31 Ekim 2009 Cumartesi

Tiyatrocu Kâzım Şimşek, yazmayı sürdürüyor!

"Filmi, arkadaşım Cemal Bulunmaz tavsiye etmişti."

Bakınız: "Lord of War" adlı filmi seyrettim.
ARŞİV 22 Şubat 2007

Kemal Başar gibiler, onun yüzünden yedikleri onca tokada rağmen yüzleri hiç kızarmadan, inanılmaz bir pişkinlikle, onu hâlâ ısıtıp ısıtıp önümüze sürüyorlar:


"YÖNETMEN TİYATROSU" DENEN SALAKLIK


Coşkun Büktel
22 Şubat 2007 / 31 Ekim 2009



NOT: Bu yazıyı, bu sezon Ankara DT'de sahnelenen yeni bir asparagas prodüksiyon ("Bir Delinin Hatıra Defteri") vesilesiyle tekrar gündeme getirmeyi gerekli gördük. Yazıyı iki yıl önce yayınladığımızda, verdiğimiz bütün linkler çalışıyordu. Ama suç belgelerini kedi pisliğini örter gibi örtmeye alışmış olan iftiracı ve sansürcü vandalların, özellikle bizim link verdiğimiz sayfaları çoğu zaman silip yok ettiklerini okurlarımız artık biliyor olmalılar.

TIKLAYINIZ

Burjuvaziden yana değil, emekçilerden yana üretim yapan Hilmi Bulunmaz'ın kurduğu Bulunmaz Tiyatro, çalışmalarını Fakir Baykurt Sahnesi'nde sürdürüyor








Büktel ile Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için M. Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna imza veren tiyatrolar birliği sunar!

(tiyatrolar birliği)
"SAHNE'den" BirGun gazetesi.

Sevgili arkadaşlar,
1 Kasım Pazar gününden itibaren her hafta BirGün gazetesinin Pazar ekinde "SAHNE'den" isimli bir sayfalık kültür sanat haber,yorum ağırlıklı yazıları bir ekip tarafından hazırlıyoruz.
"Bir deniz yıldızı da sen ol"..
Pazar günü bir adet BirGün gazetesi alarak destek olur musunuz?
Tesekkürler,
Sağlık ve dostlukla,

***

OYUN'un notu: Yukarıdaki metni geldiği gibi yayınladık!

Ayrıca bakınız: Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

"Toplumcu Tiyatronun Günümüzdeki Durumu" ve durumun saptanmasından önceki durum

Hilmi Bulunmaz
17 Ocak 2007
(Yaklaşık 3 yıl önce)


Güncelleme 31 Ekim 2009: Aşağıdaki yazının ifade gücünü arttırmak için, birkaç fırça darbesiyle yazıyı rötuşladım. Yazıyı, ilk yazıldığı haliyle okumak isteyenler, yazının altında verdiğimiz linki tıklayabilirler.


"Cem Yalın'la Buluşma Günleri" üst başlığıyla duyurulan bir çalışma, Cem Yalın'ın büyük bir aşkla bağlandığı tiyatro sanatına tutkun olan her insan gibi, beni de çok yakından ilgilendirdi.

Hem, Cem Yalın adının oluşturduğu özel durum ve hem de "toplumcu tiyatro" sözünün esinlediği genel durum, beni hüzünlü bir düşünüşe sürükledi.

"Cem Yalın'la Buluşma Günleri" üst başlığını okuduğumda, yaklaşık olarak yirmi-yirmi beş yıl önceye gittim: Cem Yalın'ın yazıp yönettiği "Orada Kimse Var Mı?" adlı oyununu izlediğim Nişantaşı'ndaki bir sahne geldi usuma; Cem'le tanışıklığımın getirdiği içtenlik nedeniyle, kucağımdaki birkaç yaşındaki oğluml Cemal, Cem Yalın, Hasan Çınar, Mehmet Esatoğlu ve daha birçok "toplumcu tiyatrocu" ile birlikte, sosyalist geleneğin bir yansıması olduğunu düşündüğüm, oyun sonrası söyleşimizi yapmak üzere, "bir yerde" oturup, "tartışma çayı" içtik. Doğal ki, aradan çok uzun zaman geçtiği ve toplumcu düşünüşün kırıntısı bile kazınmak istendiği günümüzde, düşle gerçeği birbirine karıştırmış olabilirim!

12 Eylül Faşizmi öncesi, beynimize yerleşen "birimler" nedeniyle, sanırım, ayrı düzlemlerde olduğumuzu, düşle gerçek arası anımsar gibiyim Her şeye karşın, o zamanların tatlı insan sıcaklığında, tiyatro gerçeğinin bağlayıcılığının da tinsel katkısıyla, birbirimize sıcak sözler söyleyerek, toplumcu değerlere birlikte tutunma gereksinimi duyuyorduk. Sanırım Cem, Halkın Kurtuluşu için savaşım verirken, ben Halkın Yolu için bir şeyler yapmaya çalışan biriydim.

Aradan çoook uzun zaman geçti. Bazı kelaynaklar gibi, ben de Halkın Yolu, Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği, Halkın Sesi ve sayılamayacak denli çok olan yönsemelerden uzaklaşmadan yaşamımı sürdürmeye çalışıyorum. Hem de faşizmin sanat diye orta yere sürdüğü küflü gösterilere karşın!

Tüm tiyatro siteleriyle birlikte, pek hoşuma gitmese de, her şeye karşın, önemli bir yere koyma gereksinimi duyduğum www.tiyatroevi.com ve bu sitenin bağlaşığı olan yapılar, yüreğime konan toplumculuğun tınısına, silik de olsa, bir şeyler söyler gibi oluyor.

Özellikle, hem www.coskunbuktel.com ve hem de www.tiyatrom.com adreslerinde değindiğim "Seminer ve Atölye Çalışmaları" duyurusunu görünce, büyük bir coşku duyduğumu belirtmeliyim.

Daha sonra, çalışmayı düzenleyen sitede de durumu öğrenince, "Ha gayret!" diyesi oldum.

"CEM YALIN (1954-1999)" yazısının altına sığınmış bir durumdaki "bir şeyler içen Cem"in fotoğrafı, inanın bir kat daha hüzünlenmeme neden oldu. Bir yandan, sosyalizmi kişisel amaçları için kullanan Zeki Göker ve diğer yandan, neredeyse kendini yok ederek, sanki biraz geride duruyormuş izlenimi vermesine karşın, son derecede çalışkan ve sosyalist düşünüşten asla ödün vermeyen Cem Yalın…

Cem Özerlerin, Cem Yılmazların, hatta Cem Uzanların… bu denli kirlilik yaydığı bir zaman ve coğrafyada, Cem Yalın’ın yaşamı, tam da soyadı gibi yalın ve anlaşılır bir netlikteydi.

Ege Sanat TiyatroEvi Gösteri Merkezi'nde yapılacak çalışmaya, işlerimin yoğunluğu nedeniyle katılamayacağım.

Ülkemizin tüm kentlerinin gerici faşizme teslim olduğu yanılsaması oluşturulduğu bir dönemde, İzmir, her şeye karşın, hiçbir spekülasyona yer bırakmayacak denli net bir siyasal duruş sergilediğinden, bu kentte böyle bir çalışma yürütülmesi, ayrıca üzerinde içtenlikle düşünülmesi gereken bir durum.

Bu arada, bu düzenlemenin yumuşak karnına da değinmeden geçemeyeceğim.

Genel geçer sözlerin egemen olduğu tanıtmalıktaki yazılarda, daha net sözler söylense, daha iyi olacaktı. Örnekse şu yazıyı dikkatle okuyalım:

"Ülke çapında tiyatro yazarları, yönetmenleri, oyuncuları, düşünürleri, eleştirmenlerin yanı sıra İzmir’deki siyasal parti, sendika, meslek odası ve dernek yöneticilerinin de görüşlerini ortaya koyarak tartışacakları forumda toplumcu tiyatronun günümüzdeki durumu her yanıyla ele alınacak ayrıca demokratik kitle örgütlerinin ve izleyicinin de bu alandan beklentileri karşılıklı tartışmalarla saptanacaktır."

Peki, kim bu "Ülke çapında tiyatro yazarları, yönetmenleri, oyuncuları, düşünürleri, eleştirmenleri" ?!.

Bu adlar içerisinde; Özdemir Nutku, Üstün Akmen, Tuncer Cücenoğlu, Yücel Erten, Nesrin Kazankaya, Kenan Işık, Ahmet Levendoğlu, Yıldız Kenter, Ferhan Şensoy, Genco Erkal, Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz, Cem Özer, Zeki Göker’in mirasçıları… gibi adlar var mı?

Gelelim Coşkun Büktel konusuna…

Daha önce de belirttiğim gibi, Coşkun Büktel olmadan tiyatro üzerine konuşmak yada düşünce geliştirmek, yumurtasız omlet yapmaya benzer!

Gölge Tiyatro sitesinin yöneticisi Hamit Demir'den 10 Ocak 2007 tarihinde mail yoluyla bir forum daveti alan Büktel, hemen ertesi gün, bir yanıtla durumu Demir’e iletti.

"Hamit, merhaba!" diye sıcak bir yaklaşımla başlayan Büktel'in yanıtı, bence son derecede mantıklı ve yapılacak işe uyum sağlayan nitelikteydi.

Özellikle ilk tümceyi buraya aktarmadan geçemeyeceğim:

"Gölge Tiyatro dergisi döneminde yazılarıma gösterdiğiniz ilgi yüzünden müteşekkirim…"

Benim (de) son derecede yararlandığım Büktel'in müteşekkir olduğunu belirttiği o yazılar, bugün daha net kavga vermeme neden oluyor. Bu arada, bir tiyatro yazıları okuru olarak, ben de müteşekkir olduğumu belirtmeliyim.

Büktel’in serzenişine katılmamak olanaksız:

"…Son bir yıldır coskunbuktel.com'da teşhir ettiğim skandalların (Özdemir Nutku skandalı, 'Çığ' skandalı, OYÇED skandalı) hiçbiriyle ilgilenmediniz…"

Gelelim Hamit Demir’in yanıtına: "sevgili coşkun," diye sıcak bir dille başlayan mektup, ne yazık ki hiç de sıcak ilerlemiyor.

Coşkun Büktel'i tanıyan biri olarak, görüşlerine özel bir özen göstererek baktım ve asla bir saygısızlık görmedim. Oysa Hamit Demir şöyle yazmış:

"…ne yazık ki saygı sınırlarını aşan, haddini bilmez deyimler kullanmaktan geri kalmamışsın."

"…sen neredesin bilemem ama biz hala yayıncılıkta aynı çizgideyiz…"


El insaf!.. İnsan hiçbir şey yapamıyorsa, www.coskunbuktel.com adlı siteye girip, Büktel’in neler yaptığını ve nerede olduğunu algılayabilir. Bu denli basit!..

"…senin bize yönelik olarak herhangi bir şekilde ‘sansürcü’ diyebilmen mümkün değildir…"

İnatçılığı ve sözüne sahip çıkışı anlamında, kendisini Maksim Gorki’ye benzettiğim Büktel’in, herhangi bir sözü kullanmadan önce, kuyumcu ustasından bile daha duyarlı davrandığını bilen bir insan olarak, "sansürcü" sözcüğünü kullanmakta ne denli doğru yaptığının ayrımındayım!..

Internet ortamı o denli "özgür" bir ortam ki, günde yarım saatini bu işe ayıran insan, uzmanı olduğu konuda, son derecede donanımlı bilgilere ulaşabilir… Malumunuz, haftada birkaç değişik yazı çıkan dört-beş tiyatro sitesinden biri olan www.coskunbuktel.com adlı siteyi izlemiyorsak, bu işi yapmasak daha yerinde olur…

Yazının tamamını www.coskunbuktel.com adresinde okuyabileceğiniz için, sizleri, ayrıntı denizinde boğmak istemiyorum. Ancak, can alıcı bir soruyla konuyu toparlamaya çalışayım: Gerçeğin ardında olduğunu savlayan ve bunun için yaşamını yoksunluğa yatıran Coşkun Büktel’den "yana mısınız", yoksa faşizmin gölgesinde bayrak sallayan Cumhuriyet’in kurumlarından beslenen Özdemir Nutku’dan "yana mısınız”?.. Koşullar bu soruyu sordurduğu için ne denli üzgün ve hüzünlü olduğumu tahmin edemezsiniz… Ancak bu denli yalın!.. Hem de Cem Yalın denli yalın!

(Kaynak: web.archive.org)

Oyunculuğun ayağa düşmesine neden olanlar, oyunculuk hakkında ahkâm kesiyorlar!

Her insanî ve toplumsal devinim gibi, oyunculuk da sınıfsal bir davranıştır. Hülya Avşar ile Cem Davran, içinde bulundukları burjuva sınıfının cilalanması için oyunculuk yapan binlerce insandan sadece iki kişi. Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, hiçbir kıymet içermeyen sözlerle, birbirleriyle sözde tartışıp, özde tartışmaları mümkün olmayan bu kişiler, "halkı uyutan televizyon kayığı"ndaki kayıkçı kavgasının figüranı olmanın ötesine asla geçemiyorlar. Boş durmak yerine boş konuşmayı yeğleyen Avşar ile Davran, bir yandan oyunculuklarıyla halka ninni söylerlerken, bir yandan da kararmış ruhlarını aklaştırmak için televizyonun uyuşturuculuğundan yararlanıyorlar. Milliyet gazetesine yansıyan düzeysizliği sizin de görmenizi arzu ettiğimizden, Avşar ile Davran'ın kayıkçı kavgasını konu alan haberi sitemize taşıma gereksinimi duyduk. (HB)


***


Oyunculuk aile kızının yapacağı iş değilmiş!

GİZEM COŞKUNARDA

Hülya Avşar'ın programına konuk olan Cem Davran oyunculuğun iyi aile kızlarının işi olmadığını iddia etti...

Hülya Avşar'ın Habertürk'teki “Hülya Avşar Soruyor” programına önceki akşam konuk olan Davran, “Babam bana sinema sektöründen biriyle evlenmememi rica etti. Bizim sektörden biriyle asla evlenmedim. Şimdi yıllar geçtikçe de babamın ne kadar doğru söylediğini anlıyorum” dedi.

Avşar’ın şaşırarak ne demek istediğini sorduğu Davran, “Oyuncu arkadaşlarım, başta sen kusura bakmayın, aile kızının yapacağı iş değil bu” diye konuştu. Avşar ise Davran’ın bu sözleri üzerine elini ağzına götürdü ve “Bu iş aile kızının işi değil, lafı çok fena oturtturdu, kaba tabiriyle koydu. Bunu kabul etmiyorum... Bu bir profesyonelliktir ama eğer ki, erkek karşısındakini bu şekilde kabul etmiyorsa o onun bileceği iştir” diyerek tepki gösterdi.

Bugüne dek oynadığı hemen hemen her filminde sevişme ve öpüşme sahnelerinde oynadığını belirten Davran, bu tarz sahneleri çekerken etkilendiğini de belirterek, “Tabii ki etkilendim. Şapır şupur öpüşüyorsun” dedi.

(Kaynak: Milliyet)

30 Ekim 2009 Cuma

BULUNMAZ'DAN ÜCRETSİZ ÇALIŞMALAR!

Burjuvaziden yana değil, halktan yana sanat yapan ve Kültür Bakanlığı çanağı yalamayan Bulunmaz Tiyatro'nun cumartesi günleri 17.00 - 20.00 arası yürüttüğü oyunculuk çalışmalarına ilgi giderek artıyor!

Bulunmaz, yeni çalışanlarıyla (HB) from BTV on Vimeo.


Kültür Bakanlığı çanağı yalamayıp, Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapmayan Bulunmaz, Avrupa Birliği'nin kıçını yalamadan sanatsal çalışmalarını sürdürüyor!

Bulunmaz, çocuklara da değer veriyor (HB) from BTV on Vimeo.

Bulunmaz, linç kampanyasına katılan ve Avrupa Birliği çanağı yalayanları teşhir ediyor!

Linç kampanyası ve AB çanakçıları! from Cemal Bulunmaz on Vimeo.

Kanjee Viruddha Kanjee

Yazan: Bhavesh Mandalia
Yöneten: Umesh Shukla
Oynayanlar: Kamlesh Mota, Aishwarya Mehta, Jay Upadhay, Tushar Kapadia ve diğerleri.


(Kaynak: mumbaitheatreguide.com)

Kültür Bakanlığı çanağı, Kürtçe de yalanıyor!

KÜRTÇE TİYATROYA KÜLTÜR BAKANLIĞI'NDAN ÇANAK


LİNÇ KAMPANYASI imzacısı, Kültür Bakanlığı çanağı yalayıcısı, TAKSAV destekçisi DestAR-Tiyatro, kanıksanmış ve statükocu tiyatro kervanına katılmak için elinden geleni yapıyor. Zaman gazetesine yansıyan ve aşağıya aktardığımız DestAR-Tiyatro haberini okuyunuz. (HB)


***


Kürtçe tiyatroya bakanlık desteği


Kültür ve Turizm Bakanlığı, her yıl özel tiyatrolara ayırdığı ödeneğe bu yıl Kürtçe bir oyunu da dahil etti.

İki tiyatro topluluğu Bakanlığa, Kürtçe oyun sahnelemek için destek başvurusunda bulundu. Amatör ve profesyonel tiyatro kategorileri için gelen iki başvurudan, profesyonel dalda başvuru yapan Z Prodüksiyon'a bağlı DestAR Theatre'ın 'Cerb' (Deney) isimli oyununa ödenek ayrılmasına karar verildi. Değerlendirme Komisyonu, amatör kategoride başvuruda bulunan topluluğun talebini ise geri çevirdi. Kabul edilen DestAR Theatre'a, 2009-2010 sanat sezonunda oyunlarını sahnelemeleri için orta derecede sayılabilecek 21 bin liralık bir ödenek verilecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'na, 2009-2010 sanat sezonu için özel tiyatrolara yardımlardan yararlanmak üzere 298 tiyatro 343 proje ile başvuru yaptı. Başvurular, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı İsmet Yılmaz'ın başkanlığında, Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül, Güzel Sanatlar Genel Müdürü Doç. Dr. Ayşenur İslam, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, oyun yazarları Refik Erduran ve Turgay Nar Raşit Çelikezer'den oluşan Değerlendirme Komisyonu tarafından ayrı ayrı incelendi. İnceleme sonucunda 60 profesyonel, 26 çocuk oyunu, 41 amatör ve 25 geleneksel olmak üzere toplam 152 özel tiyatronun projelerine yardım yapılmasına karar verildi.

Ali Poyrazoğlu, Ankara Ekin Tiyatrosu, Ankara Sanat Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu (Genco Erkal'ın tiyatrosu), Ortaoyuncular Sanat Gösterileri en yüksek miktar olan 72 bin liralık desteği aldı. Daha sonra tiyatrolara, 66 bin, 48 bin, 37 bin, 21 bin, 18 bin liralık destekler verildi.

ÖDENEK MİKTARI ARTTI

Tiyatro sanatının içinde bulunduğu zor durumdan kurtarılması, tiyatro sektörünün geliştirilip güçlendirilmesi amacıyla 2003 yılında tiyatro ödenekleri yüzde 76 oranında artırıldı. 2003 yılından itibaren her yıl yeni yükseltilen yardımlar, son olarak bir önceki yıla oranla yüzde 20 artırılarak 3 milyon TL'ye çıkarıldı. 2002 yılından bu yana özel tiyatroların projelerine yapılan yardımlar, toplamda yüzde 250 oranında artırılmış oldu.

Ayrıca özel tiyatroların 2009-2010 sanat sezonu projeleri için dağıtılacak toplam 3 milyon TL tutarındaki ödenek, bugüne kadar bir sanat sezonu için dağıtılan en yüksek miktar oldu. Yardım yapılmasına karar verilen 152 özel tiyatro ise bu zamana kadar bir sanat sezonunda yardım yapılan en çok tiyatro sayısı olma özelliğini taşıyor. ZAMAN

ASLIHAN AYDIN ANKARA

13 Ekim 2009, Salı

***

Ayrıca bakınız:

Kültür Bakanlığı çanağını yalayan profesyoneller

"Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi
Basına ve Kamuoyuna


Akşam gazetesinde yazan yazar müsveddesi Serdar Turgut, 24 Ekim 2009 tarihli gazete köşesindeki yazısında Kürt sanatçı Rojin için "Onu dağa kaldırır seks kölem yapardım" deme cüretini gösterdi. Cinsiyetçi erkek egemen zihniyet ile Kürt düşmanlığını bütünleştiren ırkçı-faşist beyinlerin böyle düşündüklerini bilirdik de çağımızda bu kadar açıkça ifade etmelerini veya en azından gazeteyi de bağlayacak bu tür yazıların basılabileceğini beklemezdik.

Toplumsal hak ve özgürlüklerle ilgili olumlu olabilecek en küçük ayrıntıdan rahatsız olan ve sansür eden Akşam gazetesi gibi burjuva basının Rojin şahsında tüm kadınlara yönelik böylesi bir tacizi ve saldırganlığı fark etmemiş olmaları anlaşılmazdır. Rojin’in gazete aleyhine dava açması ve kadınların tepkisi sonrası 28 Ekim tarihinde kadınlardan özür dilediğini belirten Akşam gazetesi ise bu “özür”le işlediği suçun üzerini kapama uğraşındadır. Üstelik yapılan “özür” açıklaması bile samimi değildir. Yapılan saldırganlığı "art niyetle değil yalnızca bir mizah anlayışı çerçevesinde kaleme alındığı" biçiminde değerlendirerek özeleştiriden uzak bir açıklama yapmışlardır. Adeta “yazarız, çok sorun olursa özür diler kapatırız” fikri ile başta özgürlük kavgasındaki kadınlar olmak üzere tüm kadınları hafife almaktadırlar.

Akşam gazetesi ve aynı zihniyete sahip tüm burjuva basın için kadın olmak, Kürt kadını olmak, muhalif kadın olmak, devrimci kadın olmak fütursuzca saldırmak için yeterli sebeptir. Dün F.Altaylı’nın ağzından muhalif kimliği ile tanınan Eren Keskin şahsında kadınlara saldırıyorlardı, bugün S .Turgut ağzından Rojin şahsında Kürt ve gerilla kadınlara, dolayısıyla tüm kadınlara saldırıyorlar. Alın Altaylı’yı vurun Turgut’a… Hepsi kafatasçı, hepsi ırkçı ve hepsi cinsiyetçi…

Yazar müsveddesi Serdar Turgut ve onun gibiler bilmelidir ki, Kürt kadını yaşadıkları coğrafyalarda bedeller ödeyerek, destansı direnişler yaratarak ilerliyorlar. Kadınların dağlarda en acımasız koşullar altında büyük direnişler sergilemelerini hazmedemeyen ödlek yüreklilerin ve aklı sadece uçkurlarına çalışanların kadın denince akıllarına ilk gelenin bu olması da kaçınılmaz oluyor anlaşılan… Ancak yine bilmelidirler ki; kadınlar olarak hiçbir ırkçı, faşist ve cinsiyetçinin, aklına geleni yazma şansı vermeyeceğiz!.. Yapılan açıklamaları bütün öfke ve nefretimizle protesto ediyor, Rojin şahsında Kürt kadınları ve direnişçilerinin yanında olacağımızı ilan ediyoruz.

Akşam Gazetesine Çağrımızdır

Samimiyseniz
1 - Kamuoyuna daha ciddi bir özeleştiri verin.
2 - Serdar Turgut’u sayfalarınızdan çıkarın.

Tüm Kadınlara Çağrımızdır

Bu saldırı, tüm kadınlaradır. Protestolarınızı yükseltin!.. Akşam gazetesini ve yazar müsveddesi Serdar Turgut’u aşağıda vereceğimiz adresleri kullanarak protesto mail ve fakslarınızla boğun!..

Akşam Gazetesi:
Fax: 0212. 481 95 61
E-mail: mailto:webmaster@aksam.com.tr / webmaster@aksam.com.tr

Serdar Turgut
E-mail: serdarturgut@superonline.com

AvEG-Kon Kadın Komisyonu
avegkon_women@yahoo.co.uk

Bulunmaz Tiyatro, çocuklara da değer veriyor!






















AKP'li Fatih Belediyesi, sadece kentsel makyaj yapıyor! (HB) from BTV on Vimeo.

Haftalık rapor

HALKA VE TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİME HESAP VERMEK ZORUNDA OLDUĞUMUZ İÇİN, İZLENME RAKAMLARIMIZI YAYINLIYORUZ!


Sitemizi 22/28 Ekim 2009'da

306
272
304
311
311
308
278

kişi izledi.

Sitemiz son bir ayda 10.773 kişi tarafından izlenmiştir.

Tüm "Haftalık rapor"lar için TIKLAYINIZ

Not: Sitemizin sağ köşesindeki sayaç (Website Hit Counter), ziyaretçi sayısını değil; "tık"lama sayısını gösterir.

Önemli not: Rakamlar şişirilmiş ve reklam almaya yönelik değildir. Biz, sosyalist bir anlayışla yayın yaptığımız için, AKBANK ÇANAĞI yada bir başka kapitalistin çanağını yalama niyetinde değiliz. Sadece, okurlarımızın bilgilenmesi için yayınlıyoruz; rakamlarımızı incelemek isteyenler, pazar günleri hariç, 08.00-20.00 arası, sitemizde yazan adrese gelip rakamlarımızı görebilirler.

29 Ekim 2009 Perşembe

Bulunmaz'ın önünden ayrılmayan çocuklar!



Bulunmaz Tiyatro'nun sahibi Hilmi Bulunmaz tarafından çekilen fotoğraflardaki çocukların adları Yunus ile Abdullah. Batman'ın Sason ilçesinden göç etmiş bir ailenin bireyleri olan bu çocukların, bir de on üç yaşında bir ablaları var. Bulunmaz Tiyatro'nun önünden, içinden, çevresinden ayrılmak istemeyen Yunus ile Abdullah'a, zaman zaman ablaları da katılıyor. Bulunmaz Tiyatro'nun bulunduğu Çemberlitaş / Gedikpaşa Camii Sokak'taki yüzlerce işyerinin arasına sıkışmış birkaç evden birinde yaşayan bu Sasonlu Arap çocuklar, geleceğe umutla bakmalarına karşın, son derecede yoksun bir yaşam sürdürüyorlar. Temel insanî gereksinimlerini bile karşılamakta zorlanan bir ailenin bireyleri olan bu güzel yüzlü çocukların sanata ayırabilecekleri bir kuruşları dahi olamayacağının ayrımında olan Bulunmaz Tiyatro, ücretsiz olarak bu çocuklara sanatsal destekte bulunuyor. (HB)
Ankara'da GÜLER ZERE'yle farklı bir dayanışma etkinliği!


ŞİİRLERİMİZDE, MEKTUPLARIMIZDA VE MARŞLARIMIZDA GÜLER ZERE VAR!


Özgür Tiyatro, MBI Müzik Grubu, Antoloji Com Güler Zere’ye ve tüm hasta tutsaklara özgürlük Grubu ile Devrimci 78’liler Federasyonu tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen etkinlik 28 Ekim akşamı, saat: 18:30’da, Mülkiyeliler Birliği’nin 2. kattaki salonunda başladı.

Özgür BAŞKAYA’nın gelen dayanışmacılara etkinliğin içeriğiyle ilgili birkaç cümlelik konuşmasıyla başlayan etkinlikte, GÜLER ZERE için yazılan şiirleri ve mektupları Bayram ATAKUL ile Özgür Tiyatro oyuncuları okudu. Okunan şiirler arasında antoloji.com üyesi birçok amatör şairin yazdığı şiirlerin yanı sıra, edebiyat dünyasınca tanınan şair Babür PINAR’ın da şiirleri vardı. Babür PINAR’da etkinlik için salonda bulunuyordu, haberi yoktu ve sanatçı Özgür BAŞKAYA onun şiirini okuyarak kendisine de bir sürpriz yapmış oldu.

Saat: 19:40’a kadar şiir ve mektuplarla devam eden etkinliğin devamında sahneye çıkan MBI Müzik Grubu, Devrim Şarkılarıyla salonda bulunan 71 kişiyi adeta mest etti. Halk Müziği Sanatçısı Vedat ÜLGER’in 2 gün önce zatürre teşhisiyle Hacettepe Hastanesi acile kaldırılıp yoğun bakımda yatması nedeniyle katılamadığı GÜLER ZERE DAYANIŞMA ETKİNLİĞİ saat: 20:07’de sona erdi.

Haber ve fotoğrafları sizlerle paylaşmak istiyorum. 28 Ekim 2009

http://picasaweb.google.com.tr/yilmazkizilirmak/SIIRLERIMIZDEMEKTUPLARIMIZDAVEMARSLARIMIZDAGULERZEREVAR?feat=directlink

--
Yılmaz Kızılırmak (DİSK / Dev. Maden - Sen)

--
ÖZGÜR TİYATRO

Hilmibhai'ın çektiği fotoğraflar fotokritik'te!

Film çeken çocuklar


Bugün 29 Ekim 2009. Yani Cumhuriyet Bayramı. Bugün işyerimin içerisinde bulunduğu han kapalı olduğundan, sahibi olduğum Bulunmaz Tiyatro'ya gittim. Havalandırmalar için gerekli olan "fan"ları getiren ustalara yardımcı olup, onlara çaylarını demledikten sonra, tiyatromun bulunduğu mahalledeki çocuklarla oyunculuk çalışması yapmanın yanı sıra, bir de video kamerayla çekim alıştırmaları yaptık. Tamamıyla halk yararına ve ücretsiz yürüttüğüm bu çalışmalara yoğun bir ilgi gösteren çocuklar, kamerayı bir oyuncak gibi kullanmakla birlikte, önemli işler çıkarabiliyorlar.

Hilmibhai / Hüseyin Hilmi Bulunmaz
www.tiyatroyun.blogspot.com

(Kaynak: fotokritik)

***

Hilmibhai'ın (Hüseyin Hilmi Bulunmaz) fotokritik'teki fotoğraflarına bakınız:
Denize türkü söyleyen kızlar
Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz, temizlik işçisi Zühtü Uçar'la
Düş besleyen ülke: İsviçre
Sonbahara direnen çiçekler
Sıkıntılı bir sonbahar sabahının görsel izdüşümü
Karenin dışına çıkmak üzere olan bir çocuk
Diyarbakır'dan İstanbul'a gönderilen karpuz
Kedi çiçeği
Film çeken çocuklar

Bulunmaz'ın çektiği fotoğraflar fotokritik'te!

Çarşıda da bin tane


Bizde bir bilmece vardır: "Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane?" Bu sorunun yanıtını bilmeyen pek yoktur. Hemen herkesin bilmesine karşın, yine de sorulmadan edilemiyor bu soru. En çok sevdiğim meyvelerden biri olan nar, böyle bir bilmeceye konu olunca, bana da, bu meyvenin çarşıdaki fotoğrafını çekmek düştü.

Hilmi Bulunmaz
www.tiyatroyun.blogspot.com

(Kaynak: fotokritik)

***

Hilmi Bulunmaz'ın fotokritik'teki fotoğraflarına bakınız:
Suyun imgesi kendisindedir
Direngen ışığın ıslak umudu
Hüzünlü Ayasofya
Hüzünlü Sultanahmet
Işık ağacı
Çocukluğumun ayak izlerini gizleyen camii
Kendi rengini taşıyan çiçek
Kuş yağmuru
Güneş açan çiçek
Otoportre
Bahçemde açan resimler
Ateşin dondurduğu hayatlar
Yüreğimi serinleten şelale
Somutu soyutlamak
şiir yazdıran adam
St. Gallen göğündeki yapay yıldızlar
İsa da bir insan!
Zamanı donduran el
Ho Amca'yı seven Sultanahmetli
Ekmek parası için çölü teriyle sulayan insanlar!
Bir genç kız, atalarının izini arıyor!
Suyun sesini dinleyen kadın
"Liechtenstein Kraliyet Sarayı"
Dam üstünde fil!
Karanlığa çizilen renkler
Gündelik yaşamın içine sızan güzellik
Yokuşu tırmanan anıt: Sultanahmet Camii
Ayna, ben ve fotoğraf makinesi
Düşlerini satan çocuk
Bir uçağın sesini duyuran fotoğraf
Çarşıda da bin tane

Bulunmaz'ın çektiği fotoğraflar netfotograf'da

Gölgelerin sohbeti


Çemberlitaş'taki işyerimden Sultanahmet'te bulunan evime gitmek için Binbirdirek Mahallesi'ni arşınlamak zorundayım. Bu mahalleyi arşınlarken, binbir çeşit fotoğraflık durumla karşılaşıyorum. Binbirdirek Mahallesi'nde bulunan Divanyolu Caddesi'ndeki bir dükkanda günlerdir hummalı bir inşaat yürütenler, içerideki ışığın gücü ve görünmemek için gerdikleri perdenin sayesinde o denli net algılanabiliyorlar ki, bu manzara karşısında handiyse gölge oyunu sahnesi kurulmuş izlenimine kapılıyorsunuz.

Hilmi Bulunmaz
www.tiyatroyun.blogspot.com

(Kaynak: netfotograf)

***

Hilmi Bulunmaz'ın netfotograf'taki fotoğraflarına bakınız:
Sultanahmet parkında uyuyan genci bekleyen taş kız
haiku
Ağacın da gözleri var!
Denizin içindeki ışık demeti
Işığını yitiren sokak lambası
Duvara sığınan yaralı heykel
Saklambaç oynayan Sultanahmet Camii
Martıların gölgesinde çalışan işçiler
Işığın gölgesindeki köpek
Gölgelerin sohbeti
Coşkun Büktel
29 Ekim 2009


Ankara DT, "Bir Delinin Hatıra Defteri"yle, asparagas tiyatroyu hortlatmaya çalışıyor

VİNÇLİ VE EZBERLİ OKUMA TİYATROSU

Oyunda Rusya atmosferi yok, Rus olan, 19. Yüzyıl'a ait olan hiçbir şey yok, kar yok, soğan kubbe yok, "beyaz geceler" yok, 6. dereceden küçük bir memur olan kahramanımızın evi yok, evin sefaleti yok, kahramanımızın kapatıldığı tımarhane yok, deli gömleği ya da zincir yok, metindeki mizansenlerin hiçbiri yok...

Hepsinin yerine bir vinç ve vincin ucunda tek kişilik çelik bir sepet var. Oyuncumuz Erdal Beşikçioğlu oyundaki rolünü o sepetin sınırları içinde, yalnızca sesiyle oynuyor. Çünkü sepet, oyunun gerektirdiği mizansenleri gerçekleştirmeye müsait değil.

Sahne arena biçiminde düzenlendiği için, seyircinin yarısı başka bir oyun, diğer yarısı başka bir oyun seyrediyor. Daha kötüsü, vinç Beşikçioğlu'nu, arenanın hangi tarafına çevirirse, o taraftaki seyirciler söylenenleri anlıyor, Beşikçioğlu'nun tam arkasında ve vincin öte yanında kalıp Beşikçioğlu'nun sırtını bile zor görebilen seyirciler ise ya hiçbir şey duymuyor ya da duyduklarını net olarak kavrayamıyor. Vinç, eşitlik gözeterek arenanın her tarafına azar azar döndüğü için, seyirciler, yalnızca kendi taraflarına doğru söylenen konuşmaları duyuyor/anlıyor, yani oyunun en iyi ihtimalle ancak yüzde ellisini seyredebiliyorlar. Bu durumda, metni okumuş olanlar ile 40 yıl önce aynı oyunda Genco Erkal'ı seyretmiş olanlar dışında hiç kimse, oyunda neler olup bittiğini kavrayamıyor.

Ama asparagas tiyatroda, neler olup bittiğini kavramak önemli değildir. Önemli olan yenilik yapmaktır.
Birkaç yıl sonra, bu oyunu bir eskimonun buzdan evinde, çölde bir devenin üstünde, bir maden ocağında, olimpik bir havuzun trampleninde ya da bir helanın dört duvarı içinde geçirecek yönetmenler de, oyunu seyirciye geçirmeyi beceremeseler de, yönetmenimiz Cem Emüler gibi "yenilik" yapmayı becermiş olmakla övünebilecekler.

Yönetmen Cem Emüler, broşür yazısında, "Bir Delinin Hatıra Defteri"ni neden bir vincin çelik sepetinde icra edilen ve ancak yarısı izlenebilen bir okuma tiyatrosu haline getirdiğini açıklamak için, öyle uzun uzun dil dökmeye, mantıklı gerekçeler üretmeye çalışmaya hiç tenezzül etmiyor. Sadece şu kadarını söyleyip geçiyor:

Peki, bugün, bu öyküyü sahneye koyarken ne eklemek gerekirdi üstüne? Bir makine! Yüz altmış altı yıl önce kurşun kalemle yaptığımız işleri artık makinelerle yapıyoruz. Çok ilerledik! Artık o karanlık günler geride kaldı! Unutmayalım: Dostoyevski'nin dediği gibi, "Hepimiz Gogol'ün paltosundan çıktık."

Ne alaka ama, di mi? Asparagas tiyatro işte bu zekâlarla yapılan, bu zekâlarca övülen bir şey.

Beşikçioğlu'nun terine yazık!... Yalnızca ekrandan tanıdığım ve gerek fiziği, gerek güçlü kişilik izlenimi yaratabilen inandırıcı oyunculuğuyla takdir ettiğim Beşikçioğlu, bu saçmalığa malzeme olmayı nasıl olup da kabul etmiş anlayamadım.

Sadık Medin ve Hilmi Bulunmaz'la birlikte, İstanbul'da ödül galasında seyrettiğimiz oyunun Hilmi Bulunmaz tarafından kaydedilmiş bazı video görüntülerini seyretmek için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

Akbıyık gençlerinin Ahırkapı sahilinde yaptıkları mangal keyfi (HB) from BTV on Vimeo.

Bakıra hayat veren adam (HB) from BTV on Vimeo.

28 Ekim 2009 Çarşamba

Büktel ile Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için M. Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna imza veren tiyatrolar birliği sunar!

(tiyatrolar birliği)
Baskılar dayanışmayla yanıtlandı


BASKILAR BIZI YILDIRAMAZ

Izmir Yenikapi Tiyatrosu oyunculari Özlem Öztürk ve Selçuk Uyan bugun vasif ongoren sanat merkezinin tanıtım afişlerini asarken gozaltına alındı. barların, diskoların ve onlarca başka afişler dururken ve barlar hemen yan sokakta afiş yapmaya devam ederken yenikapı tiyatrosu oyuncuları afiş asmanin suç oldugu gerekçsiyle gozaltına alındı.
gözaltılar dayanışmayla cevaplandı

tiyatrocuların dayanışması ve birliği baskılara en guzel yanıt oldu göaltılar sırasında karakolu arayan bir çok tiyatrocu bu tutumu protesto etti.akşam saatlerinde serbest bırakılan Özlem Öztürk ve Selçuk Uyan yapılan basın aciklamasına katıldı.açıklamada baskıların kendilerini yıldıramayacagını belirten tiyatrocular biz bu cezayı tanımıyoruz ödemiyeceğiz dediler. açıklamada sırasında "polis defol bu sokaklar bizim", "baskılar yasaklamalar gözaltılar bizi yıldıramaz", "yaşasın tiyatro yaşasın sanat" sloganları atıldı.

Yenikapı Tiyatrosu oyuncuları gözaltındayken Karakolu telefonla arayan Orhan Aydın, Zafer Gecegörür, Yener Aksu, Mustafa Demirkanlı, Fırat Güllü ve onlarca tiyatro sanatçısına çok teşekkür ediyoruz. yine bizlerle dayanışmada bulunan V.A.T.T. Oyuncularına ve tüm topluluklara teşekkür ediyoruz. bu dayanışmanın geleceğin aydınlığı olduğunu düşünüyor ve bu enerjiyle yarınları yaratmak için dostlarımızla omuz omuza mücadelemizde zaferi kazanacağımıza inanıyoruz.

"ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz ya da dünyamıza inecek ölüm" Nazım Hikmet

İzmir Yenikapı Tiyatrosu

***

OYUN'un notu: Yukarıdaki metni geldiği gibi yayınladık!

Ayrıca bakınız: Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

Mustafa Demirkanlı'nın kılavuzluğundaki LİNÇ KAMPANYASIna imza veren Yenikapı Tiyatrosu'nun bile "FAŞİST BİR DAVRANIŞ"a uğramasına kesinlikle karşıyız

HER TÜRLÜ LİNÇ KAMPANYASI VE FAŞİST BASKIYA KARŞI OLDUĞUMUZ İÇİN YENİKAPI TİYATROSU'NA YAPILAN "FAŞİST BİR DAVRANIŞ"I ŞİDDETLE PROTESTO EDİYORUZ!

HİLMİ BULUNMAZ