Almanya'da sokaktan galeriye geçiş from BTV on Vimeo.
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Yılmaz Güney efsanesiKÜLTÜR SANAT SERVİSİ
Milliyet Sanat, eylül ayında kapağına ölümünün 25. yılı nedeniyle Yılmaz Güney’i taşıdı
Milliyet Sanat dergisi eylül sayısında da dopdolu içeriğiyle okurlarının karşısında. Sinemadan müziğe, edebiyattan plastik sanatlara kadar sanatın her dalını kapsayan Milliyet Sanat, bu ay kapağına ölümünün 25. yılı nedeniyle Yılmaz Güney’i taşıdı. Kapsamlı dosyada Cüneyt Cebenoyan, Yılmaz Güney’in sinemasını ‘eğrisi ve doğrusuyla’ ele alırken, Atilla Dorsay, Güney’in mirasına sahip çıkılmamasını eleştiriyor.
Aralarında Hüseyin Karabey, Seyfi Teoman, Derviş Zaim, Sırrı Süreyya Önder’in de yer aldığı yeni kuşak sinemacılar Yılmaz Güney’i anlatıyorlar. Hande Öğüt, sanatçının filmlerindeki kadın karakterlere yönelik feminist bir okuma sunuyor. Güney’in, eşi Fatoş Güney’e kendini anlatmak için yazdığı asker mektubu da ilk kez Milliyet Sanat’ta yayımlanıyor. Ayrıca Fatoş Güney’in de eşine 25 yıl sonra yazdığı mektubu bu dosyada yer alıyor. Agah Özgüç “vatansız Yılmaz Güney”i kaleme alırken, Güney’in ilk mahkûmiyetine neden olan öyküsü “Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Denklemi” de dergide okurla buluşuyor.
İstanbul Bienali’ne dair
Komet’in eğlenceli atölyesiyle açılan plastik sanatlar bölümünde 12 Eylül’de başlayacak olan 11. Uluslararası İstanbul Bienali ele alınıyor öncelikle. Bienal’e eşzamanlı düzenlenen sergiler, AKM üzerine yürütülen tartışmalar ve gelinen nokta; 39 yıl sonra oldukça kapsamlı bir retrospektif sergiyle İstanbul’a gelecek olan Yüksel Arslan; Sarkis’in İstanbul Modern’deki sergisi plastik sanatlar bölümünün diğer yazıları arasında.
Müzik bölümünde, Madonna, Arctic Monkey, Faith No More, Brenna MacCrimmon ve Sevda Ulucan’ın yeni albümleri üzerine yazılar ile “Shine” filmine konu olan şizofreni hastası piyanist David Helfgott’un İstanbul konseri ele alınıyor. Lale Müldür’ün, Leonard Cohen’in İstanbul konserinin ardından kaleme aldığı yazısı da dergi sayfalarında.
En yeni kitaplar
Edebiyat sayfalarında ise bolca yeni kitapla tanışıyoruz. Yazar Feyza Hepçilingirler son kitabı “Göç Öyküleri”ni, Evrim Alataş yeni romanı “Her dağın gölgesi Deniz’e düşer”i, Latife Mardin yeniden yayımlanan romanı “An Ottoman Saga”yı anlatırken; Türk edebiyatında pek çok kitabı Kürtçeye kazandıran Lis Yayınevi’nin 100 kitaplık yeni projesi de edebiyat sayfalarında ele alınıyor.
Spike Lee filmi hediye
Yönetmenliğini Spike Lee’nin yaptığı “She Hate Me” adlı film Milliyet Sanat’ın bu ayki ücretsiz DVD’si...
(Kaynak: Milliyet)
TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI15 -16 -17 Kasım 1997 / Mersin
TOBAV
(Devlet Tiyatroları Opera VE Balesi Çalışanları Vakfı)
Yayına Hazırlayan: Oya Soykök
Kapak: Turhan Selçuk
402 s., 23.5x16 cm.
Sağlam ve temiz.
Kondisyonu: Çok iyi.
(Kaynak: gittigidiyor.com)
şiir yazdıran adam
bir sabah erkenişe giderken
gördüm seni
fısıltıdan bile sessizdi sesin
ve bir hayırseverin gölgesi vuruyordu düşlerine
yarım porsiyon börek
peynirsiz kıymasız
bir bardak çay
bayat
ve bir de su bardağı vardı oturduğun masada
masa dörtköşe
sen yıpranmış bir baston gibi eğiktin
geometrik bir düş görüyordu gözlerin
düşlerindeki bahçede çocukluğun
ve bir de yanık insan kokusu vardı
öyle bir derin sevgiyle bekliyordun ki ölümü
şiir burada bitti
fotoğraf ve şiir: hilmi bulunmaz
ÖDP, şair Roni Margulies'e yönelik boyalı saldırıyı sahiplendiŞair, yazar, gazeteci Roni Margulies'e yönelik ÖDP'lilerin yaptığı boyalı saldırıyı ÖDP Genel Başkan yardımcısı İşleyen 'demokratik ve renkli' bir eylem diyerek sahiplendi. Oysa eylemi Genel Başkan Alper Taş 'tasvip etmiyoruz' diyerek kınamıştı
Şair, Taraf gazetesi yazarı, DSİP üyesi Roni Margulies'e ailesi ile yemek yerken yapılan boyalı saldırıyı ÖDP sahiplendi. ÖDP Genel Başkan yardımcısı Önder İşleyen bir basın açıklaması yaparak daha önce Genel Başkan Alper Taş'ın 'tasvip etmiyoruz' dediği saldırının 'demokratik ve renkli' bir eylem olduğunu iddia etti.
Haftalık gazete ‘Sosyalist İşçi’de “Mahir, Hüseyin, Ulaş” başlıklı yazısında ÖDP’yi eleştiren, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) üyesi ve Taraf Gazetesi yazarı şair Roni Margulies, perşembe günü Beyoğlu’nda bir lokantada ailesiyle akşam yemeği yerken, ÖDP’li dört kişinin ‘yeşil boyalı’ saldırısına uğramıştı. Hürriyet gazetesine konuşan Margulies, “Mafya bile insanlara ailelerinin yanında dokunmaz. Bunlar mafya bile değil tam bir serseri sürüsü” demişti.
Haber üzerine açıklama yapan ÖDP Genel Başkanı Alper Taş ise “ÖDP’de bir yazara saldırı kültürü yok. Biz bunu tasvip etmiyoruz. gereği yapılacak” dedi. Daha önce de İşçi Partili gençler ‘dalkavuk’ diyerek Roni Margulies’e sözlü saldırıda bulunmuştu.
ÖDP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI İŞLEYEN: DEMOKRATİK VE RENKLİ EYLEM
Bugün olayla ilgili basına açıklama yapan ÖDP Genel Başkan yardımcısı Önder İşleyen ise Genel Başkan Alper Taş'ın söylediklerini yalanlayarak herkesi şaşırttı. İşleyen basın açıklamasında şöyle dedi: Taraf Gazetesi yazarı ve DSİP üyesi Roni Margulies'e, parti üyesi genç arkadaşların yeşil boya dökmesi ile ilgili olarak son günlerde gazetelerde ve internet sitelerinde yapılan yorumlarla olay bilinçli olarak saptırılmaya çalışılmaktadır. R.Margulies yönelik tepkinin nedeni, onun, uğruna bedeller ödenerek yaratılmış devrimci değerlere yönelik provakatif ve saldırgan tutumudur. Bu eylemle arkadaşlarımız, kendi inisiyatifleri doğrultusunda, Roni Margulies‘in bu çirkin saldırılarına tepkilerini ortaya koymuştur. Şiddet içermeyen demokratik bir eylemdir ki bu tür renkli eylemler dünyanın her yerinde gerçekleştirilmektedir.
'TEPKİ GÖSTERSEM KAVGA ÇIKARDI'
Roni Margulies ve Alper Taş'ın ise olayla ilgili yorumları şu şekilde olmuştu:
Başından aşağı boya dökülünce büyük bir şaşkınlık yaşadığını belirten Roni Margulies şunları söyledi: “Tepki göstersem kavga çıkardı. Yanımda ailem var diye hiçbir tepki göstermedim. Ben tepkisiz kalınca çevredekiler ve garsonlar da bunu bir saldırı olarak algılamadı. Karşılık verseydim o çocuklar fena sopa yerdi. Yaşadıklarımı ailem de anlayamadı. Onlar siyasi insanlar değil. Ailemdeki tek solcu benim. Dolayısıyla anlatmakta da zorlandım. Çok endişe duydular. Bu kişisel değil siyasi bir saldırı. Benden kişisel olarak özür dilemelerine gerek yok. Ama siyasi görüş farklılıklarını böyle sürdürebileceklerini düşünenlerin hâlâ mevcut olduğunu bilmek gerçekten üzücü.”
Türkiye’de bir süredir çok ciddi siyasi kamplaşmaların yaşandığını belirten Roni Margulies, “Darbeye karşı çıkanlar ve çıkmayanlar, Ergenekon Davası’nın arkasında duranlar ve durmayanlar, her koşulda demokratik olarak seçilmiş bir hükümeti savunmayı düşünenler ve düşünmeyenler kamplaşma halinde. Toplumdaki bu saflaşma solun içinde de yaşanıyor. Bence sorunun temeli bu” dedi.
ALPER TAŞ: DİSİPLİNE SEVK ETTİK
ÖDP Genel Başkanı Alper Taş saldırıyı düzenleyen dört üyeyi tespit ettiklerini ve Disiplin Kurulu’na sevk ettiklerini belirterek şunları söyledi: “Kendilerince demokratik protesto yapmışlar. Ben DSİP Başkanı Doğan Tarkan’ı arayıp üzüntülerimi bildirdim. Bizim tasvip ettiğimiz, doğru bulduğumuz bir şey değil. 12 yıllık tarihimizde çeşitli siyasi çevreler bize hiç hak etmediğimiz eleştiriler yöneltip hakaret ettiler. Ama bizim kültürümüzde ve anlayışımızda böyle bir şekil yok. Bunu benimseyip kabul etmemiz mümkün değil. Roni Margulies’in yaptığı eleştirilerden rahatsız olan gençler çok yanlış bir hareket yapmışlar.”
(Kaynak: Radikal)
A. Ertuğrul Timur, 3. Abdülhamid olmadığı, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın etkisinde kalmadığı anlarda güzel şeyler yazıyor
"Hiç bir oyuncu bakanlıktan, devletten yada bir tiyatro işletmecisinden maaş aldığı için sahneye çıkmamalı, sahneye çıkıp tutkuyla oyununu sahneleyen biri bunun karşılığında asla para almamalı."(Kaynak: aetimur.blogspot.com)
Benim, halkımın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergilerle beslenen Kültür Bakanlığı emrindeki DT'nin beslediği dergiler tam zamanında çıkıyor mu?
30 Ağustos 2009 Pazar
Bulunmaz'ın çektiği fotoğraflar fotokritik'te!
Somutu soyutlamakYaklaşık bir haftalık Avrupa (Almanya, Avusturya, İsviçre, Liechtenstein) gezimde, binlerce fotoğraf ve yüzlerce video filmi çektim. Fotoğraflarımın bir kısmını, her zaman yaptığım gibi, fotokritik'te yayımlıyorum.
Somutu somut, soyutu soyut olarak görüp göstermekten hoşlanan biri olmadığım için, somutu soyutlamayı yeğliyorum. Yukarıdaki fotoğraf da bunun kanıtı.
Hilmi Bulunmaz
(Kaynak: fotokritik)
Hilmi Bulunmaz'ın fotokritik'teki fotoğraflarına bakınız:
Suyun imgesi kendisindedir
Direngen ışığın ıslak umudu
Hüzünlü Ayasofya
Hüzünlü Sultanahmet
Işık ağacı
Çocukluğumun ayak izlerini gizleyen camii
Kendi rengini taşıyan çiçek
Kuş yağmuru
Güneş açan çiçek
Otoportre
Bahçemde açan resimler
Ateşin dondurduğu hayatlar
Yüreğimi serinleten şelale
Somutu soyutlamak
St.Gallen kenti, bir kültür akşamına konuk oldu!
30 Ağustos 2009
.
.
Merhaba Hilmi
Senin Türkiye'ye dönüşünden sonraki ilk yazımda, sana, burada dün akşam eşim Heidi ile yaşadıklarımızı iletmek istiyorum.
Sen buraya gelmeden bir hafta önce, sana anlatmıştım; St. Gallen şenliği olduğunu. Cuma günü akşamından başlayarak, pazar sabahına kadar sürmüştü bu şölen. Bütün yaz boyunca kötü olan hava yüzümüze gülmüştü bu kez. Adını sayamayacağım değişik ülkelerin yemek büfeleri, şehir merkezinin hemen her sokağına kurulan ve insanlari sürekli olarak oynamaya davet eden müzik sahneleri, müşterilerini sokaklarda ağırlayan restaurantlar, unutulmayacak bir yaz şölenine tanık olmamizi sağlamıştı.
***
Senin Türkiye'ye dönüşünden sonraki ilk yazımda, sana, burada dün akşam eşim Heidi ile yaşadıklarımızı iletmek istiyorum.
Sen buraya gelmeden bir hafta önce, sana anlatmıştım; St. Gallen şenliği olduğunu. Cuma günü akşamından başlayarak, pazar sabahına kadar sürmüştü bu şölen. Bütün yaz boyunca kötü olan hava yüzümüze gülmüştü bu kez. Adını sayamayacağım değişik ülkelerin yemek büfeleri, şehir merkezinin hemen her sokağına kurulan ve insanlari sürekli olarak oynamaya davet eden müzik sahneleri, müşterilerini sokaklarda ağırlayan restaurantlar, unutulmayacak bir yaz şölenine tanık olmamizi sağlamıştı.
***
.
Bu hafta sonu da "das fest- festival" başlığı altında St. Gallen Konser ve Tiyatrosu aktivitelerini ücretsiz olarak halkın hizmetine sunuyorlardı. Önce, seninle birlikte kahve içtiğimiz Concerto Kahvesi'nin önünde klasik openair konseri verildi; St. Gallen Senfoni Orkestrası tarafindan, yaklasık iki saat boyunca. Tahmin edebileceğin gibi, kahvenin önü tamamen sahne haline dönüştürülmüş, ön taraftaki tüm park ise seyirci tribünü olarak hazırlanmıştı. Yanılmıyorsam 2 binin üzerinde seyirci vardı. Sana çekebildiğim fotoğrafları göndereceğim ayrıca. Bu konserden sonra, Şehir Tiyatrosu'nun içinde solo bir piyano konseri verildi. Arkasından politik kabare diye tek kişilik bir oyun sunuldu. Tek bir sanatçı tarafindan, sana sözünü ettiğim yedi kişilik bakanlar kurulu ("Cumhurbaşkanı" dahil), tek tek sahneye taşındı ve tek boş koltuğun olmadığı tiyatroda bol bol güldü insanlar.
Klasik konserin ardından, Concerto'nun önünde, bu kez caz konseri sunulurken, tiyatro içinde de çeşitli etkinlikler, tiyatro denemeleri, kulislerin halka açılışı, tek kişilik oyunlar, sanat üzerine konuşmalar, tiyatroda kullanılan tüm gereçlerin insanlar tarafindan denenmesi ve buna benzer daha birçok etkinlik, insanları yaşadıkları dünyadan, birkaç saatliğine de olsa, alıp başka diyarlara götürdü.
Ben ve eşim Heidi, gece yarısı eve gelirken, bir yandan güzel bir akşam huzurunun bilincine varmanın tadını çıkarırken, bir yandan da senden sözettik:
Klasik konserin ardından, Concerto'nun önünde, bu kez caz konseri sunulurken, tiyatro içinde de çeşitli etkinlikler, tiyatro denemeleri, kulislerin halka açılışı, tek kişilik oyunlar, sanat üzerine konuşmalar, tiyatroda kullanılan tüm gereçlerin insanlar tarafindan denenmesi ve buna benzer daha birçok etkinlik, insanları yaşadıkları dünyadan, birkaç saatliğine de olsa, alıp başka diyarlara götürdü.
Ben ve eşim Heidi, gece yarısı eve gelirken, bir yandan güzel bir akşam huzurunun bilincine varmanın tadını çıkarırken, bir yandan da senden sözettik:
.
"Ne güzel olurdu; Hilmi de burada olup, bu güzel akşamı bizimle birlikte yaşasaydı!"
Gerçi, seninle yaptığımız gezi için hazırladığımız programın tamamını yaşama geçiremedik. Belki de böyle olması daha iyi. Eğer gezi programını tam olarak gerçekleştirmiş olsaydık, belki bir daha İsviçre'ye gelmeye gerek duymayabilirdin, diye düşünüyorum. Heidi de az önce "Midi, en geç önümüzdeki ilkbahar da Hilmi ve ailesini ziyaret etmemiz gerek" diye sesleniyordu mutfaktan. Bakalım, gelecek ilkbahara kadar, neler çıkar önümüze?
Görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kal.
Midi
Gerçi, seninle yaptığımız gezi için hazırladığımız programın tamamını yaşama geçiremedik. Belki de böyle olması daha iyi. Eğer gezi programını tam olarak gerçekleştirmiş olsaydık, belki bir daha İsviçre'ye gelmeye gerek duymayabilirdin, diye düşünüyorum. Heidi de az önce "Midi, en geç önümüzdeki ilkbahar da Hilmi ve ailesini ziyaret etmemiz gerek" diye sesleniyordu mutfaktan. Bakalım, gelecek ilkbahara kadar, neler çıkar önümüze?
Görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kal.
Midi
Okurlar, öğrenciler; Adnan Tönel'in kitabını okumadan, verdiği dersleri izlemeden önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakınız: DİKKAT LİNÇÇİ VAR!
Faşizmin beslendiği LİNÇ KÜLTÜRÜ tesisatçısı Adnan Tönel'in yukarıdaki kitabını okumadan ve Tönel'in ders verdiği okulda öğrenci olmadan önce, Tönel'in ne biçim bir LİNÇÇİ olduğunu öğrenmek için, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın, aşağıda linkini verdiğimiz yazısını mutlaka okuyunuz:Adnan Tönel, saatini kirli tiyatro zamanına göre ayarlıyor!
***
Ayrıca bakınız: Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
Aşk-ı Hürrem Polonya yolcusu Hayal Sahnesi, Aşk-ı Hürrem adlı dans tiyatrosuyla Polonya'ya gidiyor. Teatr Modrzejewskiej ile ortak yapım olarak provaları süren Aşk-ı Hürrem, Polonya'nın Legnica kentinde 15-20 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek olan 'City' tiyatro festivalinde sahnelenecek.
Can Atilla'nın 'Cariyeler ve Geceler', 'Aşk-ı Hürrem' ve '1453' adlı müzik eserlerinden yola çıkarak oluşturulan eseri Kemal Başar yönetiyor. Volkan Ersoy'un koreografisini, Enver Başar'ın ışık tasarımını üstlendiği Aşk-ı Hürrem Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem'in tutkulu aşkını tiyatro formunda anlatıyor. 20 Eylül akşamı etkinliğin kapanış temsili olarak eski Yahudi Tiyatrosu'nda sergilenecek olan gösteride Can Atilla da kendi müziklerini çalmak üzere sahnede olacak.
KÜLTÜR SANAT ZAMAN
SÖZÜM DAĞISTANLI'YA!...
Coşkun Büktel tarafından yazılan ve aşağıda linkini verdiğimiz yazıyı mutlaka, ama mutlaka okuyunuz: "Coşkun Büktel, ahbap-çavuş ilişkilerine değil; yazınsal değerlere önem veriyor!"
Bulunmaz Tiyatro, Türkiye'de yalnız kalsa da, Suriye'den gelen sesle yüreğini serinletiyor!
'Diziler, Türk toplumunu yanlış tanıtıyor'ŞAM AA
Suriye'de evlerinin bir odasını tiyatroya çeviren, tiyatrocu ikiz kardeşler Ahmed ve Muhammed Malas’ın ünleri, Suriye’nin yanı sıra Mısır ve Yemen gibi Arap ülkelerinde de yayılıyor.
Evlerinin 3 metrekarelik odasını tiyatro olarak düzenleyen kardeşler, müzik için cep telefonunu, dekor olarak odadaki dolapları, rüzgâr efekti için vantilatörü kullanıyor.
Ücretsiz izlenebilen oyunlara en fazla 15 izleyici kabul edilebiliyor. Suriye Devlet Tiyatrosu’nun sınavlarına üç kez girdiklerini, ancak üçünde de kabul edilmediklerini anlatan Malas kardeşler, “Bütün zorluklara rağmen, savaşmaya devam etmemiz gerektiğini düşündük” diyor.
Türk dizilerini “Türkiye’den güzel manzaralar gösterdiği için” sevdiklerini belirten Malas kardeşler, “dizilerin Türk toplumunu yanlış tanıttığını” düşünüyor. Malaslar, “Türk dizilerinde çok fazla gayrimeşru iş ve ilişki var. Arap dünyası, Türklerin dizilerde anlatıldığı gibi yaşadığını düşünüyor. Başrol oyuncusu olan karakterler kötü şeyler yapıyor, ama kahraman gibi gösteriliyor. Malas Drama’da bunu eleştirdiğimiz bir bölüm var” ifadesini kullanıyor.
(Kaynak: Milliyet)
29 Ağustos 2009 Cumartesi
Tiyatro yayıncılarını, Kültür Bakanlığı çanağının yalanmasına karşı göreve çağırıyoruz!












Tiyatro yayıncıları, halkın ve tüyü bitmemiş yetimin verdiği vergileri özel tiyatrolara peşkeş çeken Kültür Bakanlığı'nı, bu peşkeşe son vermesi için uyarmalılar. Milyonlarca insanın verdiği vergilerle beslenen Kültür Bakanlığı'nın, bir milyon izleyiciye bile ulaşması hayal olan özel tiyatrolara âdeta rüşvet verir gibi çanak yalatması, tiyatro yayınlarını harekete geçirmeli. Biz, OYUN tiyatro sitesi olarak, yayınımızın ilk gününden başlayarak, halktan ve tüyü bitmemiş yetimden alınan vergilerin özel tiyatrolara peşkeş çekilmesine karşı çıktık, karşı çıkıyoruz, karşı çıkacağız. Kültür Bakanlığı'ndan avanta bekleyen yayınların dışındaki tiyatro yayınlarını, bu haklı mücadelemizde bizim ve dolayısıyla halkın yanında yer almasını arzu ediyoruz!.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan avanta beklemeyen yayıncıların, bu demokratik talebimize yanıt vereceklerini ummak istiyoruz!
Kendilerine ırkçı bir söylemle yaklaşıldığını iddia eden çingenelerin mahkemeye verdiği Kültür Bakanlığı'nın çanağını yalayan bir sürü tiyatro var!
Romanlar'dan Kültür Bakanlığı'na Dava07-06-2002
Türkiye Çingene Kültürü Araştırma ve Geliştirme Federasyonu, Kültür Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı yayınlarından çıkan "Türkiye Çingeneleri" kitabının yazarı Ali Rafet Özkan hakında manevi tazminat davası açılması için mahkemeye başvurdu.
DİHA
07.06.2002
BİA (Ankara) - Türkiye Çingene Kültürü Araştırma Geliştirme Dayanışma Federasyonu, "Türkiye Çingeneleri" kitabının yazarı Ali Rafet Özkan ile Kültür Bakanlığı'nı mahkemeye verdi.
Federasyonun Müteşebbis Heyeti Başkanı Mustafa Aksu, davayı, "ülkede yaşayan tüm Romanlar adına" açtıklarını belirtti
Aksu, "Türkiye Çingeneleri" adlı kitapta, Romanların dilenci, cellat, hırsız, gaspçı, dolandırıcı, tefeci ve vurguncu olarak tanıtıldığını, Roman kadınlarının da kocalarını sürekli aldatmakla suçlandığını anlattı.
Kültür Bakanlığı'ndan iki milyar, yazar Özkan'dan ise 500 milyon lira manevi tazminat talebiyle açılan dava, 25 Haziran'da Ankara 3'üncü Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülmeye başlanacak. (BB)
(Kaynak: savaskarsitlari.org)
"Tutunamayanlar"ın yazarı Oğuz Atay, "Günlük" kitabının aşağıdaki bölümünde, sanki, 1100 imzalı LİNÇ KAMPANYASInın kişiliksizler alayını tarif etmiş!
Bayramlar gibi sosyal sloganlar da aslında anlamını kaybetmiştir. Toplumcu aydınlar da halkı istatistiklerin rakamları ya da kitaplardaki teorilerin örnekleri olarak görüyorlar. Bazımız Batıdan korkuyoruz, bazımız Doğudan ve en çok halktan kopuyoruz. Halkın içinden gelen aydınlar bile hemen burjuvalaşıyor, burjuvalara kendini beğendirmek için romanlarında, hikâyelerinde yarım yamalak öğrendiği görülmemiş burjuva inceliklerine özeniyor ya da halkının şivesini taklit ederek halkını burjuvaya turistik bir eşya gibi satmaya kalkıyor. İstiyor ki burjuva halkın acılarını, topraksızlığını susuzluğunu, tıpkı duvarına astığı kilim, çorap, boyunduruk gibi karşısına alıp seyretsin. Çarıklı erkânıharplik yapıyor yani. Köylü ve işçi ve küçük memur ve yani ezilenler adına yapılan edebiyata kültür heyecanı biriktiren rahatı yerinde burjuva sahip çıkıyor. Böylece şehirli aydın gibi, köyden gelen aydın da köklerinden kopuyor, bir salon serserisi, bir meyhane gezgini oluyor. Oysa halk artık kendini tanıma, kendi bilincine varma, kendi ruhunu çözümleme çabası içindedir, buna başlamıştır. Aydın halkın öncüsüdür gibi bir söz vardır; oysa artık aydın kendi halkının yapmaya başladığı atılımların gerisinde kalmaya başlamıştır. İlerici, gerici her türlü akımların tekelini ellerinde tutan bir küçük yarı-aydın çetesi, yıllardır kendini yenileme gerçeğini duymadığı için bugün artık yerini kaybetmemek için ancak bezirgân oyunlarıyla ayakta durmaya çalışmaktadır. Yıllardır halkı ve aydın potansiyelini hor gördüğü için kendini geliştirmek için parmağını oynatmamıştır. Bugün haksız olarak gaspettikleri yerler gerçek sahiplerini beklemektedir. Halkın evrensel ruhuna inanan, onu derinliğine tanımaya çalışan gerçek bir aydın topluluğu bu kültür gangsterlerinin yerini almazsa toplumun, çağın çok gerisinde kalacaktır Türk edebiyatı. Birbirlerine ödül dağıtan, oyunun kurallarını bozmaya cesaret edemeyen bu kuru kalabalık aslında tek bir kütledir; ilericilik-gericilik kavgası görünüşte bir çekişmedir. İlericiler, yerlerinde kalmak için değil namuslu bir sosyalisttin, sahtekâr bir bezirgânın yapmayacağı oyunlarla uğraşırlar, kendilerini övenlere pay verirler. Ne yazık ki halkın değerlerine sahip çıkmaya çalışanlar da -kendilerine bir isim vermedikleri halde- gerici ya da sağcı denilen ve orta çağın karanlığında yaşayan zavallılardır. Sanat sanat içindir- sanat toplum içindir kısır çekişmesine karşı sanat insan içindir parolasıyla çıktıkları halde insanın, gerçek insanın farkında değillerdir. Gerçekten 'korkak bir karanlık içinde'dirler. Yaşamaktan, eğlenmekten korkarlar. İnsanı, özellikle kadını tanımaktan korkarlar. Dünya nimetlerini çağ dışı boş inançlar yüzünden teperler. Aslında bir ruh hastasının tepkisidir bu; daha doğrusu reddettikleri nimetlere kapılmaktan korkan bozuk ruhların tepkisidir bu. Bu yüzden sosyalizmi ahlâksızlık sanırlar, bu yüzden emperyalizm ile sosyalizmi birbirine karıştırırlar. Allah için bazı sosyalistlerimiz de özel yaşantılarıyla onlara hak verdirecek durumdadırlar. Bir sosyalist eleştirmenimizin dediği gibi 'Türk solu geç kalkar, çünkü bir gece önce sabaha kadar içmiştir.' Bu insanlardan Türk halkı artık bir şey beklememeli. Üç kağıtçılıkla ne devrim olur, ne de ümmeti islâm kurtulur. Bunlar 'çürüyen et, dökülen diş' gibidirler. Bayrak yaptıkları inançlarına rağmen, aslında inançsızdırlar. Kim hangi kapıdan ekmek yiyorsa, o kapının kulluğunu etmektedir. Bunlar Osmanlı İmparatorluğu'nun mirasının kötü bölümü olan kapıkulu kurumunun temsilcileridir. Kendilerine karşı çıkılmasını, haksız yere işgal ettikleri görüşlere karşı hakaret sayarlar. Kendini sosyalist sayan biri, suçunu ortaya dökeni halk düşmanı olarak suçlayarak yavuz hırsızlık oynar. Kendini kapitalist olarak ilân eden birinin serveti, fabrikası yoksa böyle birine herkes güler; haydi ordan çulsuz derler, züğürt kapitalist olur mu? Nedense kendisini sosyalist sayanlardan kimse ehliyet sormamaktadır. Olsa olsa 'sosyalizme sempati duyan' yani özel deyimiyle 'sempatizan' sayılması gerekenler ortalığı kasıp kavurmaktadırlar. Sonra solda ve sağda hayli kalabalık olan bu çıkarcı zümre, bütün gösterişine rağmen kim parayı bastırırsa ona hizmet etmektedir. Ele güne karşı, hele sağcılara karşı ayıp olmasın diye de kabahatlar örtbas ediliyor. Kol kırılır yen içinde.' Artık her yerde, hangi kampın adamı olurlarsa olsunlar bunları teşhir etmenin, önce halka örnek olabilmek için aydının kendisiyle hesaplaşma vakti gelmiştir. Yazarlar da romanında hikâyesinde şiirinde bu hesaplaşmaya girişmelidir. Kendinden korkanlara bir diyeceğimiz yok tabii.
(Kaynak: Oğuz Atay, Günlük, İletişim Yayınları, 2. Baskı, S. 134)
***
Ayrıca bakınız:
Tiyatro kamuoyunu küfürsüz bir yayıncılık için duyarlılığa çağırıp, küfürbaz Demirkanlı'nın sadece iki yazısından bazı küfürleri teşhir ediyoruz! (HB)
Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
A. Ertuğrul Timur, 3. Abdülhamid olmadığı, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın etkisinde kalmadığı anlarda güzel şeyler yazıyor
"Hiç kimse ekmek parasını sanata bağlamamalı sanat asla bir iş kapısı olmamalı."(Kaynak: aetimur.blogspot.com)
Büktel, ahbap-çavuş ilişkilerine değil, yazınsal değerlere önem veriyor!
SÖZÜM DAĞISTANLI'YA!...
SEVİN OKYAY VE MÜGE GÜRMAN'DAN VAZGEÇTİK... ONLARIN DÜZELTME YAPMAYI BİR ENTELEKTÜEL ZORUNLUK SAYMA AŞAMASINA HENÜZ VARAMADIKLARI, DÜZELTME YAPMAKTAN KAÇABİLDİĞİ KADAR KAÇMAYI AHLÂKLARIYLA BAĞDAŞTIRDIKLARI AÇIKÇA ANLAŞILIYOR.
PEKİ AMA NTV YAYINLARI VE O YAYINLARIN GENEL YAYIN YÖNETMENİ (ARTIK TELEFONUMA ÇIKMAZ OLAN) ÇOK YAKIN ESKİ ARKADAŞIM, EFSANEVİ GAZETECİ, EFSANEVİ DEMOKRAT MUSTAFA ALP DAĞISTANLI NEDEN DÜZELTME YAPMIYOR?
Yukarıda, NTV Yayınları'nda çıkan Macbeth çizgi romanının arka kapağını görüyorsunuz. NTV Yayınları'nın yöneticileri, arka kapakta, oyunun ünlü bir tekerlemesine yer vermeyi uygun bulmuşlar:
"Acı üstüne acı,
Kan üstüne kan;
Kayna kazanım kayna,
Yan ateşim yan."
İlk kez, 1967'de, Sabahattin Eyuboğlu'nun Macbeth çevirisinde yer almış (Remzi Kitabevi, sayfa 8-89) ve Türkçe çevirisi de oldukça meşhur olan bu tekerlemeyi NTV Yayınları'nın Macbeth çizgi romanında aynen kullanmak için, (çizgi romanın künyesinde adı çevirmen olarak geçen) Sevin Okyay, tekerlemenin çevirmeninden izin istemiş.
Ne kadar medeni bir davranış, değil mi? Ama ne yazık ki, Okyay'ın bu medeni davranışına basit bir cehalet eşlik etmiş: Okyay, tekerlemenin iznini, çeviriyi yapmış olan rahmetli Eyuboğlu'nun varislerinden istemek yerine, (Eyuboğlu'nun çevirisini yönetmen tiyatrosu yönetmeni mantığıyla gaspetmiş olan) Müge Gürman'dan istemiş. (Belgeler ve ayrıntılar için, bakınız: Feridun Çetinkaya, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na”.)
Anlaşılan o ki, Müge Gürman da, "A, olur mu, şekerim, o tekerlemenin çevirisi bana ait değil ki, Sabahattin Eyuboğlu'na ait!" diyerek Sevin Okyay'ı namuslu bir entelektüel gibi uyarmak yerine; yönetmen tiyatrosunun "uyanık" bir esnafı olarak, hiç bozuntuya vermeden, Okyay'ın cehaletinden yararlanmayı meşrebine daha uygun bulmuş olmalı ki, Okyay'a (herhalde) şöyle demiş: "A, n'olucak, şekerim, aramızda teklif mi var? Alt tarafı bi tekerleme değil mi? Sormana bile değmez! Kendi malın gibi kullanabilirsin!"
Sonuçta, bir "katkıda bulunan" olarak Müge Gürman'ın adı, Macbeth çizgi romanı künyesinde yer almış. Şimdi kıvırmak için diyebilirler ki, Müge'nin katkısı çeviriye değildi; onun adını başka tür katkıları nedeniyle künyeye koyduk. Pekâlâ, Okyay'ın verdiği röportajda ve yazdığı köşe yazısında Müge'nin katkısını gayet net olarak açıkladığını (Belge ve ayrıntı için, bakınız: Çetinkaya, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na”.) unutup, bu bahaneyi kabul edelim ve Müge'nin adının künyede yer almasını hazmetmeye çalışalım. Peki ama, en azından arka kapağa koyduğunuz tekerlemenin çevirisi nedeniyle Sabahattin Eyuboğlu adının da o künyede yer alması gerekmiyor muydu? Gerekiyordu. Peki yer alıyor mu? Almıyor. Peki bunu nasıl hazmedicez?
Peki çevirisinden yararlandığınız Eyuboğlu'nun adının künyede yer alması gerektiği halde, (ilk iki baskıdan sonra bu konuda uyarıldığınız halde) o gereklilik niye yerine getirilmiyor? Eyuboğlu'nun adı niye künyede yer almıyor?
Çünkü gerekmesin diye, bu gereklilik gizli kalsın, kimseler duymasın diye, bir çete halinde, elinizden geleni ardınıza koymadınız. Çetinkaya'nın bu gerekliliği duyuran yazılarını demokrat(!) gazetelerinizde sansür edebilmenin bahanelerini yaratabilmek için, her türlü iğrençliğe tenezzül ettiniz. (Bakınız Çetinkaya, "TARAF GAZETESİ SANSÜRÜNÜN BELGESİ".) Yazının yaygın medyada duyulmasını engelledikten sonra, her şeye sağır kulağı verip, olaydan habersizmiş gibi yaparak, Çetinkaya'yı (bir başka deyişle "hakikati") görmezden gelmeyi, böylece yanlışlığı düzelmekten "yırtabilmeyi", rahmetli Sabahattin Eyuboğlu'nun hakkını Sabahattin Eyuboğlu'na vermekten bahseden anakronik idealistlere ve pejmürde Don Kişot'lara kulak asmadan Macbeth çizgi romanını peynir ekmek gibi aynen satmaya devam ederek "işinize bakmayı", tercih ettiniz!
Çetinkaya, 17 Temmuz'da, “Sabahattin Eyuboğlu’nun hakkı Sabahattin Eyuboğlu’na” başlıklı yazısını ve 16 Ağustos'da da, o yazısı yüzünden başına gelen iğrençlikleri konu aldığı "TARAF GAZETESİ SANSÜRÜNÜN BELGESİ" başlıklı devam yazısını yayımladı. Çetinkaya'nın ilk uyarısından bu yana bir ayı aşkın zaman geçti. Bir ay önce, Macbeth çizgi romanı 2. baskısını yapmıştı. Çetinkaya'nın ilk yazısı üzerine Mustafa Alp Dağıstanlı'yla konuyu görüşmüştüm. "Hiç hoş olmadı! Hiç hoş olmadı!" deyip duruyordu ama "hoş olmayanın ne olduğu konusunda mutabık olduğumuzdan emin olamadığım için, kendisine hoş olmayanın ne olduğunu anlatmak zorunda kaldım. Feridun'un ikinci yazısını (yine kendi sitesinde) yayınlamasından kısa süre önce, Mustafa'yla bir görüşme daha yapıp Feridun'un başına gelenleri anlatmış, Sevin Okyay'ın mutlaka bir düzeltme yayınlayarak Eyuboğlu'nun hakkını Eyuboğlu'na iade etmesi gerektiğini söylemiştim. Mustafa'ya göre bu, Okyay'ın bileceği bir işti ve bunun NTV Yayınları'yla ilgisi yoktu.
Derken Macbeth çizgi romanı üçüncü baskıyı yaptı ve bir de baktım ki, künyede hiçbir değişiklik yok: Yani Müge Gürman künyede yine var, Sabahattin Eyuboğlu künyede yine yok. Bu, şüphesiz ki, Mustafa'nın artık "NTV Yayınlarıyla ilgisi yok!" diyemeyeceği bir gasp olayıydı.
Mustafa'nın uyarıma rağmen bu duyarsızlığın sürmesine nasıl izin verebildiğini çok merak ettiğim için, kendisini bir kez daha aradım. İçimden bir ses, bu kez ona ulaşamayabileceğimi söylüyordu. O sesi inatla bastırıp, telefon zilini inatla çaldırmaya devam ettim. Sonunda bir bayan açtı ve Mustafa'nın toplantıda olduğu bilgisini verdi. Beni aramasını söyleyerek, kimlik bilgilerimi bıraktım. Mustafa, ne yazık ki, o günden beri hâlâ bana "dönmedi".
Üç-beş gün önce, NTV Yayınları, Macbeth çizgi romanının dördüncü baskısını da piyasaya çıkardı. Umutla künyeye baktım. Heyhat!... Sayıları zaten çok sınırlı olan en eski dostlarımdan birini daha kaybetmiştim. Künyede her şey, eski tas eski hamamdı.
Ben, zaman geçtikçe "göt olanlardan" değilim; ama buna rağmen zaman geçtikçe etrafım hızla tenhalaşıyor.
Bundan kendi adıma şikayetçi miyim? Hayır, değilim. Bu yüzden hakikat adına (örneğin, Sabahattin Eyuboğlu'nun hakkının Eyuboğlu'na iadesi adına) şikayetçi olmaya, gaspçılardan hesap sormaya, adalet söz konusu olduğunda pire için yorgan yakmaya devam edeceğimden eminim.
COŞKUN BÜKTEL / 29 Ağustos 2009
Bulunmaz Tiyatro'nun Oyunculuk Çalışmaları
Soldan sağa: Kazım Şimşek, Hüseyin Dinç, Eser Bozan.Bulunmaz Tiyatro, resmi tiyatro anlayışının dışında, ciddi anlamda oyunculuk çalışmaları yürüten tek kuruluş. Bilimsel yöntemlerle üretim yapan Bulunmaz Tiyatro, hiçbir tiyatro duayenini kendine örnek almıyor. Çünkü dahilik palavrasına ve mükemmelliyetçiliğe inanan bir tiyatro değil Bulunmaz.
Emeğin en yüce değer olduğunun bilincinde olan Bulunmaz Tiyatro, yüzünü emekçilerin iktidara yürüyüşünden yana çeviriyor. Yarışma, rekabet, ödül, ödün, çanak yalama, alkol tezgahtarlığı, bankaların küflü kasalarına göz dikme... gibi, sanatı halktan uzaklaştıran tuzaklara yanaşmayan Bulunmaz Tiyatro, televizyonun geçiciliğine tutsak olan, kaşarlanmış oyuncularla çalışma yerine, kendi oyuncusunu kendisi yetiştiriyor.
Tiyatronun; kültür, politika, bilim, estetik, hatta sanat boyutunu göz ardı etmeyen Bulunmaz Tiyatro, yeni dönemde, yepyeni bir oyunculuk anlayışıyla çalışmalara başlıyor. Hemen her yaştan insanın katılabileceği çalışmalar için hiçbir koşul öne sürmeyen Bulunmaz, insanı örseleyen sınav anlayışına da karşı.
Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz, Sen Gara Değilsin oyununu Mart / 2008'den başlayarak aylarca oynayan Bulunmaz Tiyatro oyuncularının tümü, bu tiyatronun açtığı Oyunculuk Çalışmaları'ndan yetişti. Bulunmaz Tiyatro'da Oyunculuk Çalışmaları'na katılanlar, birkaç ay içinde sahneye çıkabilecek donanıma sahip olup, özgüvenlerini hızla geliştiriyorlar.
Adres: Binbirdirek Mh. Gedikpaşa Camii Sk. No: 57 Çemberlitaş - Eminönü (Fırat Kültür Merkezi'nin arkası)
Tel: 0212 513 47 32-33 / 251 85 23 / 638 22 36 / 0532 642 88 57
Benden, halkımdan ve tüyü bitmemiş yetimden zorla alınan vergilerle beslenen DT'nin verdiği reklamla yaşayan dergiler, ayın 1'inde çıkmak zorundalar!
Tiyatro kamuoyunu küfürsüz bir yayıncılık için duyarlılığa çağıran OYUN sitesi, şimdi de Zülfü Livaneli'nin küfürlü sözlerini şiddetle kınıyor!
Canlı yayında hakaret ve küfür!Zülfü Livaneli'den canlı yayın rezaleti! Kendisine yöneltilen eleştirilere hazmedemeyen Livaneli, canlı yayında ağzına geleni saydı. Ekrandaki Rana Elik ise resmen şoke oldu!
"Özgürlük" kavgası büyüyor! Bir süre önce "Özgürlük" bestesini bir GSM şirketinin 3G reklam kampanyası için 300 bin Dolara imza atan Livaneli, kendisine yönelik eleştirilere Kanal t'de Rana Elik'in hazırlayıp sunduğu İntervizyon adlı programda cevap verdi. Elik'in bazı medya sitelerinde kendisine yönelik eleştirileri hatırlatması üzerine sinirlenen Livaneli, çileden çıktı, ağzına geleni söyledi.
"HERŞEY SATILIK MI ZÜLFÜ LİVANELİ"
Özgürlük bestesinin satışından rahatsızlık duyan bazı gazeteciler Livaneli'ye eleştiriler yöneltmiş, bestenin 3G reklam kapmanyası için satılmasının yarattığı rahatsızlığı dile getirmişti. Bu eleştiriler üzerine bir açıklama yapan Livaneli eleştirilere "Şarkılarım artık benim değil halkın" sözleriyle cevaplamıştı. Livaneli'nin bu açıklamasının ardından bestenin ilgili GSM şirketine 300 bin Dolar karşılığında satıldığı ortaya çıkmıştı.Ünlü mizah dergisi Leman'da konu Başan Başaran'ın imzasıyla bir kez daha ele alınmış yazıda "reklamdan aldığı parayı da o zaman bize verse ya. Şarkı bizim ama para sizin... Bari kontör versinler...” sözleriyle bir kez daha ti'ye alınmıştı.
CANLI YAYINDA BÜYÜK ŞOK!
İşte bu tartışmaların ardından konu bu kez de Kanal t'de gündeme taşındı. Rana Elik'in hazırlayıp sunduğu programa telefonla katılan Livaneli, internette bestenin satışına yönelik duyulan rahatsızlığın gündeme getirilmesine tepki gösterdi. Kendisine yöneltilen eleştirilere daha fazla dayanamayan Livaneli çileden çıkınca da olanlar oldu. Livaneli, canlı yayında konuyu gündeme getiren gazetecilere hakaret etti!
***
İşte Livaneli'nin tepki toplayan o ağır sözleri;
Zülfü Livaneli: Bu tartışmaların hepsini izlemiyorum. Çünkü, çok afedersiniz ama bana "çok aptalca ve soysuzca" geliyor. Kusura bakmayın ama bunlan deli saçması! Bunlarla uğraşacağım ben.
Rana Erik: Bunları okumuş olmalısınız!
Z.L: Bakın hanımefendi, ben onları okumuyorum. Kim yazmışsa halt etmiş. Kimin yazdığını bilmiyorum ama aşağılığın biriymiş. Türkiye'de her deli, her kompleksli sitede kalkıp birşey yazdı diye, ben yaşayamam o zaman.
R.E: Leman dergisinden...
Z.L: Ne bileyim ben aşağılıkça bişey! Nedir bu ne biçim şey böyle. Özgürlüğü neden satmışım! İt oğlu it, sende yaz sen de sat.
R.E: Ancak bakın medya sitelerinde var bu!
Z.L: Medya sitesi dediğiniz, gazetelere giremeyen iş bulamayan ya da bulan yarım yamalak kompleksli kişilerin sinirlerini boşalttıkları yer.
(İnternethaber)
(Kaynak: Milliyet)
***
Ayrıca bakınız: Tiyatro kamuoyunu küfürsüz bir yayıncılık için duyarlılığa çağırıp, küfürbaz Demirkanlı'nın sadece iki yazısından bazı küfürleri teşhir ediyoruz! (HB)
Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
'Avrupa Yakası'na para yerine daire!atv’nin sevilen komedi dizisi "Avrupa Yakası" biteli aylar oldu. Ancak dizi oyuncularından çoğu hâlâ paralarını alamadı.
Aslında dizi oyuncularının alacak konusundaki direkt muhatabı atv değil, “Avrupa Yakası”nın yapım şirketi Plato Film...
Oyuncular Plato Film’i, Plato Film de atv’yi sıkıştırıyor, ama sorun henüz çözülmüş değil.atv, son 7 bölümün parasını şimdiye kadar Plato Film’e ödemediği için Sinan Çetin de oyuncularına ödeme yapmadı.
Diziden alacaklı olan oyunculardan sadece Binnur Kaya parasını tahsil etti.
Binnur Kaya, avukatı Ömer Durak aracılığıyla haciz gönderince para hemen hesabına geçti.Yapımcı Sinan Çetin, “Avrupa Yakası”nın 7 bölüm ücretini tahsil etmek için görüşmeye gittiği atv yöneticilerinden para yerine nasihat aldı. Nasıl mı?Olay şöyle oldu:
atv yöneticileri görüşmede Sinan Çetin’e, “Sana şu anda nakit ödeme yapamayız, ama elimizde daireler var, sana onları verelim” dedi.
Sinan Çetin de bu öneriye karşılık, “Ne yani şimdi ben de oyuncularıma para yerine oda mı vereceğim” deyince aldığı yanıt şu oldu:
“Bizi icraya versen de o dairelerden başka alacağın bir şey yok.”
“Avrupa Yakası”ndan alacağı olan oyunculardan birinin anlattı bu olay, bana kara mizah gibi geldi.atv yöneticileri, “Yapımcılara borcu olan tek kanal biz miyiz? Diğerlerinin yanında bizim borcumuz devede kulak” diyebilirler. Haklılar da...
Ama hiçbirinin perde arkası bu denli “renkli” değil ki!
(Kaynak: Milliyet)
28 Ağustos 2009 Cuma
LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından Mustafa Şükrü Demirkanlı, kankası Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) banner'ını "delete" etti!

Internet ortamındaki görünürlülüğünü şimşek hızıyla yitiren "Özgür Sanat", en yakın destekçisi www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinden de ihraç edildi. Sayın Mustafa Şükrü Demirkanlı, www.tiyatrodergisi.com.tr sitesindeki mavi renklerin egemen olduğu "Özgür Sanat" banner'ını kaldırıp, tam da bu baner'ın yerine, yine mavi renklerin egemen olduğu "Türkiye Tiyatro Kurultayı" banner'ını koymayı uygun buldu.***
Ayrıca bakınız: Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
www.tiyatrom.com'un kurucusu, LİNÇ KAMPANYASI ana sponsorlarından A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), bir zamanlar bir kehânette bulunmuştu
Türkiye dramatik yazarlığının Everest'i ve "Türk dilinde yazılmış en iyi oyun" olan Theope'nin yazarı Coşkun Büktel ile Bulunmaz Tiyatro yöneticisi sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için, "KINIYORUZ!"
aldatıcı başlıklı bir
linç kampanyası
başlatan yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyası ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın kankası; sansürcülüğü yayın ilkesi olarak kabul edip yanlış tiyatral işler yapması nedeniyle iflas ettiği için şu anda yayınını sürdüremeyen www.tiyatrom.com sitesinin sahibi Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), SOLdan SAĞa doğru okunan OYUN sitesi için demişti ki:
"...150-200 kişinin okuduğu siteleri 3 ay sonra 500leri bulursa..."
(Bakınız: 12 Mart 2008, "3. Abdülhamid - Burak Caney diyalogu")
Sitemiz OYUN, nitelikli okurlar tarafından izlenmeyi sürdürürken, 9 Ocak 2009'da 511 kişi, 21 Ocak 2009'da 715 kişi tarafından izlendi/okundu.
SİZCE HANGİSİ DAHA BÜYÜK? NÂZIM HİKMET Mİ? GENCO ERKAL MI? GENCO ERKAL'IN AFİŞİNDE, GENCO, NÂZIM'DAN BÜYÜK
Coşkun Büktel20 Ağustos 2009
"Tiyatro oyunu" olarak yazılmış gerçek Nâzım Hikmet oyunlarının bir tekini bile, adam gibi telifini ödemeyi göze alarak sahnesine taşımaya, bugüne dek bir kez bile yanaşmadığı halde; telif ödeme külfetinden kurtaran "ben uyarladım, oldu" yöntemiyle, Nâzım'ın etinden ("Kerem Gibi", 1974), sütünden ("Her Gün Yeni Baştan", 1980), kılından ("Merhaba", 1989), yününden ("Sevdalı Bulut", 1991), namından ("İnsanlarım", 1993) ve ününden ("Nâzım" oratoryo, 2001) yararlanarak bir koyundan tam altı post çıkarmayı bilmiş becerikli tiyatro esnafımız
GENCO ERKAL,
BULUNMAZ VE BÜKTEL'E KARŞI SOMUT İFTİRALARLA DOLU "LİNÇ BİLDİRİSİ"Nİ
NİÇİN İMZALADI?
O açıklayamaz! Biz açıklamıştık.* Tekrar ve daha kapsamlı açıklayacağız.
* Örneğin bakınız: Coşkun Büktel, "Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları", sayfa 55-67.
ÇOK YAKINDA!
Büktel ile Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için Mustafa Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna imza verenler de katılıyor!
(tiyatrolar birliği)TURKIYE TIYATRO KURULTAYI
ÖRGÜTLÜ BİR TİYATRO İÇİN TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI
Bu yıl İzmir’in Urla ilçesinde düzenlenen 3. Türkiye Tiyatrolar Buluşması'nda, tiyatro camiası içinde iletişim ve koordinasyonu sağlayacak, tiyatronun sorunlarına etkili bir şekilde müdahale edebilecek bir çatı örgütüne ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.
Bununla kalınmadı; tiyatro alanında örgütlenme bilincinin geliştirilmesi ve tiyatro örgütlerinin birbirinden kopukluğunu gidermek için bir Türkiye Tiyatro Kurultayı düzenlenmesine karar verildi.
12 Eylül’de İstanbul’da düzenlenmesi planlanan Türkiye Tiyatro Kurultayı’nın hedefi, tiyatro camiasını etkili olmaktan alıkoyan dağınıklığı ortadan kaldırmak, ihtiyaçlar doğrultusunda tiyatro örgütlerinin kurulmasını ya da canlandırılmasını teşvik etmek ve Türkiye çapında bir iletişim ve dayanışma ağını örmektir.
12 Eylül öylesine seçilmiş bir tarih değildir. 12 Eylül’ün tiyatro adına da anlamı yıkım ve karanlıktır; aynı günde tiyatronun çatı örgütünü kuracağımızı ve irademizi kalıcı bir şekilde yükselteceğimizi ilan edeceğiz.
Deneyimlerimiz göstermektedir ki, tiyatro insanları ancak el ele verdiğinde sesini duyurabilmektedir. Parçalanmışlık ise tiyatroyu bağımlı hale getirmekte, toplumun kurucu ve etkin bir öznesi olmaktan çıkarmaktadır. Himaye değil, haklarımızı almak için örgütlenmek istiyoruz.
Tiyatro insanlarını ve kurumlarını Türkiye Tiyatro Kurultayı ile başlatılacak sürece katılmaya çağırıyoruz. Davetimiz, sorunlarımızın çözümünün örgütlü tiyatrodan ve dayanışmadan geçtiğini düşünen tüm tiyatro çevrelerinedir.
Tiyatromuzun çatı örgütünü kurma sürecini başlatması hedeflenen Türkiye Tiyatro Kurultayı 12 Eylül’de, Şişli Belediyesi Kültür Merkezi’nde düzenlenecektir. Kurultay’a katılım göstermek, çatı örgütü ihtiyacı hakkında Kurultay’a dönük öneri ve görüşlerini dile getirecekleri bildirilerini ve kısa destek mesajlarını iletmek isteyen kurum ve kişilerin aşağıdaki iletişim kanallarını kullanmalarını rica ediyoruz:
Telefon: (Fırat Güllü) 05332415998 - (Zafer Gecegörür) 05325135393
Email: info@tiyatro-kurultayi.org
www.tiyatro-kurultayi.org
***
Ayrıca bakınız: Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!
Linç imzacıları listesi
Bulunmaz Tiyatro, kendi binasında!
Kültür Bakanlığı çanağına değil; kendine, halkına ve tüyü bitmemiş yetime güvenen sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın kurup yönettiği ve bulunduğu Galatasaray'daki binasında, mal sahibi Süleyman Solmaz ve avukatları Şahin Çelik ile Seminur Sonuralp tarafından üç davayla "sıkıştırılan" ve Yargıtay'ın mal sahibi Süleyman Solmaz lehine, hem de bir başkan (A. Özdemir) ve dört üyenin (M. Gökdemir, N. Abacı Utku, H. Coşkun, F. Pınarcı) oybirliğiyle karar vermesi sonucu Bulunmaz Tiyatro, uzun yıllardır çektiği kiracılık acısına son vermek için bugün bir yer satın aldı. Devlete değil, halka güvenen Bulunmaz, artık kendi binasında:Adres: Binbirdirek Mh. Gedikpaşa Camii Sk. No: 57
Tel: 0212 513 47 32-33
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



