31 Temmuz 2009 Cuma

ABD, Brezilya ve Şili tarafından sıkıştırılıyor!

Yazısını okumak için bakınız: SOSYALİST SANAT

Büktel ile Bulunmaz'ın ifade olanaklarını imha etmek için Mustafa Demirkanlı tarafından başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna asla katılmayan Esmeray'ı izleyin

Esmeray'la tanışıklığımız yaklaşık on beş yıla dayanır. Bulunmaz Kültür Merkezi'ni kurduğum 5 Şubat 1995 tarihinden başlayarak, bu mekanın polis mühürüyle kapatıldığı 23 Haziran 2000 tarihine dek, polisin yoğun baskıları, baskınları, mühürlemeleri, gözaltına almaları, işkence boyutundaki örselemeleriyle boğuştuğum süreçte, bu mekana hemen hemen hergün gelip giden Esmeray, devletin uyguladığı bu aşağılamalara tanık olsa, zaman zaman bu örselenmelerden payına düşeni alsa da, hiçbir bir yılgınlık belirtisi göstermeyip bizi yalnız bırakmayan insanlardan biriydi. Bu arada, Esmeray'ın yakın arkadaşı, direngen insan Demet'i de anmadan geçmemeliyim.

Son derecede efendi, iyi bir insan olan Esmeray, devletin aşağılamalarından soluklandığımız zamanlarda bizimle sohbet edip sanat üzerine düşüncelerini dile getirirdi. Bulunmaz Kültür Merkezi'nin neredeyse bir "elemanı" gibi bu mekanı sahiplenen ve bu nedenle bizim de kendisini benimsediğimiz Esmeray, 4 Ağustos 2009 günü TMK mağduru çocuklar için sahneye çıkacak.

Esmeray, sanatsal duyarlılığını hızla geliştirdiği bir dönemde, yolunu bizimle kesiştirmişti. Esmeray'ın sunduğu "Cadının Bohçasından Dökülen Çocukluk" gösterisini izlemedim. Bu nedenle, onun sahne duruşu hakkında hiçbir söz söyleme hakkına sahip değilim. Ne var ki, yineliyorum; Esmeray iyi bir insandır. İyi insanlar, Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için Mustafa Demirkanlı tarafından başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna katılmayacağı gibi, iyi sanat da yapabilirler. Bu duygularla, okurlarımı Esmaray'ın gösterisine "davet ediyorum". (HB)


***


TMK MAĞDURU ÇOCUKLAR

için

stand-up


CADININ BOHÇASI'NDAN

DÖKÜLEN ÇOCUKLUK


Esmeray


4 Ağustos 2009 / 19.30
Rengahenk Sanatevi
İstiklal Caddesi Olivio Han Geçidi Sk. No: 5 Galatasaray
0212 292 32 47

30 Temmuz 2009 Perşembe

Haftalık rapor

Sitemizi 23/29 Temmuz 2009'da

264
255
294
194
259
275
287

kişi izledi.

Sitemiz son bir ayda 8.993 kişi tarafından izlenmiştir.

Tüm "Haftalık rapor"lar için TIKLAYINIZ

Not: Sitemizin sağ köşesindeki sayaç (Website Hit Counter), ziyaretçi sayısını değil; "tık"lama sayısını gösterir.

Önemli not: Rakamlar şişirilmiş ve reklam almaya yönelik değildir. Biz, sosyalist bir anlayışla yayın yaptığımız için, AKBANK ÇANAĞI yada bir başka kapitalistin çanağını yalama niyetinde değiliz. Sadece, okurlarımızın bilgilenmesi için yayınlıyoruz; rakamlarımızı incelemek isteyenler, pazar günleri hariç, 08.00-20.00 arası, sitemizde yazan adrese gelip rakamlarımızı görebilirler.
ARŞİV

Can Doğan'ın üç yıl kadar önce, Theope üzerinden bir kez daha başlatır gibi olduğu ve Kemal Başar, Coşkun Büktel, Acar Burak Bengi ve Hilmi Bulunmaz'ın katıldığı Yönetmen Tiyatrosu Tartışması'nın sansürsüz "tüm" yazıları

30 Temmuz 2009

CAN DOĞAN, ÜÇ YIL KADAR ÖNCE, KENDİ KALEMİYLE YENİDEN BAŞLATTIĞI YÖNETMEN TİYATROSU TARTIŞMASI'NIN "ÖNCESİNİ" (İLK YAZILARINI) SİTESİNDE GÖRMEYE YANAŞIYOR AMA O TARTIŞMANIN "SONRASINI" (SON YAZILARINI) GÖRMEYE NEDENSE YANAŞMIYOR.

CAN DOĞAN, ARTIK GÖRMEK İSTEMİYOR OLMALI Kİ, ZAMANINDA, SİTESİNDE YAYINLAMIŞ OLDUĞU O YAZILARI ARTIK TARTIŞMA YAZILARI LİSTESİNDEN ÇIKARMIŞ BULUNUYOR.

KEMAL BAŞAR'IN SİTESİNDE İSE SÖZ KONUSU TARTIŞMANIN İZİ BİLE YOK.

YÖNETMEN TİYATROSU TARTIŞMASI'NI YILLAR ÖNCEKİ (SONRADAN KİTAPLARIMA DA GİREN) DERGİ YAZILARIMLA BEN BAŞLATMIŞ, YÖNETMENLERDEN HAKARET VE KÜFÜR DIŞINDA CEVAP ALAMAMIŞTIM. (YÖNETMENLERİN CEVAP YAZILARI DA TEK KELİME KISALTILMAMIŞ OLARAK "TÜRK TİYATROSUNDAN İNSAN MANZARALARI"INDA GÖRÜLEBİLİR.) ÜÇ YIL KADAR ÖNCE THEOPE DOLAYISIYLA CAN DOĞAN TARTIŞMAYI YENİDEN BAŞLATIR GİBİ OLDU AMA BU KEZ KÜFÜR İÇERMESE DE, BİZİM BİLİNEN (KİTAPLAŞMIŞ) GÖRÜŞLERİMİZE KARŞI ORTAYA KONAN YÖNETMEN GÖRÜŞLERİ O KADAR ÇOCUKÇAYDI Kİ, TARTIŞMA FAZLA İLGİ ÇEKEMEDEN UNUTULUP GİTTİ.

BUGÜN GOOGLE'DA YAPTIĞIM BİR ARAŞTIRMA SIRASINDA, BU TARTIŞMANIN DAHA ÇOK CAN DOĞAN SİTESİNDE (SİNEKLİMARKET) VE SANSÜRCÜ CAN DOĞAN'IN İZİN VERDİĞİ SINIRLAR DAHİLİNDE HÂLÂ İZLENMEKTE OLDUĞUNU FARKEDİNCE; THEOPE SKANDALI İÇİNDE AYRI BİR BÖLÜM OLUŞTURAN BU UNUTULMUŞ TARTIŞMANIN, (CAN DOĞAN NE KADARI HATIRLANSIN İSTİYORSA O KADARININ HATIRLANMASI YERİNE); TARTIŞMANIN "TÜM" YAZILARININ (KİMİ UZUN, KİMİ KISA, ON YAZI) LİNKLERİNİ İÇEREN, DERLİ TOPLU VE "SANSÜRSÜZ" BİR LİNKLER LİSTESİ SAYFASIYLA HATIRLANMASINI İSTEDİM.

CEPLERİNDE YÖNETMEN KİMLİĞİ TAŞIMALARINA RAĞMEN, SANSÜRCÜ CAN DOĞAN VE KEMAL BAŞAR'IN LİNÇ KAMPANYASINA İMZA VERMEMİŞ OLMAK ONURUNU DA TAŞIYOR OLMALARI, BENCE ONLARDAN BEKLENMEYECEK BİR MUCİZE... (KEMAL BAŞAR, MUSTAFA DEMİRKANLI'YI "TANIMAK" FIRSATINI BULDUĞU İÇİN, ONUN İPİYLE KUYUYA İNMEKTEN SAKINMIŞ OLMALI. CAN DOĞAN İSE, GERÇİ KAMPANYANIN BİR YIL ÖNCE FACEBOOK'TA YAPILAN İLK VERSİYONUNA YİNE İMZA VERMEMİŞ YA DA İMZASINI SONRADAN ÇEKMİŞ OLSA DA, BÜKTEL'E KARŞI LİNÇÇİLERE VERDİĞİ DESTEKLE ZEKÂSININ SINIRLARINI O ZAMANDAN KANITLAMIŞTI*. AMA HER NEYSE, BUGÜN 1100 KİŞİNİN GÖSTEREMEDİĞİ SAĞDUYUYU GÖSTEREBİLDİKLERİ İÇİN YİNE DE KUTLUYORUZ BU İKİ "YÖNETMENİ".)

AMA ŞUNU EKLEMEYİ DE UNUTMUYORUZ:

BENCE SANSÜRCÜLERDEN (KİMLİKLERİNDE OYUNCU, YÖNETMEN, YAZAR, VB. YAZAN ŞAHISLAR ÇIKABİLİR AMA) SANATÇI ÇIKMAZ!

İLGİLİ SAYFAMIZDA TARİH SIRASIYLA LİNKLERİNİ SUNDUĞUMUZ TARTIŞMA YAZILARININ İÇERİKLERİ, BU GERÇEĞİN AÇIK KANITLARIYLA DOLU. LÜTFEN...

Tıklayınız!

Bulunmaz'ın çektiği fotoğraflar fotokritik'te!

Çocukluğumun ayak izlerini gizleyen camii


Bin dokuz yüz altmış beş yılından bu yana, hemen her gün gördüğüm ve avlusundan binlerce kez geçtiğim, nice sevdiğimi son yolculuğuna uğurladığım Nuruosmaniye Camii, işyerime çok yakın. Dondurulmuş bir müzik gibi gözlerime ses veren camii, serin hüznüyle beni cezp etmeyi sürdürüyor. Yaşama bir fotoğraf karesinin ötesinde bakmayı deneyen insanlara, gidip camiinin avlusundan geçmelerini öneririm.

Hilmi Bulunmaz

(Kaynak: fotokritik)

Bakınız:
Suyun imgesi kendisindedir
Direngen ışığın ıslak umudu
Hüzünlü Ayasofya
Hüzünlü Sultanahmet
Işık ağacı
Çocukluğumun ayak izlerini gizleyen camii

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Büktel ile Bulunmaz'ın düşünce özgürlüğünü imha etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna imza veren MİTOS BOYUT'un "Mustafam Kemalim"ini okumuyoruz!

LİNÇÇİ MİTOS BOYUT
tarafından yayınlanan

TUNCER CÜCENOĞLU'nun

MUSTAFAM KEMALİM'ini

SATIN ALMA!

SAKIN ALMA!


Not: Bu BOYKOT, OYUN sitesi tarafından düzenlenmiştir!

Bakınız:

1 - Büktel ile Bulunmaz'ın ifade olanaklarını imha etmek için Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna destek veren MİTOS BOYUT kitaplarını okumuyoruz!

2 - Büktel ile Bulunmaz'ın düşünce özgürlüğünü imha etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna imza veren MİTOS BOYUT'un "Düzmece Müzikali"ni asla okumuyoruz

3 - LİNÇÇİ MİTOS BOYUT BOYKOT'una Büktel katkısı!

Ayrıca bakınız: Linç imzacıları listesi

LİNÇÇİ MİTOS BOYUT BOYKOT'unun linkleri

LİNÇÇİ MİTOS BOYUT'un sahibi T. Yılmaz Öğüt


"Büktel ile Bulunmaz'ın ifade olanaklarını imha etmek için Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna destek veren MİTOS BOYUT kitaplarını okumuyoruz!" başlıklı BOYKOT'un linkleri:

1 - Büktel ile Bulunmaz'ın ifade olanaklarını imha etmek için Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna destek veren MİTOS BOYUT kitaplarını okumuyoruz!

2 - Büktel ile Bulunmaz'ın düşünce özgürlüğünü imha etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna imza veren MİTOS BOYUT'un "Düzmece Müzikali"ni asla okumuyoruz

3 - LİNÇÇİ MİTOS BOYUT BOYKOT'una Büktel katkısı!

4 - Büktel ile Bulunmaz'ın düşünce özgürlüğünü imha etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna imza veren MİTOS BOYUT'un "Mustafam Kemalim"ini okumuyoruz!

Ayrıca bakınız: Linç imzacıları listesi

Yaşama tutulan ışık from Bulunmaz on Vimeo.

BULUNMAZ SOHBET: Emrah Öz from Bulunmaz on Vimeo.

28 Temmuz 2009 Salı

LİNÇÇİ MİTOS BOYUT BOYKOT'una Büktel katkısı!

Hilmi Bulunmaz, Mitos Boyut yayınlarına karşı boykot başlattı.


SATIN ALMA!

SAKIN ALMA!


Bu sabah kalkıp Hilmi'nin geceyarısı koyduğu boykot haberini okuyunca, haber önce hoşuma gitti. Ama biraz düşününce bu boykotun bizzat Mitos Boyut'a yarayabileceğini düşündüm. Çok fazla düşmanımız vardı ve acaba Mitos Boyut reklamı yaparak düşmanlarımızı Mitos Boyut müşterisi olmaya kışkırtmış olmuyor muyduk? Ayrıca, habere Metin Balay'ın kitabını koyarak, Metin Balay'ın "Düzmece Müzikal" kitabını okumayın, demek mantıklı mıydı? Metin Balay linç imzacısı değildi. Onu niçin protesto ediyorduk? Linç imzacısı Mitos Boyut'ta kitap yayınlattığı için... Bu bana haklı ve mantıklı görünmüyordu.

Bu kaygılarımı Hilmi'ye aktardığımda, Hilmi, bize karşı olanlar kitap okumadıkları için, Mitos Boyut müşterisi olmazlar, dedi. Bu cevap bana pek mantıksız görünmedi. Gerçekten de, lince imza veren insanların şu ya da bu biçimde mecbur olmadıkları sürece, bir oyun metnini okumaya kalkacaklarını hele de oyun okumak için ceplerinden para harcayacaklarını düşünmek zordu.

Bir oyun metni okumak uğruna öğle ya da akşam yemeğinden vazgeçip parasını o metnin kitabını satın almaya ayıracak ve bunu yapmayı hayatı boyunca süren bir alışkanlık haline getirecek bizim gibi "enayiler", asla linççi olamazlardı. Linççilerin içindeki ahlaksızlar ve iftiracı sapıklar arasında bol miktarda ahmaklar vardı ama bizim gibi "enayiler" bulunamazdı. Bizim gibi "enayilerin", daha çok bizim okurlarımız arasında bulunacağını düşünmek mantıklıydı.

Peki ama bir oyun metnine yayınevi bulmanın imkânsıza yakın zorluğu ortadayken, oyunlarını Mitos Boyut'ta yayınlamış ya da yayınlayacak (linç imzacısı da olmayan) yazarları satın almayın demek ne kadar mantıklıydı? Bazı insanlar iftirayla (örgütlü vandalizmle) savaşma gücünü kendilerinde bulamayabilirdi. Onların iftiraya (vandalizme) katılmamış (imza vermemiş) olması yeterli değil miydi? Biz, Hilmi'yle benim olanaklarımıza (kültürel, psikolojik ya da ekonomik gücümüze) sahip olmayan insanları bizim gibi (ya da bizim kadar ilkeli) davranmadıkları için satın alınmamalarını önererek cezalandırma hakkına sahip miydik? Örneğin, Metin Balay'ın satın alınmamasını niçin istiyordu, Hilmi Bulunmaz?

Hilmi, bu konuda bana bir şeyler söyledi ama ben pek ikna olmadım. Onun bu konudaki düşüncelerini en iyisi ben burada aklımda kaldığı kadarıyla anlatmayayım da, en sağlıklı açıklamayı kendi kalemiyle kendisi yapsın ve bu metnin altına daha sonra dipnot olarak ekleyelim.

Hilmi'nin boykot haberini okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

ABD'ye karşı çıkanlar da var!

Yazısını okumak için bakınız: SOSYALİST SANAT
Mustafakemalpaşa Belediyesi Bölge Tiyatrosu (M.B.T.) ; Mustafakemalpaşa Belediye Meclisinin aldığı kararla 2003 yılından beri faaliyetlerini sürdürmektedir. M.B.T. bu süre içinde pek çok festivale katılmış, farklı pek çok yerde sahneye çıkmıştır. 2008 yılında Türkiye Tiyatrolar Birliği’ne de üye olmuştur.

M.B.T. oyuncuları gönüllü olarak faaliyetlere katılmakta olup, çok değerli olan zamanlarından feragat ederek çalışmalarını sürdürmektedir. M.B.T. Gençlik Ekibi son zamanlarda hazırlamış oldukları oyunun, davet aldıkları 3. Türkiye Tiyatrolar Buluşması’na riyaset makamının, hiçbir açıklama yapmadan, katımlarına izin vermemiş olması nedeniyle katılamamış ve bu nedenle tiyatrodan soğuduklarını ve kendilerine olan özgüvenlerini yitirdiklerini dile getirmişlerdir. İki yıldır aldıkları eğitimle tiyatro alanında oldukça iyi ilerlemeler kaydeden M.B.T. Gençlik Ekibi bu gelişmenin ardından, ekip kararıyla tiyatro çalışmalarına son vermiş bulunmaktadır.

Mustafakemalpaşa’yı bugüne kadar başarıyla temsil etmiş olan M.B.T. desteklerinize ihtiyaç duymaktadır.

28.07.2009
B.Seçkin Kaymaz

Büktel ile Bulunmaz'ın düşünce özgürlüğünü imha etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna imza veren MİTOS BOYUT'un "Kutsal Döngü"sünü asla okumuyoruz!

LİNÇÇİ MİTOS BOYUT
tarafından yayınlanan

HASAN ERKEK'in

KISIR DÖNGÜ'sünü

SATIN ALMA!

SAKIN ALMA!

Not: Bu BOYKOT, OYUN sitesi tarafından düzenlenmiştir!

Bakınız:

1 - Büktel ile Bulunmaz'ın ifade olanaklarını imha etmek için Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna destek veren MİTOS BOYUT kitaplarını okumuyoruz!

2 - Büktel ile Bulunmaz'ın düşünce özgürlüğünü imha etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna imza veren MİTOS BOYUT'un "Düzmece Müzikali"ni asla okumuyoruz

3 - LİNÇÇİ MİTOS BOYUT BOYKOT'una Büktel katkısı!

Linç imzacıları listesi

Öldü!...

Yüreğimize gömüldü!...

Sokaktaki konuşmam from Bulunmaz on Vimeo.

LİNÇÇİLERin gölgesindeki sonuç bildirgesi!

Oyun'un notu: Haberin fotoğrafları için, lütfen TIKLAYINIZ


***


(tiyatrolar birliği)
3. TÜRKİYE TİYATRO BULUŞMASI HAYATA GEÇTİ !
.
.
3. Türkiye Tiyatro Buluşması 24 temmuz Cuma günü konukların karşılanması ile Urla iskele’de başladı. Öğle yemeğinin ardından Ege denizi ile buluşan katılımcılar saat: 16.00’da ilk söyleşi için bir araya geldiler. Sanatın değiştiren gücünden bahsedilen söyleşi de Temel Demirer, aşkın ve sanatın mutlaka değişime hizmet ettiğini, sanatın halk temelinde olduğu müddetçe de gerçek sanat olarak kalacağını vurguladı. Ardından ise tiyatro metinleri ve metin yazarlığı tartışıldı. Oldukça uzun süren söyl3eşi de bir çok somut sonuç çıktı diyebiliriz. Evren Barış Yavuz, Ömer Faruk Kurhan, Halil Kırkayak ve Orçun Masatçı’nın katıldığı tartışmalı söyleşi seyircilerin katılımıyla da oldukça verimli geçti.
.
İlk gün oyunları Azerbaycan Çocuk Tiyatrosu’nun “masallar” oyunuyla açıldı. Rasim Aşın’ın yönettiği oyun dünya masallarından Türkiye ve Azerbaycan diliyle yorumlanan bir kolaj olarak sunuldu. Ardından Menemen Belediye Tiyatrosu tanınmış yazarların kolaj oyununu(yumurtasız menemen) Metin Güler rejisiyle sahneye taşıdı. Buluşmanın ilk günü olan Kutsiye Bozoklar günü etkinlikler sonrasında kamp alanında yapılan değerlendirmeyle sona erdi.
.
İkinci gün yani Kemal Özer günü 12.00’de Orhan Aydın, Evren Barış Yavuz ve Zafer Gecegörür’ün atölyeleriyle başladı. Oldukça verimli geçen atölyelerden sonra Turgay Tanülkü de bir atölye gerçekleştirdi. Atölyelerin ardından günün ilk söyleşisi olan “endüstriye futbol” Hakan Kirezci’nin katılımıyla hayata geçti. Tartışmalı ve verimli geçen sohbetin ardından “tiyatro yayıncılığı” konulu tartışmalı söyleşi Ömer Faruk Kurhan, Fırat Güllü ve Orçun Masatçı’nın katılımıyla hayata geçti. Küfürsüz yayıncılık üstüne mutabakata varılan söyleşi de, yayınların azlığından ve medyanın tutumundan söz edildi. Ortaklaştırılan bir çatı yayının olumlu olacağı vurgulandı. Sonrasında tiyatroların örgütlenmesi ve çatı örgütlülüğü tartışıldı. Fırat Güllü, Mehmet Esatoğlu, Adnan Şahin, Zafer Gecegörür’ün sunumda bulunduğu tartışmalı söyleşide bu zamanın yeterli olmadığı gerekirse ertesi gündeki konuların ve atölyelerin iptal edilerek bu konunun tartışılması istendi. Geniş katılımlı yapılan bu tartışma ertesi güne ertelenerek sona erdi. "Kandahar" kitabıyla Behçet Aysan ödülünü alan Tuğrul Keskin Buluşma'daki tek şiird inletisini hayata seyircilerin beğenisiyle hayata geçirdi.
.
Kemal Özer gününde Hakan Çeken Kültür Merkezinin ilk konuğu İstanbul Tiyatro Simurg’tu. Mehmet Esatoğlu’nun oyunlaştırdığı “can yücelden öyküler” isimli oyun seyirciler tarafından oldukça beğenildi. Ardından Bursa Tiyatro Eküri “şaşkın ördekler” isimli oyunlarıyla buluşmanın son konuğu oldular. Oyunlardan sonra katılımcılarla Urla’nın çeşmealtı ve kimi yerleri gezildi.
.
Üçüncü gün, Necati Cumalı günü etkinlikler 12.00’de atölyelerle başladı. Ardından 13.00’te diğer söyleşiler de iptal edilerek, Turgay Tanülkü, Orhan Aydın, Ömer Faruk Kurhan, Nedim Saban, Mehmet Esatoğlu, Fırat Güllü, Zafer Gecegörür ve Orçun Masatçı’nın katılımıyla “tiyatroların çatı örgütlenmesi” başlıklı tartışmalı söyleşi hayata geçirildi. Oldukça verimli ve tartışmalı geçen söyleşi’ye Haluk Işık’ta katılım sağlayarak alınan kararların arkasında olacağını belirtti. Tartışmalı-söyleşiden bir çatı yapılanması fikri çıktı ama bu durumun daha da fazla tartışılması için sürece bırakıldı ve bir gün belirlendi. 12 Eylül 2009 – İSTANBUL
.
Tiyatrolar ve örgütlenmeler diğer örgtülenmelere ve tiyatrolara çağrı yaparak 12 Eylül’de TÜRKİYE TİYATROLAR KURULTAYI’NI hayata geçirme kararı aldı. Bu aynı zamanda 12 Eylül karanlığına, aydınlığın da cevabı olacaktı bir kez daha.
.
Üçüncü gün Tiyatro işçileri sendikası – girişimi çocuk tiyatrosunun oynadığı “en güçlü kim” isimli oyunla Hakan Çeken Kültür Merkezine taşındı. Çocuk oyununun ardından İzmir Yenikapı Tiyatrosu Vasıf Öngören’in unutulmaz oyunu “asiye nasıl kurtulur?” ile 3. Türkiye Tiyatro Buluşmasının son oyununu sahneledi. Kamp alanında yapılan değerlendirmenin ardından müzik dinletisi ile 3. Türkiye Tiyatro Buluşması işlevini yerine getirerek tamamlandı.
.
Şimdi sıra TÜRKİYE TİYATROLAR KURULTAYINDA 12 Eylül’de tüm tiyatroları İstanbula tiyatroların çatı örgütlenmesi nasıl olmalı tartışmasına bekliyoruz !
.
Türkiye Tiyatrolar Birliği – Temmuz 2009
.
***
.
OYUN'un notu: Yukarıdaki metni geldiği gibi yayınladık!
.

LİNÇÇİLERin cirit attığı etkinlik sona erdi!

Türkiye Tiyatrolar Buluşması 2009


HAYATI DEĞİŞTİRMEK İÇİN!


Türkiye Tiyatrolar Buluşması’nın üçüncüsü, sanatın değiştirici gücünü hatırlatarak ve kendisini değiştirici bir etkinlik haline getirmeyi hedefleyerek gerçekleştirildi.

İnsanın insanla doğrudan temas kurduğu bir sanat olarak tiyatroya karşı tiyatrocuların sorumluluğu nedir?

Tiyatronun metalaştırılıp yozlaştırılmasına, tiyatrocuların düşünsel, ekonomik ve siyasi olarak sözde seçkin köleler haline getirilmesine itiraz ediyoruz. Toplumsal aydınlanmanın emekçileriyiz; bağımsız duruşumuzu geliştirmenin sorumluluğuyla ezilenlerin yanında olduğumuzu, bir parçasını oluşturduğumuz insanlık evreninde her türlü ayrımcılığı sorgulayacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Bu nedenle buluşmamızda, grev haklarını kullandıkları için insanlık dışı uygulamalara maruz kalan Kent A.Ş. işçileri, onur konuğumuzdur.

Tiyatroda metin sorununu tartıştık. Sansüre ve oto sansüre alışmayacağız. Dokunulması tehlikelidir denileni sorunsallaştıracağız. Cesur metinler üretmenin biçimlerini hatırlayacak, keşfedeceğiz. Eğitici sorumluluklar alarak bildiklerimizi, bileceklerimizi paylaşacağız.

Tiyatroda yayıncılığı tartıştık. Tanıtımla yetinmeyecek, kendini pazarlamanın neredeyse her şey olmaya başladığı bir basın yayın dünyasına itiraz edeceğiz. Her topluluğun çalışmalarını belgelemesini teşvik edeceğiz. Tiyatro yayıncılığını kirleten, küfüre boğan çıkışları, habercilikten eleştiriye, her çeşit teatral söyleme seviye ve doygunluk kazandırarak etkisiz kılacağız.

Buluşma’nın üçüncü ve son gününde tiyatroda örgütlenmeyi tartıştık. Tiyatrocuları parçalanmaktan alıkoymanın yolu nereden geçiyor? 12 Eylül’de, aydınlanmanın boğulduğu, tiyatronun ışığının karartıldığı günde, TÜRKİYE TİYATROSU KURULTAYI düzenleyeceğiz. Aradan otuz yıl geçtikten sonra 12 Eylül faşizmine yanıtımıza vereceğiz.

Son söz katılımcılara ve konuklara verildi. Verilen mesajlar şunlardı:

- Türkiye Tiyatro Buluşması’na davet edilen Bursa Mustafakemalpaşa Belediyesi Bölge Tiyatrosu’nun katılımı, keyfi bir şekilde belediye yetkilileri tarafından engellendi. Bu durumu protesto ediyor ve protestoyu yaygınlaştırmayı taahhüt ediyoruz.

- İtalya’da sokağa çıkan, demokratik hak ve özgürlükleri için mücadele eden sanat emekçilerini ve yaratıcılarını selamlıyoruz.

- İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti organizasyonunda yaşanan kepazeliklere itiraz edilmesi ve alternatif organizasyon ve etkinliklerin gerçekleştirilmesini destekliyoruz.

- Bir kültür varlığı olan Atatürk Kültür Merkezi’nin restorasyonunun sudan sebeplerle uygulanamaz hale getirilmesini kınıyor ve tüm kültür varlıklarımıza sahip çıkmayı görev kabul ediyoruz.

- Yargının bağımsız ve adil bir işleyişe kavuşturularak, aydınlar üzerinde bir baskı aracı olmaktan çıkarılmasını talep ediyoruz.

- Her türlü sansür ve oto sansüre karşı çıkıyor, ifade özgürlüğüne dayalı bir sanatı ve yaratıcılığı savunuyoruz.

- Medyanın kültür sanat kurumlarını kendine göre biçimlendirme siyasetinden vazgeçmeye çağırıyor, sanatın hiçbir güç tarafından yönlendirilmesini kabul etmiyoruz.

- Tiyatrocuları kendi içlerinde etik ve dayanışmacı bir kültürü var etmek için mücadele etmeye çağırıyoruz.

- Anadilde tiyatro hakkının hiçbir koşula bağlanmadan tanınmasını ve desteklenmesini talep ediyoruz.

- Çocuk tiyatrosu alanında çocuk haklarına saygı temelinde bir tiyatro kültürünün inşasının önemini vurguluyoruz.

- Sanatçıların özlük ve telif haklarının gaspına itiraz ediyoruz.

Tiyatro buluşmalarımız ve tiyatro yoluyla hayatı değiştirme misyonumuz devam edecektir.

Urla Necati Cumalı Derneğine teşekkür ederken Necatı Cumalı, Kutisye Bozoklar ve Kemal Özer’i bir kez daha selamlıyoruz.

Alfabetik Sırayla;

Bildiriye Katılan Kişiler:
Fırat Güllü
Hakan Kirezci
Haluk Işık
Mehmet Esatoğlu
Nedim Saban
Orçun Masatçı
Orhan Aydın
Ömer Faruk Kurhan
Turgay Tanülkü
Zafer Gecegörür

Bildiriye Katılan Topluluklar
Azerbaycan Oyun Çocuk Tiyatrosu
Bartın Bölge Tiyatrosu
Bartın Sanat Tiyatrosu
Bursa Tiyatro Eküri
İstanbul Oytuncular Birliği Sahnesi
İstanbul Tiyatro Kare
İstanbul Tiyatro Simurg
İzmir Tiyatro Arkadaş
İzmir Yenikapı Tiyatrosu
Manisa Afsem Tiyatrosu
Manisa Şehir Tiyatrosu
Mustafakemalpaşa Belediyesi Bölge Tiyatrosu
Tiyatro Ankara

Bildiriye Katılan Örgütler
Amatör Tiyatro Çevresi
İATP-G
Oyuncular Birliği
Tiyatro İşçileri Sendikası-G
Türkiye Tiyatrolar Birliği

***

OYUN'un notu: Yukarıdaki metni geldiği gibi yayınladık!

Ayrıca bakınız: Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Canan Ateş, iki yazısıyla Sosyalist Sanat'ta

EKVATOR, KOLOMBİYA’NIN OLASI BAŞKA BİR SALDIRISINA ASKERİ OLARAK YANIT VERECEK
.
İÇİŞLERİ BAKANI: KOLOMBİYALI YETKİLİNİN SUÇLAMALARI VENEZÜELLA’YA YÖNELİK BİR SALDIRIDIR
.
SOSYALİST SANAT
Okunmayı hak ediyor!

27 Temmuz 2009 Pazartesi

YORUMSUZ SUNUYORUZ!

Sivas'ta 'Can'ları kim yaktı?


Sivas Emniyeti, 37 kişinin öldüğü Madımak olayı sırasında çekilen çeşitli görüntüleri tekrar inceliyor. Bazı ipuçlarına ve farklı ayrıntılara ulaşılmış durumda. Detaylar, yakında daha da netleştirilecek.

1 Temmuz 1993, Sivas için aslında sıradan bir gündür. Sadece Pir Sultan Abdal Şenlikleri çerçevesinde kente gelen konukların şehirde oluşturduğu hareketlilik, farklı sayılabilecek ayrıntılardan biridir. Olaylar seyrinde ve normal rutininde devam etmektedir. Sivas Kültür Merkezi'ni dolduran kalabalığa dönemin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Murtaza Demir bir açış konuşması yapar. Ardından Sivas Valisi Ahmet Karabilgin gelen konuklara hitap eder. Söz sırası, o dönemde 'Şeytan Ayetleri' isimli kitabı bastıran Aziz Nesin'dedir. Sivas'ta yine hareketlilik yoktur. Nesin konuşmasını tamamlar. Program çerçevesinde Buruciye Medresesi'nde kitap ve fotoğraf sergilerinin açılışları yapılır. Gün boyu konferans ve etkinlikler normal seyrinde devam eder. Ancak ertesi gün, yani tarihe 2 Temmuz olarak geçecek olan zaman dilimi için aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. Saat 11'den itibaren Sivas'ın merkezinde hareketlenmeler başlar. Kim oldukları, ne istedikleri tam olarak bilinmeyen gruplar dikkat çekerken, tuhaf olaylar yaşanır. Aziz Nesin, Şifahiye Medresesi'nde kitaplarını imzalamaya başlar. Bu sırada Cuma vaktinde Selimiye Camii'nin önünde kim oldukları henüz anlaşılamayan bir grup tarafından davullar çalınır. Toplulukta yine bir hareketlenme yoktur. Cuma çıkışı Selimiye yerine Paşa Camii'nin önünde bir grup toplanıp Aziz Nesin lehine sloganlar atar. Kalabalık bununla da yetinmez. Amerika'nın mı yoksa İsrail'in mi olduğu tespit edilemeyen bir bayrak yakılır. 'Kahrolsun Amerikan emperyalizmi, kahrolsun Siyonizm!' sloganlarının atıldığı polis kayıtlarına yansır. Sloganlar ilginçtir. Çünkü jargon, hem sol hem de sağ düşüncedekilerin kullandığı türdendir.

Can Şenliği Tiyatro Grubu'nun sahneye koyduğu oyunda da Müslümanlara hakaret edildiği ileri sürülür. Atatürk Kültür Merkezi'nde de bu sefer başka bir grup 'Yaşasın devrimci mücadelemiz!' şeklinde slogan atar. Olaylar karşılıklı tahriklerle giderek büyür. Artık kimin ne yaptığı belli olmayan bir durum yaşanmaya başlar Sivas'ta. Öyle ki Kültür Merkezi önüne dikilmek istenen Pir Sultan Abdal heykeli bir grup tarafından indirilip yerde sürüklenir. Heykel, konukların bir kısmının kaldığı Madımak Oteli'nin önüne kadar getirilir. Bu arada olayın üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen heykeli kimin dikmek istediği hâlâ anlaşılmış değil. Çünkü Sivas Belediyesi'nin heykelin dikilmesi için verdiği bir izin belgesi veya onayı yoktur.

2 Temmuz'da saat 11'de başlayan ve akşam 8'e kadar devam eden olaylarda polis telsizlerinden çeşitli anonslar geçilmeye başlar. En son anons, kalabalığın sayısının 10 bini bulduğu yönünde. Ancak o güne dair görüntülere bakıldığında polisin abartmış olabileceği üzerinde duruluyor. Tahminlere göre kalabalık 5 bin kişi civarındadır. Tahriklerle başlayan ve hâlâ aydınlatılamayan karanlık noktalarıyla Madımak Oteli ateşe verilir. 35 masum can, tezgâhlanan bu kirli oyunda ölür. Ancak otel ateşe verilmeden önce iki kişi de (Ahmet Alan-Hakkı Türkgil) Bosna Parkı denilen noktada öldürülmüş olarak bulunur. Bu kişilerin kimler tarafından öldürüldüğü hâlâ anlaşılmış değil.

2 Temmuz'da yaşanan olaylarda devletin resmi görevlilerinin büyük ihmalleri olduğu bugün daha net bir şekilde anlaşılıyor. Gruba müdahale etmede yetersiz kalan Valilik, ilçelerden ve civar illerden takviye ister. Çok ilginç, yardım istenilen yerlerden biri de Bolu'dur. Tokat Emniyeti'nden 20, Kayseri'den 31 polis Sivas'a gelirken, Jandarma Komutanlığı'ndan da 20 acemi er gönderilir. Olaylar devam ederken Madımak Oteli'ne aracıyla gelen Tugay Komutanı Ahmet Yücetürk, kalabalığa baktıktan sonra tekrar makam aracına binip olay mahallinden uzaklaşır. Bu sahne, saniye saniye görüntülenmiş durumda. Polis kayıtlarına göre Sivas'ta 2 Temmuz'da görev yapan (takviye kuvvetlerle birlikte) 454 personel vardı.

Madımak'ın ateşe verilmesinden sonra hayatını kaybeden Serkan Doğan'ın ağabeyi Serdar Doğan, yıllar sonra olayı Milliyet'e anlattı (Devrim Sevimay-29 Haziran 2009). Doğan'ın anlattığı ilginç bir ayrıntı kayıtlara şöyle geçiyor: "Yangının başlamasına bir saat falan var. Birden rütbeli bir subay, yanında iki çevik kuvvetle otele girdi. Elektrikler kesik. Subay elindeki çakmağı çaka çaka lobide yürüyor. 'Komiser Mehmet kim?' dedi. Komiser kendini tanıttı. Subay, komisere 'çıkalım' dedi. Bizim komiser, 'Ben çıkabiliyorsam buradaki herkes çıkabilir. Tek başıma çıkmayı reddediyorum.' dedi. Sonra bizim Ertan vardı, 'Peki nasıl çıkacağız' diye sordu. Subay döndü, sizden özür diliyorum ama aynen şu ifadeyi kullandı: 'Nasıl girdiyseniz öyle çıkın o... çocukları!' Sonra komisere çok sert bir biçimde 'Çıkalım diyorum size!' dedi. Bir daha ret yanıtını alınca da 'Ne halin varsa gör!' deyip gitti."

Tarihe 2 Temmuz-Madımak Olayı olarak geçen üzücü hadise üzerine çok şey yazıldı. Tanıklar ve olayı birebir yaşayanların anlattıklarının ve yazdıklarının aslında gerçekleri tam manasıyla yansıtmadığı her geçen gün netleşiyor. Öyle ki bir kesim tarafından olayın sadece 'dinci' denilen gruplara yıkılmak istenmesi ve Sünni barbarlığı olarak sunması, madalyonun öteki yüzünü görmezden gelmek olarak değerlendiriliyor. Yine bu kesim, derin çetelerin parmak izlerini ve provokasyonu ısrarla görmezden geliyor. Diğer cenah ise provokasyona gelmenin mazeret olmadığını ve sorumluluğu kaldırmadığını kabullenmekte zorlanıyor. Madımak üzerinden yapılan ajitasyon, gerçek faillerin ortaya çıkmasını da engelliyor.

Ancak o dönemde çekilen çeşitli görüntüleri yeniden incelemeye alan Sivas Emniyeti, sürekli gelişen teknolojinin de imkânlarını kullanarak 2 Temmuz'u tabir yerindeyse yeniden ele almaya başladı. Emniyet bu konuda bazı ipuçlarına ve farklı ayrıntılara ulaşmış durumda. Grupları harekete geçiren, onları tahrik eden asıl failler konusunda önümüzdeki süreçte detaylar daha da netleştirilecek.

Şüphesiz Türk siyasi tarihinde Madımak'ın yeri çok büyük. Dolayısıyla, yıllardır ortaya atılan iddialar bir yana, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü soruşturmasında da Madımak'ın geçmemesi düşünülemez. İddialara göre, mahkeme heyetine sunulan 3. İddianame'de Madımak olayı gizli tanıkların ağzından anlatılıyor. Bunun dışında hem Sivas Emniyeti hem de istihbarat birimlerinin ulaştığı bazı ayrıntılar var. Her şeyden önce 2 Temmuz 1993'te 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olay, tek başına bir grubun işi değil. Sanki bir konsorsiyum iş başındaymış. Yapılan bazı tespitlere göre, Madımak'ta 'dinci' olarak tabir edilen grupların yanı sıra 'derin Aleviler' ile PKK'nın da parmağı vardı. Diğer bir iddia ise adı Akın Birdal suikastı ile duyulmaya başlayan Türk İntikam Tugayı (TİT) da o gün Sivas'taydı. Ki bu yapıların çoğu, Ergenekon'un 'Naylon Terör Örgütleri' ilkesine uyuyor. Hatta bunların Ergenekon tarafından kullanıldığı artık ortaya çıkmış durumda.

Daha önce Zara ilçesinde kutlanan Pir Sultan Abdal Şenlikleri'nin Sivas'a alınması da başlı başına bir zafiyet. Çünkü ilçede çıkacak muhtemel kargaşa ve olayların önlenmesi daha kolay olabilirdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Murtaza Demir ve adı program sunucusu olarak geçen Ali Balkız (şimdi Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı), etkinliklerin Sivas'ta olması için öncülük etmişlerdi. 'O tarihlerde tartışılan Aziz Nesin programa davet edilmeseydi olaylar yaşanır mıydı?' sorusu da doğrusu çok ehemmiyetli değil. Zira Nesin kitaplarını imzalarken, konuşma yaparken hiçbir olay yaşanmaz. Görüntülerde yapılan tespitler ve 2 Temmuz'dan sonra yaşanan bazı olaylar dikkate alındığında Madımak'ın organize bir şekilde yakıldığı ortaya çıkıyor.

Peki, Madımak'ı ateşe vererek 'canlara' kıyan kimler ve hangi gruplardı? İşte, elde edilen bazı ipuçlarına göre Madımak olayına dair yeni ayrıntılar:

Her şeyden önce Madımak olayı hâlen Erzurum Cumhuriyet Baş Savcılığı tarafından takip edilen bir konu. Sivas Emniyeti, Madımak'ı bütün ayrıntılarıyla çözmek için, 16 yıl boyunca elde edilen bütün delilleri yeniden incelemeye aldı. Ergenekon davası kapsamında gizli tanık olarak ifade veren 'Kıskaç' ile 'Gurbet' isimli tanıkların anlattıkları da olaya dair önemli ipuçları veriyor.

Elde edilen verilere göre sanki gizli bir el veya eller, olayı örtbas etmek için gayret içine girmiş. Her şeyden önce olayda hayatını kaybedenlere dair ciddi otopsi raporları hazırlanmış değil. Mesela, çıkan yangında kimin nasıl öldüğü tam olarak bilinmiyor. Çünkü otopsi raporlarının bir kısmı ortada yok. Diğer bir ayrıntı ise 2 Temmuz günü Malatya'dan Ankara'ya toplantıya gitmekte olan bir sendikaya ait otobüsün Sivas'ta mola vermesi ve sonra ortadan kaybolması. Otobüste kimler vardı ve bu davetsiz misafirler daha sonra nereye gitti? Bunlar dönemin emniyet birimlerince takip edilmedi.

O gün kim tarafından dağıtıldığı bilinmeyen bildiriye dair bilgiler de net değil. Bazı medya organlarınca 'Halkımıza Çağrı' başlığı ile verildiği söylenen bildirinin aslında tam bir tertip ve düzmece olduğu anlaşılıyor. Daktilo ile yazılmış ve 'T.C. Devleti' diye devam eden bildirinin üst tarafında daha sonradan elle yazılan 'Müslüman Kamuoyuna' başlığı bulunuyor. Aynı bildirinin alt kısmında siyah tükenmezle yazılan 'Müslümanlar' imzası bulunuyor. Daktilo ile yazılmış bildirinin başlığının ve imzasının sonradan el yazısıyla atılmış olması düşündürücü. Çünkü olayın seyrine göre başlık ve imza atıldığı ortaya çıkıyor. O dönemde polis bildirinin izini sürmüş. Sivas'taki bütün daktilolardan örnekler alınarak karşılaştırılmış ve metnin Sivas dışındaki bir daktilodan yazıldığı sonucuna varılmış.

Sivas Davası

Olaydan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190'a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124'ü hakkında "laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma" suçlamasıyla dava açıldı, geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994'te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15'er yıl, 3 sanık hakkında 10'ar yıl, 54 sanık hakkında 3'er yıl, 6 sanık hakkında 2'şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını "taraflı, hukuka ve adalete aykırı" olarak niteleyerek ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın "Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu" belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. 28 Kasım 1997'de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası'nın 146/1 maddesine göre idama ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 24 Aralık 1998'de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usul noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999'da usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000'de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002'de idam cezasının kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi. Sivas Davası, İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davaydı.

DOSYANIN TAMAMI AKSİYON DERGİSİNDE

28 Temmuz 2009, Salı

(Kaynak: Zaman)

Büktel ile Bulunmaz'ın düşünce özgürlüğünü imha etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASIna imza veren MİTOS BOYUT'un "Düzmece Müzikali"ni asla okumuyoruz

LİNÇÇİ MİTOS BOYUT tarafından yayınlanan

METİN BALAY'ın

DÜZMECE MÜZİKAL'ini

SATIN ALMA!

SAKIN ALMA!

Not: Bu BOYKOT, OYUN sitesi tarafından düzenlenmiştir!

Büktel ile Bulunmaz'ın ifade olanaklarını imha etmek için Demirkanlı'nın başlattığı LİNÇ KAMPANYASIna destek veren MİTOS BOYUT kitaplarını okumuyoruz!

.......O..Ş.İ.M.D.İ..L.İ.N.Ç.Ç.İ


MİTOS BOYUT patronu T. Yılmaz Öğüt, linç etmek istediği Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'dan özür dileyinceye dek MİTOS BOYUT'un kitaplarını

BOYKOT

edeceğiz!

MİTOS BOYUT'TAN
KİTAP SATIN ALMA!

MİTOS BOYUT'TAN
KİTAP SAKIN ALMA!

Not: Bu BOYKOT, OYUN sitesi tarafından düzenlenmiştir!
Ülkemizin en köklü müzik topluluklarından biri olan grup, 29 Temmuz 2009'da sanatseverleri müzikal bir yolculuğa çıkaracak


Modern Folk Üçlüsü, 40. sanat yılını "Ustalara Saygı"da kutluyor


Etkinlik: "Ustalara Saygı" toplantısı/Modern Folk Üçlüsü
Tarih: 29 Temmuz 2009 Çarşamba
Yer: Abbasağa Parkı
Saat: 21.00

Ülkemizin en köklü müzik gruplarından Modern Folk Üçlüsü, kırkıncı sanat yılını “Ustalara Saygı” toplantıları kapsamında kutlayacak. Beşiktaş Belediyesi tarafından düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinliği, 29 Temmuz Çarşamba akşamı saat 21.00’den itibaren Abbasağa Parkı’nda ülkemizin ezgilerini kırk yıldır tüm dünyaya duyuran topluluk için gerçekleştirilecek.

Faruk Şüyün tarafından beş yıldır organize edilen “Ustalara Saygı” toplantıları, yaz döneminde müziğimizin ustalarının ağırlıkta olduğu bir programla Abbasağa Parkı’nda düzenlenecek.

Abbasağa Parkı’nın bu yazki ilk ustaları, 1969’dan beri geleneksel ezgilerimizi çokseslendirerek müziğimizde kendine özgü bir yer edinen Modern Folk Üçlüsü olacak. Ahmet Kurtaran, Doğan Canku ve Selami Karaibrahimgil’den oluşan topluluk için hazırlanan gece, birlikteliklerinin ilk dönemlerinden bugüne, kırk yılın müzikal bir özetini çıkaracak.

“Ustalara Saygı” gecesinde, Modern Folk Üçlüsü’nü geride bıraktığı kırk yılda birlikte çalıştığı, dostluklar kurduğu, dönüm noktalarını birlikte geçtiği arkadaşları da yalnız bırakmayacak. Etkinlikte, Arda Uskan, Burhan Karaçam, Can Gürzap, Deniz Adanalı, Emel Sayın, Esin Afşar, Fatih Orbay, Hakan Güngör, Hıncal Uluç, İzzet Öz, Naim Dilmener, Necip Kışlalı, Özalp Birol, Yuri Ryadchenko da Modern Folk Üçlüsü ile birlikte zaman zaman sahne alarak etkinliğe katılacaklar.

Kurulduğu günden bu yana birçok ülkede gerçekleştirdiği konserlerle müziğimizi dünyaya tanıtan, Seul ve Eurovision’un da aralarında bulunduğu şarkı yarışmalarında Türkiye’yi temsil eden Modern Folk Üçlüsü’nün kırk yıllık müzik yolculuğu, gecede gerçekleştirilecek bir dia gösterisiyle de sanatseverlerle paylaşılacak.

“Ustalara Saygı” toplantıları, 30 Temmuz Perşembe akşamı, Aykut Barka Parkı’nda düzenlenecek “Şiirimizi Yaratanlara Saygı- Türk Şiirinde Aşk Dolu Dizeler” gecesiyle devam edecek.

Bilgi için:
Faruk Şüyün: 0 533 468 30 63 // Facebook USTALARA SAYGI grubu // http://twitter.com/USTALARASAYGI

Beşiktaş Belediyesi Abbasağa Parkı’na nasıl ulaşılır?

Abbasağa Parkı’na Beşiktaş Barbaros Bulvarı’dan soldan yukarı çıkarken herhangi bir ara sokaktan saparak ulaşabilirsiniz -örneğin Ressam Hamdi Bey sok-. Park, Barbaros Bulvarı’na soldan paralel sokak üzerinde...

Sokağın solda en sonunda, kapalı otopark mevcut...

26 Temmuz 2009 Pazar

SIĞ ve SAĞ LİNÇ ÇAĞRICILARInın düzeysizliğini anlamak isteyen SAĞduyulu düzeyli okurlar, gerçekleri öğrenmek için tiyatro dünyasını bizden izliyorlar!

O..Ş.İ.M.D.İ..L.İ.N.Ç.Ç.İ


Google'da Ertuğrul Timur* diye arama yaptığınızda, birinci ve ikinci sırada sitemiz çıkıyor.

Bakınız: Google/Ertuğrul Timur

*Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), Mustafa Demirkanlı'nın sahibi olduğu Tiyatro... Tiyatro...'nun Yayın Kurulu Üyesi ve aynı derginin Gençlik Tiyatrosu Editörü'ydü

(Bakınız: Tiyatro... Tiyatro... dergisi Mayıs/2008)

***

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz; insanlık, politika, sanat, tiyatro, oyun yazarlığı, oyunculuk, kısaca hayat bilgisi dersleri vermeyi sürdürüyor!

Bulunmaz Tiyatro, Devlet Tiyatroları'nın bir birimi olmadığı ve/ya Kültür Bakanlığı çanağı yalayarak kapitalizmin önünde diz çökmediği için, özetle, Bulunmaz Tiyatro, T.C. Kültür ve Turizm Bakanı AKP'li Ertuğrul Günay'ın ve/ya herhangi bir erkin emrinde hareket edecek denli edilgenleşmediği, sadece ve sadece halkın istenci doğrultusunda hareket ettiği için, tiyatromuzun kurucusu ve yöneticisi Hilmi Bulunmaz'a, aşağıdaki telefon numaralarından hergün 24 saat ulaşabilirsiniz!


Hilmi Bulunmaz diyor ki:

İnsan, her şey yapar; politika yapar, sanat yapar, tiyatro yapar, oyun yazar, oyun oynar!

Hilmi Bulunmaz yönetiminde:

İnsanlık, politika, sanat, tiyatro, oyun yazarlığı, oyunculuk çalışmaları sürüyor!

Çalışmalar, pazar günleri yapılmaktadır.

Yer: Bulunmaz Tiyatro / Nâzım Hikmet Sahnesi
Adres: Yeniçarşı Cd. 20 / 3 Galatasaray Lisesi yanı
Tel: 513 47 32-251 85 23-638 22 38-0532 642 88 57
Not: Oyunculuk dışındaki tüm etkinlikler ücretsizdir.

Özgür Başkaya da Internet yazılarına başladı!


www.ozgurbaskaya.blogspot.com

Özgür Tiyatro'nun 15. Emek yılında fuaye söyleşisi from Bulunmaz on Vimeo.

Müzisyen from Bulunmaz on Vimeo.

24 Temmuz 2009 Cuma

Kültür Bakanlığı çanağı yalayan tiyatro patronlarında en küçük bir insanlık kırıntısı kalmışsa, Güler Zere'ye dikkat çekmek için çanak yalamamalılar!

Bu ülkede, gerçek anlamda insan hakları, demokrasi oluşmasından yana tiyatro patronları varsa ve bu patronlarda zerre kadar bir insanlık sevgisi kalmışsa, bu patronlar, sahnede döktükleri sahte gözyaşlarının hiç olmazsa birer damlasını sahtelikten kurtarmalı ve sahtelikten kurtardıkları bu gözyaşlarını Güler Zere için dökmeliler.

Tiyatro patronları, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi yararına işgal ettikleri sahneleri korumak için yaladıkları Kültür Bakanlığı çanağının oluşturduğu suç ortaklığından vazgeçerek, artık

Kültür Bakanlığı çanağı

yalamak için dilekçe vermemeliler. Bunu da gerekçelendirip, Güler Zere ve diğer "Güler Zere'ler"in zor koşullarda yaşam savaşımı vermelerinin kamuoyuna mal edilmesi için, çanak yalanmasını protesto ettiklerini, Güler Zere'nin hızla eriyip gitmesine neden olan hükümette önemli bir koltuğu işgal eden AKP'li Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a beyan etmeliler. Bu beyanatlarını;

www.tiyatrodergisi.com.tr

www.tiyatrodunyasi.com

www.tiyatronline.com

www.iatp-web.org

www.tiyatrom.com

www.e-tiyatrom.com

gibi sitelerle ve

Tiyatro... Tiyatro..

Sahne

TEB Oyun

Mimesis

Kavuklu

gibi dergilerle kamuoyuna duyurmalılar. Tiyatro patronları böyle bir eyleme girmezlerse, yukarıda adlarını saydığım ve kendilerine

"Tiyatro Yayıncıları Birliği"

adını takan site ve dergiler, mutlaka Güler Zere'nin en temel insanlık hakkı olan yaşama hakkını savunmak ve tiyatro patronlarını sorgulamak için ivedilikle yayın bombardımanına başlamalılar!

Milliyet gazetesinden aktardığımız haberi okuyunuz. (HB)


***


Kanser hastası Zere’ye iki dakikalık muayene

Gökçer Tahincioğlu

Adli Tıp Kurumu'nun tedavisinin cezaevinde sürmesine karar verdiği kanserli mahkûm Güler Zere’yi sadece iki dakika muayene ettiği ortaya çıktı

Adli Tıp Kurumu'nun, Çukurova Üniversitesi Hastanesi’nin “Hastanenin mahkûm koğuşunda kalması bile yaşamsal risk taşıyor” şeklindeki raporuna rağmen, tedavisinin hastanenin mahkûm koğuşunda yapılmasına karar verdiği kanser hastası mahkûm Güler Zere’yi sadece 2 dakika muayene ettiği ortaya çıktı.

Adana Balcalı Devlet Hastanesi’nin mahkûm koğuşunda avukatı Oya Aslan’la görüşen Zere, raporun verilmesi sürecinde yaşadıklarını anlattı. Aslan, Zere’nin anlatımlarını şöyle özetledi:

Çırılçıplak üst araması

“İstanbul’da götürüldüktün sonra geceyi Bakırköy Hapishanesi’nde geçiriyor. Oradaki gardiyanlar cezaevine girişte çırılçıplak üst araması yapmak istemişler. Ancak buna itiraz edince 3 kişilik geçici koğuşa koymuşlar. Yan koğuşta bulunan arkadaşlarından hırka almasına bile izin verilmemiş. Sabah Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmiş.

Sadece nabza baktı

Zere, Adli Tıp Kurumu’nda yaşadıklarını şöyle anlattı: ‘Bir odaya alındım. Genç doktorlardan birisi nabzımı kontrol etti, kalp atış ritmimi dinledi, halsiz olup olmadığı sordu, ‘halsizim’ dedim. ‘Zaten yeni ameliyat olmuşsun’ dedi. Şöyle usulden yaralarıma, ağız içime bakmadı bile. Tavrından olumlu rapor vermeyeceklerini anladım. Odanın içinde birçok doktor bulunuyordu. Onlar ilgilenmedi, ben daha dışarı çıkmadan bir başka hastayı içeriye aldılar. Raporun olumsuz çıkmasına şaşırmadım.’

Zere sonucu biliyordu belki, bizse mevcut durum karşısında aksi bir rapor verilemeyeceğini ona anlatmaya çalışıyorduk. Sadece 2 dakikalık bir muayene yapılmış. Müvekkilim böyle hazırlanan bir rapor nedeniyle şu anda cezaevinde kanserle mücadele ediyor.”

Mahkûm koğuşu

Aslan, Zere’nin kanserle mücadele etmek zorunda bırakıldığı Balcalı Devlet Hastanesi’nin mahkûm koğuşu ile ilgili olarak da şunları anlattı:“İnfazının tamamlanması istenen yer hapishane koşullarından daha kötü koşullara sahip bir kapatılma mekânı. Sterilizasyon açısından hapishaneden daha steril olmayan, havalandırmasız ve insansız, hastane içerisindeki hapishane. Zere, kapısının arkasında duran askerlerce sürekli izlenmekte. İki metre yükseklikteki demirlikle örülü penceresi morg servisinin penceresiyle karşı karşıya. Morg servisinin hemen yanında olduğunun farkında, ölüm acısı yaşayanların feryatları da kulaklarında.

15 dakikalık görüşme

Şimdilik ağızdan sıvı gıdayla beslenmekte, tedavisi nedeniyle 3 hafta kadar sonra ağızdan beslenmeme ihtimali var. Sonra kılların dökülmesi, derinin kuruması, ses kısıklığı, duymada azalma, orta kulak iltihabı... Her gün 10 dakika radyoterapi alıyor. Götürülürken yakınları görmesin diye jandarma etten duvar örüyor. Sevdikleri ile göz göze gelmesi, onlara gülümsemesi yasak. Yakınları haftada bir defa 15 dakika süreyle görüşebiliyor. Ancak iki demir kapının açılmasıyla hemen yanına varamıyorsunuz.

(Kaynak: Milliyet)
Tarih, Yalanın Perdesini Yırtacaktır!


Emperyalistlerin Sosyalizm Korkusu Büyüyor, Onların Çırpınışları Yakın Geleceğin Müjdecisidir...

Avrupa Konseyi’nin 2006 yılında Sovyetler Birliği'nin, Nazi Almanya'sıyla denk tutma, komünistleri ve sosyalizmi "kınama" girişiminin demokratik kamuoyunun tepkilerileri sonucu başarısızlığa uğramasının ardından, Avrupalı emperyalistler yeni bir saldırı için kolları sıvadılar. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), İkinci Dünya Savaşı'nın başında Sovyetler Birliği ile Nazi Almanya'sının rollerini bir tutan karar tasarısını kabul etti.

AGİT parlamenterler asamblesinde kabul edilen ve tarihi çarpıtan, dünya halklarını aldatan bu tasarı, 23 Ağustos 1939’da imzalanan Almanya ile Sovyetler Birliği arasındaki saldırmazlık paktına istinaden, 23 Ağustos gününü Stalinizm ve Nazizm kurbanlarını anma günü olarak deklare etmeyi içeriyor.

Özünde Kızıl Ordu’nun dünya halklarını kan can pahasına faşizm belasından kurtaran tarihsel direnişini unutturmaya, işçi sınıfının gelecek umutlarını karartmaya çalışan emperyalistler, Stalin şahsında Sosyalizmden intikam almayı hedefliyorlar.

Dün Hitler, Mussolini vb faşist iktidarları devreye koyarak dünya halklarına soykırım, kan, vahşet uygulayan emperyalistler, bugünde işgal, imha, tecavüz, sınır dışı saldırıları, ırkçılık, anti terör, güvenlik ve inkar politikaları gibi bir çok gerici yasa ve politikaları ile dünya halklarına kan kusturuyorlar.

Emperyalist haydutlar tarihi çarpıtarak, ekonomik krizle birlikte artan sosyalizm için mücadele olanaklarının ve kitlelerin, kapitalizmin bu saldırıları karşısında sosyalizme yönelmelerinin önünü kesmek istiyorlar. Onlar biliyorlar ki kriz koşullarında dünya halkları özgürlüğe daha fazla ihtiyaç duyacaklar ve biriken öfkesi onların saltanatlarını sarsacak.

Onlar, tarihi çarpıtıyorlar. Onlar, Kızılordunun başkomutanı Stalin’in önderliğinde savaşan Sovyet insanından intikam almak istiyorlar. Onlar, sosyalizm heyulasından korkuyorlar.

Dostlar, işçi ve emekçi kardeşler;

Krizlerin bütün tarihleri boyunca olduğu gibi toplumsal başkaldırıların artacağı yönündeki, NATO’nun 1997’deki “21. yüzyılda ekonomik eşitsizliklerin artacağı ve ayaklanmaların önünün alınamayacağı” tespitiyle, emperyalist devletler; yeni “güvenlik paketleri”ne, “anti terör yasaları”na başvurmaya yönelmişlerdir. Bunun yanı sıra, sosyalizme ait değerleri yasaklama girişimleri, kararları yada karalama kampanyalarının hepsi emperyalistlerin ve onların kurumlarının sürece hazırlıkları ve duydukları korkunun ifadesidir. Onları korkutan işçi sınıfının ve halkların kurtuluş mücadelesidir. AGİT tarafından kabul edilen karar tasarısı da, işçi sınıfının tek kurtuluş seçeneği olan sosyalizmden duydukları korkunun ifadesidir.

Bugün işçi sınıfına ve ezilen / sömürülen halklara düşen görev, emperyalistlerin bu korkularını büyütmektir!.. Dünya halkları; gelecekleri için dövüşmek, Sovyet insanının bıraktığı büyük Sosyalizm deneyiminden öğrenmek görevi ile karşı karşıyadırlar..

İnançla ifade ediyoruz ki; Emperyalistler, dünya işçi sınıfının kendi geleceğinin SOSYALİZM olduğu gerçeğine ulaşmasını engelleyemeyecektir. Onlar gerçeği gizlemeye çalışsınlar; tarih yalanın perdesini yırtacaktır. SOSYALİZM, dün olduğu gibi, bugün ve yarın da insanlığın biricik alternatifi olmaya devam edecektir!..

AvEG-Kon

***

OYUN'un notu: Yukarıdaki metni geldiği gibi yayınladık!

Ayrıca bakınız: Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Kesintili yaşamdan birkaç kesit! from Bulunmaz on Vimeo.

AKM'de her şey sil baştan


Atatürk Kültür Merkezi'ni yenileme projesi tam da başlayacakken, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı vermesi işleri başadöndürdü. Projeyi yürüten İstanbul 2010 AKB Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekip Avdagiç, hukukî süreci takip edip çalış-maları sür düreceklerini söylerken sanat kurumlarının yöneticileri sürecin en çok kendilerini etkileyeceğine dikkat çekiyor.

İki yıldır kültür sanat dünyasını meşgul eden Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) yenilenmesi konusunda yeni bir dönemece girildi. Tüm kültür sanat camiası bugünlerde Atatürk Kültür Merkezi'nin ihale sözleşmesinin yapılmasını ve yenileme çalışmalarının başlamasını beklerken, İstanbul 9. Bölge İdare Mahkemesi'nden süreci etkileyecek çok önemli bir karar geldi.

Mahkemenin geçtiğimiz ocak ayında Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası'nın (Kültür Sanat-Sen) AKM'nin yenileme projesi aleyhinde açtığı davada yürütmenin durdurulmasına karar vermesi akılları iyice karıştırdı. AKM'nin yenilenmesi projesini yürüten İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, davanın muhatabı olan Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın karara itiraz edeceğini beklediklerini söylüyor. Davayı açan Kültür Sanat-Sen karardan memnun.

Geçtiğimiz günlerde mekanın yenileme projesinin ihalesini alan Özsoy İnşaat yetkilileri sorunun çözüleceği inancında. Karardan en çok etkilenen ise mekanda faaliyet gösteren sanat kurumları. Bir yıldır faaliyetlerini dışarıda yürüten sanat kurumlarının yöneticileri, ortaya çıkan durumun bir an önce çözülmesini bekliyorlar.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Şekip Avdagiç, kendilerinin yürütmeden sorumlu olduklarını, davanın resmî muhatabı olan Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın en kısa süre içinde karara itiraz edeceğini öngördüklerini söyledi.

'PROJE YANLIŞ ANLAŞILDI'

Adaletin bu süreçte en doğru kararı vereceğine inandığını belirten Avdagiç, "AKM, hazırlanan proje ile yeniden inşası yapılacak bir bina değildir. Bu projeyle yeniden kullanılabilir hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Dava gerekçelerinden birisi olan cephelerin değiştiği ve binanın orijinalinin bozulduğu yönündeki iddialar son derece üzücüdür. Amacımız, kullanılmaz halde olan ve gerek elektrik, gerek mekanik gereksinimleri dünya standartlarının altında kalmış olan bu kültür merkezini İstanbullulara yakışacak bir hale dönüştürmektir." dedi. Avdagiç, süreci yakından takip edeceklerini ve hukuki süreç izin verir vermez yenileme çalışmalarını başlatacaklarını belirtti.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı (AKBA) Kentsel Uygulamalar Direktörü Korhan Gümüş, başlatılan sürecin devam ettirilmesi için bütün hukuki yolların deneneceğini söyledi. Proje hakkında eksik bilgilenmeler olduğunu ifade eden Gümüş, "Zannediliyor ki, binanın cephesi değiştirilecek, reklam alınacak. 2010'un bu süreci yeniden şeffaf bir şekilde anlatması gerekiyor. Bu proje İstanbul'un bir kültür başkenti olması için bir eşiktir." diye konuştu. Gümüş, bu kararla binanın 2010 için kullanımının aksayabileceğini ancak hedefin 2010'a yetişmesinden ziyade dört dörtlük yapılması olduğunu vurguladı.

Davayı açan Kültür Sanat-Sen'in başkanı Yavuz Demirkaya, henüz mahkeme kararının kendilerine ulaşmadığını söyledi. Tebligat ulaşır ulaşmaz bir toplantı düzenleyeceklerini belirten Demirkaya, yaşanan mahkeme süreci ve bundan sonra ne yapılması gerektiği hakkında kamuoyunu bilgilendireceklerini ifade etti. AKM yenileme projesi ihalesini kazanan Özsoy İnşaat yetkilileri ise sözleşmenin hâlâ yapılmadığını hatırlatarak, bu projenin başlayıp bitirileceğini ve ortaya çıkan sorunun bir an önce çözüleceğine inandıklarını söyledi.

LEMİ BİLGİN (DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRÜ): En büyük zararı biz göreceğiz

"Bunun olmasından çok korkuyorduk. Orayı terk edeli bir yıldan fazla oldu. Keşke bu süreci, gerek 2010 Ajansı, gerek sendika gerekse sanat kurumları bir araya gelip diyalog içinde bitirebilseydik. Bu şartlarda 2010'da orada olamayacağız gibi görünüyor. Bir gün bile bizim için çok büyük bir kayıp. Sendikanın mutlaka haklı nedenleri vardır, ancak bu süreçte en büyük zararı sanat kurumları, sanatçılar ve sanatseverler görecek."

RENGİM GÖKMEN (DEVLET OPERA VE BALESİ GENEL MÜD.): Şanssız bir süreç başladı

"Bundan korkuyorduk zaten. Bu durumun şanssız bir süreç başlattığını düşünüyorum. AKM'nin her bina gibi yenilenmeye ihtiyacı vardı. Bu sürecin İstanbul 2010 hızlı bir şekilde tamamlanacaktı. Mahkeme kararı süreci olumsuz yönde etkileyebilir. Sanıyorum davayı açanların proje konusunda eksik bilgilenmesi gibi bir durum var. Türkiye'nin en büyük opera sahnesi bu mekanda ve biz bu sahneyi 2010'da kullanmak istiyoruz. Temennimiz biran önce çözülmesi." ZAMAN
ALİ PEKTAŞ İSTANBUL