katılımcıların durumuna göre ayarlaması gerekmektedir.
Çalışmaların başlarında küçük başarısızlıkların büyütüldüğü ve pes etmelerin çok olduğu görüldü. Burada motivasyon çok önemlidir. Bu gibi durumlarda, eğitmenin, başarılabileceğini kanıtlaması gerekebilir.
Çoğu zaman ortaya çıkan tartışmaları sağlıklı bir şekilde sonlandırmak da yine eğitmene düşmektedir. Kontrolsüz yapılan tartışmalar fiziksel kavgalara kadar gidebilir; bu gibi durumlarda eğitmeninin (eğitmenin) mutlaka bir toplantı yapması ve fiziksel kavgadan sözlü, ama kontrollü, tartışmaya geri dönülmesini sağlaması gerekir. Bu sözlü tartışmalar eğitmenin aracılığıyla sağlıklı bir şekilde sonlandırılmalıdır. Burada eğitmenin çok iyi psikoloji, sosyoloji ve felsefe bilmesi gerekmektedir. Hiçbir tartışma yarım kalmamalıdır; çünkü bir sonraki sefere daha da büyüyerek yeniden ortaya çıkacaktır.
Bir örnek vermek gerekirse;
Çalışmalar süresince en çok takım tutma tartışmaları yapılmıştır. Erkek olan çoğunluk X takımını, bayan olan azınlık ise Y takımını desteklemekteydi. Her hafta maçlarla ilgili küçük şakalar zamanla söz düellosuna dönüştü ve bu iki takımın maçının olduğu hafta Y takımı maçı kazandı. Bayanlardan birinin Y takımının formasını giyip gelmesi çalışma öncesinde büyük bir tartışmaya neden oldu. Çalışma sırasında erkeklerin bayanlara olan baskısı görülmekteydi ve çalışmanın ortasında büyük bir fiziksel kavga başladı. Eğitmenin tepkisi sonucu zorla sakinleşen taraflar toplantıya alındı ve konuşuldu.
Birşeylerin (Bir şeylerin) eksik olduğu hissedildiği için yaratıcı çözüme geçildi. Bir hafta sonra eğitmen elinde bir topla çalışma salonuna geldi ve şöyle dedi: “Maça var mısınız? X takımını destekleyenlere karşı Y takımını destekleyenler. Yani kızlara karşı erkekler.” Bayanların takımına eğitmen ve Drama Kumpanya’dan bir oyuncu daha katıldı. Eğitmen maça başlamadan önce şunu söyledi: “Eğer kız takımı erkek takımını yenerse çalışmalarda bir daha asla takım konusu açılmayacak. Eğer kız erkek takımı yenerse kızlar X takımı forması giyecek ve çalışmaya öyle gelecek.” Maçı kız takımı farklı kazandı ve takım konusu bir daha hiç açılmadı.
Bu gibi durumlar çalışma sürecinde zaman alıcı görülse de katılımcıların eğitimi açısından oldukça önemlidir.
Diyaliz hastalarının, rahatsızlıkları nedeniyle, fiziksel gelişimi yavaştır; ama diyalize girdiği sürece hareketleri gayet normaldir.
Diyaliz hastaları erken yaşta diyalize bağlı yaşamaya başladıysa, enfeksiyon kapma riski olduğu için ve sosyal baskı nedeniyle okula gidemez; dolayısıyla sosyal ve kültürel anlamda yaşıtlarına göre daha geride kalır. Bu nedenle okuma yazma konusunda gençlerin zorluk çektiği görülür.
Bu gibi durumlarda tiyatro eğitmeninin çok dikkatli olması gerekmektedir. Eğer yazılmış bir oyun çalışılacaksa eğitmenin mutlaka öncelikle sabırlı olması ve ezber konusunda herkese birebir (bire bir) destek olması gerekir. Dinleterek ezber yaptırmanın bu durumda en iyi yöntem olduğu görüldü.
Kana üre karışması dolayısıyla da beynin yorulması sonucu unutmalar sıklıkla görülmektedir. Bu nedenle aynı çalışmaların her gün tekrar edilmesi ve sonrasında yeni çalışmaların eklenmesi daha doğru olur.
Ezber zorluğu nedeniyle ya kısa oyun metinleri seçilmeli ya da var olan metin kısaltılmalı, cümleler sadeleştirilmelidir.
Bu projede çalışılan üç saatlik Yedi Kocalı Hürmüz oyunu bir saate indirilmiş; öykü ve kurgu bozulmadan metin içeriği oldukça sadeleştirilmiştir.
Oyun gösterisi 6 Haziran 2010’da saat 13.00’da Halis Kurtça Kültür Merkezi’nde yapılmıştır. Oyunun teknik ekibi Drama Kumpanya oyuncularından oluşmuştur.
Sahne arkasında oldukça heyecanlı görülen oyuncular sahnede büyük bir keyifle oyunlarını sahnelediler. Seyircinin olumlu tepkisiyle daha da istekle oyuna devam eden oyuncular selamlamaya başarmış olmanın mutluluğuyla çıktılar.
Proje boyunca yaşanılan olumsuz dış etkenler de olmuş; ama bu zorluklar oyuncuların birbirlerine daha da kenetlenmesine ve takım ruhunun oluşmasına neden olmuştur. Burada yine eğitmenin motivasyonu ve yaşanılan zorlukları gruba yansıtma biçimi çok önemlidir.
Diyaliz merkezi yönetiminin motivasyonda yetersiz kalması ve katılımcılara verdiği sözleri yerine getirmekte geç kalması yaşanılan zorlukların başında gelmiştir.
Çalışma dışı bir diğer sorunsa sponsordan alınan paranın aktarılmasında aracı(yardımcı) olan LİNÇÇİ Kaan Erkam'ın sahibi olduğu LİNÇÇİ Oda Tiyatrosu'nun parayı türlü bahanelerle geç ve eksik vermesi olmuştur. Bu nedenle kostüm ve dekor provası yapılamamıştır. Paranın bir kısmı eksik verilmiş; muhasebe konusunda hiçbir şekilde bilgi verilmemiştir. Yaklaşık bir buçuk ay boyunca paraya da LİNÇÇİ Kaan Erkam'a da ulaşılamamıştır. Sekreteri Çağla Hanım ise hiçbir şekilde doğru bilgi vermemiştir. Sonunda “Maliye hesaplarımıza el koydu.” denmiş ve ödeme hiçbir şekilde yapılmamıştır.
LİNÇÇİ Kaan Erkam'ın LİNÇÇİ Oda Tiyatrosu mutlaka bu duruma bir açıklık getirmek zorundadır. Aksi takdirde bu kurum tarafımızca karalanmıştır.
Son olarak, bu projede emeği geçen oyuncular; Meryem Akbaş, Tansel Aksungur, Mustafa Yılmaz, Fatih Tuncer, Hakan Bayrak, Şaban Aksöz, Merve Şen ve Abdullah Semercioğlu’na;
Teknik ekipte destek olan, Drama Kumpanya’dan; Erkin Aykın, Erkan Kılıç, Batuhan Kozanoğlu’na;
Başta Nesrin Hanım olmak üzere, tüm Ata Diyaliz Merkezi personeline;
Çalışma mekanı için bize kapılarını açan Koşuyolu Mahalle Evi’ne;
Ve bu tür projeleri devam ettirecek olan tüm sanat dostlarına teşekkür ederiz.
(Kaynak: tiyatrom.com)
***
Ayrıca bakınız:
LİNÇÇİ Ertuğrul Timur, öznesiz tümce kuruyor!
Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
